İncelemeler

Ay’a Yolculuk (Le Voyage dans la Lune, 1902) İncelemesi

A Trip to the Moon dediğimizde aslında sinemanın ilk büyük kırılma anlarından birine bakıyoruz. Filmin Fransızca adıyla Le Voyage dans la Lune, bugün hâlâ konuştuğumuz bilimkurgu dilinin en ilkel ama en saf hâli. Bunu eski bir film diye izlemek yanlış. Çünkü burada olan şey, sinemanın ne olabileceğine dair ilk ciddi hayal.

Sinemanın Yön Değiştirmesi

Georges Méliès bu filmde hikâye anlatmayq çalışmamış tercih olarak. Bildiğimiz anlamda dünya kurma fikrini ortaya atıyor. O zamana kadar sinema hayatı kaydeden bir araçken burada ilk kez alternatif bir gerçeklik kuruluyor. Bu küçük bir fark değil. Sinemanın doğasını değiştiren bir karar. 1902 gibi bir yıl için baktığında iş daha da garipleşiyor. Ortada yerleşmiş bir bilimkurgu dili yok, sinema dili zaten çok yeni. Buna rağmen ortaya çıkan şey şaşırtıcı derecede özgür. Bugün bile büyük prodüksiyonların riskten kaçındığı bir ortamda, Méliès tamamen içgüdüyle hareket ediyor.

Masalsı Ciddiyet

Filmi bugün izlediğinde sahne dekorları yapay, oyunculuklar teatral, efektler basit geliyor. Ama bunlar filmi zayıflatmıyor. Tam tersine, filmin ruhunu taşıyan şeyler bunlar. Çünkü ortada teknik bir iddia yok, doğrudan hayal gücü var.Ve bu hayal gücü kendini açıklamak zorunda hissetmiyor. Bu da filme tuhaf bir özgürlük veriyor. Modern işlerde sık gördüğümüz her şeyi mantığa oturtma çabası burada yok. O yüzden daha saf hissettiriyor.

Ay: Bilimsel Değil, Mitolojik Bir Alan

Filmin Ay tasviri bugünkü bilimsel gerçeklikle hiçbir şekilde örtüşmüyor. Ama zaten amaç o değil. Buradaki Ay, keşfedilecek bir bilinmeyen. İçinde garip varlıklar, tuhaf doğa ve anlaşılmayan kurallar var.Bu yüzden film aslında klasik anlamda bir bilimkurgu değil. Daha çok fantastik bir keşif hikâyesi gibi çalışıyor. Ama tam da bu yüzden etkili. Çünkü kendi evrenine sadık kalıyor. İnandırıcılık buradan geliyor.

FRP Gibi Çalışan Hikâye

Yapıya baktığımızda film şaşırtıcı derecede tanıdık. Bir ekip toplanıyor, bilinmeyene gidiyor, beklenmedik bir türle karşılaşıyor, kısa bir çatışma yaşıyor ve geri dönüyor. Bu neredeyse birebir bir FRP senaryosu. Biraz zorlasan masa üstüne uyarlayıp oynatılabilir. Keşif, karşılaşma, kaçış ve raporlama döngüsü çok net. Bu da şunu düşündürüyor: Daha ortada RPG kültürü yokken, onun temel anlatı yapısı sezgisel olarak kurulmuş.Etkisi:

Türün Kapısını Aralamak

Filmin en kritik tarafı etkisi. Bu iş olmasaydı bilimkurgunun sinemada bu kadar erken bir tür hâline gelmesi zor olurdu. Çünkü Méliès şunu yaptı: Gerçek olmayan şeyleri sinemanın meşru alanına soktu.Bu bir teknik başarıdan çok zihinsel bir kırılma. Sinema artık sadece “olanı gösteren” değil, “olmayanı kuran” bir araç hâline geldi. Bugün izlediğimiz her uzay hikâyesinde bu yaklaşımın izi var.

Sonuç

Le Voyage dans la Lune bir başlangıç noktası. Bugün bilimkurgu, fantastik anlatılar, FRP kültürü ve genel olarak geek dünya kurma alışkanlığı dediğimiz şeyin ilk net formu burada.En önemli tarafı şu: Méliès gerçeği göstermek yerine yeni bir gerçeklik yaratmayı seçti. Bu seçim, sinemanın kaderini değiştirdi. Bugün hâlâ o kararın içindeyiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu