Çizgi Roman Haberleriİncelemeler

Swamp Thing: Sönük Bir Filmden Derin Bir Altyapıya

Swamp Thing (1982), düz bir sinema izleyicisi olarak yaklaştığında kabul edelim ki sönük, temposu düşük ve yer yer fazlasıyla sıkıcı bir film. Dönemin bütçesizlikleri(kolpa), o dönemin gözüyle bile sırıtan kauçuk kostüm efektleri ve Wes Craven’ın henüz tam oturtamadığı B-filmi havası filmi izlemeyi bazen bir sabır testine dönüştürüyor. Ancak bu filmi tamamen çöpe atmamızı engelleyen, hatta ona tuhaf bir “içi doluluk” katan çok önemli bir detay var: Uyarlandığı kaynak materyal ve o materyalin taşıdığı potansiyel.
Film, her ne kadar derinliği tam yansıtamasa da, arkasındaki çizgi roman mitolojisinin ağırlığını hissettiriyor. Arada Jude karakterini oynayan siyahi oyuncunun (Reggie Batts) bütçesizliğin içinde sırıtmaya niyetli olmayan, rolünün hakkını veren temiz ve iyi oyunculuğu da gözden kaçmıyor, filme samimi bir renk katıyor.
Peki, bu filmin arkasını dolduran ve sıkıcılığına rağmen bizi ekrana bağlayan bu Swamp Thing aslında kimdir ve neyi anlatır?

Çizgi Romanlardan Swamp Thing ve Alan Moore Devrimi

Swamp Thing (Bataklık Şeyi), ilk olarak Len Wein ve Bernie Wrightson tarafından yaratıldığında, klasik bir “canavara dönüşen bilim insanı” hikayesiydi (nereden tanıdık acaba “Hulk”). Dr. Alec Holland, bataklığın ortasındaki gizli laboratuvarında bitkisel bir formül üzerinde çalışırken uğradığı saldırı sonucu alevler içinde bataklığa düşer. Formülün ve bataklığın birleşimiyle insani formunu kaybedip bitkisel bir canavara dönüşür.
Ancak karaktere asıl “içi dolu” ve felsefi kimliğini kazandıran isim, efsanevi yazar Alan Moore oldu. Moore, 1980’lerde serinin başına geçtiğinde çizgi roman tarihinin en büyük ters köşelerinden birini yaptı:

Anatomik Ders (The Anatomy Lesson): Alan Moore, Alec Holland’ın bir canavara dönüşmediğini yazdı. Aslında Alec Holland o patlamada ölmüştü. Bataklıktaki bitkiler, Holland’ın bilincini, anılarını ve acısını emerek kendilerini onun “insan olduğuna” inandırmıştı. Yani karşımızdaki şey insanlaşan bir canavar değil, kendini insan sanan bir bataklıktı.

Karakter Psikolojisi:

Swamp Thing’in psikolojisi, çizgi roman dünyasındaki en ağır, en melankolik ruh hallerinden biri. Karakter, tam bir varoluşsal kriz içinde yaşıyor.

Ait Olamama: Ne tam anlamıyla yeşilliğe ve doğaya ait (çünkü insan gibi düşünür, acı çeker ve sever), ne de insanlığa dönebiliyor.

Yabancılaşma: Aynaya her baktığında gördüğü şey bir çürümedir. Kendi zihninin içinde saklı olan Alec Holland’ın anıları, ona sürekli hiç ulaşamayacağı bir insanlığı fısıldıyor.

Tanrılık ve Lanet: Zamanla Dünya’daki tüm bitki yaşamını birbirine bağlayan mistik bir ağ olan “The Green” (Yeşil) adlı gücün koruyucusu (parlamentosu) haline gelir. Evrensel bir güce dönüşür ama bu güç onun yalnızlığını ve insanlığa olan özlemini daha da derinleştirir.

Sembolizm

Kısa ve öz geçmek gerekirse, Swamp Thing baştan aşağı bir sembolizm:

Doğanın İntikamı ve Şefkati: İnsanın doğayı katledişine, endüstriyel yıkıma karşı doğanın sessiz ama yıkıcı cevabıdır. Aynı zamanda doğanın can veren, iyileştiren şefkatini de simgeler.

Ölüm ve Yeniden Doğuş: Çürümenin, bataklığın içinden fışkıran o taze yeşillik, hayatın ölümden beslendiğinin; her sonun yeni bir başlangıç olduğunun metaforudur.

İşte 1982 yapımı film görsel olarak ne kadar sönük ve bayat kalırsa kalsın, izlerken zihnimizin arkasında bu devasa mitolojinin, bu ağır psikolojinin ve doğa sembolizminin varlığını bilmek, filme sinematik değerinin ötesinde mistik bir derinlik katıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu