Son Haberler
Anasayfa » Röportajlar » Göktuğ Canbaba ile Tılsım-ı Kudret Üzerine…

Göktuğ Canbaba ile Tılsım-ı Kudret Üzerine…

Keri: Kitabın en önünde biyografinizi okuduk fakat kendinizden biraz bahseder misiniz?

Göktuğ Canbaba: Sabah akşam hayal kuran bir insanım; sağlıklı bir bireyim yani. Baktığım her yerde bir öykü var gibi geliyor bana; bakmasını bilirsen aslında birçok şey olduğundan daha güzel görünüyor gözüne; belki de görmek istediğin şekilde gördüğün içindir bilemiyorum. Fakat ne yazık ki çarpık dünya düzeni içinde yaşam savaşı vermek, hayalleri ve birçok yazılmamış öyküyü silebiliyor bazen acımasızca.

Keri: Kitap ile ilgili ilk fikir nasıl ortaya çıktı?

Göktuğ Canbaba: Reklam ajansının biri benden kendi kültürümüzden beslenen bir hikaye yazmamı istemişti. Her şeyin başlangıcı budur aslında J Oturup düşünmeye başladım, o gün yanımda Selin (ablam)ve birkaç arkadaşım vardı. Selin birden gizemli bir muska fikrini attı ortaya ve onun üzerinde düşünmeye başladım. Yazdıkça ve oturup düşündükçe roman muskanın hikayesinden çok daha fazlası olup çıktı.

Keri: Kitapta tarih ve anlatım olarak da dil çok ön planda. İhsan Oktay Anar’ın kitaplarından etkilenme oldu mu?

Göktuğ Canbaba: Tabii ki.  İhsan Oktar Anar’ın kitaplarını büyük bir zevke okuyorum. Anar’ın dili insanı alıp götürüyor amiyane tabirle. Az çok yazarlıkla uğraşıyorsanız sevdiğiniz, saygı duyduğunuz kişilerden ister istemez etkileniyorsunuz ve onlar kadar iyi yazabilmek için kendi özgün hayal dünyanızın içinde bir oraya bir buraya dolanıp duruyorsunuz. Sonunda ortaya çıkan eser onların yanına az çok yaklaşabiliyorsa bu insanı mutlu ediyor tabii ki.

Keri: Kitabın ismi nasıl ortaya çıktı? Neden Tılsım-ı Kudret?

Göktuğ Canbaba: Aslında kitabın ismini romanı yazmaya başladığım ilk andan itibaren “Kefenyırtan” olarak düşünmüştüm. 2 senelik bir süre içerisinde birçok ekleme yaptım, çıkardım, aylarca ara verdim sonra tekrar başladım ama ismi hiç değişmemişti; ta ki son iki haftaya kadar :) Aslında Kayra ve Ertaç’la da Kefenyırtan isminin okuyucuyu rahatsız edip etmeyeceği hakkında konuşuyorduk, açıkçası bazı çekincelerimiz yok değildi. Sonunda Laika’nın ortaklarından İhtiyar lakaplı Mehmet bey ile de karşılıklı görüştüğümüzde o da ismin okuyucuyu yanlış yönlendireceğini söyledi ve ismi değiştirmeye karar verdik. Birkaç gün boyunca düşündük ve isim Tılsım-ı Kudret oldu. Romanın Osmanlı zamanında geçen bölümündeki ana karakter İbn-i Reşad’ın lanetli muskası yani; bir şekilde her şeyin başlangıcı olan o kırılma anını yaratan tılsım.

Keri: Kitapta pek çok karakter var. Sizin kendinize en yakın  hissettiğiniz karakter hangisi? Neden?

Göktuğ Canbaba: Evet bir çok karakter var. Yazdığım hikayelerde farklı karakterler kullanmayı seviyorum. Bir şekilde beni de eğlendiriyor ve iyi hissettiriyorlar. O kadar çok karakter var ki romanda! Baharat Tüneli Ozan’ı Bodur Nafi’nin deli yanını seviyorum. Kalabalığa seslenirken anlattığı hikayelerin içinde kaybolup gitmesi, aynı hikayeyi defalarca anlatıp her anlatışında farklı bir sonla bitirmesi beni eğlendiriyor. Kalabalığa seslendiği  küflenmiş fıçının üzerinde kırmızı kuşağını bağlamaya çalışırken görüyorum onu. Çarıkları yerde duruyor ve o çıplak ayakları üzerinde tepinerek anlatıyor hikayesini!

Keri: Hiç etrafınızdan birinden etkilenip yarattığınız bir karakter var mı kitapta?

Göktuğ Canbaba: Aslına bakarsan var. Romanda sadece bir sayfada geçiyor ama önemli karakterlerden biri denebilir. Fabian’a gerçek ismi olacak olan Aziz’i armağan eden peçeli adam. Onu yaratırken babamın bana, dedemin babası hakkında anlattığı hikayelerden esinlendim. Yürüyerek hacca gidip gelen, beyaz peçe takan ve burada yazması ilginç kaçacak bazı şeylerle uğraşan bir kişiymiş kendisi. İşte Aziz ismini veren kişinin hikayesi oradan geliyor aslında.

Keri: Kitabın yazım sürecinde yaşadığınız ilginç bir an var mı?

Göktuğ Canbaba: İlginç bir andan ziyade yorucu ve hayli sıkıntılı bir süreç olduğunu söylemeliyim Tılsım-ı Kudret’in yayımlanmaya kadar olan evresini. 2 seneyi aşan bir süreçte ortaya çıktı bu roman. Başlarda Ertaç’la resimli roman üzerinde çalışıyorduk ama yayınevlerinden gereken desteği göremedik ne yazık ki. Uzun bir aradan sonra Tılsım-ı Kudret’in başına tekrar oturduğumda bitmesi gerektiğini fark ettim ve bugünlere kadar gelebildi.

Keri: Tılsım-ı Kudret’i yazarken ya da herhangi bir öykü ya da roman üzerinde çalışırken özellikle dinlediğiniz bir müzik oluyor mu?

Göktuğ Canbaba: Aslına bakarsan Tılsım-ı Kudret’i yazarken neredeyse sadece 2-3 albüm dinledim. Dinlediğim müziklerin bir şekilde yazdığım şeyle bir bütünlük oluşturduğunu düşünüyorum ve nedense başka bir şey pek dinleyemiyorum yazma sürcinde. Bir süreden sonra müziği duymuyorum zaten ama bir şekilde bana yol gösteriyor dinlediğim melodiler.

Keri: Peki Tılsım-ı Kudret’i yazarken hangi albümler size eşlik etti?

Göktuğ Canbaba: Osmanlı bölümlerini yazarken Gandalf’ın Lotus Land’ini dinledim. Bir şekilde barda ya da herhangi bir yerde Gandalf grubunu duyduğumda aklıma Bodur geliyor hemenJ

Cehennemdeki olayları yazarken ise Kingdom of Heaven’in film müziğini dinledim sürekli. Dead can Dance’in Aion’u da bana epey yardım etti diyebilirim.

Keri: Belki bu soruyu sormak için henüz biraz erken ama üzerinde çalıştığınız yeni projeniz var mı?

Göktuğ Canbaba: Tılsım-ı Kudret’i yazmadan önce tamamlamış olduğum bir romanım daha var aslında ama fantastik edebiyat tarzında değil. Daha çok kara mizah diyebiliriz onun için. Bu ara tekrar onun üzerinde çalışmaya başlayacağım. Bunun dışında yapmak istediğim birkaç proje daha var.

Keri: Bu güzel kitap için çok teşekkürler, ellerine sağlık.

Göktuğ Canbaba: Ben teşekkür ederim bu röportaj için. Umarım okuyan herkes kendinden bir parça bulur ve kitabı beğenir. Frpnet okurlarına selamlar…

 

Kayra “Keri” Küpçü

Ertaç Altınöz ile Röportaj
Evrim Öncül ile Yokyer Üzerine