Son Haberler
Anasayfa » World of Warcraft

World of Warcraft

Druidlerin Tarihçesi

  Druidler dünyanın koruyucuları olmakla birlikte, şekil değiştime yeteneği, canlandırma büyüleri ve hatta doğayı kısmen kontrol etme yetileri bahşedilmiş yarıtanrı Cenarius’un takipçileridir. Taurenler, Cenarius’un önce onlara Druidizm’i öğrettiğini anlatsalar da, kendi efsaneleri ‘Ormanın Efendisi ve İlk Druidler’de de belirtildiği gibi, gerçekte ilk ölümlü Druid, Cenarius’un en büyük öğrencisi olan Malfurion Stormrage idi. Night Elf’lere, War of the Ancients’ta ve onu takip eden uzun yıllar boyunca önderlik etti. World Tree Nordrassil in yaratılması ile kaldorei Druid’leri Ysera’ya ve onun Alemi olan Emerald Dream’deki yüzyıllar boyu süren ölümsüz yaşamlarına bağlandılar. Cenarion Circle ise, Druid’lerin yönetim topluluğu olarak, Kutsal Moonglade’te kuruldu. Nesiller boyu süren uykularından, Burning Leigon’ın işgal tehtidi altında kalktılar. Archimond’un yenilgisinin ardından Druid’ler mahfolan toprakların yeniden yapılandırılmasına yardım etmek için uyanan dünyada kalmaya karar verdiler. Legion saldırısının doğal dengede açtığı derin yarayı iyileştirme yollarını aramaya başladılar. Cenarion Circle’a Night Elf’lerle birlikte Taurenler de katıldı. Savaş sırasında Hamuul Runetotem ile tanışan Malfurion ona Druidizm i öğretti. Hamuul Cenarion Circle’a katılan ilk Tauren oldu ve daha sonra Tauren ırkının ArchDruid’i olarak tanındı. Golden Eyes (Altın rengi Gözler) Night Elf’ler arasında altın-rengi gözler, genel olarak gümüş rengi olanlara nazaran, içinde saklı Druid yeteneklerinin göstergesidir. War of the Ancients’ dan önce yaşamış sınıf-takıntılı Night Elf’ler arasında altın rengi gözlere çok nadir rastlanırdı ve gizli güçlerin göstergesi olarak kabul edilirdi. Kraliçe Azshara ve Illidan Stormrage aşırı güçlü büyücülerdir ve altın rengi gözlere sahiptirler. Night Elf’ler savaştan sonra daha çok eleyici hale geldiklerinden, altın rengi gözler daha yaygın oldu. Ek olarak da, Druidizm Night Elf’ler arasında daha yaygın hale geldiğinden, birçok Night Elf, sanatı öğrenerek doğduktan sonra da altın gözlere kavuşabildiler. Altın rengi gözler, saklı Druid yeteneklerinin göztergesi olmasına karşın, her altın rengi gözlü Night Elf’in Druid olmasını gerektirmez. Buna karşın gümüş renklilerin de Druid olmasına engel değildir. Bizzat Malfurion Stormrage doğduğunda gümüş renkli gözlere sahipti ama Druid sanatını çalışarak zamanla altın renge kavuşmuştur. Kurulum Cenarius’un Üçüncü Savaşta ölümü ve Malfurion Stormrage’in Emerald Dream’de kaybolmasının ardından, Druid’ler hepsi de Cenarion Circle’ın bir parçası olmalarına karşın sürekli aralarında anlaşmazlık bulunan üç ayrı ana karakter tarafından yönetilmeye başladı: Keeper Remulos, Cenarius’un oğlu, Nighthaven’ın hemen dışında bulunur. ArchDruid Fandral Staghelm, Night Elf, Darnassus’ta, ArchDruid Hamuul Runetotem, Tauren, ise Thuderbluff’ta yaşamaktadır. Druid Mezhepleri Geleneksel olarak Druidler belirli tek bir hayvan totemi yolunu seçerler. Burning Legion istilasının ardından, çoğu Druid devrim yaparak birçok hayvana ait büyüleri öğrenme yoluna gittiler. Bu şekilde yaşayan Druid’lere ‘Druids of the Wild’ denir. Cenarius tüm tanrıların efendisidir. Yine de her farklı Druid grubunun kendilerine ait tanrısı vardır ve bazıları kendi tanrılarına benzeyen varlıklara dönüşme yetisine sahiptirler. Druid Magi İkinci savaştan önce High Elf Druidler vardı. Bu Druid Magi ler arcane ve runic büyüler kullanarak, adı daha sonradan Altar of Storms olan Caer Darrow da runestone yaratırlardı. Bir kısım en antik Druid ilmi bu druidlerden Half-elf lere geçmiş ve savageskinlerin oluşmasını saşlamıştır. Çoğu high elf Druidler yok olmasına karşın, hala varlıklarını sürdürenlerden bazıları Blood elflerin saflarına katılmıştır, bunlara örnek olarak da Tempest Keep teki Freywinn gösterilebilir. High elf Ranger lar Druid öğretilerini kullanırlar. Ancak, scorge tarafından öldürülüp tekrar diriltilenler, bir zamanlar inandıkları herşeyi unutup güçlerini kaybederek Dark Ranger haline gelmişlerdir. Cenarion Druids Talon Den ve Stonetalon Peak te bulunan Druidlerdir. Centaur Druids Cenarius’un tüm çocukları gibi centaur lar da diğer büyülerden daha çok Druid öğretilerinden faydalanırlar. Ancak Centaur lar çok da saygıduyulası Druidler değillerdir. Doğa ile dengede bir yaşamdan çok, doğayı kendi bencil arzuları için kullanırlar. Eğer bir hayvan ya da bitki centaur kurallarına uymak istemezse, kendini köle ya da genellikle yok edilmiş bulur.Night elf ya da Taurenlerin bir Centaur un doğaya verdiği zararı düzeltmesi haftalarını alır. Might of Kalimdor Druid Bazı Druidler Might of Kalimdor mezhebine aittirler. Lone Druids Bazı Druidler -özellikle night elfler arasında- alışılmış hayvan yoldaşlarını terketmişlerdir. Belki de doğal hayatın yaşayan bir üyesini zorla tehlikeli maceralara sokmanın adil olmadığını düşündüklerindendir ki yalnız olmayı seçerler. Belki de başka nedenleri vardır, bilinmez. Bu tür Druidler kalan fazla enerjilerini savaş teknikleri ve büyü güçlerini geliştirmek için kullanırlar. Totemic Druids Savagekin * Önderleri: Çesitlidir (kişisel seçime dayanır) * Değişebildiği Şekiller: Çesitlidir (seçilen öndere bağlıdır) En ilkel Druid olan savagekin ler antik ama karmaşık bir mirasa sahiptirler. Çoğu Druid doğayı kontrolü altına almayı ya da ona bağlanmayı seçtiği halde, savagekinler doğanın içine gömülüp yaratıklarla yaşamak adına insani yönlerini terkederler. Bu role adapte olanlar kendilerini edindikleri güç karşılığında çok yüksek bir bedel ödeyerek bulurlar. Savagekinler zamanın çoğunu hayvan şekillerinde geçirirler. Yandaş hayvanlarıyla sürü halinde dolaşırlar. Hayvan olarak güç ve ustalık kazanırlar ancak neredeyse geri dönülmez bir yabanileşmeye uğrarlar. Savagekinler sürekli içlerindeki yaratıkla savaşırlar ve geriye kalan son sezgi kırıntılarına sarılırlar. Half elf ve Night elfler arasında yaygın olan savagekinlere, hayvan dünyasına yakın olmak isteyen insan soyundan kişiler de ilgi göstermektedir. Çoğu kişi savagekinleri sadece hayvan şeklindeki Druidler’ olarak tanımlar. Bilmezler ki, Savagekinler hayvanlara acımasızca davranan türlerden nefret ederler (genellikle ogre olan bu türlere insan ve orc ırkından da katılanlar vardır.) ve yegane hedefleri bu türleri yakalayıp yok etmektir. Plagueshifter * Önderleri: Bilinmiyor * Değişebildiği Şekiller: Yoktur Hordeların yarattığı bu yeni mezhep, plaguelandsi ele geçirmekle görevlendirilen Tauren Druidler tarafından oluşturulmuştur. Plagueshifter olmak birçok ölümcül hastalıklara ve zehirlere uyum sağlamak için risk almayı gerektirir. Çok tehlikeli olmasına karşın, başarılı olunduğunda doğaya ait tüm yaratıklara karşı büyük bir güç elde edilir. Çoğu plagueshifter horde un üyesidir, plaguelandse yakın yaşayan orc shaman ya da Lordaerona göç eden tauren Druidler gibi… Bunlar Horde Druid mezhebinin yeni bir sınıfıdır ve ne dünyaca ne de scourge tarafından henüz tanınmamışlardır. Plagueshifterlar kendilerine yardım etmeleri için bazı yaratıklar çağırabilmektedirler. Örneğin White hound denilen, druid in söylediği her kelimeyi anlayan ve elinden gelen tüm yetenekleriyle ona itaat eden bir yaratık çağırabilirler. Bu yaratıklar dokunarak iyileştirebildikleri gibi, ısırıkları divine büyü etkisi yapar. Water Elemental çağırabildikleri gibi büyülü bahçeler de yaratabilirler. Druids of the Wild * Önderleri: Ysera, Alexstrasza, Therazane the Stonemother * Değişebildiği Şekiller: Çeşitli Oynanabilir Druidlerin tümü Druids of the Wild mezhebindedir. Bu druidler çeşitli büyü sınıflarından ve totemlerden faydalanarak yeni bir akım oluşturmuşlardır. Ysera Emerald Dream in sorgusuz tek hakimidir. Bu yüzden çoğu Druid için kutsaldır. Ona tapmasalar bile geri kalan Druidler de doğanın yaşayan eşsiz bir varlığı olduğunu blimektedirler. Druids of the Wild hibernate ve diğer bazı büyüleriyle emerald dream i ziyaret edebilirler. Hiçbir zararı olmayan ve barış içinde geçen bu yolculuklar hiçbir engel teşkil etmez. Alexstrasza Druid grupları tarafından nadiren kutsal kabul edilir. Tüm Druids of the Wild mezhebi onu yüce bir varlık olarak bilse de, önem sırasında Ysera dan sonra ikincidir. Therazane the Stonemother toprak, kum, kaya ve dağların hakimidir. Yeraltında yaşayan tüm yaratıklar ve toprak elementalleri ona sonsuz saygı gösterirler. Bazı Druids of the Wild mezhep üyeleri onu barışçıl ve sakin dünyanın somut şekli olarak kabul eder. Epic Druids of the Wild * Önderleri: Ysera, Alexstrasza, Therazane the Stonemother * Değişebildiği Şekiller: Çeşitli Epic Druid of the Wild doğayı şekillendirip değiştirebilir. Doğanın en korkunç özelliklerini kullanıp, en azımasız yaratıklarının şekillerine girebilir. Savaş sırasında onu görmek kükreyen bir fırtınanın acısını çekmek olduğu kadar, onu meditasyon yaparken izlemekse hışırdayan çimenlerin verdiği huzuru hissettirir. Druids of the Claw * Önderleri: Ursol ve Ursoc * Değişebildiği Şekiller: Bear, Black Bear, Brown Bear, Polar Bear, Dire Bear, Huge Dire Bear. Druids of the Talon * Önderleri: Aviana * Değişebildiği Şekiller: Storm Crow, raven, Avcı kuşlar (hawk, eagle, etc). Druids of the Antler * Önderleri: Malorne * Değişebildiği Şekiller: Bilinmiyor Druids of the Fang * Önderleri: belirli bir önderleri olmadığı halde Emerald Dream de yaşanan sorunlar, bu mezhebin farklı güçlere sahip olmalarının nedenidir. * Değişebildiği Şekiller: Snake, Viper, Constrictor, Dire Cobra * Liderleri: Lord Cobrahn, Lady Anacondra, Lord Pythas, Lord Serpentis Druids of the Grove * Önderleri: Orman Efendisi Ivus * Değişebildiği Şekiller: Bilinmiyor ama kuvvetle muhtemel Treant (Tree of life) * Liderleri: Arch Druid Renferal.

Devamını Oku »

Ejderhaların Görevlendirilmesi

  Küçük dünyanın düzene girdiğini ve işlerinin bittiğini görerek tatmin olan Titanlar, Azeroth’tan ayrılmaya hazırlandılar. Gene de gitmeden önce dünyanın en büyük ırkını herhangi bir gücün Kalimdor’un huzurunu tehdit etmesine karşın korumak üzere görevlendirdiler. O zamanlarda pek çok ejderha sürüsü vardı. Ancak diğer kardeşlerinin üzerine hâkimiyet kuran sadece 5 taneydi. Titanlar, işte bu 5 sürüyü seçerek onları gelişen dünyayı korumakla görevlendirdiler. Pantheon’un en güçlü üyeleri kendi güçlerinin bir kısmını bu sürülerin liderlerine verdiler. Bu yüce ejderhalar (aşağıda yazıldığı gibi) Büyük Aspectler veya Ejderha Aspectler olarak bilinirler. Pantheon’un Yüksek Babası Aman’Thul kendi kozmik gücünün bir kısmını devasa bronz ejderha Nozdormu’ya aktardı. Aman’Thul, Nozdormu’yu zamanın kendisini korumakla ve kaderin sürekli değişen yollarını gözlemekle görevlendirdi. Onurlu ve sabırlı Nozdormu, bundan sonra The Timeless One olarak anılmaya başlandı. Tüm yaşamın Titan efendisi olan Eonar kendi gücünün bir kısmını kırmızı dev Alexstrazsa’ya aktardı. Bundan sonra Alexstrazsa, Life-Binder olarak anılmaya başlandı ve dünyada yaşayan tüm yaratıkların güvenliği için çalıştı. Büyük bilgeliği ve tüm yaşayan şeyler için hissettiği büyük tutku ve şefkat yüzünden Alexstrazsa, Ejderhakraliçesi ilan edildi ve kendi türü üzerinde hâkimiyete sahip oldu. Eonar aynı zamanda Alexstrazsa’nın kız kardeşi yeşil ejderha Ysera’yı da doğanın esansıyla kutsadı. Ysera sonsuz bir transa girerek Yaradılış Rüyası’na bağlandı. Bundan sonra Dreamer olarak bilinen Ysera, kendi rüya âlemi olan Emerald Dream’den dünyaya göz kulak oldu. Titanların irfan muhafızı ve büyük sihirbazı Norgannon, büyük gücünün bir kısmını mavi ejderha Malygos’a aktardı. O zamandan sonra Malygos, Spell-Weaver olarak anılmaya başlandı ve de büyünün ve onun gizemlerinin koruyucusu oldu. Titanların büyük şekillendiricisi ve demircisi Khaz’goroth, büyük güçlerinin bır kısmını kudretli siyah ejderha Neltharion’a aktardı. Yüce kalpli Neltharion bu andan sonra Earth-Warder olarak anılmaya başlandı ve toprak ile dünyanın derinliklerinde hükme sahip oldu. Toprağın gücünün vücuda gelmiş halini aldı ve Alexstrazsa’nın en büyük destekçisi olarak çalıştı. Böylece, Titanların yokluğunda dünyanın korunması için Beş Aspect doğdu. Ejderhaların yarattıklarını koruyacaklarından emin olan Titanlar Azeroth’tan, bir daha dönmemek üzere ayrıldılar. Ama ne yazık ki Sargeras’ın bu yeni doğan dünyanın varlığından haberdar olması uzun sürmeyecekti…

Devamını Oku »

Eski Tanrılar ve Azeroth’un Düzene Sokulması

  Sargeras’ın onların yaptığı sayısız işleri yok etmeyi amaçladığından habersiz olan Titanlar, dünyadan dünyaya geçerek gittikleri her gezegeni düzenlemeye ve şekillendirmeye devam ettiler. Yolculukları sırasında, sonradan içinde yaşayacak olanların Azeroth adını vereceği ufak bir dünya ile karşılaştılar. Titanlar yeryüzüne indiklerinde birtakım düşman elementallarla karşılaştılar. Bu elementallar, tarihte sadece Eski Tanrılar olarak bilinen, inanılmaz derecede kötü varlıklara tapıyorlardı. Elementallar, Titanları geri sürmeye ve dünyalarını metalik istilacılardan temizlemeye yemin ettiler. Eski Tanrılar’ın kötülüğe olan eğilimlerinden rahatsız olan Pantheon, elementallara ve onların karanlık efendilerine savaş açtı. Eski Tanrılar’ın orduları en güçlü elemental komutanları tarafından yönetildi: Ragnaros the Firelord, Therazane the Stonemother, Al’Akir the Windlord ve Neptulon the Tidehunter. Bu kaotik güçler, devasa Titanlar ile çarpıştılar. Elementallar tüm ölümlü varlıklardan kat be kat güçlü olmalarına karşın hepsinin birleşmiş güçleri bile kudretli Titanları durduramadı. Elemental lordları birer birer düştüler ve kuvvetleri dağıldı. Pantheon, Eski Tanrılar’ın hisarlarını yıktı ve beş kötü tanrıyı dünyanın derinliklerine zincirledi. Eski Tanrılar gidince ruhlarını fiziksel dünyaya bağlayan güçleri de kaybolan elementallar abisal bir boyuta kovuldular. Elementallar da gidince dünya barışçıl bir armoniye kavuştu. Titanlar tehlikenin sona erdiğini gördüler ve çalışmaya başladılar. Titanlar, dünyayı düzenlerken kendilerine yardım etmeleri için bazı ırklar yarattılar. Dünyanın derinliklerine karanlık mağaraları delmelerine yardımcı olsunlar diye büyülü ve yaşayan taşlardan, cücelere benzeyen “earthen”ları yarattılar. Denizleri oymak ve denizin dibinden yeni toprak parçalarını kaldırmak için, güçlü ama nazik deniz devlerine hayat verdiler. Yıllar boyunca Titanlar sadece tek bir mükemmel kıta kalıncaya kadar gezegeni düzenlemeye devam ettiler. Kıtanın ortasında Titanlar büyülü enerjiden bir göl yarattılar. Well of Eternity adını koydukları göl, bu dünyadaki yaşamın kaynağı olarak işlev görecekti. Enerjileri sayesinde dünyanın kemikleri beslenecek ve zengin toprakta yaşamın tohumları atılacaktı. Bir zaman sonra bitkiler, ağaçlar, hayvanlar ve envai çeşit yaratık, el değmemiş kıtanın etrafında ortaya çıktılar. İşlerinin bittiği son gün alacakaranlık çöktüğünde, Titanlar kıtanın adını Kalimdor, “sonsuz yıldız ışığının toprakları” koydular.

Devamını Oku »

Sargeras ve İhanet

  Zaman içinde, iblisler Twisting Nether’dan Titanların dünyalarına geçiş yapmanın imkanını buldular ve Pantheon en büyük savaşçıları olan Sargeras’ı dünyaları savunmakla görevlendirdi. Eriyik bronzdan gururlu bir dev olan Sargeras binlerce yıl boyunca görevini yaparak bu iblisleri aradı ve yok etti. Bir zaman sonra Sargeras çok güçlü ve evren üzerinde tam hakimiyet kurmaya kafayı takmış olan iki iblis ırkıyla karşılaştı. Şeytani büyücülerin ırkı olan Eredar, warlock büyülerini pek çok dünyayı istila edip köle etmekte kullanıyorlardı. Eredar ırkının şeytani güçleriyle köle edilen yerli ırkların kendileri de bu gücün etkisiyle iblislere dönüşüyorlardı. Sargeras’ın neredeyse limitsiz olan güçleri aşağılık Eredar’ı yenmeye fazlasıyla yettiyse de, Sargeras’ın kendisinin bu yaratıkların kötülüğü ve her şeyi yok etme istekleri yüzünden kafası karışmıştı. Bu kadar büyük bir ahlaksızlığı hayal bile edemeyen büyük Titan, yavaş yavaş bir depresyonun içine düşmeye başladı. Rahatsızlık duygusu gitgide artsa da Sargeras, Eredar’ı Twisting Nether’ın bir köşesine hapsederek evreni aşağılık yaratıklardan kurtardı. Rahatsızlığı gitgide artarken, Sargeras Titanların düzenini bozmaya çalışan başka bir grupla yüzleşmek zorunda kaldı: Nathrezim. Bu vampirik iblislerin ırkı (Dreadlord olarak da bilinirler), birçok dünyayı fethederek orada yaşayanların ruhunu ele geçirip onları gölgeye dönüştürmüşlerdi. Alçak ve kurnaz dreadlordlar aynı zamanda araya güvensizlik ve nefret tohumları ekerek milletleri bile birbirlerine düşürüyorlardı. Sargeras Nathrezim’i de kolayca yendi ama onların kötülüğü de onu derinden etkiledi. Şüphe ve umutsuzluk asil Sargeras’ın duygularını bastırmaya başlayınca, Sargeras görevine olan tüm inancının yanında Titanların düzenli bir evren ideallerine olan bağlılığını da kaybetti. Bunun sonucunda düzen denen şeyin bile bir aptallık olduğuna, kaos ve ahlaksızlığın, karanlık ve yalnız evrendeki tek gerçekler olduğuna inanmaya başladı. Titan kardeşleri onu yanlışından caydırmaya ve öfkeli duygularını yatıştırmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Titanların arasından sonsuza dek ayrılan Sargeras tek başına evrendeki kendi yerini aramaya başladı. Pantheon onun ayrılmasından dolayı üzüntü duysa da, asla kayıp kardeşlerinin nereye kadar gideceğini bilemezlerdi… Sargeras’ın deliliği, cesur ruhunun son kalıntlarını da ele geçirdiğinde, Titanların tüm yaratılıştaki başarısızlığın sorumluları olduğunu düşünmeye başladı. Sonunda, tüm evren boyunca onların yaptıkları işleri yok etmeye karar kılan Sargeras, evreni ateşe verecek durdurulamaz bir ordu kurmayı kafasına koydu. Sargeras’ın devasa şekli bile bir zamanlar asil olan kalbini ele geçiren bozulmadan nasibini aldı. Gözleri, saçları ve sakalları ateşte eridi ve metalik bronz derisi sonsuz nefretin devamlı yanan ateşini göstermek üzere açıldı. Öfkesi esnasında Sargeras, Eredar ve Nathrezim ırkının hapishanelerini parçaladı ve iğrenç iblisleri serbest bıraktı. Kurnaz yaratıklar karanlık Titan’ın büyük öfkesi ve gücü önünde eğildiler ve ona her türlü şeytanca yolda hizmet etmeye yemin ettiler. Eredar arasından Sargeras şeytani yıkım ordusunu yönetmek için iki tane şampiyon seçti. Kil’jaeden the Deceiver evrendeki en karanlık ırkları bularak onları Sargeras’ın ordusuna almak için görevlendirildi. İkinci şampiyon Archimonde the Defiler ise, Titan’ın iradesine karşı duracak herkese karşı Sargeras’ın devasa ordularını savaşa götürmek için seçildi. (Retcon: Burning Crusade eklentisinin gelmesiyle hikayenin burası değiştirildi. Draenei ırkını tanıtmak için Eredar ırkının en başından kötü olmaması gerekiyordu çünkü yeni hikayaye göre Eredar normalde barışçıl ve büyü konusunda usta bir ırktı. Archimonde, Kil’jaeden ve Velen tarafından yönetilen bu ırk, bir gün Sargeras’ın onlara bir teklif yapması ve güç karşılığında Burning Legion’a katılmalarını istemeleriyle bölündü. Kil’jaeden ve Archimonde bunu kabul ederlerken, Velen bu teklifin arkasında Eredar’ı iblislere dönüştürmeyi amaçlayan bir plan olduğunu farkederek kendisine sadık olanlarla birlikte gezegenden kaçtı. Kardeşi Kil’jaeden bunu daima bir ihanet olarak gördü ve evrenin sonuna kadar Velen’i kovalamaya and içti.) Kil’jaeden’in ilk hareketi vampirik Dreadlordları kendi korkunç himayesi altına almak oldu. Dreadlordlar evren boyunca onun kişisel ajanları olarak görev yaptılar ve efendilerinin köleleştirip yozlaştırması için ilkel ırkları aramaktan zevk aldılar. Dreadlordların başı Tichondrius the Darkener idi. Tichondrius, Kil’jaeden’in en iyi askeri olarak görev yaptı ve Sargeras’ın yanan iradesini evrenin en karanlık köşelerine bile taşımayı kabul etti. Kudretli Archimonde’da kendisi için özel ajanlar topladı. Korkunç pit lordları ve onların barbar lideri Mannoroth the Destructor’ı himayesi altına alan Archimonde tüm yaşamı evrenden silecek elite bir ordu toplamayı planladı. Sargeras ordularının hazırlandığını ve her komutunu izlemeye hazır olduklarını görünce hepsini Büyük Karanlık’ın boşluğuna saldı. Bu büyüyen ordusuna Burning Legion adını verdi. Bu zamandan itibaren hala Burning Legion’ın evren boyunca taşıdıkları lanetli Burning Crusade’de kaç gezegeni yaktıkları belirsizdir.

Devamını Oku »

Titanlar ve Evrenin Şekillendirilmesi

  Kimse evrenin tam olarak nasıl başladığını bilmez. Bazıları şiddetli bir kozmik patlama sonucunda sonsuz sayıdaki gezegenin Büyük Karanlık’ın boşluğuna saçıldığı teorisini ortaya atar, bir gün çok çeşitli yaşam formlarını üzerinde taşıyacak olan gezegenlerin. Diğerleri ise evrenin tek bir her şeye hükmedebilen varlık tarafından yaratıldığını düşünür. Sonuçta evrenin kökeni belli olmasa bile, kesin olan bir şey vardır ki o da çok güçlü bazı yaratıkların evreni düzene sokmak için ortaya çıktıkları ve arkalarından gelecek nesillere düzenli dünyalar bırakmaya çabaladıklarıdır. Titanlar, devasa, metalik derili tanrılar bunlara örnektir. Titanlar yeni doğan evreni araştırmış ve karşılaştıkları dünyalar üzerinde çalışmaya başladılar. Dünyaları, kudretli dağları yükselterek ve derin denizleri oyarak yonttular. Nefesleriyle gökleri üflediler ve atmosferleri yarattılar. Planları gerçekten, akıl sır erdirilemeyecek, ileri görüşlü, kaosun ortasından düzen yaratmaya yönelik bir plandı. Titanlar ilkel ırkları da, eserlerine göz kulak olmaları ve dünyalarına sahip çıkmaları için görevlendirdiler. Elite bir grup olan Pantheon tarafından yönetilen Titanlar, yaradılış çağında Büyük Karanlık boyunca etrafa dağılmış yüzlerce gezegeni düzene soktular. Cömert Pantheon, bu düzene soktukları dünyaları Twisting Nether adında farklı bir boyuttaki dünyada yaşayan kötü yaratıkların saldırılarına karşı korumak için sürekli tetikte oldu. Evrendeki sayısız dünyayı birbirine bağlayan kaotik büyülerin ethereal boyutu olan Twisting Nether, sayısız kötü, şeytani, sadece yaşamı yok etmeyi ve yaşayan evrenin enerjilerini tamamen yutmayı amaçlayan yaratıklara ev sahipliği yapıyordu. Bu derece büyük kötülüğün sebebini kavrayamayan Titanlar, iblislerin devamlı tehdidine kalıcı çözümler aramak için uğraştılar.

Devamını Oku »

Hyjal Dağı ve Illidan’ın Ödülü

  Afetten kurtulan birkaç night elf bir araya gelerek kabaca hazırladıkları sallara binip tek gördükleri kara parçasına doğru yol almaya başladılar. Bir şekilde Elune’un kutsaması sayesinde Malfurion, Tyrande ve Cenarius hep beraber Büyük Parçalanma’dan kurtulmuştu. Yorgun kahramanlar sağ kalan kardeşlerine önderlik ederek yeni evlerini kurmaya yardım etmeyi kabul ettiler. Sessizlik içinde yolculuk ederken, dünyalarından arta kalan enkaza baktılar ve tutkularının onlara nasıl bir yıkım getirdiğini farkettiler. Sargeras ve Burning Legion, Well of Eternity’nin yıkımıyla dünyadan geri püskürtülmüş olsa da, zaferin bedeli çok büyüktü. Afeti bir sıyrık bile almadan atlatan pek çok Highborne da vardı. Diğer night elflerle beraber onlar da en yakın kıyılara doğru yolculuk ettiler. Malfurion her ne kadar Highborne’a zerre kadar güvenmiyorduysa da, Well’in enerjileri olmadan herhangi bir bela yaratamayacaklarından emindi. Yorgun night elfler toprağa ayak bastıklarında kutsal dağ Hyjal’ın afetten sağlam çıktığını gördüler. Kendilerine yeni bir yurt arayan Malfurion ve night elfler, Hyjal’ın eteklerine tırmanarak sürekli rüzgarların uğuldadığı zirvesine çıktılar. Dağın tepesine varıp, devasa zirvelerin arasındaki ağaçlarla kaplı kratere vardıklarında, orada küçük ve sakin bir göle rastladılar. Ve korkuyla, gölün sularının büyü ile kirlenmiş olduğunu fark ettiler. Parçalanma’dan kurtulan Illidan, Malfurion ve night elflerden çok önce Hyjal’ın zirvesine varmıştı. Dünyadaki büyü akışını devam ettirmek gibi delice düşünceler içinde olan Illidan, Well of Eternity’nin büyülü sularını taşıyan tüplerini zirvedeki göle dökmüş, Well’in enerjileri ateşlenerek çabucak gölü yeni bir Well of Eternity haline getirmişti. Yeni Well’in gelecek nesillere bir ödül olduğunu düşünerek sevinen Illidan, abisi onu yakaladığında çok şaşırdı. Malfurion, kardeşine bu büyünün kaçınılmaz bir şekilde kaotik olduğunu ve sadece yozlaşma ve yıkım getireceğini açıklasa da Illidan kendi büyül güçlerinden vazgeçmemekte diretti. Illidan’ın düşüncesiz planlarının nereye kadar gidebileceğinin farkında olan Malfurion, güç delisi kardeşinin tek seferde icabına bakmaya karar verdi. Cenarius’un yardımıyla, Malfurion Illidan’ı bir yer altı höyük zindanına zincirledi, orada zamanın sonuna kadar zincirlenmiş ve güçsüz olarak kalacaktı. Malfurion aynı zamanda kardeşinin kaçamayacağından emin olmak için genç nöbetçi Maiev Shadowsong’u da görevlendirdi. Yeni Well’i yok etmenin çok daha büyük bir afete yol açabileceğini göz önünde bulunduran night elfler, onu olduğu gibi bırakmaya karar verdiler. Ama Malfurion, bir daha asla büyü sanatlarının çalışılmayacağını ilan etti. Cenarius’un gözetimi altında night elfler yağmalanmış topraklarını ve ormanlarını iyileştirebilecek druidizm sanatını çalışmaya başladılar.

Devamını Oku »

Dünyanın Parçalanması

  Well’in yıkımının onu büyü kullanmaktan sonsuza dek mahrum edeceğini bilen Illidan bencilce grubu terk etti ve Highborne’u Malfurion’un planı hakkında uyarmak için yola çıktı. Bağımlılığı ve Tyrande’nin kardeşine aşık olduğu konusundaki bilgisi yüzünden delirmiş olan Illidan, Malfurion’a ihanet ederek Azshara’nın tarafına geçerken hiçbir pişmanlık duymadı. Herşeyden de öte, Illidan Well’i ne pahasına olursa olsun korumaya yemin etti. Kardeşinin ayrılması nedeniyle üzüntüye kapılan Malfurion yoldaşlarını Azshara’nın tapınağının içlerine götürdü. Genel kabul odasından içeri daldıklarında, Highborne’u kara ayinlerinin bitiminde yakaladılar. Tehlikeli büyü Well’in derinlerinde dengesiz bir vorteks yaramıştı. Sargeras’ın devasa gölgesi yüzeye her an daha da yaklaşırken Malfurion ve müttefikleri saldırdılar. Ancak Illidan’ın uyarısını dikkate alan Azshara onlar için çoktan hazırlanmıştı bile. Malfurion’un neredeyse tüm yoldaşları deli kraliçenin güçleri karşısında düştüler. Azshara’ya arkadan saldırmaya çalışan Tyrande, kraliçenin Highborne korumaları tarafından hazırlıksız yakalandı. Her ne kadar korumaları yenmeyi başardıysa da, çok fazla yara aldı. Aşkının düştüğünü gören Malfurion deli bir öfkeye kapıldı ve Azshara’nın üzerine saldırdı. Tapınağın içinde ve dışında savaş devam ederken, Illidan büyük gölün kenarındaki gölgelerden çıktı. Özel tasarlanmış tüpleriyle, Illidan gölün yanında diz çöktü ve hepsini Well’in parlayan sularıyla doldurdu. İblislerin night elflerin uygarlığını tamamen yıkacağına emin olan Illidan, kutsal suları çalarak enerjilerini kendisi için saklamayı amaçladı. Malfurion ile Azshara arasında süregelen savaş Highborne’un dikkatlice düzenlenmiş büyüsünü kaosa sürükledi. Well’in derinliklerindeki dengesiz vorteks sonunda patladı ve dünyayı sonsuza dek parçalayacak bir takım yıkıcı olayları başlattı. Devasa patlama tapınağı temellerine kadar sarstı ve işkence görmüş topraktan şiddetli sarsıntılar gelmeye başladı. Burning Legion ile night elflerin müttefikleri arasındaki korkunç savaş başkentin etrafında ve üzerinde sürerken, çalkalanan Well of Eternity kendi içine doğru büküldü ve çöktü. Akabindeki yıkıcı patlama toprağı parçaladı ve gökleri lekeledi. Well’in patlamasının artçı şokları dünyayı kemiklerine kadar sallarken, denizler dünyada açılan yarayı kapatmak için aktılar. Kalimdor kıtasının yaklaşık yüzde sekseni yerinden koptu. Yeni ortaya çıkan denizin ortasında, bir zamanlar Well of Eternity’nin durduğu yerde kaotik enerjilerin ve büyülerin sürekli döndüğü bir fırtına oluştu. Maelstrom olarak bilinen bu korkunç yara asla öfkeli dönüşünü durdurmayacaktı. Sonsuza dek orada kalacaktı bu korkunç afetin ve sonsuza dek yokolan bir ütopya çağının hatırlatıcısı olarak. Gene de bir şekilde Kraliçe Azshara ve Highborne afetten kurtulmayı başardılar. Serbest bıraktıkları güç tarafından işkence edilen ve bozulan Azshara ve takipçileri öfkeli denizin dibine çekildiler. Lanetlenerek sonsuza dek değiştiler, yeni şekiller aldılar ve nefret dolu, yılankavi Naga haline geldiler. Azshara’nın kendisi nefret ve öfke ile büyüdü ve devasa bir canavar haline geldi, her zaman merkezinde saklı olan kötülüğü ve garezi yansıtarak. Orada, Maelstrom’un dibinde, Naga kendileri için yeni bir şehir inşa etti ve adını Nazjatar koydu. Naga’nın kendilerini yüzey dünyasına açık etmesi için on bin yıldan fazlası geçecekti.

Devamını Oku »

Uyanan Dünya ve Well of Eternity

  Orklar ile İnsanlar, İlk Savaş’ta karşılaşmadan on bin yıl önce Azeroth dünyası su ile çevrili tek bir devasa kıtadan oluşuyordu. Kalimdor olarak bilinen bu kıta, yeni uyanan dünyada yaşam savaşı veren pek çok ırka ve yaratığa ev sahipliği yapıyordu. Karanlık kıtanın ortasında büyülü enerjilere sahip gizemli bir göl vardı. Daha sonra adı Well of Eternity olarak anılacak olan göl, dünyanın doğasal ve sihirsel gücünün merkeziydi. Gücünü, dünyanın dışındaki Büyük Karanlık’tan çeken göl, büyülü bir çeşme görevini görerek enerjilerini dünyanın dört bir merkezine yolluyor ve yaşamı her yere yayıyordu. Zamanla, noktürnel ilkel humanoidlerin bir kabilesi bu büyüleyici gölün kenarına varmayı başardı. Well’in garip enerjileri yüzünden gölün kıyısına çekilen vahşi ve göçebe humanoidler, onun sakin kıyılarında evler inşa ettiler. Zamanla, gölün kozmik güçleri kabileyi etkiledi, onları daha güçlü, bilge ve ölümsüz yaptı. Kabile kendisine Kaldorei adını koydu bu, kendi dillerinde, “yıldızların çocukları” anlamına geliyordu. Gelişen toplumları için Kaldorei, gölün çevresine büyük binalar ve tapınaklar inşa ettiler. Kaldorei, veya daha sonra bilinecekleri adlarıyla night elfler, ay tanrıçası Elune’a taptılar ve onun gündüz vakitleri Well of Eternity’nin parıltılı derinliklerinde uyuduğuna inandılar. İlk night elf rahipleri ve kâhinleri, Well’i tatmin edilemez bir merakla araştırdılar ve gizli gerçeklerini ve gücünü ortaya çıkarmaya uğraştılar. Toplumları büyüyünce, night elfler Kalimdor’u keşfe başladılar ve kıtada yaşayan diğer varlıkları keşfettiler. Onları duraklatan tek yaratıklar kadim ve güçlü ejderhalar oldu. Bu büyük yılankavi yaratıklar çoğu kez gözden uzaktılar ama toprakları tehditlerden korumak için çok şey yapmışlardı. Night elfler daha sonra ejderhaların kendilerini dünyanın koruyucuları olarak gördüklerini keşfettiler ve onları ve sırlarını yalnız bırakmaya karar verdiler. Zamanla, night elflerin merakı onları bazı yaratıklarla karşılaştırdı ve onlarla dost oldular. Bunlardan bir tanesi ormanların demigodı olan Cenarius idi. Yüce kalpli Cenarius meraklı night elflerden hoşlandı ve onlara doğal dünya hakkında çok şey öğretti. Sakin Kaldorei ırkı, Kalimdor’un yaşayan ormanlarına karşı güçlü bir sempati duydu ve yaşamın doğal armonili dengesine katıldı. Bitmeyen yıllar geçtikçe, night elflerin uygarlığı hem yüzölçümü açısından hem de kültürel açıdan gelişti. Karanlık kıtanın çoğu yerinde onların tapınakları, yolları ve evleri görülmeye başladı. Night elflerin güzel ve yetenekli kraliçesi Azshara, Well’in kıyılarında harika ve görkemli bir saray inşa ettirdi ve cafcaflı salonlarında en sevdiği hizmetkârlarını barındırmaya başladı. Azshara’nın kendilerini Quel’dorei veya “Highborne” diye çağırdığı bu hizmetkârlar onun her emrine harfiyen uydular ve kendilerinin diğer kardeşlerinden daha büyük olduklarına inandılar. Kraliçe Azshara kendi halkı tarafından eşit olarak sevildiyse de, night elfler içten içe Highborne’u kıskandılar ve onlardan pek hoşlanmadılar. Rahiplerinin Well of Eternity hakkındaki meraklarını paylaşan Azshara, Highborne’a gölün gizlerini açığa çıkarmalarını ve bu dünyadaki gerçek amacının ne olduğunu öğrenmelerini emretti. Highborne kendisini bu işe gömdü ve Well hakkında gece gündüz durmaksızın çalıştı. Zaman içinde Well’in kozmik enerjilerini manipüle etmeyi ve kullanmayı öğrendiler. Deneyleri ilerledikçe Highborne bu kazandıkları yeni güçlerini yaratmakta veya yok etmekte kullanabileceklerini keşfetti. Umarsız Highborne bunun üzerine beceriksizce büyü kullanmaya ve kendilerini geliştirmek için yoğunlaşmaya başladı. Bu büyünün sorumsuzca kullanıldığında çok tehlikeli olabileceğini kabul etmelerine rağmen, Azshara ve Highborne sorumsuzca büyüyü kullanmaya devam ettiler. Cenarius ve pek çok night elf bilgini büyünün tehlikeli sanatlarıyla oyun oynamanın açıkça bela getirebileceğini söyledilerse de Azshara ve takipçileri dik kafalıca bu yeni tomurcuklanmış güçlerini test etmeye ve genişletmeye devam ettiler. Güçleri arttıkça, açık bir değişiklik Azshara ve Highborne’da görülmeye başlandı. Üst sınıf Highborne, diğer kardeş night elflere karşı daha düşmanca ve zalim davranmaya başladı. Karanlık bir gölge, Azshara’nın bir zamanlar baş döndüren güzelliğini bozdu. Kendisini seven halkından uzaklaşmaya ve güvendiği Highborne rahipleri dışında hiç kimse ile konuşmamaya başladı. Malfurion Stormrage adlı, druidizm sanatı üzerinde sık sık çalışma yapan genç bir âlim, Highborne ile sevdikleri kraliçelerini korkunç bir gücün bozmaya başladığından şüphelenmeye başladı. Her ne kadar yaklaşan kötülüğün ne olduğunu kestiremese de, çok yakında night elflerin hayatlarının sonsuza dek değişeceğinin farkındaydı…

Devamını Oku »

Sentineller ve Uzun Nöbet

  Dikkafalı kuzenlerinin de gidişiyle beraber night elfler, dikkatlerini tekrar anayurtlarını güvende tutmaya çevirdiler. Hibernasyon zamanlarının yaklaştığını hisseden druidler ailelerini ve sevdiklerini geride bırakıp uyumaya hazırlandılar. Artık Elune’un Yüksek Rahibesi olan Tyrande, aşkı Malfurion’dan Ysera’nın Emerald Dream’i için kendisini terk etmemesini istediyse de, Malfurion onuru üzerine söz verdiğini ve aşklarına sadık kaldıkları sürece hiçbir zaman ayrılmayacaklarını söyledi. Kalimdor’u yeni dünyanın tehlikelerinden tek başına korumak zorunda kalan Tyrande, night elf kızkardeşlerinden oluşan kuvvetli bir savaş gücü toparladı. Bu korkusuz, iyi eğitimli savaşçı kadınlar Sentineller olarak anılmaya başladılar. Her ne kadar Ashenvale’in gölgeli ormanlarını tek başlarına dolaşmayı tercih etseler de, müşkül durumlarda yardıma çağırabilecekleri pek çok müttefikleri vardı. Demigod Cenarius, Hyjal Dağı’nın yanındaki Moonglade’lerde kaldı. Keepers of the Grove olarak bilinen oğulları, night elfleri yakından izlediler ve zaman zaman Sentinellere topraklarda barışı sağlamaları için yardımcı oldular. Hatta Cenarius’un utangaç kızları dryadlar bile yavaş yavaş kendilerini açıklıkta göstermeye başladılar. Ashenvale’i güvende tutma görevi Tyrande’yı meşgul ediyordu ama yanında Malfurion olmadan pek mutlu olduğu söylenemezdi. Druidler uyurken pek çok yüzyıl geçti ve Tyrande’nın ikinci iblis istilasının yaklaştığı konusundaki hisleri gitgide güçlendi. Burning Legion’ın hala oralarda bir yerde, Great Dark’ın ötesinde night elfler ve Azeroth dünyası için intikam planları yaptığı hissini bir türlü üzerinden atamıyordu.

Devamını Oku »

High Elflerin Sürgünü (Warcraft I’den 7300 Yıl Önce)

  Yüzyıllar geçtikçe night elflerinin yeni toplumları güçlendi ve daha sonradan Ashenvale olarak adlandırdıkları büyük orman boyunca yayıldı. Büyük Parçalanma’dan önce ortalıkta dolaşan furbolg ve quilboar tarzı yaratıklar tekrar ortaya çıkarak yaşamın döngüsüne katıldılar. Druidlerin akılcı liderliği altında night elfler yıldızların altında, bozulmayan bir huzur ve barış dönemi yaşadılar. Ancak yıkımdan kurtulan pek çok Highborne rahatsızdı. Onlar da Illidan gibi büyülerinin yokluğu yüzünden bir çekilme hissediyorlardı. Well of Eternity’nin enerjilerini çekerek büyü kullanmaya alışmışlardı ve şimdi bunun yokluğuna alışamıyorlardı. Highborne’un dobra lideri Dath’Remar druidleri uluorta yermeye başladı, hakları olan büyüyü kullanmayı yasakladıklarından onları korkaklıkla suçluyor, kendileri olanın geri alınması gerektiğini söylüyordu. Malfurion ve druidler Dath’Remar’ın sözlerini ciddiye almadılar ve Highborne’a herhangi bir büyü kullanımının sonucunda ölüm ile cezalandırılabileceklerini söylediler. Druidlerin bu kanunu geri çekmesi için yapılan küstahça ve sonu hayra varmayacak bir girişimde, Dath’Remar ve takipçileri Ashenvale üzerine korkunç bir büyüsel fırtına saldılar. Druidler kendi ırklarından bu kadar çok kişiyi öldürmeye razı olamadılar ve Dath’Remar ile umursuz Highborne’u topraklarından sürmeye karar verdiler. Baskıcı kuzenlerinden sonunda ayrıldıkları için sevinen Dath’Remar ve takipçileri pek çok gemi inşa ettiler ve denizlere yelken açtılar. Hiçbiri Maelstrom’un öfkeli sularının ötesinde neler yattığını bilmemelerine rağmen, kendi anayurtlarını kurarak, istedikleri gibi büyü yapabilecekleri bir ortamı hazırlamaya hevesliydiler. Highborne, veya Azshara’nın onları asırlar önce adlandırdığı isimleriyle Quel’dorei, insanların Lordaeron diyeceği toprakların doğusunda kıyıya çıktılar. Kendi büyülü krallıkları Quel’Thalas’ı kurmayı ve night elflerinin aya tapma ve gece dolaşma şeklindeki pek çok adetlerini reddetmeyi planlıyorlardı. Bundan sonra sonsuza dek, onlar güneşi öveceklerdi ve sadece High Elfler olarak bilineceklerdi.

Devamını Oku »