İncelemeler

The Blob (1988) İncelemesi: Soğuk Savaş Paranoyasından Biyolojik Kıyamete

80’ler korku ve bilimkurgu sineması söz konusu olduğunda pratik efektlerin, vıcık vıcık body horror sahnelerinin ve yaratıcı ölüm tasarımlarının övülmesine alışkınız. Ancak Chuck Russell’ın yönettiği ve senaryosunu Frank Darabont ile birlikte kaleme aldığı 1988 yapımı The Blob (Jöle), sadece dönemin efekt işçiliğiyle sınırlı kalmayan; 50’lerin naif B-tipi uzaylı anlatısını alıp 80’lerin kirli ve paranoik devlet eleştirisine dönüştüren oldukça sıkı bir yeniden çevrim.

1958 yapımı orijinal film, Soğuk Savaş döneminin meşhur “dışarıdan gelen komünizm/uzaylı tehdidi” temasını işliyordu. Orijinalinde tehdit uzaydan gelir, kasaba halkı ve devlet el ele verip bu bilinmeyen felakete karşı savaşırdı. 1988 versiyonunda ise Russell ve Darabont bu şablonu tamamen tersine çeviriyor. Film, uzaydan düştüğü sanılan bir meteorla açılsa da kısa sürede öğreniyoruz ki karşı karşıya olduğumuz şey uzaylı bir canavar değil; Amerikan hükümetinin derin laboratuvarlarında üretilmiş, kontrolden çıkmış biyolojik bir silah.

Sivil Paranoyası

The Blob, hükümet yetkililerinin ve hazmat giysili steril askerlerin kasabaya indiği andan itibaren tonunu tamamen değiştiriyor. Kasabayı “kurtarmak” veya “karantinaya almak” için geldiklerini söyleyen bu yapılar, aslında ürettikleri silahın canlılar üzerindeki etkisini test etmek ve kanıtları yok etmek için oradalar. Vietnam Savaşı ve Watergate skandalı sonrası Amerikan sinemasına yerleşen kurumlara karşı güvensizlik hissi, burada doğrudan bir B-movie anlatısının merkezine oturtuluyor. Kasaba halkı, tıp yetkilileri ve askerler için sadece feda edilebilir birer piyon.

Klişeleri Yıkan Karakterler

Filmi izleten en güçlü damarlardan biri de karakterlerin sürpriz evrimi ve dönemin korku klişeleriyle oynaması.

Jön İllüzyonu: Film, ilk yarım saatinde popüler ve düzgün lise futbolcusu Paul’u filmin ana kahramanı yapacakmış gibi bir izlenim veriyor. Ancak anlatı, Paul’u beklenmedik bir anda denklemden çıkararak odağı toplum tarafından dışlanmış, deri ceketli motorcu Brian Flagg’e (Kevin Dillon) kaydırıyor.

Meg Penny’nin Evrimi: Dönemin “çığlık atan, kurtarılmayı bekleyen kadın” arketipi Meg Penny (Shawnee Smith) üzerinden darmadağın ediliyor. Pembe elbiseli liseli bir kız olarak tanıdığımız Meg, küçük kardeşini ve kasabayı korumak için eline M60 makineli tüfeğini ve el bombalarını alan, son derece rasyonel ve kararlı bir hayatta kalma figürüne dönüşüyor. Üstelik bu dönüşüm karikatürleştirilmeden son derece organik bir tempoyla veriliyor.

Kıyamet

Filmin en özgün noktalarından biri de finalde Rahip Meeker (Del Close) üzerinden kurulan alt metin. Kasaba tıp ve askeri güçler tarafından ablukaya alınıp yaratık tarafından yutulurken, Rahip Meeker yaşanan bu felaketi “İncil’deki Kıyamet” (Revelation) olarak okuyor. Filmin son sahnesinde yüzü yanmış halde, kavanoz içinde sakladığı bir Blob parçasıyla cemaatine vaaz vermesi; insan eliyle yaratılmış biyolojik bir felaketin nasıl kolayca dini bir fanatizme ve kült malzemesine dönüşebileceğini gösteren harika bir kapanış.

Son Söz

Chuck Russell’ın dinamik rejisi ve Frank Darabont’un karakter odaklı gerilim kurgusu birleştiğinde The Blob, 80’ler B-sineması şablonları içinde kalmasına rağmen temposunu bir an bile düşürmeyen, politik alt metnini gözümüze sokmadan hissettiren ve dönemi için son derece sürükleyici bir yapım olmayı başarıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu