Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Tanrı Olmak Zor İş İncelemesi – Neden Tanrı Olmamalı?

Tanrı Olmak Zor İş İncelemesi – Neden Tanrı Olmamalı?

Arkadi ve Boris Strugatski, SSCB’nin en büyük bilimkurgu yazarlarından ikisi. Daha önce İngilizce de dâhil farklı dillere çevrilen, ülkemizde de ilk olarak 1993’te İmge Kitabevi Yayınları tarafından Zor Şey Tanrı Olmak adıyla yayınlanan ve yeni çeviriyle İthaki Bilimkurgu Klasikleri’ne dâhil olan Tanrı Olmak Zor İş ise yazarların Uzayda Piknik’le birlikte en önemli eseri olarak kabul ediliyor. 2013 yılında, filmin vizyona girdiğini göremeyen ünlü Rus yönetmen Aleksey German tarafından beyaz perdeye uyarlanan eser, son zamanların en değerli Rus filmlerinden biri olarak anılıyordu. Andrey Tarkovski’nin Uzayda Piknik’ten uyarladığı muazzam Stalker’dan sonra Rus sinemasına hak ettiği bir Strugatski uyarlamasını kavuşturan (özellikle Pazartesi Cumartesiden Başlar filmini de göz önünde bulundurunca) bir film oldu Tanrı Olmak Zor İş.

Bu yazı, ilk olarak 27 Temmuz 2017 tarihli Cumhuriyet Kitap’ın 1432. sayısında yayımlanmıştır.

Strugatski Kardeşler, Yokuştaki Salyangozİktidar MahkûmlarıKıyamete Bir Milyar Yıl gibi kitaplarla daha önce de Türkiye okurlarının karşısına çıkmışlardı. Türkiye okurlarındaki Rus Edebiyatı düşkünlüğünü de göz önünde bulundurunca, son zamanlarda hem dünyada hem ülkemizde yükselişe geçen “bilimkurgu” türünün bu mühim Rus yazarlarının dilimizde yayımlanması her yönden güzel bir iş.

Strugatski kardeşler

Kitapta Neler Anlatılıyor?

Eser, genel hatlarıyla bugünün teknolojisiyle gözlem yapmak ve bu gözlemleri Dünya’ya bildirmek amacıyla isimsiz bir gezegendeki Arkanar şehrine yolculuk yapan biliminsanlarını ve bu gezegendeki eli kulağında değişimi ele alıyor. Konsept olarak düşününce, bir gezegenlerarası yolculuktan ziyade bir zaman yolculuğuna benziyor bu: çünkü gittikleri gezegen, Dünya’mızın Ortaçağına çok benzeyen tarihsel bir süreçten geçiyor. Her şey, tarihimizdeki Ortaçağ ile paralel özelliklere sahip. Bu da geçmişe yapılan bir zaman yolculuğu havası katıyor. Ve ayrıca o klasik “Ya karşılaşacağımız uzaylı medeniyet ileri olmak yerine bizden daha geriyse?” fantazisi burada vücut buluyor. “Şu anki teknolojiyle geçmişe gitsem neleri değiştirirdim?” sorusu da teşrif ediyor yanında. Gregory Benford, H. G. Wells’in Görünmez Adam’ına yazdığı önsözünde yazarın, “Kimse bizi görmeyecek olsa neler yapardık?” fikrini alıp onu muhteşem bir kâbusa dönüştürdüğünden bahseder. Strugatski kardeşler de bu gibi geri kalmış uzaylı medeniyet ve modern teknolojiyle geçmişe yolculuk gibi fantazileri alıp onu bir toplum ve yönetim taşlaması haline getiriyor.

Eksen karakter Anton/Don Rumata, bu biliminsanlarından biri. Şehirde yıllardır saygın bir konuma ve neredeyse “büyülü” bir etkiye sahip bir isim. Zenginliği, dövüşteki ustalığıyla tanınıyor. Onun da tek yapabildiği, tıpkı gezegendeki diğer biliminsanları gibi sadece “gözlemlemek”. Bu olayların akışına müdahil olamama kuralı okura yine zaman yolculuklarındaki (popüler kültürde Doctor Who ve Star Trek’te de görüldüğü üzere) ana kuralı hatırlatıyor. Bu tür geleceğe ve geçmişe yapılan yolculuklarda hiçbir şeye müdahil olmamak yine geçmişi ve geleceği etkileyeceği için yasaktır. Ray Bradbury’nin Güneşin Altın Elmaları’nda yer alan Bir Gök Gürültüsü Sesi adlı öykü, bu kuralın en ufak bir ihmalinin –bir kelebek kadar ufak– dünyaya vereceği zararları başarılı bir şekilde anlatır. Don Rumata da Arkanar’daki gelişmelere müdahil olmadan yalnızca gözlemlemekte, kafasındaki minik bir kamerayla kaydettiklerini Dünya’ya yollamaktadır.

Arkanar’da vaziyet kötüdür. Toplum çürümüş, üçkağıtçılık ve alçaklık bir nimet olarak görülmektedir. Don Reba’nın Griler’i sokakta her köşeyi tutmuş, herhangi bir aydınlanmacı, Rönesansı doğurabilecek herhangi bir hareketi daha ortaya çıkmadan yok etmek için hazır beklemektedir. Okuma yazma bilmenin, kitap okumanın, şiir yazmanın, bilimsel çalışmalar yapmanın yasak olduğu bir yerdir burası. Ve bunlar yukarıdan bir dayatmanın yanı sıra toplum tarafından da benimsenmiş fikirlerdir. Bu dönemdeki dinin yükselişi ve “cahilliğe övgü”, Türkiye okuruna elbette tanıdık gelecektir. Okurun bam teline basan paragraflardan biri:

“Geleceğin önlerinde serili olduğunu, onlarsız gelecek olmayacağını bilmiyorlardı. Geçmişin korkunç hayaletleriyle dolu bu dünyada biricik gelecek umudu olduklarını, toplumun organizmasındaki maya, vitamin olduklarını bilmiyorlardı. Bu vitamini yok edersen toplum çürümeye başlar, güçten düşer, kasları zayıflar, gözler canlılığını yitirir, dişleri çürür. Hiçbir devlet, bilim olmadan gelişemez; komşuları yok eder onu. Sanat ve genel kültür olmazsa devlet kendini değerlendirme ve böylece çeki düzen verme yetisini kaybeder, her saniye ikiyüzlüler ve alçaklar doğurmaya başlar, yurttaşlarında tüketim çılgınlığı ve kibir gelişir, sonunda da daha akıllı komşularının kurbanı oluverirler. Ellerinden geleni artlarına bırakmasınlar, kitap kurtlarına zulmetsinler, bilimi yasaklasınlar, sanatı yok etsinler; er ya da geç ayakları birbirine dolanacak, dişlerini çaresizce ve nefretle sıkacaklar ama iktidar sarhoşu ahmak ve cahillerin nefret ettiği insanlığa yeni bir yol açılacak.”

Döneme Dair…

Sanata, bilime, edebiyata olan bu düşmanlık Strugatski kardeşlerin yaşadığı dönem itibarıyla ağlarına takılan şeylerden birkaçıydı. Bazı “sosyalizm eleştirisi” yorumlarının aksine, yazarlar sosyalizm eleştirisinden ziyade bir dönem eleştirisi yapıyorlar. Don Rumata’nın bürokrasiye olan sonsuz itaati ve gözleri önündeki şiddete, acımasızlığa ve kötülüğe müdahale edebilecekken etmemesi doğru mu yanlış mı tartışması yine o dönemlerdeki –kitap yayımlandıktan üç yıl sonra meydana gelen– Rus astronot Vladimir Komarov’un trajik ölümünü akıllara getiriyor. Komarov bir uzay yolculuğu öncesinde, teknik olarak yetersiz bulduğu ve sorunlu olacağını düşündüğü yolculuğu Yuri Gagarin’in de çabalarıyla engellemeye çalışır. Fakat Sovyet bürokrasisi ve ABD ile girilen uzay yarışı yüzünden Soyuz 1 trajedisi göz göre göre yaşanır.

1989 yılında kitaptan uyarlanan aynı isimli filmden bir kare.

Okur bu sefer masanın karşı tarafına oturduğunda, bu “müdahil olmama” olayına farklı bir bakış açısıyla yaklaşabiliyor. Örneğin günümüzden örnek verecek olursak, büyük devletlerin gelişmemiş ülkelere götürdüğü demokrasiler. Gelişmiş Dünya gezegeni medeniyeti, Arkanar’daki gelişmemiş medeniyetin herhangi bir tarafına “yönetimi ele geçirecek, başarılı kılacak” gücü sağlayabilir, o ülkenin seyrini pekâlâ değiştirebilir. Ama bu tarihsel gelişime müdahalenin doğruluğu tartışılır olurdu. Bu, bir Tanrı’nın taraf tutmasına benzerdi, ki Tanrı’lar çoğunlukla taraf tutmayışlarıyla ünlülerdir.

Tüm bu tartışmaların ışığında, okur Don Rumata için insanların kendilerini yok edişlerini izlemenin, kendisinden yardım dileyen insanları geri çevirmenin ve Tanrı olmanın ne kadar zor bir iş olduğunu iliklerine kadar hissediyor. Arkanar karanlığa gömülmeye başladıkça Don Rumata’nın eylemleri de kontrolden çıkmaya başlıyor. Okur, eserin sonuna doğru kendini çaresiz, kafasında sorularla kaotik bir ortamda yapayalnız buluyor.

Tanrı Olmak Zor İş, mizah yönü kuvvetli Strugatski kardeşlerin en ciddi ve ayakları yere sağlam basan romanlarından biri. Yalnızca bilimkurgu severlerin değil, insanlık tarihi ve toplumların gelişimi üzerine düşünsel bir deneyim yaşamak isteyen her okurun rafında bulunması gereken nadide bir eser.

Tanrı Olmak Zor İş – Arkadi ve Boris Strugatski – İthaki Yayınları

The Dark Tower Dizisi Gerçekten Geliyor
Pacific Rim 2’nin Ertelenme Sebebi Black Panther Mi?