Son Haberler

Jon Foster Röportajı

Kusura bakmayın dostlarım, bu sefer fotoğrafımız yok, ama onun yerini Jon Foster’in yaptığı birkaç çizimle dolduracağım. Jon Foster’ın çalışmalarını merak ediyorsanız websitesinin adresi: http://www.jonfoster.com KD: Sorulara başlamadan önce röportajı kabul ettiğiniz için teşekkürler. Öncelikle, size âşina olmayan okuyucularımız için, biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Jon Foster: Amerika’nın kuzeydoğusunda bulunan Providence, Rhode Island’da yaşayan bir ilüstratörüm. Hayat işleri halletmekle geçiyor, sürekli kendimi geliştirmeye çabalıyorum. Arada kalan zaman da köpekleri gezdirmek ve uyumaya kalıyor. KD: Ne kadar süredir çizimle uğraşıyorsunuz?

Devamını Oku »

Fantastik ve Bilimkurgu: Kuzen Değil Çift Yumurta İkizi

SINIRLAR AŞILIR, FARKLILIKLAR BELİRSİZLİĞE KARIŞIRKEN“Gidişata Göz Atın ve Hoşlanıp Hoşlanmadığınıza Kendiniz Karar Verin…” Hiç bilimkurgu ve fantastik yazın arasındaki farkı şöyle derinlemesine incelemiş miydiniz? İlk göze çarpan şey belirgin bir atmosfer farkıdır. En genel çizgileriyle biri ortaçağ havasında masalsılığa, öbürü uzay çağı havasında gerçekçiliğe doğru yelken açmış gibidir. Sonra devreye en ön plandaki örneklerin karşılaştırması girer. Derken her birinin özel hayranları bayrağı ele alır, kendi kalesini savunmaya hazırlanır… Zira özellikle fantastik evren tasarımları, okuyucusunun/izleyicisinin duygusal iç dünyalarının epey derinlere uzanan bam tellerinde gezinir.. ve işte böylesine bir doyum kaynağının itibarının korunması gerekmektedir.

Devamını Oku »

R.A. Salvatore Röportajı

R.A. Salvatore (Robert Anthony Salvatore) ile yaptığım bu hoş röportajı beğeneceğinizi düşünüyorum. Ayrıca bu ay, ayrı olarak hikaye yazamadım. Ama harika bir hikayeyle devam edeceğim (ne zaman bende bilmiyorum). İyi eğlenceler! Yasemin: Her şeyden önce, röportaj isteğimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Yeni bir röportaja başlamanın zor olduğunu düşünüyorum; eh, ama bir yerlerden başlamak gerek! Sanırım bir röportajın en kaçınılmaz ve en uygun başlangıç sorusu yazı yazmaya nasıl başladığınızı / kendinizi yazarken bulduğunuzu sormak olur? Salvatore: İster inanın, ister inanmayın, ama sanırım çoğu asilikten. Üniversiteden 1981′de “teknik yazı”dan mezun oldum (JRR Tolkien beni bilgisayar biliminden tekrar edebiyata sardırdıktan sonra). Dışarı çıkıp harika, iyi para veren bir iş alacağımı düşünürken, gündüzleri bir plastik fabrikasında ve akşamları da bir gece kulübünün kapısında görevli çalıştım. Ölesiye sıkılmıştım ve asileşmiştim. Ayrıca da çok kızgındım çünkü elimde okuyacak başka fantastik bir kitabım kalmamıştı; 80′lerin başında ortalıkta pek fazla yoktu. Bunun üzerine ben de kendiminkini yazdım.

Devamını Oku »

Fantastik Eserlerin Çevirisi

Fantastik eserlerin çevirisi konusu (bu yazıyı okuyanların çoğu benimle hemfikir olacaktır diye umuyorum) üzerinde en fazla tartışılan, herkesin bir şeyler söylediği ve önerilerde bulunduğu bir konu olageldi. Kimileri bazı sorunlu kelimelerin olduğu gibi kalması gerektiği, bazıları da ne olursa olsun çevrilmesi gerektiği fikrini savundu, ama şimdiye kadar bu konuda bilimsel, akademik bir çalışma yapılmamıştı. Az sonra okumaya başlayacağınız metin bir buçuk senelik bir çalışmanın ürünüdür. Phoenix Yayınevi bünyesinde, hocamız Dr. A. Şirin Okyayuz Yener’in etrafında kurulan takımımızın ve bizim naçizane tecrübelerimizle vücuda gelmiştir. Ülkemizde bu konuda yazılan ilk bilimsel çalışma olması bizim için anlatılamayacak bir onurdur. Üstüne üstlük, bu işle uğraşan bütün meslektaşlarımıza da bir kaynak teşkil ederek çeviri sürecinde karşılaşabilecekleri sorunları (tabir caizse) “kitabına göre” çözebilmelerini sağlayabilirsek, bu en büyük mutluluklarımızdan olacaktır.

Devamını Oku »

Elaine Cunningham Röportajı

Herkese merhabalar ve sevgiler! Bir hayli uzun süredir hiç birşey yazamadım ve yazmadım. “Forumda neler oluyor, yeni ne hikayeler var?” diye bile bakamadım ve bakmadım. Yapamadım çünkü taşınma işleri umduğumdan daha uzun sürdü. Yok efendim emlakçı ile beraber ev ev dolaş, eşyaları topla, paketle, koli bul, yükle… Yeni ev bul, kontrat imzala, tadilatları tamamla (ki halen bitmiş değil), adam tut, toplanmış eşyaları taşı, boşalt, paketlerden çıkar, yerleştir. Tesisat, elektrik… Aeeeeeee!!! Bunların hepsi zamanımızı çalmaya yetti. Ve halen eskisi kadar olmasa da uğraştırıyor. Unutmadan, taşınmadan evvel gelen hayvanvari telefon faturasını ablama çaktırmadan ödemem ise ayrı bir konu. Herhalde bunu görseydi, kafamı mutfak lavabosuna dayayıp, meyva bıçağı ile zevkle (abarttım galiba) keserdi! Maddi olarak yamulmuş durumdayım. Marmaris Telekom’un sisteminin göçmesi, ödenmiş ağustos ayının faturasını tekrar ödetmesi, benim de bazı özel sebeplerden dolayı o faturayı göstermeden ödemek zorunda olmam buna sebep oldu. Toparlanmam bir ay alır herhalde.

Devamını Oku »

Mel Odom İle Röportaj

Sanırım başlıktan da belli. Evet bu bir röportaj. Sanırım her ay bundan böyle bir yazar ile röportaj yapmaya çalışacağız. Peki fikir nasıl oluştu? Benim şu an kitap bölümünü yazmakta olduğum heavy metal dergisi “Headbangers” her ay tanınmış gruplarla röportaj yapıyordu. Mesela bu ay Manowar ve Blind Guardian ile söyleşi yaptılar. “Aynı şey neden Kayıp Dünya için olmasın?” dedim. Ama arada bir fark olacaktı, biz müzik grupları yerine, tanınmış (en azından bizim yurdumuzun dışında) yazarlarla röportaj yapacaktık. Ve bu fikrimi Altuğ’a bildirdim. Kendisi de düşüncemi beğendi ve kabul etti. Sonuç; İlk röportajımız “Wizard of the Coast” yazarlarından Mel Odom. Amacımız ise gayet basit. Şimdi kitaplarını severek okuduğumuz, yaşını başını almış bu insanlar da bir zamanlar sizin, bizim gibi yazmayı hobi olarak gören, veya bu işe ciddiyetle yaklaşan ama hangi yolu takip edeceğini bilemeyen kişilerdi. Kayıp Dünya’da yazı yazmayı bir sevgili gibi gören arkadaşlar (tamam biliyorum biraz abarttım  ), yazarlara sorduğumuz sorularla kafalarındaki soru işaretlerini belki bir nebze yok edebilirler. Bu konuda ufacık bir yardımımız bile olsa biz kendimizi, görevimizi yerine getirmiş sayar, büyük mutluluk duyarız (bir hayli ciddi yazmışım, dilekçe gibi. Hadi hayırlısı (Unutmadan; röportajın bazı yerlerinde parantez açarak cevapların arasına girmek zorunda kaldım. Çünkü bazı kelimelerin Türkçe’ye çevirisi zordu)).

Devamını Oku »

Çizgi Romanda Bilimkurgu

Aşağıda okuyacağınız yazı iki sanat dalının ortak gelişim sürecinde karşılaştıkları ve aşmak zorunda oldukları zorlukları size sunacak. Bilimkurgu ve çizgiromanın ilk dönemlerindeki ortak ürünlerinin neler olduğu konusunda sizi bilgilendirirken minik bir tarih turuna sizi davet edecek…Hakan Alpin Temelleri belki de milattan sonraki 2. yüzyılda Eski Yunan yazarı Lukianos’un bir öyküsüyle atılmıştı. Ay özleminin yönlendirdiği hayali bir Ay yolculuğuydu anlatılan. Ancak karakteristik özelliklerinin belirginleşmeye başlaması 18. yüzyıldan itibaren hızlı bir ivme kazanan bilim ve teknoloji desteğiyle olmuştu.

Devamını Oku »

12 Büyük Görev

Zeus’un oğlu oluşu muydu Herakles’i  böyle ünlü yapan  ya da ölümlü bir kadından doğduğu için Hera’nın ona duyduğu sonsuz nefret miydi? Elbette bunlar da geçerli nedenler ama Herakles’i unutulmaz yapan asıl şey ona verilen on iki büyük ödevi başarıyla yerine getirmiş olmasıydı. Bu görevlerin ona verilmiş olmasının altında da yine Hera’nın istekleri yatıyordu. Zeus kıskanç karısını birazcık memnun edebilmek istiyordu bunun yanında oğluna da zarar gelmesini istemiyordu. Büyük kahramana istemeden de olsa kendi adını vermiş olan Hera onun bu görevleri başarmayacağını ümit ederken Zeus oğlunun bunu başaracağını biliyor ve ona karşılığında ölümsüzlüğü vaat ediyordu.

Devamını Oku »

Türk Mitolojisi

Tarihte Türkleri birleştiren, onları aynı bayrak altında toplayan hiçbir olgu olmamıştır. Ne din, ne dil, ne vatan ne de çıkarlar hiçbir zaman ortak olmamıştır. Kendilerine ‘Halk’ anlamaına gelen Hun adını veren kavimi birleştirici bir unsur tarih boyunca bulunmamıştır. Şu an Hun soyundan gelen ve kendilerine Türk adını veren tek kavimse Oğuz’lardır. Bu yüzden diğer ‘türki’ milletlere türk demek ne kadar doğrudur bilinmez ama en azından Hun soyundan gelen bütün halkların efsaneleri az çok birbirine benzemektedir… Her ne kadar “Delinin biri kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” atasözünü, Sümerler’in türklerle akraba olduğunu iddia edenlere karşı söyleyen bir grup olsa da Sümerler türklerle akrabadır. Ve Türk Mitolojisinin ilk hikayeleri Sümerler’le örtüşmektedir.

Devamını Oku »

Thor’un Çekicinin Çalınışı

Thor’un çekicinin çalınışı mizahi yönü nedeniyle olağan üstü bir söylencedir. Kuzey Mitolojisi’nin ‘ Superman’i olan Thor’un kadın kılığına girmek zorunda kalması, yüzyıllar boyu okuyucuları gülümsetmiş olmalıdır. Çekiç fırlatan Thor,bir sabah uyandığında çekicini (Mjollnir) bulamadı. Kalbini şiddetli bir öfke doldurdu. Sinirli sinirli kırmızı saçlarını sallıyor,parmaklarıyla sakalını sıvazlıyordu. Sonra umutsuzluk içinde Loki’yi buldu. Loki kargaşa çıkarıcılığı ile kasvetli bir kişiliğe bürünen ama iyi niyetli bir tanrıydı.

Devamını Oku »

Flint Fireforge: Her Şey Onunla Başladı

Flint Fireforge, Kharlois dağlarında doğmuş ve büyümüş bir tepe cücesidir. Ejderha Mızrağı destanını okumuş olanlar bileceklerdir ki, Flint Fireforge kahramanları bir araya getiren, hepsinin hayatında eksik olan bir parçayı tamamlayan, onları kendi -olmayan- çocukları gibi gören ihtiyar cücedir. Flint’in hayatına kısaca değineceğim; büyükbabası Reghar Fireforge, kendi toplumları olan Tepe Cüceleri arasında önemli bir liderdir. Reghar, “Dwarfgate Savaşı” olarak bilinen Tepe Cüceleri ile, akrabaları olan Dağ Cüceleri ile yapılan trajik savaşta, binlerce kurban gibi ölmüştür. Ailesinde Flint’in sonunu hazırlayan kalp hastalığı, Flint’in büyük amcasının da erken ölümüne yol açmıştır. Savaştan kısa süre sonra, Dağ Cüceleri’nin Thorbardin’in kapılarını dünyanın geri kalanına kapatması ile Flint’in kendi kaderini çizmek için halkından ayrılması aynı zamana denk gelir.

Devamını Oku »

Sturm Brightblade Anısına

Kış Gecesi Ejderhaları‘nı okuyanlar (Ejderha Mızrağı Üçlemesi 2. Kitap) serinin birinci kitabından beri melankolik bir onuru ve imkansız idealleri ile okuyucunun dikkatini çekmiş olan Solanmiya Şövalyesi Sturm Brightblade’i hatırlarlar. Sturm tanrıların bile ellerini çekmiş olduğu yalanların ve yalancıların dünyasında onuru için yaşamakta olan ve iradesi hayatı gibi dünyadaki sefaletin bir parçası olmaktan ileri bir şeyler yapmaya çalışan “sözü onuru,onuru ise yaşamı” olan benzerlerine gerçek hayatta değil ancak iyi yazarların romantik dünyalarında rastlayabileceğimiz ve benim açımdan ölümü tüm serinin en hüzünlü olayı olan Solamniya Şövalyesi idi. Belki aranızdan kitabı okumuş olanlarınız da Sturm’un ölümü ve Qualinesti Prensesi Laurana’nın cenazesinde yaptığı konuşma ile benim gibi hüzünlenmiştir.

Devamını Oku »

Son Videolar