Son Haberler
Anasayfa » AYBABTU » Moskova’dan Yola Çıktık – Metro: Exodus İncelemesi

Moskova’dan Yola Çıktık – Metro: Exodus İncelemesi

Dmitry Glukhovsky‘nin kaleme aldığı Metro serisinden uyarlanan oyunlar yoluna devam ediyor. Metro 2033 ile başlayan Artyom‘un hayatta kalma mücadelesi Metro: Last Light ile devam etti. Şimdi ise Artyom, dünya üzerinde kalan insanları bulmak için işi biraz daha büyütüyor. Bu sefer karşısında daha ilginç gerçekler çıkıyor.

Öncelikle Metro: Exodus‘u daha önceki Metro oyunlarıyla kıyaslamayın, buradan biraz daha farklı ve oyuncuyu içine daha çok çeken mekanikler bizi bekliyor.

Oyuna Başlarken

Metro serisini hiç oynamamış olabilirsiniz. Burada size SPOILER vermeyeceğim, merak etmeyin. Bu yazıyı rahatlıkla okuyabilirsiniz. Kaldı ki, Metro: Exodus oyunu Metro: Last Light’ın devamı niteliğinde.

Oyun, Artyom’un yeryüzünden metro tünellerine yaralı bir şekilde inmesiyle başlıyor. Başka hayatta kalanları arayan Artyom, bu durumu iyice kafaya takmış durumda. Daha oyunun başında, kısa bir bölümden sonra eşimiz Anna ile yine yeryüzüne çıktığımız bir gün, uzaktan geçen bir tren görüyoruz. Artyom -eğer konuşuyor olsaydı- “Ben söylemiştim,” derdi. İşte tam bu anda başka kişilerin de hayatta olduğunu ve arayışa devam etmemiz gerektiğini anlıyoruz.

Metro Exodus’un Yeni Videosu Artyom’un Kabuslarını Gün Yüzüne Çıkarıyor

Spartalı ekibimize durumu bildirdiğimizde işler daha da ilginçleşiyor. Burada gerçekten tüm Metro serisini ve Artyom’un hayatını kökten değiştirecek bir olaya tanıklık ediyoruz ve yola koyulmaya karar veriyoruz. Spoiler olacak diye söyleyemiyorum ama gerçekten, “Yok artık, hayvan herifler,” diye bağırdığımı söyleyeyim.

Açık Dünya Gibi Ama Değil Gibi…

Metro 2033’ü oynadım fakat Metro: Last Light oyununu çok fazla oynayamadım açıkçası. Sürekli lineer ilerleyen yollar, yıkılmış binaların arasından geçerek tek bir yolda ilerleme çabaları, mutlaka o binanın içinden geçecek olmamız gibi şeyler beni oyundan soğutmuştu. Karakterimle gidebileceğim tek bir yol olduğunda kendimi sıkışmış hissediyorum. Post-apokaliptik ve hayatta kalmaya çalıştığım bir oyun varsa biraz serbest olmalıyım, en azından hayatta kalamazsam da kendi hatalarımdan dolayı olduğunu kabul etmeliyim. Doğrusal bir yolda ilerleyince oyunun bana sağladığı kadar veya verdiği oranda bu şansım değişiyor. Metro: Exodus oyunu bize yarı açık dünya diye tabir edebileceğim bir yapı sunmuş.

Oyunda farklı bölgelere gidiyoruz ve oralarda yapmamız gereken görevler oluyor. Mesela 500 metre ilerideki bir fabrikadan almamız gereken bir malzeme var. Bize tek söylenen oraya gidip o malzemeyi getirmek ve bu sefer, gitmemiz gereken doğrusal bir yol yok. Araziye iniyoruz ve fabrikaya dilediğimiz şekilde ulaşabiliyoruz. Bir kayık bulursanız nehirden, dilerseniz asfalt yoldan ya da tren yolunu takip ederek gidebilirsiniz. Ya da tüm yolları da kullanarak etrafı da keşfedebilirsiniz.

Bölgede dolaşırken yatıp dinlenebileceğiniz ya da eşya üreteceğiniz kulübelere, küçük yan görevlere veya değişik olaylara denk gelebiliyorsunuz. Bu da sizi oyuna biraz daha bağlıyor. Açıkçası oyuncuyu serbest bırakma olayı daha çok hoşuma gitti.

Oyunda Korku da Var, Eşya Yapmak da

Metro: Exodus’a ilk başladığım anda tünellerde gezinirken etraftan gelen seslerin ve atmosferin de etkisiyle çok tedirgin olmuştum. Daha önceki oyunları da deneyimlediğim için tedirginliğimde de haklı olduğumu kısa sürede anladım lakin Metro: Exodus için “çok korkunç” veya “korku temalı” bir oyun demem doğru olmaz. Korkutu anlar, sizi yerinizden sıçratabilecek sahneler var ancak bunun sayısı çok fazla değil. Yine de etrafta dolaşırken sesleri iyi dinlemekte ve her an tetikte olmakta fayda var. Post-apokaliptik bir ortamda rahatlamaya yer yok.

Eşya olayına gelince bu olay oldukça hoşuma gitti. Fallout 4 oyununda hem kendi silahımı yapabildiğim hem de kendi evimi inşa ettiğim anlar, muhtemelen oyunda en çok vakit geçirdiğim yerlerdi. Metro: Exodus’ta bu kadar geniş kapsamlı bir eşya yapma sistemi yok ancak etrafta bulduğunuz parçalarla silahınızı geliştirebilmek, merminiz azaldığında bulduğunuz kulübe veya atölyelerde mermiler üretebilmek gayet güzel olmuş. Bu eşyaları yapmak için tabii ki temel malzemelere ihtiyaç duyuyoruz ve bu malzemeler için de dolaşmamız gerekiyor. Aslında her şey birbirine bağlı ve durum böyle olunca da görev bölgenizi daha derinlemesine keşfetmek istiyorsunuz.

Ben, bir zindana girdiğimde boss’un en soldaki koridorda olduğunu bilirsem o koridora en son girerim. Önce tüm zindanı temizler, sonra o görevi bitiririm. Burada da öyle yapıyorum. Gitmem gereken yere tüm bölgeyi keşfettikten sonra gidiyorum. Bazen işler zorlaşabiliyor ama yine de Metro’nun atmosferinde dolaşmak da oldukça güzel bir deneyim.

Görseller ve Sesler Muhteşem

Oyun, ortaya çıktığı anda zaten Nvidia’nın RTX teknolojisini kullanacağını belirtmişti. Grafikler ve görseller, REDUX’tan sonra da çok çok gelişmiş. Bazı karakterlerin yüzleri fotorealistik olmuş. Dürbünü alıp uzaklara baktığınızda ise gerçekten post-apokaliptik bir Rusya fotoğrafına bakıyormuş gibi hissediyorsunuz. Doğrusu oyunun görsellerinin iyi olacağını biliyordum ama bu kadar realistik bir ambiyansın yaratılmış olmasına şaşırdım.

Ses konusuna gelirsek, bildiğiniz gibi sesler oyundaki en önemli unsurlardan birisi. Tepemizden bir yaratık mı geliyor, binanın içinde bizden başka birisi var mı gibi şeyleri ayak veya canavarların homurtu seslerinden anlıyoruz. Burada da buna dikkat etmişler. Hatta bu sesleri, ambiyans sesleri ile birleştirmişler. Mesela dar bir tünelin içerisindeki canavar sesini yankılı bir şekilde duyuyorsunuz, açık havadaki bir sesi ise etrafa nereden yayıldığı pek belli olmayan şekilde. Bunlara çok dikkat edilmiş ve bu da atmosferin ve oyunun kalitesini de oldukça arttırmış.

Artyom da Konuşabilse Keşke

Oyuna bir aksiyon oyunu gözüyle bakmak mümkün. Bazı yerlerde Metro: Exodus için rol yapma oyunu dense de bunu söylemek mümkün değil. Mesela Spartalılar’ın lideri Albay Miller, “Evet, Artyom; eğer oraya gidersek çok iyi olur. Bunu bizim için yapar mısın?” dedikten 4 saniye sonra, “Harikasın Artyom, bunu yapacağını biliyordum,” demesi biraz garip olmuş. Ya sorma bana doğrudan gönder, soruyorsan da bana gitmeme seçeneği de sun, bir konuşma mekaniği oluştur. Böyle olunca JRPG oyunlarına dönmüş, üstelik cevap bile veremiyoruz.

Bazı anlarda isyan etmek isteseniz de Artyom abimizin konuşmaması sebebiyle ne denirse onu yapmak zorunda kalıyoruz.

Sonuç

Metro: Exodus, hem Metro serisi tutkunlarının hem de post-apokaliptik türü sevenlerin mutlaka oynaması gereken bir oyun olmuş. Metro 2035 kitabından uyarlanan hikayede, daha önceki oyunları oynamış kişiler için güzel sürprizler var. Özellikle yukarıda açıkladığım dünyada yanlız mıyız, değil miyiz sorunsalının çözüme yaklaştığını görmek şaşırtıyor. Doğrusu her fırsat buluğumda oyunu oynamak için can attım. Hem hikayenin gidişini görmek hem de o atmosferi yaşamak istedim. Bu nedenle biraz olsun türe veya oyun serisine tutkunsanız vereceğiniz paraya acımayın. Ben, oyunun verilen her kuruşa değeceğini söyleyebilirim.