Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Bilimkurgunun Yapısal Çözümlemesi

Bilimkurgunun Yapısal Çözümlemesi

Edebî gelişmenin ilk dönemlerinde, edebiyatın farklı dalları, belli bir soydan türeyen tipler, açık ve hatasız bir biçimde birbirlerinden ayrılabilmekteydi. Zamanla melezlikler ortaya çıktı. Bununla birlikte, bu melezleşmelerin bir kısmının yasaklanmasından sonra, ensest yasağı denebilecek temel bir edebî yasa doğdu; soy çizgisine bağlı ensest tabusudur. Edebî bir yapıt, baştaki kurallarla son bulan bir oyunun oynanması olarak düşünülebilir. Oyun boş ya da anlamlı olabilir.

Boş bir oyunun yalnızca içsel bir semantiği vardır, çünkü tam anlamıyla yalnızca oyunun oynandığı nesneler arasında oluşan ilişkilerden türemiştir. Örneğin satranç tahtasında, şahın oyunun kurallarıyla bir anlamı vardır (satranç tahtasının sınırları dışındaki dünyada bir hiçtir). Edebî oyunlarda hiçbir zaman çok büyük ölçüde semantik boşluklar bulunmaz, çünkü anlamca her zaman gerçek nesnelerin dünyasına yönelen doğal dilin içerisinde oynanırlar. Yalnızca matematik gibi dışsal semantiği olmadan yapılandırılan dillerin içinde boş oyunlar oynanabilir.

Herhangi bir edebî oyunda kurallar iki türlüdür: Dışsal semantik işlevleri oyunun açıkladığı biçimde gerçekleştirenler ve bu açıklamayı mümkün kılanlar. Açıklamayı mümkün kılan ikinci türün fantastik kuralları, gerçek dünyada gerçekleşmesi olanaksız bir olayı gösterseler bile böyle duyumsanmaları zorunlu değildir. Örneğin, ölen bir adamın düşüncelerini okumak ve onları dil içinde yeniden üretmek olanaksız, hatta fantastik olduğu halde, ölmüş birinin düşünceleri sık sık, enikonu gerçekçi kurmacalarda ayrıntılı biçimde anlatılır. Bu tip durumlarda yazarla okur arasında basit bir anlaşma, örtülü bir sözleşme vardır. Sözün kısası, edebî oyunların, gerçekçi olayların sunulması için gerçekdışı anlamlara (örneğin düşünce okumaya) izin veren kuralları vardır.

Edebî oyunlar, dışsal semantik işlevleri gerçekleştiren kuralların farklı yönlere yönelmesi nedeniyle karmaşıklaşır. Edebî yaratının temel tipleri farklı ontolojiler belirler. Bununla birlikte, klasik bir peri masalının yalnızca özerk içsel anlamları olduğuna ve gerçek dünyayla hiçbir ilişkisi olmadığına inanırsanız yanılırsınız. Dış dünya yoksa, peri masalının da hiçbir anlamı yoktur. Bir mitte ya da peri masalında gerçekleşen olaylar, kaderin, anlatılan dünyanın sakinleri için buyurduklarıyla bağlantılıdır, yani mitin ya da peri masalının dünyası kendi sakinleri için ya düşmancadır ya da dostçadır, nötr değildir; böylece ontolojik olarak, amaçsız, anlamsız, mesajsız, bizi hasta etmeyen ya da iyileştirmeyen, tam oldukları yerde olan çeşitli nesne ve süreçlerden oluştuğunu söyleyebileceğimiz gerçek dünyadan ayrılır. Mitin ya da peri masalının dünyası tuzaklar ya da mutluluk verici evrenler gibi yaratılır. Amaçsız bir dünya olmasaydı -yani gerçek dünya olmasaydı- bizim için mitin ya da peri masalının differentia specifica’sını, benzersizliğini algılamak olanaksız olurdu.

Edebî yapıtların aynı zamanda çeşitli semantik ilişkileri vardır. Peri masalları için içsel anlam, gerçek dünyanın ontolojik özellikleriyle arasındaki karşıtlıktan türer, ama peri masalı olmayan, örneğin en kötü çocuğun mutlu yaşadığı, iyi ve güzelin de sonuçta öldürücü bir tükenişe uğradığı Mark Twain’inki gibi anti-peri masalı hikâyelerde, anlama klasik peri masalları paradigması baş aşağı döndürülerek ulaşılır. Başka bir deyişle, semantik ilişkinin ilk göndergesi gerçek dünya değil, onun yerine, edebî oyunların tanınmış türlerinin tipolojisidir. Mark Twain’de olduğu gibi temel oyunun kuralları ters çevrilebilir, böylece yeni bir kuşak, yeni bir kurallar kümesi ve yeni bir edebî yapıt türü yaratılır.

Yirminci yüzyılda edebî kuralların genel çizgisindeki evrim yazara hem yeni özgürlükler verdi hem de aynı zamanda onu yeni kısıtlamalarla sınırlandırdı. Bu evrim tamamen antinomiktir. Önceleri yazarın Tanrı’nın bütün niteliklerine sahip çıkmasına izin verilmişti: Kahramanı ilgilendiren hiçbir şey ondan saklanamazdı. Fakat bazı kurallar Dostoyevski’yle değerini yitirdi ve Tanrı-gibi yarattığı dünya konusunda her şeyi bilmek yazara yasaklandı. Madem ki insan olarak bizler tamamlanmamış bilgiler temelinde oynuyoruz, öyleyse bu yeni kısıtlamalar daha gerçekçidir. Yazar bizden biridir; Tanrı’yı oynaması yasaklanmıştır. Aynı zamanda gerçek dünyanın mutlaka aynısı olması gerekmeyen, ondan sapmaların değişik türlerini gösterebilen daha içsel dünyalar yaratmasına izin vardır.

Bu yeni sapmalar çağdaş yazar için çok önemli. Mitler ve peri masalları da gerçek dünyadan sapmışlardır, ama bireysel olarak yazarlar nasıl yazacaklarını bizzat keşfetmezler; bir peri masalı yazarken bizzat keşfetmediğiniz belirli aksiyomları kabul etmelisiniz, yoksa peri masalı yazamazsınız. Bununla birlikte, genel edebiyat eğilimleri çerçevesinde, anlattığınız dünyaya kişisel, özel buluşlarınızın sözde-ontolojik niteliklerini yükleyebilirsiniz. Anlatılan dünya içerisinde, gerçek dünyadan bütün sapmaların mutlaka bir anlamı olduğu için, bu sapmaların toplamı uygun bir strateji ya da semantik buluş oluşturur (ya da oluşturmalıdır).

Bu nedenle iki tür edebî fantezi vardır: Peri masalı ve bilimkurgudaki nihaî fantezi ile Kafka’daki gibi geçici fantezi. Bilimkurgudaki akıllı dinozorların varlığı genellikle gizli bir anlama işaret etmez. Dinozorların, hayvanat bahçesinde zürafalara duyduğumuz hayranlığa benzer bir hayranlıkla beğenildikleri anlamına gelir; anlatımsal bir semantik sistemin parçası olarak değil de, deneysel bir dünyanın parçası olarak tasarlanmışlardır. Öte yandan Dönüşüm’de insanın fantastik bir mucize sonucu bir böceğe dönüştüğünü kabul etmemiz beklenmez. Kafka’nın nesnelerle ve onların deformasyonlarıyla bir sosyo-psikolojik durum çizdiğini kabul etmeliyiz. Bu dünyanın yalnızca dış kabuğu acayip bir olguyla biçimlenmiştir, içsel özünde katı, fantastik olmayan bir anlam vardır. Yani, bir hikâye dünyayı olduğu gibi çizebilir ya da onu yorumlar (ona değerler yükler, adlar takar, onu yargılar, ona güler vs.) veya çoğu zaman aynı anda her ikisini birden yapar.

Çizilen dünya insana olumlu biçimde yönelmişse, bu fiziğin ahlâkça denetlendiği klasik peri masalının dünyasıdır, çünkü bir peri masalında, birinin ölümüyle sonuçlanan, olumlu kahramana onulmaz zararlar veren hiçbir fiziksel olay yoktur. Çizilen dünya insana olumsuz biçimde yönelmişse, bu mitin dünyasıdır. (Ne istersen yap, çoktan babanı öldürmekten ve enseste teşebbüsten suçlusun.) Söz konusu yönelim nötrse bu gerçek dünyadır -gerçekçiliğin çağa özgü biçimiyle anlattığı ve bilimkurgunun uzam-zaman düzleminde öbür noktalarını anlatmaya çalıştığı dünya.

Deneysel ve ussal olarak yorumlanabileceği kural olarak gösterilebilen her şey bilimkurgunun öncülüdür. Bilimkurguda açıklanamaz mucizeler, aşkınlıklar, şeytanlar ya da canavarlar olmayabilir, hatta olup bitenler hakikat gibi görünmelidir.
Şimdi bir güçlükle karşı karşıyayız, olup bitenlerin hakikat gibi görünmesi ne anlama gelir? Bilimkurgu yazarları, bilimin her şeye gücünün yettiğini ve bir bütün olarak kozmosun sonsuzluğunu hatırlatarak bize şantaj yapmaya çalışırlar. Olabilecek her şey ve bundan ötürü başımıza gelen her şey bilimkurguda temsil edilebilir.

Saf matematiksel anlamda bile her şeyin olabileceği doğru değildir, çünkü pek çok farklı ve sonsuz güç vardır. Matematiği bir yana bırakalım. Bilimkurgu, gerçek bilimkurgu ya da sözde-bilimkurgu olabilir. Kafka gibi yalnızca fantezi üretirse bu sözde-bilimkurgudur, çünkü o gönderilen içeriği yoğunlaştırmaktadır. Anne öldü. Cenaze pazartesi yazılı telgraf ile telgraf aygıtının yapı ve işlevi arasında ne gibi anlamlı ve bütünsel bir ilişki bulunur? Hiç. Aygıt sadece mesajı göndermemizi sağlar, insanın böceğe dönüşmesi gibi fantastik doğanın semantik olarak yoğun nesnelerini de yine gerçekçi iletişimle gönderir.

Tehlike anında trenleri durdurmayı emreden, yanıp sönen kırmızı ışıkları doldurulmuş ejderhalarla değiştirseydik, işaret olarak fantastik nesneler kullanmış olurduk, yine de bu nesnelerin gerçek, fantastik olmayan işlevleri bulunurdu. Ejderhaların gerçek amaçla ve işaret yöntemiyle ilişkisi yoktur, mesele budur.

Yaşamda olduğu gibi, gerçek sorunları var olmayan varlıkların imgeleri yardımıyla çözebiliriz; böylece edebiyatta gerçek sorunların varlığını, görünüşte olanaksız olaylar ve nesneler yardımıyla gösterebiliriz. Anlattığı olaylar bütünüyle olanaksız da olsa, bir bilimkurgu yapıtı anlamlı, hatta ussal sorunlar belirtebilir. Örneğin, uzay yolculuğuna ilişkin toplumsal, psikolojik, politik ve ekonomik sorunlar bilimkurguda gerçekçi biçimde çizilebilir -anlatılan uzaygemilerinin teknolojik parametreleri iyiden iyiye fantastik olsa, yani bu parametrelerle bir uzaygemisi yapmak kesinlikle olanaksız olsa dahi.

Peki ya bilimkurgu yapıttaki her şey fantastikse? Yalnızca nesnelerin değil, sorunların da hiçbir zaman gerçekleşme şansı yoksa, zaman yolculuğu makineleri olanaksızken hangi olanaksız zaman yolculuğu paradoksları ortaya konacaktır? Bu tür durumlarda, bilimkurgu boş bir oyun oynar.

Boş oyunların saklı anlamları olmadığı, bu gibi oyunlar hiçbir şeyi temsil etmediği, hiçbir şeyi öngörmediği ve gerçek dünyayla hiçbir ilişkileri olmadığı için, bizi yalnızca mantık bulmacaları, paradokslar, entelektüel cambazlıklar gibi mutlu ederler. Değerleri özerktir, çünkü semantik referansları yoktur, bu nedenle oyun gibi değerli ya da değersizdirler. Peki, boş oyunların değerini nasıl belirleyeceğiz? Basit bir biçimde, bilimsel nitelikleriyle. Sayısız kuralı olmalıdır, şık, doğru, nükteli, kesin ve özgün olmalıdır. Dolayısıyla en azından minimum bir karmaşıklık ve içsel tutarlılık bulunmalıdır; bu, oyun oynarken oyunu kolaylaştırmak için kuralları değiştirmeyi yasaklamaktır.

Yine de bilimkurgunun boş oyunlarının yüzde doksan-doksan sekizi çok ilkel, çok naif, tek parametreli süreçlerdir ve pek çok durumda bir ya da iki kurala dayanırlar: Bu, yaratma yöntemi haline gelen ters çevirme kuralıdır. Böyle bir hikâye yazmak için mevcut kavram çiftlerinin bazılarını ters çeviririz. Örneğin, bizim için insan bedeni gayet güzeldir, ama Uzaydan Gelenler için bizler hep canavarlarızdır. Sheckley’in Olduğunuz Her Şeyinde insan kokusu Uzaydan Gelenler için zehirlidir ve insan derisine dokunanlarda kabarcıklar çıkmaktadır vs. Bizim için normal görünen yabancılar için anormaldir -Sheckley’in hikâyelerinin neredeyse yarısı bu ilkeyle yapılandırılmıştır. Tersine çevirmenin en basit türü tesadüfî hatalardır. Bilimkurgunun en gözde konusu, bu tip hatalardır: Zamanımıza ait olmayan bir şey kaza eseri (yanlış bir zamana yollanarak) buraya gelmiştir.

Tersine çevirmelerdeki değişim dünyanın temel bir özelliğindeyse, ilgi çekicidir. Zaman yolculuğu hikâyeleri bu biçimde oluşturulur, tersine dönmez bir şey olan zamana tersine çevrilebilirlik kazandırılır. Öte yandan, bütün kısmî tersine çevirmeler ilkeldir (dünyada insanlar en yüksek biyolojik varlıklarken, bir başka gezegende insanlar akıllı dinozorların sığırlarıdır; biz albüminden oluşmuşuzdur, yabancılar silikondan vs.). Yalnızca kısmî olmayan tersine çevirmelerin ilgi çekici sonuçları vardır. Biz dili iletişim aygıtı olarak kullanırız, ilke olarak her aygıt, mucidinin iyiliği ya da kötülüğü için kullanılabilir. Bu nedenle dilin, Delany’nin Babel-17’sinde olduğu gibi kölelik aygıtı olarak kullanılması, dünya görüşleri ile kavramsal aygıtların bağımsız olduğu hipotezinin -tersine çevirmenin ontolojik karakteri nedeniyle- genişlemesi bakımından ilginçtir.

Virgo Immaculata’nın hamileliği, 100 metreyi 0.1 saniyede koşmak, 2×2’nin 7 olması, bütün kozmik fenomenlerin pan-fizikselliği, Stapledon tarafından önerilmişti: Bunlar fantastik türün dört çeşididir.

İlke olarak, hatta ampirik olarak, embriyonun bir bakirenin yumurtasında başlaması, her ne kadar bugün olanaksızsa da olasıdır, bu durum gelecekte ampirik bir karakter kazanabilecektir.

Bir insanın 100 metreyi 0.1 saniyede koşması her zaman olanaksızdır çünkü bunu başaracak insanın bedeni etten ve kandan olmamak üzere bütünüyle yeniden yapılandırılmalıdır, bu nedenle bir insanın böylesine hızlı koştuğunu öne süren bir öncüle dayanan hikâye, fantezi yapıtı olacaktır, bilimkurgu değil.

2×2, hiçbir zaman 7 olmaz. Genellersek, mantıksal olanaksızlığı gerçekleştirmek olanaksızdır. Örneğin, mantıksal olarak, Tanrı’nın varlığına ya da yokluğuna kanıt getirmek olanaksızdır, böyle bir önermeye dayanan düşsel edebiyat fantezidir, bilimkurgu değil.

Stapledon’un pan-fizikselliği ontolojik bir hipotezdir. Bilimsel anlamda hiçbir zaman kanıtlanamaz. Deneysel olarak kanıtlanan aşkınlığın, aşkınlığı sona erer, çünkü aşkınlık ampirik olarak kanıtlanamaz. Ampirizme indirgenen Tanrı, Tanrı değildir; kader ile bilgi arasındaki sınır bu nedenle hiçbir zaman bozulmaz.

Bu durumların her biri ya da aynı kuralın herhangi bir durumu, gerçekten olduğunu iddia etmek için değil de, yalnızca, bunları işaret-nesne olarak kullananlar tarafından, böyle durumlar vasıtasıyla bazı semantik karakterlerin içeriği olarak yorumlansın diye anlatılırsa, bütün sınıflandırıcı argümanlar güç kaybederler.

Bu nedenle, bilimkurguda temelde yanlış olan şey, kategorik karakteri olan farkların ortadan kaldırılmasıdır; çeyrek bilimsel hipotezler ya da bunların sonuçları için mitlerin ve peri masallarının, kehanet olarak arzulu düşlerin, dehşet öykülerinin ortadan kalkması; ölçülebilir olarak ölçülemeyenin önerilmesi, ampirik karakteri olmayan olası görevlerdeki başarıların çizilmesi, çözümsüz sonuçlarda hileli çözüm.

Yine de, bir zamanlar mitler, peri masalları, sagalar, fabllar kozmik kilitlerin anahtarları olarak çok değerli bulunurken, neden bu tür süreçlerin yanlış olduklarını varsayalım? Bu zamanın ruhudur. Kanserin tedavisi yokken büyü kimya kadar değerlidir; büyü ile kimya bütünüyle değersiz olmada eştirler. Kanser konusunda gerçekçi bir zafer umudu yükselirse, o anda eşitlik bozulur, olası ve işe yarayabilir olan olanaksız ve işe yaramaz olandan ayrılır. Bu, hüsnüniyetle gerçeklik arasındaki ayrımı doğuracak olguların yönlendirilmesine izin veren, ussal bir bilimin varlığıyla mümkündür. Böyle bir bilgi için kaynak yokken, bütün hipotezler, mitler ve düşler eşittir; böyle bir bilgi birikmeye başlarsa, başka bir şeyle ikame edilir olmaktan çıkar, çünkü yalnızca yalıtılmış bir olguyu kuşatmaz, gerçekliğin bütün yapısını kuşatır. Uzay yolculuğunu yalnızca düşlerseniz, teknik olarak ne kullandığınız önem taşımaz; gemiler, balonlar, uçan halılar ya da uçan daireler. Ama uzay yolculuğu bir olgu haline gelirse, artık gerçek yöntemler dışında dilediğinizi seçemezsiniz.

en-iyi-100-bilimkurgu-2

Böyle gereklilikler, kısıtlamalar bilimkurguda sık sık ortaya çıkmaz. Bilimsel olgular, bütün değerlerini yitirdikleri noktaya kadar basitleştirilmezse, ontolojik olarak gerçek dünyadan farklı kategorik dünyalara koyulurlar. Bilimkurgu geleceği ve Uzaydan Gelenleri resmettiği için, bilimkurgunun dünyası mutlaka gerçek dünyadan sapar ve bu sapmanın biçimleri bilimkurgunun özü ve anlamıdır. Bununla birlikte, genellikle bulduğumuz, yarın ne olacağı değil, hiçbir zaman olmayacak olandır, gerçek değildir, peri masalı gibidir. Gerçek dünya ile fantastik dünya arasındaki ayrım derece derece, adım adım yükselir. Bu saçlı bir kafanın kelleşme süreci gibidir, yüz ya da bin tel saçınız da gitse kel kalmazsınız; fakat ne zaman başlar kellik? 10.000 tel mi, 10.950 tel mi yitirmek gerekir?

Bütünsel ideal ortalamanın örneği olamayacağı için kel kafa paradoksu gerçekçi kurmacada da ortaya çıkar, ama burada en azından kılavuzumuz var, olasıyı olanaksızdan ayırmayı sağlayan, kafamızın içindeki aygıt. Geleceği ya da galaktik imparatorlukları okurken bu kılavuzları yitiririz. Bilimkurgu, okurun eleştirel aygıtının felce uğramasından yararlanır, çünkü fiziksel, psikolojik, toplumsal, ekonomik ve antropolojik olguları basitleştirirken üretilen yanlışlar, anında ve hatasızca anlaşılmaz. Okuma sırasında bir insan genel bir rahatsızlık hisseder, bir başkası doyumsuzluk, çünkü biri nasıl olabildiğini bilmektedir, öteki çoğunlukla açık ve belirli bir eleştiri getirememektedir.

Bilimkurgu peri masalı kurgusundan öte bir şeyse, peri masalı dünyasını ve onun kurallarını göz ardı etme hakkı olduğu içindir. Gerçekçilik de değildir ve bu nedenle gerçekçi anlatımın yöntemlerini de göz ardı etme hakkı vardır. Soykütüksel tanımsızlığı varlığını kolaylaştırır, çünkü edebî yapıtların normal olarak yargılandıkları ölçütlerle hüküm altına alınamaz. Alegorik değildir: Der ki, alegori beni işim değil. Bilimkurgu ve Kafka, yaratmanın çok farklı iki türüdür. Bilimkurgu gerçekçi değildir, gerçekçi edebiyatın bir parçası da değildir. Gelecek? Ne sık reddeder bilimkurgu yazarları kehanette bulunma niyetini. Sonuçta XXI. yüzyılın miti denir. Oysa mitin soykütüksel karakteri ampirik değildir ve her ne kadar teknolojik uygarlığın kendi mitleri olabilse de, o kendisi bir mit biçimlendirmez. Çünkü mit yorumlamadır, comparatio’dur, açıklamadır ve önce sizin açıklanacak bir nesneniz olmalıdır. Bilimkurgu yaşıyor, ama bu antinomik varoluş durumundan da çıkmaya çabalıyor.

Bilimkurgudaki hastalığın genel belirtileri sıradan edebî döngülerle bilimkurgunun döngüleri karşılaştırılarak bulunabilir. Çağdaş dünya edebiyatında bugün bir belirsizlik var, bütün geleneksel anlatım tekniklerine güvensizlik, yeni yaratılar karşısında duyulan tatminsizlik, anlatımını her tür yeni girişim ve deneylerde bulan genel bir huzursuzluk; öte yandan bilimkurguda da genel bir tatminsizlik, halinden hoşnutsuzluk, kibir var; bu tür karşılaştırmaların sonuçları bize düşünmek için bazı veriler sunar.

Teknolojik gelişmenin, yaşamın bütün alanlarını etkileyen, muhteşem ve köktenci değişimlerindeki sürekliliğinin bilimkurguyu henüz başlamakta olan bir krize soktuğuna inanıyorum. Bilimkurgunun anlatım yapısının, ilk ortaya çıktıklarından bu yana defalarca kullanılan ve artık donmuş, fosilleşmiş paradigmalar haline gelen süreçlerden saptıkça saptığı açık seçik hale geldi. Bilimkurgu, karmaşık sosyopsikolojik süreçlere hipotetik önermeler koyma sanatını içerir. Bu sanatın ilk ustası H.G. Wells unutuldu ve kayboldu. Ama yeniden bu öğrenilebilir.

Bilimkurgu kardeşliğinin ortodoks ve heterodoks kısımları arasındaki çatışma üzücü bir sterillikte ve korkarım, yeni, daha iyi ve daha karmaşık bilimkurgu yapıtları, okurlarını bilimkurgu hayranlarından değil de edebiyatın ana akımının okurlarından kazanana dek daha da sürecek. Dünya edebiyatının en iyi ve en karmaşık yapıtlarını (zorlanmadan) okumadan bu hipotetik, var olmayan ve fenomen olarak iyi bilimkurguyu okumanın mümkün olduğuna inanmıyorum. Bilimkurgudaki devrimci gelişme, bu nedenle, her zaman geniş okur kitlelerince terk edilme tehlikesini taşır. Yazarlar ya da okurlar önümüzdeki yıllarda bu alanda olumlu bir değişimi pek istemezlerse ya da gerçekte hiç istemezlerse, füturolojide karmaşık eğilimin değişimi denilen şey ortaya çıkar ve tekil istek ya da belirlenimlerden çok çevredışı güçlü etkenler olmadıkça böyle değişimler de olmaz.!

Stanislaw LEM

Frodo Baggins'in Mordor Yolculuğu
Tavandaki Adam