Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Lacero – Andy Weir

Lacero – Andy Weir

Lacero

Andy Weir

 

Yazarın Notu: Okumak üzere olduğunuz hikaye “Başlat – Ready Player One” evreninde geçiyor. Eğer “Başlat – Ready Player One”ı okumadıysanız bu hikaye sizin için çok bir anlam ifade etmeyebilir. Ayrıca bu metinde, hikaye hakkında da bilgiler olduğu ve kitaptaki bazı bölümlerden alacağınız zevki azaltacağı için bu yazıdan önce mutlaka kitabı okumanızı tavsiye ederim. “Başlat – Ready Player One” 2012’de Ernest Cline tarafından yazılmıştır ve tüm hakları kendisine aittir.

Lacero, mekiğin kargo bölmesinde derin düşüncelere dalmış oturuyordu. Gerçekte ise, oturma odasındaki duyusal geri bildirim ünitesindeydi. OASIS dünyasında ise, “Uzay 1999” dizisindeki Kartal Yük Gemisi’nden esinlenerek yapılmış eski püskü bir kargo gemisinde, OASIS uzayının sektörlerinden birinde yolculuk ediyordu.

İki yumurta avcısı veya “yavcı” karşısına oturmuş Anorak’ın Paskalya Yumurtası’nı* bulma planlarını tartışıyorlardı. Bir teknoloji uzmanı olan kadın vücudunu saran ve üzerindeki kemerlerde pek çok teknolojik alet ve silah olan bir tulum giymişti. Uzun gri sakalı olan diğer adam ise üzerine gizemli semboller çizilmiş olan mavi bir cübbe giymişti. İyi bir ortaklıkları vardı. İster büyü, ister teknoloji bölgelerinde olsun gayet etkiliydiler. Her ikisinin de var olduğu kaos alanlarında ise daha da kuvvetliydiler.

“Peki ya sen dostum?” dedi büyücü.

“Ha?” dedi Lacero.

“Sen kazanırsan ne yapacaksın?”

Lacero gözlerini devirdi. “Ben bir yavcı değilim.”

Diğer iki maceracı birbirlerine sırıttılar ve tekrar Lacero’ya döndüler. “Tabii canııııımm,” dedi teknoloji uzmanı kadın. “Sen sadece yüksek seviyeye gelmiş, sağlam silahlar taşıyan ve şans eseri kendini Gygax gezegenine giderken bulan birisin.”

“Hadi ama,” dedi büyücü, “Geçen hafta Pendergast konferansındaki salak yüzünden artık herkes Bakır Anahtar hakkındaki ipucunu biliyor. İpucunun Dehşet Mezarlarına işaret ettiği açık. Şu ara OASIS’teki tüm yavcılar Gygax’e gidiyor. Orada resmi bir Dehşet Mezarları bölgesi yok, ama başka nerede olabilir ki?”

“Pekala” dedi Lacero iç geçirerek. “Paskalya Yumurtasını arıyorum, fakat bir ‘yavcı’ değilim.”

Teknoloji uzmanı kaşlarını çattı. “Yavcı’nın anlamı Paskalya Yumurtasını arayan kişi demek değil mi?”

“Hayır”, dedi Lacero. “Siz yavcılar sorunun bir parçasısınız!”

Karşısındakiler afallamış şekilde ona baktılar.

“Tüm dünya dibe batıyor,” dedi Lacero. “Ve nedeni de OASIS. İnsanlar bu bitler ve baytlar yığınına gerçek dünyadan daha fazla değer veriyorlar.”

“Aaa hadi ama,” dedi büyücü. “Hayat zor, evet; fakat suçu OASIS’e atamazsın. Fosil yakıtlar bitti, şirketler çok güçlendi ve…”

“Saçmalık,” diye araya girdi Lacero. “Bu sadece insanların sorumluluktan kaçmak için kullandıkları bir bahane. Dünya, biz onu ne hale sokarsak odur. Eğer deneseydik enerji krizine bir çözüm bulabilirdik. Şirketler de sadece toplumu idare etmek için başka kimse gönüllü olmadığı için kontrolü ellerine aldılar. Kimsenin umrunda değildi. Koca dünya burayla kafayı bozmuş durumda. Bu sürekli bir gerçekten kaçış. Fakat burası gerçek değil. Ve insanlar saçma sapan video oyunlarını saplantı haline getirmişken gerçek dünya dört bir yanımızda paramparça oluyor.”

“OASIS’in insanlara tonla faydası var,” diye itiraz etti teknoloji uzmanı.

“Okulları dünyadaki en iyi ilk seviye eğitimi veriyor, üstelik bedavaya.”

“Tabii… Her neyse,” dedi Lacero. “Bir kaç halkla ilişkiler numarası GSS’in günahlarını affettirmez. Onlar ne biliyor musun? Uyuşturucu satıcıları. Gerçeklikten kaçışı satıyorlar ve tüm dünya da buna bağımlı olmuş. Üstelik bu en az eroin kadar yok edici. Bir kaç okul, ellerindeki kanı temizlemeye yetmez.”

“Aaa hadi ama…” dedi büyücü. “Hangi kan?”

“Mesela kız kardeşim”, dedi Lacero karanlık bir ifadeyle.

İki yavcı bir anlığına sessizliğe büründüler. Ardından büyücü “Pekala… ne demek şimdi bu?”

“Uyanık olduğu her saati duyu ünitesine bağlı geçirirdi,” diye anlatmaya başladı Lacero.

“Arkadaşlarını, ailesini ve ona değer veren herkesi görmezden gelirdi. OASIS’ten sadece yemek yemek ve uyumak için ayrılırdı. Bu zamanların yarısında da duyu ünitesi hâlâ üzerinde olurdu. Metamfetamin yığını bir yerde yaşardı ve babasının mirasından kalan azıcık parayı da bu aptal saplantısına harcardı.

Halliday öldüğünde adeta aşırı yüklemeye girdi. Av ilk başladığında hiç kimse duvara toslayacaklarını düşünmedi. Çoğu, bir kaç gün veya olsa olsa bir kaç hafta içinde her şeyin biteceğini sandılar. Kardeşim de daha saplantılı hale geldi. Çok fazla vaktini aldığı için uykuyu bıraktı. Uyanık kalmak için met almaya başladı. Daha sonra uyurum diye düşündü hep. Sanırım bunun nereye vardığını tahmin edebilirsiniz.

Ölüsü fark edilmeden önce üç gün duyu ünitesinde ölü olarak kaldı. Fark edilmesinin tek sebebi ise komşuların kokudan şikayet etmiş olması. Aşırı dozla ölmüştü elbette.

“Hiii…” dedi teknoloji uzmanı. “Başın sağolsun. Bu korkunç bir olay.”

“Kazanınca ne yapacağımı bilmek ister misiniz? GSS’yi kapayacağım. Her şeyi parçalayıp satacağım. OASIS yok olacak ve insanlar gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalacaklar. Görmezden geldikleri dünyada yaşamak zorunda kalacaklar. O zaman belki, sadece belki dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye başlayacaklar. Bununla beraber ben de zengin olacağım.”

“Sen bir bağnazmışsın,” dedi büyücü. “Bunu biliyor muydun?”

“Hem de nasıl bağnazım,” dedi Lacero. “Bu bir oyun değil. Burada gerçek anlamıyla dünyanın kaderi mevzu bahis. Bu uğurda öldürmeye bile razıyım. Üstelik sadece avatarlardan bahsetmiyorum. Gerçek dünyada da. Anladın mı beni?”

İki yavcı sessizliğe büründü fakat fark etmezdi. Bu gerçekten kaçma bağımlılarının veya OASIS’teki herhangi birisinin onayıyla ilgilenmiyordu. Onun bakış açısına göre hepsi düşmanıydı.

Gygax tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Yavcılarla kaynaması yetmiyormuş gibi Dehşet Mezarları (Tomb of Horrors) ile ilgili de hiçbir iz yoktu. Bir sonraki ilerlemesini gösterebilmesi ise iki ayını alacaktı.

 

Konuyu detaylıca araştırdıktan sonra Lacero öğrendi ki, zengin olduktan sonra Halliday’in ilk satın aldığı şeylerden bir tanesi Geleceğe Dönüş filmindekine göre yeniden üretilmiş bir DeLorean’ındı. Bu OASIS’te popüler bir araçtı ve oyun içindeki orijinal araçlardan bir tanesiydi.

Elbette, Zaman Kontrol devreleri sadece gösteriş için yapılmıştı ve Akım Kapasitörü hiçbir işe yaramıyordu. OASIS, simülasyonunda pek çok şey yapabilirdi fakat zaman yolculuğu yapmanızı sağlayamazdı. Bu diğer tüm oyuncuların seviye atlama ve gelişimlerini geriye çevirmek demek olurdu. Bu da mümkün değildi.

Ya da öyle miydi?

OASIS’in pek çok yerinde “farazi bölgeler” vardı. Bu da bu bölgelerin, içlerine giren her bir kişi için kendilerini kopyalayabileceği anlamına geliyordu. Her bir kişi o bölgedeyken kendi özel bölgesine sahip oluyordu. Bu, taa yüzyılın başından beri kullanılan bilindik bir bilgisayar oyunu tekniğiydi.

Lacero, sadece tek bir oyuncuyla uğraşması gereken bir farazi bölgenin içinde zaman yolculuğu mekanizmasının çalışabileceğini fark etti. Bu yüzden bir DeLorean zaman makinesi satın aldı (bunları sayısız mağaza bulabilirdiniz) ve inceleyebildiği kadar farazi bölgeyi incelemeye başladı. Her birinde Marty McFly’ın filmde gezindiği tarihleri denedi, 5 Kasım 1955, 26 Ekim 1985, 21 Ekim 2015 ve 2 Ekim 1885.

Hiçbiri işe yaramadı. Araba aydınlanır, aracın gittiği yol alev alır ve saatte 88 mil hıza ulaştığınızda bir ışık patlaması olurdu fakat asla zaman yolculuğu olmadı. En azından Kaçıklar Bulutu Ülkesi’ne gelmeden öncesine kadar.

Kaçıklar Bulutu Ülkesi uydurulmuş tüm garip ve ölçüsüz komplo teorilerinin gerçek olduğu bir dünyaydı. İlluminati’yi deşifre etmekten tutun da, dünyaya çarpan uzaylıların gemilerini bulmaya kadar oyuncuların katılabileceği farklı, garip veya New Age senaryoları içeriyordu. Kaçıklar Bulutu Ülkesi’nde hepsi gerçekti.

Arada sırada Kaçıklar Bulutu Ülkesi’nde neden Shasta Dağı’nın bir modelinin olduğunu merak edenler olurdu. Burayı ziyaret edenler, bu dağdan yapılabilecek hiçbir şey yokken neden buranın farazi bir bölge olduğunu merak ederlerdi.

Lacero da arayışı sırasında bu garipliği fark etmiş ve burayı kontrol etmeye karar vermişti. Oraya vardığında, her zamanki gibi,  Geleceğe Dönüş’ün tarihlerini denedi. DeLorean’ın uçan modeline sahip olduğu için saatte 88 mil hıza ulaşmak onun için bir problem olmadı. Tam vazgeçmek üzereyken aklına bir soru takıldı, Shasta Dağı’nı özel kılan şey neydi?

1980’li yıllarda Shasta Dağı hakkındaki söylentiler üzerine bir araştırma yaptı ve kayda değer bir şey buldu; Harmonik Yakınsama.

Harmonik Yakınsama, 1987’de ortaya çıkıp kaybolan bir New Age akımıydı. Sözde bu olay, Maya takvimine göe gezegenlerin tek bir hat üzerinde sıralanmasıydı. Yakınsama belirli “güç alanları”nda en yüksek seviyedeydi ve Shasta Dağı da bu güç alanlarının en önemlilerindendi. Gerçekte ise bu olay, uyuşturucu etkisindeki hippilerin, bir deneyim paylaştıklarına dair birbirlerini ikna etmesinin başka bir yolundan öte bir şey değildi. Kaçıkların Bulutu Ülkesi’ne cuk oturan bir senaryoydu bu; fakat ufak bir sorun vardı, Harmonik Yakınsama geçmişte herhangi bir zamanda olamazdı. Olay 16 Ağustos 1987’de başlamış ve sadece iki gün sürmüştü.

Lacero tarihi Zaman Devrelerine girdi. Uçuş sürücülerini açtı ve 88 mil/saate ulaşana kadar sürdü. Yine her zamanki gibi ışık patlaması ve alevden bir yolu gerisinde bıraktı. Fakat bu sefer değişik bir şey vardı.

Bir dakika önce kıştı. Fakat şimdi her yer daha yeşildi ve dağın eteğinde büyük bir kalabalık vardı. “Zaman yolculuğu” yapmıştı. DeLorean’ı kalabalığın yanına indirdi ve onlara katıldı.

1980’li yılların kıyafetleriyle yaklaşık 100 kişi bir daire şeklinde oturmuş bir şarkı mırıldanıyorlardı. Eğer gerçek insanlar olsalardı bu saçma görüntü karşısında iğrenirdi fakat bunlar bilgisayar kontrolünde karakterlerdi ve bir senaryo dahilinde hareket ediyorlardı.

Onların arasına karşıtı ve gönülsüzce onlarla birlikte şarkı söylemeye başladı.

Birkaç dakika sonra grubun üzerinde bir bulut belirdi ve bir rüzgar çıktı. Harmonik Yakınsama başlarken bilgisayar karakterleri neşeyle bağırmaya başladılar. Ardından gökyüzünde bazı yazılar belirdi ve James Halliday’in göklerden gelen sesi onları okumaya başladı.

Kapıların sırrını arar durursun?

Fakat bilir misin ki sonunda ne bulursun?

Kirk, Scott ve Chekov gibi,

Genesise de sahip olursun.

Lacero güldü. Dörtlüğün anlamını anında bulmuştu. Sonunda hayalini gerçekleştirmek için bir yol bulmuştu. İstediği her şeyi. Hepsi yapılabilirdi.

 

“Size söylemeliyim ki, adaylarımızın %99’unu geride bıraktınız,” dedi mülakat görevlisi.

“Teşekkür ederim,” dedi Lacero.

“Gerçekleştirdiğimiz en kısa işe alım görüşmesi oldu bu. Zeka ve kararlılık konularında oldukça yüksek puanlar aldınız. Ayrıca Halliday hakkındaki bilgi birikimiz de takdire şayan. Oology bölümümüzde,  IOI ailesine çok değerli katkılar verebileceğinizi düşünüyoruz.

Lacero başını salladı, “Bunu duymak harika.”

“Size tam zamanlı bir iş teklifinde bulunmak istiyoruz.” Mülakat sorumlusu elini salladı ve havada bir anlaşma belirdi. Lacero’ya doğru uçarak tam önünde havada asılı kaldı. “24 saat içinde sizden bir cevap bekliyoruz. Anlaşmayı detaylı şekilde incelemekten çekinmeyin fakat sizin için ana hatların üzerinden geçebilirim. IOI’nın gerçek dünyadaki Columbus, Ohio Merkez ofisinde genişçene bir odanız olacak. Tam kapsamlı bir özel sağlık paketi, üstelik diş muayeneleri dahil. Yılda 2 hafta tatil falan gibi genel haklar. Eğer Paskalya Yumurtasını bulan kişi siz olursanız yirmi beş milyon dolarlık bir prim alacaksınız. Elbette Yumurtayı bulmanız durumunda yumurtanın getireceği tüm haklar IOI’nın malı olacak.”

“Anlaşıldı,” dedi Lacero. Anlaşmaya bakmak için bir iki dakika harcadı. Büyük oranda hukuk dilinde yazılmıştı fakat şurası açıktı ki yumurtayı bulması durumunda tüm GSS hisseleri IOI’nın olacaktı. Ayrıca avatarının kazanacağı tüm özel yeteneklere de el koyacaklardı.

Onun için fark etmezdi. Buna asla fırsatları olmayacaktı. Harmonik Yakınsama bunu açıkça söylüyordu.

Kapıların sırrını arar durursun? Fakat bilir misin ki sonunda ne bulursun? Bundan daha açık olamazdı. Bu ipucu Bakır Anahtar hakkında değil, ödülün kendisi hakkındaydı.

Kirk, Scott ve Chekov gibi, Genesise de sahip olursun. Bahsi geçen isimler elbetteki Star Trek karakterleriydi. Televizyon dizisi 1960’lardan kalma olsa da, 4 Star Trek filmi 1980’lerde çıkmıştı. Tam da Halliday’in zamanında.

Star Trek evreninde “Genesis Aygıtı”, üzerinde hayat olmayan bir dünyada hayat yaratabilirdi. Ayrıca yaşam olan bir dünyadaki tüm yaşamı bitirebilirdi de.  Yani Yumurtayı bulan OASIS içerisinde yaşam ve ölümü getirme gücüne sahip olacaktı. Bu pek de olağanüstü bir şey değildi aslında. Hatta zaten öyle olması beklenirdi.

Daha önemlisi ise Kirk, Scott ve Chekov karakterlerinden bahsediyor olmasıydı. Bu belirli bir sahneye yapılmış bir atıftı. Genesis Aygıtı hakkındaki iki filmde bu üç karakterin birlikte bir şeyler yaptığı tek bir sahne vardı. O da, Star Trek 3: Spock’ı Aramak bölümde Atılgan’ın yok edilmesi için aygıta yok etme kodunu girdikleri sahneydi.

İşte böyle. Yumurtayı bulan kişi tüm OASIS’i yok edecek güce sahip olacaktı. Lacero’nun hayalleri gerçek olmuştu. Eğer kazanırsa kendini yok etme komutunu anında verecekti. Bu da son olacaktı. Sonrasında IOI bunun hakkında istediği kadar ağlayabilirdi; ayrıca büyük ihtimalle açacakları davalar ile donuna kadar alacaklardı da. Hatta hasetlerinden kendisini öldürmeye bile çalışabilirlerdi. Fakat OASIS’i geri getiremezlerdi.

“Eminim her şey tamamdır,” dedi Lacero başparmağını anlaşmaya basarken.

“Harika,” dedi mülakat görevlisi. “Ah, bu arada yasal süreçler için gerçek isminize ihtiyacımız olacak.”

“Sorrento,” dedi Lacero. “Nolan Sorrento.”

Mülakat görevlisi elini sıktı. “Aramıza hoşgeldin Nolan. Çalışan numaran IOI-655321. Bence çok çabuk adapte olacaksın.”

 

  • Çevirmenin Notu: “Easter Egg” yani paskalya yumurtası İngilizce’de Paskalya zamanında boyanarak çocukların bulması için saklanan yumurtalara verilen isim olmasının yanında, mecazi olarak bir filme, kitaba veya bilgisayar oyununa saklı veya fark edilmeyecek şekilde eklenmiş ve bahsi geçen film, kitap veya oyun hakkında genelde bilinmeyen bir bilgiyi açığa çıkaran detayları anlatmak için kullanılır.

Çeviren: Murat Kurt

Batman v Superman: Dawn of Justice Vizyonda!
Türk Yapımı Cthulhu Oyunu - Stygian: Reign of The Old Ones