Son Haberler

Son Haberler

Bölüm 1: Mitoloji

  Kimse evrenin nasıl doğduğunu tam olarak bilmez.Bazıları dev bir kozmik patlamanın, sonsuz boşlukta yankılanarak uzaktaki Dev Karanlığı uyandırdığı ve dünyaların bir gün yok olmak için yaratıldıklarını söyler.Bazıları ise evrenin tek ve sonsuz güçlü bir varlığın eseri olduğunu söyler dururlar.Bu kaotik evrenin kökleri nereye uzandığı belirsiz olduğunu söylesek te, emin olduğumuz şey çok güçlü bir ırkın, evrende bulunan her dünyaya ayrı ayrı bakarak, onları gözeterek onlara güzellik ve hayat bırakarak gittikleridir. Titanlar, dev ve metalik renkte bir deriler olan bu tanrılar evrenin istedikleri yerinde diledikleri gibi dolaşma haklarına sahiptiler ve yeni bir evren bulmuşlardı, ve bunu da diğerleri gibi dünyaları dolaşarak ve güzelleştirmek için yola koyuldular. Dev dağlar, derin denizler yaptılar elleriyle. Kara perde gibi karanlığa boğulan gezegenlere huzuru getirdiler, atmosferler yarattılar. Bunların hepsini bu kaotik ortama, uzak bir hedef gibi gözüken, düzeni getirmek için yaptılar. Keşmekeşten düzen yaratmak onların doğasının, ileri görüşlülüklerinin bir parçasıydı. Onlar ilkel ırkları bile güçlendirdiler; kendi işlerini yapabilsinler ve saygıdeğer dünyalarının bütünlüğünü koruyabilsinler diye. Seçkin bir grup olan Pantheonlar tarafından yönetilen Titanlar, dev karanlığın içine dağılmış yüz milyon dünyaya düzeni getirdiler. Pantheon, bu dünyalara aynı zamanda koruyuculuk yapanlar, ayrıca evrenin dışından gelen Sapmış Evrenden gelen varlıklarla savaşıyorlardı. Sapmış Evren, sayısız dünyasını bağlayan keşmekeş büyülerinin dünyevi olmayan boyutu, sadece yaşayan evrendeki hayatı yoketmeye ve yaşamın enerjilerini kendilerine katmaya yemin etmiş sınırsız sayıdaki şeytani yaratığın, iblislerin ve zebanilerin eviydi. Hiçbir kötülük ve sapmayı kabul etmeyen Titanlar, bu saldırılara karşı hep bir yol aradılar ve savaştılar.   Sargeras ve İhaneti: Zaman içinde, bu kötü varlıklar Titanların dünyasına giden yolu buldular ve Pantheon en iyi Savaşçısı olan Sargeras’ı savunma için gönderdi. Dev soylu bir Titan olan Sargeras, sayısız yıllarca verilen görevleri harfiyen yerine getirmiş ve bulduğu kötülük varlıkları gördüğü yerde öldürmüştür. Böylece Titanlar evrenler üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmaya başlamıştır. Sonra Eledar adı verilen bir şeytani büyü ile uğraşan ırk, Warlock büyüleri ile birçok dünyayı ele geçirmeye başladılar. Bu büyülerden etkilenen saldırıya uğramış ırklar, mutasyona uğrayarak çok farklı yaratıklar olmaya başladılar ve en sonunda saldırıya uğramış masum ırkların hepsi Eledar’lara benzemeye başladı. Sargeras neredeyse limitsiz gücünü Eledarlara karşı kullandı ve onları Sapmış evrenin köşesinde yakaladı ve onları esir aldı. Ancak Sargeras Warlock büyülerinden çok etkilendi ve kendisi de bunlardan nasibini almaya başladığında, Sargeras çok büyük bir depresyonun içinde buldu kendini. Sargeras bu kafa karışıklığının ve ümitsizliğin içindeyken, Sapmış Evren’den gelen diğer bir ırkla savaşmaya zorlandı. Nathrezim adı verilen bu ırk Vampirik güçlere sahip korkunç bir ırktı. Adlarına Dreadlord da denilen bu ırk, birçok dünyayı ele geçirerek, yerlilerini gölgeye çevirirdi. Zalim Dreadlordlar, dünya yerlilerini kandırarak, aralarında karışıklıklarla yıkardı. Sargeras, Nathrezimi çok kolay yendi. Ama onların bozulmuşluğu onu çok etkiledi. Sargeras’ın duygularını şüphe aldı bir anda, görevine sadakatini ve hatta daha önemlisi Titanların düzenli bir evren anlayışını kaybetmişti. Sonunda Sargeras sonuç olarak Titanların yapmış olduğu her şeyin yanlış olduğuna karar verdi, ona göre Titanlar bu evrende Kaotik güçlerin kaynağı idi. çoğu Titan arkadaşı ona yardımcı olup yol göstermeye çalıştı, ama bunun sonucunda Sargeras daha fazla içine kapandı ve Pantheon’dan ayrılıp dünyada kendine bir yer aramaya başladı. Pantheon onun terk edişine bir anlam veremedi, ve kardeşi olan Sargeras’ın neler yapabileceğini göremedi. Zamanla, Sargeras delirdi ve ruhunun ücra köşelerinde bozulan bir şeyler olduğunu fark etti. Bunun nedenini Titanlara bağladı. Bu yüzden Titanların yapmış olduğu her şeyin yanlış, hatalı olduğunu zannetti. Bu yüzden her dünya yok edilmeliydi ve tekrar kurulmalıydı. Böylece düzen sonsuza kadar her tarafta olacaktı. Bunu yapmak için dev bir ordu kurmak için düşünmeye başladı. Sargeras’ın Titanik görüntüsü bile zamanla bozuldu ve zehirlenmiş olan kalbi ile değişim içine girdi. Gözleri, saçları ve sakalı ateşlendi ve metalik derisi karardı. Bu kızgınlığın içinde, Sargeras Eledar ve Nathrezim ırklarının hapislerini açtı ve kötü yaratıkları serbest bıraktı. Bu yaratıkların önde gelenleri Karanlık Titan’a hizmetlerini sundular. Sargeras Eledar’dan iki tane şampiyon seçti. İlki Kil’jaeden the Deciever di. Sargeras’ın orduları için karanlık ırkları düzenleyecekti. İkinci Å?mpiyon ise, Archimonde the Defiler’di. Sargeras için Orduları yönetecekti. Kil’jaeden’ın ilk yaptığı şey vampirik dreadlord’larını kendine köle yapmak oldu. Dreadlord’lar Kil’jaeden için özel ajanlardı ve bu görevi çok iyi yerine getiriyordu. Aralarında Tichondrius denilen bir Dreadlord vardı ki bu yaratık Kil’jaeden’in mükemmel bir savaşcısı olarak Sargeras’a da hizmet etti. Muhteşem Archimonde kendine de ajanlar buldu. Malefic Pit adlı bir dünyanın barbar lideri olan Mannoroth the Destructor’u ajanı yaptı ve evrenin en iyi ordusunu yapmak için çalıştı. Sargeras ordularının yavaş yavaş oluştuğunu ve her emirini yerine getirecek güçte olduğunu görünce, Hepsini Dev Karanlığın içine bıraktı. Sargeras bu ordusunun adına Burning Legion dedi. Bu güne kadar kaç tane dünya yok edip kaç tanesini köleleştirdi bilinmez ancak evrene çok büyük bir yıkım getirdiği kesindir.   Eski Tanrılar ve Azeroth’un Hakimiyeti: Titanlar Sargeras’ın yaptıklarından habersiz dünya dünya dolaşarak her dünyaya düzen getirmekle uğraştılar ve bir gün ufak bir dünya ile karşılaştılar daha sonra Adı Azeroth’ olacaktı bu dünyanın. Titanlar garip yeryüzüne ayak bastıklarında, düşman olarak birçok Elemental Varlıkla karşılaştılar. Bu Elementaller, sadece eskilerin bildiği yok olmuş eski Tanrılara taparlardı ve bu yüzden Titanları geri püskürtmek için savaştılar. Pantheon, Eski Å?ytanı tanrılara tölerans gösteremediği için Elementallere savaş açtı. Eski Tanrı Orduları dört kişi tarafından yönetilirdi:Ragnaros the Firelord, Therazane the Stonemother, Al’Akir the Windlord ve Neptulon the Tidehunter. Kaotik güçler dünyayı sardı, ve Titanlarla savaşmaya başladılar. Ancak Titanlar çok güçlüydü ve Elementaller savaşı kaybetti. Bir bir tüm Elemental Efendiler yok edildi ve güçleri ellerinden alındı. Eski tanrıların kalelerini yıkan Pantheon’lar dört şeytanı tanrıyı yeryüzünün altına zincirledi. Eski Tanrılarının gücü kalmayınca ruhları fiziksel evrenden ayrıldı ve Elementallerin hepsi başka bir boyutta sıkıştılar. Elementallerin gidişi ile, doğa sakinleşti ve dünya barışçıl ve bir o kadar güzel bir yere dönüştü ki Titanlar burayı çok sevdiler. Titanlar birçok ırk yaratıp dünyanın şekillenmesinde onlara yardım ettirdiler. Sonsuz mağaralar yaratmak için cüce gibi yaşayan taşlar yarattılar. Denizleri yükseltip kara yapmak için Deniz Devlerini kullandılar. Birkaç çağ boyuncu Titanlar bu dünya üzerinde çalıştılar ve en sonunda inanılmaz güçleri olan bir göl oluşturdular. Bu göl, onların deyimi ile Sonsuzluk Kuyusu, bu dünyada yaşamı başlatacak olan şeydi. Zamanla, bitkiler, ağaçlar, yaratıklar ve canavarlar dünyada dolaşmaya başladılar. İşlerinin son gününde oluşan kıtaya Kalimdor dediler, Sonsuz Yıldız Işığının ülkesi…  Ejderhalar Zamanı: Küçük dünyanın düzenlenmesinden ve işlerinin bitmesinden tatmin olan Titanlar, Azeroth’u terketmeye hazırlandılar. Yinede, gitmeden önce, herhangi bir gücün onun mükemmel bütünlüğünün tehdit etmesi olasılığına karşılık Titanlar dünya üzerindeki en harika ırkı Kalimdor’a göz kulak olma işiyle görevlendirdiler. O zamanlar bir çok ejderha türü vardı. Yinede kendi türlerinden olanlara egemenlik sağlayan 5 tane ejderha türü vardı. Titanlar’ın yeni yeşeren dünyanın çobanlığını yapmaları için tuttuğu beşli bu beş ejderha türüydü. Pantheon’un en yüce üyeleri kendi güçlerinin birazını bu türlerin liderlerine verdiler. Bu ulu ejderhaların her biri Yüce özellikler  veya Ejderha özellikleri olarak bilinmeye başladılar. Aman’Thul, Pantheon’un Büyükbabası, uzaysal güçlerinin bir kısmını devasa bronz ejderha Nozdormu’ya bahşetti. Büyükbaba, Nozdormu’ya zamanı ve sürekli ilerleyen kaderin yolunu koruması için güç verdi. Hissiz, onurlu Nozdormu Zamansız Olan olarak bilinmeye başladı. Eonar, bütün yaşamın Titan patronu, kendi güçlerinin bir kısmını kızıl deve verdi, Alexstrasza’ya. Ondan sonra Alexstrasza dünyada yaşayan bütün canlıları korumak için çalıştı ve Hayat-Bağlayıcı olarak bilinmeye başlandı. üstün bilgeliği ve bütün canlılara gösterdiği sınırsız şefkat sayesinde, Alexstrasza Ejderha kraliçe olarak taçlandırıldı ve türündeki diğerlerine egemenlik sağladı. Eonar; aynı zamanda Alexstrasza’nın genç kız kardeşi olan yeşil ejderha Ysera’yı da, doğanın etkisinin küçük bi parçasıyla kutsadı. Ysera Yaratılış Rüyasını oluşturmak sonsuz soyutlanmaya girdi ve Hayalperest olarak bilinmeye başladı. O, yeşil evreninden büyümekte olan yeşil dünyayı izleyebilecekti, Zümrüt Rüyasından… Norgannon, Titanlar’ın bilgelik saklayanı ve usta büyücüsümavi ejderha, Malygos’u gücünün bi kısmıyla donattı, O zamandan itibaren Malygos Büyü-Yayan, sihirin ve gizli bilgilerin koruyucusu, olarak bilinmeye başladı. Khaz’goroth, Titanlar’ın şekillendirici ve yaratıcı, kudretli siyah ejderhaya, Neltharion’a, güçlerininn bir kısmını bahşetti. Yüce kalpli Nelthraion’a, daha sonra Dünya-Koruyan olarak bilinicekti, dünya ve dünyanın derin yerleri üzerinde egemenlik verildi. O dünyanın gücüne güç kattı ve Alexstrasza’nın en büyük destekçisi oldu. Güçlendirilmiş 5 Yüce özellik, Titanlar’ın yokluğunda dünyanın savunmasından sorumlu hale getirildi. Ejderhaların yarattıklarını korumaya hazır olduklarının bilincinde Titanlar, Azeroth’u sonsuza kadar terketti. Ne yazıkki Sergeras’ın yeni doğmuş dünyanın varlığını öğrenmesi an meselesiydi. . Dünyanın Yapılışı ve Sonsuzluk Kuyusu: İnsanlar ve Orklar arasındaki ilk savaşdan onbin yıl önce, Azeroth dünyası etrafı denizlerle çevrili dev bir tek kıtadan oluşuyordu. Kalimdor denilen bu dev kıta, dünyanın şartlarında yaşamaya calışan birçok ırkın ve yaratığın yuvasıydı. Bu kıtanın ortasında inanılmaz güçleri olan bir göl bulunurdu. Bu göle daha sonra Sonsuzluk Kuyusu dendi, ve dünyanın içindeki Büyünün gerçek kaynağı bu göldü. Sonsuzluk Kuyusu güçlerini Dev Karanlıktan alırdı, ve dünya üzerine saçardı. Zamanla, dünyada bu gölden etkilenen yaratıklar, göl kıyısına ilkel evler kurmaya başladılar. Gölün kuvvetleri, bu yaratıkları güçlü, akıllı ve neredeyse ölümsüz yaptı. Bu yaratıklar daha sonra kendilerine Kaldorei dediler, anlamı yıldızın çocuğuydu. Kendi gelişimleri ile birlikte dev binalar ve tapınaklar inşa ettiler. Kaldorei veya daha sonra bilinen isimleri ile Night Elfler, ay tanrıçası olarak bilinen Elune’ye taptılar ve onun gündüzleri Sonsuzluk Kuyusunun dibinde uyuduğuna inanırlardı. İlk Night elf Rahipleri ve Bilgeleri kuyu üzerinde çalışarak, onun gücünü nasıl kullanabileceklerini anlamaya çalıştılar. Night Elf’ler gittikçe gelişerek, Kalimdor’un büyük bir bölümüne yayıldılar onları durduran şey ise Dev Ejderler oldu. Bu dev yaratıklar bölgelerini korumak adına çok titizdiler. Night Elfler daha sonra anladılar ki, Ejderler bu dünyayı koruyorlardı ve bu yüzden onları sırları ile yalnız bıraktılar. Zamanla, Night Elfler daha fazla bencil olmaya başladılar, çünkü çok güçlenmişşerdi ve birçok yaratıkla arkadaşlık kurmuşlardı. Bunlardan en ünlüsü Cenariusdu. Bir Yarı tanrı olan Cenarius Night Elflere Doğayı anlattı ve öğretti. Kaldorei yaşayan ormanlarla bu şekilde bir empati kurmaya başladı ve doğanın dengesini bozmamayı öğrendi. Sayılamayacak kadar çok çağ geçtikten sonra, hem kültürel hem de alan olarak gelişti Night Elfler. Tapınakları,Yolları ve Muhteşem Binaları ile Kalimdor’a hakim bir ırktılar. Azshara, Night Elf’lerin güzel ve akıllı kraliçesi, Gölün kıyısına dev gibi harika bir saray inşa ettirdi ve oraya Hizmetkarları ve arkadaşları ile birlikte yerleştiler. Hizmetkarlarına Azshara Quel’dorei ya da bilinen ismi ile Highborne dendi. Bu Highborne, Azshara’nın dediklerini bire bir yerine getiren seçkin bir gruptu. Azshara her Night Elf tarafından sevilen birisiydi ancak, Highborne her zaman kendilerinden başka hiçbir Night Elf’den hoşlanmadı. Rahiplerin Sonsuzluk Kuyusu ile ilgili bilgilerini, Azshara Highborne’ye vererek, bu gizlerin ortaya çıkartılması ve bu dünyanın asıl amacının öğrenilmesini istedi. Highborne bu işle uğraştılar  ve Kuyuyu kullandılar. Deneyler sürdükçe, Highborne kuyunun hem yaratmak hem de yok etmek için kullanılabileceğini gördü. Highborne kendini kuyuya bıraktıkça büyünün içinde onu kullanmaya çalışırken buldular kendilerini. Büyünün kontrollü ve sorumluluk gerektiğini bilmeden, Azshara ve onun Highborne’si büyü kullanmaya başladığında bozulumun içine girdiler. Cenarius ve birçok bilge Night Elf, büyünün sınırsızca kullanımının zararları olabileceğini söylediler. Ancak Azshara ve onun takipçileri inatla büyü kullanmaya devam ettiler. Güçleri geliştikçe, Azshara ve Highborne değişmeye başladılar. Kendilerini bir Night Elf’den üstün görmeye başladılar ve kendilerini halktan soyutladılar, ve Karanlık bir gölge Azshara’yı değiştirdi. Sevdiği her şeyden vaz geçti ve Highborne’den başka kimse ile konuşmak istemedi. Genç bir Bilge olan Malfurion Stormrage, olanları ilk gören oldu. Zamanının çoğunu çok sevdiği Druidizm çalışarak geçiren Malfurion, Azshara ve Highborne’nin korkunç bir güç tarafından bozulmaya başladığını hissetti. Ardından nasıl bir şeytanlığın çıkacağını bilemedi ancak Night Elflerin hayatlarının sonuna kadar değişeceğini anladı….   Eskilerin Savaşı: Highborne’nin anlamsızca kullandığı her büyü dünyadan öteye evrenin her tarafına yayılan bir sinyal gibi gitti ve bir gün Sargeras – Yaşamın En büyük Düşmanı, Dünya Yok Eden – bunları fark etti ve gözleri evrende ufacık olan bir dünyaya çevrildi:Azeroth’a…. Buradaki sonsuz enejileri hisseden Sargeras, inanılmaz bir açlıkla bu gücü ele geçirmek için Burning Legion’u dünyayı ele geçirmesi için Azeroth’a gönderdi. Sargeras Burning Legion’u gönderdikten sonra Azeroth dünyasına gitmek için yola çıktı. Legion milyonlarca çığlık atan bağıran ve yok eden bir yaratık grubuydu ve hepsi feth için aç kurtlar gibi beklemekteydiler. Sargeras’ın yardımcıları Archimonde ve Mannoroth dev ordularını savaşa hazırladılar. Kraliçe Azshara, büyünün o korkunç gücüne kapılmış bir şekildeyken, Sargeras’ın reddedilemeyecek gücüne kurban giderek onu bu dünyaya almak için uğraşmaya başladı. Highborne’ler bile bu reddedilemeyen gücden etkilenerek Sargeras’a tapmaya başladılar. Legion’a bağlılıklarını göstermek için Azshara ve Highborne Sonsuzluk Kuyusunun dibine dev bir kapı açmak için çalışmaya başladılar. Bütün hazırlıklar tamamlandığında, Sargeras Azeroth İstilasına başladı. Savaşçı yaratıklar Burning Legion adına etrafı yakıp yıkmaya başladı ve Night Elf’lerin sessiz şehirlerini kuşattılar. Archimonde ve Mannorth’un Ordusu her taraftaydı. Arkalarında sadece kül ve göz yaşı bırakarak ilerlediler. Kalimdor’un Tapınaklarına dev Meteorlar çarparak, Dev Infernaller dünyaya indi. Yananların takımı Kıyamet Bekçileri(doomguard) her tarafta yıkım yaratı. Cesur Kaldorei Savaşçıları kendi dünyalarını korumak için çalıştı ancak her tarafta kaybettiler. Malfurion Stormrage, bu arada insanlarını kurtarmak için çalışmaya başladı. Stormrage olarak kardeşi Illidan Highborne’nin bir üyesiydi ve Büyüyen bir şekilde bozulum içine girmişti. Malfurion Illidan’ı yaptığı şeyin yanlış olduğuna ikna etti ve Malfurion güzel genç rahip Tyrande ile, Cenarius’u bulmak için yola koyuldu. Malfurion ve Illidan, iki kardeş Tyrande’ye karşı bir sevgi beslemekteydi, ancak Tyrande’nin kalbi her zaman Malfurion’a aitti. Illidan, Tyrande ile kardeşinin bu halini gördükçe çok üzülüyordu ama bu üzüntüyü her zaman büyüye olan tutkunluğu bastırıyordu. Büyünün o dev gücü içerisinde büyümüş olan Illidan,  bu açlığı ile savaşmaya çalışmış ancak Kuyunun gücüne karşı koyamamıştır. Ancak, Tyrande’nin desteği ile, kendisini dizginleyebilmiş ve Kardeşinde Cenarius’u bulmak konusunda yardımcı olmuştur. Hyjal dağında Gizl, Ay bahçelerinde yaşayan Cenarius, eski ejderhaları bulmak konusunda, Night Elflere yardım etmeyi kabul etti. Alexstrasza, Ejderhaların lideri ordusunu göndermek ve Legion’u durdurmak konusunda hem fikirdi. Cenarius, Ormanların ruhlarını çağırarak, eski ağaç adamlarından bir ordu kurdu ve Legion’a yerden saldırdı. Bu şekilde saldırmalarına rağmen, Burning Legion’un buradan sadece fiziksel güç ile kovulamayacağını anlayan Malfurion başka şeylere yöneldi. Dev savaş Azshara’nın Å?hrine doğru ilerlerken, Delirmiş Kraliçe Sargeras’ın gelmesini bekledi. Bu arada Sargeras’da Kapıdan geçmek için hazırlanmaktaydı. Azshara bundan sonra Highborne’yi alarak ayin düzenleyerek Kuyunun üzerine gelen en büyük gölgeyi yarattı. Bu gölge Sargeras’ın gelmesi için yapılıyordu. . Kalimdor’un yanan toprağında savaş devam ederken, olaylar tersine döndü. Zamanla kaybedilen bilgilere rağmen genel olarak, Neltharion adı verilen Ejderha – Dünyanın Koruyucusu- Burning Legion’un gücünden etkilenerek deliye döndü. İsmini DeathWing olarak değiştirerek, Diğer Ejderhalarla savaştı. Deathwing’ın bu ani taraf değiştirmesi diğer beş Ejderhayı öyle etkiledi ki alsa bu etkinin yarası kapanmadı. Yaralanmış ve şaşkın Alexstrasza ve ejderhalar, ölümlüleri bırakıp geri çekilmeye zorlandı. Böylece Malfurion ve Arkadaşları, sayıca çok azaldılar. Umutsuzdular. Malfurion daha sonradan anladı ki Bütün bu savaşın nedeni Sonsuzluk Kuyusuydu. Ve bunun yok edilmesi gerektiğini kendine ikna etti. Savaş arkadaşları Kuyunun ölümsüzlüklerinin ve güçlerinin kaynağı bildikleri için çok korktular. Ancak Tyrande Malfurion’un Teorisindeki anlamı gördü ve Cenarius ve onların arkadaşlarını Azshara’nın Tapınağına son bir saldırıya ikna etti. Böylece Kuyuyu iyilik için kapatmanın bir yolu bulunabilidi belki de…  Dünyanın Yıkımı: Birinci savaştan(Warcraft I) 10.000 yıl önce Kuyunun yok edilmesi ile bir daha büyü kullanamayacağını bilen Illidan bencilce grubunu bırakıp Highborne’yi Malfuion’un planına karşı uyarmaya gitti. Tutkusunun önüne geçemeyen ve bu yüzden delirme noktasına gelen ve Tyrande’nin Malfurion’a olan sevgisini gören Illidan bu yaptığından hiç pişmanlık duymadı ve Malfurion’u yalnız bıraktı. Sonradan Illidan Kuyunun devamını sağlamak için her şeyin yapılmasını emretti. Kardeşinin ayrılışından büyük üzüntü duyan Malfurion saldırı için Azshara’nın Tapınağına gttii ve Büyük Avluda Highborne’nin Son büyünün ortasında olduğunu gördü. Bu korkunç büyü Kuyunun ortasında bir girdap oluşturdu. Sargeras’ın Gölgesi yavaş yavaş Kuyuda belirmeye başladığı anda  Malfurion saldırıya geçti. Azshara Illidan’ın uyarısındı aldığında çoktan onlara karşı hazırlıklı olduğunu gördü Kraliçenin. Neredeyse tüm arkadaşları deli kraliçe tarafından öldürülen Malfurion, Tyrande’nin Azshara’nın arkasından saldırdığını gördü ancak bir Tapınak Koruyucusu tarafından durduruldu ve büyük bir yara aldı. Malfurion Aşkının yere düştüğünü görünce deliye dönderek Azshara’yı öldürdü. Tapınağın içinde ve Dışındaki savaş sürerken Illidan olacaklara karşı kendi için özel yapılmış şişelerin içine Kuyunun büyülü suyundan koydu. Böylece he olursa olsun Büyü gücünü kullanabilecekti. Malfurion ve Azshara arasında süren savaş süren büyünün büyük bölümünün yanlış olmasına neden oldu. Böylece dengesiz girdap Kuyunun derinliklerinde patlayarak ve zincirleme bir olayı başlattı. Dev bir Patlama Tapınağı yerle bir etti. Kuyu içine göçerek kayboldu. Dev Patlama, dünyanın dengesini bozmuş dev depremlerle birlikte gökyüzü kapkara olmuştu. Dev patlama sonrasında yok olan kıtanın ortasını denizler kapamaya başladı. Kalimdor’un neredeyse %80’i sular altında kaldı. Böylece Kalimdor ikiye bölünerek, Dünyada ayrı ayrı iki kıta oluştu. Bu yeni denizin ortasında –eskiden Sonsuzluk Kuyusunun bulunduğu yere- dev bir girdap geldi ve orada kaldı. Bu dev yara Maelstrom olarak adlandırıldı ve asla girdap durmadı. Hernasılsa, herşeye rağmen , Kraliçe Azshara ve Highborne bu patlamadan kurtulmayı başarmıştır. çıkardıkları güçler içinde, gidapın içine çeklimiştir. Lanetlenerek, ve şekil değiştirerek yeni bir ırk yaratımışlardı: Nagalar. Azshara kendini kötülüğün kraliçesi olarak tanıtmış ve içinde bulunan kötülüğün dışa vurumunu naga olarak görmüştür. Maelstrom’un dibinde yeni bir şehir kurarak adını Nazjatar koydılar ve güçlerini tekrardan oluşturdular. Var olduklarını açıklamak için ise 10. 000 sene beklediler.   Hyjal Dağı ve Illidan’ın Hediyesi: çok az Night Elf bu dev Patlamadan kurtulabildi. çok ilkel sandallar ile yavaş yavaş karalar aramaya başlılar. Sonra bir şekilde Elune’nin yardımı ile Malfurion, Tyrande ve Cenarius bu büyük yıkımdan kurtuldu. Bu kendini kanıtlamış Kahramanlar sağ kalanları kurtarıp, yeni bir yuva kurmak için uğraşmaya karar verdiler. Sessizce kendilerine bir yer ararken, Dünyanın kurtuluşunun sağlandığını, Sargeras ve Burning Legion’un bu dünyadan gittiğini ve çok kötü bir bedelle zafer kazanıldığını anladılar. Birçok Highborne bu patlamadan kurtulmayı başardı. Onlarda geride kalan Night Elfler ile birlikte, yeni yuvalarına doğru yola çıktılar. Malfurion asla Highborne’ye güvenmemiş olmasına rağmen onların Kuyunun varlığı olmadan hiçbir risk içermediklerini biliyordu. Night Elflerin çoğunluğu Karaya varmaya başladığında hepsi, Kutsal dağ Hyjal’ın halen ayakta olduğunu gördü. Burayı yeni yuvaları belleyen Malfurion ve takipçileri Hyjal’a tırmandı ve Hyjal’ın zirvesinde korkunç bir şey buldular. Ufak bir gölün içi büyü ile kaynamaktaydı. Illidan’da bu patlamadan kurtulmuştu ve herkesten önce Hyjal’a ulaşıp burada Sihiri tekrar açığa çıkarmıştı ve sakladığı kuyu sularını Dağın Göllerine dökmüştü. Böylece Yeni bir Sonsuzluk Gölü Hyjal Dağında ortaya çıkmıştı. Bencil Illidan bunun gelecek jenerasyonlar için bir hediye olduğunu düşünürken, Malfurion onu avladı ve ele geçirdiğinde Illidan şaşkınlık içindeydi. Malfurion ona bütün bu olanların sihir yüzünden olduğunu belirtti. Ancak Illidan sihirden ve büyüden vazgeçmediğini söyledi. Illidan’ın yaptıklarının durmayacağını bilen Malfurion bundan kurtulmak için bir yol düşündü. Cenarius’un yardımı ile Illidan uzakta bir yer altı zindanına yerleştirildi. Burada İllidan dünyanın sonunda kadar kalacak ve hiçbir sorun çıkartamayacaktı. Kardeşinin burada kalmasında ona eşlik edecek nöbetçi olarak Muhafız Maiev Shadowsong seçildi. Yeni kuyunun yok edilmesi yeni bir felaket demek olduğundan onu böyle bırakmak istedi. Ancak Malfurion bunun için sihirle Night Elflerin sonsuza kadar aralarındaki bağı bozmak için Cenarius’un yardımı ile Druidizm’le ilgilendirmeyi başladı Night Elfleri. Böylece Dünyayı tekrar eski düzenine göre kurabileceklerdi.   Dünya Ağacı ve Yeşil Rüya: Birinci Savaştan(Warcraft I) 9.000 yıl önce… Uzun yıllar boyunca, night elfler yorulmadan eski dünyalarını tekrar kurmak için çalıştılar. Eski yıkılmış tapınaklarını ve yollarını bırakıp, yeni evlerini dev ağaçların içine ve Hyjal dağının gölgeli eteklerine kurdular. Zamanla, Ejderhalar yıkımın ardından ortaya çıkarak kendilerini gösterdi. Kırmızı Alexstrasza,Yeşil Ysera ve Tunç Nozdormu, night elflerin yeni evlerine indiler. Malfurion, Night Elflerin baş-druid’i dev ejderhaları karşılarakyar onlara yeni Sonsuzluk Kuyusunun hikayesini anlattı. Ejderhalar bunu duyunca Kuyunun burada kalması durumunda, Burning Legion’un tekrar bu dünyaya ineceğinden korktular. Malfurion ve üç dev ejderha aralarında bir antlaşma yaparak, Burning Legion ajanlarının buraya gelirlerse bir daha kendi cehennem dünyalarına geri dönmesini engellemek ellerinden geleni yapmak için çalışmaya başladılar. Alexstraza, Hayat-Bağlayıcı, bir tohumu Well of Eternity’nin ortasına yerleştirdi. Sonsuzluk Kuyusunun büyülü gücü hemen Tohumu yeşertti ve dev bir ağaç olmasını sağladı. Dev Ağaç Sonsuzluk Kuyusunun suyu ile beslendikçe Gökyüzüne doğru büyüdü. Bu dev ağaç bundan sonra Night Elf’lerin sembolü oldu. Onların artık doğa ile birleştiğini ve dünyayı her zaman koruyacaklarının bir simgesi olarak kaldı. Night Elfler Bu ağaca Nordrassil dediler. Bunun anlamı ise Cennetin Tacı demek oluyordu. Nozdormu, Zamansız Dünya Ağacına bir büyü yaparak, onun sonsuza kadar orada kalmasını sağladı ve Dünya Ağacı orada kaldığı süre içerisinde Night Elf’ler asla yaşlanmayacak veya hastalanmayacaktı. Ysera, Hayalperest, Dünya Ağacına yaptığı bir başka büyü ile, Kendi Hayal dünyasını  -yani Yeşil Rüyayı- bu Azeroth ile bağladı. Yeşil Rüya, dev gibi ve devamlı değişen, ruhani, fiziksel evrenin dışında bir yerdeydi. Bu rüyada, Ysera Azeroth’daki canlıların evrimini ve doğanın düzenini tasarlardı. Night Elf’ler – Malfurion dahil olmak üzere- bu dünyaya bağımlı hale getirildiler. Bu gizemli antlaşmanın sonucunda, Druid’lerin hepsi Yeşil Rüya’ya girerek Ysera’ya yardım etmek istedi. Böylece dünya onlara bir daha ihtiyaç duyduğunda geri dönecekler ve Dünya hakkında inanılmaz bilgilere sahip olacaklardı.   High Elf Sürgünü: Warcraft I’den 7. 300 Sene önce… Yüzyıllar geçtikçe, yeni Night Elf halkı gelişti ve büyüdü ve Kendilerinin Ashenvale dedikleri ormanları bile geçerek yayıldılar. Dev yıkımdan sonra Dünya üzerinde kalmadığına inanılan birçok Yaratığı tekrar gördüler: Fulborg’lar gibi…Druid’lerin öncülüğünde Night Elfler kusursuz bir yaşam sürdüler barış içinde… Ancak, Highborne üyeleri hiçbir zaman memnun değildi. Illidan gibi kendi bağımlılıklarına olan bağlılıkları onları devamlı rahatsız ediyordu. Bir süre sonra Sonsuzluk Kuyusundan büyü güçlerini geri almak için teşebbüste bulundular. Dath’Remar adlı, Highborne üyesi Druidleri büyü kullanmamakla suçladı ve haklarının büyü kullanmak olduğunu belitti. Malfurion ve diğer Druid’ler eğer herhangi bir Night Elf’in büyü kullanırsa öldürülecek olacağını belirtip, Highborne’yi uyardı. Bunun üzerine Highborne Ashenvale üzerine dev bir Büyülü Kasırga gönderdi. Druidler kendi ırklarından kişileri öldürmek istemediğinde, Highborne’yi sürgüne gönderdiler. Dart’Remal ve takipçileri bunu memnuniyetle karşıladılar. Buradan gitmeleri demek büyü yapabilecekleri anlamına geliyordu çünkü. özel yapım birkaç gemi ile okyanuslara açıldılar. En sonunda, daha sonradan İnsan’ların Lordaeron dediklere yere inerek, burada büyülü yeni bir Krallık kurmaya başladılar:Quel’Thalas…Kendi Soylarının taptılara aya karşılık Güneşe taptılar…  Gözcüler ve Uzun Nöbet: Kendi içlerindeki sorunlarından kurtulmuş olan Night Elf’ler, kendi evlerini geliştirmeye devam ettiler. Druid’ler Yeşil Rüyaya girmenin zamanının geleceğini hissettiler ve aşklarını ve ailelerini arkada bırakmaya hazılandılar. Tyranda, Elune’nin Baş Rahibesi oldu ve Malfurion’a gitmemesi için yalvardı. Ancak Malfurion Gururunu korumak için Yeşil Rüyaya girmekte kararlıydı, ve Rahibe ile vedalaşıp ona asla ayrılmayacaklarını söyledi… Kalimdor’u Tyrande’ye bırakan Malfurion, Yeşil Rüyaya girince, Baş Rahibe, Night Elf’lerden dev bir savaşçı ordu kurdu. Korkusuz ve eğitilmiş olan bu kadın savaşçılar, Kendilerini Gözcü diye tanıttılar, barışın ve Huzurun koruyucuları… Yarı-Tanrı Cenarius Hyjal Dağının eteklerindeki bahçelerde yaşamaya devam etti. Oğulları,  Ormanın Koruyucuları olarak bilindiler ve Her zaman Night Elfleri takip ettiler ve arada sırada Gözcülere barışı korumak adına yardım ettiler. Cenarius’un kızları Dryad’lar ise devamlı artan bir şekilde ormanlarda görülmeye başlandı. Ashenvale’de Tyrande devamlı meşgul oldu. Malfurion’un yanında olmamasından dolayı mutlu olamadı hiç. . Uzun Yüzyıllar boyunda Druid’ler uyudukça Tyrande ikinci bir Burning Legion sadırısından korktu. Halen Burning Legion’un buralarda olduğunu hisseden Tyrande, intikam için geri döneceklerini biliyordu… >   Alıntıdır: WoW-Turk

Devamını Oku »
Birthright-logo

Bloodline ve Naiplik 2

  2.Bloodline Gücü (Bloodline Strength) Bir karakterin kanbağının saflığı onun Bloodline Strength’i ile ölçülür. Bunlarda -Minor(düşük) -Major(iyi) -Great(çok iyi) olmak üzere 3’e ayrılır. Bu her 3 seviyeden birine sahip olmak karakterin manifestosunu belirlemektedir. Daha öncede anlattığımız gibi bu gibi kan bağı da karakterin atasından gelen bir niteliktir ve atasından geçen kanbağı ile ortaya çıkmaktadır. Minor: Minor kanbağları Deismaar savaşında bulunan daha düşük seviye veya popüler veya ünlü olmayan karaterlerin barındırdığı bir kanbağıdır. Halktan kimselerden oluşan basit askerler ve kamp takipçileri bunu devam ettirmek için hayatta kalmışlardır. Evlatlar’ın (scion) çoğu (%65) minor kanbağına sahiptirler. Adına binaen minor kanbağına sahip olanlar düşük özellik puanları alırlar. Major: Major kanbağına sahip olanlar ise Deismaar savaşından sonraki ilk 10 yılda hayatta kalmayı başarabilen kahraman veya lider kişiliklerdir. Major kanbağı olanları çoğu Cerila kıtasında meşhur olan karakterlerdir. Major Kanbağına sahip olan Evlatlar güçlü özellik puanlarına (ability score) sahiptirler. Great: çok iyi kanbağına sahip olan karakterler nadirdir. Yani iyi bir kanbağına sahip olan evlatlar içerisinde yüzde bir gibi çok eşsiz bir varlığa sahiptirler. Tanrılara daha yakındırlar ve Deismaar savaşının en ihtişamlı kahramanları bunu taşıyabilmiştir ve sahip olmuşlardır. Son bir tane var ki adı pek geçmez; o da True (Gerçek) Kanbağı naibidir. True: bu kanbağına sahip olanlar eşsizdirler. Yine diğeri gibi en Deismaarın en ihtişamlı kahramanları buna sahiptir fakat en önemli özelliği sözde tanrılara olan yakınlıkları ve irtibatlarıdır. Bilinen şudurki; True Bloodline’a sahip olanlar şuanda sadece çok çok güçlü Awnshegh veya Ehrshegh’ler tarafından yaşınıyor olmasıdır. 2.1-“Kanbağı Olan Evlat” (Blooded Scion) Modeli Blooded Scion bir kalıptır ve belirli değerler üzerinde etkisi vardır. Nasıl Bloodline strength’i ve bloodline’ın saflığından bahsettiysek, bu da belirliyecilik ilk başlangıcıdır. *Hit Point (Can Puanı): Bir evlat kanbağından dolayı bonus can puanı kazanabilir. -Minor: Minor evlatlar için HP değişmez. -Major/Great/True: Bunlardan birine sahip olan evlat bonus HP kazanabilir. Bu soylu naipler bir sezon boyunca Bloodline özellik puanlarına eşit maximum bir değere ulaşıncaya kadar tüm  naiplik değerlerinin yarısına eşit bonus kazanabilirler. Buda onların saltanatlarındaki başarıya göre yükselip alçalabilir. *Special Attacks/Qualities (Özel Saldırılar/Vasıflar): Kanbağlı Evlat (dragon, homaniod bir yaratık vs..) herhangi bir yaratıktan olabildiği için burada kanbağını barındıran yaratığın temel Özel Saldırılar/Vasıflar’ını taşır. -Blood Abilities (Kan özellikleri): Bir Evlat’ın kutsal kanbağı bir veya daha fazla Kan Özelliği gösterebilir. Blood Ability’lerinin sayısı Evlat’ın sahip olduğu Kanbağı Skoru ile alakalıdır. Bu skorları ileride göreceğiz. Şunu belirtelim; #Minor bir evlat sadece Minor kanbağı özelliklerini gösterebilir, eğer major veya Great kanbağı özelliklerini taşımaya hak kazanırsa, bu özellikler minor özelliklere göre hesaplanmalırıdr. #Major evlat, minor veya major kanbağı özelliklerini gösterebilir,eğer Great kanbağı özelliklerini taşımaya hak kazanırsa, bu özellikler major özelliklere göre hesaplanmalırıdr. #Great veya True sahibi bir evlat bloodline yetenek puanlarına göre hesaplanan minor, major veya Great kanbağı özelliklerini gösterebilir. Kurtarma atışları Evlat’ın sahip olduğu kan özelliklerine karşı yapılır ve bunun zorluk derecesi; DC 12-15-18 (minor-major-great) + Evlat’ın Kanbağı Puan Ayar‘ıdır. -Regency (Naiplik): Naip bir Evlat, naipliğini kontrolü altındaki topraklardan toplar ve bu naipliği geniş ölçüde karşılaşmalarda veya olaylar üzerinde kullanabilir. Toplanan veya biriktirilen Naipliğin maksimum değeri Evlat’ın kanbağı özellik puanı üzerindendir. * Abilities (Özellik Puanları): Bunu ileride göreceğiz ama şunu belirteyim bu karakterin oluşturulması aşamasında öncelikli olan bir konudur ve Strength değerine uygun olarak arttırılır. +0 (Minor), +4 (Major), +8 (Great), veya +12 (True) şeklinde. *Level Adjusment (Seviye Ayarı): Evlat Str’sinin durumuna göre ECL alır. +0 ECL (Minor), +1 ECL (Major), +2 ECL (Great), veya +3 ECL (True). Yani kanbağı olan bir Evlat oyuna başladığında Bloodline Strength’inin durumuna göre oyuna diğer normal karakterlerden farklı bir seviyede başlar. Örneğin Minor olan bir Evlat için bir değişiklik yoktur ama Major olan bir evlat oyuna 1. seviyede başladığını düşünürsek, diğer tüm oyuncular 1. seviye iken o 2. seviye olarak başlayacaktır. Temelde farklılık yoktur ama bir sonraki seviye için diğerlerinin 1000 XP puanı toplaması gerekirken, Evlat’ın 2000 puan toplaması gerekecektir. Ee her gülü seven dikenine katlanır:)   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
Birthright-logo

Bloodline ve Naiplik 1

  Eski tanrılar Deismaar savaşında öldüklerinde, kutsal esans savaş alanındakiler üzerinde dağıldı ve hepsini değiştirdi. Sözde tanrıların doğasına ait olan bu esans tüm kahramanlar tarafından emildi. Herbir sözde tanrının esansı kahramanlar tarafından çok güçlü bir şekilde çekildi. Kıvılcımın gücü her bir kahraman verildi ama diğer yanda bu sözde tanrıların ölümünü tam anlamı ile getiren büyük bir unsurdu. Bu kıvılcımlar ve özelliklerin çoğu tam bir genetik ile kahramanların çocuklarına aktarıldı. Bu kutsal Bloodline şimdi Scion (Evlatlar) olarak biliniyor. Bu Kanbağlı evlatların yarı-kutsal doğaları onları doğal kural koyucular yapmaktadır. Kanbağlı (Blooded) karakterler, Kanbağı Olmayan (non-blooded) karakterlere göre daha fazla hükümdar olma eğilimindedirler ve kral naibi olmada daha etkendirler. Bununla birlikte çoğu evlat naip değildir – kanbağı olan karakterlerin çoğu kuzendirler, varislerin en genç kardeşidirler. Kanbağı olmayan karakterlerin büyük bir çoğunluğu ise orta ve daha düşük sınıfların üyeleridirler. Bununla birlikte tüm evlatlar büyük soyağaçlarına sahip değildirler; bazı kanbağı olan aileler politik manipülasyon veya kötü talihlerinden dolayı düşmüştürler. Sanırım burada Drow yaşayışı aklımıza gelmiştir, eğer bir kere düşersen bir daha asla kalkamazsın. Aynı şekilde tüm kanbağı olmayan karakterlerde direkt köylü değildirler. Cerila nüfusunun %99’ı kanbağından yoksundur (buda demek oluyorki kanbağı çok mühim bir konu) ve tüm sosyal rütbelerde görülebilirler. Aslında sosyal soylular, danışmanlar, ülkeler ve hükümetlerin çoğu bir kanbağına sahip olamamıştırlar. Bloodline (Bundan sonra ingilizcesini kullanacağım) 3 adet öncelikli karakteristiğe sahiptir.      * Bir evladın Bloodline Derivation’ı (türemesi) (Anduiras, Azrai, Basaïa, Brenna, Masela, Reynir veya Vorynn) aile soyağacının damarlarında eski tanrıların kutsal gücünün dolaştığını gösterir.      * Bir evladın Bloodline Strength’i (gücü)(minor, major, great veya true -bunlar bu gücün seviyelerini gösteren rütbelerdir ileride göreceksiniz) evladın ailesinin kanbağının saflığını gösterir.      * Bir evladın Bloodline Score’u (puan)(onların Bloodline ability puanları) evladın kanbağı esansının kesin gücünü gösterir. Bir Bloodline’nın etkinliği Blood Ability’leri olarak bilinen yetenekler ile belli olur. Kanbağı’nın Naiplere Aktarılması Bir Evlat (scion) bir çocuğa sahip olduğunda, o çocuğun kanbağı (onun ergenliğini gösterir) ebeveynlerinin kanbağlarına etki eder. Aynı yoldan ebeveynlerinin fiziksel özellikleri (saç rengi, dayanıklılık (cons)) çocuklarına geçer, aynı zamanda ebeveynlerinin kanbağları (Bloodline strength (gücü), derivation (türemesi) ve score (puanı) ile ölçülür) çocuklarının Bloodline niteliklerini etkiler. Çocuklar her zaman aile üyelerinden birinin Bloddline Derivation’ını paylaşır. Çocuğun Bloodline Strength’i genellikle ebeveyninin sahip olduğu en zayıf Bloodline Strength’idir (veya ebeveynin biri non-blooded ise minor’dür). Çok güçlü evlatlar sıklıkla diğer çok güçlü saf bloodline ihtiva eden aileler ile evlilik yaparlar. Bir Evlat (Scion) sahip olduğu bir Bloodline Score’u gönüllü olarak başka bir karaktere özel bir seremoni ile verebilir. Transferden sonra donör non-blooded karakter haline gelir. Bloodline Karakteristikleri 1. Bloodline Derivation Genelde bir çocuğun Blood Derivation’ı aile üyelerinin birinden aldığını söylemiştik. Karakter oluşturma sürecinde, her oyuncu bir Bloodline Derivation seçmelidir, bu onun karakterinin geçmmişini besleyecektir. Eğer karakter Cerilia’nın tanınmış soylu ailelerinden birinden ise, koşullar değişmediği sürece bu onların tanımlayıcı kimliği haline gelecektir. Kadim Tanrılar (ve muhtemel kanbağı türemeleri); • Anduiras, the god of noble war • Azrai the shadow, the face of evil • Basaïa, the queen of the sun • Brenna, the goddess of commerce and fortune (ticaret ve şans) • Masela, the lady of the seas • Reynir, the god of nature • Vorynn, the lord of the moon ve büyü hakkında her şeyin. Cerilia’da her ırk ve kültür kanbağlı ailelere sahip olmalarına rağmen her bir türemenin sıklığı yöreden yöreye farklılık gösterir. En yaygın derivation Anuirean’lar arasındaki Andurias Bloodline’dır. Aşağıda verilen Bloodline Derivation Tablosu ırklara göre kanbağı türemelerini göstermektedir. Halflingler insanların alt ırklarına ayrılan kolonları kullanmalıdır çünkü karakterleri insanlara daha yakındır. Halfelfler insan veya elf ebeveynlerinden dolayı her iki tarafıda kullanabilir. burada iki taraf diye belirttiğimiz olay; tablo üst satırında gördüğünüz Vos’a kadar olan bölüm İnsan alt ırklarıdır, diğerleri alternatif ırklardır. Diğer insan olmayan karakterler ise (elf, dwarf vs..) nadirdir ve her zaman Azrai’nin Derivation’ına sahiptirler.   Tabloyu açıklayacak olursak; d100-> oyuncunun atacağı 100’lük zar. Frequency->Görülme sıklığı En üst Satırdan sonraki sütunlar Tanrıları göstermektedir. Buna göre diyelim ki bir Rjurik karakterin Derivation’ını belirleyeceğiz. Eleman 100’lük zarda 65 atıyor. Tabloda 65 değerinin denk geldiği aralık satırı ile Rjurijk’in bulduğu sütunu birleştirecek olursak; Derivation’ının yaygın olmayan türe Brenna’dan geldiğini görürüz.   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
Birthright-logo

Birthright Shadow World

  BirthRigth’ın eskilerde kalan bir dünya olduğunu daha önce söylemiştim. En fazla 3. Edition’a kadar dayanabildi maalesef. Dayanabildi derken esasen 2. editionın kaldırılması ile birlikte BirthRigth da durdurulmuştu fakat sistemi ve oyun bilgisi 3. edition’a revize edildi. Üstünlüklerini ve güzelliklerini yine saymayacağım ama beni kendisine aşık eden diyar özelliğinden bahsetmek istiyorum bu konuda. SHADOW WORLD(Gölgeler Diyarı) BirthRight Cerilia kıtasını bize sunmaktadır. Ta Deismar savaşından kalan destanlarla namzet etmiş şovalyelerin düellolarında bile adı lanet olarak geçmeyecek bir yer. Paralel evrenler arasında BirthRight’ta kendisi için en uygun, karizma ve de ürkütücü olanı seçmiştir. Bu tabii ki Shadow World; Gölgeler Diyarı’dır. Bilgeler derki; çok uzun zaman önce belki de insanlık bile var olmadan önce, hiç bir sebep olmadan dünya kendi kurallarına ayak uydurabilmek için değişti. Aebrynis diye adlandırılan insan tanrılarının dünyası vardı, doğa kanunları ve büyünün kabul gördüğü bir dünya. Taş itildiğinde düşer, mistik enerji büyü kuralları ile devinimini sürdürür vs.. Bir dünya daha vardı ki o da; SHADOW WORLD. Burada doğa kanunları yerinden oynatılır, kışkırtılır; Awnmebhaighl adındaki çok büyük bir güç ile. Bu hissedilemeyen ama görünen, fakat görüneninde tam olarak açıklanamadığı bir yer. Shadow World, Deismar savaşından buyana ve hatta eski tanrıların yıkıldığı günden beri daha karanlık bir hal içerisinde dönüşmektedir. Özellikle Cerilia’ya gece bastırdığında bu paralel evren devreye girer ve Cerilia’daki herşeyin gölge yüzünü yaşatmaya başlar. Sen burada ne isen, gölgende Shadow World’de bir şekilde yaşamına devam ediyor. Cerilia ile uğursuz ikizi arasındaki bu sınır sadece çok güçlü büyü ile aralanabilir. Fakat bu sınır kimi yerlerde çok büyük kötülük ortaya çıktığında ve en karanlık soğuk kış geceleri çöktüğünde daha zayıf ve hassastır. Şekil olarak Cerilia’nın çok daha karanlık ve biçimsiz halidir. Prince of Persia III’ü oynayanlar prensin karanlık yüzüne büründüğü andaki haline benzetebilirler veya daha güzel bir benzetme ile LOTR filminde frodo’nun yüzüğü taktığı anda dünyanın ona görünüş şekli ile tahayyül edebilirsiniz. Dağlar ve nehirler normal bildiğimiz özellikleri ile orada da vardır. Fakat diyar soğuk ve boştur. Eh böyle bir yerin müdavimleri de karanlıkları içerisinde yürüyen kabuslardaki yaratıklar, nameft ve korkularınızdır. Her nerede bu dünya ile arasında bir bariyer varsa yaşayan biri korkularından tökezleyebilir ve direk bu dünyanın terörü içerisinde kaybolabilir. Eh çıkabilirde. Umarım! Burada zaman Cerilia’dakinden çok farklı işler, dolayısı ile bazı büyülerde öyle. Örneğin Dimension Door veya Dimension Walk. özellikle büyücüler bu büyüleri kullanırken çok dikkatli olmalılardır. Düşünün ki buradaki Halflingler bile Shadow World için temkinli olmuşlardır. Hali hazırda bir çok yerde geçmekle birlikte özellikle Halflingler için ırksal bir marifet halini bile almıştır bu diyar. Shadow Walker adındaki bu marifet için –    Halfling olmaya –    13 ve daha yüksek wisdom (bilgelik)’a ihtiyacınız var. Burada bu marifet ile karakter seviyesine bağlı olarak her gün bu boyut ile Cerilia arasında bağlantı kurabilir, girip çıkabilirsiniz. Yazacaklarım bu kadar, daha detaylısına da gireceğiz ama bu tasvir etmeniz için yeterli ve sıkıcı olmayan bir bilgi.   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
Birthright-logo

Birthright Karakter Sınıfları

  Birthright’ta ki sınıflar yine D&D Player’s Handbook ile ortak olanlardır ancak yine kendine has farklılıkları vardır. Ortak noktaları yazmayacağım zira derslerimizde de, Türkçe PHB’de de bunları bulabilirsiniz ben sadece Hiç Olmayanları ve Farklılıkları yazacağım.Bunları göreceğiz şimdi. 1)Barbarian (Barbar): Bildiğimiz PHB barbarı. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: Barbarların çoğu insanlar, yarı-elf’ler, Orog’lar, veya goblinoid-kin yani goblin soyundan olanlardandır. İnsan ve Yarı-elf barbarlar Rjurik dağlık bölgelerinde veya herhangi bir kuzey bölgesinde kolaylıkla bulunabilir. Goblin soyundan gelenler ise Goblin Krallıkları olarak adlandırılan herhangi bir yerde dağınık olarak bulunabilir. 2)Bard (Ozan): Cerilia ozanları büyü-şarkısının kadim elf sanatının öğrencileridir. İlk insan ozan bu sanatı elflerden öğrenmiş ve bunu kendi türü içerisinde yaymıştır. Cerilia’nın ozanları daha küçük gizli sihirlerin pratisyenleridir. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: Ozanların çoğunluğu elfler, insanlar ve yarı-elflerden oluşmuştur ve büyük şehirlerde bulunurlar. Ozansal bilgi direk ustasından çırağına geçer. 3)Cleric (Ruhban/Rahip): bkz:PHB Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: bunun için tanrılar ve domainler için gerekli listeyi vereceğim. O yüzden buna Büyüleri anlatacağım zaman değineceğiz. 4)Druid: Cerilia’da Druidler doğanın ve av’ın tanrısı olan Erik’in rahipleridirler. Ruhbanlar gibi Druidlerde büyülerini hami bir tanrıdan yani Erik’den alırlar. Bütün Druidler Erik’in rahibidir fakat Erik’in tüm rahipleri Druid değildir. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: Çoğu Rjurik Erik’in druidik inanışını sadece takip etmeye değer buldukları için seçer ve druidlerin dağınık daireleri Anuire ve Vosgaard’ın ormanları içerisinde yerleşiktir. 5)Fighter (Savaşçı): bkz: PHB. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: Cerilia’nın her bir kısmı yetenekli savaşçılar yetiştirir. 6)Monk (Keşiş): bkz: PHB 7)Paladin: Cerilia’da Paladinler, kariyerlerin Paladin olarak başladıklarında kendilerini spesifik hami bir tanrıya adamalıdırlar. Tanrılardan sadece Avani, Haelyn, Cuiraecen, Nesirie ve Moradin paladinleri kendi hizmetlerine kabul ederler. Paladinler bu 5 tanrıdan birine hizmet etmek zorundadır. Çoğu Paladin Lawfull Good (kuralcı iyi) olmak zorunda olduğu halde, Cuiraecen’in Paladinleri Chaotic Good (Kural Tanımaz İyi) olmak zorundadır. Bundan başka Cuiraecen’in paladinleri Fighter gibi bir multiclass (çoklu sınıf) olabilmede de özgürdürler. Bizim bildiğimiz Paladinler multiclass olamazlar, olurlarsa da Paladin’liklerini kaybederlerdi ama gördüğünüz gibi Cerilia’da Cuiraecen’in inanışında olay tamamen farklı. Nesirie’nin paladinleri her zaman için Kadındır. 5. seviyede Nesirie’nin paladinleri özel binek kazanamazlar sadece Deniz domainlerinden kazanırlar. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: Çoğu paladin Anuire veya Khinasi insanlarındandır. Anurie paladinleri Haelyn, Cuiraecen veya Nesirie’ye hizmet ederler, Khinasi paladinleri Haelyn veya Avani’yi takip eder. Cüceler ise Moradin’e hizmet ederler. 8)Ranger (Korucu): Cerilia’nın korucuları ıssız ve ehlileşmemiş vahşi alanlarda ortaktırlar. Rangerlar doğaya çok yakındırlar ve ona bağlanırlar. Cerilia’nın Druid ve rahiplerinden ayrı olarak korucular büyülerini kendi hami tanrılarından almazlar. Cerilia korucularının sınırlı büyü yapma yetenekleri tamamen onların doğayı anlamalarına ve kanalize olmalarına bağlıdır. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: korucuların çoğu elf, yarı-elf, goblin soyu veya Rjurik insanlarındandır. 9)Rogue (Düzenbaz/Hırsız): Cerilia’da düzenbazlar çoğunlukla tüccarlar veya diplomatlar gibidirler. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri:Savaşçılar gibi düzenbazlarda her ırk ve kültürde bulunabilirler. Fakat bir düzenbazın bulacağı yetenekler kültürden kültüre değişmektedir. Aşağıda ırklara göre ortak yetenekleri (skill) bulacaksınız. Sorcerer/Wizard (Sihirbaz/Büyücü): Bunada büyüler kısmını anlattığımda değineceğim onun dışında bilindik PHB sınıflarından. Yeni Karakter Sınıfları: 1) Magician: Onlar daha küçük büyü yolunun pratisyenleridirler. Bu gizli büyü kullanıcıları dünyanın dağınık güçlerinin uygulanmasında ustadırlar. Irk: Herhangi bir ırkın üyesi Magician sanatını öğrenebilir. Tercihli Irk/Kültürler: çoğu Magician insan veya goblin soyundandır. Elf magician’lar nadir bulunurlar. Oyun Kuralları Bilgisi: Becerileri: Zeka (Intelligent) bir Magician’ın bir büyüyü ne kadar güçlü yapabildiğini sağlamak açısından önemlidir, aynı zamanda kaç tane büyü yapabileceği, ve aynı zamanda bir büyücünün büyüsüne karşı koyması bakımından da önemlidir. Alignment (yönelim): Herhangi bir yönelimde olabilirler. Hit Die (Can Zarı): d6 Sınıf Yetenekleri (Class Skill): Alchemy (Int), Bluff (Cha), Concentration (Con), Craft(Int), Diplomacy (Cha), Disguise (Cha), Escape Artist (Dex),Gather Information (Cha), Heal (Wis), Knowledge (all skills,taken individually) (Int), Perform (Cha), Profession (Wis),Scry (Int), Spellcraft (Int), Use Magic Device (Cha). Yetenek Puanları: 1. seviyede (4+İnt. Bonus)x 4 kadar yetenek puanı kazanır. Ve sonrasında her seviye atladığında (4+Int bonus) kadar yetenek puanı kazanır. Aşağıda seviyelerine göre Magician’ın yapabildiği büyüleri görebilirsiniz. Aynı zamanda Saldırı bonusları ve kurtarma atışlarına olan bonuslarını. Noble (Soylu): Sosyal sınıfın yüksek seviyelerinde doğmuş sağlıklı, eğitimli kişilerdir. Geniş bir menzilde sosyetik eğitimleri vardır, bunun içerisinde ileri seviyede silah eğitimi, kanunlara hakimiyet, ticari ustalık ve diğer yüksek seviyeli ticari ilişkilerde. Soylu’lar NPC Aristokratlara benzerler Dungeon Master’s Guide (DM’in Rehberi) kitabındaki. Alignment(Yönelim): herhangi bir yönelimde olabilirler. Tercihli Irk/Kültürler: Çoğu soylu İnsanlardandır. Anuire, Brect ve Khinasi’ler çok yaygındır bu toplulukta. Oyun Kuralları Bilgisi: Hit Die(Can Zarı): d8 Sınıf Yetenekleri: Administrate (Int), Appraise (Int), Bluff (Cha), Diplomacy(Cha), Disguise (Cha), Forgery (Int), Gather Information(Cha), Handle Animal (Cha), Innuendo (Wis), Lead (Cha),Intimidate (Cha), Knowledge (all skills taken individually)(Int), Listen (Wis), Perform (Cha), Read Lips (Int, exclusiveskill), Ride (Dex), Sense Motive (Wis), Speak Language, Spot(Wis), Swim (Str), and Wilderness Lore (Wis). Yetenek Puanları: 1. seviyede (6+İnt. Bonus)x 4 kadar yetenek puanı kazanır. Ve sonrasında her seviye atladığında (6+Int bonus) kadar yetenek puanı kazanır. Aşağıda seviyelerine göre Noble’ın Saldırı bonusları ve kurtarma atışlarına olan bonusları gibi verilerini bulabilirsiniz.   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
Birthright-logo

Birthright Irkları

  Bu yazımızda BirthRight’ın Dünyası olan Cerilia Kıtasın’daki ırklara bakacağız. Zaten ortak olarak belirlenen ırklar D&D’dekiler olduğundan onları açıklamayacağım, ama ırksal özellik olarak verilen farklılıkları da belirteceğim. Burada ayrı olarak değineceğimiz ırklar, Cerilia kıtasının kendine ait olan ırkları olacaktır. Öncelikle bir listeleme yapalım, Birthright’ta ırklar ne şekilde toplanmış diye; Humans(İnsanlar) Anuirean: +1 Wisdom -1 Dexterity Brecht: +1 Dexterity -1 Wisdom Khinasi: +1 Intelligence -1 Constitution Rjurik: +1 Constitution -1 Charisma Vos: +1 Strength -1 Intelligence BirthRight’ta insanlar çok yaygın bir popülasyona sahiptir ve bölgesel olarak değişik tiplerde insan türleri vardır. Yukarıda gördüklerini, Cerilia kıtasının çeşitli coğrafik bölgelerinde yaşayan insan ırklarına aittir. Anuirean (an-WEER-ee-ans): Cerilia’nın güneybatı kısmında yerleşmişlerdir. Anuirea’lılar çoğu fiziksel karakteristik özelliklerini kaybetmişlerdir, mesela kadim Anuirea’lılar kızıl saçlı insanlardı. Anuirea yarı feodal bir toplumdur. Anuirea’lılar soylulara saygı duyarlar, liderlerini barbar ve acımasızlardan korumak için etrafında etten bir duvarla sararlar. Anuirea liderleri, yöneticileri çoğunlukla savaşçıdırlar. Ve tanrıları Haelyn’dir. Anuirea’lılar Roma imparatorluğu ile Ortaçağ İngiltere’sinin bir karışımı gibidirler. Kültürel Karakteristikleri: +1 will kurtarmalarına. Bluff , Sense Motive, ve Knowledge (Nobility). Otomatik Diller: Anurian Brecht (BREH-cht): Brecht halkı, Cerilia’nın kuzey-merkez’inde oturmaktadırlar. Siyah saç ve gözler ile tıknaz ve gürbüz yapıları vardır. Tarihlerinin yakın geçmişlerinden Anuria yönetiminde olduklarını anlıyoruz. Ve soyluluk, güç ve ehemmiyetten daha aşağı bir konum almıştır. Anuria kralı düştüğünde, Brecht’ler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Brecht’ler serbest teşebbüse inanırlar ve soyluluk Brechtür kültüründe çok zayıftır. Bağımsızlığa düşkündürler ve çoğunda sorunlarını çözmede kanun veya kural belirleyicileri pek beklemezler. Brecht’ler deniz-aşırı ticaret yaparlar, ve donmuş Krakennauricht’ten diğer limanlara veya kentlere ulaşmak için kendi gemilerini kullanırlar. Brechtür liderleri kendilerini tüccar olarak nitelendiren tipik düzenbazlardır. Tanrıları Anuria’lılar tarafından Samirie olarak çağrılan Sera’dır, şans ve ticaret tanrıçası. Rönesans süresince İspanyaya paralel bir benzerlik gösterirler eğer birilerine benzetecek olursak. Kültürel Karakteristikleri: Hafif zırh giymişlerse veya hiç zırh giymemişlerse, initiative ve Reflex kurtarmalarına +1 alırlar. Otomatik Diller: düşük Brecht Khinasi (kih-NAH-see): Khinasi denen bölgeye yerleşmişlerdir. Diğer insan ırklarından farklı olarak, kara-derili Basarji (bah-SAR-gee) soyundan gelmektedirler ve aynı isim ile anılan dili konuşurlar. Basarjiler diğer insan türleri gibi Cerilia’a gelmemişlerdir, onlar Bair el-Mehire’nin karşı kıyılarından Cerilia’nın güney sahillerinde kolonileşmişlerdir. Oldukça uzundurlar ve kartal gibi gözlere sahiptirler. Diğer insan türlerinden farklı olarak Khinasi’ler büyüden korkmazlar ve üniversiteleri büyü eğitimi bakımından Cerilia’nın en üst seviyesini oluşturur. Khinasi’ler tüccar ve ticaret adamlarıdır. Tarihi bir benzetme olarak Khinasi’ler, eski Pers (İran) ve Mısır karışımıdır diyebiliriz. Khinasi kural koyucuları çoğunlukla Wizard (büyücü)’lardır. Kültürel Karakteristikleri: +1 tüm Diplomacy denemelerine. Otomatik Diller: Basarji Rjurik (RYUR-ick): Yeşil ağaçlık ve yüksek diyarlarda yerleşik olan bir millettirler. Sarışınlık ile kızıllık arasında saçlara, geniş çehreli bir yapıya sahiptirler. Çoğu Rjurik, tanrı Erik’e inanırlar, ormanların yaşlı babası. Druidler, Rjurik’ler tarafından saygı görürler. Bire savaş eğer tundra bölgelerde geçiyorsa Rjurik’ler diğer halklardan daha hızlı ve daha iyi savaşırlar. Tarihsel bir benzerlik kuracak olursak, Rjurik’ler İskandinav Vikingler ile Kelt kültürünün bir karışımıdır. Kültürel Karakteristikleri: Ormanlarda ve tepelerde Wilderness Lore denemelerine +1 alırlar. Otomatik diller: Rjuven Vos (VAHS): Vos’lar Cerilia’nın kuzey dağlarının ve ormanlarının barbar ırklarıdır. Uzun ve düz çehreli insanlardır, soluk benizlidirler. Erkek savaşçılar kafalarını kazımayı ve uzun bıyıklar bırakmayı severler. Vos’lar hiçte esnek olmayan yüz yapısı ve onur ilkelerine sahiptirler, hatta şöyle bir örnek verilecek olsa, bir Vos istemeden bir diğerine hakaret edecek olsa, akabinde bunun bedeli olarak karşı taraf kan isteyebilir. Vos’lar Cerilia’da Vosgaard denilen yerde yaşarlar. Vos’ların tanrıları kötü ve serttirler. Vos hükümdarları, Buz Leydisi (Ice Lady) ve Terör Tanrısının (The Terror God) rahipleridirler. Tarihsel benzetme yapacak olursak, Vos’lar kadim Moğollar ve Hun’ların bir karışımıdır. Kültürel Karakteristikleri: Bir güç denemesi yaptığında veya taşıma kapasitesinin üzerine çıktığında Strength’lerine +2 bonus alırlar. Soğuk yer ve tundralarda +1 willderness Lore denemelerine alırlar. Otomatik Diller: Vos. Diğer Irklar: Dwarves (Cüceler):+2 Constitution -2 Dexterity Elves (Elfler)(Sidhelien):+1 Intelligence +1 Dexterity -1 Constitution -1 Strength Half-Elves (Yarı-Elfler): +1 Dexterity -1 Constitution Halflings (Buçukluklar):+1 Dexterity +1 Wisdom -2 Strength   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
Birthright-logo

Birthright Diyarına Giriş

  “Kara bulutlar, savaşın en ağır ve çetin geçtiği topraklar üzerinde toplanıyordu. Ordular bir kez daha topluca savaş alanına yürüyordu, yapılan kadim çağrıyı cevaplamak için. Şiddetli saldırı öncesi soylu evlerin bayrakları rüzgârda çırpınıyordu, kimisi bu çarpışmada düşecek diğerleri ise bundan sağ çıkacaklardı. Cerilia’nın yıkılmış imparatorlarının karşısında, savaş köpekleri kaybetmeliydi. Çamurlu savaş alanının bir yerinde, sıradan bir adam KAHRAMAN olur ve bir kahraman KRAL olur.”   1998’de WOTC (Wizards of the Coast) firması Birthright’a ait roman ve rpg dökümanlarının geliştirilme-basımının durulmasına karar vermişti. Pek çoğu buna anlam veremese de, Richard Barker bir gün BirthRight’ın yeniden dirileceği günü bekliyor ve bu ümidini kendi sisteminin binlerce fanlık kısmını oluşturan bizlere bağlıyor. Diyor ya “Bu dünya artık sizin, bir gün yine WOTC adı altında BirthRight basılabilir, o güne kadar bu dünya sizin”.   BirthRight, cesur savaşçıların, kadim imparatorlukların, gizli entrikaların, gölgeler dünyasının bir bütünüdür, Cerilia kıtasının onur yüklü şovalyelerinin, Gorgon Crown’a karşı verdikleri mücadeledir, küçücük bir toprak parçasını ülke ilan edip man-slayer namı ile yürüyen, insanları ve dahi ülkelerini almak isteyenleri tir tir titreten Rhoube’nin dehşetidir, Anuire şövalyelerinin onurudur, burası Cerilia, burası BirthRight.   BirthRight’ta belki şövalye çok fazladır, ama gerçek onuru taşıyan hangisidir kim bilebilir ki? Kan hakkı için mücadele eden soylular, krallar, lordlar. Bir gün kimse fark etmeden bir sokak arasında kan hakkı için öldürülen Kadim kişilikler. Evet bir dövmeniz varsa siz bir soylusunuz, sizin kan bağından gelen güçleriniz var ama unutmayın bir başka soylu bunun kokusunu alır ve unutmayın ki kan yeteneğinizi vermek istiyorsanız kılıcınızı yere koyar üzerine kendinizi bırakırsınız, bir şövalye için ne onursuzca bir ölüm olur, eğer bunu yapmazsanız Doğum Hakkını almak için gelenin düellosunu kabul edeceksiniz. Şanlı Erik sizi kutsayacaktır veya Haelyn veyahut ta cüce dağlarını şekillendiren Moradin sizi orada bekleyecektir unutmayın.   BirthRight esasen boardgame dediğimizi bir yönetim oyunudur. Soylu olursunuz, bir küçük köyü yönetirsiniz önce, dük, lord, majeste veya diğerlerine kadar yükselirsiniz, topraklarınızın gelirini hesap edersiniz, mahsullerinizi geliştirir ordunuzu güçlendirirsiniz ve beklersiniz bir gün düelloya çağrılacağınız günü veya birini çağıracağınız günü. Unutmayın halk arasında yürürken dikkatli olun biri kanınızda dolaşan gücün farkına varabilir.   Öyle olsa bile BirthRight hala bir rol-yapma oyunudur ve öylede kalacaktır.   Bu sadece bir girişti bizim için. Bu haritaya iyi bakın, çünkü sizi bunun kadar destanlaşan oyunlara götürebilecek bir dünya daha görmeyeceksiniz.   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Yazıları – 3

  Hoş geldin dostum. Seni böyle kötü bir yere, kanalizasyona çağırdığım için üzgünüm. Ama tahmin edebilirsin ki benim gibi bir tüccarın düşman edinmesi pek zor olmuyor. Zor şartlara alışabilmene sevindim. Sana bu kadar yardımı karşılıksız yapmama şaşırmanı normal karşılıyorum, ama ne de olsa ikimizde aslen bu dünyaya ait değiliz ve birbirimize yardım etmeliyiz. Neyse, yaratılış öyküsüne devam edebilirim artık. Nerde kalmıştık? Büyücüler mi? Hımm, büyücülere geçmeden önce bazı ön bilgiler vermem gerekecek olanları anlayabilmen için. Doğa efendisi halflinglerden, geçen konuşmamızda bahsetmiştim. Ve yaşadıkları muhteşem dünyadan da. Fakat her güzel şey gibi, bu dünyanın da güzelliği bozuldu. Kahverengi bir dalga, tüm Athas’ın üzerine bir kabus gibi çöktü. Hayat bitmeye, ağaçlar kurumaya başladı. Sular kirlendi, hava nefes alınmaz duruma geldi. Doğa efendileri bu olaya bir çözüm bulmaya çalıştılar uzun süre. Ve sonunda, en son çare olarak gördükleri Pristine Kulesi’ni kullanmaya karar verdiler. Güçlerini tam olarak bilmiyorlardı bu kulenin, ama son şansları oydu…   Yazan: E. Kıvanç “Morino” Kemaloğlu

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Yazıları – 2

  İyi akşamlar dostum. Günün nasıl geçti? Hmmm, söylemiştim sana kendine dikkat etmeni. Şanslısın ki sadece paranı almışlar. Demek ki bu akşam içkiler benden. Neyse, sana büyücülere karşı olan nefretin sebebini anlatacaktım, istersen başlayalım… Bundan çok çok uzun zaman önce, ki hayal edebileceğinden de uzak bir devre, bu kızıl güneşli, kumdan oluşan dünya; gerçekten güzel bir yerdi. Pardon, “yerdi” mi dedim? Doğru söyledim dostum. Bana, benim hakkımda sorular sormasan iyi olur, biliyorsun burası vahşi bir dünya, kimsenin kimseye güvenemeyeceği bir yer. Evet nerde kalmıştık; hah, güzel bir yerdi bu dünya. Her yer ormanlar, ırmaklar, tepelerle doluydu. Ve dünyanın o zamanki tek hakimi belki inanmayacaksın ama dostum, halflinglerdi. Halfling deyince aklına senin dünyandaki sevimli, eğlenceli ufaklıklar ya da şimdiki Athas’taki vahşi yamyamlar gelmesin. Onlar Doğa Efendileriydi (Nature Master). Yaşadıkları şehirler, kullandıkları eşyalar, bindikleri kayıklar, hepsi canlıydı. Yanlış duymadın, canlıydı. Onlara doğaya hükmetme gücü bahşedilmişti. Bu güçleriyle toprağa, ağaçlara, kısacası doğanın tümüne hakimdiler. O zamanlar büyü yoktu, dolayısıyla büyücüler de. Ve sadece çok küçük bir zümre, doğadan güç alan rahipleri oluşturuyordu. Ama büyüye ihtiyaçları olduğu da pek söylenemez. Garip güç mü? Psionic güçlerden bahsediyorsun sanırım. Buralarda gördüğün herkes sahiptir bu tip güçlere, hatta şu gördüğün çöpleri karıştıran köpek bile. Yaşam güç bir yol dostum ve pek de uzun sürmüyor bu yüzden. Eğer her gece yattığında, içinde yarını görme umudun olmasını istiyorsan, bunu hak edecek güçlerin olmalı. Çevrene bak biraz dostum, insanlardaki değişimleri görebiliyor musun? Mesela barda duran adamın pençesi, mesela şuradaki masada içen dwarf’ın iki yandaki gözleri, daha da uzatılabilir bu liste. Kahretsin, unutmuşum; bir müşterimle randevum vardı, ona gitmeliyim. Artık bir dahaki görüşmemizde hikayeye devam ederim. Görüşmek üzere.   Yazan: E. Kıvanç “Morino” Kemaloğlu

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Yazıları – 1

  Demek buralara yeni geldin yabancı? Yani Athas’a. Nasıl geldiğini sormuyorum, nasıl bir yerden geldiğini de. Ama madem ki dünyamıza geldin ve madem ki benim masama oturup buranın nasıl bir yer olduğunu sordun; o zaman sabırlı ol ve dinle… Burası Tyr, Athas’ın en büyük şehri. Ve ilk serbest şehri. Kendini şanslı saymalısın. Burası yerine çölde ya da hala zalim büyücü-kralların yönettiği şehirlerden birinde bulabilirdin kendini. Ve ne olduğunu anlamadan halflinglere yem olabilir, elfler tarafından köle olarak birilerine satılabilir ya da kendini arenada daha önce hiç görmediğin bir yaratıkla savaşırken bulabilirdin. Sen de mi elfsin? Evet bunu görebiliyorum dostum. Buradakilerden farklı olsan da. Elfler sana öyle bir şey yapmaz onlar ırkdaşlarına saygılıdırlar ha? Bu dünyayı henüz hiç tanımıyorsun. Eğer öğrenmek istiyorsan beni dinlemelisin ve dehşete düşmeye devam edeceksen masadan kalk git bence. Çünkü öğreneceğin şeyler şu ana kadar gördüklerinden o kadar farklı olacak ki. Senin geldiğin yerin nasıl bir yer olduğunu nereden mi biliyorum? Senin tahmin edebileceğinden çok daha fazla gezdim ve bir çok yer gördüm ve yemin edebilirim ki burası görebileceğin en vahşi yer. Geldiğin yerin neresi olduğunu tam olarak da bilmiyorum. Ama tahmin edebiliyorum. Ve burada oradakinden çok daha farklı, vahşi bir dünya var. Hah, sağol bir içki daha mı ısmarlıyorsun bana? Şerefine. Bu arada senin yerine olsam o altın dolu keseyi herkesin ortasında çıkarmazdım. Eğer sırtında bir hava deliği daha istiyorsan, onu bilemem. Neyse, nerde kalmıştık? Hah, buralar farklıdır diyordum. Evet dostum, buralar gerçekten farklıdır. Mesela burada bardlar halkı eğlendirip şarkılar ve türküler yazmak için yırtınmazlar, onun yerine kiralık katillik yaparlar. Savaşçılar onur ve zafer için savaşmazlar, yaşayabilmek yeterince büyük bir ödüldür zaten onlar için. Büyücüler ihtişamlı kulelerinde oturup araştırmalar yapmaktan çok kendilerini büyücü avına çıkmış insanlardan, elflerden, dwarflardan korumaya bakarlar. Burada tanrı da yoktur dostum, onun için rahipler dua edip tanrılarını onurlandıracaklarına doğaya ve elementlere hizmet ederek güç kazanırlar. En güvendiğin arkadaşın, bir yudum su için seni arkandan bıçaklayabilir. Ve hatta en acısı dostum, bunu sen de yapabilirsin. Hımmm, demek böyle bir şeyi asla yapmazsın. Bundan emin olma, hiç bir zaman. Burası nasıl bir yer, bunu merak ediyorsun demek. Bunu ben bile tam olarak açıklayamam dostum. Fakat rahatlıkla söyleyebilirim ki eğer bir yerde güzel bir dünya varsa, ki ben hiç rastlamadım, burası oranın barbarik bir gölgesi olarak adlandırılabilir. Neden büyücü avına çıkıldığını merak ediyorsun demek. Yerinde olsam büyücü lafını öyle her yerde kullanmazdım. Neyse, geç oldu artık. Eğer sorunun cevabını istiyorsan, ki gerçekten uzun hikaye, yarın akşam yine burada ol. Görüşmek üzere.   Yazan: E. Kıvanç “Morino” Kemaloğlu

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Diyarına Giriş v2

  Hiç unutmam her şey 1990 yılının soğuk bir Ekim günün’de yaratılmıştı Dark Sun dünyası (8 yaşındayken neyi unutmuyorsam). Timothy Brown isimli kişilik ile hayat bulan Dark Sun dünyası FRP severlere yepyeni bir dünyanın kapısını aralıyordu.(ki şahsen girmeniz pek tavsiye edilmez zira çok sıcak aynı şu anda İstanbul’un olduğu gibi) Dark Sun; TSR’ın (FRP nin kaymağını yiyen şirket olur kendileri daha sonra Wizards of the Coast tarafından FRP’nin iyice sömürülmesi amacı ile satın alındı.) bizlere sunduğu, her şeyin günlük güneşlik (hem de ne güneş) olduğu bir dünya. Aslında gerçekten de Dark Sun; denizlerle ve ormanlarla dolu, büyük medeniyetlerin kurulduğu bir dünya olmasına karşın, geçmişte yapılan büyü savaşları sonucu suyun ve yeşilliğin neredeyse tükenme boyutuna geldiği bir dünya halini alan Athas ile ilgili bir setting’dir. Dark Sun setting’i genelde post nuclear war (yani nükleer savaş sonrası) bir dünyaya benzemektedir. Benzer olarak akla gelen ilk örnekleri Mad Max filmleri ve Fallout oyunları olan Dark Sun setting’i diğer settinglerden gerek ırkların özellikleri gerekse de temel kaynaklardaki dengesizlik açısından keskin bir biçimde ayrılmaktadır. Öncelikle kaynakları açıklarsak, tahmin edebileceğiniz gibi bu setting de en değerli kaynak su dur. Kişiler bir fıçı su için sizi gözlerini kırpmadan öldürebilirler. Ayrıca maden açısından da fakir olan bir dünya olduğundan silahlar çoğunlukla kemik ve taştan yapılmıştır (ah ah nerde o her silahın bir artifact bir unique item olduğu güzelim FR ah). Bunlara ilave olarak hemen herkes az da olsa YOL’u (zihinsel bir güç, telepati kurmaya da yarar) kullanma yeteneğine sahiptir ama bu tür bir iletişim kişiyi güçsüz bırakacağından “kardeşim sürekli telepati ile dolaşırım, ne gerek var ağzımı yormaya” diyemezsiniz. Ayrıca büyük çöl denizlerinin üzerlerinde kurulmuş şehirler vardır bu dünyada ve bunlar güçlü büyücü krallar tarafından yönetilirler. Tabii ki de böyle acımasız bir dünyada hüküm süren bu şahıslar da bir nevi kötülüğün vücuda gelmiş halleridir. Daha da ilginci bu setting de Tanrı diye bir şey yok. Onun yerine bol bol kölelik var. Ve ırklara geçmeden önce son ayrıntımız da bu dünyadaki en güçlü varlığın Ejderha oluşudur (tekil çünkü bu dünyada sadece 1 ejderha var. Bu arkadaş da yılda bir kez şöyle bir uğrar, birkaç yüz kölecik alır gider, etliye sütlüye de pek karışmaz açıkçası…) Gelelim ırklara: İnsan: Olmazsa olmaz ırk (Bu insan ırkını her setting e koymalarının sebebini ilk başlayanlarda bir adaptasyon süreci sağlamak diye düşünüyorum ben ne bileyim fantezi diyosun hop insan ırkı en başta amannn) Tabii ki de en kalabalık ırk. Büyücü krallar insan ırkından olmakla beraber bu ırkın ilginç bir özelliği de büyü savaşlarında uğradıkları mutasyon sonucu bazılarının sürüngen şeklinde doğuyor olmaları. Elf: Hah iş ilginçleşmeye başladı. Tamam bunlar da sivri kulaklı uzun boylu sarı saçlı falan ama bunlar çölde yaşıyorlar yaa :D İsterlerse tüm gün çölde koşabilecek yeteneğe sahip bir ırk olarak tanınırlar. Bir şehirden diğerine 1-2 günde gidebilirler ama bu özelliklerini genelde hırsızlık ve yağmacılık gibi konularda uzmanlaşmak için kullandıkları da gerçektir. Dwarf: Tamamen kılsız bir ırk (şaka yapmıyorum gerçekten öyle, zaten böyle bir dünyada o kadar kılla yaşayamaz buhar olursun) Her zamanki gibi kısa boylu, dayanıklı ve güçlüdürler. Karakteristik özellikleri inatçı olmalarıdır. Taş işçiliğinde ustadırlar (hayır maden yok ki onda ustalaşsınlar…) Halfling: Yamyam ve vahşi bir ırk olup kabileler halinde Forest Ridge ormanında yaşarlar (bu da gösteriyor ki az da olsa yeşillik halen mevcut bu diyarda) Yani bu setting in barbarları da diyebiliriz. (hahah halfling barbar hahah argh ?e halfling bıçağındaki kanı siler…) Hafl-Elf: Her zamanki gibi insan elf karışımı olan bu ırkın mensupları elfler kadar hızlı koşamazlar fakat insanlardan daha uzun boyludurlar ve daha fazla yaşarlar. Mul: İnsan cüce melezi (Türkçede katr diye çevrilmiş olup, İngilizcede katır anlamına gelen mule deki “sesli harfinin gitmesine bağlı olarak bizde de” harfini atmış Yeşil Geçit kitabının çevirmen arkadaşı ama ben açıkça başarılı buldum) Sağlam yapılı ve güçlüdürler. Baba tarafları gibi kılsız olup inatçılıktan da nasiplerini almışlardır. Gladyatör sınıfı için birebirlerdir. Half-Giant: Yaygın olan 2 inanışa göre ya bir büyücü deneyi sırasında yaratılmışlar ya da bizzat Ejderha tarafından. Fakat gerçek olan şey inanılmaz güçlü oldukları. Tabii ki bu açıklarını düşük zekâları ile kapatmaktalar. Thri-kreen: 4 kollu peygamberdevesini andıran sağlam bir ırktır. Isırıkları felç edici etkiye sahip olup aynı zamanda çok usta dövüşçülerdir. Pterran: Bunlar kertenkele adamlara benzerler (lizardmen) ve şamanistik bir halktırlar. Aarakocra: Diğer settinglerde karşımıza mahlukat (monster) olarak da çıkabilen kanatlı insansılardır. İşte Dark Sun dünyasında karşılaşacağınız ırklar bunlar. Tabii bunların yanında çölde yaşayan birçok ölümcül canlı da mevcut. Türkçeye çevrilen tek Dark Sun kitabı “Yeşil Geçit” bu açıdan sizlere iyi bir kaynak olabilir. Sizlere Galadwen’in bu kitap ile ilgili yorumunu aktararak Class (sınıf) lara geçiyorum. “Ya resmen bu kitabı psikopat ölüm nasıl olur görelim motivasyonu ile yazmışlar” Fighter: Olmazsa olmaz sınıf; Her zamanki dövüşçü sınıfı. Gladyatör: Arenalarda halkın eğlencesi için dövüşüyor. Dövüş sanatlarında ustalar. En iyileri Mul ırkından çıkıyor. Thief: Hırsız hep hırsız… Ranger: Diğer dünyalardaki gibi ama bu ormanda değil çölde yaşıyor. Trader: Güya tüccar. Ama kapitalist işte ne olacak eninde sonunda dolandırıcı (sanki işletme mezunu değilmişim gibi bir de kapitalizm’i eleştiriyorum) Bard: Bunlar FR’a göre biraz farklı. Öncelikle büyü yetenekleri yok. Bunun yerine assassian (suikastçi) olarak ustalaşıyorlar. Özellikle zehir konusunda uzmanlaşıyorlar ileriki seviyelerde. Priest: Priest yani Rahip sınıfı 3’e ayrılmakta. Bunlar: 1)Elemental Cleric: Bu setting’de tanrı olmadığı için bunlar ateş, kum, hava, su gibi elementlerden güçlerini almaktalar. Ayrıca herbiri diğerini düşman olarak da görmekte. 2)Druid: Bunlar doğaya (tabii ki doğa namına pek de birşey kalmamış ama siz gene de çaktırmayın üzülmesinler.) tapıyorlar ve Defiler’ların (alt kısımda açıklanmakta) en büyük düşmanları. 3)Templar: Bu arkadaşlar güçlerini tamamen şehirlerini yöneten büyücü krallardan alıyorlar. Karakter olarak iyi niyetli olmadıklarını (nam-ı diğer evil) belirtmemem gerek yoktur herhalde. Mage: İşte en sağlam karakter. Niye? Çünkü gezegen bunlar sayesinde bu durumda. Bu setting de sihirbazlar büyülerini yapabilmek için bitkilerin yaşam enerjisini çalıyorlar. Başta da belirttiğim gibi geçmişte süregelen büyü savaşlarının sonucunda bitkilerin yok olup ekolojik sistemin tamamen değişmesi gezegenin bu hale gelmesinin sebebi. Yalnız 2 tür büyücü bulunuyor. Bunlardan ilki; 1)Defiler: Bu karakterler için en önemli şey güç yani büyü. O yüzden çevrelerindeki hiçbir şeyi umursamıyorlar ve tabiatı yaptıkları büyü yüzünden mahvediyorlar. Zaten gezegenin bu hale gelişinin en büyük sebebi bunlar. Tabii bu umursamazlıkları halkın nefretini peşlerinden getirirken diğer taraftan Preserver lara oranla daha güçlü büyüler yapmaları ve daha hızlı level atlamaları diğer bir önemli nokta. 2)Preserver: Bu grup sihirbazlar ise büyülerini yaparken çevrenin tamamen harap olmasına yol açmadan sadece bitkilerin enerjilerini onları pörsütecek kadar kullanıyorlar. Bir nevi iyi kalpli büyücüler de diyebiliriz. Tabii biz bu 2 sınıf arasındaki ayrımı öğrenmiş bulunmakla beraber ne yazıkki Arthas’ın halkı bu ayrımı yapamamakta ve hangi sınıf olursa olsun “Ne sihirbaz mı? Gezegeni mahvetti şerefsizler!” tepkisini vermekte. Ayrıca çok az sayıda sihirbaz ise büyü için gerekli gücü direkt olarak güneşten ya da kum fırtınalarından çekebilmekte. Buna ilave olarak Sorcerer sınıfı (“karakter yaratmak” isimli yazımdan Mage/Wizard sınıfı ile arasındaki farka bakabilirsiniz) pek gözükmese de ejderha kanı taşıyanlarda farkedilebilmekte. Son olarak da Psionic sınıfı (yukarıda YOL “The Way”den bahsetmiştim) bulunmakta.. Bunlar da YOL konusunda uzmanlaşıyorlar. İşte arkadaşlar uzun bir aradan sonra nihayet yeni yazımla sizlerle buluşmuş oldum. Eğer Dark Sun dünyası ilginizi çektiyse sizlere önerim Yeşil Geçit kitabını okumanız çünkü bu setting hakkında Türkçe’ye çıkmış olan yegane kitap bu. Tanrılar bileklerinizden gücü, kalplerinizden inancı, aklınızdan büyüyü, ormanlarınızdan huzuru, sokaklarınızdan gölgeleri ve baladlarınızdan ilhamı eksik etmesinler.   Yazan: Emir Çetinbaş

Devamını Oku »

Son Videolar