Halı, Kilim, Şeytan Avcılığı – Devil May Cry Netflix İncelemesi
Netflix’in Devil May Cry animasyonunu izledik, inceledik, spoiler’sız olarak yorumladık!
Netflix’in Adi Shankar imzalı, Studio Mir yapımı Devil May Cry animasyonu bugün itibarıyla çıkışını yaptı. Büyük bir Devil May Cry hayranı olarak heyecanlansam da duyurulduğundan beri kafamda soru işaretleri vardı açıkçası. Özellikle de Adi Shankar konusunda. Zira kendisi hatırladığım kadarıyla Castlevania animasyonları başarılı olsa da oyunun hayran kitlesinin çokça tepkisini çekmişti. Hal böyle olunca da biraz temkinli yaklaştım Netflix animasyonuna. İlk sezon itibarıyla tam anlamıyla yumuşadım diyemem ama kötü olmuş desem de yalan olur. Hazırsanız konuşmaya başlayalım.

Amerikan Başkanı Dahil Herkesi Devreye Sokun
Devil May Cry’in hikayesi oyunlardan beslenen ama oyunlardan bağımsız bir hikaye. Bu kısmı biraz daha açacağım ilerleyen satırlarda ama önce bu bilgiyi cebimize atmamız lazım yoksa oyuna sadık bir uyarlama bekleyen hayranları hayli üzecektir.
Hikayemiz 2000’lerin başında dört bir yanı kuşatan terör korkusu içinde alternatif bir Amerika’da geçiyor. Animasyonun yaptığı en iyi şey bu dönemi Devil May Cry sosuyla harmanlamak olmuş. Terör korkusunun yerini iblis korkusu almış, Amerikan hükümeti teyakkuzda, hükümet başkanı ilgisiz, devletin görünmez gücü olan başkan yardımcısı ise bu tehdidi ortadan kaldırmak için hiçbir ordu kaynağını kullanmakta tereddüt etmiyor.

Dante’miz ise oldukça genç, namı yürüse de daha yolun çok başında bir iblis avcısı. Genç Dante denince aklınız Nince Theory yapımı DMC Devil May Cry’daki Dante’ye gitmesin, çok daha “tanıdık”. Yolculuğuna eşlik eden Limp Bizkit ve Green Day parçalarıyla bu tasalı dönemin pervasız yaşayan, en azından yaşamak için uğraşan gençliğinin hoş bir yansıması olarak çıkıyor karşımıza. Sesi oyunculara tanıdık gelecektir çünkü kendisini DMC 4 ve V’de yeğeni Nero’yu seslendiren Johnny Yong Bosch seslendiriyor. Seslendirme demişken Başkan Yardımcısı Baines karakterine de ayrı bir parantez açmak istiyorum çünkü Baines, seslendirme dünyasının efsanesi, çok sevgili Kevin Conroy’un sesiyle hayat bulmuş. Adi Shankar’ın açıklamasına göre Devil May Cry, vefat etmeden önce stüdyoya girdiği son projeymiş. Büyük usta son işinde de elbette büyük şov yapmış, buradan bir kez daha anmış olalım.
Ama…
Dünya inşası iyi, hoş, 2000’ler dönemine ve bu dönemi konu alan yapımlara bir nevi aşk mektubu. Şimdi gelgelelim kafamı bir tık kurcalayan, açmak istediğim kısma: Spoiler vermeyeceğim ama genel izlenimim yapım ekibi Devil May Cry V oynamış, gaza gelmiş ve “BİZ BUNLARLA BİR ŞEYLER YAPARIZ” demiş oldu. Seriyi çok seven bir grup hayran toplanmış, oyunlarda sevdikleri karakterleri ve olay örgülerini alıp bir fanfiction yazmış şeklinde özetlersem çok da yanlış olmayacaktır. Kısaca bu temel (?) üzerinde ilerliyor Devil May Cry’ın hikayesi.

Nihayetinde yapmak istedikleri şeyi anladım, hatta finali izledikten sonra “İyi ki böyle yapmışlar” da dedim, başta “Beyaz Tavşan” olmak üzere orijinal karakterlerine de kanım kaynadı valla. Ama bu bağlamda aldıkları kimi kararlar sezonun ilk yarısında yüzümü biraz ekşitti maalesef. Tabii bu serinin lore kanadına fazlasıyla hakim bir hayran olmamdan da kaynaklı olabilir, taraflı yaklaşmak istemiyorum o yüzden. Ancak hayran kitlesinin önemli bir bölümünün benim gibi düşüneceğinden eminim.
Sezonun ilk yarısında oyundan aldıkları bu elementleri Dante’ye yeni bir başlangıç hikayesi yazarken kullanma biçimleri biraz… Eh işte hissettiriyor. Oyun temelli öğeler, 2000’ler Amerikasını hicveden klişelerle harmanlanarak rasgele bir şekilde sağa sola fırlatılmış, tahmin edilmesi kolay akacak gibi geliyor. Ancak ikinci yarı itibarıyla genç Dante’ye animasyon kanadında farklı bir hikaye inşa etme konusunda gayet başarılı olmuş ekip. Sonlara doğru olumlu yönde şaşırdım, hatta beklediğimden çok daha fazla keyif aldım bu süreçte. Bu yüzden yaptıkları seçimlere artı mı versem eksi mi versem bilemedim, biraz arafta bıraktı beni bu kanatta.

Vur! Kır! Parçala!
Studio Mir denince akla hemen elini korkak alıştırmayan aksiyon sahneleri geliyor ve bu konuda kesinlikle üzmüyor Devil May Cry. Bu bağlamda rüştünü defalarca ispat etmiş bir stüdyo olarak dizi için en doğru seçim olduklarını göstermişler. Hatta spoiler olmasın ama bir noktada animasyona deneysel yaklaştıkları, farklı türlerde maharetlerini gösterdikleri çok şık bir bölüm de var ilk sezonda, izleyince anlarsınız. Genel animasyon tarzında ise bazı anlarda DC Animated Universe hissi de aldım ve inanılmaz hoşuma gitti bu durum. Aksiyon dozu yüksek, sahneler dinamik, renk paleti şık, karakter/yaratık tasarımlarıysa gayet doyurucu.
Ancak burada beğenmediğim ve seyir zevkimi aşırı derecede kaçıran bir şey ki o da maalesef CGI kullanımı. Tam savaşlar başlıyor, aksiyon akıyor, koca bir iblis çıkageliyor, bir bakıyorsunuz iblisler CGI’a dönüşmüş? Başarısız bir CGI diyemem ama gözüme o kadar battı ki anlatamam. Ki bu konuda deneyimsiz bir stüdyo da değil Mir, CGI, 3D animasyon karakter gibi toplara girmeden de gayet güzel iki boyutlu yaratıklı savaş sahnesi çıkarabilen bir ekip. Gözümü tırmaladı özellikle büyük savaşlarda.

Uzun Lafın Kısası…
Ben Netlix’in Devil May Cry animasyonunu sevenin seveceğini, sevmeyenin epeyce gıcık olacağını düşünüyorum açıkçası. Çünkü bahsettiğim gibi yapım ekibinin ne yapmak istediğini anladım, oyunları seven bir grup insan toplanıp sevdikleri karakterler ve öğelerle oyundan bağımsız bir şekilde kendi hikayelerini anlatmak istemişler. Bu bağlamda oyuna sadık bir uyarlama bekleyen hayranları bir nebze üzecektir. Yine de kendi hikayelerini anlatma noktasında özellikle sezonun ikinci yarısında toparladıklarını, seyir keyfi yüksek bir deneyim yaratmayı başardıklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Animasyon kanadında CGI kullanımı tadımı kaçırmış olsa da Devil May Cry aksiyonunu, serinin aşina olduğumuz matraklıklarını ve gaza getiren anları gayet başarılı yansıtmış Studio Mir. Adını efsaneler arasına yazdıracak bir animasyon değil belki ama eğlenceli birkaç saat geçirtecektir.
Yorumlarınızı paylaşmayı unutmayın, izleyeceklere iyi seyirler dilerim!




