Son Haberler
Anasayfa » Kültür-Sanat » Sinema Haberleri » Prometheus ve Sürüsüne Bereket Biyoçeşitliliği

Prometheus ve Sürüsüne Bereket Biyoçeşitliliği

prometheus-film-banner

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Bu yazı spoiler dediğimiz küçük bilgiciklerden bir grup içermektedir. Filmi izlemediysek ve “yok kardeşim izlemeden okumam diyorsanız” baştan uyarayım dedim.

Kiminin yerin dibine batırdığı kiminin yeğe göğe sığdıramadığı Prometheus’un biyoçeşitliliğe kattığı organizmalara ve bunların oluşmasını sağlayan evrim sürecine takıldı kafam filmi izlediğim süre boyunca. Dedim ki kendime bu nasıl karmaşık bir evrim sürecidir; şuna bir derinden bakayım.

Öncelikle filmin başlangıcında engineer lakaplı “üstün ırk insanımız” kendi DNAlarını parçalayacak bir siyah sıvıyı içerek dünyada yaşamı başlatıyor. Araştırmacı arkadaşlar daha sonra çeşitli araştırmalar sayesinde buldukları koordinatlar ile onların gezegenlerine gittiklerinde bu üstün ırktaki arkadaşlardan bir tanesinin cesedini bulup DNA eşleşmesi yapıyorlar ve %100 HUMAN DNA sonucuna varıyorlar. Şimdi bu %100 DNA eşleşmesi biraz tuhaf kaçıyor bence.

prometheus-1

Yukarıda gördüğümüz şablonu kısaca özetleyeyim; evrim sürecinde gen havuzumuzun ortaklığına göre taksonomik sınıflandırma  basamaklarına dahil oluruz. Bu basamaklara göre aşağıda görülen Genus (Cins) örneğin homo erectus ile homo sapiens gibi evrim ile birbirinden ayrılan iki türün ortak gen havuzuna göre bulunduğu basamağı HOMO olarak temsil eder. Şimdi biz bu “engineerlar” ile %100 Human olarak eşleşiyorsak bu üstün ırkın da homo sapiens olması gerekir. Gelin görün ki genetik olarak farklı doğal koşullarda evrimleşmiş türlerin aynı cins olsalar dahi aynı tür olmaları pek mantıklı durmuyor. Üstelik bu DNAlar parçalandıktan ve suda dağıldıktan sonra tekrar %100 eşleşme verecek şekilde birleşmeleri de pek mantıklı durmuyor. Böyle şeyler olur diyip bu üstün ırkın en azından HOMO olduğunu düşünüp devam edelim.

İçinde nasıl bir tür organik birleşim olduğunu bilmediğimden canlı demekten kaçındığım siyah bir sıvımız var. Sınırlı biyoloji bilgisiyle araştırmacı arkadaşlar kendisini virüs olarak düşündüler. Ama pek bildiğimiz kuluçka süresi olan efendim ne kadar akut olursa olsun belli bir gelişme süresi olduğundan yinede yavaş ilerleyen virüslerimizden değil.

Aşama bir: Virüs vs Solucan

Ortam koşulları değişen virüs güruhunun kendilerini bulundukları kabın dışına atmaları ile ilk etkilenen gariban solucanlar olur. Böylece ilk etkileri de görürüz. Boyut olarak geliştiği gibi vücut kaslarının üzerinde de bazı yılan türleri gibi durabildiğine de tanık oluruz. İşi gücü yemek olan bir yaratığa dönüşmüştür. Yani solucan olarak da yemek tüketiyordu, fiziksel olarak değişti ama amacı değişmedi; hâlâ yemek yemek…

prometheus-04Aşama iki: Virüs vs İnsan

Yoğun bir şekilde alınca filmdeki jeolog abi gibi insansı görüntümüz bozularak “infected” triplerine giriyoruz. (kendisi virüs deresinin içerisine düştüğü için). Özellikle yoğun bir haldeyken bu virütik sıvı biraz da asidik bir etkiye sahip ki (sonuçta RNA ve DNA özünde asidik) jeolog abinin yüksek CO2 seviyesinde bile zarar görmeyen cam küresinin erimesine sebep oluyor. Düşünün yani o derece asidik. Neyse jeolog artık beyni farklı bir organizma tarafından ele geçirilmiş ve solucanımızın aksine yemekten çok yıkmak üzerine kurulmuş bir felsefeyle(!) hareket ediyor. Burada da insanın bir virüslü solucan kadar olamadığını görmek biraz üzücü. Öldürüyorsun bari ziyan etme, ye!..

Aşama üç: Az dozda virüslenmiş İnsan vs. İnsan

Az doz falan küçümsenecek bir tabir değil. Dozu azaltsak da sonuç değişmeyecek; virüs her şekilde bedeni ele geçirecek. Sadece bu 1 saat yerine bir kaç saatlik süreyi kapsayacak. Lakin henüz ele geçirilmemiş olsa dahi spermleriniz bunu taşır sevgili beyler haberiniz olsun. Sevişerek çok güzel yeni bir canlıyı ekosisteme katmış oluyorsunuz. Bakınız:

prometheus-02Kısırlığa da çare hem hanımlar haberiniz olsun. Üstelik öyle 9 ay falan beklemenize gerek yok. 1 günü 3 aya bedel bir hamilelik. Tek sorun pek size benzemeyecek, biraz da et düşkünü olacak, bir kaç kolu daha olacak. Eee canım olacak o kadar..

Aşama dört: Virüs (ya da insandan doğma ahtapot) vs Üstün İnsan

Tek kelime: Pre-Alien. Yalnız dikkat çekmek isterim ki dünyadaki bir deniz canlısı ile şöyle bir benzerliği var bu Pre-Alien’ın. Çok iyi ahtapot avcısı olduğu bilinen (ne ironi) müren balığının da çift çenesi bulunur. Üst çene sadece avı tutarken iç çene tutulan avı kurtulması imkansız bir hızla çeker ve mideye indirir. Anlaşılan Pre-Alien’la ortak DNAları var.

prometheus-01Virüsün evrimine bakarsak her organizmada hızlı bir dna değiştirme süreci başlattığı kesin. Bu her organizmada farklı bir sonuç doğuruyor tabi. Girdiği organizmanın yeterlilik seviyesine göre ( yeni bir organizma oluşturma konusunda) organizmalarında gelişmişlik düzeyi farklılık gösteriyor gibi. Bu aşamaları izlerken bir şey fark ettim ama:

Eğer beyaz tenli üstün ırk insanı ile standart insan arasında %100 Human DNA eşleşmesi gözleniyorsa, neden virüs insan bedenini ele geçirdiğinde sadece beyinsel ve sinirsel noktaları kontrol etmekle yetinirken üstün insanda yeni bir organizma oluşturabiliyor? Standart insandan da o halde aynı Pre-Alien oluşması gerekir; virüs aynı – genler aynı.

Filmin bu noktası hariç bence organizmaların virüsle hızla gelişmesi, şekil değiştirmesi falan olabilecek şeyler. Bilmediğin gezegenin virüsü, dünyadakine benzemeyecek herhalde.

Son bir nokta insanın hayal gücünün sınırı, bildiklerinden üretebilecekleri ile sınırlı sanırım. İkincil iç çene, yılansı solucanlar, ahtapotsu varlıklar… DNA’lar benzer ya ondan herhalde.. 

Taht Oyunları Yazarı George R.R. Martin Endişeli!
Perg Yolculuğuna Yeni Kapaklar