Son Haberler

Son Haberler

Terran

  Batı Uygarlığı’nın Çöküşü 21yy’ın sonlarına doğru insanoğlu Dünyada eşi görülmemiş değişikliklere tanık oldu. Yeni radikal teknolojiler inanılmaz miktarlarda ortaya çıkıyor, gelişmiş bilgisayarlarla bilgi bankalarına hatta Dünya’nın en ücra köşelerindeki milletler hakkında bilgilere erişimi kolaylaştırıyordu. Doğudaki Komünizmin kökünün kurumasıyla birlikte, nükleer silahların dağıtımı da hızlı bir şekilde yaygınlaşıyordu. Bir zamanlar ekonomik ve ordu üstünlüğüyle tanımlı olan uluslararası süper güç anlayışı, 3. Dünya ülkelerinin bu askeri ve ekonomik dengeleri sarsmasıyla bozulmaya başladı. Sibernetik biliminin hızlı gelişimiyle klonlama ve gen ekleme sürekli kamuoyuna sunuluyor, militan hümanist ve sıkı dinci grupları genetik deneylerden kar eden özel yatırım kurumlarıyla karşı karşıya geliyordu. Bir sürü insan sibernetik eklentilerle yenileniyor, bazılarıysa gelişmiş telepati ya da yükseltilmiş duyular gibi hafif fiziksel mutasyonlar gösteriyordu. İnsan geni haritasındaki bu dramatik gelişmeler, görüş birliği ayrılıklarıyla geniş paniklere neden olmaya başladı. Teknoloji gelişmeye ve yayılmaya devam etti, nüfus oranları patlama noktasındaydı. 21. yy’ın hemen hemen sonlarına doğru Dünya’da 6 trilyon insan yaşıyordu. Kirlilik ve doğal kaynaklarla harcanabilir yakıtların azalmasıyla liderler milletlerinin soylarının devamı için uğraşıyordu. Aşırı nüfus ve gen değişimleriyle birlikte kaçınılmaz felaketin yaklaştığı şeklinde genel bir görüş oluşmaya başladı. Bu arada, dünyadaki tansiyonlar genetik mutasyon ve sibernetiğe yatırımla ilgili olarak gerilirken, pek çok dev uluslararası ekonomik sistem kendi üstlerine düşüp kapatıldı. Terörizm ve şiddet kurumsal sektörle kamu kuruluşları arasında sürekli kol geziyordu. Tüm dünyada polis örgütlerinin baskısı artmaya başladı. Sorumsuz medya patronlarıyla bu acımasız baskılar zaten karışmış pek çok büyük ülkede iç kaoslara neden oldu. En sonunda dünya güçlerindeki belirsiz denge uluslararası cümbüşe dönmüştü. Yeni Düzen 22 Kasım, 2229’da insanoğlunun ortak çıkarlarını korumak amacıyla şu anki UN’in yerine sayılabilecek UPL(United Powers League) kuruldu. Bu düzen birkaç değişken Güney Amerika eyaleti dışında Dünya nüfusunun yaklaşık %93’ü tarafından kontrol ediliyordu. UPL, ‘aydınlık sosyalizm’in temelleri üzerine kurulmuştu, fakat yerel düzenleri sağlamada sert, faşist polis eylemleri yöntemine başvuruyordu. Buna rağmen 98 yıla yakın süren kontrolünde UPL pek çok kültürün tamamen birleşmesi yolunda önemli bir adım attı. Irkçılığın kökünün kurutulması yolunda ise çok önemli mesafeler kat edildi ve Birleşik Komisyon pek çok eski inanışı yasakladı. Ve yine pek çok dil doğduğu ülkelerde yasaklanıp, İngilizce gezegenin ortak dili olarak kabul edildi. Büyük Arınma Sekiz yüzyıl önce kanlı sorgulamaların Avrupa’yı karıştırdığı gibi, UPL en sert gündemlerinden birini uygulamak üzere harekete geçti: Arınma Projesi. Bu soykırım mücadelesi, Hükümetin insanlığın çeşitli dejenere yüzlerinden temizlenmesi için bulduğu son çözümdü. UPL askerleri dünyadaki tüm milletlere yayılarak, muhalifleri, bilgisayar korsanlarını, sentetik ve sibernetikleri ve diğer her çeşit suçluyu bir yere topladı ve seçilen 400 milyon kişiyi acımasızca katletti. Artık tamamen UPL kontrolünde olan Dünya basını bu korkunç zorbalığı görmezlikten gelirken çoğunluk bu vahşetten habersiz kalıyordu. Bu arada UPL pek çok çekirdek teknolojinin gelişimine de ön ayak oldu. Yüzyıllarca uykuda kalan pek çok araştırma, UPL kontrolünde gün ışığına çıkarıldı. 20. yy ortalarında sürekli politik sabotajlar ve azalan bütçeleriyle Amerika ve Rusya tarafından son verilen Uzay Keşfi programları, insanlığın keşiflerindeki yeni dönemin temelini oluşturdu. Sayrojenik uyku ve warp-yolculuk teknolojilerinin birlikte kullanımı yıldızlar arasında seyahati mümkün kıldı. 40 yıl gibi bir sürede UPL ayın üstünde ve Terran güneş sisteminde koloniler kurmuştu. Bu süre içersinde, genç ve zeki bir bilim adamı olan Doran Routhe gücünü UPL ile birleştirme planları yapıyordu. Arınma Projesi’nin pisliklerine bulaşmamış olan Routhe’un kafasına Terran Sektörü dışında koloniler bulma fikri takılmıştı. Ona göre dış dünyalarda bulacağı yeni mineraller ve alternatif yakıt kaynakları onu dünyanın en etkili adamı yapacaktı. Politik bağlantıları ve şansı ile, gizli planlarını gerçekleştirmek üzere binlerce mahkumu denek için kaçırmayı başardı. Arınma Projesi ile seçilip toplu idamı bekleyen mahkumlar, Routhe’un özel laboratuarlarına getirildi. Mahkumları dış dünyada kolonize olmak üzere yollamayı düşünen Routhe, ekibiyle birlikte 56.000 kişiyi uzun sayrojenik uykuya yatırmak üzere hazırlanmaya başladı. Mahkumların çeşitli mutasyonlarını ve sibernetik eklentilerini kaydedip tüm bilgiyi yeni bir süper-bilgisayara aktardı. ATLAS (Artificial Tele-Empathic Logistics Analysis System) adını verdiği bu sistem, genetik bilgileri işleyip hangi mahkumların hayatta kalabileceğini hesapladı. Seçilen 40.000’e yakın mahkumu 4 devasa süper-taşıyıcıya yükledi. Mahkumlar sayrojenik uykuya hazırlanırken, gemiler hesaplanan yere vardıklarında kullanmaları için yeterli tedarik ve donanımla yükleniyordu ve sefer bilgisayarı Gantris IV koordinatlarına programlandı. Her şey mükemmel gözüküyordu ama Routhe bile mahkumların uzay ortamında neredeyse kesin ölümlerine gönderildiğini düşünmemişti. Sürgün ve Uzun Uyku ATLAS süper-taşıyıcı gemilerin ilki olan Nagglfar’a yüklenmişti. Nagglfar, Gantris VI’ya doğru fırlatıldıktan sonra diğer 3 taşıyıcı – Argo, Sarengo ve Reagon onu takip etmek üzere programlanmıştı. Yolculuk boyunca – ki buna nesiller sonra ‘Uzun Uyku’denecekti – ATLAS sayrojenik hücrelerinde uyuyan insanları gözlüyordu. Mahkumların gen havuzunda bulunan çeşitli mutasyon ve eklentileri değerlendirirken bazılarının DNA’sında bulunan mutajenik kalıntının farkına varmıştı. Mahkumların yüzde 1’inden daha azında olmasına rağmen, bu mutasyon insan beyninin gizli potansiyellerini arttırıcı özellikteydi. ATLAS, mahkumların kurtulması halinde birkaç nesil içerisinde bazılarının bu mutasyondan faydalanmak isteyebileceğini hesapladı. Bu arada bütün bulguları naklen Routhe’un kayıtlarına gönderiyordu. Bir sene olarak hesaplanmasına rağmen yolculuk çok daha uzun sürdü. ATLAS’ın navigasyon sistemi arızalanmış, sadece Gantris VI’nın değil Dünyanın da koordinatları silinmişti. Çaresiz kargolarıyla dört gemi warp hızıyla uzayda otuz seneye yakın ilerledi. Sonunda 4 süper taşıyıcının motorları kritik seviyede ısınmaya başladı. 28 yıllık yolculuktan sona, koca gemiler uzayın derinliklerinde yerleşilebilir bir yıldız sistemine varmıştı. Dünyadan 60.000 ışık yılı uzakta motorları bozulmuş, yaşam destek güçleri neredeyse bitmiş olarak gemiler acil durum koşullarına uyarak sistemdeki en yakın ve uygun gezegene doğru ilerlemeye başladı. Reagan ve Sarengo düşerek Umoja adlı gezegene indi. Sarengo’nun sistemleri atmosfer ortamında büyük ölçüde hasar almıştı ve 8.000 yolcusuyla birlikte gezegene çakıldı. Reagan daha şanslıydı ve kontrollü bir alçalmayla güvenli bir şekilde inmeyi başardı. Gemi inince, ‘soğuk uyku’ hücreleri açıldı ve hayatta kalan yolcular yavaş yavaş uyanmaya başladı. Nerede olduklarını ve nasıl ‘uyuduklarını’anlamaya çalışan yolcular, ATLAS’ın bir şekilde yolculukla ilgili tüm bilgileri sistemden sildiğini buldular. Argo kızıl bir dünya olan Moria’ ya indi. Yolcuları Reagan’dakilerle aynı kaderi paylaşıp durumları hakkında bir bilgi bulamadılar. Sadece Nagglfar’daki yolcular gemideki bilgisayardan içinde bulundukları durumu anladılar. ATLAS’a direkt olarak erişip Dünya’ya bir daha ulaşamayacakları şüphelerini doğrulamayı başardılar, çünkü Tarsonis adındaki ılıman gezegene inmiş olmalarına rağmen Nagglfar onarılamayacak derecede hasar görmüştü. Sürgünler böylece kurtulmuştu ve hasarlı gemilerden kurtardıkları mallarla ve birer sığınak bulma ümidiyle artık 3 farklı dünyada yayılmaya başladılar. Konfederasyon ve Yeni dünya Her gezegendekiler ‘Yeni Dünya’adını verdikleri ortamda yaşamaya çalışıyorlardı. Dostlarının sistemdeki diğer dünyalara yayılmalarından habersiz, başıboş Terranlar ellerine geçen her kaynağı değerlendirmeye uğraşıyordu. Gemilerden gerekli eşyaların sökülmesiyle gezegenler arası mesafede iletişimden soyutlanmışlardı ve ayrı gruplarda yüzyıllarca yaşadılar. Daha az kısa bir sürede 3 ayrı Terran grubu kardeş kolonilerini fark ettiler ve 3 koloninin tekrar uzayda birleşmeleri 60 yılı alacak olsa da, her biri kendi içlerinde başarılı topluluklar kurdu. Kolonilerden teknolojik ve diğer açılardan en gelişmiş olan Tarsonis, kısa zamanda 2. nesil yarı-warp motorları geliştirdi. Böylece yıldız sistemindeki sayısız gezegenden bazılarını ve Uzun Uykudan diğer kurtulanların gezegenlerini keşfettiler. Artık birleşmişler ve üç koloni karşılıklı ticaret ve alışverişten faydalanmaya başlamıştı. Tarsonis’in birleşik bir devlet kurmak için Umoja ve Moria’ya sürekli baskı kurmasına rağmen 2 koloni sürekli reddetti. Tarsonis filosu Koprulu Sektörü adını verdikleri Terran bölgesindeki uzayda keşiflerine devam etti. Sistemdeki diğer yedi dünyada keşfettikleri görkemli koloniler güçlü Tarsonis ordusunun daha da büyümesine yardımcı olmuştu. Tarsonis kolonileri Terran Konfederasyonu adını verdikleri yeni bir hükümet kurdu. Sektör’deki en fazla maden ocaklarından faydalanan Morian kolonisi Konfederasyon’un bölgeye yerleşip madenlerin kontrolünü almasından korkuyordu. Böylece gizli ve ortak Kel-Morian Karteli kuruldu; amacı Konfederasyon tarafından rahatsız edilen Maden Loncalarına yardım etmekti. Konfederasyon ve Kartel arasında gerginlik arttı ve Lonca Savaşları patlak verdi. Lonca Savaşları dört yıl kadar sürdü ve sonunda Konfederasyonun Kartelle görüşmeleriyle barış sağlandı. Kel-Morian Kartel’i, özerkliğini koruyabilmiş olmasına rağmen işletimindeki madenlerin neredeyse tamamını Konfederasyon’a kaptırdı. Konfederasyon’un çirkefliğini fark etmiş olan Umoja kolonisi, Umoja Kardeş Devleti’ni kurdu. Sonuçta, Konfederasyon, Lonca Savaşlarıyla Terran güç yapısının önemli bir taşı olduğuna emin olmuştu. Konfederasyonun gücü bitmek tükenmek bilmeyen genişlemelerine paralel olarak ilerliyordu. Konfederasyon yurttaşlarını su istimal ettikçe korsan grupları ve radikal milisler, her fırsatta ortaya çıkmaya başladı. Bunun da en belirgin örneği Korhal’ın ısyanı oldu. Korhal’ın İsyanı Korhal Tarsonis kolonileri tarafından kurulmuş Konfederasyonun çekirdek dünyalarından biriydi. Zenginlik ve bilim dünyası olan Korhal’ın, Konfederasyonun ordusuna ve teknolojik ilerlemesine büyük katkısı oluyordu. Devamlı üretkenliklerinden faydalanmalarına rağmen, yerel halk Konfederasyon’un genelde kötü Senatörlerine içerliyordu. Bağımsızlıklarını ele geçirmek üzere, halk, yerel Konfederasyon güçlerine sayısız isyanda bulundu. Konfederasyon ise daha ılımlı bir şekilde koloniye savaş hali yasalarını getirdi. Bu, ortalığı daha çok kızıştırmıştı ve zaten yaygın olan iç kaos çıktı. En çok şımartılan kolonilerinin isyan etmesi durumunda diğer kolonilerin de isyan edebileceğini düşünen Konfederasyon Korhal’daki krizi kesin olarak çözme kararı aldı. Çevik bir eski Korhal Senatörü olan Angus Mengsk yurttaşlarının isteklerine karşılık vermek üzere liderliği ele aldı. Mengsk Konfederasyona savaş ilan ettiğinde özgürlükleri neredeyse kaçınılmaz gibi gözüküyordu. Korhal’ın insanlarını gönüllü bir vatanseverlik çılgınlığına kışkırtan Senatör, Konfederasyonun tüm karakollarını ele geçirdi. Bir bildirgeyle Konfederasyonun Korhal’da hiçbir hak iddia edemeyeceğini yayınlayarak diğer mücadele eden kolonilerin de saygı ve takdirini kazanmıştı. Durumu zaptetmeye çalışan Konfederasyon tüm birlik ve filolarını Korhal’dan geri çekti. Mengsk ve diğer liderler bağımsızlıklarını kazandıklarını düşünerek Konfederasyona karşı kazandıkları zaferi kutladılar. Konfederasyon ise diğer kolonilerini düşünerek Korhal’ı tekrar almak istiyordu. Konfederasyon, Mengsk ve yandaşlarını öldürmek üzere sadece isimleri bilinen Hayaletler adlı 3 ölümcül suikastçısını Korhal’a gönderdi. Hemen ardından genç kızı ve eşininkilerle birlikte Senatörün cesedi ertesi sabah kule şeklinde bir kale olan karargahlarının balkonunda bulundu. Mengsk’in kafası hiç bulunamadı. Bu katliam Korhal’daki isyanı zayıflatmada başarılı olmuştu ama aynı zamanda Konfederasyonun gördüğü en büyük düşmanları da atağa geçirmişti. Başarılı bir Konfederasyon maden arayıcısı ve iş adamı olan Arcturus Mengsk, ailesinin ölüm haberini almıştı. Yıllarını maden aramakla geçirmiş olan Mengsk Konfederasyon’un amaçlarına ulaşmak için her türlü yolu denediğini zaten biliyordu. Sektör politikalarıyla ilgisizdi ve Korhal’ da araları açık olan babasının davranışlarını yersiz buluyordu. Fakat ailesinin basit bir amaç uğruna katledilmesini hiç beklemiyordu. Ölümleri genç Arcturus’un içindekileri harekete geçirmiş ve vaadeden geleceğini bırakıp intikamın yalnız yollarını seçti. Böylece Mengsk, babasına Konfederasyon’a karşı yardım etmiş olan çeşitli militan gruplarını toplayıp etkili fakat bir çeşit başıbozuk bir ordu kurmayı başardı. Mengsk’in takipçileri Konfederasyon’un çeşitli üslerine ve yerleşim birimlerine asker, makine ve ekipman açısından pahalıya mal olan cesurca saldırılarda bulundu. Umojan Kardeş Birliği ve Mengsk’in grubu arasında gizli bir ittifak olduğu söylentilerinin yayılmasıyla Konfederasyon durumlarına son noktayı koyacak çözümü bulmak için toplandı ve uzaktaki başkentleri Tarsonis’den bin kadar Apocalypse-tipi nükleer missili Korhal’a fırlatma kararı aldı. Dört milyondan fazla insan bu acımasız saldırıda yok edildi. Korhal görkemli kolonisiyle birlikte bir anda tozdan bir küreye dönüşmüştü. Tahribatın haberleri küçük Umojan devletinin sınırlarında gizli bir üste bulunana Mengsk’e geldi. İntikamını almaktan başka birşeyi kalmamış olan Arcturus ve çevresindekiler Konfederasyonu indirmek için kutsal bir yemin ettiler. Kendilerine Korhal’ın Oğulları adını veren Arcturus ve gönüllüler takımı kısa zamanda kendilerini Sektör’de en çok arananlar listesine koydular. Ani ve hızlı saldıran Korhal’ın Oğulları Konfederasyon’a karşı sayısız zafer kazandı. Ama adalet adına kazanılan her savaşta Arcturus, Konfederasyon tarafından kontrol edilen medya ile aklını yitirmiş bir terörist olarak gösteriliyordu. Pekçok koloni grupla ilgisi olanlara barınak veya hizmet vermeyi reddediyordu. Skandallarla kamuoyonun tepkisine rağmen Mengsk, Konfederasyona karşı savaşmayı bırakmadı. Korhal’ın Oğulları bugün de Konfederasyon Kuvvetlerini karıştırnak ve Sektör’e huzur verme görevlerini yerine getirmek için uğraşmaktadır. Savaş Çeşitli koloni güçleri ve korsan milisleri Konfederasyon birlikleriyle bir süre daha dalaşmaya devam etti. Pekçok grubun birbirleriyle savaş halinde olmasına rağmen genel olarak Terranlar, Koprulu Sektöründe genişlemeye ve güçlenmeye devam ediyordu. Bu küçük atışmalar da yakında Terran kolonilerinin başları büyük bir belaya girince bitecekti. Hiçbir uyarı vermeden elli kadar yabancı savaş gemisi uzaktaki bir Konfederasyon kolonisi olan Chau Sara’nın gökyüzünde alçaldı. Devasa gemiler aniden kuşkulu koloninin tüm yerleşim birimlerine birden saldırdı. Daha önce eşi görülmemiş bu saldırı Konfederasyon güçlerini habersiz yakalamış, Terran filolarını dağıtmıştı. Terranlar yabancı yaratıkların hiçbirini yakalayamadan kendilerini bu yeni, gizemli düşmandan korumak üzere hızlı bir şekilde geri kaçtılar. Yaratıkların filosu bir başka Terran gezegeni Mar Sara’ya doğru ilerlerken Konfederasyon biçimsiz bir orduyla karşı saldırı başlattı. Bu arada kendilerini Protoss olarak tanıtan yaratık filosu, gizemli birşekilde güçlerini geri çekerek koloniyi geride bıraktı. Hemen ardından, Mar Sara’nın dışında ikinci ve korkunç bir yaratığın varlığı farkedildi. Bu yeni böceksi işgalciler az önce koloniye saldıran Protosslardan çok farklıydılar. Hiçbir Terran kuvveti bir değil iki tane garip yaratık ırkını ortadan kaldıracak güçte değildi. Ortak bir paranoyak korkuyla dehşete düşmüş ve kendi politik iç savaşlarıyla çaresiz durumdaki koloniler, Terran Sektörünün ortasında patlak veren savaşa doğru ilerleyen ve sayıları sürekli artan işgalci yaratık akınlarını sadece oturup seyredebiliyordu.

Devamını Oku »

Starcraft Tarihi

  StarCraft’ın Konusu Bu yazıda StarCraft evreninin tarihinden bahsedeceğiz. Bu tarzdaki diğer strateji oyunlarında olduğu gibi StarCraft’ta da oyuncuların bilgisayara karşı oynayabileceği önceden hazırlanmış savaş görevleri bulunmaktadır. Bu görevler genellikle oyuna giriş düzeyinde başlar ve giderek çok daha zorlu bir hale gelir. Bu görevler StarCraft’ın kurgusal evreninde, farklı zaman dilimlerinde, farklı mekânlarda geçer. Bir önceki görevde olan olaylar bir sonraki görevde olacaklara zemin hazırlar. Blizzard Entertainment’ın ilk iki Warcraft oyununun aksine, StarCraft görevleri oyuncunun seçtiği tarafa göre değişen alternatif olaylar zinciri yaratmaz, tek ve çok daha geniş bir tarihin farklı noktalarını oyuncuya sunar. Ayrıca StarCraft’ın öyküsü diğer pek çok video oyunundan çok daha detaylı ve karmaşıktır. İçeriğinde ana karakterlerin kişisel olarak trajik ve destansı öykülerini de barındıran Starcraft’ın hikâyesi, oyuna sinematik bir tat verebilmek adına profesyonel bilimkurgu yazarının katkılarıyla hazırlanmıştır. StarCraft’ın görevleri Star Wars filmleri gibi “bölümler” şeklinde numaralandırılmıştır. Bunun yanında oyunda görevler video kliplerle, yazılı anlatım ve tanımlamalarla zenginleştirilerek StarCraft evreninin arka planıyla birlikte ete kemiğe bürünmesi sağlanmıştır. Hatta Blizzard bazı serbest yazarların StarCraft oyunlarının ötesini anlatan romanlar yazmalarına izin vermiştir. StarCraft hayranlarına bunlardan başka görevler ve tarihsel detaylar da sunulmuştur fakat bunlar hikâye kanonunun içinde değerlendirilmediğinden burada yer almayacaktır. StarCraft’ta üç tane ırk bulunmaktadır: Hain insan ırkı Terranlar, asil ve paranormal ırk Protosslar ve korkunç görünüşe sahip, böceğe benzeyen Zerg ırkı. Öykünün gidişatı bu üç ırkın kaderlerini, liderlerini ve galaksinin uzak kesimlerinde egemenlik için giriştikleri savaşları içerir. Genellikle oyuncunun seçtiği ırk bölüm sonunda galip gelir fakat diğer ırklar üzerinde mutlak bir hâkimiyet sağlamaz. İlk Dönemler Xel’naga Xel’naga galaksiler arası bilim adamlarından oluşan ve nesillerinin tükendiği düşünülen bir ırktır. Dünya-gemileriyle Samanyolu galaksisine gelmişler, kendi hayat döngüleri için önemli olan saf formu ve saf özü yaratmak için pek çok canlı türünü kullanmaya başlamışlardı. İlk başta Aiur çevresinde buldukları akıllı ve psişik bir yaşam formu olan protossları değişikliğe uğrattılar. Protosslarda hem saf formun hem de özün bulunduğunu keşfettiler. Fakat Xel’naga deneyleri çok fazla arttırarak protossların psişik yeteneklerinin ve saf özlerinin yok olmasına sebebiyet verdi. Protoslar Xel’naganın onları terk etmesiyle deliliğe kapıldı. Xel’naga, Zerus’un orta kısımlarında başka bir ırk olan Zergleri keşfetti. Bu küçük böceğimsilerde saf özü gözlemlediler. Xel’naga sezgisel istekleri içeren ve onları hivemind ile birbirlerine bağlayan Overmind’ı yarattı. Fakat Overmind, Xel’naga’nın varlığının farkına vardı ve uzayda uçabilen üniteler üreterek adamlarına dünya-gemilere saldırmalarını emretti. Xel’naga ırkının büyük kısmı yok oldu. Protosslar Tanrılarından yoksun kalan Protosslar (Xel’naga’yı tanrı olarak görüyorlardı) nesiller süren devasa bir iç savaş olan Büyük Kavga’ya sürüklendiler. Mistik Khas, Khaydarin Kristalleri olarak bilinen Xel’naga kalıntılarındaki gücü kullanarak Protossların psişik bağını tekrar kurdu. Bu bağa Khala adını veren Khas, ırkının yaralarını sarmasına yardım etti. Protossların deliliği böylece son buldu. Protoss toplumu üç kasta ayrılmıştır: Conclave tarafından yönlendirilen dini liderlerden oluşan Judicator Kastı, halkı koruyan savaşçıların bulunduğu Templar Kastı ve işçi, zanaatkâr ihtiyacını karşılayan Khalai Kastı. Protosslar, Xel’naga teknolojisini bolca kullandı. Protosslar daha önce xel’naga tarafından kontrol edilen pek çok medeniyeti etkiledi, Dae’uhl düşünce sistemine göre kendilerinden düşük ırkları korudu ve yönettiler. Terranlar Koprulu Sektöre vardıklarında onları da gizliden gizliye korudular. Büyük Savaştan hemen önce Protosslar, Xel’naga tarafından değiştirilen başka bir ırk olan Zerglerin farkına vardılar. Zergler yavaş yavaş Terran gezegenlerini işgal etmeye başlamışlardı. Templar Kastından Tassadar’a filosunu toplayıp en yoğun şekilde istilaya uğramış gezegen olan Chau Sara’yı tamamen temizlemesi emredildi. Tassadar, Terran Konfederasyonunda paniğe neden olan emirleri yerine getirdi. Bir sonraki görev olan Mar Sara’da ise Terranların Zerglere karşı şanslarının olduğuna inanıp gezegeni temizlemeyi reddetti. Dark Templar Büyük Kavgayı takiben Protosslar bir daha böyle bir olayın yaşanmaması için davranışlarını idare eden bir din ve psişik bir düşünce sistemi olan Khala’ya kendilerini bağladılar. Haydutlar olarak bilinen bir takım Protoss Khala’ya bağlanmayı reddetti ve Conclave’den saklandı. Sonunda Conclave, Templar Kastının lideri genç Adun’a onları katletmesini emretti. Bunun aksine Adun onlara Conclave’den nasıl kaçılacağını öğretti. Fakat Haydutlar Khala olmadan güçlerini kontrol edemedi ve kaza eseri Aiur üzerinde devasa bir psişik fırtınaya sebebiyet vererek varlıklarını belli ettiler. Conclave artık kendilerini gizleyemeyen Haydutların Aiur’dan sürülmeleri emrini verdi. Zaman geçtikçe, psişik dokungaçlarını keserek kendilerini Khala’dan ayırmayı gelenek haline getirdikleri için onlara Dark Templar denildi. Yurtlarından sürüldükten sonra, Dark Templerlar karanlık gezegen Shakuras’a yerleşip Matriarch Raszagal tarafından yönetildiler. Zergler Zergler protosslardan sonra biyolojik olarak geliştirilmiş ikinci ırktır. Saf öze sahip olan zergler aslen kurbanlarının genetiğini özümseyen solucanımsı parazit ırkıydı. Xel’naga’nın yaptığı Overmind tarafından kontrol edildiler. Xel’naga ile iletişimi kopan Overmind, Zerg güruhlarını onları yok etmek ve ilimlerini çalmak için yolladı. Zerg Güruhları ölümsüz Overmind’ın üstünlüğünde bir hiyerarşi yarattı. Overmind’ın altında ölümsüz Cerebrateler ve Overlordlar bulunmaktaydı. Modern Zerg Güruhu zorlu şartlara dayanabilen ve çoğu savaşa hazır olan Zerglerden oluşmuştu. Overmind’ın protosslardan haberi oldu ve onları özümsemeye karar verdi. Terranları keşfettikten sonra ise psişik potansiyellerini sindirerek protossları fethetmede kullanmak istemişlerdir. Zergler Chau Sara’yı ele geçirince Protosslar buna gezegendeki tüm yaşamı yok ederek cevap verdiler. O zamana kadar Zergler pek çok terran gezegenini istila etmişlerdi. Zergler arada terranları sıkıştırarak protosslarla savaşa girdi. Terranlar Dünyalı insanlar 2229’da United Powers League’in kontrolü altına girdi. Yeni hükümet “insanlığın yüceliği”ne inandı ve genetik müdahalelerle uğraşan ve hayati gerekliliği olmayan sibernetik ekipmana sahip herkesi yok etmeye çalıştı. Ayrıca suçlulara, dindarlara, siyasal aktivistlere ve diğer “muhalif”lere göz açtırmadı. Yaklaşık 40 sene sonra, Doran Routhe isimli bilim adamı bunlar gibi binlerce tutukluyu kolonileştirme projesi kapsamında süper-taşıyıcılara bindirmiştir. Tutuklular dondurularak ATLAS isimli devrimsel yapay zekâ da dâhil olmak üzere kolonilerin ihtiyaç duyduğu materyaller için tedarik edilmişlerdir. Fakat gemi hızlanarak varacağı gezegeni es geçmiştir. Yolculuk boyunca ATLAS, tutuklularda psişik güçlerin oluşmasını sağlayan, yüksek düzeylerde mutasyon oranları gözlemleyip bu bilgiyi Routhe’a göndermiştir. Yolculuğun 30. yılında kayıp gemiler Koprulu Sektöre varmıştır. Yeni terran kolonileri Tarsonis, Moria ve Umoja gezegenlerine yerleşir. Tarsonis’teki koloniler ATLAS’a erişmiş ve bu üç medeniyetin içinde yani Terran Konfederasyonunda en güçlü koloni durumuna gelmişlerdir. Pek çok Konfederasyon kolonisi ekonomi konusunda hükümetle anlaşmazlığa düşmüş ve isyanlara sebep olmuşlardır. Bu isyanlar genellikle Konfederasyon güçlerince bastırılmıştır. Konfederasyon, Moria kolonisiyle ve Kel-Moria birlikleriyle madenleri paylaşamadıkları için ekonomik nedenlerden savaşa girmiştir. Büyük Savaştan 10 yıl önce 2485’te bu olay Lonca Savaşlarına yol açmıştır. Konfederasyon zafer ilan edene kadar 4 sene sürmüştür. Konfederasyon, kolonilerine kötü davranmaktaydı. Sonunda Korhal IV isimli en gelişmiş koloni isyan çıkardı. Konfederasyon isyancı lider Angus Mengsk’i öldürdü. Dahi oğlu Arcturus’un başa gelmesiyle sonuçlanan bu karar büyük bir hataydı. Genç Mengsk bir dizi bombalama ve suikast eylemine karıştı. Mengsk’in, müttefikleri olan Umoja Hamiliğini ziyareti sırasında Konfederasyon Korhal IV’te üzerindeki tüm hayatı yok edecek güçte nükleer bir bomba patlattı. Direnişine Korhal’ın Çocukları ismini veren Mengsk emrinde kalan az sayıda birliğiyle gerilla savaşına devam etti. Korhal’ın Çocuklarının ilk görevinde Mengsk, gizli bir üssü bombalayarak Sarah Kerrigan isimli bir hayaleti kurtardı ve yeni keşfedilen zenomorflar ile ilgili gizli deneyleri öğrendi. Büyük Savaş 25. yüzyıl yaklaşırken, biyolojik değişime uğramış Zerg Güruhları Sektöre iniş yaptı. Daha sonraları Terranlar tarafından zenomorf olarak bilinecek olan Zergler Chau Sara’ya geldi ve gezegeni istilaya başladı. Konfederasyon yaratık istilasını bastırmak için Alpha Squadron birliklerini ve Cerberus saldırı birliğini gönderdi. Konfederasyon zergleri silah geliştirmede ve onlarla ilgili gizli bilgileri öğrenmede kullandı fakat Güruh’un gerçek tehlikesinden haberdar bile değildi. “Bay Liberty, bırakın açıklayayım. Yeni bir yaratık medeniyeti ile ilk yakınlaşmamızı sağladık. Bu yakınlaşmaya Chau Sara kolonisinin yok olması da dâhildir tabi ki. Koloniyi yakıp yıktılar, yerle bir ettiler.” (Alpha Squadron komutanı Edmund Duke.) Protosslar da ilgisiz durmadılar. Xel’nagaların oğullarıydılar ve atalarının çırağı olan başka bir ırkın, zerglerin farkına varmışlardı. Protosslar Zerglerdeki potansiyele karşı temkinliydiler. Chau Sara’ya yaptıklarını görünce de onlardan korkmaya başladılar. Hayati bir karar verip gezegendeki tüm canlıları yok ettiler. Fakat Zerglerin diğer Terran gezegenlerinde yayılmalarını durdurmak için ise çok geç kalmışlardı. Panikleyen Konfederasyon, Mar Sara’nın yakınlarındaki koloniyi korumak için Protossların yolu üzerine bir birlik gönderir. Böylece iki uzaylı ırkıyla birden çift taraflı olarak savaşa sürüklenirler. Kısa süre içinde Terranlar bu iki düşman ırkla sıcak temas yaşarlar. Böylece Büyük Savaş başlar.   İsyan Çığlıkları Chau Sara Protosslar tarafından halledilmiş olsa da Zergler Mar Sara çevresine çoktan konuşlanmış ve o gezegeni de istilaya başlamışlardı. Mar Sara’nın Hâkim’i çevredeki kolonileri korumakla görevlendirilmişti.  Fakat Chau Sara’da Edmund Duke tarafından yönetilen Konfederasyon birliği kolonileri, korumaktan çok zerglerin sahip olduğu bilgiyi ele geçirmekle uğraştılar.  Hâkim ve Mareşal Jim Raynor zerglere karşı etkin duruşları ndan dolayı Konfederasyon tarafından tutuklandılar. Arcturus Mengsk tarafından yönetilen anti-Konfederasyon grubu Korhal’ın Çocukları tarafından kurtarıldılar. Mar Sara’nın Zerglerin eline düşmesiyle ve Konfederasyonun bölgeyi boşaltmasıyla, isyancılar Konfederasyonun psi-yayıcı denilen gizli cihazlarla kolonileri kışkırtmak için kasten zerglere saldırdıklarını öğrendiler. Mar Sara önce Zerglere kaptırılmış, sonra da protosslar tarafından temizlenmişti. İsyancılar Konfederasyona karşı insanları galeyana getirme ve destek kazanma amacıyla Antiga Prime’a doğru yol aldı. Burada telekinetik ve eski gizli ajan Sarah Kerrigan, Raynor ve Arcturus ile dost oldu. Mengsk zorla da olsa Alpha Squadron komutanı Edmund Duke’ü kendi tarafına kattı. Konfederasyonun karşı saldırısından önce koloni özgür bırakıldı. Korhal’ın Çocukları psi-yayıcılarla Konfederasyon ablukasındaki zergleri serbest bıraktı ve böylece isyancılar kaçabildi. Protosslar zergleri takip ettiler ve Antiga Prima’yı da temizlediler. Tarsonis yolu temizdi. Konfederasyon yaratık tehdidiyle boğuşurken Korhal’ın Çocukları başkente saldırdı. Yine de Mengsk düşmana karşı öldürücü darbeyi vuracak kadar güçlü olduğunu düşünmüyordu. Astlarının karşı çıkmasına rağmen psi-yayıcıların kullanılmasını emretti. Birlik halindeki zergler savunmayı delip şehirleri yıkmaya başladılar. Mengsk peşlerinden giden Protosslara karşı Zergleri koruması için Kerrigan’ı yolladı. Böylece Zergler işlerini yapabilecekti. Kerrigan protossları püskürttü fakat akabinde zergler tarafından çevrelendi. Israrlara rağmen Mengsk Kerrigan’ı terk edip gitti. Bu ihanet sonucunda Jim Raynor ve Raynor’ın Savaşçıları birliği Korhal’ın Çocuklarından ayrıldı ve Raynor’un Taarruzcularını kurdu. Tarsonis’in yıkılmasıyla Konfederasyonun gücü zayıfladı. Korhal’ın Çocukları Mengsk’in imparator olduğu, temeli Korhal’a dayanan Terran Hegemonyası’nı kurdu. Raynor, uğruna savaşılan ideallere ihanet edişlerine üzülerek tanıklık etti. Overmind ve Aiur’un Düşüşü Zergler xel’naga’nın ikinci mükemmel ürünüydüler ve saf öze sahiptiler. Zergler hivemind ile yeni ırkları içlerinde sindirdiler. Güruhun kontrolü ve kolektif bilinci Overmind tarafından ele geçirilmişti. Galaktik ana yurtlarından Koprulu Sektöre uzanan rotaları Xel’nagalardan zorla elde ettikleri bilgilerle çizilmişti. Protosslar Xel’naga’nın ilk ürünleri olduğundan Overmind mükemmeliyete erişebilmek için protossları def etmek istemekteydi. Fakat protossların anayurdu olan Aiur’un tam yeri bilinmemekteydi. Ayrıca Zergler Protossların sahip oldukları hayranlık uyandıran psişik yeteneklere karşı koyabilecek bir şeylerin arayışı içindeydiler. Buna çözüm olabilecek tek şey Güruhun şans eseri Koprulu Sektörde bulduğu uyku halinde durmakta olan gelişmiş psişik potansiyele sahip terranlardı. Zergler Sarah Kerrigan’ı Tarsonis’te yakaladı ve onu zerg/terran melezine dönüştürdüler. Overmind, Kerrigan’ın gelişimini gözlemlemek ve onu korumak için kuluçka düzeyinde bir kontrolcü yaratık olan yeni bir cerebrate yarattı. Melez Kerrigan, protossları özümsemek için gerekli olan sırların açığa çıkarmada anahtar rol taşımaktaydı. Zergler Tarsonis’ten Char’a çekildiler. Terranların saldırılarını savuşturduktan sonra protossları Kerrigan’ın psişik çağrılarıyla kendilerine çektiler. Protoss Tassadar, Dark Templar Zeratul ve Jim Raynor tarafından yönetilen birlikler Char’da başarısızlığa uğrayınca üçlü ittifak kurdular. İşin ironik tarafı ise ittifakın kazandığı zafer Aiur’un bulunduğu yeri Overmind’a açık etti. Cerebrateler Overmind tarafından ölümden döndürülmüşlerdi. Zeratul’un Cerebrate Zasz’ı kalıcı bir şekilde öldürebilmiş olması tüm Güruh’ta bir şok dalgası yarattı. Böyle bir şeyi yapabilecek güce sadece Dark Templar sahipti. Fakat Zeratul Zasz’ı öldürdüğü an zihni kısa da olsa Overmind ile buluştu. Bu kısacık anda her ikisi de birbirinin aklını okuyabildi. Böylece Overmind Aiur’un bulunduğu yeri Zeratul’dan öğrenmiş oldu. Aiur hemen kuşatıldı ve Zergler gezegenin yüzeyine konuşlandı. Overmind Char’dan Aiur’un yerini saptamıştı. Tarsonis’in düşüşünden sonra Tassadar Conclave’in çağrılarını reddetti ve üstlerinin haberi olmadan Char’a doğru yola çıktı. Orada bozguna uğradı. Dark Templar Zeratul ve Raynor’un Taarruzcularıyla müttefik oldu. Böylece Aiur protossları Conclave’in yasakladığı Dark Templar öğretilerini öğrendi. Zergler Aiur’u işgal ettiğinde Tassadar’a hala ulaşılamıyordu. Conclave Tassadar’ın yerine Artanis’i göreve getirdi. Sonunda Tassadar Aiur ile bağlantı kurdu ve yaptıklarını haber verdi. Eski komutanın bir Dark Templar ile birlik olduğu haberi muhafazakâr Conclave’de büyük olay oldu. Sonunda Conclave Artanis’e ve komutanlık filosuna Tassadar’ı Char’da tutuklama emrini verdi. Conclave zerglerin kazandığını düşünen Conclave, kendi güçlerinin bir kısmını bu görev için ayırmak zorunda kaldı. Birliklerin kuşatma halindeki anayurttan sadece ideolojik bir sebepten dolayı kendisini tutuklamaya gelmeleri karşısında Tassadar dehşete düştü. Tassadar, Aiur’a dönüp cezasını çekmek istiyordu fakat aynı zamanda Dark Templar olmaksızın Zergleri yenemeyeceklerini de biliyordu. Artanis anlayışlıydı. Komutanın Filosu, Tassadar ve müttefikleri Dark Templar ve Raynor’un Taarruzcuları ile Aiur’a döndü. Zerglerle olan savaş Conclave’in beceriksizce yönetiminden dolayı gitgide kötüleşiyordu. Conclave’i alaşağı etmeye çalışan Tassadar iç savaşa sebep oldu. Fakat protossun protossa kıymasına dayanamayarak teslim olmak zorunda kaldı. Ardından Dark Templar tarafından idamdan kurtarıldı.  Serbest kalan Tassadar adamlarını Overmind’ın üzerine gönderdi. Taarruz savunmayı geçti ve Overmind’a büyük hasarlar verirken durduruldular. İşler kötüye gittiği sırada yaratık portal açıp kaçmaya yeltendi.  FakatTassadar Dark Templar ve high templar’ı kanalize ederek savaşı sonuçlandırmak istiyordu. Gemisi Gantrithor’u hedefe doğru sürdü. Çarpışmada Overmind da Tassadar da yok oldu. Köle Tüccarları (Enslaver) StarCraft’ta kaçakçılık yapan lord Alan Schezar ve zerglerle yaptığı garip ittifakın anlatıldığı 5 bölümlük bir dizi görev bulunmaktadır. Brood War Protoss ve Zerglerin Terran Konfederasyonuna saldırılarından sonra, Dünya hükümeti şekil değiştirdi ve United Earth Directorate (Birleşik Dünya Yönetimi) oldu. UED bölgedeki hükümetleri devirmek, zergleri kontrolü altına almak ve protossları yatıştırmak için Koprulu Sektörü kuşattı. Kuşatma Amiral Gerard DuGalle ve Yardımcı Amiral Alexei Stukov tarafından yönetildi. Brood War, Zergler içinde Daggoth’a ve ikinci Overmind’a sadık güçler ile Ele geçirilmiş Kerrigan’a sadık güçler arasında patlak verdi. Hayatta kalmaya çalışan protosslar ve Terran Hükümdarlığı ile zerglere saldıran UED de hikayeye dâhil oldular. Düşüş Tassadar’ın kendisini feda etmesiyle, protoss anayurdundaki zergler sayıca fazla olsalar bile kontrolden çıkmışlardı. Protoss mülteciler Aldaris’in itirazlarına rağmen Dark Templar yurdu Shakuras’a sığındılar. Zergler onları Shakuras’a kadar izledi. Protosslar ve Dark Templarlar güçlerini Overmind’ın kontrolünden kurtulduğunu açıklayan Kerrigan’ın zerg kuvvetleriyle Char’da büyüyen yeni Overmind’a karşı birleştirmek zorunda kaldı. Kerrigan, Overkill’in olgunlaşıp kendisini ele geçirmeden önce onu öldürmelerini istedi. Bunun karşılığında dark ve light templar güçlerini içeren iki eski kristali onaracağına, Shakuras’taki zergleri yok etmek için bunları xel’naga tapınağına yerleştireceğine ve bu görevlerde onlara yardım edeceğine söz vermiştir. Aldaris bu ittifaka şiddetle karşı çıkmış fakat Dark Templar reisi Raszagal’a sözünü geçirememiştir. Görev sırasında karşılarına dev bir UED terran filosu çıktı fakat protosslar kristalleri kurtarmayı başardılar. “Hain” Dark Templar ile ilişkileri bozulan Aldaris onlardan ayrıldı ve hem Dark Templar’a hem de müttefikleri Artanis’e karşı savaş açtı. Çünkü Aldaris, Kerrigan’ın Raszagal’ın zihnini kontrol ettiğini öğrenmişti. Aldaris yenilince Zeratul ve Artanis iki kristali yerleştirerek xel’naga tağınağını aktif hale getirdi. Enerjileri gezegen boyunca yayılarak Shakura’da gezinen zergleri silip süpürdü. UED İstilası United Earth Directorate’e (Birleşik Dünya Yönetimi) katılan bir komutan bu sektördeki Terran Hâkimiyetindeki gezegenleri yatıştırmakla görevlendirildi. UED, Konfederasyon Direniş Güçleri ile ittifak kurarak ve güçlü bir anti-Zerg silahı elde ederek başarılar kazandı. Fakat despotça davranışlarından ötürü hem zerglerden hem de protoslardan pek çok düşman kazandılar. Mengsk’in Krallığı düşen ilk merkez oldu. Saldırıya uğrayan Kerrigan, Mengsk’i kurtarmak için Jim Raynor’ı ikna etti. “Zerglerin ele geçirdiği bir Terran” kılığındaki ajanları sayesinde UED yeni Overmind’ı yakalayıp zerg güruhlarını kontrol etmeyi başardı. Güruhun yeniden doğuşu Ele geçirilen Kerrigan, Zerg güruhları üzerinde kontrolünü arttıran UED filosunun tehdidi altındaydı. Mağduriyetini öne süren Kerrigan, UED’nin ve zerg güçlerinin ittifakın en büyük düşmanları olduğunu açıkladı. Dağılmış terranları, protossları ve Dark Templar güçlerini isteksiz de olsalar aynı çatı altında topladı. UED bozguna uğratılınca, Kerrigan emri altındaki gizemli ünitesinin yardımıyla her bir müttefikine geri dönüşte bulundu. Yeni Overmind öldürülmüş ve Kerrigan da zergleri kontrolü altına almıştı. Gizemli ünitesi ise ortadan kayboldu. Dark Origin Zeratul tüm bunların arkasında duran bir sırrı açığa çıkardı. Zerg ve Protoss genlerini birleştirecek gizli bir projeydi bu sır. Zeratul, içinde Zerg/Protoss melezinin olduğu son stasis hücreye yaklaştığında Kerrigan’ın gizemli yaratığının sesini işitti. Kendisinin aslında Kerrigan’ın uşağı olmadığını, çağımızın en yüksek düzeydeki güç için çalıştığını anlattı. Zeratul’a hücreyi yok etmesinin bir şeyi değiştirmeyeceğini çünkü evrenin pek çok noktasında başka hücreler de olduğunu ve bu şeytani planı durdurmak için zaman kalmadığını söyledi. Enslavers: Dark Vengeance Brood War’da köleleştirilen zergler ve kaçak Dark Templarlar Ulrezaj hakkında 5 görev bulunmaktadır. Interbellum Stukov Hikayesi Gizemli bir şekilde dirilen Alexei Stukov ile ilgili 3 adet bonus görevden oluşmaktadır. Görevlerden ikisi (Deception ve Mercenaries II) Blizzard Ayın Haritaları kısmında indirilebilirken, Ressurrection IV StarCraft 64 haritası olarak mevcuttur. Fakat StarCraft hayranları için bu haritanın resmi olmayan sürümleri de mevcuttur.   Tamsen Cauley’nin Günlüğü Terran Hükümdarlığında memur olan Tamsen Cauley, kanunsuzlar takımı War Pigs’in de emrinde hazır bulunduğu eski bir Konfederasyon bürokratıdır. Arcturus Mengsk’in Konfederasyonu bozguna uğratmasından korkan Cauley emrindekilere Mengsk’i öldürmesini söyler. Fakat görev başarısız olur. Cauley yeni bir savaşçı bölüğü olan Cerberus Programını hazırlar ve Mengsk’in tarafına katılır. Fakat War Pigs Cerberus’tan kaçar ve Cauley’nin suikast girişimlerini öğrenir. 2502’de Cauley onları öldürtmeyi dener. İlk olarak güçlerini topladığına inandığı Jim Raynor’a suikast düzenlemeleri için görevlendirmek üzere birliğine alır. Ardından Cerberus Programı War Pigs’i yok edecektir. War Pigs sonunda Cauley’nin ihanetini öğrenir ve Cerberus Programından kaçar. Cauley’ye karşı intikam yemini ederler. StarCraft Ghost Hikayemiz Brood War’dan 4 sene sonra geçmektedir. İmparator Arcturus Mengsk, Zerglere rağmen Terran Hükümdarlığını ve ordusunu büyük oranda yeniden kurar. Mengsk ve yeni yardımcısı General Horace Warfield, Shadow Blade isminde yeni ve gizli bir projeye başlarlar. Programda hayaletlerin genetiğini değiştirmek için terazin gazı kullanılır. Bu hayaletler sahiplerinin emrinden asla çıkamayan gölgemsi humanoidler olarak tayflara dönüşürler. Bu oyun Blizzard tarafından süresiz bir şekilde ertelenmiştir. Hikâyesinin çoğu StarCraft Ghost: Spectres isimli romanda açığa çıkmıştır. Dark Templar Saga Savaş yaklaştıkça Koprulu Sektörde daha fazla xel’naga kalıntısı ortaya çıkmaya başlar. Bu olay arkeolog Valerian Mengsk’in ilgisini çeker. Ölü gezegen Nemaka’da ortaya çıkarılan bir tapınağı araştırmak üzere başka bir arkeolog olan Jake Ramsey’i ve koruma olarak R.M. Dahl’ı göreve alır. Ramsey tapınakta Zamara isminde ölmek üzere olan bir protoss gardiyanla kontak kurar. Zamara zihnini Ramsey’e aktarır. Ramsey’e protoss halkını geri getirmek istediğini ve ölümün bile bu görevi engelleyemeyeceğini söyler.   Ramsey ve Dahl Hükümdarlık Kuvvetleri tarafından tutuklanır ve garip olaylar sonucu serbest kalırlar. Dahl’ın güvendiği tek adam olan suç lideri ve eski paralı asker Ethan Stewart’ın yanına sığınırlar. Ne yazık ki Stewart da bunlara ihanet eder. Sonunda Dahl onu da vurmak zorunda kalır. İki kaçak yolculuklarına devam ederler. Protosslu psişikten elde ettiği yeni gücüyle Ramsey düşmanları kandırır. Fakat Ramsey’in kullandığı bu güç hem ele geçirilmiş Kerrigan’ın hem de dark archon Ulrezaj’ın dikkatini çeker. Kerrigan adamlarını Stewart’ın eski operasyon merkezine yönlendirir ve Stewart’ı ameliyat olurken bulur. Stewart’ı kaçırıp kendi tarafına çeker. Kerrigan’ın hem savaşçısı hem de yardımcısı durumuna gelen Stewart, Kerrigan’a Ramsey’in zihnine giren gardiyandan bahseder. Kaçaklar Zamara’nın rehberliği ile gizemli teknolojiyi aramak üzere Aiur’a ulaşır. Orada bulduklarına çok şaşırırlar; Zerg tarafından istila edilmiş bir gezegen ve kendilerine Shel’na Kryhas ve Tal’darim diyen hayatta kalan Protosslar. Shel’na Kryhas kaçaklara barınak sağlarken Ulrezaj’ın uşağı Tal’darim onlara karşı çıkar. Tal’darim’in sığınaklarında tüplerdeki gizemli psişik yaratıklar gibi bazı karanlık sırları keşfeden iki kaçak ve Shel’na Kryhas kendilerini Ethan Stewart, Valerian Mengsk ve Ulrezaj ile savaşta bulurlar. Bunların üçü de Ramsey’in zihnindeki gardiyanın peşindedir. Kaçaklar portal kapısından geçerek arkalarında ölen dostlarını ve öfkeli düşmanlarını bırakır, Shakuras’a kaçarlar. Skauras’taki kapı gardiyanları geçitlerin açılmasından dolayı şaşırıp öfkelenir ve kaçakları başka bir yere yönlendirirler. Taldarim’in bir kısmı ve Rosemary Dahl Shakuras’a varsa da Jake Ramsey ve Zamara kendilerini bilmedikleri bir gezegende bulurlar. Zeratul’un yerini saptayıp ondan yardım isteyecekleri sırada onun ruhsal yorgunluk içerisinde olduğu görürler. Ramsey, Zamara  ile bilgi alışverişi karşılığında yorgunluk halinden onu kurtaracaklarını söyler. Zamara onlara xel’naga’nın yaşam döngüsünü anlatırken Zeratul da ona Samir Duran ve melezleri hakkında bildiklerini anlatır. Zamara Duran’ın deneylerinin xel’naga yaşam döngüsünü saptırmaktan ibaret olduğunu ve ortaya çıkan melezlerin xel’naga olmayacaklarını söyler. Zeratul onları Zamara’nın Ramsey’den ayrılabileceği bir tapınağın yer aldığı Nerazim kutsal ayı Ehlna’ya götürür. Burada onları aramakta olan Dahl ve Komutan Selendis’in kuvvetleriyle karşılaşırlar. Zeratul Pegasus’ta yeni bir xel’naga tapınağı aramaktansa oradan kaçar ve arkasında solucan delikleri bırakan bir enerji yaratığının peşine takılır. Geçitten geçerek gizemli bir gezegene düşer. Ramsey’i arayan Ethan Stewarts’ın zerglerinden, Ulrezaj’dan ve Valerian Mengsk’in Terran Hükümdarlık askerlerinden oluşan ordular da konuşlanırlar. Böylece büyük bir savaş patlak verir.  Ulrezaj kazanırken bir Khaydarin kristaline yerleşen Zamara , Ulrezaj’ı kendisiyle birlikte kristale hapsetmek için ayın eşsiz enerjisini kullanır. Hükümdarlık savaşı kazanır, Stewart öldürülür. Ramsey’i ve Dahl’ı rehin alan Hükümdarlık ganimetleri de ele geçirerek bölgenin hâkimi olur. Fakat İmparator Arcturus Mengsk güçlerini Valerian’a katar ve adamlarından Ramsey’in zihnindeki bilgileri ele geçirmelerini ister. Ramsey işkenceye maruz kalır. Valerian ve hayalet hizmetkarı Davon Starke Ramsey’İ kurtarmak için plan kurar fakat plan Starke’in katledilmesiyle sonuçlanır. StarCraft II StarCraft II, Brood War’dan dört yıl sonra geçmektedir. Arcturus Mengsk , Kel-Moria birliği ve Umoja Hamiliği ile savaşmaktan kaçınarak oğluyla birlikte imparatorluğu yeniden inşa eder. Ele geçirilmiş Kerrigan’ın komutası altındaki Zergler Char’a çekilmiş ve dört sene boyunca sessiz kalmışlardır. Kerrigan’ın planlarından kimsenin haberi yoktur. Oyundaki her bir hikaye birbirinden ayrı olarak satılacaktır. Wings of Liberty Raynold’un Taarruzcuları zayıflamış ve moral kaybına uğramışlardı. Para için Möebius Kuruluşu’na kalıntılar toplarken Hükümdarlığa da saldırmışlardır. Zeratul Jim Raynor’ın önüne çıkıp şöyle demiştir: “Kıyametin dalgalarını yanımda getirdim. Xel’naga geri dönecek, döngü sona erecek. Kalıntılar anahtarı oluşturup her şeyi nihayete erdirecek.” Heart of the Swarm Zerg görevleri Ele geçirilmiş Kerrigan’ı konu alacaktır. Legacy of the Void Protoss görevi Zeratul’a odaklanacak.     Çeviren: Onur “The Snake” Küçük

Devamını Oku »

Druidlerin Tarihçesi

  Druidler dünyanın koruyucuları olmakla birlikte, şekil değiştime yeteneği, canlandırma büyüleri ve hatta doğayı kısmen kontrol etme yetileri bahşedilmiş yarıtanrı Cenarius’un takipçileridir. Taurenler, Cenarius’un önce onlara Druidizm’i öğrettiğini anlatsalar da, kendi efsaneleri ‘Ormanın Efendisi ve İlk Druidler’de de belirtildiği gibi, gerçekte ilk ölümlü Druid, Cenarius’un en büyük öğrencisi olan Malfurion Stormrage idi. Night Elf’lere, War of the Ancients’ta ve onu takip eden uzun yıllar boyunca önderlik etti. World Tree Nordrassil in yaratılması ile kaldorei Druid’leri Ysera’ya ve onun Alemi olan Emerald Dream’deki yüzyıllar boyu süren ölümsüz yaşamlarına bağlandılar. Cenarion Circle ise, Druid’lerin yönetim topluluğu olarak, Kutsal Moonglade’te kuruldu. Nesiller boyu süren uykularından, Burning Leigon’ın işgal tehtidi altında kalktılar. Archimond’un yenilgisinin ardından Druid’ler mahfolan toprakların yeniden yapılandırılmasına yardım etmek için uyanan dünyada kalmaya karar verdiler. Legion saldırısının doğal dengede açtığı derin yarayı iyileştirme yollarını aramaya başladılar. Cenarion Circle’a Night Elf’lerle birlikte Taurenler de katıldı. Savaş sırasında Hamuul Runetotem ile tanışan Malfurion ona Druidizm i öğretti. Hamuul Cenarion Circle’a katılan ilk Tauren oldu ve daha sonra Tauren ırkının ArchDruid’i olarak tanındı. Golden Eyes (Altın rengi Gözler) Night Elf’ler arasında altın-rengi gözler, genel olarak gümüş rengi olanlara nazaran, içinde saklı Druid yeteneklerinin göstergesidir. War of the Ancients’ dan önce yaşamış sınıf-takıntılı Night Elf’ler arasında altın rengi gözlere çok nadir rastlanırdı ve gizli güçlerin göstergesi olarak kabul edilirdi. Kraliçe Azshara ve Illidan Stormrage aşırı güçlü büyücülerdir ve altın rengi gözlere sahiptirler. Night Elf’ler savaştan sonra daha çok eleyici hale geldiklerinden, altın rengi gözler daha yaygın oldu. Ek olarak da, Druidizm Night Elf’ler arasında daha yaygın hale geldiğinden, birçok Night Elf, sanatı öğrenerek doğduktan sonra da altın gözlere kavuşabildiler. Altın rengi gözler, saklı Druid yeteneklerinin göztergesi olmasına karşın, her altın rengi gözlü Night Elf’in Druid olmasını gerektirmez. Buna karşın gümüş renklilerin de Druid olmasına engel değildir. Bizzat Malfurion Stormrage doğduğunda gümüş renkli gözlere sahipti ama Druid sanatını çalışarak zamanla altın renge kavuşmuştur. Kurulum Cenarius’un Üçüncü Savaşta ölümü ve Malfurion Stormrage’in Emerald Dream’de kaybolmasının ardından, Druid’ler hepsi de Cenarion Circle’ın bir parçası olmalarına karşın sürekli aralarında anlaşmazlık bulunan üç ayrı ana karakter tarafından yönetilmeye başladı: Keeper Remulos, Cenarius’un oğlu, Nighthaven’ın hemen dışında bulunur. ArchDruid Fandral Staghelm, Night Elf, Darnassus’ta, ArchDruid Hamuul Runetotem, Tauren, ise Thuderbluff’ta yaşamaktadır. Druid Mezhepleri Geleneksel olarak Druidler belirli tek bir hayvan totemi yolunu seçerler. Burning Legion istilasının ardından, çoğu Druid devrim yaparak birçok hayvana ait büyüleri öğrenme yoluna gittiler. Bu şekilde yaşayan Druid’lere ‘Druids of the Wild’ denir. Cenarius tüm tanrıların efendisidir. Yine de her farklı Druid grubunun kendilerine ait tanrısı vardır ve bazıları kendi tanrılarına benzeyen varlıklara dönüşme yetisine sahiptirler. Druid Magi İkinci savaştan önce High Elf Druidler vardı. Bu Druid Magi ler arcane ve runic büyüler kullanarak, adı daha sonradan Altar of Storms olan Caer Darrow da runestone yaratırlardı. Bir kısım en antik Druid ilmi bu druidlerden Half-elf lere geçmiş ve savageskinlerin oluşmasını saşlamıştır. Çoğu high elf Druidler yok olmasına karşın, hala varlıklarını sürdürenlerden bazıları Blood elflerin saflarına katılmıştır, bunlara örnek olarak da Tempest Keep teki Freywinn gösterilebilir. High elf Ranger lar Druid öğretilerini kullanırlar. Ancak, scorge tarafından öldürülüp tekrar diriltilenler, bir zamanlar inandıkları herşeyi unutup güçlerini kaybederek Dark Ranger haline gelmişlerdir. Cenarion Druids Talon Den ve Stonetalon Peak te bulunan Druidlerdir. Centaur Druids Cenarius’un tüm çocukları gibi centaur lar da diğer büyülerden daha çok Druid öğretilerinden faydalanırlar. Ancak Centaur lar çok da saygıduyulası Druidler değillerdir. Doğa ile dengede bir yaşamdan çok, doğayı kendi bencil arzuları için kullanırlar. Eğer bir hayvan ya da bitki centaur kurallarına uymak istemezse, kendini köle ya da genellikle yok edilmiş bulur.Night elf ya da Taurenlerin bir Centaur un doğaya verdiği zararı düzeltmesi haftalarını alır. Might of Kalimdor Druid Bazı Druidler Might of Kalimdor mezhebine aittirler. Lone Druids Bazı Druidler -özellikle night elfler arasında- alışılmış hayvan yoldaşlarını terketmişlerdir. Belki de doğal hayatın yaşayan bir üyesini zorla tehlikeli maceralara sokmanın adil olmadığını düşündüklerindendir ki yalnız olmayı seçerler. Belki de başka nedenleri vardır, bilinmez. Bu tür Druidler kalan fazla enerjilerini savaş teknikleri ve büyü güçlerini geliştirmek için kullanırlar. Totemic Druids Savagekin * Önderleri: Çesitlidir (kişisel seçime dayanır) * Değişebildiği Şekiller: Çesitlidir (seçilen öndere bağlıdır) En ilkel Druid olan savagekin ler antik ama karmaşık bir mirasa sahiptirler. Çoğu Druid doğayı kontrolü altına almayı ya da ona bağlanmayı seçtiği halde, savagekinler doğanın içine gömülüp yaratıklarla yaşamak adına insani yönlerini terkederler. Bu role adapte olanlar kendilerini edindikleri güç karşılığında çok yüksek bir bedel ödeyerek bulurlar. Savagekinler zamanın çoğunu hayvan şekillerinde geçirirler. Yandaş hayvanlarıyla sürü halinde dolaşırlar. Hayvan olarak güç ve ustalık kazanırlar ancak neredeyse geri dönülmez bir yabanileşmeye uğrarlar. Savagekinler sürekli içlerindeki yaratıkla savaşırlar ve geriye kalan son sezgi kırıntılarına sarılırlar. Half elf ve Night elfler arasında yaygın olan savagekinlere, hayvan dünyasına yakın olmak isteyen insan soyundan kişiler de ilgi göstermektedir. Çoğu kişi savagekinleri sadece hayvan şeklindeki Druidler’ olarak tanımlar. Bilmezler ki, Savagekinler hayvanlara acımasızca davranan türlerden nefret ederler (genellikle ogre olan bu türlere insan ve orc ırkından da katılanlar vardır.) ve yegane hedefleri bu türleri yakalayıp yok etmektir. Plagueshifter * Önderleri: Bilinmiyor * Değişebildiği Şekiller: Yoktur Hordeların yarattığı bu yeni mezhep, plaguelandsi ele geçirmekle görevlendirilen Tauren Druidler tarafından oluşturulmuştur. Plagueshifter olmak birçok ölümcül hastalıklara ve zehirlere uyum sağlamak için risk almayı gerektirir. Çok tehlikeli olmasına karşın, başarılı olunduğunda doğaya ait tüm yaratıklara karşı büyük bir güç elde edilir. Çoğu plagueshifter horde un üyesidir, plaguelandse yakın yaşayan orc shaman ya da Lordaerona göç eden tauren Druidler gibi… Bunlar Horde Druid mezhebinin yeni bir sınıfıdır ve ne dünyaca ne de scourge tarafından henüz tanınmamışlardır. Plagueshifterlar kendilerine yardım etmeleri için bazı yaratıklar çağırabilmektedirler. Örneğin White hound denilen, druid in söylediği her kelimeyi anlayan ve elinden gelen tüm yetenekleriyle ona itaat eden bir yaratık çağırabilirler. Bu yaratıklar dokunarak iyileştirebildikleri gibi, ısırıkları divine büyü etkisi yapar. Water Elemental çağırabildikleri gibi büyülü bahçeler de yaratabilirler. Druids of the Wild * Önderleri: Ysera, Alexstrasza, Therazane the Stonemother * Değişebildiği Şekiller: Çeşitli Oynanabilir Druidlerin tümü Druids of the Wild mezhebindedir. Bu druidler çeşitli büyü sınıflarından ve totemlerden faydalanarak yeni bir akım oluşturmuşlardır. Ysera Emerald Dream in sorgusuz tek hakimidir. Bu yüzden çoğu Druid için kutsaldır. Ona tapmasalar bile geri kalan Druidler de doğanın yaşayan eşsiz bir varlığı olduğunu blimektedirler. Druids of the Wild hibernate ve diğer bazı büyüleriyle emerald dream i ziyaret edebilirler. Hiçbir zararı olmayan ve barış içinde geçen bu yolculuklar hiçbir engel teşkil etmez. Alexstrasza Druid grupları tarafından nadiren kutsal kabul edilir. Tüm Druids of the Wild mezhebi onu yüce bir varlık olarak bilse de, önem sırasında Ysera dan sonra ikincidir. Therazane the Stonemother toprak, kum, kaya ve dağların hakimidir. Yeraltında yaşayan tüm yaratıklar ve toprak elementalleri ona sonsuz saygı gösterirler. Bazı Druids of the Wild mezhep üyeleri onu barışçıl ve sakin dünyanın somut şekli olarak kabul eder. Epic Druids of the Wild * Önderleri: Ysera, Alexstrasza, Therazane the Stonemother * Değişebildiği Şekiller: Çeşitli Epic Druid of the Wild doğayı şekillendirip değiştirebilir. Doğanın en korkunç özelliklerini kullanıp, en azımasız yaratıklarının şekillerine girebilir. Savaş sırasında onu görmek kükreyen bir fırtınanın acısını çekmek olduğu kadar, onu meditasyon yaparken izlemekse hışırdayan çimenlerin verdiği huzuru hissettirir. Druids of the Claw * Önderleri: Ursol ve Ursoc * Değişebildiği Şekiller: Bear, Black Bear, Brown Bear, Polar Bear, Dire Bear, Huge Dire Bear. Druids of the Talon * Önderleri: Aviana * Değişebildiği Şekiller: Storm Crow, raven, Avcı kuşlar (hawk, eagle, etc). Druids of the Antler * Önderleri: Malorne * Değişebildiği Şekiller: Bilinmiyor Druids of the Fang * Önderleri: belirli bir önderleri olmadığı halde Emerald Dream de yaşanan sorunlar, bu mezhebin farklı güçlere sahip olmalarının nedenidir. * Değişebildiği Şekiller: Snake, Viper, Constrictor, Dire Cobra * Liderleri: Lord Cobrahn, Lady Anacondra, Lord Pythas, Lord Serpentis Druids of the Grove * Önderleri: Orman Efendisi Ivus * Değişebildiği Şekiller: Bilinmiyor ama kuvvetle muhtemel Treant (Tree of life) * Liderleri: Arch Druid Renferal.

Devamını Oku »

Ejderhaların Görevlendirilmesi

  Küçük dünyanın düzene girdiğini ve işlerinin bittiğini görerek tatmin olan Titanlar, Azeroth’tan ayrılmaya hazırlandılar. Gene de gitmeden önce dünyanın en büyük ırkını herhangi bir gücün Kalimdor’un huzurunu tehdit etmesine karşın korumak üzere görevlendirdiler. O zamanlarda pek çok ejderha sürüsü vardı. Ancak diğer kardeşlerinin üzerine hâkimiyet kuran sadece 5 taneydi. Titanlar, işte bu 5 sürüyü seçerek onları gelişen dünyayı korumakla görevlendirdiler. Pantheon’un en güçlü üyeleri kendi güçlerinin bir kısmını bu sürülerin liderlerine verdiler. Bu yüce ejderhalar (aşağıda yazıldığı gibi) Büyük Aspectler veya Ejderha Aspectler olarak bilinirler. Pantheon’un Yüksek Babası Aman’Thul kendi kozmik gücünün bir kısmını devasa bronz ejderha Nozdormu’ya aktardı. Aman’Thul, Nozdormu’yu zamanın kendisini korumakla ve kaderin sürekli değişen yollarını gözlemekle görevlendirdi. Onurlu ve sabırlı Nozdormu, bundan sonra The Timeless One olarak anılmaya başlandı. Tüm yaşamın Titan efendisi olan Eonar kendi gücünün bir kısmını kırmızı dev Alexstrazsa’ya aktardı. Bundan sonra Alexstrazsa, Life-Binder olarak anılmaya başlandı ve dünyada yaşayan tüm yaratıkların güvenliği için çalıştı. Büyük bilgeliği ve tüm yaşayan şeyler için hissettiği büyük tutku ve şefkat yüzünden Alexstrazsa, Ejderhakraliçesi ilan edildi ve kendi türü üzerinde hâkimiyete sahip oldu. Eonar aynı zamanda Alexstrazsa’nın kız kardeşi yeşil ejderha Ysera’yı da doğanın esansıyla kutsadı. Ysera sonsuz bir transa girerek Yaradılış Rüyası’na bağlandı. Bundan sonra Dreamer olarak bilinen Ysera, kendi rüya âlemi olan Emerald Dream’den dünyaya göz kulak oldu. Titanların irfan muhafızı ve büyük sihirbazı Norgannon, büyük gücünün bir kısmını mavi ejderha Malygos’a aktardı. O zamandan sonra Malygos, Spell-Weaver olarak anılmaya başlandı ve de büyünün ve onun gizemlerinin koruyucusu oldu. Titanların büyük şekillendiricisi ve demircisi Khaz’goroth, büyük güçlerinin bır kısmını kudretli siyah ejderha Neltharion’a aktardı. Yüce kalpli Neltharion bu andan sonra Earth-Warder olarak anılmaya başlandı ve toprak ile dünyanın derinliklerinde hükme sahip oldu. Toprağın gücünün vücuda gelmiş halini aldı ve Alexstrazsa’nın en büyük destekçisi olarak çalıştı. Böylece, Titanların yokluğunda dünyanın korunması için Beş Aspect doğdu. Ejderhaların yarattıklarını koruyacaklarından emin olan Titanlar Azeroth’tan, bir daha dönmemek üzere ayrıldılar. Ama ne yazık ki Sargeras’ın bu yeni doğan dünyanın varlığından haberdar olması uzun sürmeyecekti…

Devamını Oku »

Eski Tanrılar ve Azeroth’un Düzene Sokulması

  Sargeras’ın onların yaptığı sayısız işleri yok etmeyi amaçladığından habersiz olan Titanlar, dünyadan dünyaya geçerek gittikleri her gezegeni düzenlemeye ve şekillendirmeye devam ettiler. Yolculukları sırasında, sonradan içinde yaşayacak olanların Azeroth adını vereceği ufak bir dünya ile karşılaştılar. Titanlar yeryüzüne indiklerinde birtakım düşman elementallarla karşılaştılar. Bu elementallar, tarihte sadece Eski Tanrılar olarak bilinen, inanılmaz derecede kötü varlıklara tapıyorlardı. Elementallar, Titanları geri sürmeye ve dünyalarını metalik istilacılardan temizlemeye yemin ettiler. Eski Tanrılar’ın kötülüğe olan eğilimlerinden rahatsız olan Pantheon, elementallara ve onların karanlık efendilerine savaş açtı. Eski Tanrılar’ın orduları en güçlü elemental komutanları tarafından yönetildi: Ragnaros the Firelord, Therazane the Stonemother, Al’Akir the Windlord ve Neptulon the Tidehunter. Bu kaotik güçler, devasa Titanlar ile çarpıştılar. Elementallar tüm ölümlü varlıklardan kat be kat güçlü olmalarına karşın hepsinin birleşmiş güçleri bile kudretli Titanları durduramadı. Elemental lordları birer birer düştüler ve kuvvetleri dağıldı. Pantheon, Eski Tanrılar’ın hisarlarını yıktı ve beş kötü tanrıyı dünyanın derinliklerine zincirledi. Eski Tanrılar gidince ruhlarını fiziksel dünyaya bağlayan güçleri de kaybolan elementallar abisal bir boyuta kovuldular. Elementallar da gidince dünya barışçıl bir armoniye kavuştu. Titanlar tehlikenin sona erdiğini gördüler ve çalışmaya başladılar. Titanlar, dünyayı düzenlerken kendilerine yardım etmeleri için bazı ırklar yarattılar. Dünyanın derinliklerine karanlık mağaraları delmelerine yardımcı olsunlar diye büyülü ve yaşayan taşlardan, cücelere benzeyen “earthen”ları yarattılar. Denizleri oymak ve denizin dibinden yeni toprak parçalarını kaldırmak için, güçlü ama nazik deniz devlerine hayat verdiler. Yıllar boyunca Titanlar sadece tek bir mükemmel kıta kalıncaya kadar gezegeni düzenlemeye devam ettiler. Kıtanın ortasında Titanlar büyülü enerjiden bir göl yarattılar. Well of Eternity adını koydukları göl, bu dünyadaki yaşamın kaynağı olarak işlev görecekti. Enerjileri sayesinde dünyanın kemikleri beslenecek ve zengin toprakta yaşamın tohumları atılacaktı. Bir zaman sonra bitkiler, ağaçlar, hayvanlar ve envai çeşit yaratık, el değmemiş kıtanın etrafında ortaya çıktılar. İşlerinin bittiği son gün alacakaranlık çöktüğünde, Titanlar kıtanın adını Kalimdor, “sonsuz yıldız ışığının toprakları” koydular.

Devamını Oku »

Sargeras ve İhanet

  Zaman içinde, iblisler Twisting Nether’dan Titanların dünyalarına geçiş yapmanın imkanını buldular ve Pantheon en büyük savaşçıları olan Sargeras’ı dünyaları savunmakla görevlendirdi. Eriyik bronzdan gururlu bir dev olan Sargeras binlerce yıl boyunca görevini yaparak bu iblisleri aradı ve yok etti. Bir zaman sonra Sargeras çok güçlü ve evren üzerinde tam hakimiyet kurmaya kafayı takmış olan iki iblis ırkıyla karşılaştı. Şeytani büyücülerin ırkı olan Eredar, warlock büyülerini pek çok dünyayı istila edip köle etmekte kullanıyorlardı. Eredar ırkının şeytani güçleriyle köle edilen yerli ırkların kendileri de bu gücün etkisiyle iblislere dönüşüyorlardı. Sargeras’ın neredeyse limitsiz olan güçleri aşağılık Eredar’ı yenmeye fazlasıyla yettiyse de, Sargeras’ın kendisinin bu yaratıkların kötülüğü ve her şeyi yok etme istekleri yüzünden kafası karışmıştı. Bu kadar büyük bir ahlaksızlığı hayal bile edemeyen büyük Titan, yavaş yavaş bir depresyonun içine düşmeye başladı. Rahatsızlık duygusu gitgide artsa da Sargeras, Eredar’ı Twisting Nether’ın bir köşesine hapsederek evreni aşağılık yaratıklardan kurtardı. Rahatsızlığı gitgide artarken, Sargeras Titanların düzenini bozmaya çalışan başka bir grupla yüzleşmek zorunda kaldı: Nathrezim. Bu vampirik iblislerin ırkı (Dreadlord olarak da bilinirler), birçok dünyayı fethederek orada yaşayanların ruhunu ele geçirip onları gölgeye dönüştürmüşlerdi. Alçak ve kurnaz dreadlordlar aynı zamanda araya güvensizlik ve nefret tohumları ekerek milletleri bile birbirlerine düşürüyorlardı. Sargeras Nathrezim’i de kolayca yendi ama onların kötülüğü de onu derinden etkiledi. Şüphe ve umutsuzluk asil Sargeras’ın duygularını bastırmaya başlayınca, Sargeras görevine olan tüm inancının yanında Titanların düzenli bir evren ideallerine olan bağlılığını da kaybetti. Bunun sonucunda düzen denen şeyin bile bir aptallık olduğuna, kaos ve ahlaksızlığın, karanlık ve yalnız evrendeki tek gerçekler olduğuna inanmaya başladı. Titan kardeşleri onu yanlışından caydırmaya ve öfkeli duygularını yatıştırmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Titanların arasından sonsuza dek ayrılan Sargeras tek başına evrendeki kendi yerini aramaya başladı. Pantheon onun ayrılmasından dolayı üzüntü duysa da, asla kayıp kardeşlerinin nereye kadar gideceğini bilemezlerdi… Sargeras’ın deliliği, cesur ruhunun son kalıntlarını da ele geçirdiğinde, Titanların tüm yaratılıştaki başarısızlığın sorumluları olduğunu düşünmeye başladı. Sonunda, tüm evren boyunca onların yaptıkları işleri yok etmeye karar kılan Sargeras, evreni ateşe verecek durdurulamaz bir ordu kurmayı kafasına koydu. Sargeras’ın devasa şekli bile bir zamanlar asil olan kalbini ele geçiren bozulmadan nasibini aldı. Gözleri, saçları ve sakalları ateşte eridi ve metalik bronz derisi sonsuz nefretin devamlı yanan ateşini göstermek üzere açıldı. Öfkesi esnasında Sargeras, Eredar ve Nathrezim ırkının hapishanelerini parçaladı ve iğrenç iblisleri serbest bıraktı. Kurnaz yaratıklar karanlık Titan’ın büyük öfkesi ve gücü önünde eğildiler ve ona her türlü şeytanca yolda hizmet etmeye yemin ettiler. Eredar arasından Sargeras şeytani yıkım ordusunu yönetmek için iki tane şampiyon seçti. Kil’jaeden the Deceiver evrendeki en karanlık ırkları bularak onları Sargeras’ın ordusuna almak için görevlendirildi. İkinci şampiyon Archimonde the Defiler ise, Titan’ın iradesine karşı duracak herkese karşı Sargeras’ın devasa ordularını savaşa götürmek için seçildi. (Retcon: Burning Crusade eklentisinin gelmesiyle hikayenin burası değiştirildi. Draenei ırkını tanıtmak için Eredar ırkının en başından kötü olmaması gerekiyordu çünkü yeni hikayaye göre Eredar normalde barışçıl ve büyü konusunda usta bir ırktı. Archimonde, Kil’jaeden ve Velen tarafından yönetilen bu ırk, bir gün Sargeras’ın onlara bir teklif yapması ve güç karşılığında Burning Legion’a katılmalarını istemeleriyle bölündü. Kil’jaeden ve Archimonde bunu kabul ederlerken, Velen bu teklifin arkasında Eredar’ı iblislere dönüştürmeyi amaçlayan bir plan olduğunu farkederek kendisine sadık olanlarla birlikte gezegenden kaçtı. Kardeşi Kil’jaeden bunu daima bir ihanet olarak gördü ve evrenin sonuna kadar Velen’i kovalamaya and içti.) Kil’jaeden’in ilk hareketi vampirik Dreadlordları kendi korkunç himayesi altına almak oldu. Dreadlordlar evren boyunca onun kişisel ajanları olarak görev yaptılar ve efendilerinin köleleştirip yozlaştırması için ilkel ırkları aramaktan zevk aldılar. Dreadlordların başı Tichondrius the Darkener idi. Tichondrius, Kil’jaeden’in en iyi askeri olarak görev yaptı ve Sargeras’ın yanan iradesini evrenin en karanlık köşelerine bile taşımayı kabul etti. Kudretli Archimonde’da kendisi için özel ajanlar topladı. Korkunç pit lordları ve onların barbar lideri Mannoroth the Destructor’ı himayesi altına alan Archimonde tüm yaşamı evrenden silecek elite bir ordu toplamayı planladı. Sargeras ordularının hazırlandığını ve her komutunu izlemeye hazır olduklarını görünce hepsini Büyük Karanlık’ın boşluğuna saldı. Bu büyüyen ordusuna Burning Legion adını verdi. Bu zamandan itibaren hala Burning Legion’ın evren boyunca taşıdıkları lanetli Burning Crusade’de kaç gezegeni yaktıkları belirsizdir.

Devamını Oku »

Titanlar ve Evrenin Şekillendirilmesi

  Kimse evrenin tam olarak nasıl başladığını bilmez. Bazıları şiddetli bir kozmik patlama sonucunda sonsuz sayıdaki gezegenin Büyük Karanlık’ın boşluğuna saçıldığı teorisini ortaya atar, bir gün çok çeşitli yaşam formlarını üzerinde taşıyacak olan gezegenlerin. Diğerleri ise evrenin tek bir her şeye hükmedebilen varlık tarafından yaratıldığını düşünür. Sonuçta evrenin kökeni belli olmasa bile, kesin olan bir şey vardır ki o da çok güçlü bazı yaratıkların evreni düzene sokmak için ortaya çıktıkları ve arkalarından gelecek nesillere düzenli dünyalar bırakmaya çabaladıklarıdır. Titanlar, devasa, metalik derili tanrılar bunlara örnektir. Titanlar yeni doğan evreni araştırmış ve karşılaştıkları dünyalar üzerinde çalışmaya başladılar. Dünyaları, kudretli dağları yükselterek ve derin denizleri oyarak yonttular. Nefesleriyle gökleri üflediler ve atmosferleri yarattılar. Planları gerçekten, akıl sır erdirilemeyecek, ileri görüşlü, kaosun ortasından düzen yaratmaya yönelik bir plandı. Titanlar ilkel ırkları da, eserlerine göz kulak olmaları ve dünyalarına sahip çıkmaları için görevlendirdiler. Elite bir grup olan Pantheon tarafından yönetilen Titanlar, yaradılış çağında Büyük Karanlık boyunca etrafa dağılmış yüzlerce gezegeni düzene soktular. Cömert Pantheon, bu düzene soktukları dünyaları Twisting Nether adında farklı bir boyuttaki dünyada yaşayan kötü yaratıkların saldırılarına karşı korumak için sürekli tetikte oldu. Evrendeki sayısız dünyayı birbirine bağlayan kaotik büyülerin ethereal boyutu olan Twisting Nether, sayısız kötü, şeytani, sadece yaşamı yok etmeyi ve yaşayan evrenin enerjilerini tamamen yutmayı amaçlayan yaratıklara ev sahipliği yapıyordu. Bu derece büyük kötülüğün sebebini kavrayamayan Titanlar, iblislerin devamlı tehdidine kalıcı çözümler aramak için uğraştılar.

Devamını Oku »

Hyjal Dağı ve Illidan’ın Ödülü

  Afetten kurtulan birkaç night elf bir araya gelerek kabaca hazırladıkları sallara binip tek gördükleri kara parçasına doğru yol almaya başladılar. Bir şekilde Elune’un kutsaması sayesinde Malfurion, Tyrande ve Cenarius hep beraber Büyük Parçalanma’dan kurtulmuştu. Yorgun kahramanlar sağ kalan kardeşlerine önderlik ederek yeni evlerini kurmaya yardım etmeyi kabul ettiler. Sessizlik içinde yolculuk ederken, dünyalarından arta kalan enkaza baktılar ve tutkularının onlara nasıl bir yıkım getirdiğini farkettiler. Sargeras ve Burning Legion, Well of Eternity’nin yıkımıyla dünyadan geri püskürtülmüş olsa da, zaferin bedeli çok büyüktü. Afeti bir sıyrık bile almadan atlatan pek çok Highborne da vardı. Diğer night elflerle beraber onlar da en yakın kıyılara doğru yolculuk ettiler. Malfurion her ne kadar Highborne’a zerre kadar güvenmiyorduysa da, Well’in enerjileri olmadan herhangi bir bela yaratamayacaklarından emindi. Yorgun night elfler toprağa ayak bastıklarında kutsal dağ Hyjal’ın afetten sağlam çıktığını gördüler. Kendilerine yeni bir yurt arayan Malfurion ve night elfler, Hyjal’ın eteklerine tırmanarak sürekli rüzgarların uğuldadığı zirvesine çıktılar. Dağın tepesine varıp, devasa zirvelerin arasındaki ağaçlarla kaplı kratere vardıklarında, orada küçük ve sakin bir göle rastladılar. Ve korkuyla, gölün sularının büyü ile kirlenmiş olduğunu fark ettiler. Parçalanma’dan kurtulan Illidan, Malfurion ve night elflerden çok önce Hyjal’ın zirvesine varmıştı. Dünyadaki büyü akışını devam ettirmek gibi delice düşünceler içinde olan Illidan, Well of Eternity’nin büyülü sularını taşıyan tüplerini zirvedeki göle dökmüş, Well’in enerjileri ateşlenerek çabucak gölü yeni bir Well of Eternity haline getirmişti. Yeni Well’in gelecek nesillere bir ödül olduğunu düşünerek sevinen Illidan, abisi onu yakaladığında çok şaşırdı. Malfurion, kardeşine bu büyünün kaçınılmaz bir şekilde kaotik olduğunu ve sadece yozlaşma ve yıkım getireceğini açıklasa da Illidan kendi büyül güçlerinden vazgeçmemekte diretti. Illidan’ın düşüncesiz planlarının nereye kadar gidebileceğinin farkında olan Malfurion, güç delisi kardeşinin tek seferde icabına bakmaya karar verdi. Cenarius’un yardımıyla, Malfurion Illidan’ı bir yer altı höyük zindanına zincirledi, orada zamanın sonuna kadar zincirlenmiş ve güçsüz olarak kalacaktı. Malfurion aynı zamanda kardeşinin kaçamayacağından emin olmak için genç nöbetçi Maiev Shadowsong’u da görevlendirdi. Yeni Well’i yok etmenin çok daha büyük bir afete yol açabileceğini göz önünde bulunduran night elfler, onu olduğu gibi bırakmaya karar verdiler. Ama Malfurion, bir daha asla büyü sanatlarının çalışılmayacağını ilan etti. Cenarius’un gözetimi altında night elfler yağmalanmış topraklarını ve ormanlarını iyileştirebilecek druidizm sanatını çalışmaya başladılar.

Devamını Oku »

Dünyanın Parçalanması

  Well’in yıkımının onu büyü kullanmaktan sonsuza dek mahrum edeceğini bilen Illidan bencilce grubu terk etti ve Highborne’u Malfurion’un planı hakkında uyarmak için yola çıktı. Bağımlılığı ve Tyrande’nin kardeşine aşık olduğu konusundaki bilgisi yüzünden delirmiş olan Illidan, Malfurion’a ihanet ederek Azshara’nın tarafına geçerken hiçbir pişmanlık duymadı. Herşeyden de öte, Illidan Well’i ne pahasına olursa olsun korumaya yemin etti. Kardeşinin ayrılması nedeniyle üzüntüye kapılan Malfurion yoldaşlarını Azshara’nın tapınağının içlerine götürdü. Genel kabul odasından içeri daldıklarında, Highborne’u kara ayinlerinin bitiminde yakaladılar. Tehlikeli büyü Well’in derinlerinde dengesiz bir vorteks yaramıştı. Sargeras’ın devasa gölgesi yüzeye her an daha da yaklaşırken Malfurion ve müttefikleri saldırdılar. Ancak Illidan’ın uyarısını dikkate alan Azshara onlar için çoktan hazırlanmıştı bile. Malfurion’un neredeyse tüm yoldaşları deli kraliçenin güçleri karşısında düştüler. Azshara’ya arkadan saldırmaya çalışan Tyrande, kraliçenin Highborne korumaları tarafından hazırlıksız yakalandı. Her ne kadar korumaları yenmeyi başardıysa da, çok fazla yara aldı. Aşkının düştüğünü gören Malfurion deli bir öfkeye kapıldı ve Azshara’nın üzerine saldırdı. Tapınağın içinde ve dışında savaş devam ederken, Illidan büyük gölün kenarındaki gölgelerden çıktı. Özel tasarlanmış tüpleriyle, Illidan gölün yanında diz çöktü ve hepsini Well’in parlayan sularıyla doldurdu. İblislerin night elflerin uygarlığını tamamen yıkacağına emin olan Illidan, kutsal suları çalarak enerjilerini kendisi için saklamayı amaçladı. Malfurion ile Azshara arasında süregelen savaş Highborne’un dikkatlice düzenlenmiş büyüsünü kaosa sürükledi. Well’in derinliklerindeki dengesiz vorteks sonunda patladı ve dünyayı sonsuza dek parçalayacak bir takım yıkıcı olayları başlattı. Devasa patlama tapınağı temellerine kadar sarstı ve işkence görmüş topraktan şiddetli sarsıntılar gelmeye başladı. Burning Legion ile night elflerin müttefikleri arasındaki korkunç savaş başkentin etrafında ve üzerinde sürerken, çalkalanan Well of Eternity kendi içine doğru büküldü ve çöktü. Akabindeki yıkıcı patlama toprağı parçaladı ve gökleri lekeledi. Well’in patlamasının artçı şokları dünyayı kemiklerine kadar sallarken, denizler dünyada açılan yarayı kapatmak için aktılar. Kalimdor kıtasının yaklaşık yüzde sekseni yerinden koptu. Yeni ortaya çıkan denizin ortasında, bir zamanlar Well of Eternity’nin durduğu yerde kaotik enerjilerin ve büyülerin sürekli döndüğü bir fırtına oluştu. Maelstrom olarak bilinen bu korkunç yara asla öfkeli dönüşünü durdurmayacaktı. Sonsuza dek orada kalacaktı bu korkunç afetin ve sonsuza dek yokolan bir ütopya çağının hatırlatıcısı olarak. Gene de bir şekilde Kraliçe Azshara ve Highborne afetten kurtulmayı başardılar. Serbest bıraktıkları güç tarafından işkence edilen ve bozulan Azshara ve takipçileri öfkeli denizin dibine çekildiler. Lanetlenerek sonsuza dek değiştiler, yeni şekiller aldılar ve nefret dolu, yılankavi Naga haline geldiler. Azshara’nın kendisi nefret ve öfke ile büyüdü ve devasa bir canavar haline geldi, her zaman merkezinde saklı olan kötülüğü ve garezi yansıtarak. Orada, Maelstrom’un dibinde, Naga kendileri için yeni bir şehir inşa etti ve adını Nazjatar koydu. Naga’nın kendilerini yüzey dünyasına açık etmesi için on bin yıldan fazlası geçecekti.

Devamını Oku »

Uyanan Dünya ve Well of Eternity

  Orklar ile İnsanlar, İlk Savaş’ta karşılaşmadan on bin yıl önce Azeroth dünyası su ile çevrili tek bir devasa kıtadan oluşuyordu. Kalimdor olarak bilinen bu kıta, yeni uyanan dünyada yaşam savaşı veren pek çok ırka ve yaratığa ev sahipliği yapıyordu. Karanlık kıtanın ortasında büyülü enerjilere sahip gizemli bir göl vardı. Daha sonra adı Well of Eternity olarak anılacak olan göl, dünyanın doğasal ve sihirsel gücünün merkeziydi. Gücünü, dünyanın dışındaki Büyük Karanlık’tan çeken göl, büyülü bir çeşme görevini görerek enerjilerini dünyanın dört bir merkezine yolluyor ve yaşamı her yere yayıyordu. Zamanla, noktürnel ilkel humanoidlerin bir kabilesi bu büyüleyici gölün kenarına varmayı başardı. Well’in garip enerjileri yüzünden gölün kıyısına çekilen vahşi ve göçebe humanoidler, onun sakin kıyılarında evler inşa ettiler. Zamanla, gölün kozmik güçleri kabileyi etkiledi, onları daha güçlü, bilge ve ölümsüz yaptı. Kabile kendisine Kaldorei adını koydu bu, kendi dillerinde, “yıldızların çocukları” anlamına geliyordu. Gelişen toplumları için Kaldorei, gölün çevresine büyük binalar ve tapınaklar inşa ettiler. Kaldorei, veya daha sonra bilinecekleri adlarıyla night elfler, ay tanrıçası Elune’a taptılar ve onun gündüz vakitleri Well of Eternity’nin parıltılı derinliklerinde uyuduğuna inandılar. İlk night elf rahipleri ve kâhinleri, Well’i tatmin edilemez bir merakla araştırdılar ve gizli gerçeklerini ve gücünü ortaya çıkarmaya uğraştılar. Toplumları büyüyünce, night elfler Kalimdor’u keşfe başladılar ve kıtada yaşayan diğer varlıkları keşfettiler. Onları duraklatan tek yaratıklar kadim ve güçlü ejderhalar oldu. Bu büyük yılankavi yaratıklar çoğu kez gözden uzaktılar ama toprakları tehditlerden korumak için çok şey yapmışlardı. Night elfler daha sonra ejderhaların kendilerini dünyanın koruyucuları olarak gördüklerini keşfettiler ve onları ve sırlarını yalnız bırakmaya karar verdiler. Zamanla, night elflerin merakı onları bazı yaratıklarla karşılaştırdı ve onlarla dost oldular. Bunlardan bir tanesi ormanların demigodı olan Cenarius idi. Yüce kalpli Cenarius meraklı night elflerden hoşlandı ve onlara doğal dünya hakkında çok şey öğretti. Sakin Kaldorei ırkı, Kalimdor’un yaşayan ormanlarına karşı güçlü bir sempati duydu ve yaşamın doğal armonili dengesine katıldı. Bitmeyen yıllar geçtikçe, night elflerin uygarlığı hem yüzölçümü açısından hem de kültürel açıdan gelişti. Karanlık kıtanın çoğu yerinde onların tapınakları, yolları ve evleri görülmeye başladı. Night elflerin güzel ve yetenekli kraliçesi Azshara, Well’in kıyılarında harika ve görkemli bir saray inşa ettirdi ve cafcaflı salonlarında en sevdiği hizmetkârlarını barındırmaya başladı. Azshara’nın kendilerini Quel’dorei veya “Highborne” diye çağırdığı bu hizmetkârlar onun her emrine harfiyen uydular ve kendilerinin diğer kardeşlerinden daha büyük olduklarına inandılar. Kraliçe Azshara kendi halkı tarafından eşit olarak sevildiyse de, night elfler içten içe Highborne’u kıskandılar ve onlardan pek hoşlanmadılar. Rahiplerinin Well of Eternity hakkındaki meraklarını paylaşan Azshara, Highborne’a gölün gizlerini açığa çıkarmalarını ve bu dünyadaki gerçek amacının ne olduğunu öğrenmelerini emretti. Highborne kendisini bu işe gömdü ve Well hakkında gece gündüz durmaksızın çalıştı. Zaman içinde Well’in kozmik enerjilerini manipüle etmeyi ve kullanmayı öğrendiler. Deneyleri ilerledikçe Highborne bu kazandıkları yeni güçlerini yaratmakta veya yok etmekte kullanabileceklerini keşfetti. Umarsız Highborne bunun üzerine beceriksizce büyü kullanmaya ve kendilerini geliştirmek için yoğunlaşmaya başladı. Bu büyünün sorumsuzca kullanıldığında çok tehlikeli olabileceğini kabul etmelerine rağmen, Azshara ve Highborne sorumsuzca büyüyü kullanmaya devam ettiler. Cenarius ve pek çok night elf bilgini büyünün tehlikeli sanatlarıyla oyun oynamanın açıkça bela getirebileceğini söyledilerse de Azshara ve takipçileri dik kafalıca bu yeni tomurcuklanmış güçlerini test etmeye ve genişletmeye devam ettiler. Güçleri arttıkça, açık bir değişiklik Azshara ve Highborne’da görülmeye başlandı. Üst sınıf Highborne, diğer kardeş night elflere karşı daha düşmanca ve zalim davranmaya başladı. Karanlık bir gölge, Azshara’nın bir zamanlar baş döndüren güzelliğini bozdu. Kendisini seven halkından uzaklaşmaya ve güvendiği Highborne rahipleri dışında hiç kimse ile konuşmamaya başladı. Malfurion Stormrage adlı, druidizm sanatı üzerinde sık sık çalışma yapan genç bir âlim, Highborne ile sevdikleri kraliçelerini korkunç bir gücün bozmaya başladığından şüphelenmeye başladı. Her ne kadar yaklaşan kötülüğün ne olduğunu kestiremese de, çok yakında night elflerin hayatlarının sonsuza dek değişeceğinin farkındaydı…

Devamını Oku »

Sentineller ve Uzun Nöbet

  Dikkafalı kuzenlerinin de gidişiyle beraber night elfler, dikkatlerini tekrar anayurtlarını güvende tutmaya çevirdiler. Hibernasyon zamanlarının yaklaştığını hisseden druidler ailelerini ve sevdiklerini geride bırakıp uyumaya hazırlandılar. Artık Elune’un Yüksek Rahibesi olan Tyrande, aşkı Malfurion’dan Ysera’nın Emerald Dream’i için kendisini terk etmemesini istediyse de, Malfurion onuru üzerine söz verdiğini ve aşklarına sadık kaldıkları sürece hiçbir zaman ayrılmayacaklarını söyledi. Kalimdor’u yeni dünyanın tehlikelerinden tek başına korumak zorunda kalan Tyrande, night elf kızkardeşlerinden oluşan kuvvetli bir savaş gücü toparladı. Bu korkusuz, iyi eğitimli savaşçı kadınlar Sentineller olarak anılmaya başladılar. Her ne kadar Ashenvale’in gölgeli ormanlarını tek başlarına dolaşmayı tercih etseler de, müşkül durumlarda yardıma çağırabilecekleri pek çok müttefikleri vardı. Demigod Cenarius, Hyjal Dağı’nın yanındaki Moonglade’lerde kaldı. Keepers of the Grove olarak bilinen oğulları, night elfleri yakından izlediler ve zaman zaman Sentinellere topraklarda barışı sağlamaları için yardımcı oldular. Hatta Cenarius’un utangaç kızları dryadlar bile yavaş yavaş kendilerini açıklıkta göstermeye başladılar. Ashenvale’i güvende tutma görevi Tyrande’yı meşgul ediyordu ama yanında Malfurion olmadan pek mutlu olduğu söylenemezdi. Druidler uyurken pek çok yüzyıl geçti ve Tyrande’nın ikinci iblis istilasının yaklaştığı konusundaki hisleri gitgide güçlendi. Burning Legion’ın hala oralarda bir yerde, Great Dark’ın ötesinde night elfler ve Azeroth dünyası için intikam planları yaptığı hissini bir türlü üzerinden atamıyordu.

Devamını Oku »

High Elflerin Sürgünü (Warcraft I’den 7300 Yıl Önce)

  Yüzyıllar geçtikçe night elflerinin yeni toplumları güçlendi ve daha sonradan Ashenvale olarak adlandırdıkları büyük orman boyunca yayıldı. Büyük Parçalanma’dan önce ortalıkta dolaşan furbolg ve quilboar tarzı yaratıklar tekrar ortaya çıkarak yaşamın döngüsüne katıldılar. Druidlerin akılcı liderliği altında night elfler yıldızların altında, bozulmayan bir huzur ve barış dönemi yaşadılar. Ancak yıkımdan kurtulan pek çok Highborne rahatsızdı. Onlar da Illidan gibi büyülerinin yokluğu yüzünden bir çekilme hissediyorlardı. Well of Eternity’nin enerjilerini çekerek büyü kullanmaya alışmışlardı ve şimdi bunun yokluğuna alışamıyorlardı. Highborne’un dobra lideri Dath’Remar druidleri uluorta yermeye başladı, hakları olan büyüyü kullanmayı yasakladıklarından onları korkaklıkla suçluyor, kendileri olanın geri alınması gerektiğini söylüyordu. Malfurion ve druidler Dath’Remar’ın sözlerini ciddiye almadılar ve Highborne’a herhangi bir büyü kullanımının sonucunda ölüm ile cezalandırılabileceklerini söylediler. Druidlerin bu kanunu geri çekmesi için yapılan küstahça ve sonu hayra varmayacak bir girişimde, Dath’Remar ve takipçileri Ashenvale üzerine korkunç bir büyüsel fırtına saldılar. Druidler kendi ırklarından bu kadar çok kişiyi öldürmeye razı olamadılar ve Dath’Remar ile umursuz Highborne’u topraklarından sürmeye karar verdiler. Baskıcı kuzenlerinden sonunda ayrıldıkları için sevinen Dath’Remar ve takipçileri pek çok gemi inşa ettiler ve denizlere yelken açtılar. Hiçbiri Maelstrom’un öfkeli sularının ötesinde neler yattığını bilmemelerine rağmen, kendi anayurtlarını kurarak, istedikleri gibi büyü yapabilecekleri bir ortamı hazırlamaya hevesliydiler. Highborne, veya Azshara’nın onları asırlar önce adlandırdığı isimleriyle Quel’dorei, insanların Lordaeron diyeceği toprakların doğusunda kıyıya çıktılar. Kendi büyülü krallıkları Quel’Thalas’ı kurmayı ve night elflerinin aya tapma ve gece dolaşma şeklindeki pek çok adetlerini reddetmeyi planlıyorlardı. Bundan sonra sonsuza dek, onlar güneşi öveceklerdi ve sadece High Elfler olarak bilineceklerdi.

Devamını Oku »

Son Videolar