Son Haberler
Anasayfa » Haberler » Neil Gaiman’dan Cthulhu Hikayesi – Ben, Cthulhu

Neil Gaiman’dan Cthulhu Hikayesi – Ben, Cthulhu

call-of-cthulhu-banner

Fantastik edebiyatın rock starı Neil Gaiman, fantastik kurgunun korku saçan efsanesi Cthulhu’yu hiç pas geçer mi?

1986 yılında yazdığı Cthulhu hikayesi olan “Ben, Cthulhu” hikayesini Murat Kurt’un çevirisi ile sizlere sunuyoruz.

Ben, Cthulhu

Yada Benim Gibi Dokungaç Suratlı Biri

Böyle Batık Bir Şehirde Ne Arıyor?

(47o 9 Güney Enlemi, 126o 43 Batı Boylamı)

 I-cthulhu

I.

Cthulhu, diyorlar bana. Yüce Cthulhu.

Kimse doğru düzgün telaffuz edemiyor.

Bunları yazıyorsun değil mi? Her kelimesini mi? İyi o zaman. Nereden başlasam –hmm?

Pekala o zaman. Başlangıç. Bunların hepsini yaz Whateley.

Sayısız çağlar öncesinde, Khhaa’yngnaiih’nin (bunu nasıl harf harf söyleyeyim sana. Duyduğun gibi yaz işte) karanlık sisleri içerisinde, isimsiz iki kabus gibi bir anne ve babadan kambur bir ayın altında hayat buldum. Tabii ki bu gezegenin ayı gibi değil, gerçek bir aydı bu. Bazı geceler gökyüzünün yarısını doldururdu ve o yükseldikçe, şişmiş yüzünden aşağı doğru sızıp damlayan kıpkırmızı kanı izleyebilirdiniz, ta ki göğün en tepe noktasına varıp bataklıkları ve tepeleri kan kırmızısı ölü bir ışıkla yıkayana kadar.

Ne günlerdi be…

Ya da daha doğrusu geceler. Bizim oraların sözüm ona bir güneşi vardı ama o zamanlarda bile yaşlı bir güneşti bu. Bir gece, en sonunda patladığında, hepimizin sahile sürünüp izlediğini hatırlıyorum. Fakat buna daha sonra geliriz.

Ailemi asla tanımadım.

Annem, babam kendisini döller döllemez onu yemiş ve ben de vakti gelip doğduğumda annemi yedim. İşe bak, en eski hatıram da budur. Annemin içinden kıvranarak çıkarken yeni avlanmış bir hayvanın eti gibi taze tadı hâlâ dokungaçlarımdaydı.

Öyle şok olmuş gibi bakma Whateley. Ben de siz insanları aynı şekilde iğrenç buluyorum.

Sahi, şu shoggoth’u beslediler mi acaba?  Mızmızlanıp duruyordu sanki.

İlk bir kaç bin yılımı bataklıklarda geçirdim. Tabii ki o zamanlar şimdiki gibi görünmüyordum. Küçük bir alabalık renginde ve sizlerin 4 ayağı kadar uzundum. Zamanımın büyük bir bölümünü başka yaratıklara gizlice yaklaşıp onları yiyerek ve aynı anda başkasının bana gizlice yaklaşıp yemesinden kaçınmaya çalışarak yaşadım.

Gençliğim böyle geçti.

Ve sonra bir gün –sanırım bir Salı günüydü– hayatın yemek yemekten fazlası olduğunu anladım (Seks mi? Tabii ki hayır. Hayatımın o evresi ancak bir sonraki yaz uykusu dönemimin bitiminde başlayacak. Sizin bu değersiz gezegeniniz o zaman kadar çoktan soğumuş olur.) O Salı günü Amcam Hastur sürünerek bataklığın benim yaşadığım bölümüne geldi, dişleri birbirine geçmiş halde. Bu da, bu ziyaretinde yemek yemek istemediği ve ikimizin konuşabileceği anlamına geliyordu.

İşte bu senin için bile aptalca bir soru Whateley. Seninle konuşurken iki ağzımı da kullanmıyorum öyle değil mi? Her neyse. Bu şekilde bir soru daha soracak olursan anılarımı aktaracak başka birini bulurum. Sen de shoggoth’a yem olursun.

Dışarı çıkıyoruz dedi Amcam Hastur. Bizimle gelmek ister misin?

Biz mi? Diye sordum. Biz de kim?

Ben, dedi, Azathoth, Yog-Sothoth, Nyarlathotep, Tsathogghua, Ia! Shub Niggurath, genç Yuggoth ve bir iki başkası. Bilirsin işte, bizim çocuklar (Tabii ki senin anlayacağın şekilde tercüme ediyorum Whateley. Yoksa bu “çocuklar”ın çoğu aseksüel, biseksüel ya da triseksüel yetişkinlerdi. Üstelik Ia! Shub Niggurath en az bin çocuğu olduğunu iddia ederdi. Ailenin o tarafında abartmayı severler). Dışarı çıkıyoruz dedi amcam ve senin de biraz eğlemek isteyip istemediğini soralım dedik.

Hemen cevap vermedim. Açıkçası kuzenlerimden pek de hoşlanmıyordum ve boyutlar arasındaki tuhaf bir bükülme sebebiyle onları net olarak görmekte hep sorun yaşamışımdır. Köşe noktalarında bir miktar belirsizleşirler. Ve bazılarının –ki Sabaoth buna en iyi örnektir– pek çok köşesi vardır.

Fakat gençtim ve heyecana hasrettim. “Hayatta bu yaptıklarımdan fazlasına yer olmalı,” diye bağırıyordum bataklık mezarlığının pis kokuları etrafımda yayılır ve ngau-nagau ve zitadorlar tepemde bağırıp çığlık atarken. Tahmin edeceğin üzere sonunda evet dedim ve Hastur’un peşinden sürünerek buluşma noktamıza gittim.

Hatırladığım kadarıyla bir sonraki akşamı nereye gideceğimizi tartışarak geçirdik. Azathoth’un kalplerinden, uzaktaki Shaggai’ye gitmek geçiyordu. Nyarlathotep’in, Dile Alınmaz Yer’e karşı bir hayranlığı vardı. (Neden olduğunu hiç bana sorma, son gittiğimizde her yer kapalıydı). Bana göre hiç fark etmezdi Whateley. Islak ve birazcık çirkin herhangi bir yer olsa bana yeterdi, evimde hissedebilirim. Fakat her zaman olduğu gibi son söz Yog-Sothoth’undu ve sonunda onun boyutuna gittik.

Yog-Sothoth ile tanışmıştın değil mi? Benim canım iki bacaklı yaratıkcığım.

Ben de öyle düşünmüştüm.

Buraya gelmemiz için yolu bize o açtı.

Açıkçası buraya gelmeye çok kafa yormamıştım. Hâlâ da yormuyorum. Eğer başımıza gelecek tüm belaları bilseydim buraya gelmekle uğraşır mıydım bilmiyorum. Fakat o zamanlar gençtim.

Hatırladığım kadarıyla ilk durağımız karanlık Carcosa’ydı. Ödüm bokuma karıştı orada. Bugünlerde sizin türünüze gözümü kırpmadan bakabiliyorum ama ne bir kabuğu ne de bir dokungacı olan tüm o insanları görmek beni korkudan tirtir titretiyordu.

Sarı Elbiseli Kral anlaşabildiğim ilk insandı.

Pespaye kral. Onu tanımıyor musun? Necronomicon sayfa yedi yüz dörtte (tam baskıda) onun varlığı ima edilir ve sanırım o aptal Prinn de ondan De Vermis Mysteriis‘te bahsediyordu. Ve tabii bir de Chambers var.

Kral çok tatlı adamdı, alışınca tabii.

Bana bu fikri ilk veren de odur.

Bu sıkıcı boyutta ne halt edilir ki? diye sordum ona.

Güldü. Buraya ilk geldiğimde, dedi – uzaydaki bir lekeden farksızdı- ben de kendime aynı soruyu sordum. Sonra bu garip dünyaları fethetmenin, buralarda yaşayanlara boyun eğdirmenin, senden korkmalarını ve sana tapmalarını sağlamanın ne kadar eğlenceli olduğunu fark ettim. Çok eğlenceli.

Elbette Yaşlılar‘ın hoşuna gitmiyor.

Hangi yaşlılar? diye sordum.

Hayır, dedi, Yaşlılar. Baş harfi büyük. Komik elemanlar. Denizyıldızı kafalı variller gibiler, zar gibi kanatlarıyla uzayda uçarlar.

Uzayda uçmak mı? Uçmak mı? Şok olmuştum. Hiç kimsenin o zamanlarda uçtuğunu düşünmüyordum. sluggle’layabileceğin yerde neden uçmak isteyesin ki? Onlara neden yaşlılar, pardon, Yaşlılar dediklerini anlıyordum.

Bu Yaşlılar ne yapar? diye sordum Kral’a.

(Sluggle’lamak konusunu sana daha sonra anlatacağım Whateley. Gerçi gereksiz bir çaba. Sende wnaisngh’ang yok. Fakat belki badminton ekipmanları da aynı işi görür). (Nerede kalmıştım? Ah evet).

Bu Yaşlılar ne yapar? diye sordum Kral’a.

Pek fazla bir şey yapmazlar. Sadece başkalarının tüm bu anlattıklarımı yapmasını sevmiyorlar.

“Böylelerini çok gördük” edasıyla salınıp dokungaçlarımı titrettim ama Kral’ın mesajı aldığından şüpheliyim.

Fethedilmeye uygun bir yerler biliyor musun? diye sordum ona.

Bir elini, küçük ve aptal bir avuç yıldızın olduğu yöne doğru belirsizce salladı. Oralarda senin sevebileceğin bir tane var, dedi. Adı Dünya. Biraz sapa bir yerde ama gelişmek için açık alanı var.

Aptal herif.

Şimdilik bu kadar Whateley.

Çıkarken birilerine shoggoth’u beslemelerini söyle.

cthulhu-terror

II.

Şimdiden zaman geldi mi Whateley?

Saçmalama. Seni buraya kendim çağırdım, biliyorum elbette. Hafızam her zamanki kadar kuvvetli.

Ph’nglui mglw’nafh Cthulhu R’lyeh wgah’nagl fthagn.

Bunun anlamını biliyorsun değil mi?

R’lyeh’deki evinde ölü Cthulhu rüya görerek bekliyor.

Yerinde bir abartı olmuş bu. Son zamanlarda kendimi çok iyi hissetmiyorum.

Bu bir şaka, tek kafa, bir şaka. Bunların hepsini yazıyor musun? İyi. Yazmaya devam et. Dün nereye kadar geldiğimizi hatırlıyorum.

R’lyeh.

Dünya.

Dillerin kelimelerin anlamını nasıl değiştirdiğine dair bir örnek bu. Belirsizlik. Buna hiç tahammülüm yoktur. Bir zamanlar R’lyeh, Dünya’ydı, ya da en azından başlangıçta benim yönettiğim ıslak bölümü. Şimdi ise R’lyeh benim küçük evim. 47o 9 güney enlemleri, 126o 43 batı boylamları.

Veya Yaşlılar’ı örnek alalım. Şimdi bize Yaşlılar diyorlar. Ya da Yüce Yaşlılar, sanki bizimle varil oğlanlar arasında hiçbir fark yokmuş gibi.

Belirsizlik.

Böylece Dünya’ya geldim ve o zamanlar bugün olduğundan çok daha ıslak bir yerdi. Dünya o zamanlar harika bir yerdi, denizler dopdoluydu ve insanlarla çok iyi anlaşıyordum. Dagon ve çocuklar (bu sefer “çocuklar” derken gerçekten insanlardan bahsediyorum). O çok eski zamanlarda hep birlikte suyun içinde yaşardık ve daha Cthulhu fthang diyemeden inşaatçılığa, köle gibi çalışmaya ve yemek pişirmeye koştum onları.

Bak bu bana ne hatırlattı. Sana anlatmak isterim. Gerçek bir hikaye bu.

Denizlerde yüzen bir gemi vardı. Pasifik’te bir rotada gidiyordu. Geminin içinde de görevi yolcuları eğlendirmek olan bir büyücü, bir sihirbaz vardı. Fakat gemide bir de papağan vardı.

Sihirbaz ne zaman bir numara yapsa papağan numarayı mahverderdi. Nasıl mı? İzleyenlere numaranın nasıl yapıldığını söylüyordu işte! “Gömleğinin koluna sakladı” diye bağırırdı ya da “kartlar hileli” ya da “şapkanın altında başka bir bölme var.”

Tabii sihirbaz bunu sevmezdi.

Sonunda sihirbaz en büyük numarasını yapmaya karar verdi.

Olayı herkese duyurdu.

Kollarını sıvadı.

Ellerini salladı.

Ve tam o anda geminin bir tarafı eğilip parçalanıverdi.

Batık R’lyeh, suların içinden yükseldi. Ordular dolusu hizmetkarlarım, kokunç balık adamlarım, geminin kenarlarından yolcuları ve gemicileri yakalayarak dalgaların altına çektiler.

Dalgaların üzerinde tek başına kalan sihirbaz, -aptal kurbağalarımın sihirbazı göz ardı etmesi sebebiyle hâlâ hayattaydı, ki bu yüzden kurbağalar ağır şekilde cezalandırıldılar- bir tahtaya sarılmış yüzüyordu. Sonra taa yukarılardan aşağı doğru süzülen yeşil bir şey gördü. Bu şey aşağı indi ve yakınlardaki bir tahta parçasının üzerine konduğunda sihirbaz bunun papağan olduğunu anladı.

Papağan başını kaldırıp gözlerini kısarak baktı sihirbaza.

“Pekala,” dedi sonunda “Vazgeçiyorum. Anlat nasıl yaptın?”

Elbette bu gerçek bir hikaye Whateley.

Karanlık Cthulhu, senin en korkunç kabusların daha annelerinin yalancı memelerinden emerken karanlık yıldızların içinden süzülerek gelen, mezar sarayından dışarı çıkmak ve inançlıları ödüllendirip hükmünü devam ettirmek için yıldızların doğru yere gelmesini bekleyen, ölüm ve kutlamaların en güzelini ve en tatlısını öğretmek üzere bekleyen, Cthulhu sana yalan mı söyleyecek?

Elbette yalan söyleyecek.

Kes sesini Whateley, ben konuşuyorum. Fıkrayı daha önce nerede duyduğun da umurumda değil.

O zamanlar çok eğlenirdik. Kıyım ve yıkım, kurban olmak ve lanetlenmek, tanrıların kanı ve balçık ve çamur, kir ve isimsiz oyunlar. Yiyecek ve eğlence. Bir uzun partiydi bu ve herkes partiye bayılıyordu, kendilerini bir küp peynirle, bir dilim ananas arasında tahta bir kazığa geçirilmiş bulanlar hariç elbette.

Ahh, o zamanlar dünyada devler gezerdi.

Sonsuza kadar sürmesini bekleyemezdik.

Gökyüzünden zar gibi kanatlarıyla ve kuralları ve kaideleri ve adetleriyle ve her birinden 5 tane doldurulması gereken Dho-Hna bilir kaç tane formlarıyla geldiler. Hepsi banal bürokr-at kafalılar. Yüzlerine bakıp anlayabilirdin bunu. Beş uçlu kafalar, baktığın herkesin beş ucu var kafalarında, kollar mı dersin artık adına, her neyse (ki hepsinin kafaları vücutlarının aynı yerindeydi bunu da eklemek isterim). Hiçbirinin 3 kol uzatacak hayal gücü yoktu, ya da 6 ya da yüz iki. Beş, hep, her birinde.

Saygısızlık etmek istemem.

Pek anlaşamadık.

Partimi pek beğenmediler.

Duvarlara vurmaya başladılar (mecazi olarak). Biz pek aldırış etmedik. Ondan sonra daha sinir bozucu olmaya başladılar. Tartıştılar. Ağız Bozdular. Kavga ettiler.

Tamam dedik, madem denizi istiyorsunuz, deniz sizin olsun. Cümbür ve denizyıldızı cemaatiniz hep birlikte denizi alın. Biz de karaya geçtik -o zamanlar bayağı bataklıktı- ve dağları cüce gibi bırakacak devasa tek parça kayalardan binalar inşa ettik.

Dinazorları ne yok etti biliyor musun Whateley? Biz. Tek bir barbeküde.

Fakat yine de o sivri kafalı oyunbozanlar bizi kendi halimize bırakmadılar. Gezegeni güneşin daha yakınına çekmek istiyorlardı; yoksa uzağına mıydı? Hangisi olduğunu tutup tutup da onlara hiç sormadım. Sonra bir de baktık ki tekrar sudayız.

Gülünç bir durumdu.

Yaşlıların şehri belasını bulmuştu. Hem kendileri hem de yaratıkları kuru hava ve soğuktan nefret ediyorlardı. Oysa sonra bir de baktılar ki Antarktika’dalar, kupkuru ve Leng’in defalarca lanetlenmiş kayıp boyutları kadar soğuk.

Bugünlük de dersimiz burada sona eriyor Whateley.

Ve artık şu shoggoth’a birinin yemek vermesini sağlar mısın lütfen?

call_of_cthulhu

III.

(Hem Profesör Armitage hem de Wilmarth el yazmasının uzunluğu ve içeriğine bakılırsa bu noktada en az 3 sayfanın kayıp olduğuna inanıyorlar. Ben de onlara katılıyorum)

Yıldızlar değişti Whateley.

Gövdenin başından koparıldığını ve soğuk mermerin üzerinde göz kırpıp boğulan bir parça et haline geldiğini düşün. Böyle hissettirdi işte. Parti bitmişti.

Bizi öldürdü.

Bu yüzden bu derinliklerde bekliyoruz.

Korkunç öyle değil mi?

Hiç de bile. Bundan mı korkacağım. Ben beklerim.

Burada oturup ölü bir şekilde hayal kuruyorum, insanlığın karınca kolonisi gibi imparatorluklarının yükseldiğini ve çöktüğünü, diğerlerine yukarıdan bakıp sonra yerlerde sürünmelerini izliyorum.

Bir gün -bu gün belki yarın gelir, belki de senin zayıf aklının alamayacağı kadar yarınlar sonra- yıldızlar gökyüzünde tekrar sıralanacak ve yok oluş zamanı gelecek. Ben derinliklerden çıkarak dünya üzerinde tekrar hakimiyetimi ilan edeceğim.

İsyan ve cümbüş, kan, yiyecek ve çürümüşlük, sonsuz alacakaranlık ve kabuslar ve ölülerin ve ölmemişlerin çığlıkları ve inançlıların ilahisi.

Sonra mı?

Bu boyuttan ayrılacağım elbette. Bu gezegen ışıksız güneşi etrafında dolaşan soğuk bir tuğla haline geldiğinde gideceğim. Kanın her gece, ölü bir denizcinin gözü gibi şişmiş ayımızın yüzeyinden döküldüğü kendi mekanıma geri gideceğim ve yaz uykuma yatacağım.

Daha sonrasında çiftleşeceğim ve sonunda evladım ışığa çıkmak için beni içten içe yemeye başladığındaki heyecanı hissedeceğim.

Emmm.

Hepsini yazdın mı Whateley?

Güzel.

Evet, işte bitti. Son. Anlatımı tamamladım.

Bil bakalım şimdi ne yapacağız? Evet doğru bildin.

Şimdi shoggoth’u besleyeceğiz.

Yazan: Neil Gaiman

Çeviren: Murat Kurt

Bu hikaye, 1986 yılında Neil Gaiman tarafından yazılmıştır ve Neil Gaiman’ın blogunda yayınlanmıştır.

Hobbit - Bir Masalın Sonu
Tüm Star Wars Çizgi Romanları Çok Uygun Fiyata!