Son Haberler
Anasayfa » Planescape » Katmanlar ve Tanrılar

Katmanlar ve Tanrılar

 

The Lower Planes : Baator – Katmanlar & Tanrılar

Büyük resim için tıklayınız.

Baator’un dokuz kattan oluştuğunu zaten biliyoruz. Şimdi bu dokuz katmanı, teker teker inceleyelim:
 

1- AVERNUS
 

Avernus 1. katmandır ve Bel tarafından yönetilir (bkz. Baator Efendileri). Orduların savaşa gönderilmesi için idealdir, stratejilerin odak ve çıkış noktasıdır. Yer düz ve yıkılmış, yer yer kuvartz ve obsidyen içerir. Ancak geneli, engebeli ve kırmızı kumlarla örtülüdür. Çok fazla kaya çıkıntıları vardır, bu nedenle normal yürüyüşten hızlı hareketlerde düşme tehlikesi vardır. (Dex. Check her round. )Kayaçlarda yer yer surat şekilleri dikkat çeker, ancak bunların haberci veya gezginlerin taşa dönüşmüş formu mu olduğunu ya da tanrıların isteği ile meydana mı geldikleri, bilinmemektedir.

Styx nehri Avernus’un tam ortasından geçer. Styx nehri, daha öncede belirttiğimiz üzere çok tehlikelidir ve bir damlasının tene değişi, kişinin bütün hafızasını siler. Kendi adını bile, bir daha hatırlamamak üzere unutur. Ancak bir gezgin için en tehlikeli özelliği, Ateş toplarıdır. Fütursuzca gökyüzünde süzülür ve patlarlar ve alanları içindekilere zarar verirler (5d6). Bir büyücünün ateş topundan farkı yoktur ancak dispel edilemez. Çünkü natürel bir olaydır.

Ordu toplanma, eğitim, tatbikat… Savaş ve ordu ile ilgili her şey burada yapılır, ancak sadece tanrı Kurtulmak’ın alanı olan Draukari’ye kesinlikle girilmez. Çünkü Kobold’ların tanrısının sıkı kuralları vardır ve altındaki kobold mesajcıları oldukça hırçındırlar ve giren “lesser” in altındaki yaratıkları anında öldürürler.

Draukari (Diyar):


Karakter ve çevre :
Tüneller ağı, çökmüş gnome madenleri ve bol bol şiddet. İşte burada bulacağınız tek şey bu. Altın ve intikam, burada prim yapan ve umursanılan tek şeydir. Bunun dışındaki her şey fazladır.

Tanrı : Kurtulmak

Kobold’ların tanrısı, kendi diyarında sürekli savaşlar düzenler. Orta düzeyde bir tanrı olmasına rağmen, hem Prime dünyaları hem de kendi diyarı ile yakından ilgilenir ve koboldların gnome’lardan alacakları intikam yolunda, onlara yol gösterir.  

Bazısı tanrı Kurtulmak hakkında, gnome tanrılarına ve gnomlara duyduğu nefretten çıldırdığını söyler, bazıları ise bu nefret ile yaşadığını. Nedeni ne olursa olsun, Kurtulmak’ın böyle düşünmesinin nedeni ne olursa olsun, bu diyar kesinlikle gnome’lar için uygun bir yer değildir… hem de hiç değildir… Bu diyara bir gnome girdiğinde tanrı Kurtulmak anında bunu hisseder ve çıldırır ve bu havale hali, bütün kobold takipçilerini etkiler ve takipçiler diyar boyunca gnome avına çıkarlar… Her bir tanesi… Tek bir gnome’u avlamaya çıkan milyonlarca takipçinin diyar boyunca koşuşturmasını hayal etmeyi, sizlerin hayal gücüne bırakıyorum.

Mekan : Pillar of Skulls’ın hemen yanında ve Kan Nehri’nin kıyısında ufak bir mağara bulunur. Bu mağaraya girilip biraz ilerlendiğinde, Draukari’ye ulaşılır. Drakuri bir tüneller ağı şeklindedir. Burada yaşam genelde vahşi, zor ve kısadır – özellikle o kelimeyi söylememek gerekir hani şu icatlar yapan, minik canlılar… şşşş… isim yok…

Tünellerde kaybolmak çok kolaydır. Kobold takipçilerin tabii ki –doğal olarak– yanılmaz bir yön sezileri vardır burası ile ilgili, bu yüzden onlar için problem olmasa da, diğerleri için problemdir.

Şehirler : Şehirler gerçekten büyüktür ve 3 adet vardır. Bunlardan en büyüğü 40.000’in üstünde nüfusu ile Nibellin’dir. Nibellin’i, 30.000 nüfusu ile Frekstavik şehri izler. Snjarll en küçük olan şehirdir, yaklaşık 5.000 kişilik ufak bir nüfusa sahiptir. Bu şehirler merkezi bir noktadan saçılırlar ve tüneller şeklinde yayılırlar. Tünel kollarında, genelde Klanlar konuşlanır ve bu klanlar işi yapmak için güzel müşterilerdir. Klan başları, birbirleri ile savaştığından, dışarıdan gelenleri birbirlerini öldürtmek üzere bol keseden kiralarlar.  

Avernus’un bir diğer tanrısı da Ejderhaların Leydisi Tiamat’dır. Tiamat, Bel ile bir anlaşma yaparak Avernus’taki diyarında kalmaktadır ve bir alt katmana gittiği bilinen tek kapıyı korumaktadır. 2. Katman olan Dis’e giden tek yol, Tiamat’ın ininden geçer. Bu nedenle buradan geçişi kimse yapmaz, yapacak biri var ise de, kesinlikle kanıtlayacak bir şeyleri vardır. Zaten kimse uğramaz ya, Tiamat veya koruyucuları gelenleri cesaretinden, güçlülüğünden ve delirmişliğinden takdir ederler. Bu nedenle de, Dis’e geçiş, buraya yaklaşabilenler için, her zaman pazarlığa açıktır. Tabii ki, Tiamat’a karşı haddini bilecek şekilde… Tiamat’ın hoşnutluğunun da bir sınırı var ne yazık ki… Bilakis en deli, en güçlü ve en cesaretli adam bile bilir ki, ağzın sıkı ve kapalı tutulması yerler vardır. Burası, oralardan biri.

Tiamat veya koruyucuları izin verdiği takdirde, bir kişi, açgözlülük Mağarasından demir kapılara doğru ilerler. Demir kapılar, ufak bir tepeden aşağı giden yolu açığa çıkarır, bu yol da yürüyeni Dis’in demir şehrine götürür.
 

2- DİS

Herkese göre Dis dendiğinde 2 şey akla gelir, bunlardan biri saf, Dis’in kendisidir. Bunlardan ikincisi de, Acıların şehridir. Acıların şehri, inanılmaz büyüktür, duvarlarla örülü olmasına rağmen sonunu görmek mümkün değildir. Duvar dendiğine bakmayın, aslında bunlar yerin altından çıkan kararmış demir bloklardır. Bu demir blokları o kadar kalındır ki, şehrin etrafını saran bir duvar görevini görürler. Şehir görünürde tamamen sonsuzdur, sokaklar ufka kadar uzanır. Duvarlar, karakteristik olarak içten içe yanarlar ve çok sıcaktırlar, bu nedenle en ufak bir sürtünme bile acı ve hasar verir. (1d6) Takipçilerin de acısı ve çığırmaları, yapmaları gereken işlerin birebir bu duvar ile dokunmayı gerektirmesidir. Metal zırh’lar bu sıcakları absorbe edeceğinden, Acıların şehrinde pek kullanışlı olmazlar. En kullanışlı teferruat kumaş ve deri kıyafetlerdir.

Şehrin dış duvarları Abishai’ler tarafından tutulmuştur ve takipçilerin giriş çıkışı bunlar tarafından kontrol edilir. Bunun yanında ölülerin çoğu en alt tabaka Baatezulardır. Bazı hayaletlere de, gördükleri işkenceyi takdir etmeleri açısından, hafızaları geri verilmiştir. Ölü popülasyonunun bir kısmını da, bu “hafızalı ölüler” oluşturur. Şehir, demir yumruklu Lord Dispater tarafından yönetilir ve şehirde sürekli bir yıkım-yapım vardır. Çoğu zaman anlamsız gelse de, Dispater’in isteği budur. Yapılan yapımlar ve yıkımlar sıkı güvenlik tedbirleri ile gözden ırak bir şekilde yapılır. Bu nedenle yapıların ünü, henüz yapılmadan Dis’in sınırlarını aşar ve kulaktan kulağa dolaşır. Zaten yapılan şeyin de, bitmeden ne olduğu genellikle bilinmez.

Gizli kaynaklardan alınan bilgiler, Baatezu’ların Dis’de Sigil’in birebir kopyasını yaptığını söylüyor. Amaç, Lady of Pain’in şehrinin mekaniğini çözerek, Kan savaşında kendilerine yön verecek bir yapıta sahip olmak. Bu bilgi güvenilir kaynaklardan alınmış olmasına rağmen, gene de çılgıncadır, çünkü böyle bir yapılanmanın Sigil’e yapılacak bir saldırıdan öte bir anlamı yoktur.

Ve kesin olan bir şey var ki, Lady of Pain buna izin vermez. Kan savaşında kazanmak isteyen bir tarafın yapacağı en aptalca iş –ki bu Baatezular tarafından da gayet iyi bilinmektedir– Lady of Pain’e bulaşmaktır.

Şehrin ortasında bulunan, demir ve kurşundan yapılmış, Dispater’in özel rezidansı olan Demir Kule, şehrin en dikkat çekici yapıtlarından biridir. Demir Kule ve Dispater arasındaki ilişki başka bir yazıda detaylıca incelenecektir.

3- MİNAUROS

Minauros, zehirli ve yakıcı yağmuru ile hayatta kalınması çok güç bir katmandır. Bu yağmurlardan korunmanın tek yolu güçsüz cam ve kristal oyuntular – ki nadiren korur. Ya da görkemli Minauros Şehridir.

Minauros’un tasviri aslında çok basittir. Bir çölü alın ve dört tarafından sonsuzluğa kadar büyütün. Daha sonra zemini pislik ve bataklık bir hale getirin, gökyüzünü sonsuz puslu bir griye bürüyün.
Adını da Minauros koyun… alın size Minauros!!!

Hamatula

Daha da kötüsü, görkemli şehir Minauros, her geçen gün bu balçıkvari zemine batmaktadır. Zaten muhtemelen zamanın başlangıcından beri bu şehir batıyor, bu nedenle çok da önemsenecek bir durum yok diye düşünenler çoğunluktadır. Ancak bu –ne yazık ki– doğru değildir. Minauros, belki de Baatezu’ların en hoşnut olmadığı katmandır çünkü buraya her giren yerin dibine batmaktadır. Şehrin yaşayanları şehri ayakta tutmak için üst kısma sürekli eklentiler yapmaktadırlar ancak, baatezu’lar birkaç asır sonra buranın tamamen yokolacağına inanmaktadırlar. Zaten herkes buradan kaçtığı için pek sevilen bir yer değildir Baator bünyesinde. Çünkü her bir kaçan, Kan savaşında daha az asker demektir. Bu nedenledir ki Hamatula’lar buranın yaşayanlarıdır. Hamatula’lar, kaçmaya yeltenen takipçileri avlarlar ve Kan savaşı için asker kaybını minimum indirgerler. Bazen sırf eğlencesine kaçmalarına izin verip, sonra avlarlar. Görevi ile eğlenceyi bir arada yürüten, şeytani bir yaşayanı bu katmanın.

Batan şehrin dışında zincirlerin şehri Jangling Hiter, ve tanrı Hecate’nin diyarı Aeaea vardır.
 

4- PHLEGETHOS

Phylegethos, Baator’un korkusunun şekle bürünmüş halidir. Patlayan veya patlamaya hazır volkanlardan ve ateş nehirlerinden oluşur. Takipçiler burada işkence görür, ateş çukurlarına ve nehre atılırlar. Yaratıklar da bu işlemin kontrolünü üstlenirler. Burasının bir anlamda Ateş boyutundan farkı yoktur, ancak buradaki alevlerin bir amacı vardır: değerli olmayanları ve buraya girme hakkı olmayanları seçer.

Daha girildiğinde, buraya izinsiz girenlerin üzerine kıvrılır alevler. Aynen yaşayan, düşünen ve cezalandıran bir varlık gibi. Kitaplarda okuduğumuz cehennem’in, ete kemiğe bürünmüş halidir Phlegethos. Buraya giren yabancılar ya yanarak ölürler ya da yaratık haline gelirler. Veyahut da Baatezular tarafından sorgulanmak üzere bilinen tek şehir Abriymoch’a götürülürler. Abriymoch’u Pit Fiend Gazra yönetir ve 5000 Hamatuladan oluşan polis gücü ile şehir üstünde olağanüstü bir kontrolü vardır. Yaşadığı yer, korku saçan ve görenin bir daha dönemediği, Kristal Heykeller Kalesi’dir. Bu polis gücü, sürekli ve durmaksızın, bu katmanın dört bir yanını, davetsiz misafirleri yakalamak için gezerler.

Tanrılar bile bu katmanı, kendi haline bırakmışlardır.
 

5- STYGİA

Stygia tamamen uçsuz bucaksız, donmuş bir katmandır. Çarpışan buz kütlelerinin ve buz dağlarının mekanıdır. Suyun geçtiği tek yer, Styx nehrinin hızla aktığı yerdir. Ki ne kadar iyi bir özellik, tartışılır – akan su düşünüldüğünde. İsminden de anlaşıldığı gibi, River Styx ile birebir ilişkilidir, çünkü donmuş buzların içinde Styx nehri’nin suyu da bulunur. Yani buraya gelen hayatından çok daha fazlasını da kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalır: hafızasını.

Yıldırımlar gökyüzünü temizler, ardından yıldırımlar yerini ağır ve korkutucu bir uğuldama ile fırtınalar’a bırakır. Buranın yeryüzü çoğunluk olarak buz kütleleridir ki bu buz kütlelerinin üzerinde şehirler ve köyler kurulmuştur. Bunlardan en büyüğü Buz şehri Tantlin’dir. Tantlin ismi bilinmeyen bir Pit Fiend tarafından yönetilir.

Bu şehirde çeteleşme vardır. Şehrin sokakları çetelerin –ve en üstte isimsiz Pit Fiend’in– kontrolü altındadır. Çeteler birbirleri ile savaş içindedirler ancak bir anlaşma vardır ki o da şehri geliştiren bireylere zarar vermemektir. (Ticaretçiler ve şehrin tamirinden sorumlu takipçiler.)

Bu katmana Prens Levistus hükmeder, aynı zamanda Amnizu’lara da. Bu nedenle de Pit Fiend’lardan bile güvensiz yaratıklardır. Levistus hakkında detaylı bilgi, Baator Efendileri yazısında vardır.
Ayrıca Stygia, 2 ayrı diyar’a da ev sahipliği yapar. Bunlardan biri Sheyruushk, Tanrı Sekolah’ın diyarı, diğeri de Ankhwugaht, Mısır Tanrısı Set’in diyarıdır

Ankhwugaht, Stygia’nın içinde olmasına rağmen tamamen farklı bir yeryüzü vardır. Her yer tamamen çöldür, akrepler ve ölüm vardır. Ve buradaki her şey, Yüce Tanrı Set’in önünde diz çöker.

Tanrısı Set, Ankhwugaht’ın ortasındaki devasa piramidinde, komple bütün katman’ın kontrolünü eline almak için planlar yapmaktadır. Set, Piramid’in zemin katındaki tahtında oturur ve nereye bakarsa, o tarafı görür. Hem de her şeyiyle. Sanki Baktığı piramid duvarı kocaman, şeffaf ve dileyince büyüteç olabilen bir pencere gibi! Hatta diyarına girenin kafasının içine bile girebilir, eğer yüce Set ister ise…

Ankhwugaht, Stygia’dan tamamen zıt bir iklime sahiptir. Öyle ki Sytgia’nın buz gibi rüzgarından bir anda sıcak çöl rüzgarını yüzüne yiyince, oldukça dengesi bozuluyor insanın. Tam ortada, gökyüzünün sonsuzluğuna doğru uzanan kara bir piramit vardır.

6- MALBOLGE

Malbolge, Hareket eden taşlardan oluşan bir katmandır. Bütün taşlar, ölümlü zihnin asla anlayamayacağı bir düzende hareket eder. Taşlar arası boşluklardan yüzlerce, hatta binlerce, hatta onbinlerce fit düşenlerin hissettiklerini anlamak mümkün değildir. Zira yere çarpmak bir kenara, o kadar uzun süre düşerler ki, havanın sürtünmesinden paramparça olurlar. Burada güvenli yolculuk, sadece taşlar belli sürelerle durduğunda ortaya çıkar. Geçitler ve tüneller açılır ve Malbolge, kendisini yolculuk edilmeye hazrır hale sokar. Ancak sürekli hareketli bir şehir olduğundan ve düzeni de çok karmaşık olduğundan, buraya herhangi bir şehir kurulamamıştır.

7- MALADOMİNİ

Maladomini yıkıntıların şehridir, kendi lordunun karakterini bire bir yansıtır. Arşidük, yaptığı hiç bir şehirden hoşnut kalmaz, kaldığı görülmemiştir. Sürekli yeni şehir yaptırmanın yanı sıra, eskileri yıktırır ve terkedilmiş bırakır, ibret tablosu misali… Yıkıntıların görüntüsü, kara bulutlu bordo gökyüzü’nün ağırlığı ile tamamlanır.

Takipçiler asırlar önce, buradaki görkemli, büyük şehirleri yıkıp, yerleri kazıp, arşidük için daha büyük şehirler yapmak için acı çekmişlerdir, halen de çekmektedirler. Sert zemini, tırnakları ile kazarak, acıdan inleyerek arşidük’ün emrini yerine getirmek için uğraşılar. Zaten arşidük emirlerini, emrindeki Pit Fiend’lar ile gönderir. Baator’un hiç bir yerinde olmadığı gibi, burada da “hayır”, cevap olarak kabul edilmez. Arşidük için asırlardır yapılan, halen de yapılmakta olan Malagard, aynı zamanda Arşidük’ün ikamet ettiği yerdir.

Ancak Maladomini’nin kazılmış tünellerinde, isimsiz bir korku yatmaktadır. Çok yüksek rütbeli Baatezular, hatta Pit Fiend’lar bile buraya girmeye çekinirler. Çekinmek yanlış oldu… Girmekten korkarlar. Aşağıda bir yerlerde, en büyük Baatezu’ları bile korkutan bir “şeyler” vardır. Ve gerçek şu ki, neye benzedikleri bilinmese de, aşağıda yatanlar, Baator’un ilk yaşayanlarıdır, Lordlardan da eski, Baatezulardan da eski, Asmodeusdan da eski…

Malagard’ın görkemi yanında oldukça sönük kalsa da, bir diğer şehir de, ihanet ve komploların şehri Grenpoli’dir. Grenpoli de bugünün dostu yarının düşmanıdır (Hatta birkaç saat içinde de düşman kesilebilir.) İttifakların rüzgar kadar hızlı yön değiştirdiği, aşağılık bir şehirdir. Grenpoli’nin yöneticisi Mysdemn Wordtwister, 300 yıl öncesinde bu şehri kendi elleri ile yapmıştır ve hükümdarlığını da kıskançlıkla elinde tutmaktadır. Bütün gözlerden sakınır ve kimseye güvenmez. Burayı elinde tutmak için de her şeyi yapar. Şehrin yapısı, birebir hükümdarının karakterinin bir aynası haline gelmiştir.

Grenpoli dairesel bir şehir olup, simetrik olarak konumlanmış dört kapısı bulunur. Bu kapıların bulunabilmesi için ufak çaplı bir inceleme yapmak gerekebilir, ayrıca içeri girerken bütün silahlar iyi korunan depolara bırakılır. Şehre girerken, bırakılan silahlar için bir fiş verilir ve bu fiş ile çıkarken silahlar tekrar alınabilir. Fişini kaybeden olursa, eşyalarını geri alamaz. Bu yüzden, herhangi bir uyarı gelmese bile, Grenpoli içinde ceplere –özellikle Fiş’in bulunduğu cebe– oldukça dikkat etmek gerekir.

Grenpoli’de zarar verici büyülerin ve silahların kullanılması kesinlikle yasaktır ve sorgusuz sualsiz ölüm ile cezalandırılır. İnsanlar sevecen ve dost canlısıdır, Baator da pek de alışık olunmayan bir durum olmasına rağmen, işin özünde, gayet de alışıldık bir durum yatar. Çünkü Grenpoli’de hiç bir şey, ama hiç bir şey, göründüğü gibi değildir.

Grenpoli ordusunun bir kısmı güçlü insanlardan, bir kısmı da Baatezulardan oluşur. Ordu kendi içinde ırklara göre takımlara ayrılır ve her takımın her bir elemanı kendi içinde rütbe atlamak için uğraşır. Kanunları çiğneyenleri dört gözle beklerler, adaleti sağlayıp, terfi alabilmek adına…

8- CANİA

Cania’da aynı Stygia gibi buzların diyarıdır. Ancak burada koşullar çok daha zordur. Soğuk aynı Buz paraelemental boyutundaki gibidir, keskin buz dağları gökleri deler ve o dağların biraz olsun soğuk rüzgarı kesmesini beklersiniz, ama beklentiniz, diğer bütün umutlarınız gibi, boşa çıkar. Stygia’nın en azından Styx Nehri gibi konforlu bir opsiyonu vardır. Yaşadığınız her şeyi bir salisede unutabilirsiniz. Ancak Cania’da, yaşadığınız her acı, göğüslediğiniz zor koşullar ruhunuza kazınır. Ve eğer ki buradan çıkılabilirse, muhtemelen Styx nehrinin konforu yine aranır, çünkü aksi takdirde Cania, bir ölümlünün ruhunda ve bedeninde unutulamaz acıların izlerini bırakır.

Cania, Pit Fiend’lardan sonraki en güçlü Baatezular olan Gelugon’ların evidir. Pit Fiend’lar bile bu sonsuz soğukluğun ve acının ülkesine pek bulaşmazlar. Buradaki davetsiz misafirlerin cezalandırılmasından da, gene Gelugon’lar sorumludur. Davetsiz misafir –ister bu bir baatezu olsun, ister bir boyut gezgini– için burada, sadece tek bir son vardır.

Burada pek az dikkate değer yerler vardır, ancak bunlardan en göz alıcı ve güzeli Mephistar hisarıdır. Arşidük Moligroth, katmanını, Nargus buzulunun kenarındaki bu buz mavisi ve mavi bir inciye benzeyen hisarından yönetir. Hisarın etrafı, keskin ve ölümcül buz duvarları ile korunmaktadır.

Ancak içerisi sıcaktır –olabildiğince tabii– öyle ki Mephistar’ın kapıları açıldığında ve Mephistar’ın üstünde su buharı yükselir. İlk varıldığında güvenli ve sıcak bir sığınak havası –şekli ve şemali ile kesinlikle o havayı vermese de, soğuğun amansız saldırısından sonra birisine öyle görünebilir– verse de, buradaki en kötü ve en kötü şeytanın var olduğu yerdir. Molikroth, hisarın derinliklerine doğru inen derin bir çukurdan katmanını yönetir ve sürekli savaşta olduğu Levistus’un bir sonraki hamlelerini buradan kontrol eder. Dokuzların lordlarından biridir ve buraya gelen olursa iyi bir nedeni ve iyi bir ikna kabiliyeti olsa iyi olur çünkü Moligroth, gelen herkesten şüphelenir ve herkese Prens Levistus’un casusu muamelesi yapar – ki bu muhamelenin pek tadılacak bir tarafı olmadığını da belirtmek isterim.

Mephistar’ın duvarlarında ne olduğu çok iyi anlaşılamayan figürler vardır. Çıplak gözle ne olduğu anlaşılmasa da, bir takım Guvner’lar bu buzları eritip daha sonra çıldırmış halde geri dönmüşlerdir.

Söylediklerine göre o korkunç buzların içinde orijinleri bilinmeyen primitif –ve korkunç– şeytani yaratıklarla savaşan ölü ve donmuş Deva ve Arkon’ların cesetleri varmış. Diğer siluetler de buzulların parçaladığı şehirlerdir, bu şehirlerde daha önce kimlerin yaşadığı ise, halen büyük bir sırdır.

Cania’dan Nessus’a açıldığı bilinen tek geçit vardır. Nessus’a gitmek isteyenlerin önce oldukça derin bir buzul çukurunun en dibine inmeleri ve burada geçidi koruyan 9999 Gelugon’u yenmeleri gerekmektedir. (Özellikle yenmek gerekir diyorum, çünkü kaçmak imkansızdır.)Bir şekilde derin çukurun dibine inildiğini, ve 9999 Gelugon’un geçildiğini varsayarsak, dipteki buz gibi suyun derinliklerine kadar yüzüp, dayanılamaz soğuğa ve basınca göğüs gerip 1001 fersah kadar yüzmesi gerekmektedir. Yaratıklar nefes almadığından bu pek problem yaratmasa da soluyan canlılar için bu işlem, oldukça güç bir hal alır – özellikle ortam koşullarını ele aldığımızda.

Suyun dibinde –sonunda!– buzlarla çevrili bir geçit bulunur ve bu kadar çilenin ödülü… ne yazık ki daha beterdir, çünkü geçit direk olarak, Malsheem kalesine açılır.

9- NESSUS

Burası cehennemin en alt –ve en tabir-i caizse cehennem– katmanıdır. Alt düzey yaratıklara rastlamak neredeyse imkansızdır. Burayı koruyan ordu tamamen Pit Fiend ve Gelugonlar’dan oluşur. Kara Sekiz toplantılarını burada yapar, Asmodeus, bütün Baator’u buradan yönetir.

Pit Fiend’lar bile, buraya girecek izinleri yok ise, anında öldürülürler. İzinsiz ve kurallara uymayan bir girişin affı, burada kesinlikle yoktur ve konfor bir kenarda dursun, rahatsızlık bile oldukça büyük bir lükstür.

Bu katmanın yeryüzü, tamamen harap olmuştur ve akıl almayacak derinliklerde çukurlar vardır. Bu çukurların en derininin en dibinde, Malsheem kalesi bulunur. Outer Plane’lerde bilinen en büyük ve görkemli kaledir, her taraftan binlerce mil büyüklüğündedir. Gray-Waste’deki Khin-oin’den bile kat kat büyüktür. Yaşayanları bir kenara bırakın –zaten ne haritalanabilmiş ne de tariff edilebilmiştir– tanrılar bile Malsheem’e girmekten kaçınırlar. Çünkü burası gücün ve acının, ölümün ve yeniden yaşamın kalesidir. Kısacası, cehennemin kalbidir.

Kara Sekiz’in burada Tanar’ri’leri bir seferde ezecek bir Pit Fiend ordusu kurdukları ve planları için sessizce Malsheem’in derinliklerinde milyonlarca Baatezu’yu adak verdikleri söylenmektedir. ”The Bringing” adı altında bu plan, büyük bir gizlilik içinde yürütülmektedir; tabii eğer böyle bir şey var ise.
Ve Nessus, Pit Fiend’ların ve cehennem’in kalesidir. Ve buraya bir şekilde izinsiz giren herkes kimseye tolerans tanınmaz. Belki bir anlaşma ile bir gezgin buranın sırlarını çözebilir ve biraz bilgi sahibi olabilir ancak, burayı yöneten güçlerle anlaşma yapmak ne kadar akıl kârıdır, tartışılır.

Çünkü burası, Baator’un bütün pisliklerinin toplandığı bir pislik yuvasıdır. Korkunun, acının, acımasızlığın, ihanet’in, kısacası her şeyin beşiğidir. Zaten buraya girenler olmuştur, ama buradan çıkanları saydığınızda, sonsuz bir evrende bir elin parmaklarını kesinlikle geçmez. Ama çıkanlar vardır – hem girecek hem de çıkabilecek kadar delidirler. Veya delirmişlerdir.

 
Yazan: Ersun “Necromancer” Güven
Genel Bilgi
Baator Efendileri