Son Haberler

Son Haberler

Vampire: Tarih I

  Bu yazımda sizlere Vampirlerin tarihini anlatacağım. Birkaç yazı sürecek olan bu dizi Roma İmparatorluğundan başlayarak günümüze kadar olan önemli tarihi olayları kapsayacak. Dizinin ilk yazısı olan bu yazıda sizlere İlk Çağda geçen olaylardan bahsedeceğim. 1) İlk Çağ ve Kartaca İlk Çağ zamanlarında Vampirler dağılmışlardı, kendi yollarını ve kaderlerini çizmek için. Eski Britanya’ya, Roma’ya ve Yunanistan’a gittiler ve orada tanrılar gibi görüldüler. Onların hikayeleri hala günümüzde “Mitoloji” adı altında anlatılır. Fakat Vampirler nereye gitse orda düşmanlık çıkardılar. Yunanistandaki Vampirler Spartadaki düşmanlarıyla savaşıyorlardı. Mahvolan iki şehrin durumundan yararlanan Makedonyalı Vampirler buraları işgal edip yeni topraklara kavuştular. Ama en önemli düşmanlık Kartacadaki ve Romadaki Vampirlerin arasında olanıdır ve Vampir tarihini büyük ölçüde etkilemiştir. Kartaca hakkındaki yorumlar kime sorarsanız değişir. Bazıları bunu Vampirlerin gelmiş geçmiş en büyük başarısı olarak görürken, bazıları ise hiç var olamamasını diler. Karar her zamanki gibi tarihindir. Fakat Kartacanın tarihte bıraktığı büyük izler tartışılamaz. 2000 yıl önceki bir şehir yüzünden hala günümüzdeki Vampirler savaşmaktadır. Kartaca görülmeye değer bir yerdi. İberyaya kadar yayılmış olan ticaret bu şehri Greko-Romen dünyasının en zengin şehirlerinden yapmıştı. Zamanla Kartaca o kadar gelişti ve güzelleştiki, Roma bile yanında sönük kalmaya başladı ve bu durum Rolmalıları fazlasıyla rahatsız ediyordu. Kartaca aslen Klan Brujah tarafından yapılmış bir deneydi. Klan Brujah’ın amacı insanlar ve vampirlerin İlk Şehirdeki (Enoch) gibi barış ve uyum içinde yaşamalarıydı. Bu bir süre böyle devam etti. İnsanlar Vampirlerin farklılıklarını anladı ve onlara saygı gösterdi. Mezbahalardaki kanlar onlara hediye edilirdi ve asla şehirde bir vampir ve bir insan kavga etmezdi. Öteki taraftan Romadaki vampirler, özellikle Klan Ventrue ve Klan Malkavian, bu deneyi sakıncalı buldular. Onlar ilk Vampir Caine’in İnsanlar ve vampirler arasında sadece düşmanlık olabileceğine dair olan sözlerini hatırladılar. Kartaca’nın zenginlikerini, güzelliklerini ve huzurunu kıskandılar ve zaman içinde o kadar kızdılarki Kartacanın yok olması için harekete geçtiler. Uzun süren savaşlar ve kandan sonra Romalılar amaçlarına ulaştı. Şehir yakılıp yıkılmıştı. Alevlerden kaçmak için torak altına girenler boynuzlara geçirilip öldürüldü. Kaçmayanlar ise şehirle birlikte yakıldı. Kartaca katliamından kaçabilenler ise bu büyük düşüşün hikayesini (ve kızgınlığını) seneler sonraya kadar taşıdılar.   Yazan: Mehmet “Overlord” Ege

Devamını Oku »

Vampire: Yaratılış

  “Beware, my childer, of thy eternal enemies: Of the savage ones, the skinchangers, who hunt as wolves, Of the knights of fire and sword, the witch-slayers. Of the burning scions of the Pit itself. But above all, my childer, beware one another, For we shall always be our own direst foes.” Baloya hoş geldin çocuk, maskeli balomuza… Sonsuz gecede yapılan ve binlerce yıldır süre gelen, maskesini düşürenin öldüğü acımasız, bir o kadarda gizemli olan balomuza. Eminim şu an kendini garip hissediyorsundur… Haklısın, yeniden doğuşun olağan bir yan etkisi, nefes almadığını fark ettin mi? Artık ihtiyacın olmayacak… Biz gecenin çocuklarıyız, Yukardaki tarafından lanetlenmiş, Lilith tarafından kutsanmış… Artık sen bir Kindred’sın. Buna alışman biraz uzun sürecek. Sıcak kanını içerken öldürdüğün insanın ölü gözlerine bakmak belki suçluluk duymana yol açacak, ama seni temin ederim, sonsuz hayatımızın her gecesinde, kalan insanlığımızın son parçalarınada veda ediyoruz. Taki soğuk katiller olana dek. Bu karanlık dünyada sana anlatacağım çok şey var, ama istersen en başından başlıyalım, tarihin ilk zamanlarından… Tarihin ilk zamanlarında, Adem ve Havva evlendi ve 3 tane oğulları oldu. Caine, Abel ve Seth. İlk doğan Caine, bitkileri yetiştirdi. Onları suladı ve büyüttü, hayat verdi. İkinci doğan Abel hayvanlara baktı. Onları besledi ve büyüttü. Bir gün Adem iki oğluna şöyle dedi. ”Caine, Abel, [Yukardaki] için bir kurban vermelisiniz. Öyle bir kurban ki hayatta en çok sevdiğiniz şeylerden biri olacak.” Caine, [Yukardaki] için en tatlı meyvalarını, en olgun bitkilerini getirdi. Abel, [Yukardaki] için en genç, en güçlü hayvanını kurban etti. İki kardeşte kurbanlarını Adem’in sunağına koydular ve ateşe verdiler. Duman onları yavaşça yukarı doğru götürdü. Abel’ın kurbanı tatlı bir koku yaydı ve kabul edildi. Caine’inki ise kabul edilmedi ve Caine sert bir şekilde azarlandı. İlk doğan ağlamaya başladı, gece gündüz [Yukardaki]’ne dua etti. Adem kurban vaktinin yeniden geldiğini söyledi. Abel yine en güçlü ve genç hayvanlarından birini öldürdü. Caine ise eli boş geldi, çünkü kurbanının istenmeyeceğini biliyordu. Abel şöyle dedi; ”Caine, neden bir kurban getirmedin?”. İlk doğan gözleri yaşlı bir şekilde kardeşinin kalbine mızrak saplayarak onu kurban etti, hayatta en çok sevdiği şeyi. [Yukardaki] onu cennetten attı, ve Nod denilen bir yere sürgün etti. Caine karanlıkta yanlız kalmıştı. Açtı, üşüyordu ve ağlıyordu… Karanlığın içinden tatlı bir ses geldi. Siyahlar içinde bir kadın Caine’e doğru yaklaştı. ”Hikaye’ni biliyorum, Nod’lu Caine. Açsın, bende yemek var. Üşüyorsun, bende kıyafetler var. Üzgünsün, bende rahatlık var” ”Benim gibi lanetli birini niye rahatlatasın? Neden giydiresin? Neden besleyesin?” ”Ben senin babanın ilk karısıyım. Yukardakine karşı geldim ve özgürlüğü karanlıklarda buldum. Ben Lilith’im. Bir zamanlar bende üşüyordum. Benim için sıcaklık yoktu. Bir zamanlar bende açtım, benim için yemek yoktu. Bir zamanlar bende üzgündüm, benim için rahatlık yoktu.” Lilith Caine’i ağırladı ve onu besledi, rahatlattı. Caine onun evinde bir süre kaldı, ve birgün ona sordu: ”Sadece karanlıktan, bu evi nasıl yaptın? Nası kıyafetler yarattın? Nası yiyeceklerini yetiştirdin?” Lilith gülümsedi ve cevap verdi: ”Ben uyandım. Bu sayede istediğim gücü yaratıyorum” ”Beni de uyandır Lilith, benim de güce ihtiyacım var. Bende kendi evimi, giysilerimi, yiyeceklerimi yaratmalıyım.” ”Uyanmanın sana ne yapacağını bilmiyorum. Sen baban tarafından lanetlendin. Ölebilirsin, sonsuza kadar değişebilirsin.” ”Güç olmayan bir yaşamın ne önemi var? Sen olmadan ben ölürüm, ama senin kölen olarak yaşayamam.” Lilith Caine’i seviyordu. Bunun olmasını istemesede Caine’in istediğini yaptı ve Caine’i uyandırdı. Bileğinden gelen kanı bir kaba koydu ve Caine’e içirdi. Caine Abyss’e düştü, o kadar uzun düre düştüki bu ona sonsuzluk gibi geldi. Gözlerini açtığında karanlık bir yerdeydi. Karanlığın içinde Caine parlak bir ışık gördü. Gecede parlayan ateş, Michael, Kutsal Ateşin koruyucusu ona gelmişti, ve şöyle dedi. ”Adem ve Havvanın oğlu, suçun büyük ama babamın bağışlıyıcılığı da çok büyük. O seni affetti.” Caine cevap verdi; ”[Yukardaki]’nin acımasıyla değil ancak kendi vicdanımla gurur içinde yaşayabilirim.” ve reddetti. Ve Michael ona ilk lanetini verdi: ”Bu diyarlarda gezdiğin sürece, sen ve senin çocukların ateşten korkacak. Ateşim sizin derinizi yakacak ve sizi mahvedecek.” O gecenin sabahında, ufuktan Raphael göründü. Güneşin koruyucusu. Caine’e şöyle dedi ”Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, kardeşin Abel cennetten senin günahlarını affetti. Tanrı’nın bağışlamasını kabul etmeyecek misin?” Caine cevap verdi; ”Abel’ın bağışlaması bir şey ifade etmez. Ancak ben kendimi affedebilirsem gerçekten affolmuş sayılırım” ve reddetti. Ve Raphael ona ikinci lanetini verdi: ”Bu diyarda gezdiğin sürece sen ve senin çocukların gün doğuşundan korkacak. güneşin ışınları sizi ateş gibi yakacak. Şimdi git ve karanlık bir yere saklan, güneşin gazabını hissetmemek için.” Caine kaçtı ve karanlık bir mağraya saklandı ve orda uyudu. Uyandığında ölüm meleği Uriel onu kanatlarının arasında tutuyordu. Caine’e şöyle dedi: ”Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, Tanrı senin bütün günahlarını bağışladı, kabul et ve bütün lanetlerinden kurtul.” Caine cevap verdi; ”Tanrı’nın bağışlamasıyla değil, kendi bağışlamamla yaşayacağım. Ben benim. Yaptıklarımı yaptım. Bu asla değişmeyecek” Ve Tanrı’nın kendisi, Uriel’ın ağzından Caine’e son lanetini verdi. ”Sen ve senin çocukların, bu diyarda gezdiği sürece karaklığa tutunacaklar. Sadece kan içecekler. Sadece kül yiyecekler. Ölümde olacakları gibi olacaklar, ama ölmeyecekler ve hep yaşayacaklar. Son günlere kadar dokunduğunuz her şey yok olacak.” Bu lanetle Caine acı bir çığlık attı. Gözlerinden kan geldi. Bu gelen kanı bir kabın içine doldurdu ve içti. Kafasını kaldırdığında Gabriel karşısında duruyordu, ve ona şöyle dedi: ”Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu. Babamın bağışlayıcılığı bildiğinden çok daha büyük. Şimdi bile Affedilme’ye bir yol açıldı. Bu yola [Golconda] diyeceksin. Çocuklarına ondan bahset, çünkü sadece bu yolla yeniden ışıkta yürüyebileceksiniz.” İşte ilk Vampir’in oluş hikayesi ve Vampirlerin lanetlerini nasıl aldığı.   Yazan: Mehmet “Overlord” Ege

Devamını Oku »

Vampire: Zillah’ın Hikayesi

  Bu hikaye Book of Nod’dan çeviridir. Book of Nod kimi vampirlere göre hurafe, kimi vampirlere göre tamamen kimlerine göre ise kısmen gerçektir. Vampirlerin atası, ilk vampir Kabil (Caine) tarafından evlatlarına miras olarak bıraıkmılmıştır. Özlerini unutmamak amacıyla, ilk hikayeler bu kitapta anlatılır. Zillah, Kabil’in vampire dönüştürdüğü üç insandan birisidir, Kabil aynı zamanda güzel ve zarif Zillah’a büyük bir aşk duymaktadır. Birazdan okuyacağınız bölüme göre, vampir kanının bağlama gücü, yaratılıştan değil, ne olduğu konusunda tartışmalar olan Crone denilen kişi tarafından Kindred soyuna verilmiştir. ( Crone kimilerine göre cadı, kimilerine göre ilk büyücülerden ( belki de Verbana Geleneğinin kurucularından) kimilerine göre Kurt soyundan gelen ( ay ile olan ilişkisi göz önüne alınarak) ve kimilerine göre ihanete uğradığı için Kabil’den intikam alan Lilith’in form değiştirmiş halidir. Gerçek nedir bilinmez ama çevirdiğim hikayeyi sizinle paylaşıyorum: Zillah’ın Hikayesi Size Zillah’ın hikayesini anlatayım. Kabil’in ilk aşkı, Kabil’in ilk eşi, en tatlı kan, en yumuşak ten, en parlak göz. Kabil yeni evladıyla yalnızken, Kabil onu arzuladı. Ve o bu arzuyu umursamadı, ondan uzaklaştı. Ne hediyeler, ne kurbanlar, ne parfümler, ne kumrular, ne güzel dansçılar, ne şarkıcılar, ne hayvanlar, ne heykeller, ne güzel elbiseler, Zillah’ın kalbini taştan tatlı meyveye çevirmedi. Kabil sakalını çekiştirdi, saçını yoldu ve gece yabanda dolaşmaya çıktı, onu düşünerek, onun için yanarak ve bir gece Kabil, aya şarkı söyleyen Crone’a rastladı. Kabil Crone’a dedi ki: “Neden şarkı söylüyorsun?” Ve Crone cevapladı, “Çünkü sahip olmadığım şeyi arzuluyorum…” Kabil Crone’a dedi ki, “Ben de arzuluyorum, ne yapabilirim?” Crone gülümsedi ve dedi, “Bu gece kanımı iç Kabil, kindredların atası ve ertesi gece tekrar gel O zaman sana ayın bilgeliğini anlatacağım.” Kabil Crone’un açık boynundan kanı içti ve ayrıldı. Ertesi gece Kabil Crone’u bir kayanın üzerinde uyurken gördü. “Uyan Crone” dedi Kabil. “Ben geldim.” Crone tek gözünü açtı ve dedi, “Bu gece rüyamda senin için bir çözüm gördüm. Bir kere daha kanımı iç ve ertesi gece geri dön. Kilden bir kase getir. Keskin bir bıçak getir. O zaman sana cevabını vereceğim.” Bir kez daha.Kabil, derin bir uykuya dalan Crone’un kanını içti. Ertesi gece Kabil geri döndüğünde Crone ona baktı ve gülümsedi. “Selam, Canavarın* Efendisi” dedi Crone. “Aradığın bilgiye sahibim. “Benim kanımdan elindeki kaseye biraz koy, bu meyveler ve bitkilerle karıştır ve karışımı iç.” “Karşı konulamaz olacaksın. İktidar sahibi olacaksın. Hükmeden olacaksın. Coşkulu olacaksın. Heyecan verici olacaksın. Zillah’ın kalbi bahardaki karlar gibi eriyecek.” Ve böylece Kabil Zillah’a olan aşkından ve aşkına karşılık bulmayı çok arzuladığından Crone’un iksirini içti. Ve Crone güldü. Crone gürültülü bir şekilde güldü. Onu kandırmıştı! Onu tuzağa düşürmüştü! Kabil’in öfkesi tasvir edilemeyecek derecedeydi. Kabil güçleriyle Crone’u parçalamak için ona uzandı. Crone kıkırdadı ve dedi ki “Yapma” Ve Kabil ona hiçbir şey yapamadı. Crone kıkırdadı ve dedi ki “Sev beni” Ve Kabil onun antik gözlerine bakıp sıska cildini arzulamaktan başka bir şey yapamadı. Crone güldü ve dedi “Beni ölümsüz yap.” Ve Kabil onu Kucakladı* . Yine kıkırdadı, ona acı vermeyen Kucaklamanın verdiği saf hazla güldü. “Seni daha güçlü yaptım.Enoch’lu Kabil, Nod’lu Kabil ama sonsuza kadar bana bağlı olacaksın. Seni her şeyin efendisi yaptım ama beni asla unutmayacaksın! Kanın, şu an olduğu gibi etkili olacak ve senin yaptığın gibi üç gece arka arkaya içen kişiyi bağlayacak. Sen efendi olacaksın. Sahip olacaksın, benim sana sahip olduğum gibi. İstemiş olduğun gibi Zillah seni severken, sen sonsuza kadar beni seveceksin. Git şimdi ve değerli gelinine sahip ol, sağlığın için iksirler yaparken seni en karanlık yerlerde bekleyeceğim.” Ve Kabil kalbinde sancıyla Enoch’a döndü. Ve üç gece boyunca Zillah, sebebini bilmeden Atasının* kanını emdi. Ve, üçüncü gecede Kabil evleneceğini duyurdu. Zillah, en sevdiği evladı, kabul etti. Canavar = Beast Kucaklama = Embrace Ata= Sire   Çeviri: Berker “Hamatula” Berki

Devamını Oku »

Vampire: Book of Nod (Çeviri)

  Book of Nod kitabından birebir çeviridir. Kitabın sadece Yaratılış ve Caine’in Vampir Oluşu bölümünü içerir   İlk zamanları düşünüyorum uzun zaman öncesini İlk zamanları konuşuyorum en eski Babamdan İlk zamanların ve Karanlığın çöküşünün şarkısını söylüyorum Nod’da, Cennet’in ışığının geceyi aydınlattığı, ve ailemizin gözyaşlarının yerleri ıslattığı yerde Her birimiz kendi yolumuzda, yaşama hazırlanıyor ve topraktan besinimizi alıyorduk Ve ben, ilk doğan Caine, Ben, keskin şeylerle, kara tohumlar ektim onları toprakta ıslattım onlara baktım, büyümelerini izledim Ve Abel, ikinci doğan Abel hayvanlara baktı kanlı doğumlarına yardım etti onları besledi, büyümelerini izledi Benim kardeşim, onu sevdim, O en zekiydi, en sevimliydi, en güçlüydü. O tüm neşemin ilk parçasıydı. Sonra bir gün Babamız bize dedi ki, Caine, Abel Yukarıdaki’ne kurban vermeniz lazım – sahip olduğunuz her şeyin ilk parçasının hediyesi Ve ben, ilk doğan Caine, Ben gevrek filizleri topladım en parlak meyveleri en tatlı çimenleri Ve Abel, ikinci doğan, Abel en genci kesti, en güçlüyü en tatlı olan hayvanını Babamızın sunağı üzerinde kurbanlarımızı yatırdık ve onların altında bir ateş yaktık ve dumanın onları taşımasını izledik Yukarıdaki Tek olana Abel’ın kurbanı, ikinci doğanın, Yukarıdaki Tek olana güzel koktu ve Abel kutsandı. Ve, Ben, ilk doğan Caine, Ben sırtımdan vuruldum zalim bir söz ve lanetle, kurbanım değersiz görüldüğü için. Abel’ın kurbanına baktım, hala tütüyor, et, kan. Ağladım, gözyaşlarımı tuttum gece gündüz dua ettim Ve Babamız tekrar kurban zamanı geldi dedi Ve Abel, genç olanını, tatlı olanını en sevdiğini sundu sunak ateşine Ben götürmedim en genç olanını, en tatlısını Yukarıdaki Tek olanın istemeyeceğini bildiğim için Ve kardeşim, sevdiğim Abel bana dedi ki “Caine, getirmemişsin kurbanını, sahip olduğun her şeyin ilk parçasının hediyesini Yukarıdaki Tek için sunak taşında yakmaya.” Sevgi gözyaşları akıttım, keskin şeylerle, kurban ettim tüm neşemin ilk parçasını, kardeşimi. Ve Abel’ın kanı sunak taşını kapladı ve güzel koktu yandığı gibi Fakat Babam dedi ki “Lanetli olan, Caine, kardeşini öldürmüş olan. Benim gibi sen de kovulacaksın.” Ve ben Karanlıkta amaçsızca dolaşmam için Nod diyarına sürdü. Karanlıkta uçtum Işık kaynağı göremedim, korktum. Ve yalnızdım. Lilith’in Gelişi Karanlıkta yalnızdım Ve açlık hissettim. Karanlıkta yalnızdım Ve soğuğu hissettim. Karanlıkta yalnızdım Ve ağladım. Sonra oradan bana geldi hoş bir ses, tatlı bir ses, Yardımın kelimeleri. Bitişin kelimeleri. Bir kadın, karanlık ve sevecen, gözleri oyulmuş, Karanlığın içinden bana geldi. “Hikayeni biliyorum Nod’lu Caine.” dedi gülümseyerek. “Açsın. Gel! Benim yiyeceğim var. Üşümüşsün. Gel! Benim giysilerim var. Üzgünsün. Gel! Benim rahatlığım var.” “Kim benim gibi Lanetli birini rahatlatabilir? Kim beni giydirir? Kim beni besler?” “Ben Babanın ilk karısıyım, Yukarıdaki Tek olanı reddeden ve Karanlığın içinde Özgürlüğe kavuşan. Ben Lilith’im. Bir zamanlar, ben de üşüdüm, ve benim için sıcaklık yoktu. Bir zamanlar, ben de açtım, ve benim için yiyecek yoktu. Bir zamanlar, ben de üzgündüm, ve benim için rahatlık yoktu.” Beni aldı, beni besledi. Beni giydirdi. Onun kollarında, rahatlığı buldum. Ağladım, gözlerimden kanlar süzülene kadar ve O, onları öperek aldı benden. Lilith’in Büyüsü Ve bir süreliğine Lilith’in Evi’ne yerleştim ve sordum ona “Karanlığın Dışında, nasıl inşa ettin bu yeri? Nasıl yaptın giysileri? Nasıl yetiştirdin yiyecekleri?” Ve Lilith gülümsedi ve dedi ki, “Senden farklı olarak, ben Uyanmıştım. Etrafında Örülen ağları görürüm. Gücün dışında olan ihtiyaçlarımı yaparım.” “Beni de Uyandır, Lilith,” dedim. “İhtiyacım var bu Güç için. Sonra, kendi giysilerimi yapabilirim, kendi yiyeceğimi yapabilirim, kendi Evimi yapabilirim.” Kaygı Lilith’in alnını kırıştırdı. “Uyanışının sana ne yapabileceğini bilmiyorum, Baban tarafından gerçekten Lanetlendiğin için. Ölebilirsin. Sonsuza kadar değişebilirsin.” Caine dedi ki, “Güç olmadan yaşam, tam bir yaşam olmayacak. Hediyelerin olmazsa ölebilirim. Senin Kölen olarak yaşamayacağım.” Lilith beni sevdi, bunu biliyordum. Lilith sorduğum her şeyi yapardı, buna rağmen bunu istemedi. Ve Lilith, parlak gözlü Lilith, beni Uyandırdı. Kendini bir bıçakla kesti akıttı benim için kanını bir kaseye. Susamışça içtim. Tatlıydı. Ve sonra Cehennem’e düştüm. Sonsuza kadar düştüm, düştüm Karanlığın en dibine kadar. Caine’in Baştan Çıkarılması Ve Karanlıktan parıldayan bir ışık geldi gecenin içinde bir ateş. Ve büyük melek Mikail bana kendini gösterdi. Korkmadım. Ne işi olduğunu sordum. Mikail, Cennetin Generali, kutsal Alev’in taşıyıcısı, bana dedi, “Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, suçun büyük, ve Babamın merhameti de büyük. Yaptığın kötülükten pişman olmayacak, ve O’nun merhametinin seni yıkayıp temizlemesine izin vermeyecek misin?” Ve Mikail’e dedim ki, “Yukarıdaki Tek olanın lütfuyla değil, kendim gururumla yaşayacağım.” Mikail lanetledi beni, dedi ki, “O zaman, bu toprakta yürüdükçe, sen ve senin çocukların yaşayan ateşimden korkacak, ateşim sizi derinden yakıp, etinizin tadını çıkaracak.” Ve sabah, İsrafil geldi alev kanatlarıyla, ufku aydınlatan, Güneşin sürücüsü, koruyucusu Doğu’nun. İsrafil konuştu, “Caine, Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, kardeşin Abel seni ve günahlarını affetti. Yaptığın kötülükten pişman olmayacak, her şeye kadir olanın merhametini kabul edecek misin?” Ve İsrafil’e dedim ki “Abel’ın affıyla değil, ancak kendimi affedersem var olabilirim.” İsrafil lanetledi beni, dedi ki, “O zaman, bu toprakta yürüdükçe, sen ve senin çocukların gün doğumundan korkacak, ve güneşin ışıkları seni ateş gibi yakmak için arayacak nerede saklanırsan saklan. Şimdi Saklan, Güneşin gazabını senin üzerine göndermesi için.” Fakat bu topraklarda saklanacak bir yer buldum ve Güneşin yakıcı ışıklarından saklandım. Derinlerinde toprağın, Dünyanın Işığı Gecenin dağları arkasında saklanana kadar uyudum. Günlerce süren uykumdan uyandığımda, nazikçe çırpınan kanatların sesini duydum ve Azrail’in siyah kanatlarını gördüm etrafımı kaplamış halde- Azrail, biçici, Ölümün meleği, karanlıkta yaşayan kara Azrail. Azrail sessizce konuştu, bana dedi “Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, her şeye kadir olan Tanrı seni ve günahlarını bağışladı. Onun merhametini kabul edip seni almamı ve seni lanetsiz bir şekilde ödülüne götürmemi kabul eder misin?” Ve kara kanatlı Azrail’e dedim ki, “Yukarıdaki Tek olanın merhametiyle değil, kendi merhametimle yaşayacağım. Ben ne isem oyum, ben ne yaptıysam yaptım, ve bu hiçbir zaman değişmeyecek.” ve sonra, korkunç Azrail yoluyla her şeye kadir Tanrı beni lanetledi, dedi ki. “O zaman, bu toprakta yürüdükçe, sen ve senin çocukların Karanlığa tutunacaklar. Sadece kan içeceksin Sadece kül yiyeceksin Her zaman ölümde olduğun gibi olacaksın, Hiç ölemeden, yaşamaya devam edeceksin. Sonsuza kadar karanlıkta yürüyeceksin, dokunduğun her şey ufalanarak yok olacak, son güne kadar.” Kederli bir şekilde feryat ettim, bu korkunç lanete ve etimdeki yırtılışa. Kan ağladım. Gözyaşlarımı bir kasede topladım ve içtim. Hüzün içeceğimden kafamı yukarı kaldırdığımda büyük melek Cebrail, nazik Cebrail, Cebrail, Merhametin Efendisi bana göründü. Ve büyük melek Cebrail bana dedi ki, “Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, Farkına var, Babamızın merhameti senin tahmin edebileceğinden daha büyük hatta önünde Merhametin yolu açıldı, ve sen bu yola Golconda diyeceksin. Ve bunu çocuklarına anlat, bu yoldan gelip, tekrar Işıkta yaşayabilirler.” Ve bununla birlikte, karanlık kalktı, bir maske gibi ve tek ışık Lilith’in parlak gözleriydi. Bana bakıyordu, biliyordum ve Uyanmıştım. Enerjim bana doğru akın ettiğinde nasıl şimşek kadar hızlı hareket edeceğimi [Sürat] nasıl dünyanın gücünü ödünç alabileceğimi [Güç] nasıl taş gibi olabileceğimi [Dayanıklılık] keşfettim. Bir zamanlar aldığım nefes gibiydiler. Lilith sonra bana avcılardan kendini nasıl sakladığını [Şaşırtmak] itaate nasıl emredeceğimi [Hükmetmek] ve nasıl saygı talep edeceğimi [Duruş] gösterdi. Sonra, Uyanışımla birlikte, şekil değiştirmenin yolunu [Değişkenlik] hayvanlara hükmetmenin yolunu [Hayvanlık] gözlerimle geçmiş görüşleri izlemenin yolunu [Himaye] buldum. Sonra Lilith geldi ve durmamı emretti, dedi ki, sınırlarımı aşmışım, çok ileri gitmişim varlığımı tehdit etmeye başlamışım. Güçlerini kullandı ve bana durmamı emretti. Güçleri yüzünden, onu dinledim, fakat derinlerimde bir yerde bir tohum ekildi, isyanın tohumu Bir Gece, kendime geldiğimde, sonsuz imkanları gördüm yıldızlarda ve biliyordum ki gücün yolu ve kanın yolu onlara sahip olmam için bekliyordu, ve fark ettim ki bu Son Yol, diğer yolların yetişip büyüyeceği yoldu. Yeni güçlerimle, beni Karanlığın Hanımına bağlayan bağları kırdım, o gece Lanetliler Kraliçesini bıraktım, kendimi gölgelerde gizleyerek, Nod diyarından kaçtım ve sonunda bir yere geldim, onun iblislerinin bile bulamayacağı bir yere.   Çeviren: Kayra “Keri” Küpçü

Devamını Oku »

Vampire the Masquerade: Giriş (Çeviri)

  Canavarların Toplantısı Bela Lugosi öldü, ben de öyle. Ancak Bela’dan geriye kalan tek şey bir yerlerde çürümüş çamdan bir tabutken, benim şu an bu balkonda oturup içkimi içip sana bakıyor olmak gibi bir fırsatım var.Eğer haddimi aşıyorsam beni uyar ama ben bu konuşmanın daha olumlu sonlanacağını düşünüyorum. Hiçbir şey anlamadığın yüzünden okunuyor. Elbette anlamayacaksın!Bunlar, kuşkucu, rasyonel zamanlar ve sadece söyledim diye benim ölü bir adam olduğuma inanmayacaksın. Bir yüzyıl önce bu daha farklı olurdu -aslına bakarsan bu konuşmayı biriyle son yapışımdan bu yana epey bir zaman geçti- ama bu devir, gerçeklerin devri. Ve gerçekler der ki cesetler hareket etmezler, yürümezler, konuşmazlar. Gerçekten çok üzgünüm tatlım ama sana bir sürprizim var. Bu ceset bunları yapabiliyor. Yani diyorum ki otur. Lütfen, rahat olman konusunda ısrar ediyorum. Kendine içecek bir şey koy –soldaki şişeden koymanı tercih ederim. – sağdaki biraz sonradan edinilen bir tat diyebiliriz. Bu uzun bir akşam olacak ve tahmin ediyorum ki senin bir iki kadeh sert içkiye ihtiyacın olacak. Neticede, önümüzdeki birkaç saat içerisinde, sana; ölüm ve yaşam hakkında bildiğini sandığın bütün her şeyin neden yanlış olduğuyla ilgili acı verici detayları açıklayacağım. Diğer bir değişle, dünyanın gerçekte nasıl işlediğine dair en ufak bir fikrin yok ve ben senin gözlerini açacağım. Ama tatlım, korkarım göreceklerinden pek de memnun kalmayacaksın. Ben Neyim? Daha fazla ileri gitmeden önce söylemeliyim ki burada bulduğun fırsat kesinlikle eşi benzeri olmayan bir fırsat. Benim türüm, kendileri hakkında sizin türünüzle konuşmazlar, -ne şimdi ne de hiçbir zaman-. Beş yüzyılımızı, gerçek gösteriyi sizden saklamak için, Maskeli Balo dediğimiz bu perdeyi örmekle geçirdik ama neticede bunun tek bir sebebi var: Biz vampirler, siz ölümlülerin var olduğumuzu bilmenizi istemiyoruz. Bu aynı, kurdun, koyuna kendi varlığını göstermek istememesiyle aynı sebepten. Bu işimizi çok daha fazla kolaylaştırıyor. Yani örnek olarak, ucuz romanlar ve sinemanın bizi damgaladığı şekliyle keskin azı dişlerine sahip olmamıza rağmen, siz ölümlüler biz istemediğimiz sürece bunları göremezsiniz. İşte böyle, şunlara bak. Rengin solmuş görünüyor tatlım. Eğer bir sonraki görüşmemiz olursa bu bir daha tekrarlanmayacak, rengimizin solma sorununu çözme işini bana bırak. Yine de kabul etmeliyim ki benim vampir olmamdan bu kadar rahatsız olman beni hayal kırıklığına uğrattı. Biraz dur ve kendini toparla(maya çalış). Gerçeği söylemek gerekirse, bu, bu gece seni bekleyen şokların en ufağıydı. Lütfen rasyonel, bilimsel açıklamalar bulmaya çalışarak kendini yorma, çünkü yok. İşte ben böyleyim. Daha pek çokları da böyle, bazı hesaplamalara göre pek pek çokları. Lanetlenme, gerçekten bu kadar aptal mısın? Arkana yaslan, otur dedim. Şimdi seyret. Sus! Bağırmayı kes. Bu binadaki kimse seni kurtarmaya gelmeyecek ve kimse polisi aramayacak. Ketum komşular benim durumumda olan biri için büyük lütuf. Direkt olarak kendi önlerinde olmayan her şeyi yok saymaları çok Viktoryan bir davranış. Sonuçta, istediğin kanıtı gördün. Şimdi bana inanıyor musun? Evet diğer sürahideki şey kan, bu şekilde soğuk servis edildiğinde tadından oldukça şey yitiriyor elbette. İstersen deneyebilirsin ama hayır pek tavsiye etmiyorum. Böyle şeylerden keyif almak için uygun değilsin, en azından şimdilik… Niyetlerimi önceden tahmin etmeye uğraşma tatlım. Eğer senin klişelerine göre hareket ediyor olsaydım, şimdi ölmüştün. Sonuçta ben bir avcıyım ve sen ve senin türün benim avımsınız. Başlangıç Sanırım her şeyin en temelinden başlamalıyız. Bir vampir olarak var oluşum 1796 yılında kendisini “Akşamın Hanımı” olarak tanıtan bir kadın tarafından gerçekleştirildi. Bizi tanıştıran beyefendi- sonradan öğrendiğim üzere kendisinin hizmetkarı- garip bir mizah anlayışına sahipti. Neyse konuyu saptırıyorum. Evet ben insan kanı içerim. Onun bana sağladığı besin olmadan, kuruyup giderim, onun sayesinde ise sonsuza dek yaşarım. Evet, sonsuza kadar. Yok edilmediğim sürece – ve seni temin etmeliyim ki lanetlenmişlerden birini yok etmek, pek kolay edinilen bir marifet değildir. -Biz vampirler efsanelerin söylediği kadar ölümsüzüz. Sadece güneş ve içten gelen duygular bize sonsuza kadar yabancı kalacaklar. Biz Kindredlar sayısız çağlar boyunca yalnız geceleri kan içebiliriz, etrafımızdaki gördüğümüz ve bildiğimiz her şey yok olup toz olurken biz değişmeden kalabiliriz, toz olan şeylerin yerine yeni şeyler geçer ve onlar da toz olur ve bu böylece sürer. Ah yine konu dışına çıktım. Kan, evet kan. Hayvanlardan kan içebilirim- saf kanlı Yaşlı’lar dışında herkes yapabilir- ama böylesine bir diet oldukça tatsız ve keyifsizdir. Gırtlaktan geçmez. Hepimiz en kaliteli şaraptan tatmak isteriz, öbür türlü boğazımızdan gitmek bilmeyen bir kuruluk ve acıyla, boş bir şekilde ortalıkta dolaşır dururuz. Açlık arttıkça her şey daha da kötüye gider, şunu eklemeliyim ki çok uzun süre beslenmemiş bir vampir, kendini kontrol etmekten yoksun, pişmanlık yaratıcı eylemlerde bulunmaya oldukça eğilimlidir. Durumumu tanımlamak için başka fiziksel işaretler de var. Kalbim atmaz; irademin gücü, kanımın vücudumdaki gerekli akışı için yeterlidir. Araştırmalara göre iç organlarım tamamen işlevini yitirmiş döküntülerden ibaretler ama bu otopsi yapanların bir işine yaramaz çünkü gerçekten öldüğüm anda küle dönüşürüm. O an gelene kadar nefes almak, soğuk ve sıcaktan etkilenmek gibi sorunlarım yoktur. Tenim, onu ısıtmak için bir efor sarf etmediğim sürece soğuktur. Bunu yapmak efor ve değerli kanın harcanmasını gerektirir. Normal yiyecekler benim için iğrençtir, ve midem(den geriye kalanların) içerisinde birkaç saniyeden fazla duramazlar. Önümüzde sonsuz bir zaman dilimi olsa da tatlım, bir tuvaletin önünde eğilip kül ve parçacık kusmaktan yapacak daha önemli işlerim var. Basitçe söyleyecek olursam, ben artık insan değilim. Bütün niyetlerim ve amaçlarıma rağmen, ben basitçe kan içen, hareket etmediğim sürece morgdaki her hangi bir cesetten ayırt edilemeyen ayaklı bir kadavrayım. Tenimi ısıtmak ve senin gibi misafirlerim karşısında göz kırpmayı unutmamak gibi inceliklere sahibim. Teşekkür etmelisin tatlım. Senin için kendimi böyle taze ve al yanaklı tutmamın bedeli tahmin edebileceğinden fazla. Ah, bu durumu kan içmek olarak tanımıyoruz. Evet, kurbanını canlı bırakabilecek olsan bile, kan içmek korkarım ki bir zorunluluk. Tek gereken şey biraz otokontrol ve yarayı kapatmak için azıcık efor sarf etmek. Ve hayır hepimiz kanı boyundan içmeyiz. Listendeki klişelerden birinin üzerine daha çizik atabilirsin. Birinin avını canlı bırakmasındaki sorun ise, ne kadar kesin önemler alınmış olursa olsun, yaşadıklarını…. hatırlama ihtimali. Maskeli Balo’daki bu tarz çatlaklar, vampir güçleri tarafından pek de nazikçe karşılanmazlar. Genelde, basitçe öldürmek çok daha anlamlıdır. İçki Problemim Aslında meselenin özünde, kan içmek sadece varlığımı sürdürmeme izin vermiyor, aynı zamanda bu dünyadaki herhangi başka bir şeyin sunamayacağı bir his de veriyor. Bu nasıl bir şey mi? Tatlım, kelimeler bunu tanımlayamaz. İçtiğin en iyi şampanyayı ve yaşadığın en duyarlı sevişmeden aldığın hissi düşün. Bunu afyon dolu bir pipodan ilk nefesi çektiğin anla çarp, işte şimdi bir kendi tür… pardon yaşayan bir insanın kanını içmenin nasıl bir his olduğuna dair ufacık, minnacık bir fikre sahip oldun. Sizin modern zaman bağımlılarınız, Cennet’lerine götürecek ufak biletleri için yalan söyleyecek, çalacak, dolandıracak ve öldürecekler. Benimki çok daha iyi ve ayrıca beni ölümsüz kılıyor. Açlığımı doyurmak için yapabileceğim işleri hayal edebiliyor musun? İhtimalleri sıralamakla yorma kendin, senin hayal edebileceğinden daha korkunç. Üstelik ben kendi ırkım arasında bir beyefendi sayılırım. Şimdi benim kadar iyi olmayan bazı türdeşlerimi hayal et. Onlar benim bile hayal etmek istemeyeceğim eylemlerde bulunabilirler. (Ve bulunuyorlar. ) Ve işte sen buradasın, küçük zavallı ölümlü, var oluşunun ne kadar kırılgan olduğunu öğreniyorsun. Endişelenmeye başladın mı? Endişelenmelisin zaten. İlk Ölümcül Yudum Çoğu durumda, geceleri bizim Kindred dediğimiz kendi türümüzden birinin kanını içmek, birinin vampir olmasını sağlar. Bu sürece “Embrace” deriz ve birbirinden ayrı ve zor iki aşama içermektedir. İlki basittir: Bir evlat edinmek isteyen vampir, evlatlığı olmasına niyetlendiği kişinin bütün kanını son damlasına kadar içer. Bu sonrasındaki hafıza temizleme veya cesetten kurtulma zahmetlerinin çıkartılmış hali olarak normal beslenmekten farksızdır ancak oldukça doyurucu bir yemektir. Değişik kısmı sonrasında başlamaktadır. Son kan parçacığı da bedenden emildikten sonra, ebeveyn vampir- şimdilik senin için önemli olmasa da teknik olarak kullanılan terim Sire’dır- kendi lanetli kanından bir parçayı geri verir. Kendi dudağını ısırır, ya da bileğini ya da herhangi bir yerini, ve kanının bir kısmının, kurbanının dudaklarından akmasına izin verir. Kurbanın istekli ve başarılı bir şekilde bu sürece karşı koymadığını – ki inan bana yapabilecekler pek azdır- ayrıca Sire’ın bu hediyeyi bahşetmek için çok beklemediğini varsayarsak, kan damlası boğazdan içeri akar ve onun bir vampir olarak dirilmesini sağlar. Kulağa basit geliyor, öyle değil mi? Gerçek, hep böyle olduğunu söyleyemezsek de, daha karmaşıktır. Benim kendi embrace hikayem, sizin devrinizde benim türüm üzerine yakıştırılan imrendirici romantik ilişkinin tam bir örneği gibi görünecektir ve ben bile geçmiş hatıralara baktığım zaman hala bir ürperme hissediyorum. Romantizmin bütün öğeleri vardı, mum ışığıyla aydınlatılmış özel bir oda, yarısına kadar içilmiş şarap kadehleri, hanımımın beni kucaklayan solgun teni, öyle ki biri bizim bir romanın sayfalarından çıkıp geldiğimizi düşünebilirdi. Ve sonra yatağa yuvarlandık ve tutkunun en yüksek olduğu anda, dişlerini boynuma geçirdi. Anın verdiği keyif ve onun beslenmesinin verdiği keyif –evet, ölümlüler açısından da bu oldukça keyiflidir, hatta bazıları için bağımlılık yaratabilecek derecede- arasında kopup gittiğim için oldukça memnundum. Annemin haklı olduğunu düşündüğümü çok net hatırlıyorum, bana o hafif meşrep kadının sonum olacağını söylerdi, Sire’ımın hayatımı içtiğini düşündükçe buna hala gülüyorum. Ve orada yatmış, önümdeki açılmış parıltılı kapıyı seyrederken, ruhum Cennet’e doğru ilk temkinli adımlarını atmaya başladığı anda, o sakince bileklerini kesti ve sonsuz hayatın yakıcı sıvısını boğazımdan içeri döktü. Onun bana sunduğu şeyi reddetmediğim için benimle dalga geçebilirsin, ancak inayetle karşılaşmışken bile yaşam tatlı gelir. Kavurucu kanı dudaklarımdan ve boğazımdan damla damla aktı ve ben yaşamayı arzuladım. Kanın verdiği acı, hayatta olduğuma dair bir kanıttı. Ve yükselemediğim daha da belirginleştikçe, parıltılı kapı ifade edilemez bir hüzün hissi vererek gözden kayboldu ve beni Sire’ım ve gözümü döndüren bir açlıkla yalnız bıraktı. Neyse ki Sire’ım değişimimin getirdiği hisleri anlayabilecek kadar nazikti, daha öncesinde benimle beraber dolaşan en iyi arkadaşımı baştan çıkartmıştı, aynı bir örümceğin avını depolaması gibi, onu bitişiğimizdeki odada tutuyordu. Bedenimin her bir hücresinin yavaş yavaş öldüğünü hissederken, o bilinçsiz bir şekilde yatıyordu ve açlığımı dindirmemi bekliyordu. Ah evet, yaratılışın açlığı. Sire’ın kucaklamayı gerçekleştirmek için verdiği birkaç damla kan pek de fazla sayılmaz, birkaç damla, asıl beslenmenin yanında daha çok mistik bir anlam içeriyor. Yeni doğmuş bir vampirin tüm açlığını yatıştırması için yetecek kadar kanı asla sağlamazlar. Yani yeni doğmuş bir Evlat, Sire’ın etrafta, değişimden sonra onu besleyebilecek birkaç şişe ya da daha iyisi birkaç ceset tutuyor olması konusunda dua etse iyi olur. Yeni embrace edilmiş bir Kindred’ın , değişimin getirdiği kontrol edilemez bir açıkla deliye dönerek en yakınındakilere saldırıp onları parçalara ayırdıkları dehşetlere tanık oldum. İlk susuzluğu hissettiğin anda, beslenmek için yapman gereken her şeyi yapacaksın. Seni beslemesi için çocuğunu, sevgilini, aileni veya mahalle kilisesindeki pederi öldüreceksin ve o hiddet dinene kadar bundan üzüntü de duymayacaksın. İşte tatlım, zorluk bu. Çünkü hiddet durumunda ne kadar kalırsan kal, o hiddeti tetiklemiş olan ne olmuş olursa olsun- korku, açlık, acı veya kızgınlık- içindeki canavara ne kadar süre teslim olmuş olursan ol, ne yaptığını kontrol edemezsin ve bu senin seviyeni kaybetmene neden olur. Ve işte o zaman, o canavar senin tenini giydiği süreç içerisinde yaptığın şeylerin sonuçlarıyla yüzleşme zamanın gelir. Ve bu ilk olsa da asla son değildir. Kimisi, zaman geçtikçe ve tecrübe kazandıkça kontrol kaybıyla baş etmenin daha kolaylaştığını düşünebilir. O kimse yanılıyor demektir. Canavar Bir vampirin hayvansı yönüne Canavar denir. Sanırım ona ayrı bir tanımlama getirmek onu daha da şeytanileştirmek adına gerçekleştirilen bir girişim. Ne yazık ki, bu canavarsı dürtülere başka bir isim vermek, onu ehlileştirmek için yeterli değil. Bana sonunda her zaman Canavar kazanır dediler. Eğer biri vampir olarak yeterince uzun süre hayatta kalmayı başarırsa, o biri kendi doğası yüzünden hoş olmayan şeyler yapmak zorunda kalır. Zamanla, kişi yaptığı zalimlikleri kabul eder ve bir adım daha ileriye geçer; ve o vampirin içerisinde her nasıl bir insan vardıysa da, sonunda ölür. Ne zaman ki bir vampirin içerisindeki son insanlık kırıntıları da ölürse – ki yeterli sayıda arkadaşın, sevdiğin hatta sonraki kuşakların çağlar içinde toza toprağa dönüştüğüne tanık olduğunda, seni temin ederim ki o ölür- o zaman Canavar ilk ve son kez bütün kontrolü ele geçirmiş olur. Vampir bir hayvana dönüşür. Eğer o noktaya gelirsen, kuduz bir köpek seviyesine inmiş olduğundan, gariplikleri fark edemeyecek bir duruma geleceksin. Eğer iraden güçlüyse ve kendine karşı dürüst ve naziksen, bunu birkaç on yıl erteleyebilirsin. Belki de yüzyıllar – iki milenyum yaşadığını söylemiş olan bir Kindred ile konuşmuşluğum var. Ancak asla Canavar’ın bir gece başarılı olabileceği ihtimaline ve Canavar’ın seni sıkıştırmak için neyi kullanacağına karşı duyduğun korkudan özgür kalamayacaksın. Tabii ki de Canavar’la baş etmenin en iyi yolu, düzenli bir şekilde savaşmaktır ve bu da düzenli bir yeme alışkanlığı anlamına gelmektedir. Ve yine düzenli yemek demek, bir süre sonra kendi tür …-tekrar özür dilerim- Ölümlüleri öldürmek anlamına gelmektedir ve onları öldürdükçe, öldürmeye alışmaya başlarsın. Yani Canavar, o yolla da kazanmış olur. İstememiş olsan da , süreç bir kazayla başlamış da olsa, bir süre sonra ayağının dibinde yatan ve ölümünden senin sorumluğu olduğun taze bir ceset görüntüsüne alışmaya başlarsın. Onucu, yüzüncü ya da bininci cesetten sonra o ceset bir kişi olmaktan çıkar ve bir objeye, bir alete dönüşür. Çağlar süren tarihinde ufacık bir dipnot…Ve sen insan olmaktan çıkmaya başlarsın. Kanın Karşılığı Ama kan sadece bir besin değil, çok daha fazlasıdır. Onda çok büyük bir güç vardır, ki bazı vampirler ona “Mey-i Hayat” derler. Kan, çok çeşitli kullanımlara açık, hayatta kalmanın ötesinde ve üzerindedir. Efsanevi vampir gücü ve hızı? Kanın düzgün kullanımının mahsulüdür. İnsani ihtiyaçlardan muaf olma? Aynı kuyudan bir başka yudum. Bir şarjör dolusu mermiyi karnıma boşaltmış oldukları halde hareketlerimde bir parça yavaşlama olmadığı anılarım var. Senin de tanık olduğun üzere, kan gücünün hepimize ayrı ayrı sunduğu pek çok büyülü yetenek mevcut. Tabii ki de kanı, neredeyse insan gibi görünmemi sağlaması için harcayabilirim. Elbette ödenmesi gereken bir de bedel vardır. Bu tarz salon numaraları için kanımı harcadıkça, karnımdakini daha hızlı tüketirim. Bağırsaklarımdakini daha hızlı boşaltırım ve kısa zamanda, bir kere daha beslenmem –ve avlanmam- gerekir. Öyleyse şu sıcak görünme saçmalığını sona erdirmemi ister misin? Sana borçluyum. Eski görünümlere bakmayı isteyen genç biriyle tanışmanın çok tazeleyici bir deneyim olduğunu düşünmüyor musun?Hım? Tatlım, şu anki yaşından altı kat daha yaşlı olsan yine de benim için çocuk olurdun. ”Genç” çok göreceli bir kavram. Ah. Acıkmaya başladım. Şehirde benimle biraz dolaşmaya ne dersin? Diğer bir seçenek de seni burada hapis bırakmak ama bunu yapmayı pek tercih etmem. Şüphesiz ki akıllılık edip kaçmaya yeltenirsin ve bu sırada da pek çok antikamı paramparça edersin. Senin yerine başkasını bulabilirim tatlım ama eşyalarım eşsiz. İşte bu kadar basit. Yalanlar Benimle gelmeye karar verdiğin için sevindim. Yatak odasındaki dolapta senin için uygun bir şeyler bulduğum için çok şanslıyız değil mi? Eğer endişeleniyorsan söyleyeyim, hayır onlar önceki kurbandan kalma değil, sadece yıllar boyunca aynı duruma sürekli düştükçe bazı şeylere hazırlıklı olmayı öğreniyorsun. Eminim, embraceimden beri dolaştığım ilk kadın olduğunu düşünmüyorsundur. Çok tatlısın, ama böyle şeylerin kafana girmesine izin verme canım. Bu akşam soğuk, öyle değil mi? Nefesime baktığını fark ettim, evet senin ki gibi buhar var. Bu, kendimi diğer vampirlerden, avcılardan veya istemediğim başka kişilerden gizlemek için uyguladığım, oldukça işlevli, kanın başka bir kullanımı. Sana, kendi türümdekilerden kaç tanesinin, sadece ufacık bir detayı gözden kaçırdıkları için sonunun geldiğini söylesem çok şaşırırdın. Aslında şeytan detaylarda gizlidir Bu arada, kurt sürüye karışmaktan hoşlanır, evet. Hım. Avcılar. Ateşle dolu, kendi kendilerini tayin ettikleri misyonlarını gerçekleştirmek için her şeyi yapmaya hazır, kötü insanlardır. Pek çoğu, benim türümdekileri yok etmek amacıyla yanlarına yarım milden fazla bile yaklaşamaz, geriye kalanı yani büyük çoğunlukları amaçlarını gerçekleştirmek için yarardan çok zarar getirirler. Onlar ölüm ötesindekilerin en zayıflarını ve aptallarını avlarlar, daha iyi, daha akıllı ve daha güçlü vampirlerin ise kalmasını sağlarlar. Pek çok avcı kendinin patronudur, gecenin bahçelerine körlemesine ayak basan, ellerinde pompalı tüfekler ve kazıklar olan gürültücü bir ayak takımı. Diğerleri bizi, düşmanın, Amerikan kültürünü yıkmak için yarattığı bir komplo olarak görenler, devletin için çalışırlar. Embesiller. En tehlikeli avcılar, Katolik Kilisesine bağlı olan ve kendilerine Leopad Topluluğu adını vermiş olan gruptur. Aptallaşma. Bu engizisyonun modern versiyonudur. Onlar ve onlar gibiler, Kinderdlar hakkında varılabilecek bütün yanlış sonuçlara engel olacak kadar doğru bilgiye sahiptirler. Basit bir vampir avcısına göre, bizler, dünyaya yıkıma sebep olmak ve Efendimize hizmet etmek için gönderilmiş Şeytan’In piyonlarızdır. Bu, bazıları bunun tersini düşünse de, şüphesiz ki merde*(bullshit, saçmalık). Efendi olarak ne bir insan ne bir vampir ne de bir şeytan tanımam. Kendi iradem dışındaki hiçbir iradeye hizmet etmem. Vampirler basitçe, sizin Engizisyonunuzun ortalama olarak kabul ettiği normlara uymayan amaç ve arzuları olan yaratıklardır. Ayrıca onların kendi kendilerinin işkencecileri ve cezalandırıcıları olduğunu duydum, bunun da toplumsal değerler içerisinde pek iyi bir davranış olduğu söylenemez. Bunların dışında da, bizim işimize yarayan, pek çok yarı doğru ve kavram hataları mevcut. Yolun karşısındaki kiliseyi görüyor musun? Onun tam karşısındaki, -kilisenin haçının gölgesinin düştüğü- Media Crucis’de çalışıyorum ve bu bana herhangi bir kutsal zarar vermiyor. Onu tutan kişinin gerçek bir inancı olmadığı sürece de herhangi başka bir haç, Davut Yıldızı veya başka bir din aparatı da zarar vermeyecektir. Seni temin ederim, o tarz bir inanç bu günlerde oldukça az bulunuyor. On denemenin dokunuzda (eğer istiyorsan) bir rahibin yanına gidip, elindeki haçı alıp, o hala Tanrısına neden onu korumadığını sorup dururken, onu öldürmeyi başarabilirsin. Tabii ki ben böyle bir şey hiç yapmadım. Filmlerde size sattıkları bir çok şey de palavradır. Sarımsak ? Değersiz. Bir kazık? Sadece tam olarak kalbine saplanırsa ve böyle bile olsa seni yalnızca hareketsiz bırakır. Akan su? Teşekkürler, ben banyo yapıyorum. Güneş ışığı?Pekala, bu canını yakar ama seni küle dönüştürmesi için bir gıdım ışık huzmesinden fazlası gerekir. Alev için de aynı şey geçerli, seni yakar ama bunu yapması birkaç saniyeden uzun sürer. Bütün bu örnekler için “sen” kullanmışım öyle değil mi? Bunun için gerçekten özür dilerim. Neden böyle yaptığımı gerçekten bilmiyorum. Şu an nereye gittiğimiz merak ediyorsan, bir gece kulübüne gidiyoruz. Daha açıklayıcı olmak gerekirse, diğer türdeşlerin toplanıp, yırtıcı hayvan olduklarını belli etmedikleri bir bara gidiyoruz. Ayrıca benim türümden ancak başka ailelerden olan birkaç kişiyle daha tanışacaksın. Endişelenme, benim konuğum olduğun sürece, onlar senin için bir tehlike arz etmiyorlar. Bu gece kimsenin seni incitmesine izin vermek gibi bir niyetim yok. Kanın Lezzeti İşte geldik: Xero, bu bok çukuru metropolde, sözde gece kulübü denilebilecek yerlerden biri. Eğlence yerleri gelir ve geçer –dans salonlarından, gizli içkilerin satılığı yerlere, çiftlere yönelik kulüplere, hamburgercilere, oradan kahve evlerine, diskolara ve en son olarak da buna dönüştü. Detaylar önemli değil, fakat her zaman gençlerin gideceği ve gece paralarını bitirene kadar ne kadar asi olduklarını gösterebileceği yerler vardır. Onlar tehlikenin tadına bakmak istiyorlar biz ise sadece kanın tadına bakmak istiyoruz anlıyorsun değil mi?İlgilerimizdeki ortak nokta oldukça doğal ama durumdaki ironiyi onlar kaçırıyorlar. Hayır sırada beklemeyeceğiz. Kapıdaki fedai bizimkilerden, anlıyor musun? O bizim ghoul dediğimiz şeylerden. Sık sık bir parça vampir kanı içer ve karşılığında vampir olmanın avantajlarından bazılarına sahip olur. Sayıları azdır, unutma, ghoullar hala kesinlikle insandırlar. Bu anlaşmanın avantajları sınırlıdır, ghoullar bizim güçlerimizin tamamına sahip olamazlar ama karşılığında hala çocuk sahibi olabilir, güneş huzmelerini omuzlarında hissedebilir ve kazara boğulabilirler. Evet, bir başkasını ghoul yapmak, yine kanın niteliklerinden biridir. Kan hakkında sana söylemediğim daha bir sürü muhteşem şey var, seni eğitmek için para almıyorum nasıl olsa. Hala meraklanmaya devam ediyor musun? Pekala, bu nasıl:Bir vampirin kanını üç kere içersen ona umutsuz bir şekilde bağlanırsın. Sonunda hissedilen bu düşkünlük hissine Kan Bağı denir ve eğer vampir bunun desteklenmesinin ve sürdürülmesinin sorumluluğunu alırsa, sonsuza kadar sürer. Sonuçta, o kişi ondan kaçmak için ölemez bile. Bunu hayal edebiliyor musun bu arada? Birilerini sonsuza kadar sevmek zorunda kalmak? Birilerine karşı duyduğun sevginin – ki bu sevgi o kadar güçlü ki onlar için öldürür veya ölürsün- lanet olası, teşvik edilmiş bir yalan olduğunu bilmek. Onlardan aynı anda hem nefret etmek hem de aşık olmak ama bu konuda hiçbir şey yapamayacak durumda olmak. Evet, sanki bunu kişisel olarak tecrübe etmişim gibi konuşuyorum öyle değil mi? Nasıl işlediği çok garip. Burada adımlarına dikkat et, müdüriyet bütün müşterilerimizin karanlıkta göremediğini bazen unutuyor. Ayrı Soylar Şimdi, seni etraftakilerle tanıştırmadan önce, aile ilişkileri konusunda bir ön bilgilendirme yapacağım. Vampir efsanelerine göre, bizler hepimiz Adem ve Havva’nın çocuğu Kabil’in soyundan geliyoruz. İddialara göre, Tanrı, Kabil’i, kardeşi Habil’i öldürdüğü gerekçesiyle vampire dönüştürerek cezalandırdı, Tanrı’nın Kabil’in üzerine yerleştirdiği ceza, vampirizmdi. Kabil, üzerindeki bu laneti, “Embrace” aracılığıyla başkalarına geçirebileceğini keşfetti , böylece acı ve yalnızlığını dindirmesi için evlatlar yarattı. Ne yazık ki bu süreç burada sona ermedi. Kabil’in her evladı, başka evlatlar yarattı ve bu böyle devam etti. Kabil hatasını fark etti ve vampirlere evlat yaratmayı yasaklayarak gözden kayboldu. Tabii ki kedi gidince, ortalık fareye kaldı. Benim de burada olma sebebime bakarak daha genç vampirler, beklendiği üzere onun sözünü dinlemediler. Elbette Kabil’den sonraki her adım- vampirlerin her jenerasyonu- daha zayıfladı ve ölümlülere biraz daha yaklaştı. Kabil’in kendisi birinci jenerasyon, onun evlatları ikinci ve bu şekilde sıralanmaya devam ediyor. 13. jenerasyon, Cehennem’de yakmak için odun harcamaya değecek son nesil olduğunu söyleyebilirim ve 14. jenerasyonun hepsinin kısır olduğuna inanıyorum. Kimseye kaçıncı jenerasyondan olduğunu sorma. Bunu yapmak ölümcül derece kaba kabul edilir. Hepsi bu da değil – beni bu gürültüde duyabiliyor musun? Neden ölümlüler bununla dans etmek isterler anlamıyorum, bu gürültünün sesi çok yüksek değil mi? Ne olursa olsun hepimiz Kabil gibi değiliz. Eğer öyle olsaydık, Cennet’in, Dünya’ya yardım etmesi gerekirdi. Bunun yerine Kabil’in her bir torunu- Antediluvian dediğimiz, Nuh’un meşhur selinden önce var oldukları için mit kabul edilen varlıklar. – söylendiğine göre kendine özel büyülü mükafatlar ve lanetlerle donanmışlardır ve belirli bir Kindred’dar gelen bütün vampirler aynı özellikleri barındırmayı sürdürmüşlerdir. Köpek cinsleri veya yarış atları gibi belirli alanlarda uzmanlaştık, ve bu uzmanlaşmış soylar, klan adıyla bilinen gruplara dönüştü. Her birinin güçleri ve alanları birbirinden bağımsız bilinen 13 büyük klanımız var. Bu arada bu güçlere “disiplinler” deriz. Niyetleri ve amaçları ne olursa olsun, büyülüdürler. Benimkilerden birini kullanırken beni gördün. Diğerlerini görmemek için dua et. Oh ve bir de Cihad var tabii ki. Evet, Cihad. Sonsuz Boğuşma, Büyük Oyun veya ona istediğiniz herhangi bir şiirsel ismi verin. Pek çok Kindred’ın , Cihad’ın da aynı Antediluvian’lar gibi bir mit olduğunu söylemelerine rağmen, diğer pek çoğu da soğuk ve ölü kalplerinin derinliklerinde ona inanmaktadırlar. Hikayelere göre, ilk geceler boyunca, Kabil’in en büyük evlatları, kendi çocuklarını ve kendi türdeşlerini kullanarak kendi aralarında savaşmaya başladılar ve rakiplerinin takipçilerine saldırttılar. Doğal olarak ,biz vampirler ölümsüz varlıklar olduğumuz için, aramızda filizlenen eski kan davaları da asla sona ermez ve bu yüzdendir ki bu kandırma ve saldırı, müdafaa ve karşılık verme dolu oyunlar, pek çok katılımcısının, boğuşmanın tam olarak hangi bölümünde yer aldığından habersiz olduğu şekliyle, şu anda sürmekte olan gecelere kadar (dediklerine göre) varlığını sürdürmüştür. Kindred, Kinderd’a karşı, klan bir başka klana karşı, bir insan milleti bir başka insan milletine karşı…Bütün bunlar saklı olan bir kuklacının iplerine bağlıdır. Gerçekten aptalca bir fikir, ancak yine de geceleri oldukça garip şeyler gördüm ve yaptığım işler benim kendi isteğimle mi yoksa…Ah, neyse. Varoluşçu saçmalıklar. Her neyse seni çevrendekilerle tanıştırmama izin ver. Şuradaki dantelli siyah etekli ve silindir şapkalı kadını görüyor musun? Hayır o değil, diğeri. Adı Jillian. O bizden biri ama benim olduğumdan başka bir klana mensup. Daha açıklayıcı olmak gerekirse Toreador klanından. Ya da ortalama akıla sahip olan birinin inanacağı şey bu. Basma kalıplara biraz yer veririm, özellikle de söz konusu olan soylularsa. Jillian ve arkadaşlarını fark edilmemeye çalışarak gözleyen, şu kömür paltolu ve yakasız gömlekli beyefendiyi mi soruyorsun? O Paolo, bir Tremere. Tremereler oldukça kötü ve gizemli büyücülerdir. Birini sinirlendirirsen, hepsinin düşmanlığını üzerine çekersin. Ve şu köşedeki motosikletçi ceketi giyen haşince ve dik dik bakan hödük mü? Devin. O bir Brujah, bir kışkırtıcı ve şu an aslında avlanıyor. Ve er ya da geç çekici hali bir kadının ilgisini çekecek ve o kendisinin keyiflendirilmesine ve eve götürülmesine izin verecek sonra da…eh sonra ne olduğunu biliyorsun. Bunu bölmeye çalışma, yoksa seni kendi ellerimle öldürürüm. Kendini bir doğa belgeseli izliyormuşsun gibi hayal et. Gerçekten de burada olan şey bu. En güçlünün hayatta kalma ilkesi. İnsanlık sürüsü birkaç hayvan kaybediyor ama çoğu zarar görmeden yaşamaya devam ediyor . Bu avcı ve av arasındaki dengedir. Bu arada Camarilla işte bununla alakalıdır, dengenin sürdürülmesi. Bizim sürünün içine gözü dönmüş bir şekilde dalmadığımızdan ve sizin aranızda avcıların dolaştığını öğrenmediğinizden emin olmak için vardır. Camarilla nedir? Bazı vampirlere göre pek bir şey değildir. Teoride, düzeni sağlamayı ve Maskeli Baloyu korumak isteyen bütün vampirlerin kabul ettiği gizli bir organizasyondur. Gerçekte ise sadece yedi büyük klan ve ek olarak bazı başkalarınca kabul edilmiştir. Bir kaç klan kendini bağımsız olarak nitelendirir ve geriye kalanlar da canice bir tarikat olan Sabbat’a üyedir. Devin, Sabbat’ın yanında, hemşirelik okulundaki öğretmenler gibi kalır, onlar daha çok Engizisyonun kafasında yarattığı vampir tiplerine daha yakındırlar. Yine de biz Camarilla’nın iyi olduğunu düşünme. Değiliz. Biz bu noktada sadece, yarı var olmanın daha güvenli olduğunu ve sizinle çalışmanın sizinle savaşmaktan daha kolay olduğunu fark ettik. Bizim “iyiler” olduğumuzu düşünerek asla kendinizi kandırmayın. Sadece, canlı olarak bizim işimize ölü olduğunuzdan daha çok yarıyorsunuz. Bu akşam iyi görüşlü kimse yok, sanırım- Devin spot ışığının önünü kapatıyor. Hadi çıkalım buradan. Senin temiz bir havaya ihtiyacın varmış gibi görünüyor ben de çok sıkıldım. Hayır seni öldürüp arka sokaklarda kanını içmeyeceğim. Embrace lüks içerisinde rahat bir yerde gerçekleşmeli. Ayrıca , ilk açlığını geçiştirecek besini sağlayacak kadar ghoulum depolanmış olmalı, ben cömert türden bir Sire’ım. Lütfen şaşırmış numarası yapma. Saflık cilt rengine hiç uymuyor. Bütün gecedir ip uçları verip duruyordum ve sen de gayet farkında olarak onları topluyordun. Ayrıca, bütün bunları sana anlattıktan sonra yürüyüp gitmene izin vereceğimi düşünmedin değil mi? Oh dünyanın büyük bir çoğunluğu sana anlattığım hikayeleri anlatsaydın deli olduğunu düşünürdü ama yeteri kadar insan da düşünmezdi. Onlar inanırdı ve diğer insanlara anlatırdı. Ve bütün her şey iskambil kartlarından yapılmış ev misali yıkılırdı. Yani canım, senin bu işin içinden canlı olarak çıkmana izin vermemin hiçbir yolu yok. Yine de ölü olarak yürüyebilirsin. Sana önerdiğim şeyi biliyorsun. Derinlerde bir yerde bunu istediğini de biliyorsun. Eğer istemeseydin, saatler önce kaçmaya çalışırdın. Ama buradasın. Yani, güzel hanımefendi, seni sonsuza kadar yaşatacak mıyım? Evet mi? Çok sevindim. Elimi tut tatlım, hala korkuyor musun? Korkmalısın.   Çeviri: Berker “Hamatula” Berki

Devamını Oku »

Oyun Sistemine Giriş

Kan emen cesetler, yaşayanların kanlarıyla ziyafet çekmek için mezarlarından döndüler. Onlar, hayatları kanunsuzca onlardan çalınan, Cehenneme sürülmüş yaratıklardır. Onlar, besinlerini masumlardan, suçlulardan bazen de gönüllülerden alan yokedicilerdir. Zamanın başından beri insanlar, mezarlarından çıkıp kan emen, et yiyen vampirlerden, ölümsüzlerden ve şeytani ruhlardan bahsetmişlerdir. Macaristan’dan Hong Kong’a, Yeni Delhi’den New York’a kadar uzanan, geceleri ortaya çıkan yaratıklar korkusu tüm insanların benliğini sarmıştır. Korkutucu vampir romanları, filmleri, TV dizileri, video oyunları ve hatta kıyafetler… Ama bunlar sadece hikaye değil mi? Hayır.! Vampirler tarih öncesi zamanlardan beri aramızda yaşamaktalar. Hala da öyle. Onlar, insanların ilk yaşamlarından bu yana savaşlarını sürdürmekteler. Bu sonsuz kavga insanoğlunun geleceğini belirleyen bir son mu, yoksa yaşayanlar için bir lanet mi? Vampire oyunları White Wolf tarafından piyasaya sürülmüş bir Rol Yapma Oyunudur. (RPG) Oyun aslında bildiğimiz ama bazı yönlerden bilmediğimiz bir dünyada geçer. Vampire oyun sistemi dünyamızda geçmektedir ama bilmediğimiz yönü ise bu dünyada yaşayan başka canlılardır. Kurtadamlar (werewolf), Gulyabaniler (ghoul), Periler (Faeries), Büyücüler ve daha diğerleri… Bu karmaşa içindeki dünyaya oyun sisteminde “World Of Darkness” yani Karanlıklar Dünyası deniyor. Bu dünya bize Batman’deki Gotham City ‘yi çağrıştırabilir. Vampire oyunlarında –oyun her ne kadar senaryoya ve oyun yöneticisine göre değişse de- yaşananlar, genelde günümüzdeki koşullar gibidir. İnsanlar 09:00-18:00 arası çalışırlar, devlet memurları zam isterler, emeklilik yaşı sürekli yükseltilir, bilgisayar sistemlerinin çoğu Microsoft’un elindedir gibi. Günlük hayatta olan her şey Vampire oyununda da vardır, sadece Vampire oyun sistemi diye bir kavram yoktur. (Zaten böyle bir şeyin oyun içindeki dünyada da olması biraz saçma olur) Bunun dışında Vampire oyun sistemi aslında iki ayrı şekilde ele alınmalı. Vampire: The Dark Ages ve Vampire: The Masquerade. Dark Ages oyun sistemi eski çağlarda geçen, şövalyelerin, krallıkların, haçlı seferlerinin olduğu eski tarih dönemlerini ele alır. Masquerade oyun sistemi ise, az önce bahsettiğim günümüz koşullarını ve günümüz insanlarını kapsar ve oyun şu anki dünyamızda geçer. Oyun sistemi olarak birbirlerine çok yakın olsalar da temel bazı ayrılıklar bulunmaktadır. Mesela Dark Ages sisteminin karakter kağıtlarındaki Archery (okçuluk) yerini Firearms’a (ateşli silahlara), Ride (binicilik) ise Drive’a (sürücülük) bırakmıştır. Bu tarz gelişmelerin dışında Vampir Klanları da özellik değiştirmişlerdir. Dark Ages’in filozof klanı olan Brujah klanı, Masquerade ile birlikte karşımıza güçlü, daha çok kas gücüne yönelik işler yapan asiler olarak çıkar. (Klanlara çok fazla değinmek istemiyorum yoksa işin içinden çıkamayız. Ayrıntılar WW2300 – Vampire: The Masquerade kitabında verilmiştir. Bu aynı zamanda Vampire: The Masquerade ‘in kaynak kitabıdır. ) Vampire oyun sistemi D&D oyun sisteminden farklıdır, hatta tek benzer yanları Role-Play özelliği taşımalarıdır. D&D sisteminde kullanılan d20, d8, d12, d100 gibi zarlar Vampire’da yoktur. Vampire oyun sistemi “d10 sistem” olarak adlandırdığımız ve sadece 10’luk zar (d10) ile oynanan bir yapıya sahiptir. D&D kuralları gibi 1 adet 20’lik zar ile oyun kurtarılmıyor, 3-5 tane 10’luk zar gerekebilir. (Hatta bazı durumlarda 8 tanenin yetmediği oluyor, ben kendimden biliyorum. : ) ) Oyunda karakterin özelliklerine göre zar sayısı ve kaç atması gerektiği belirleniyor. Çok ayrıntıya girmeden şöyle açıklayacağım: GabrieL isimli karakterimiz, bir sokak kavgası sırasında silahını çıkardı ve Keri isimli karakterimize ateş edecek. (Ateşli silah kullanabilmek için Dexterity + Firearms yetenekleri göz önüne alınır) GabrieL’in 3 puan Dexterity (Çeviklik), 2 puan da Firearms (Ateşli Silah) yeteneği var. Bu yüzden toplam 5 olduğu için 5d10 (5 adet 10’luk zar) atacaktır. Ayrıca Keri karakterimizin de önünde biri olduğu için ve Keri’yi vurmak biraz zor olacağı için zorluk derecesi 7 olarak belirleyebiliriz. (Zorluk derece oyun yöneticisi tarafından durumun zorluğuna ya da kolaylığına göre belirlenir.) GabrieL zarları atar ve 7,1,8,3,9 gelir. Zorluk derecesi 7 olduğundan dolayı 7 ve üzeri gelen zarlar success (başarı) olarak nitelendirilir. GabrieL, 5 zarda 3 success yapmış gibi görünmektedir ama istisnalar vardır. Zar sisteminde 1 başarısız demektir ve gelen 1 zarı bir adet success’i götürür. Yani bu durumda GabrieL karakterimiz 2 success yapmış oldu. Bu olay sonucunda GabrieL Keri’yi vurur. 1 her zaman başarısız, 10 her zaman başarılıdır. Bazı işlemler 1 success ile yapılabilir ama daha fazla success işi daha iyi yapmayı sağlar. Bunun dışında oyunun D&D kurallarından farklı bir yanı ise oyun yöneticisinin ismi DM (Dungeon Master) değil ST (Storyteller) ‘dır. Bazı kavramları daha iyi anlayabilmeniz için karakter kağıdı örneğimize bakabilirsiniz. . : Vampire Karakter Kağıdı : .   Vampire Hakkında Detaylı Bilgi Alabileceğiniz Kitaplar: Vampire: The Masquerade Vampire: Dark Ages Book Of Nod Vampire: Storyteller’s Guide Bu kitaplar White Wolf tarafından çıkarılmıştır. Amazon.com gibi sitelerden temin edebilirsiniz.   Yazan: Kayra “Keri” Küpçü

Devamını Oku »
eberron-logo

Irklar ve Yaratıklar

Irklar ve Yaratıklar Eberron settingi klasik DnD ırkları üzerine dört yeni ırk ekler: Warforged, Kalashtar, Shifter ve Changeling. Daha sonra Magic of Eberron kitabı ile iki ırk daha eklenmiştir: Psiforged ve Daelkyr Half-Blood. Warforgedlar golemlere benzer “yapı-yaratıklar”dır; fakat golemlerin aksine özgür düşünceye sahiptirler. Warforgedlar 30 yıl kadar önce Ejderha İşaretli Cannith Evi tarafından Son Savaş esnasında icat edilmişlerdir. Önce Canlıodun -Aerenal kıtasından, kesildikten sonra da canlı kalabilen bir çeşit kereste- ile yapıldılar. Warforgedlar ilk kez Cannith Evi’nin kalelerinde bulunan Yaratım Dövenleri’nde yapıldılar. Tahtbölgesi Antlaşması -Son Savaş’ı bitiren antlaşma- sonucu, yeni Warforgedların yapımı yasaklandı ve zaten var olanlar özgürlüklerine kavuşturuldu; lakin Thrane ve Karnath bölgelerinde Warforgedlar “sözleşmeli hizmet”e zorlandı. Eberron üzerindeki en yeni ırktır ve daha Eberron üzerindeki çeşitli ırklar arasındaki yerini tam anlamıyla kazanamamıştır. Sistematik ve iyi düzenlenmiş yaşam tarzlarının kaybından sonra özgür Warforgedlar kendilerine yeni birer hedef aramak zorunda kalmışlardır. Psiforgedlar Warforgedların psişik güçlere sahip yeni bir türüdür. Psi-kristalleri gövdelerine kakılmıştır ve dış iskeletlerine bağlı olarak rahatlıkla görülebilir. Bu kristaller yaşayan her canlıda bulunan psişik güçleri odaklamakta kullanılır. Warforgedlarla aynı ırktan olsalar da üzerlerinde bulunan psi-kritaller nedeniyle Psiforged olarak adnlandırılmışlardır. Shifter nâm-ı diğer “weretouched” ırkı, likantrop ve insanın çiftleşmesi sonucu oluşmuş son derece güçlü ve biraz “hayvansı” bir ırktır. Geçici olarak normalden çok daha hızlı olma, bir doğal silaha sahip olma (pençe veya çene), insan üstü tırmanma yetisine sahip olma gibi özelliklere sahiptirler (varisi oldukları likantropun türüne göre değişir). Elbette ki Shifterlar bu özelliklerini günde belirli miktarlarda ve kısa sürelerle kullanabilirler. Gümüş Alev kilisesi 160 yıl kadar önce likantroplara karşı bir takım akınlar yapmıştır ve bu akınlar esnasında Shifterlar da ırkları nedeniyle zulme uğramışlardır. Gümüş Alev kilisesi önce onları da likantroplar gibi tehlikeli ve doğal olmayan yaratıklar olarak mimlemiş, sonrasında ise hatalarını anlayarak onları Eberron’un farklı ve doğal bir diğer ırkı olarak kabul etmişlerdir. Changeling insan ve doppelganger kırması bir ırktır. Doppelgangerlara ait şekil değiştirme ve telepati yeteneklerine tam olarak sahip olmasalar da, iradelerince küçük çaplı şekil değiştirmelerde bulunarak kendilerini başkaları gibi gösterebilirler. Changelingler kendilerine ait bir kültürden yoksundurlar. Bunun yerine başka insanların arasında yaşayarak ve onların kültürlerine katkıda bulunarak kendilerini olabildiğince gizlemeyi tercih ederler. Daelkyr Yarım-Kanlıları Magic of Eberron ekinde betimlenmişlerdir. Bir Daelkyr’e ait böceksi ruhun toprağa hapsedilmesi sonucu ruh etrafa yayılır. O yörede doğmamış olan tüm çocuklar bu ruhtan etkilenerek Daelkyr Yarım-Kanlıları hâlini alırlar. Eneko Secrets of Sarlona ekinde betimlenmiş bir ırktır. Yarı-dev ve ogre kanı taşırlar. Syrkarn isimli Sarlona ulusu arasında çok sık görünürler. Half-Giantlar da Xen’Drik veya Sarlona’dan karakterler olarak oynanabilirler. Kalashtarlar Rüyalar Düzlemi Dal Quor’dan gelen bir quori ile bir insanın ruhsal ve psişik bir bağ kurması sonucu ortaya çıkar. Bu bağ ilk kez binlerce yıl önce kurulmuş ve bambaşka bir ırkın ortaya çıkması ile sonuçlanmıştır. Bu ırka ait karakterler dış görünüş olarak insanlara oldukça benzeseler de, psişik güçleri ile insanlardan ayrılırlar: Kalashtarlar psişik güçlere ve ataları ile ortak bir ruha sahiptirler. Ataları ile ortak olarak sahip oldukları bu ruh onlara tüm ırka ait ortak bir hafıza sağlar. Elfler Khorvaire kıtasına yeni yeni geçmişlerdir. Önceleri Xen’Drik’te devlerin kölesi olarak yaşamışlardır. Sonrasında kaçarak Aerenal kıtasında bir elf ulusu kurmuşlardır. Bu elf ulusunun mensupları eski bir inanışa ibadet ederler. Elf ulusuna ait, başarılı ve yararlı elfler öldükten sonra yaşayan ölüler olarak büyüyle tekrar diriltilirler. Bunlar lichlere benzeyen; fakat iyi enerji ile doldurulmuş yaşayan ölülerdir ve bu noktada kötü enerjiye sahip yaşayan ölülerden ayrılırlar. Bu yaşayan ölü elfler, Aerenal’da senatör olarak ikamet ederler. Elfler Khorvaire’de yeni yeni yerlerini kazanmaya başladılar ve burada Valenar isimli elf ulusunu kurdular. Valenar elfleri, Aerenal elflerinden farklı geleneklere ve Xen’Drikli atalarına gurur kaynağı olan bir savaş gerilimine sahiptirler. Cüceler önce Frostfell kıtasında yaşamışlar, sonrasında Mror Salonları’na taşınmışlardır. Elit savaşçılarının yanı sıra, paraya büyük önem verirler. Öyleki cücelerin Ejderha İşaretli Kundarak Evi Khorvaire üstünde bankacılık ile uğraşır. Buçukluklar Talenta Düzlükleri’nde kabileler hâlinde yaşarlar ve dinozorları binek olarak yetiştirir ve kullanırlar. Orclar Eberron settinginde ruh ve doğa güçlerine taparlar. Yeşil Ejderha Vvaraak’tan öğrendikleri druid yetileri ile, goblinoidlerin büyük ve güçlü bir imparatorluk kurdukları zamanlarda (yaklaşık 16000 yıl önce), başarılı topluluklar oluşturmuşlardır. Bu topluluklar 9000 yıl öncesinde gerçekleşen Daelkyr işgalinde büyük yaralar almalarına rağmen, şimdilerde Kapıcılar olarak bilinen orklar tarafından Daelkyrlar kendi düzlemleri olan Xoriat’a geri gönderilmiş ve Xoriat ile Eberron arasındaki bağ mühürlenmiştir. Kapıcı Druidler şimdilerde bile faaliyetlerini tek ve büyük bir topluluk hâlinde sürdürmektedirler. Bu faaliyetler, dışardan gelenleri, aberrationları ve diğer doğa üstü yaratıkları Eberron’dan sürmekle ilgilidir. Kesinlikle politikaya bulaşmazlar. Gnomlar genellikle kendi ülkeleri olan Zilargo’da yaşarlar ve mükemmel gemi yapımcıları, elemental bağ ustaları, bilgi arayıcıları ve sosyal idareciler olarak bilinirler. Goblinoidler (Goblin, Hobgoblin ve Bugbearlar) bir zamanlar Khorvaire’e egemen bir imparatorluk hâlinde yaşıyorlardı; fakat daelkyr işgali esnasında yaptıkları güçlü büyüler bir gerileme dönemine sebep oldu. Bu dönemde Sarlona’dan Khorvaire’e yavaş yavaş göç etmeye başlayan insanlar tarafından büyük oranda yok edildiler. Son Savaş’ın Beş Ulus’u zayıflatması üzerine goblinler savaş esnasında yok edilen Cyre Ulusu’nun yerine yeni bir ulus kurabilecek kadar güçlendiler. Drowlar elflerin aksine Xen’Drik’te kalmayı tercih ettiler. Akrep imgesi kullanırlar; fakat Greyhawk ve Forgotten Realms drowlarının örümceklere yaptığı gibi; onları ululaştırmazlar. Keith Baker drowları elflerin bir alt türü olarak görmez, bunun yerine onları farklı bir ırk olarak sayar. Umbragen veya Gölge elfleri olarak bilinen, doğru yoldan sapmış birtakım drowlar da mevcuttur ve bunlar hakkında bilgi Dragon dergisinde ve Dragonshard isimli bilgisayar oyununda açıklanmıştır. Couatl ırkı, ejderhaların da yardımı ile 100.000 yıl önceki İblisler Çağı’nın sonunu getirmiştir. Bazı bilgeler Couatl ırkının kendilerini şimdilerde bir inanış hâlini alan Gümüş Alev ile birleştirmiş olduğuna inanır. Rakshasalar Khorvaire’de bulunan ve Toz Lordları olarak bilinen kötü niyetli bir organizasyona mensupturlar ve Khyber’deki tanrısal üstadlarını (iblisleri) Eberron’a getirmekle uğraşırlar. Bu kötü ruhlu yaratıklar tartışmasız, Eberron üstündeki en güçlü ilüzyon, entrika ve yıkım üstadlarıdır. Ayrıca Khorvaire üstündeki hemen her ulusun politikası üzerinde elleri vardır. Daelkyr ırkı; Delilik Düzlemi Xoriat’a ait son derece güçlü ve kötücül bir ırktır. Bir avuç dolusu Daelkyr Kapıcılar tarafından Khyber’e mühürlenmiştir. Bu yaratıkların her biri kendilerini hapishanelerinden özgür bırakarak Xoriat’a dönme veya Eberron’u yok etme hayalleri kursalar da, hiçbiri henüz bunu başaramamıştır. Sebep ve amaçları kendi subayları tarafından bile tam olarak anlaşılamamaktadır. Köken ve Etkilenimler Keith Baker önceleri VR-1’e ait Kayıp Kıtalar isimli pulp MMORPG üzerinde çalışıyordu. Onu Eberron’u yaratmaya iten ilham da bu proje esnasında geldi. Baker, pulp maceraların ve depresif filmlerin atmosferini bir fantezi dünyasına yansıtarak olacakları görmek istedi. Eberron Campaign Setting kitabı şu filmleri Eberron için ilham kaynağı olarak gösterir: -Kurtların Kardeşliği -Casablanca -From Hell -The Maltese Falcon -Mumya -Gülün Adı -Karayip Korsanları -Raiders of the Lost Arc -Sleepy Hollow   Yazan: Doğancan “Danbereth” Kebude

Devamını Oku »
eberron-logo

Ejderha Kristalleri

Ejderha Kristalleri Bu kristaller Eberron’un yaratılış mitlerinde adı geçen üç ejderhanın parçaları olduğu rivayet edilen taş ve kristal parçalarıdır. Siberys, Khyber ve Eberron ismindeki üç ejderhanın her biri farklı görünüş ve büyü etkili ejderha kristalleri yaratırlar. Ejderha kristalleri Eberron’un en değerli kaynakları arasındadır ve bu sebep onları birçok görevin hedefi hâline getirir. Ejderha kristalleri sert, yarı saydam kaya ve kristal parçalarıdır. Ejderha kristallerinin içinde girdap gibi dönüp, nabız gibi atan, renkli damarlar bulunur. Bu damarlar ejderha işaretlerinin şekillerine sahiptirler. Yarı saydam olsalar da, içlerindeki damarlarda dolaşan renk onlara farklı bir görünüş verir (canlıymış gibi dururlar). Siberys kristalleri Eberron’u sarmalayan Siberys Halkası’ndan Eberron’a düşerler. Genellikle Xen’Drik gibi ekvatoral bölgelerde bulunurlar. Damarları altın renklidir. Siberys kristalleri en nadir bulunan kristallerdir ve Ejderha İşaretli evlere en kolay uyum sağlayanlardır. Kıtlık ve güçlü gruplar için önemlerinden dolayı, yeni bulunan Siberys kristalleri yaygın olarak entrika ve hırsızlık odağı olurlar. Ara sıra güneştaşı veya yıldızparçası olarak da anılsalar da; genellikle sadece ejderha kristali olarak anılırlar; zira ejderha işaretli evlerle kolay uyum sağlarlar. Siberys kristalleri ejderha işaretli karakterlerin odaklanmasını kolaylaştırıp güçlerini artırmalarının yanı sıra, psişik güçlere de katkıda bulunurlar. Ejderha işaretli evler Khorvaire kıtası için büyük önem arz ettiklerinden, mucitleri bu kristallerin gücünü artırmak için tüm gereklilik ve olanakların sağlanmasında öncelik sahibidir. Siberys kristallerinin gücünün çoğaltılması, belli ejderha işaretlerinin gücünün artırılmasını sağlayan cihazların icatından, her türlü işareti taşıyanlar için çalışabilen genel cihazların icatına kadar; farklı işlevlerde kullanılabilir. Kalashtar psionları ve Riedra’nın Inspired lordları güçlerini artırmak için Siberys kristallerini vücutlarına yerleştirmekten geçen, acılı ve zahmetli bir yol keşfetmişlerdir. Khyber kristalleri toprağa yakın magma ve sülfür katmanlarında bulunur. Genellikle volkanik mağara duvarlarında boldur. Eberron üzerinde bol bol bulunmalarına rağmen genellikle şeytani hareketlerin yaygın olduğu İblis Toprakları gibi yerlerde özellikle boldurlar. Khyber kristalleri dumanlı bir görünüşe sahiptirler ve damarları gece mavisi ve yağlı siyah tonlarındadır. Gecekristalleri veya iblistaşları olarak da anılırlar. Bağlayıcı büyülere meyillidirler. Sık sık bağlayıcı diyagramların, ruh tuzağı büyülerinin ve benzer büyüler yapan yaratıkların büyülerinin ortak materyali olarak kullanılır. Eberron kristalleri sadece Khorvaire ve Aerenal kıtalarında; toprağın biraz altındaki volkanik boşluklarda kümeler hâlinde bulunurlar. Pembe renklidirler ve damarları kan kırmızı renklidir. Kantaşı olarak da bilinirler. Eberron kristalleri büyüsel ve psişik güçleri, psişik dövmeler gibi içlerinde barındırır ve karakterin istemesi hâlinde serbest bırakırlar. Akıllı büyülü eşyalar genellikle Eberron kristali taşırlar. Siberys ve Khyber kristalleri ile kıyaslandıklarında büyüsel yatkınlıkları daha yüksektir. Büyücüler büyülerinin gücünü artırmak için büyülerini kristale aktararak, büyülerini kristal yolu ile gerçekleştirirler. Ayrıca parşömene yazarak büyü yapmak yerine, kristal kullanırlar. Ejderha krsitalleri eşyalara, yapı-yaratıklara ve binalara eklenebildikleri gibi; ejderha işaretlerinin gücünü artırmak için de kullanırlar. Ejderha kristalli eşyaların gücü, kristalin saflığına göre farklılık gösterir. Çok nadir olarak bir eşyaya eklenecek büyüklüktedirler. Küçük ejderha kristalleri genellikle mücevher olarak kullanılırlar. Daha büyük olanları ise, daha büyük odaklı eşyalara yerleştirilebilirler.   Yazan: Doğancan “Danbereth” Kebude

Devamını Oku »
eberron-logo

Evler ve 13 Sayısı

Ejderha İşaretli Evler Ejderha İşaretli Evler, Khorvaire üzerindeki iş gücünün büyük bir bölümünü sağlayan on üç eve verilen genel isimdir. Evler dahilinde, her neslin küçük bir bölümü, ejderha işareti denilen işaretlere sahiptir ve bu işaretler evlerin bu üyelerine birtakım spell-like abilityler bahşeder. Bu ejderha işaretleri oyuncu karakterlere Least, Lesser veyahut Greater Dragonmark featlerinin alınması; ya da Dragonmark Heir PrC’ına sahip olunması yoluyla sağlanabilir. Eskiden Khorvaire üzerinde on üç ejderha işareti bulunurdu; fakat şimdilerde bu sayı on ikide; zira Ölüm İşareti sahibi tüm üyeler öldürülmüş. Her ev, sadece bir ejderha işaretine sahip olabilir ve her işaret sadece bir, en fazla iki ırk tarafından kullanılabilir. Bunun yanında sadece Player’s Handbook’a dahil edilmiş ırklar bir ejderha işaretinden istifade edebilirler. Bir de Phiarlar evi ve Thuranni evi mevzusu vardır ki; her ikisi de Gölge İşareti’ne sahiptir. Ölüm İşareti’nin yokluğuna rağmen on üç ev olmasının sebebi de budur. Ejderha işaretleri beşe ayrılır: Aberrant, Least, Lesser, Greater ve Siberys işaretler. Aberrant işarete sahip kişilerin ejderha işaretleri korsandır ve bu kişiler Ejderha İşaretli Evler tarafından tanınmazlar. Birçok yerde aberrant işarete sahip kişilerin Khyber tarafından doğru yoldan saptırılmış olduğuna inanılır. Least, Lesser ve Greater işaretlere gerekli featler veyahut Dragonmark Heir PrC’ı yoluyla ulaşılabilir. Siberys ise en üst seviye işarettir ve sadece Heir of Siberys PrC’ı ile elde edilebilir. Siberys işaretine sahip bir karakter aynı zamanda Least, Lesser ve Greater işaretlere de sahip olamaz. Ölüm İşareti’ni taşıyan eski ailenin ismi Vol idi. Vol ailesi ejderhalar ve diğer elfler arasındaki bir anlaşmazlık esnasında yok edildi. Şimdilerde bu ailenin, ejderha işaretini lich olması nedeniyle kullanamayan tek bir üyesi mevcut ve ismi de Erandis d’Vol. Kendileri şu esnalarda Elmas Pençe Yoldaşlığı ve Vol Kanı isimli din yolu ile işareti yeniden yaşatmanın yollarını aramaktadır. Ejderha İşaretli bir evin üyeleri için en ağır ceza “Sıyırma” idir. Sıyrılmış bir üye ile diğer üyelerin irtibat kurması yasalar ile yasaklanmıştır ve herhangi bir üyenin bir Sıyrılmış ile irtibat kurması; diğer üyenin de bir Sıyrılmış olması ile sonuçlanır. Sıyrılmışlar aile işlerine daha fazla katkıda bulunamazlar. Bir ailede Sıyrılmışlar bulunması; o aile için büyük bir utanç kaynağıdır. Sıyrılmışların bu şekilde adlandırılmalarının sebebi, eski zamanlarda Sıyırma cezası alan aile üyelerinin ejderha işaretlerinin derilerinden bir bıçak yolu ile sıyrılmasıdır. Ejderha işareti anında vücudun başka bir yerinde tekrar oluşur; fakat Ejderha İşareti yolu ile kullanılan spell-like abilitylerin kullanımı, kullanana öldüresiye bir acı verir. Tanrılar ve İnanç Sistemleri Eberron dinleri belli bir tanrı etrafında değil; o tanrının bulunduğu pantheon ve tapınak etrafında döner. Bir Paladin Dol Arrah’ın takipçisi olabilir; fakat yine de Aureon’un takipçisi olan bir büyücü ile aynı dine inanmaktadır ve bu din de Mutlak Sahip dinidir. Öte yandan, Gümüş Alev’e tapınan bir başka Paladin, teolojik konularda çok farklı görüşlere sahip olabilir; fakat yine de kurallar ve iyiliğin bir elçisidir. Eberron tanrıları, belli bir ırka özgü değillerdir; fakat Eberron ırkları arasından elfler ve kalashtarların kendilerine özgü, öteki ırklar tarafından rağbet görmeyen dinleri vardır. Düzlemler Tıpkı diğer DnD settingleri gibi; Eberron’da da birkaç farklı düzlem bulunur. Maddesel Düzlem, Semavi Düzlem, Gölge Düzlemi ve Astral Düzlem dışında, sadece Eberron’a ait on üç farklı düzlem daha bulunur. Bu düzlemlere açılan kapı veya portallar gerçekten nadirdir. Bu on üç düzlem Eberron etrafında metafiziksel yörüngelerde dönerler. Bu yörüngelerindeki pozisyonlarına göre dört farklı şekilde incelenirler. *Belirmekte/Solmakta – Düzlem Eberron’a yaklaşmakta veya uzaklaşmaktadır. Düzlemlerarası yolculuklar normal bir şekilde gerçekleşir *Komşu – Düzlem Eberron’a dokunmaktadır. Bu dokunuştan kaynaklı olarak Eberron üzerinde bazı etkiler güçlenir. Bunun yanında Eberron üzerindeki belli bir noktaya gidilerek Eberron’a dokunmakta olan düzleme seyahat edilebilir. Mesela Risia isimli Buz Düzlem’i Eberron ile komşu hâle geçtiğinde bir tipinin içinden yürünerek Risia’ya geçilebilir. On üç düzlem arasından sadece Delilik Düzlemi Xoriat’a Komşu hâldeyken geçilemez; zira bu düzleme giriş çıkışlar Kapıcı Druidler tarafından mühürlenmiştir. *Irak – Düzlem Eberron’dan olabileceği en uzak noktadadır. Bu hâldeyken Eberron’daki bazı etkiler zayıflar. Ayrıca Irak hâldeki bir düzleme geçiş için Düzlem Geçisi (Plane Shift) büyüsü yapmak çok zordur ve oldukça yüksek bir Spellcraft DC’ye sahiptir. Quori ve Xen’Drik devleri arasındaki çatışmalardan dolayı; Dal Quor her zaman için Irak olarak kabul edilir. Bunun yanında Eberron üzerinde birtakım beyan bölgeleri bulunur ki bu bölgelerden direkt olarak o bölge ile bağlantılı olan düzleme geçilebilir. Bu bölgeler, o bölgeye ait düzlemle Komşu hâle geçildiğinde beyan bölgesinde güçlü etkiler belirir; fakat o düzlem ile Komşu hâlde iken Eberron ve o düzlem arasında beyan bölgesinden geçiş sağlanamaz. Eberron’da en iyi bilinen beyan bölgesi Kuleler Şehri Sharn’da bulunur. Bu beyan bölgesi Mavi Gök Syrania’ya açılmaktadır ve levitasyon ile uçuş güçlerini artırdığı gibi; binaların gökyüzüne uzanmasına da izin verir. On Üç Sayısı On üç sayısı Eberron’da önemli bir rol oynamaktadır ve çoğu kez bu rol “On Üç’ten bir eksik” olarak yansıtılmaktadır. Bunun sebebi, bir zamanlar on üç adet olan şeylerin sonrasında on iki adede inmesidir. *13 Düzlem vardır; fakat bunların sadece 12’si Eberron ile doğrudan ilişki hâlindedir. (Delilik Düzlemi Xoriat mühürlenmiştir.) *13 ejderha işareti vardır; fakat bunların sadece 12’si varlığını sürdürmektedir. Benzer bir şekilde; 13 ejderha işaretli ev vardır; fakat bunlara ait ejderha işareti sayısı 12’dir. *13 farklı ulus vardır; fakat bunların biri şimdiki Mournland’de yok olarak bu sayıyı 12’ye indirmiştir. *Eski dev takvimi 13 ay içerirken, yeni takvim 12 ay içermektedir. *Devler Çağı’nda 13 ay olduğu söylenegelir; fakat bunlardan biri ortadan yok olarak, bu sayının 12’ye inmesine neden olmuştur. *Cücelerin Mror Salonları’nda 13 klan vardır; fakat bunların birinin soyu tükenerek geriye 12 klan kalmasına neden olmuştur. 13 sayısı ABD’de “baker’s dozen” olarak bilinmektedir. Eberron’un yaratıcısının adının Keith Baker olması, “baker’s dozen”ın oyunda bol bol kullanılmasına yol açmıştır.   Yazan: Doğancan “Danbereth” Kebude

Devamını Oku »
eberron-logo

Kurallar ve Dünya

Kurallar Eberron’da DnD ana kuralları dışında kullanılan yegane kural “Action Point” kuralıdır, ki kendisini daha önce Unearthed Arcana’da da görmüşüzdür. Nedir bu Action Point? Bir karakter bir AP harcayarak 20’lik zar ile yaptığı atışlara +1d6 bonus ekleyebilir. Eberron dahilinde AP ile ilgili bir takım featler vardır. Misal; bunların bir tanesi +1d6 yerine +1d8 eklemenizi sağlarken bir diğeri iki AP harcayarak karakterinize o tur için bir move veyahut standart action daha yapabilme imkanı sağlar. Bunun yanında sınıfsal rage, wild shape, turn undead gibi özellikler iki AP karşılığında aynı gün içinde bir kez fazladan kullanılabilir. Son olarak AP’yi, ölmekte olan bir karakteri stable hâle getirmek için kullanabilirsiniz. Dünya Eberron; genel olarak, bir zamanlar Dhakaan goblinoidleri tarafından kontrol altında tutulmuş bir kıta olan Khorvaire üzerinde geçer. İnsanlar Khorvaire üzerindeki egemen ırktır ve Beş Ulus (Five Nations) olarak bilinen bölgede yaşarlar. Güneydoğu’da elfler tarafından kontrol edilen küçük Aerenal kıtası bulunur. Güneyde bir zamanlar devlerin egemenliğinde bulunan ve sâfi ormandan oluşan Xen’Drik kıtası bulunur. Şimdilerde ise Xen’Drik tamamen vahşi doğadan ibarettir ve yer yer drow kabilelerine rastlanır. Kuzeyde Frostfell isimli, keşfedilmemiş buzdan kıta bulunur. Bu kıtalar dışında Eberron’da iki kıta daha bulunur. Bunların ilki Sarlona’dır ve Rüyalar Diyarı’ndan gelen Quori halkının egemenliğindedir. Öteki ise ejderhaların egemenliğinde bulunan Argonessen kıtasıdır. Eberron’un oniki ayı vardır ve bazı bilgeler bu oniki ayın yanında göze görülmeyen veya kaybolmuş bir onüçüncü ay olduğuna inanır. “Eberron”, aynı zamanda dünya üzerindeki toprakların da ismidir ve Ortadaki Ejder’e verilen isimdir. Yukardaki Ejder olan Siberys, dünyanın düzlemsel kanatlarına verilen isimdir ve Aşağıdaki Ejder olan Khyber, alt dünyanın ismidir; ayrıca öteki settinglerde Underdark olanan bilinen terimin karşılığıdır. Yaradılış hikayesine göre, dünya Ata Ejderlerin kendilerini bu hâle sokması ile var olmuştur. Siberys ejderhaları, Eberron insansıları ve diğer aşağı ırkları, Khyber ise iblisleri yaratmıştır (İblisler Eberron diyarında kelimenin tam anlamı ile iblistirler, klasik DnD’deki outsider demonlardan değildirler). Yaratıcı Keith Baker’a göre tüm Ata Ejderlerin adında ‘ber’ hecesinin varlığının bir sebebi vardır; fakat bu sebep henüz hiçbir yerde belirtilmemiştir. Son Savaş Eberron’daki en önemli olay Son Savaştır. Son Savaş’ın bu şekilde adlandırılmasının sebebi Khorvaire halkının, bu savaşın ırkları savaşmaktan bıktırdığını düşünmeleridir (Tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nın, zamanında ‘Tüm Savaşları Bitirecek Savaş’ olarak adlandırılması gibi). Tesadüfen; Son Savaş’ın bitiş tarihi 11 Aryth idir ve bu tarih Dünya takviminde Almanya’nın 1. Dünya Savaşını bitiren anlaşmayı imzaladığı 11 Kasım günü ile eşdeğerdir. Son Savaş; Galifar ve Beş Ulus’un Krallığını ele geçirmek üzere yapılan 102 yıllık taht savaşlarının genel adıdır. Son Savaş’ın bitiminden iki yıl önce, Cyre Ulusu, Yas Günü olarak da bilinen günde yok olmuştur (2. Dünya Savaşı’ndaki atom bombası olayı ile eşdeğerdir. Benzer bir şekilde Cyre Ulusu’nun eski topraklarındaki fauna ve floralar büyüsel bir radyasyon etkisi ile başkalaşmışlardır). Şimdilerde Cyre bölgesi Mournland (Yas Toprakları) olarak bilinmektedir. Buralarda yaşayan büyüler, ölü bedenler ve bir warforged (Irkları bekleyiniz.) militan mezhebinden başka bir şey bulunmamaktadır. Bu mezhebin başında Bıçakların Efendisi (Lord of Blades) isimli bir warforged bulunur ve amacı kıtayı “kan ve et”ten oluşan insanlardan arındırıp, tam warforged egemenliğini sağlamaktır. Mournland’e girenler ve orada bulunanların yaraları ne doğal, ne de büyüsel yollardan iyileşemediğinden, insansılar oraya girmekten pek hoşlanmazlar. Son Savaş; setting başlangıcından iki yıl öncesinde Tahtbölgesi Antlaşması ile resmi olarak sona ermiştir. Bu savaş sonunda birçok ulusla birlikte Beş Ulus’un her biri de özgürlüğünü kazanmıştır.   Yazan: Doğancan “Danbereth” Kebude

Devamını Oku »
eberron-logo

Eberron Genel Bilgi

Eberron Eberron, Khorvaire kıtası üzerinde yaşanan büyük ve yıkıcı bir savaş sonrasında şekillenen bir DnD settingidir. Eberron DnD element ve ırklarını, Dark Adventure ve Pulp soslu bir yarı teknolojik (büyüyle çalışan trenler, gök gemileri ve daha birçok mekanik varlık) evrende buluşturur. Eberron, 2002 yılında WotC tarafından başlatılan DnD için fantastik setting yarışması için oyun tasarımcısı ve yazar Keith Baker tarafından tasarlanmıştır. Eberron 11000 setting arasından birinci gelmiş ve Haziran 2004’te Eberron Campaign Setting olarak kitap hâlinde ilk kez basılmıştır. Kitap Keith Baker, Bill Slavicsek ve James Wyatt tarafından yazılmıştır. Haziran 2005’te Eberron Campaign Setting “2004’ün En İyi Rol Yapma Eki” dalında Origins Ödülü almıştır. Karakteristik Eberron ve Jenerik DnD arasındaki en açık farklardan biri büyü seviyeleri arasındaki farktır. Ressurrection dahil yüksek seviye büyüler öteki settinglerin büyük bir kısmına göre daha az yaygındır. Buna karşın, ejderha işaretli (Dragonmarked) evler tarafından sağlanan büyüler başta olmak üzere, düşük seviye büyüler çok daha yaygındır. Birçok şehrin, sokakları aydınlatan büyülü fenerleri vardır. Tüm kıtaya yayılan, büyülü “yıldırım rayı” yüksek hızda ulaşımı sağlar. Yönelim olayı DnD’dekine göre biraz daha değişiktir. Kötü ırktan iyi, iyi ırktan kötü karakter çıkması normaldir, uygundur. Fakat elbette ki Yönelim tanımları DnD’dekinin aynısıdır. Ayrıca, kötü ve iyi karakterlerin karşı karşıya geldiği, çıkar ilişkisine dayalı partyler normaldir ve benzer bir şekilde zıt yönelimli karakterler casusluk ve gözetim görevlerini yerine getirdikleri organizasyonlarda da sırt sırta çalışabilirler. Din de öteki settinglerdeki gibi şeffaf değildir. Pantheon üyeleri kendilerini her yerde bilinir hâle getirmezler. Divine büyülerin varlığı tanrıların varlığına delalet etmez, mesela bir din yerine bir yolu veyahut inanış sistemini benimseyen rahipler de divine büyü yapabilirler. Bir rahip kendi tapınağına karşı durabilir ve buna rağmen divine büyülerini koruyabilir. Sonuç olarak, din daha çok bir inanç işidir. Bir çok DnD settinginde olanın aksine rahiplerin inandıkları tanrının yönelimine uzaklıkları birer adımla sınırlı değildir ve yönelimlerinden dolayı bazı büyülere girişleri engellenmez. Setting ile birlikte gelen bir de artificer core class’ı vardır ki (bilen bilir) dadından yinmez. Artificerlar büyülü alet yaratımı üzerine uzmanlaşmış büyü kullanıcılarıdır. Artificer infusionları, alet edevatlara büyü gücü yüklemek üzere kullanılan büyülerdir. Misal bir artificer Bull’s Strength büyüsünü bir karaktere yapmak yerine, bir kemere yaparak geçici olarak bir Belt of Bull’s Strength yaratır. Bunun yanında artificerlar bir Craft Point havuzuna sahiplerdir. Bu craft pointler, bir alet yaratımı esnasında ödenmesi gereken XP’nin yerine kullanılır. Carft point havuzu, boşaldığı takdirde yeni bir seviyede tekrar dolabilir veyahut artificer’ın bir âleti bozması ile doldurulabilir. Eberron’un oyunculara sunduğu bir de Magewright NPC sınıfı vardır ki, düşük seviye büyülerinin Eberron’daki yaygınlığının sebebidir bu arkadaşlar. Sadece düşük seviye büyüleri ile uzmanlaşmışlardır ve bu büyüleri sık sık kullanmaktan çekinmezler.   Yazan: Doğancan “Danbereth” Kebude

Devamını Oku »
RavenloftLogo

Ravenloft Hakkında Genel Bilgi 2

  Öyle bir yer düşünün ki, saf kötülük sayesinde yaratılmış olsun… Öyle bi yer ki, havası umutsuzluk, keder ve korku ile dolu, kaçmanız içinse hiçbir şansınız yok. Ravenloft’a hoşgeldiniz. Fantastik Kurgu edebiyatının temel taşlarından olan Ejderha Mızrağı (Dragonlance) ve Unutulmuş Diyarlar (Forgotten Realms) evrenlerine paralel bir düzlemde yerini almış olan Ravenloft, üstteki iki seriden altışar kitap okumuş ve daha bir çok seriyi elden geçirip “of yeter be” tepkisiyle kılıç-büyü kurgusunu bir kenara atmış olan şahsımın sadakatle takip ettiği tek seri olma görevini üstlenmiş durumda. (Bunda ilk kitabın hatrı yadsınamaz tabi ki ve ayda yılda bir kitap çıkmasını da sayabiliriz.) Ravenloft neresidir? Nasıl oluşmuştur? Bunları anlatmak, özellikle ilk kitabın içeriği hakkında çok fazla spoiler vermeye sebep olsa da, bir yerden başlamak lazım. Bir zamanlar, Barovia adlı bir ülkenin Strahd von Zarovich isimli bir lordu vardı. Sonra kız meselesi diyebileceğimiz sebepler yüzünden bu lord kötülükle bir anlaşma yapar ve vampire dönüşür. Bunun yanında ülkesi de olduğu düzlemden koparılır ve başka bir düzleme getirilir. Sınırlara sisler çökmüştür, halk ve Strahd bu ülkede hapis kalmıştır. Tabi lordun vampir olduğu bir ülkede halkın çok da mutlu olmasını bekleyemezsiniz. Ravenloft serileri açık sonludur, yani her yazar önceki verileri dikkate alarak kendi öyküsünü yazar. Bu yüzden kitapların seviyeleri ve derinlikleri birbirlerinden farklı farklıdır. Bunun yanında en önemli olay Strahd’a misafir gelen yabancılardır. Yeterince kötüyseniz, ya da bir şekilde o anda kötülüğe güçlü bir şekilde seslenebildiyseniz, bir anda havanın sisli olduğunu fark edersiniz. Muhtemelen fark ettiğiniz bir sonraki şey de Strahd’ın Ravenloft (Kuzgunyuvası) adlı şatosu olur. Zaten muhtemelen kendisi ile karşılaşacaksınızdır daha sonra, zira kendisi teorik olarak oldukça konuksever bir insandır. Konuğu olduktan sonra bir şekilde onunla didişmeye başlayacaksınızdır, sonra bunun faydasız olduğunu fark edip (I am the land diyen bir insan kendisi) çıkış yolları bulmaya kasacaksınız. Sonra bulamayıp umutsuzluğa düşeceksiniz. Eğer bu sırada da yeterince kötü olmayı başarırsanız, bir anda bacaklarınızın etrafında sis kümeleri görebilirsiniz. Ve işte, mutsuz halkı ve lanetli topraklarıyla beraber bir ülkeniz var artık. Evet, burası da sislerle çevrili ve berbat ama en azından kaçma planlarınızı kendi şatonuzda kendi halkınıza işkence ederken yapabileceksiniz. Zor iş kötü olmak. Neyse, karizmatik vampirimiz Strahd’ın maceralarına girişelim bakalım… Sislerin Vampiri – Christie Golden Bu kitabı okuyup da kalbinde bir sızı hissetmeyen insanların ruhsuz olduğuna inanmamak için hiçbir sebebimiz yok. Vampir kurgularının içerisinde böylesi anlar yaşanacağını daha çnce hiç düşünmemiştim, ta ki Jander Sunstar ile tanışana kadar… Jander Sunstar bir altın elftir. Şafakefendisi Lathander’e benzeyen bu narin ve kibar elf, gerçekten bahtsız olaylar sonucu vampir olur ve kendi kişiliğine tamamen ters olan bu durumda yaklaşın 500 yıl geçirir. Mutsuzdur ama ölemez, zira vampir olmaktan kötü şeyler de vardır ve emin olun onları görünce halinizden memnun kalırsınız. Olay devam ederken, bu iyi huylu elf nasıl bir nefret yaşar da lanetli Barovia topraklarına gelmeye hak kazanır, onu tam anlatmadan kız meselesi deyip geçelim. Burada Strahd ile tanışırlar, Strahd Jander’i misafir eder ve ondan deneyimlerini öğrenir. Zira Jander kendisine göre epey yaşlı, görmüş geçirmiş bir vampirdir. Fakat daha sonra, Jander’in nefretinin temelinin kime ne sebeple dayandığı ortaya çıkar, işin içerisine bir rahip, bir hırsız ve bir kurtkadın girer, işler açıklığa kavuşur ve av başlar. Bu kitap ciddi şekilde duygusaldır, her ne kadar isminden ve kapağından anlaşılamayacak olsa da… Olay Jander’dır, bunun yanında Strahd’ın da salt kötülük olduğunu söyleyemeyiz, o da belirli trajediler sonucu bu hale gelmiştir. Ve asıl olay, Jander’ın vampirliğin tanımını yaptığı yerde kopar: “Kana duyulan ihtiyaç başka hiçbir susuzluğa benzemez. çölde kaybolmuş, dili damağına yapışmış, ağzındaki kavrulmuşluğu, pamuksu tadı giderebilmek için en küçük nem damlasına bile hasret duyan bir adam düşün, bu benim susuzluğumun yanında hiç bir şeydir. Hücresindeki bir mahkum, günlerce yemek verilmemiş; midesini oyulduğunu hissediyor ve hücresini paylaştığı farelere, üzerinde yattığı pislik içindeki şilteye hatta kendi etine yemek gözüyle bakıyor, benim susuzluğumu anlayamaz. Ve her gece işte böyle uyanırız. Mezarlarımızdan, tabutlarımızdan, mağaralarımızdan ve yaşayanlar arasındaki diğer saklanma yerlerimizden çıkarız. Çünkü ölüyüz, fakat yaşıyoruz. Gölgelerin içinden fırlayarak ya da tedbirsiz bir gezgini kandırarak, tüm eşyalarından daha değerli bir şeyi çalarız. Onu tutarız, bir yabancıyı ve onunla sevgililerinin paylaştığından bile daha özel bir şey yaparız. Onun kanın alır ve bununla yaşarız. Bu harika bir duygudur. Kan yaşamdır ve onu almak kadar güzel hiç bir şey olmaz, dolmakta olan boş bir vazoymuş gibi. Bu sahte bir kendinden geçiştir, bunu biliriz, bunu biliriz ve yine de devam ederiz. Sonra o an biter ve kollarımdaki hareketsiz bedene bakarım. Ona tecavüz etmişimdir ve kendimden utanırım. Onun için ise dişler ateş ve buzdur, delici ve emici. Kanın damarlarından sanki kalbinin ta kendisi sökülüyormuş gibi çekilip alındığını hisseder. Çaresizdir, tamamen, mutlak olarak çaresiz. Ana karnından yeni çıkmış biri bebekten bile daha çaresiz. Ama cehennemi bir denge vardır. Biz de çaresiziz. Ölümlülere ihtiyacımız var. Onların kokusunu, kanlarının kokusunu, yeni doğmuş bebeğin annesinin sütlü kokusunu aldığı gibi alırız. Dalgaların sahile çekildiği gibi onlara çekiliriz ve direnmemiz mümkün değildir. Bizim kadar lanetlenmiş başka kimse yoktur. Nefes alırken kötü kalpli biri değildim. Adalet ve iyilik için dövüşen bir savaşçıydım. Tüm adamlar ya dostum ya da onurlu düşmanlarımdı. Kadınlar saygı duyulan yaratıklardı. Dünyanın dokunduğum yerde biraz daha iyi olduğunu söylersem övünmüş olmam. Şimdi ise hayal bile edemeyeceğiniz şeylerden acı çekiyorum. Atlar emirlerim olmadan beni taşımıyorlar. Ormanın hayvanları kokumu aldığında korkuyla kaçışıyorlar. Artık dünyamda güzellik kalmadı. Karanlık ve yıkım içinde yaşıyorum ve bir hastalık gibi bunu her yere yayıyorum. Toprağın kendisi benden nefret ediyor, küçük bir dokunuşumdan bile tiksiniyor.” Bu kitap okunmalı. Daha fazla ekleyebileceğim pek bir şey yok… Ben, Strahd: Bir Vampirin Anıları – P. N. Elrod Sislerin Vampiri için bu derece yorum yapmak, elbette ki diğer kitaplar için aynı derecede fikir beyan etmek anlamına gelmiyor, zira imkanlar müsait değil. Daha Barovia’nın ele geçirilme anından başlayarak Strahd nasıl Strahd oldu, olana kadar kimleri elinden geçirdi, o gece yaşananlar tam olarak neydi gibi soruların cevaplarının bulunabileceği bir geçmiş kitabı Bir Vampirin Anıları. Aile ilişkilerindeki birtakım sorunları ve bunların Strahdvari çözümlerini de içeren anlatısıyla, özellikle de şık kapağıyla kütüphanelerde bulunmayı hak eden bir eser. “Hala yaşıyordu ama bilincini çoktan yitirmişti. Bıçağın kesikin kenarıyla sertçe boğazını yardığımı fark etmiş olamazdı. Kan. Bir çeşmeden akar gibi. Yaşam. Eğer almaya cüret edersem. Kendi yaşamım sona ermekte olduğu için asıl almamaya cüret edemezdim. İçtim. Doyasıya. Ve yaşadım… Bir kez daha.” Ben, Strahd: Azalin’le Savaş – P. N. Elrod Bilindiği gibi, yeteri derecede nefret ve kötülük dolu olan kişiler, marifetli sislerin yardımıyla bir anda Barovia’da arz-ı endam edebilmekteler. Bu seferki misafirimiz ise, ilk örnek olan Jander’dan biraz daha farklı bir kişilik olan Azalin. Klişeye uygun şekilde Strahd ile tanışıyorlar, kavga ve işbirliği dönemleri geçirip çıkış yolları arıyorlar. Bu sırada Strahd, misafiri olan Azalin adlı kişinin aslında bir lich olduğu gibi bir durumla yüzleşmek durumunda kalıyor. (Lichleri güç manyağı yaşayan ölüler olarak niteleyebiliriz. Daima daha fazla güç peşinde koşan iskeletlardirler.) Eh, doğal olarak biraz korkuya kapılır. Tam bu karışıklıkları yaşarken bir anda Barovia’nın yanında yeni bir ülkenin var olduğunu fark eder. Forlorn adındaki, nereden çıktığı belirsiz bu ülke ve bir yandan da manyak güçlü bir büyücüyle karşı karşıya kalmak Strahd’ı az buçuk ürkütse de, kendisi yok olmak için fazla kuvvetli çıkar…   Fakat serinin diğer eserleri ile karşılaştırıldığında, Strahd’ın daha korku dolu, hatta deyim yerindeyse daha ödlek bir yapıda olduğu çıkar karşımıza, yazarın seçimi deyip önümüzdeki kitaplara yönelmek kalır bize de… Kara Gül Şövalyesi – James Lowder Ve işte bahtsız yazgısıyla gönüllerde taht kuran, “öl” dediğini yere seren Power Word Kill olayıyla genç kızların kalplerini çalan, Krynn üzerindeki kötülüğün temsilcisi Lord Soth, Barovia’da! Aynı Azalin ile olduğu gibi önce Strahd ile güç yarıştırma, ondan sonra da çıkış olayına giren, bu arada garip bir lycantrop ve bir Vistani ile iş birliği yapan Lord Soth, bu sefer kendisine denk, hatta belki de kendisinden üstün bir rakip bulduğunu fark ediyor. Zira Krynn’dayken en güçlü savaşçısı oldupu Kara Kraliçe’ye bile meydan okumaktadır Strahd. Belki haklıdır, Takhisis “ I am the land” diyebilmiş midir herhangi bir zamanda, bilinmez. Gene de Strahd von Zarovich ve Lord Loren Soth ikilisi arasında hangisinin daha güçlü olduğu, nice içki masasının vazgeçilmez muhabbeti olmuştur. Lord Soth, her zamanki gibi kaderini yaşar. Hep yeniden ve yeniden. Dünyayı kurtarma şansı verilmiş bir adamın ihaneti cezalandırma yoluna gitmesidir onun seçimi. Bunun yeniden yaşanması ise bütün ömrünce sürecektir. (Evet, ölümsüz kendisi.) Gene bir şans verilir ona. Ve gene kurtarmaz alevlerin arasından karısı ve çocuğunu. Sisler dolar etrafa. Ve artık bir ülkesi vardır: Sithicus. Şatosu da sanki Dargaard gibidir, aslında hiçbir şekilde benzemez de. Onun adı da Nedragaard olur. Bu arada bir kadından bahsetmeye başlamışlardır etraftakiler. Sislerden geçip gelen, Kitiara olduğunu iddia eden bir kadın… Kara Gül’ün Hayaleti – James Lowder-Voronica Whitney Robinson Karanlık, tekinsiz be grotest bir anlatım arayışı içerisindeyseniz, doğrus kitaba geldik. DL fanatikleri tarafından pek sevilmeyen, ancak şahsıma göre ilk kitaptan sonraki en tkileyici kitap olan (ki konusuyla değil havasıyla bu etkiyi vermektedir) Kara Gül’ün Hayaleti, önceki kitabın sonundaki kadın ve özellikle Azrael adlı lycantrop üzerine kurulu.  Lord Soth, geçmişini unutmaktadır. İşin kötüsü, yanındaki sadık bansheeleri de unutmaktadır onun öyküsünü. Bu sırada Beyaz Gül, Kanlı Ayakkabı Tamircisi ve Yaratık isminde ilginç karakterler türer Sithicus’ta. Lord Soth’un geçmişine ait olduklarını ve tanrıların adaletinden kaçamayacağını ona anlatmak için burada olduklarını söylemektedirler. Lord Soth tedirginliği yaşar ve savaşa başlamaya karar verir. Ancak o kadar uzun süredir oturmaktadır ki yerinde, bazı şeyler onun kontrolünden tamamen çıkmıştır, özellikle Azrael..   Ölülerin Kralı & Ölüler Şehrinin Efendisi – Gene DeWeese Azalin ve onun geçmişiyle, geleceğiyle ve en önemlisi de oğluyla olan ilişkileri hakkında yaptığı araştırmalar ve doğal olarak hapis kaldığı ülkesi Darkon’dan çıkış yollarını araması üzerine geçen iki adet benzer kitap Ölülerin Kralı ve Ölüler Şehrinin Efendisi.     İlk kitapta geçmişi, nasıl lich haline geldiği ve boyut değiştirmesi üzerine olanlar anlatılırken, ikinci kitapta oğlunun geri dönmesi için elinden geleni yapmaktadır. Büyük makineler ve bilimsel edimler işin içine girer ikinci kitapta. Gene de, serinin geneline göre hafif kitaplar olduklarını varsayabiliriz. Ölülerin Dansı – Christie Golden Gene ölülerle ilgili ismi olan bir Ravenloft kitabı çıktığını gördüğümde sıkıntıyla “Yine mi Azalin?” diye düşünmüştüm. Ancak kapağında Christie Golden’ın adını görünce (ki kendisi ilk kitap olan Sislerin Vampiri’nin yazarıdır.) heyecan doldum. Hayalkırıklığına uğrayıp uğramadığımı tam olarak hala bilmiyorum… Çok farklı bir kurgu bu, belki büün kitaplardan daha farklı. Nerede geçtiği bile tam olarak belli değil. Bir adam var güçlü, ama o kim, Strahd mı, nasıl Strahd o gibi sorular aklımıza doluyor zira Strahd’ın sahip olmadığı bir akım özelliklere sahip kendisi, mesela Fransızca bilgisi! Gerçi bütün kitap Barovia’da değil de Fransa’nın paralel evreninde geçiyor gibi bir durum oluşmuş. Karakterlerin nerden gelip nereye gittiklerinin belli olmaması da garip bir hava katmış demek istiyorum ama yorum yapmayacağım bu konuda. Bunun yanında öyküsel olarak hoş sayılabilecek bir kurgu. Dans olayı var ama biraz abartılmış ya da ayrıntısızlaştırılmış sanki. Yani dans ederek envai çeşit zebaninin hakkından gelebilen tek kişi varsa, o da bu kızımız değil Lúthien Tinùviel’dir ancak. Bu hikaye kopuk. Sanırım en büyük derdi de buradan kaynaklanıyor.   Yazan: Vuslat Taş

Devamını Oku »

Son Videolar