Son Haberler
Anasayfa » Blog » Sinem Kaya » Herkesin İzlemesi Gereken 20+ Film

Herkesin İzlemesi Gereken 20+ Film

Yaz aylarına ufaktan giriş yaptık. Çoğumuzun ya bolca boş zamanı var ya da sıkılıyoruz sürekli. Ben de bu zamanları evde rahatça geçirmek isteyenler için ufak bir “ölmeden önce izlenmesi gereken filmler” listesi yaptım kendimce. Öncelikle belirtmek isterim ki bu liste tamamen kişisel fikirlerime dayanıyor. Kime göre bu kadar güzel, neye göre bu filmi ölmeden önce izlemem gerek derseniz; bana göre. Bunları ne film eleştirmeni olarak yazıyorum ne de işin ehli olarak. Film izlemeyi çokça seven biriyim sadece, ağırlık da bilim kurgu üzerine sanırım.

Kendimi bildim bileli filmlerle hep haşır neşir olmuşumdur, bazen yeri gelir 12-13 saat film izler; bazense aylarca bir filmin çıkmasına gün sayarım. Bazı filmler var ki hayata bakış açımı değiştirdi, bana yeni bir ben kattı.  Hadi canım, bir insanın hayatı bir filmle değişir mi demeyin, ben “mutluluğun formülü”nü bir filmde buldum. Hatta o filmi de paylaşacağım birazdan sizlerle. Filmi dümdüz izlemekle kalmaz, onu özümsemeyi, hakkında tartışmayı ve içindeki anlamları kurcalamayı çokça severim. Eğer siz de filme sadece bakmakla kalmayıp gerçek manasıyla izlerseniz, eminim siz de kendinize katacak birçok şey bulacaksınız. Bu listeyi beni en çok etkileyenler sırasına göre yapmaya çalışacağım ama sevdiğim filmleri sıralamak o kadar zor bir şey ki benim için, hepsi kendi çocuklarım gibi. Ondan dolayı bazılarına haksızlık ediyor olabilirim. Ama arka sıralarda olması bu listedeki hiçbir filmin kötü olduğu anlamına gelmiyor. Yüzlerce film arasından anca seçebildim. Kesinlikle bu listeyi bitirdikten sonra aklıma bir ton başka film gelecek ve nasıl unuturum diye pişman olacağım. Ama ilk aklıma gelenler bunlar oldu.

 

“Böyle bir listede nasıl GodFather olmaz!”, “Fight Club olmayan listeye liste demem!”ciler gelmeden belirteyim ki, çok bilinen, her listede olan filmleri koymak istemedim, hatta biraz da son 20 yılın filmlerine ağırlık verdim. Evet yazacağım filmler çok bilindik şeyler zaten ama bunları kesinlikle kaçırmanızı istemiyorum. Birçoğunu duymuş, hakkındaki eleştirileri okumuşsunuzdur eminim. Eğer hala izlemediyseniz, bu liste size ufak bir dürtme olsun, açıp izleyin.

Not: Filmin açıklamalarını sinemalar.com’dan direkt olarak alacağım, eğer ilgilenirseniz gerekli bilgilere internetten ulaşabilir ve fragmanını inceleyebilirsiniz. Ben sadece yorumlarımı ekleyeceğim. Animasyon ve seri filmleri ise kendi içinde sıraladım. Listenin aşağılarında görebilirsiniz.

2. Not: Eğer bunlardan önce Yüzüklerin Efendisi – Harry Potter – Karayip Korsanları serisini izlemediyseniz, hepsinden önce bu serileri öneririm. Çok klasik olmalarına rağmen, hepsinin yeri bende çok ayrıdır.

1. Başlangıç (Inception)

Bilim Kurgu, Aksiyon

Evet, biliyorum, çok klasik oldu her listenin başında Başlangıç filmini görmek ama hak ediyor da şimdi! İlk sıraya yazacağım filmi seçerken bayağı bir düşünsem de tacı bu filme veriyorum. Çünkü kendisi, film kültürümü tamamen etkiledi ve aradığım kanı bulmamı sağladı. İçinde barındırdığı aksiyon sahneleri nefesinizi keserken, son ana kadar şimdi ne olacak diye düşündürüyor ve sizi kendine bağlıyor. Hele ki sonuna doğru yaklaştıkça kafayı yiyecek gibi oluyorsunuz. Son saniyesine kadar heyecanla beklerken, filmin sonunda “E, ne oldu şimdi?” diye ekrana baktırıyor. Üzerinde çok yorum yapılmasına ihtiyaç olmayan bir film, kendi kendini izletmeyi başarıyor zaten.

Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği her şeye mahvolmuştur. Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkansız başlangıcı tamamlayabilirse… Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır. Ama ne dikkatle yapılan planlamalar, ne de uzmanlıkları, onları, her hareketlerini önceden tahmin ettiği anlaşılan tehlikeli düşmanlarına karşı hazırlıklı kılabilir. Bu, gelişini sadece Cobb’un görebildiği bir düşmandır.

2. Bay Hiçkimse (Mr. Nobody)

Dram, Fantastik, Romantik

Hayatınızda yaptığınız seçimleri tekrar tekrar sorgulatacak ve her yeni kararda sizi bir kere daha düşündürtecek bir film. Genel izleyici kitlesinin “Ne oluyor bu filmde şimdi?” diye düşünüp durduğu, en az 2 kere izlemeden anlaşılmayan filmlerden. Her izlediğimde farklı açılarından yakalıyor, yeni şeyler keşfediyorum film içinde. Jared Leto hayranlığının patlak vermesiyle son dönemlerde izlenmeye başlayan ve kesinlikle hak ettiği değeri görmeyen bir film. İzleyin, düşünün, tekrar izleyin, tekrar düşünün. Anlatmaya çalıştığı mesajla, hayatımı gerçekten etkileyen filmler arasında.

Sevdiği şeyleri fazlasıyla benimseyen ve onları paylaşmaktan nefret eden biri olarak bu film konusunda çok kıskanç olduğumu söyleyebilirim. Kolay kolay herkesle paylaşmadığım bir filmdir ama böyle bir liste yapmışken eklemeden geçmek imkansız olurdu.

Başlıkta bahsi geçen Bay Hiçkimse, 2092 yılında dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Némo adlı bir adam. Ölüm döşeğindeki Némo genç bir çocukken bir peronda durduğunu hatırlar. Tren kalkmak üzeredir. Annesiyle birlikte mi gitmeli, yoksa babasıyla mı kalmalıdır? Bu karar, sonsuz sayıda olasılığı doğuracaktır… Ve pek çok gezegen, iki ölüm ve sevilecek kadınlar….

3. Zamanda Aşk (About Time)

Bilim Kurgu, Dram, Komedi

Geldik mutluluğun sırrını açıklayan o yegane filme. Hayatımı 2 film çok etkilemiştir, bu da ikincisi. Başlarda klasik bir aşk filmi gibi gelse de film ilerledikçe içine kattığı anlam da o kadar derinleşiyor. Sonunda aslında hepimizin en baştan beri bildiği ama unuttuğu o sırrı vererek yaşamanıza bir anlam daha katıyor. Bu filmi izledikten ve o söylediklerini gerçekleştirdikten sonra, hayatımın büyük ölçüde değiştiğini samimiyetle söyleyebilirim. Bu kadar basit mi? Evet dostlar, bu kadar basit.

İçinde komedi, dram ve aile ilişkileri barındıran; sizi hem sıkmadan hem de meraklandırarak izletecek güzel bir film. İzleyin, izlettirin.

Genç yaştaki Tim Lake, ailesiyle birlikte sıra dışı bir yeteneğe sahiptir:Tim hayatının farklı yönlerini değiştirmek için bu özelliğini kullanmaya başlar. Mary adında bir kıza aşık olur çalışmak için Londra’ya taşınır. Tim gizli yeteneği ilişkilerine de yeni bir ‘boyut’ getirir ama genç adam yakın zamanda her sorunu bu şekilde çözemeyeceğini fark edecektir.

4. Prestij (The Prestige)

Dram, Fantastik, Gerilim

Şu zamana kadar hep Prestij gibi bir film daha çıksa da izlesem dedim. Algılarınızla oynayacak ve sizi şaşırtacak bir baş yapıt diyebilirim. Senaristinden oyuncusuna kadar kalite içinde yüzen bir yapım zaten kendisi. İzledikten sonra tadı damağınızda kalacak ve daha fazlasını isteyeceksiniz. Ki, bunu karşılayabilecek çok az film vardır.

Bu beklenmedik dönüşlerle dolu gizemli öyküde, Viktorya Devri’nde iki sahne sihirbazı, giderek şiddetlenen bir savaşa ve birbirlerinin mesleki sırlarını ortaya çıkartmak için doymaz bir susuzluğa dönüşen güçlü bir rekabete girişiyorlar. Bu iki görkemli adamın cüreti tutkuya, şovmenliği bilime ve hırsı dostluğa kırdırmalarının sonuçları tehlikeli, ölümcül ve hileli oluyor.

Her şey yüzyılın başında, hızla değişen Londra’da başlıyor. Sihirbazların ünlü ve en üst mertebede idol olarak kabul edildikleri bir zamanda, iki genç sihirbaz şöhrete giden yolu çizmeye başlarlar. Gösterişli, sofistike Robert Angier (HUGH JACKMAN) tam bir şovmenken, yontulmamış ve gelenekçi Alfred Borden (CHRISTIAN BALE) sihirli fikirlerini gösterme yeteneğinden yoksun, yaratıcı bir dahidir. Birbirlerini takdir eden arkadaşlar ve ortaklar olarak yola çıkarlar. Ama en büyük numaraları ters gidince, aralarında ömür boyu sürecek bir düşmanlık başlar; ikisi de bir diğerini geçme ve altüst etme niyetindedir. Sürdürdükleri aşırı rekabet, her numarayla, her gösteriyle daha da büyür; ta ki sınır tanımayana, hatta elektriğin yeni ve inanılmaz güçlerini ve Nikola Tesla’nın bilimsel dehasını işin içine dahil edene dek…

5. Kader (Predestination)

Bilim Kurgu, Aksiyon, Gerilim

Klasik bir macera gibi gözükse de aradan az bir zaman geçtikten sonra Yeşilçam’daki kötü adam ses tonuyla “Ben senin bildiğin aksiyon filmlerine benzemem küçük hanım.” diyen bir “Ciddi misin sen?” filmi. Kim nereye gitti, o adam kimdi,  bu kadın nereden çıktı, ne yaptı o öyle ya diye diye film nasıl bitti anlamıyorsunuz. Olayları filmin içeriğini anlatmadan nasıl yorumlarım en ufak bir fikrim yok. Tek diyebileceğim, sadece izleyin. Her izleyenin farklı yorumlar katabileceği, benzeri nadir olan filmlerden.

Zamanda yolculuk etmeye çalışan bir ajanın hikayesi anlatılmaktadır. Çünkü yaşanmamış kötü olayları önceden haber alırsa suçluları yakalamak için değerli bir zamana sahip olacaktır. Gizli bir kuruluşa bağlı olarak görev yapan ajanın son görevi ise; 1975 yılında New York’ta yaşanan bir patlamada 11.000 insanın yaşamını yitirmesinde sorumlu olan Fiyasko Bombacısı isimli adamı bulup bu facianın hiç yaşanmamış olmasını sağlamaktır. Son yılların bilim-kurgu türünde en beğenilen yapımlarından biri olan Predestination filminin baş oyuncusu Ethan Hawke olurken, yönetmenliğini Spierig Kardeşler yapmaktadır. 

6. Koku: Bir Katilin Hikayesi

Dram, Gerilim, Suç

Bu filmi sevmemin en büyük nedeni, başroldeki karakterin içinde bulunduğu psikoloji. Konu olarak çok farklı ve hem dönemini hem de karakterin sefaletini o kadar güzel yansıtıyor ki etkilenmemek elde değil. Eğer bir film önereceksem, illaki Koku bu listenin içinde olur. İçine fazlasıyla çekiyor ve sizi bolca düşündürüyor.

 

Filmde olaylar 18. Yüzyıl da Fransa’da geçmektedir. Jean-Baptiste Greenouille bir balık satıcısı kadının oğlu olarak tezgah arkasında çöplerin arasında doğar. Annesi onun da diğer çocukları gibi öleceğini sanarak çöplerin arasına atar. Lakin Jean yaşar ve bir yetimhanede büyür. Güçlü bir koku alma yeteneği olduğunu çok geçmeden fark eder.
Gençlik döneminde tabakhanede çalışmaya başlayan Jean, şehire indiği günlerden birinde güzel bir genç kızın kokusunun büyüsüne kapılır ve onu takip eder. Bir süre sonra kıza ulaştığında kız korkar ve çığlık atar. Çevrenin onu duymasından endişelenen Jean da panik içinde onun ağzını elleriyle kapar. Ne var ki bu durum kızın boğularak ölmesine yol açar. Jean burada kızın her yerini koklayarak güzelliğin ve ölümün kokusunu içine sindirir.
Paris’in o dönem ki parfüm endüstrisi liderlerinden Giuseppe Baldini diğer üreticilerle rekabet içindedir. Jean onun dükkanını görmüş ve bu koku imparatorluğuna hayran kalmıştır. Bir gün tabaklanmış derileri Baldini’ye getiren Jean ona Paris’in en iyi burnunun kendisi olduğunu söyler. Baldini önce inanmaz ancak Jean rakip üreticinin mamulünü kısa bir sürede üretince şaşırır. Bir süre sonra da Jean ona mükemmel kokular üreterek yanında çalışmaya başlar.
Ancak Jean’ın artık bir hedefi vardır. Her şeyin kokusunu esir edebilmek… Jean artık en müthiş eserini ortaya koyabilmek için çalışmaya başlayacaktır.

7. Zindan adası (Shutter Island)

Dram, Fantastik, Gerilim

Biraz DiCaprio filmleri hayranı olduğum doğrudur fakat bu film size yaptığı ters köşelerle uzun bir süre dilinizden düşmeyecektir. Hem yüreğinizi burkan hem de içinizdeki Sherlock Holmes’ü harekete geçirecek, unutulmazlar arasındaki filmlerden. Karakterin içinde bulunduğu hal o kadar güzel anlatılmış ki, kahramanın hislerini birebir hissedebilirsiniz.

“Departed-Köstebek” ile Oscar ödülü kazanan yönetmen Martin Scorsese’in yönettiği “Shutter Island-Zindan Adası”nda, Massachussets sahili açıklarındaki bir adada suç işlemiş akıl hastalarının tedavi edildiği hastanedeki bir katilin esrarengiz şekilde kayboluşunu soruşturmakla görevlendirilen Teddy Daniels (Leonardo DiCaprio) ve Chuck Aule (Mark Ruffalo) adlı iki polisin baş döndüren hikayesi konu ediliyor.

8. Yıldızlararası (Interstellar)

Çıktığı ilk günden itibaren kendinden bolca bahsettiren film, gerek duygusal ögeleri gerekse bilim kurgu yönünden ele alındığında gayet başarılı ve farklı bir film zevki sunuyor. Fakat aynı zamanda çok fazla uzay-bilim kurgu temalı film çıktığından sanki biraz arada kaynadı gibime geliyor. “Hayatımı değiştirdi!” diyemeyeceğim ama keyifli birkaç saat geçirmiş oldum, kaliteli bir yapım.

Filmin geçtiği yakın gelecekte yeryüzünde yaşam, artan kuraklık ve iklim değişiklikleri nedeniyle tehlikeye girmiştir. İnsan ırkı yok olma tehlikesiyle yüz yüzedir. Derken yeni keşfedilmiş bir solucan deliği, tüm insanlık için umut olur. Buradan geçip boyut değiştirerek daha önce hiçbir insanoğlunun erişemediği yerlere ulaşmak ve insanoğlunun yeni yaşam alanlarını araştırmak ise bir grup astronot-kaşife kalır. Bu kaşifler, geçen 1 saatin dünyadaki 7 yıla bedel olduğu ortamda hem hızlı ve cesur olmak zorunda kalacaklardır.

9. Kız Kardeşimin Hikayesi (My Sister’s Keeper) / 

Cennetimden Bakarken (The Lovely Bones)

Dram / Dram, Fantastik

 

Hangisini yazacağımı karar veremeyince ikisini de yazmak daha mantıklı göründü. Konu olarak iki film de birbirinden çok farklı olsa da dram tarzında filmleri izlemeyi seviyorsanız, kesinlikle beğeneceğinizi söyleyebilirim iki filmi de. Normalde ağırlıklı dram izlemesem de, iki film de kendini uzun seneler boyunca unutturmayıp bayağı da bir duygulandırmayı başardı.

10. Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poets Society)

Dram

Vizyona girmesinin üzerinden 27 yıl geçmesine hala kendi kulvarında en üst sıraları kaptırmayan, kaliteli ve hayatıma dokunmuş filmlerdendir. “Anı Yaşa!” felsefesini edebi bir şekilde anlatıyor ve filmin içindeki ortamı size hissettiriyor. İçinizi ısıtacak tarzda diyebilirim.

50’lerin Welton Akademisi, ciddi, disiplinli ve akademik çevrelerde saygınlığı yüksek olan bir okuldur. Okul yönetiminin muhafazakar ve Ortodoks tavırları okulu öğrenciler için sıkıcı ve bunaltıcı bir hale getirmektedir. Fakat yeni İngilizce öğretmeni John Keating’in okula atanmasıyla çok şey değişecektir.

11. Oblivion

Bilim Kurgu, Aksiyon, Macera

Birçok insandan olumsuz yorumlar alsa da Oblivion bende etki bırakan filmlerden. Hem aksiyonlarıyla heyecanlandırırken hem de sonunda yaptığı ters köşe ile yine kalplerde yerini alıyor. Görsel açıdan da gayet göz doyurucu bir film. Beğenmesi biraz zevk meselesi tabii ki.

Askeri bir yönetimin eseri olan bir grup, güvendikleri ve askeri konuda deneyimli olan Jack isimli bir askeri, bir zamanlar insanların yaşadığı “Dünya” isimli gezegene keşif için yollarlar. İnsanların yok olmasından önce bu “Dünya” gezegeninde nasıl yaşadıklarını tespit için gönderilen Jack’in karşına hiç beklemediği sürprizler çıkacaktır.
Tron filmiyle isminden söz ettirmiş yönetmen Joseph Kosinski’nin yönetmen koltuğunda yer aldığı ve kendi çizgi romanı olan romandan uyarladığı filmin kadrosunda Tom Cruise, Olga Kurylenko, Andrea Riseborough, Nicolaj Coster-Waldau, Melissa Leo ve Morgan Freeman gibi isimler yer alıyor…

12. Evrim (Transcendence)

Bilim Kurgu, Aksiyon, Dram

Yine anlaşılması zor olduğundan eleştirilse de iyi takip edildiğinde kaçırılmayacak düzeyde bir film. Konusu kendini diğer filmlerden ayırırken kadrosu da ayriyeten beni izleyin diyor. Puanının az oluşuna bakmadan, şans verilmesi gerekiyor ve gerçekten ufuk açıcı olduğunu söylesem yalan olmaz.

Dr. Will Caster, yaptığı çalışmalar ile bir bilge, insandan daha üstün bir süper bilgisayar yapmaya girişir. İnsan beyninden daha üstün bir bilgisayar yaratılmasını istemeyen radikal bir grubun saldırısına uğrayacaktır. Başrolünde Johnny Depp’in oynadığı filmde Rebecca Hall ve Paul Bettany, Depp’e eşlik ediyor.

13. Lucy

Bilim Kurgu, Aksiyon, Gerilim

“Eğer beynimizin %100’ünü kullanabilseydik ne olurdu?” diyerek birçok insanın tepkisini çekerken aynı zamanda da bolca ilgi gördü. Seyircinin bakış açısına göre değişen finaliyle, fazlaca beğenimi aldı. Özellikle bilim kurgu sevenlerin ilgisini bayağı bir çekecektir.

Lucy (Scarlett Johansson) Taipei’de okuyup çalışan genç bir Amerikalı kadındır. Erkek arkadaşının da etkisiyle kuryelik yapmaya başlar. Hakkında hiçbir şey bilmediği bir çantayı Koreli uyuşturucu baronu Jang’a götürmesi gerekmektedir. Ancak bir tuzağın ortasında kalan Lucy uyuşturucu baronu tarafından esir alınır ve karnına son derece tehlikeli sentetik bir uyuşturucu yerleştirilir, bu maddeyi bedeninde taşıyarak Avrupa’yı götürmesi gerekmektedir. Ancak rehin tutulduğu yerde haydutlardan biri tarafından karnına atılan tekme, uyuşturucunun bedenine sızmasıyla müthiş bir değişime uğrar. Artık mental ve fiziksel yeteneklerini tam kapasiteyle kullanabilen, çok özel güçlere sahip tam bir ölüm makinesine dönüşen Lucy, kendisine yapılan kötülüklerin intikamını almaya kararlıdır.

14. Yaşam Şifresi (Source Code)

Bilim Kurgu, Gerilim, Gizem

5 dakikada bitti gibi gelen filmin zaten orijinal süresi de 93 dakika olduğundan çerez gibi gidiyor. “Eğer bir dakikadan az zamanın olsaydı yaşamak için, ne yapardın?” fikrini bolca düşündüren ve karışık kurgusuyla aklınızı başınızdan alırken bir yandan da duygusal olarak bağlamayı başarıyor.

Colter Stevens (Jake Gyllenhaal) uyandığında kendini bir banliyö treninde, başkasının bedeninde bulur ve 8 dakika sonra tren infilak eder. Gözlerini açtığında yeniden kendi bedenindedir. Bunu sağlayan, hükümetin geliştirdiği  ‘yaşam şifresi’ isimli bir programdır. Bu program bir başka kişinin kimliğine geçip, onun hayatının son sekiz dakikasını yaşayabilmeyi sağlamaktadır. Stevens’ın görevi bombacıyı bulmak ve onun yapacağı ikinci eylemi engellemektir. Bunun için son 8 dakikayı defalarca yaşar ve her seferinde elde ettiği ipucları ile olayı çözmeye çalışır.

15. Her Şeyin Teorisi (The Theory of Everything)

Biyografi, Dram

Biyografi filmlerini sevmeseniz bile bu hikaye hoşunuza gidecektir sanıyorum. Stephen Hawking’in hayatı, tüm yönleriyle incelenmiş. Romantizm, dram ve motivasyon dolu bir film.

Ünlü İngiliz fizikçi ve bilimadamı Stephen Hawking’in kariyerinin ilk yıllarına, fiziksel kapasitesini giderek düşüren ALS hastalığının aşamalarına ve ilk eşi Jane Wilde ile ilişkisine odaklanan Her Şeyin Teorisi filmi, sinema dünyasının en önemli ödüllerinde birçok adaylık kazandı.

16. Umudunu Kaybetme (The Pursuit of Happyness)

Aile, Biyografi, Dram

Yıllardır motivasyon filmi deyince akla gelen ilk filmlerden biridir. Will Smith oğlu Jaden ile yine kendini konuşturuyor bu filmde. İnsanın kalbine mutluluk salan ve hala bir yol var her şeyi halletmek için dedirten duygusal bir yapıt.

 

The Pursuit of Happyness/Umudunu Kaybetme’de, Chris Gardner (Will Smith) iki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir aile babasıdır. Ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen, beş yaşındaki oğlu Christopher’ın (Jaden Christopher Syre Smith) annesi (Thandie Newton) maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybetmek üzeredir. Artık dayanamayacağını anlayınca, istemeye istemeye evi terk eder… Artık bekar bir baba olan Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet; geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar. Çektiği sıkıntılara rağmen, Chris, babalık görevini sevgi ve özenle yerine getirmeye devam eder ve oğlunun kendisine karşı duyduğu sevgi ve güveni, karşısına çıkan engelleri aşmak için kullanır.

17. Akıl Oyunları (A Beautiful Mind)

Biyografi, Dram

Her Şeyin Teorisi tarzında güzel bir biyografi filmi. İnsanın içinde yatan o tembel ruhu ayağa kaldırırken, bir yandan da bizlere güzel bir örnek oluyor. Ama sonuç için aynı şeyi söyleyebilir miyiz, izleyip bakmak lazım…

John Forbes Nash Jr., genç yaşında geliştirdiği kuramlarla matematik dünyasının bir numaralı ismi haline gelir fakat kısa süre içerisinde bencilliği ve kendine olan aşırı güveni sonucunda oluşan kişisel problemleri ile baş edemez ve başına bin türlü sorun açılır.

18. Milyoner (Slumdog Millionaire)

Dram, Gerilim, Romantik

2008 yapımı, Danny Boyle ve Loveleen Tandan’ın yönetmenliğinde başrolünde ise Dev Patel’ı gördüğümüz zamanında Oscar Ödülleri’ne layık görülmüş bir film. Milyoner’i izleyeli aradan o kadar çok zaman geçti ki, çoğu yeri zar zor hatırlıyorum. (Bunu yazarken de kendime tekrar izlemem gerektiğini not düştüm.) Fakat sonunda bize hissettirdiklerini o kadar net hatırlıyorum ki, her gördüğümde yüzümde bir gülümseme oluşuyor. Kendisi gayet etkileyici bir filmdir.

Jamal Malik Mumbai’nin gecekondu mahallelerinden birinde yaşayan 18 yaşında bir yetimdir. Hindistan’da katıldığı bir bilgi yarışmasında 20 milyon rupe kazanmasına sadece bir adım kalmıştır.
Şovun o gecelik bitmesinin ardından Jamal, eğitimsiz olan birinin bu kadar büyük başarıyı ancak hile yoluyla gösterebileceğinden şüphelenilip tutuklanır. Ama yarışmadaki her sorunun cevabıyla o gece Jamal’ın inanılması zor gerçek hikayesi ortaya çıkacaktır. Fakat sadece bir soru gizemini korur…

19. Felekten Bir Gece (Hangover)

Komedi

 Az önce de dediğim gibi, komedi filmlerini çok nadir izler, çok nadir beğenirim. Ama bu film benim için bayağı bir istisna oldu. Listeye girme nedeni de bu. Hani “Hayatınızı değiştirecek bu film!” diyemem ama bayağı bir güleceğinizi söyleyebilirim. Hem maceranın sürükleyiciliği, hem karakterlerin samimiyeti hem de bolca eğlence bir araya gelince gerçekten kaliteli bir yapım olmuş. Zaten bunu da duymayanı çok azdır, yine de yazayım dedim. Yanılmıyorsam 2 filmi daha var ama izleme fırsatı bulamadım. En kısa zamanda onları da izlemeyi düşünüyorum.

Filmde arkadaşlarının düğününden iki gün önce bekarlığa veda partisi vermek için Las Vegas’a giden dört arkadaş,sarhoş oldukları parti gecesinin sabahında odalarında bir kaplan, tavuklar ve dolapta ağlayan altı aylık bir bebek ile uyanırlar. Ayrıca damat ortada yoktur. Bir gece öncesine dair hiçbir şey hatırlamayan üç arkadaş ipuçlarını takip ederek işlerin nerede kontrolden çıktığını bulmak zorundadırlar. En önemlisi de damadı bularak zamanında Los Angeles’a düğününe yetiştirmeleri gerekmektedir.

20. Siyahlı Kadın (The Woman in Black)

Dram, Gerilim, Korku

Korku ve komedi filmleri konusunda aşırı seçici bir insanımdır. İki tür filmde de çok nadir beğenirim. Ama gerek görüntü kalitesi gerekse de oyuncuların kalitesi olsun bu film beni bayağı bir etkiledi. Bu listeye girme nedeni de aklımda kalabilen tek gerilim filmi olmasından dolayı. Eğer bu filmi severseniz, lütfen 2.filmini izlemeyin. Tam bir hayal kırıklığı. Çok beğendiğim hızla diğer filmine atladım fakat film bitene kadar içimde bir buruklukla izledim. Daniel Radcliffe’in oyunculuğunun da etkisi olsa gerek bunda.

Klasik hayalet hikayesine dayalı olarak The Woman In Black, oğlunu terk etmek zorunda kalıp Eel Marsh Malikhânesi’nin yeni ölmüş sahibinin işlerine katılmak için uzak bir köye seyahat eden avukat Arthur Kipps’in yaşadığı olayları anlatıyor.Eski köşklerde yalnız başına çalışan Kipps, kasabanın trajik ve işkence dolu sırlarını ortaya çıkarmaya başlıyor. Yerel çocukların gizemli yollar ile öldürüldüğünü anlayan Kipps’in korkusu artmaya başlıyor. Siyahlar içerisinde intikamcı bir kadın tarafından tehdit edilen Kipps, terörün döngüsünü kırmak için bir yol bulmalı.

Animasyonlar

1. Madagaskar

Artık kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum bile bu filmi, devam filmleri ve çizgi dizileri çıktı üzerine. En samimi bulduğum animasyon bu olsa gerek. Karakterleri hayatıma kadar işledi.

New York Central Park hayvanat bahçesindeki kent ormanının kralı hiç kuşkusuz Alex adlı aslandır. En iyi arkadaşları Zebra Marty, Zürafa Melman ve Su Aygırı Gloria ile beraber mutlu ve huzurlu bir yaşamı vardır. Gerçi hayvanat bahçesinin eşsiz manzarası içinde esaret altındadırlar ama en azından lezzetli yemekler yedikleri için bu durumu görmezden gelirler. Dört kafadar arasında en meraklısı Zebra Marty´dir. Hayvanat bahçesi dışında nasıl bir dünya olduğunu; neleri kaçırdığını merak etmektedir. Günün birinde merakına yenik düşer ve penguenlerin yardımıyla hayvanat bahçesinden firar eder. Esas niyeti sabah olmadan geri dönmektir. Alex, Melman ve Gloria onun kaçtığını ancak gece yarısı fark ederler. Arkadaşları için endişe içindedirler. Böyle bir durum karşısında yapılabilecek tek hareketin hayvanat bahçesinin dışına çıkmak ve Marty´i bulup geri getirmek olduğuna karar verirler. Ancak hayvanat bahçesi yönüne giden son treni kaçırınca birtakım esrarengiz kişilerin eline geçerler. Yakalanıp kafeslere kapatılan dört kahramanımız soluğu Afrika´ya giden bir gemide alırlar.

Onlar için bilinmeyene yolculuk başlamıştır. Üçkağıtçı penguenlerin gemiye sabotaj yaparak batırmasının ardından Alex, Marty, Melman ve Gloria kendilerini egzotik ada Madagaskar sahillerinde bulur. New York´ta doğup büyümüş kahramanlarımız için artık vahşi ortamda hayatta kalma mücadelesi başlamıştır. Bundan sonrasında “ormanda yaşamak” deyiminin gerçek anlamını tüm çıplaklığıyla keşfedeceklerdir.

 2. Wall-E

Hiç animasyon duygusal olur mu demeyin, izlerken gözlerimin dolduğu sahnelerin olduğu aşırı tatlı bir animasyon Wall-E. Eva karakteri ile olan yakınlığı, baş karakterimizin sakarca tavırları, hikayenin güzelliği ile animasyon denince aklıma ilk gelen film oluyor. Çok az konuşmanın olduğu filmi, her şey grubu rahatlıkla izleyebilir.

 

Dünya gezegenini terk eden insanlar tarafından unutulduktan sonra, uzun yıllar boyunca yapayalnız yaşayan ve bu süre içinde programlandığı işle (çöp tasnifiyle) uğraşan robot WALL-E, günün birinde EVE adlı çok güzel bir arama robotuyla karşılaşır ve hayatı aniden yepyeni bir anlam kazanır.
WALL-E’nin elinde gezegenin geleceğinin anahtarının olduğunu keşfeden EVE, artık başka bir gezegende yaşayan ve dünyaya güvenlik içinde geri dönüş haberini heyecanla beklemekte olan insanlara bu bilgiyi rapor etmek için müthiş bir uzay yolculuğuna çıkar. Ancak WALL-E’ de boş durmamış, çok beğendiği EVE’in peşine takılarak onunla birlikte galaksiye açılmıştır. Beyaz perdedeki gelmiş geçmiş en heyecan verici ve en yaratıcı komedi macerası böylece başlar. Geleceğin daha önce hiç hayal edilmemiş vizyonlarını içeren bu filmde  WALL-E’ye, aralarında bir hamam böceği ile bozuk robotlardan oluşan kahraman ruhlu bir topluluğun da yer aldığı birbirinden ilginç karakterler eşlik eder.

3. Çılgın Hırsız (Despicable Me)

Kesinlikle Türkçe dublajıyla izlenmesini tavsiye ettiğim, tüm o minyon çılgınlığının başladığı filmin ta kendisini görüyorsunuz. Yan karakterlerine kadar kendini sevdiren bu animasyonun devam filmleri de gayet başarılı ve kendini izlettiriyor.

Renk renk çiçeklerle çevrili, güleryüzlü komşuluk ilişkilerinin sürdüğü banliyöde, bu yaşantıyı bozacak bir sır saklıdır. Banliyönün en bakımsız ve çirkin evinde yaşayan Gru, küçük köleleri ile birlikte dünyanın kaderini değiştirecek bir plan yapmaktadır. Gru, dünyanın uydusu Ay’ı çalmaya karar vermiştir.
Üç küçük yetim olan Margo, Edith ve Agnes, bu kötü kalpli adamla karşılaştıklarında ise, hiç kimsenin göremediği bir ayrıntıyı fark ederler: Gru onlar için potansiyel bir baba adayıdır.

4. Ejderhanı Nasıl Eğitirsin (How To Train Your Dragon)

Viking kültürü ile ejderhalar aynı çatı altında toplanınca ortaya böyle güzel bir animasyon çıkmış. Yine her çok tutulan animasyon gibi bunun da devam filmleri var. Yaklaşık 4 kere izlediğim film, hem çizim, hem seslendirme olarak çokça başarılı.

Cressida Cowell’ın romanından uyarlanan film, iri yarı Vikinglerin ve vahşi ejderhaların efsanevi dünyasında geçiyor. Ejderha savaşının bir yaşam tarzı olduğu Berk adasında yaşayan bir genç, yaralı bir ejderhayla karşılaşır ve dünyası alt üst olur. İkili daha sonra iyi arkadaş olacaktır.

5. Yukarı Bak (Up)

Oturup hüngür hüngür ağladığım tek animasyon galiba. Normal filmlere bile zor duygulanırken bunda kendimi tutmam mümkün bile değildi. Unutamayacağınız ve size yeni bakış açıları katabilecek düzeyde. 

Hayatı boyunca yaşamak istediği macera hayalini gerçekleştirmek için evine binlerce balon bağlayıp Güney Amerika’nın vahşi doğasına doğru yolculuğa çıkan 78 yaşındaki baloncu Carl Fredricksen’ın hikayesinin anlatıldığı yeni bir komedi. Ancak Carl, yolculuğa başladıktan sonra en büyük kabusunu da yanında götürmekte olduğunu fark eder: fazlasıyla iyimser, doğa kaşifi 8 yaşındaki Russel’ı.

Diğerlerini tek tek anlatmaya ihtiyaç duymuyorum fakat animasyon seviyorsanız aşağıdaki filmlere de kesinlikle göz atmalısınız.

Buz Devri (Ice Age)
Sevimli Canavarlar (Monsters, Inc.)
Karmakarışık (Tangled)
Shrek
Megazeka (Megamind)
Köfte Yağmuru (Cloudy With A Chance Of Meatballs)

 

  • Eğer Hint filmlerini seviyorsanız Aamir Khan klasiklerinden Ghajini, Fanaa, P.K. ve Her Çocuk Özeldir filmlerini de şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer daha önce Hint filmi izlemediyseniz de bir şans vermenizi isterim.

  • Türk filmlerinden ise Gönül Yarası, Kelebeğin Rüyası, Babam ve Oğlum, Güneşi Gördüm, G.O.R.A ve A.R.O.G filmlerini de şiddetle tavsiye ederim.

 

 

Umarım listeden beğendiğiniz filmler çıkar, peki sizin kesinlikle önereceğiniz filmler nedir? Biraz da ben tavsiye alayım.

Antalya'da Çizgi Roman Kütüphanesi Kuruldu
Middle-Earth: Shadow of War İçin Hikaye Fragmanı Yayınlandı