İncelemeler

Çalkalanmış, Karıştırılmamış – 007 First Light İncelemesi

Sinematik evrende Daniel Craig ile gençleşen James Bond, 007 First Light ile en süt dönemine götürüyor bizleri. Hitman serisi ile çılgın atan IO Interactive, bir ayağı İstanbul’da geliştirilen oyun ile turnayı gözünden vurabiliyor mu, hep birlikte bakalım.

James Bond’un oyun serüveni hiç de fena değildir, bilen bilir. 1997 yılında çıkan GoldenEye 007, Everything or Nothing ve The World Is Not Enough, karizma ajanımızın en iyi oyunlarından olarak hafızalara kazınmıştır. First Light da elinden gelenler sayesinde bu isimlerin arasına adını rahatlıkla yazdırabiliyor, peşinen notunu düşeyim. Her şeyi geçiyorum, çok özel bir sırrı da bizimle paylaşıyor First Light; Bond’un özel Martini sevdasının nereden geldiğini öğreniyoruz. Daha ne olsun, değil mi?

James Drake, Is That You?

007 First Light çıktığı gibi Uncharted ile karşılaştırıldı, dikkatinizden kaçmamıştır. İlk olarak şu benzetme işine değinelim de aradan çıksın. Sinematik anlatıma önem veren her oyunu Uncharted’a benzetirsek yanarız, o yüzden çok da adil bir karşılaştırma olduğunu düşünmüyorum. Nathan Drake’in macerası her açıdan çok daha üstün, üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen grafik kalitesi bile ilginç şekilde daha kuvvetli. O yüzden bu karşılaştırmayı dikkate almayın ve First Light’ı anlatıma ve tempoya önem veren bir Hitman olarak düşünün, daha iyi.

First Light tam bir Bond hikayesi anlatıyor; İngiltere ve dünyanın bütünlüğüne göz dikmiş kötü güçler, güzel kadınlar, snob takıldığımız ortamlar, gizlilik ve aksiyon. Tüm bunları modern bir hikayede buluşturuyor, Görevimiz Tehlikede filmi gibi gözünü yapay zeka ve ondan gelebilecek tehditleri öykünün merkezine yerleştiriyor. Sanmayın sadece dijital düşmanla boğuşuyoruz, gayet iyi çizilmiş ve gerçekçi kötü karakterler de başımızda.

Hikayemiz Bond’un ajan olmadan önceki döneminde start alıyor ve gelişen bir olaydaki kahramanlığı MI6’in dikkatini çekiyor. Birleşik Krallık’ın istihbarat servisi MI6’ya girmek öyle kolay değil elbette, First Light resmen 1.5 saat süren bir eğitim sekansına sahip. Yapım ekibi güzel bir tercih yapmış, oyunların genelinde ekranda beliren yönergelerle hızlıca verilen eğitim yerine hikayeye yedirmiş her şeyi ve tüm dinamikleri Bond’un MI6 eğitimi esnasında öğreniyorsunuz. Her şeyi öyküye yediren, eğitim kısmını sıkmadan ve hatta çaktırmadan oyuncuya aktaran bir dizayn tercihi bu, alkış! Eğitim bittiği gibi Bond’un karakterindeki asilik ile tanışıyoruz; asla üstlerini dinlemiyor, kararlara itiraz edip kendine uygun olan neyse onu yapıyor. Bu bıçkınlık elbette başına iş açıyor ve erken kayıplarla tanışıyor Bond. Hikaye de onun iç gelişimi ile birlikte vites yükseltiyor ve tempolanıyor. MI6’in tüm operasyonlarına yön veren yapay zeka THEIA’nın aslında bir tehdit olduğu ortaya çıkıyor ancak ondan kurtulmak çok da kolay değil. Neyse, daha anlatmaya gerek yok. Gerisini deneyimlemek sizde, öyküdeki sıkı ters köşelere ve yüksek anlara hazır olmanızı önerebilirim.

Ben Bond… 47 Bond…

007 First Light, IO Interactive’in popüler serisi Hitman’den pek çok şeyi ödünç almış ve kendine evirmiş. Ajan 47 ile yapmaya alıştığınız tüm sinsilikleri belli oranda Bond da deniyor. Oyundaki neredeyse her göreve Hitman yapısı ile başlıyorsunuz diyebilirim. Kalabalık insanların olduğu kulüp, müzayede veya tatil beldesi gibi yerlerde sakince görevlere start veriyorsunuz. Bu noktalar oyunun belki de en fazla tempo sorunu yaşadığı yerler, yalan yok. Bunun sebebi ise şu; Hitman oyunları size gerçekten sıkı bir özgürlük alanı sunar, görevleri nasıl tamamlayacağınıza dair esneksinizdir. Yaratıcılık tavan dersek yanlış söylemiş olmayız. 007 First Light ise kendini dizginliyor ve size ilerleyebilmeniz için her senaryoda sadece 3-4 farklı ihtimal sunuyor. Bunlardan en azından birini hemen keşfettiğiniz için diğerlerini araştırma zahmetine girmiyor veya yaratıcı davranma gibi bir dürtü edinmiyorsunuz. Üstelik tercihler arasında iyi kötü dengesi de çok bulanık olduğu için ne yaptığınızın çok da önemi yok. Bu da hem içinizi gıcıklayacak oyun anları sunmuyor, hem de sizi zorlamadığı için tempoyu ciddi şekilde düşürüyor.

Hitman’den daha çizgisel bir yapı var burada ve çatışmalar iyice ön plana çıkıyor. Burada da hem iyi, hem kötü taraflarla karşılaşıyoruz. Yakın dövüş sistemi Batman Arkham serisi ile karşılaştırılıyor, bu da çok adil değil. Arkham oyunlarındaki dövüşler sırtını oyuncunun zamanlamasına yaslar ama kör noktada da bırakmaz, oyuncu dostudur. Burada ise yaban ellerde mixed bag denen durum var. Düşmanlar size yumrukları ile saldırırken savurabileceğiniz ve savuramayacağınız hareketlerle geliyorlar. Dar ve kapalı mekanlarda dövüşürken kamera öyle garip yerlerde sıkışıp kalabiliyor ki, darbe nereden geliyor, nasıl geliyor, anlamak çok güç. Sarı renkli saldırılar bloklanıyor ve hızlı olursanız karşı saldırı yapıyorsunuz. Kırmızılar ise blok kabul etmeyen saldırılar. Bunlardan da kaçmalısınız. Dar alanda, 3-5 düşman ile boğuşurken yukarıdaki sorunlar gün yüzü görünce haliyle can sıkıyor. Açık alanda veya kameranın büyük arzuyla takılacağı bir yer bulmadığında ise işler yolunda ve keyifli. Düşman saldırılarını okumak ve yumrukları konuşturmak hikaye boyu gelişim göstermese bile eğlendiriyor. Etrafınızdaki objeleri kullanma özgürlüğü ise çok az oyunda göreceğiniz kalitede. Bir düşmanı tutup raflara fırlatabilir, hemen yanınızdaki şişeyi alıp kafasını vurabilir ve oradan da duvarda asılı kalkana çarpıp saf dışı bırabilirsiniz.

Ateşli silahlar kısmı daha keyifli. Siper alma ve ateş etme sevdiğimiz şeyler zaten. Burada şöyle bir detay var; Bond kafasına göre silah çekemiyor. Önce karşısındaki tehdide dönüşüp silahına davranacak, ondan sonra Bond kardeşimiz de son çare artık deyip tetiğe davranabiliyor. Kısıtlayıcı gözüküyor, farkındayım ama bu tercih sayesinde 100 yıllık karakterin özüne ihanet edilmemiş. First Light burada da sizi zorlama peşinde bu arada. Ana silahınız bile kurşun bittiğinde işe yaramaz hale geliyor. Yere serdiğiniz düşmanların silahlarını toparlamak zorundasınız. Bazen umarsızca kurşun savurduğunuzda cephanesiz kalıp sudan çıkmış balığa dönebiliyorsunuz. Bu da ateş altına atlamak ve silah aramak demek, stratejik davranmayı unutmayın ki zorda kalmayın kuzum.

Merhaba, Ben Marcus Aiden Bond… Bu da Yetenekli Kol Saatim…

James Bond’un olaylarından biri gündelik hayata dair gibi duran cihazları teknolojik birer silah olarak kullanmasıdır. MI6 Teknoloji Birimi’nden sorumlu Q ve ekibinin geliştirdiği cihazları First Light’ta da deneyimleme şansına sahibiz. Öncelikle her daim dostumuz olan saat, burada da tüm teknolojilerin yuvası olarak dikkat çekiyor. Q-Watch isimli saat tek başına bir radar gibi, tek tuşla görevlerin yerini, alternatif rotaları ve düşmanlar hakkında bilgileri size gösteriyor. Yetmezmiş gibi kendisine 3 tane ek özellik atayabiliyorsunuz. Düşmanları sersemleten zehirli ok, bomba, sis bombası ve en sık kullanacağınız hackleme özelliği hizmetinizde. Hackleme dinamiği ciddi şekilde Watch Dogs serisini hatırlatıyor. Tek tuşla elektronik cihazları çalıştırıp veya bozup düşmanların dikkatini başka yöne çekebiliyorsunuz. Oyuncuya özgür alan açan bir özellik ve gayet iyi kullanılmış.

Bu arada tüm bu özellikleri sınırsız ve umarsız bir şekilde kullanamıyorsunuz, öyle Tanrı modunu açmak yok arkadaş. Bu özellikler yeşil ve mavi renkle tanımlanmış durumdalar, kullanıldıklarında da enerjileri tükeniyor. Bu durumda sağa sola dağılmış elektronik cihaz ve kimyasal ürünlerden parça toparlamanız lazım. Bunu yaptığınızda özellikleri tekrar kullanma şansına sahip oluyorsunuz. Kısıtlayıcı gözükse de her ana taktik katan bir özellik olmuş.

Size avantaj sağlayan saate ek olarak blöf yapma gibi yeteneklere de sahip Bond, olmadık durumlardan diliyle çıkmayı başarabiliyor. Blöf yaparak düşmanın dikkatini dağıtabilir ve seri bir dayakla onu ödüllendirebilirsiniz. Düşman olmayan ve yasaklı alanlara sizi sokmayan NPC’leri ise gene bu taktik ile kandırıp yolunuza devam edebilirsiniz. Açıkçası bu dilbazlık dinamiğini çok kullandığımı, daha doğrusu ihtiyaç duyduğumu söyleyemeyeceğim ama varlığı önemli, nadiren de olsa elim gitti.

How Can I Get to TacSim?

”Hikaye modu bitti, şimdi ne yapacağız?” diye soran fani dostlarım, size TacSim’i sunuyorum. Sanki kendi icadımmış gibi bahsettiğim bu mod sayesinde tamamladığınız görevleri yeni zorluk seviyeleri, zaman kısıtlaması ve yeni senaryo dinamikleri ile oynayabiliyorsunuz. Çevrimiçi liderlik tablosuna da sahip olan bu modu 1-2 kere denedim sadece, taze bir içerik sunduğunu söylemek güç. Hitman’deki Contracts benzeri sürekli güncellenen canlı bir servis arayanları üzecek TacSim ancak ekstraları açmanın yolu da buradan geçiyor. TacSim’de kazandığımız tecrübe puanları sayesinde Bond’a özel yeni kostümler ve silah görünümleri açıyorsunuz. Kozmetik odaklı, o yüzden deli dehşet bir içerik buradan çıkmaz. IO Interactive buraya yatırım yapar ve ileride sürekli orijinal senaryolar atarsa, TacSim de bir anlam kazanır.

007 First Light’ın grafikleri oldukça temiz. Uncharted benzetmesini bırakalım, tekrar soranlar olacak gibi hissettim. Bu benzetme dışında mekan tasarımları ve çeşitliliği, karakter animasyonları oldukça başarılı. NPC’lerde vites biraz düşüyor, diyalog-dudak senkronu yok gibi ancak bunlara takılmadan oyunun yakışıklı taraflarına bakın. FPS düşmesi gibi sorunlar yok, zaman zaman kaplamalar geç geliyor ama can sıkacak boyutlarda değil. Bond’un karakter modellemesi gayet başarılı; zamanında beyefendi olarak yaratılan ajanımızın yeni nesilde doğru tezahürü budur diye düşünüyorum. Yüzünde yarası, bitmek bilmeyen sarkastik tarafı ve çekiciliği ile gayet sıkı bir yeni nesil ajan James Bond.

Lana Del Rey tarafından seslendirilen tema müziği çok başarılı, defalarca çevirebilirsiniz. Oyunun geneline yayılan müzik kullanımı da ortalamanın oldukça üzerinde. Ekrana yansıyan bölümün dinamiklerine göre bazen karanlık, bazen hınzır, genelde orkestra tarafından hayat verilmiş besteler kulaklarınızı şenlendirecek. Ses efektleri de çok iyi. Çatışmalarda üzerinize yağan kurşunlar içinizi gıcıklayacak, bir düşmanın kafasını cam sehpada kırarken çıkan tiz sesin görüntüyle uyumuna bayılacaksınız. Seslendirmeler de çok ama çok iyi. Bond’a hayat veren Patrick Gibson, karakterin tüm yanlarını eksiksiz yansıtıyor. Çok iyi bir aktör olan ve The Walking Dead serisinden hatırlayabileceğiniz Lennie James ise mentorumuz olan Greenway’e kusursuz bir şekilde hayat veriyor. Yüksek bütçeli prodüksiyonların detaylardaki özeni ne kadar önemli, 007 First Light’ta da bunu anlıyorsunuz. Yapım ekiplerinden biri IO İstanbul stüdyosu olan bir oyunda Türkçe dil desteği görmek en doğal hakkımız ve bu hak bize verilmiş. Tertemiz bir altyazı desteği sayesinde oyunu ana dilimizde oynayabiliyoruz.

Uzun süredir bir Bond oyunu ile karşılaşmıyorduk, sırf bu yüzden bile önemli bir oyun tutuyoruz elimizde. 007 First Light dinamik hikayesi, temiz görselleri ve zaman zaman tempo kaybı yaşasa da genel olarak oynanabilirliği ile tertemiz bir oyun. Kusurları var, bazıları can bile sıkıyor ama bunları görmezden gelme gücü de sizin elinizde yahu. Sinematik dili kuvvetli gizlilik ve aksiyon oyunlarından keyif alanlar 007 First Light’ı kesinlikle deneyimlemeli. Bu yılın oyunu değil belki ama gücü de isminde saklı.

007 First Light İncelemesi

Hikaye / Sunum - 8.5
Grafikler - 8
Oynanabilirlik - 7.8
Ses / Müzik - 8.5

8.2

Bazı handikapları yüzünden klasik olma fırsatını kaçıran ama tertemiz bir yolculuk sunan sıkı bir Bond oyunu. Kim hayır diyebilir ki?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu