Anasayfa » İncelemeler » Düşünüyorum, Öyleyse Varım: Ergo Proxy

Düşünüyorum, Öyleyse Varım: Ergo Proxy

ergo-proxy-banner-002

İzleyicisini her bölümde düşünmeye zorlayan, hatta yer yer kendi gerçeklik kavramını bile sorgulatan bir anime. Seveni çok olduğu kadar, nefret edenini de fazlasıyla bulabilirsiniz. Her bölümün sonunda izleyicinin midesine sağlam bir yumruk atan Ergo Proxy’i, yakın incelemeye alalım istedik.

Öyle bir anime düşünün ki, izleyicisine her bölümde felsefi çıkmazlar sunsun. Bunu mitoloji ile süslesin. Üzerine tatlı olarak da izleyici boğmayan, sanki sokağı döndüğünüzde karşınıza her an çıkabilecekmiş gibi tasarlanmış karakterler versin. Evet! Yukarıda da söylediğim gibi Ergo Proxy’den bahsediyorum.

İşin detayına inmeden önce biraz teknik kısmına bakalım. Ergo Proxy, 2006 yılında 23 bölüm olarak anime izleyicisinin karşısına çıkıyor. Bize daha önce Samurai Champloo’yu kazandıran Manglobe kanalında yayınlanan animenin senaryosunun başında da Cowboy Bebop’ın yaratıcısı Dai Sato bulunuyor. Zaten Sato abimiz bu iki kült animenin altındaki dahi isim.

Ergo Proxy genel havası itibariyle sıklıkla Ghost in the Shell ile karşılaştırılır. Ancak bu iki başlığı aynı kefeye koymak biraz haksızlık gibi gözüküyor. Ergo Proxy anlattığı hikaye bakımından, GitS’ten farklı bir çizgi takip ediyor ve bu çizgiyi bozmadan, izleyiciyi mantıksal çıkmazların içerisine sokuyor. İşin eğlencesi de, izleyici bu çıkmaz sokaklarda dolaşmayı alışkanlık haline getiriyor.

ergo-proxy-gorsel-002

Seri aslında ışığın aydınlattığı bir ütopyayı izleyici karşısına koyuyor. Ancak bu ışık o kadar kuvvetli ki, haliyle ütopyanın karanlık gölgesi de bir o kadar büyük oluyor. Bu da aslında akıllarda yaratılan her ütopyanın sandığımızdan daha karanlık olabileceğini ve sonunda en kötüsüne hazırlanmamız gerektiğini gösteriyor.

İnsanlar ve AutoReiv (Otorav) ismi verilen robotla Romdeau isimli fütüristik bir şehirde yaşamaktadır. Her insanın refakatçi bir AutoReiv robotu bulunmaktadır. Her şey çok güzeldir. Tüm insanlar mutludur ve hepsi mutlu olmaya devam eder. Çünkü hayatlarında görülen bir problem yoktur. Sahte gülümsemeleri ve refakatçi(!) robotları ile hayatı ve kendilerinin gerçekliğini sorgulamamaktadırlar.

Ana karakterimiz Real Mayar (Ya da Re-L Mayar), şehrin güvenlik kuvvetlerinde çalışan bir dedektiftir. Iggy isimli robotu ile yaşanan garip olayları araştırmaya başlar. Şehrin her yerinde robotlara Cogito adı verilen virüs bulaşmakta ve özgür iradeye kavuşmaktadır. Bu da bir takım sorunları beraberinde getirir.

ergo-proxy-gorsel-003

Real Mayar ve refakatçisi, robotların uyanışının sebebini araştırırken anlam veremedikleri insanüstü güce sahip bir varlıkla karşılaşırlar. Proxy adı verilen bu varlık, Real Mayar’ın hayat çizgisinin üzerinden geçmektedir. Şehrin alt kısımlarında ise Mosk adı verilen başka bir şehirden göç eden Vincent Law, iyi bir vatandaş olduğunu kanıtlayıp özgürce yaşayabilmeyi dilemektedir. Proxy adlı bu varlık Real Mayar ve Vincet Law’ı beklenmedik bir biçimde karşılaştırır.

Buradan sonrası için herhangi bir bilgi vermeyeceğim. Çünkü spoiler versem bile kafanızda daha fazla soru işareti oluşmaya devam edecek ve cevaplayabilmek için her bölümü en ince detayına kadar anlatmak zorunda kalacağım. Size sadece seriye başlamadan önce rehberlik yapabilirim.

Yukarıda da söylediğim gibi bir robotun özgür iradeye kavuşması, başlı başına bir senaryo oluşturuyor. Asimov’un 3 Robot Yasasını hatırlayın:

  • Bir robot, bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesine seyirci kalamaz.
  • Bir robot, 1. kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
  • Bir robot 1. ve 2. kuralla çelişmediği sürece kendisinin zarar görmesine izin veremez.

İnsan-robot ikilemi içerisinde bu yasaların geçerliliği su yüzüne çıkar. Peki ya bir robotun kendi iradesini kazanması, daha önceden programlandıysa? Ergo Proxy belki bu kurallara uygun olarak ilerlemiyor, ama her ihtimali göz önünde bulundurarak, geleceğimize ayna tutuyor. Bu söz çok klişe oldu değil mi? Ama bu gerçeklik Ergo Proxy boyunca izleyicinin gözüne sokulacak ve yerinde rahat oturmasına izin vermeyecek.

Yazının ilk başında da dediğim gibi seri birçok felsefi çıkmazla dolu. O yüzden Ergo Proxy’nin her izleyiciye hitap etmeyeceğini açık sözlülükle belirtebilirim. Her bölümü dikkatle irdelemek ve paragraf arasındaki metinleri okumak gerekiyor. Dai Sato, izleyiciye tüm soruların cevaplarını vermekten kaçınmış. Ama verdiğinde de, sizin aklınızı biraz kurcalayıp iki paragrafın arasında gizlenmiş gerçeği görmenizi istemiş.

ergo-proxy-gorsel

Bu yüzden her bölümden sonra kendinizi Google’da çeşitli isimleri, söylemleri araştırırken bulabilirsiniz. Ben bundan sadistçe bir zevk aldığımı söyleyebilirim. Kendimi ertesi günkü felsefe sınavına hazırlanıyormuş gibi hissetmeme yol açtı. Ve ne kadar çalışırsam, çalışayım o sınavdan kalacağımı da biliyordum.

Ergo Proxy, yukarıda bahsettiğim basit insan-robot savaşını odak noktası olarak almıyor. Bunun ötesinde daha ilahi bir savaşı gözler önüne seriyor. İnsanın kendi içerisindeki savaşa bir son vermesi gerektiğini anlatıyor. Özellikle kütüphanede geçen 11. bölüm In the White Darkness/Anamnesis, izleyiciye gerçek benliğini sorgulatıyor. Kütüphane bölümü her ne kadar oldukça havada kalan, sürreal bir çizgi izlese de parapsikolojini ne denli korkutucu olabileceğini de oldukça gerçek bir şekilde size sunuyor.

Dizi karanlık bir havada geçse de, size simsiyah kötü karakterler ya da ışığın koruyucusu iyi karakterler sunmayacak. Onların geçmişleri kendi geçmişleri olarak kalacak ve size o an yaşadıkları anlatılacak. İlk bölümden itibaren, serinin sonunda bir kazanan olmayacağını anladığınız da, yediğiniz diğer yumruklar kulağa atılan fiske gibi kalacak.

ergo-proxy-gorsel-004

23 bölümü bir çırpıda bitirmeye kalkışmayın. Sindire sindire izleyin. Eğer bitirmeyi başarırsanız kimse kapınızı çalıp size altın kaplama bir ödül vermeyecek. Her ne kadar komik olsa da, bu animeden öğrenebileceklerinizi kendi hayatınızda kullanabilirsiniz. Arkadaşlarınızla iki çift lafın belini kırarken, ortaya koyacağınız argümanların onları da şaşırtacağını göreceksiniz.

Semboller ve imgelerle dolu Ergo Proxy, bir kere okuduktan sonra hayatınızı değiştirecek “o” kitabın tadını verecek. Yıllar sonra tekrar izlediğinizde de farklı sorular ve cevaplar bulacağınıza da eminim.

Bu inceleme yazısını, Ergo Proxy’i başlatan ve devamında gelecek tüm sorulara da gebe olacak Michelangelo’nun sözleriyle sonlandıralım:

Bana sevgili olan uykudur, bir taştan daha fazlası olan…
Bu kadar acı ve utanç doluyken içim,
ne büyük şans kapanması kulaklarımın ve gözlerimin,
bu yüzden fısıltıyla konuşun, huzurumu bozmayın benim.