Son Haberler
Anasayfa » Röportajlar » Türkiye’nin İlk MMORPG’si Geldi Geçti – Tolga Özuygur ile TLM Online Röportajı

Türkiye’nin İlk MMORPG’si Geldi Geçti – Tolga Özuygur ile TLM Online Röportajı

Takvimler yaklaşık olarak 2002 yılını gösteriyordu. Bırakın online oyunları, daha evlerde internet bile çok yaygınlaşmamıştı. İnternet bağlantısı olanlar ICQ ve MSN Messenger’da vakit geçiriyorlar, online oyun isteyenler ise Ultima Online’da takılıyorlardı. Tam da böyle bir dönemde Tolga Özuygur isimli çılgın bir Türk ortaya çıktı ve aslında herkes bilmese de Türkiye’nin ilk MMORPG oyunu olan TLM Online‘ı yaptı.

Tolga hem bir oyuncu hem teknoloji gurusu hem oyun yapımcısı hem robotik uzmanı -öyle ki ben Skynet’i Tolga’nın ülkemizde yapacağından endişeliyim- hem hayvansever hem de güzel bir insan. Biz de Tolga Özuygur ile TLM Online hakkında biraz konuştuk…

Tolga Özuygur

Keri: Tolga selam. Ben seni uzun zamandır hem yaptığın oyunlardan hem de çılgın teknolojik icatlarından tanıyorum. Sen kendinden biraz bahseder misin?

Tolga Özuygur: Kayra selam. Kısaca bilgisayar oyunu programcısıyım ve bir illüzyonistim. Gerçekten ilk işim sihirbazlıktı, çocukluğum sahnede geçti. Bunun yanında giyilebilir teknolojiler ve robotik ile de ilgileniyorum. Şu anda muthiş bir ekiple 5 sene önce kurduğumuz Overdose Caffeine ile oyun geliştirmeye devam ediyoruz. Son zamanlarda daha çok sanal gerçeklik konusuna odaklandık ve bu alanda yeni teknolojiler geliştirmeye başladık. Bunların dışında öğrencilerime illüzyon sanatını öğretmeye çalışıyorum ve diğer sihirbazların kullanması için yeni efektler ve ekipmanlar geliştiriyorum.

Keri: Senin de RPG tutkunu olduğunu, özellikle de bilimkurgu türüne aşık olduğunu biliyorum. Nasıl başladın RPG oyunlarına?

Tolga Özuygur: Sanırım her şey Dragonlance okumam ile başladı. İzmir’de büyümüş olmamın da bir etkisi olduğunu düşünüyorum çünkü o zamanlar oradaki tüm yaşıtlarım çeşitli masaüstü oyunlar, Magic the Gathering ve Warhammer oynuyordu. Gerçekten çok enteresan ve özlediğim bir ortamdı. Hâlâ Sliver destem ve dev bir Warhammer Fantasy cüce ordum duruyor. Tabii eş zamanlı bir şekilde önüme gelen tüm yazı tabanlı RPG’lerden grafik arayüzlü olanlara tüm dijital oyunları da tüketmeye başladım. Tek oyunculu olarak Fallout en sevdiğim seridir ama asıl hayran olduğum ve daha sonra tamamen çok oyunculu oyunları geliştirmeme odaklanmama neden olan tür MMORPG’ler oldu. Ultima Online ile başlayıp EverQuest, Anarchy Online derken pek çok oyunu oynarken buldum kendimi. Özellikle Anarchy Online bilimkurgu türüne yönelmemi sağlayan oyunlardan biri.

Keri: Herkes hatırlamaz, eskiden Ultima Online vardı. Pek çoğumuz grafik arayüzlü MMORPG deneyimine o şekilde başladık. Bunun yanında sen, kimse bilmese de İLK TÜRK MMO OYUNUNU yaptın, doğru mu?

Tolga Özuygur: Evet yapmışım. Yani Ultima Online zamanında MMORPG terimi de tam olarak yerine oturmuş değildi, o yuzden ne yaptığımı tam olarak bilmiyordum. 15 sene önceydi, lisedeydim, aslında yapmaya çalıştığım sey IRC ve çeşitli FRP temalı forumlar üzerinden tanıştığım arkadaşlarım ile sanki masaüstü FRP oynarmışız gibi internet üzerinden oynayabileceğimiz bir arayüz hazırlamaktı. Sonra ortaya TLM Online çıktı. Oldukça basit bir oyun olmasına rağmen bir anda hiç ummadığım kadar insan oynamaya başladı. Ne kadar heyecanlandığımı hayal edemezsin.

Ultima Online

Keri: Oyunun ismi neden TLM Online?

Tolga Özuygur: TLM, The Last Mage‘in kısaltması. Daha öncesinde tek oyunculu The Last Mage isminde bir oyun yazmıştım. Ortaokuldan beri ufak tefek oyunlar yazıyordum zaten -hatta ilk olarak QBasic ile basit bir Star Wars shooter oyunu yazmıştım-. The Last Mage isminden de anlaşılabileceği gibi dünyada kalan son büyücünün hikayesini anlatan, side scroller bir oyundu. Otomatik üretilen bölümlerde hayatta kalmaya çalışarak mümkün olan en yüksek bölüme ulaşmaya çalışıyordun. TLM Online’ı geliştirirken madem böyle bir dünya yarattım, yeni yapacağım oyun da aynı dünyada geçsin dedim sadece açıkçası.

Keri: Oyunda neler vardı, biraz bahseder misin?

Tolga Özuygur: Örnek alabileceğim çok oyun olmadığı için oldukça garip bir dünyaydı. Temelinde aslında tamamen klasik, büyücülerin ve savaşçıların olduğu mistik bir fantezi oyunuydu. Ama kendi uydurduğum ve oyunun forumlarında insanların talep ettiği kurallar vardı. Herhangi bir gelir beklentisinde olmamamın da tabi bu konuda pozitif bir etkisi oldu, ne kadar saçma olursa olsun çeşitli özellikler eklemeye başladım oyuna.

Mesela bunlardan bazıları şöyle:

– Oyun tamamen Türkçeydi, dediğim gibi başlangıçta arkadaşlarımla oynamak için yazdığımdan dolayı herhangi bir dil desteği eklememiştim.

– Eğer oyunu rahat rahat oynamak istiyorsan bir savaşçı olman gerekiyordu. Büyücüler çok güçlüydü ama bir büyücü olmak gerçekten çok zordu. Kullanacağın her büyünün sözünü savaşın ortasında klavyen ile yazman gerekiyordu. Yaptığın büyünün gücü arttıkça karmaşıklaşan sözler kullanman gerekiyordu. Örneğin en basit saldırı amaçlı büyü sözü “Yan” iken ortalama karmaşıklıktaki bir tanesi “Yıldırımların gücünü çağırıyorum”du ve yazarken hata yaparsan büyü çalışmıyordu. Ortalık panik halde savaşçılardan kaçarken “YKKLDRMSRIN GCN CGRAIRM” yazıp ölen büyücülerle doluydu.

– Oyunda rol yapmak şarttı. Oynadığın karakter gibi davranman gerekiyordu. Eğer davranmazsan ve bir Game Master seni yakalarsa 24 saat boyunca hiç bir zırh değeri olmayan pembe bir bale elbisesi ile gezmek zorunda kalıyordun.

– Game Masterlar’ın “kızılcık sopası” isminde bir silahı vardı. Pembe bale elbisesi yetmediği durumlarda bunu kullanıyorlardı, tek vuruşta öldürüyordu.

– Oyunda 2 tanrı vardı, Chaos God ve Light God. Bunlar NPC değil gerçek oyunculardı. En aktif oyuncular arasından seçiyorduk. Normal bir oyuncudan daha güçlü olmalarına rağmen bir kaç kişi uğraşarak tanrı avlayabiliyordun. Tanrılara ek olarak Rven Gharr ismindeki bir büyü okulunun baş büyücüsü vardı ekstra güçleri olan, hatta hatırlıyorum senelerce bu rolde kalan oyuncunun ismi Sylian’dı. Bu arada oyun tamamen Türkçe olmasına rağmen neden oyunun ve tanrıların ismi İngilizceydi hiç bir fikrim yok.

– 2 taraf vardı, D.O.C. (Darkness of Chaos) ve B.O.L. (Brotherhood of the Light). Birbirinden nefret eden bu iki klan nedense koca dünyada birbirine 150 metre uzaklıktaki kalelerde yaşıyorlardı. Sürekli bir savaş dönüyordu o yüzden.

– Sadece benim kullanabildiğim dev bir Mech Warrior vardi.

– Oyuna direk olarak bağlı yine rol yapmanın zorunlu olduğu bir forum vardı ve burada oyuncular hikayeyi geliştiriyordu. Forumda ne olursa oyuna aynen yansıyordu.

– Oyunda haftalık büyük savaşlar düzenleniyordu. Bir ara bu savaşlardaki en popüler taktik “Suicide Gater” taktiğiydi. Klanlar savaşın öncesinde bir büyücüyü seçip ona mümkün olan en güçlü zırhları veriyorlardı ve savaş başlar başlamaz seçilen büyücü karşı klanın kalesine koşuyordu. Eğer bir şekilde içeri girmeyi başarırsa kalenin ortasına bir gate yani kapı açıyordu ve diğer tüm oyuncular bu gate ile kaleyi işgal ediyordu. Aslında korkunç bir taktikti çünkü gater her zaman ölüyordu ve üzerindeki değerli zırhı diğer oyuncular kapabiliyordu. Bu ve benzeri, başta hiç tahmin etmediğim pek çok taktik geliştirmişti oyuncular.

Keri: Yapım aşamasında nelerden esinlendin?

Tolga Özuygur: Sanırım çoğunlukla Ultima Online (tek örnek olduğu için o zamanlar) ve masaüstü FRP oyunlarından esinlendim. Bunun dışında bahsettiğim gibi oyuncuların önerileri üzerine pek çok özellik eklemiştim oyuna, yani aslında sadece benim değil pek çok oyuncunun katılımıyla ortaya çıkmış bir dünyaydı.

Keri: Oyunu kaç kişi oynuyordu? Sonrasında neler oldu?

Tolga Özuygur: Hiçbir fikrim yok, bir istatistik tutmamıştım o zamanlar. Ama bir noktada oyuncu sayısı o kadar artmıştı ki ilk başta evimdeki Pentium II 300 bir makinadan ibaret olan sunucuyu çok yüklendiği için dışarıya taşımak zorunda kalmıştım. Tabii bir süre sonra yeni nesil grafik ve içerik olarak çok daha gelişmiş MMORPG’ler piyasaya çıkmaya başladığında oyuncu sayısı düşmeye başladı. Daha sonrasında oyunun devamı olarak ufak bir ekip ile SpellCasters ismindeki MMORPG’yi yazmaya başladık.

Dediğim gibi TLM Online’da sadece komik olduğunu düşündüğüm için eklediğim bir Mech Warrior vardı ve bazı haftalar oyuncuların bu dev robotu avladığı görevler düzenliyorduk, ne kadar bu tip bir fantezi dünyasında böyle bir teknolojinin olması komik olsa da bir noktada aslında enteresan ve pek görülmemiş bir konsept olduğunu düşünmeye başladım. Ve SpellCasters oyunu tamamen bu konsept üzerine kuruldu, büyünün ve teknolojinin bir arada olduğu bir dünyada geçiyordu. Roketatar ile ejderha avlamaya gittiğiniz, kara büyücülerin yanlarında cyborg korumaları ile gezdiği bir dünyaydı. SpellCasters’ın ardından ise yine aynı dünyada geçen ama bu sefer tarayıcı tabanlı Battle of Survival‘ı geliştirdim.

Bir MMORPG değildi ama Soldat tarzı multiplayer bir oyundu, Facebook’un ilk popüler olmaya başladığı günlerde geliştirdiğim için hemen oraya uygulama olarak eklemiştim ve oldukça popüler olmuştu, kısa sürede Facebook ve başka platformlar üzerinde bir kaç milyon oyuncuya ulaştı. Geçen sene sunucuları kapadık ama o ana kadar hâlâ oyuncusu vardı.

Keri: Sunucuyu yeniden açıp bir nostalji yapmayı düşünür müsün?

Tolga Özuygur: Kesinlikle.

Keri: Son olarak, oyun geliştirmeye başlayacak olanlara, oyun geliştirmek isteyenlere bir önerin var mı?

Tolga Özuygur: Çevrimiçi pek çok amatör ve profesyonel oyun geliştiricinin toplandığı topluluk mevcut. Buralarda vakit geçirmeye çalışsınlar. Ayrıca bu topluluklarda en çok gözlemlediğim şey başlanan ve bitmeyen projeler. Ne olursa olsun projenizi bitirmeye çalışın, tam ortasında fikrinizi değiştirip yeni projeye başlamayın. Bir şekilde bitirin, insanlara oynatın ve onlardan geri bildirim alin. Bu şekilde neyi doğru neyi yanlış yaptığınızı öğrenip bir sonraki projenizi daha rahat şekillendirebilirsiniz.

 

Tolga Özuygur’a hem röportaj hem de bize sunduğu ilk MMO deneyimi için çok teşekkür ediyoruz. Ellerine sağlık.

Yeni Marvel Dizisi The Gifted İçin Yeni Fragman ve Afiş Yayınlandı
Humble Bundle'dan Nebula Ödülleri Seçkisi!