İncelemeler

H.G. Wells’i San Francisco’ya Salmak: Time After Time İncelemesi

Nicholas Meyer’in yönettiği 1979 yapımı Time After Time, kâğıt üstünde harika bir fikre yaslanmış: Victoria dönemi İngiltere’sinin saf, ütopik hayaller kuran entelektüeli H.G. Wells, kendi elleriyle yaptığı zaman makinesini çalan Karındeşen Jack’in peşinden 1970’lerin sonlarının San Francisco’suna geliyor.

Ancak film, bu parlak önermeyi ellerine yüzlerine bulaştıran bir “köyden indim şehire” komedisine çeviriyor olayı.

Wells’in modern dünyaya adım attığı anlarda yakalamaya çalıştıkları kültür çatışması, ne yazık ki beklenen zekâdan oldukça uzak. Karakterin şaşkınlıkları verdiği tepkiler ya da dönemin popüler kültürüyle imtihanı o kadar klişe ve yüzeysel işlenmiş ki, ortaya ne absürt bir mizah ne de taze bir soluk çıkıyor. Tam aksine, hikaye ilerledikçe kendini tekrar eden, temposu düşen ve izleyiciyi yoran bir ritme hapsoluyor.

İlgili Makaleler

Atmosfer konusuna gelirsek; 1970’lerin sonlarındaki San Francisco’nun o karakteristik sokak dokusu, punk kültürü ve hareketli yapısı filmde adeta harcanmış. Ortada kayda değer, içine çeken bir atmosfer yok. Her şey plastik bir set tasarımının ve kör göze parmak esprilerin gölgesinde kalıyor. Ne o dönemin ruhu hissediliyor ne de Victoria döneminin gotik ve boğucu havası buna tezat oluşturabiliyor.

H.G. Wells gibi keskin zekâlı, vizyoner bir entelektüeli ve bilim insanını alıp bildiğimiz bir aksiyon filminin ortasına yerleştirmişler; yetmemiş, adamı bir de ucuz bir seri katil kovalamacasının başrolüne sıkıştırmışlar. Oysa Wells kurgunun ve düşüncenin adamıdır, sokak aralarında bıçak sallayan ya da panikle koşturan bir aksiyon kahramanı değil. Karakterin o entelektüel ağırlığını tamamen sıfırlayıp klişe bir kovalamaca hikayesine kurban etmeleri, zaten filmin en büyük çıkmazlarından biri.

Malcolm McDowell’ın kendine has duruşu ve David Warner’ın varlığı bile filmi kurtarmaya yetmiyor. Karakterler sığ, motivasyonlar aceleye getirilmiş ve ortadaki kedi-fare kovalamacası bir süre sonra tamamen ezber bir formüle dönüşüyor.

Hikaye bence ortalama bir televizyon filminden öteye gidemiyor. Eğlenceli olmaktan uzak, vaat ettiği absürt ve karanlık potansiyeli harcayan vasat bir deneme.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu