İncelemeler

Todd McFarlane’in Spawn’ı (1. Sezon İncelemesi)

Doksanların sonu, animasyon dünyası için bir kırılma noktasıydı bence. Bir tarafta ana akım medyanın renkli, kahramanlık dolu anlatıları dururken; diğer tarafta HBO’nun gecenin karanlığına sığınarak bizlere sunduğu, televizyon tarihinin en gotik, en pesimist yapımlarından biri yükseliyordu: Todd McFarlane’s Spawn.

Frpnet semalarında fantastik dünyaların kayıp haritalarını çıkarıp, farklı evrenlerin lore’larında kaybolmaya alışkın bir editörünüz olarak, bu sefer yönümü pelerinlerin parıldamadığı, aksine kurum ve kan koktuğu o New York sokaklarına, Al Simmons’ın cehennem azabına çeviriyorum. Hazırsanız, sokak lambalarının bile aydınlatmaya yetmediği tekinsiz ara sokaklara, Spawn’ın ilk sezonunun kasvetli anatomisine inelim.

Ağır, Odaklı ve Ruh Emici Bir Atmosfer

Geriye dönüp baktığımda beni en çok yakalayan şey, dizinin günümüz aksiyon odaklı veya hızlı tüketilen animasyonlarının aksine, inanılmaz yavaş ve odaklı bir tempoya sahip olması. İlk sezon, izleyiciye bir “süper kahraman” köken hikayesi (origin story) anlatma derdinde değil. Aksine, bir adamın ruhunun yavaş yavaş çürümesini ve lanetlenmesini adeta bir suç draması ağırlığıyla işliyor. Dizi acele etmiyor. Al Simmons’ın (Spawn) cehennemden geri dönüşünü, güçlerini keşfedişini ve en önemlisi kaybettiği hayatının yasını tutuşunu izlerken, yönetmen koltuğu bizi tekinsiz sokaklarda kasıtlı olarak bekletiyor. Kamera, New York’un evsizlerle, uyuşturucu bağımlılarıyla ve yozlaşmış politikacılarla dolu varoşlarında, çöplerin ve yağmur suyunu yansıtan neon ışıklarının üzerinde ağır ağır geziniyor. Bu yavaşlık, hikayenin trajedisini ve gotik tonunu her saniye üzerimize bir kabus gibi çökertiyor. Animasyonun bu mesafeli ve odağını kaybetmeyen üslubu, karakterin içsel boşluğunu ve yalnızlığını hissetmemiz için biçilmiş kaftan. Karşımızda uçup kaçan bir vigilante yok; karşımızda acı çeken, aklını kaybetmenin eşiğinde, her an patlamaya hazır bir Cehennem Kaçağı (Hellspawn) var.

İlgili Makaleler

Karakterlerin Çürümesi: Malebolgia, Clown ve Ötesi

Dizinin tonundaki çiğ ve tekinsiz havayı besleyen en büyük unsurlardan biri, yan karakterlerin ve antagonistik figürlerin kusursuz işlenişi.

Violator / Clown:Michael Nicolosi’nin seslendirdiği o obez, iğrenç ve manipülatif palyaço, dizinin o kasvetli havasına absürt ama bir o kadar da rahatsız edici bir tekinsizlik katıyor. Onun ekrandaki her saniyesi, Spawn’ın trajedisini besleyen birer kırbaç darbesi gibi.

Al Simmons (Spawn): Keith David’in derin, uğultulu ve adeta mezardan yükselen ses tonu olmasaydı, bu dizi yarım kalırdı. Simmons’ın bir canavara dönüşürken insanlığına tutunma çabası, ilk sezonun en güçlü omurgasını oluşturuyor. Wanda’ya olan saplantılı aşkı ve onun artık başkasıyla evli olduğunu görmesiyle yaşadığı yıkım, dizinin aksiyon sahnelerinden çok daha vurucu.

Son Kelam: Karanlığın Estetiği

Todd McFarlane’in yaratısı, HBO’nun sansürsüz özgürlüğüyle birleştiğinde ortaya sadece bir çizgi roman uyarlaması değil; sinematografik bir başyapıt çıkmış. Çizgiler sert, gölgeler alabildiğine derin ve renk paleti (özellikle Spawn’ın o ikonik, canlı ve adeta yaşayan bir organizma olan kırmızı pelerini hariç) gri ve siyahın tonlarına mahkum. Frpnet okurları için bu yapım, “karanlık fantezi” (dark fantasy) ve siberpunk soslu bir şehir distopyasının animasyondaki en saf hallerinden biri. Eğer bugünün hızlı aksiyon sekanslarından, göz yoran kurgularından sıkıldıysanız ve hikayenin, atmosferin içinize işleye işleye, yavaşça akmasını istiyorsanız; Spawn’ın ilk sezonu hala türünün en asil, en karanlık zirvesi.Gecenin karanlığında, sokak lambalarının altında görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın, pelerinin gölgesine dikkat edin. Devam sezonlarınıda inceleyeceğim beklemede kalın ve izleyin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu