Son Haberler

Bölüm 3: Dreanor’un Kıyameti

    Medivh’nin doğumundan kısa bir süre önce, Kil’jaeden the Deciever oturdu ve evrene baktı. Lanetli Demonlord Sargeras için Azeroth’a yapılacak ikinci saldırı için bir plan yapmaktaydı. Bu sefer Sargeras hata kabul etmeyecekti. Kil’jaeden yeni bir güç aramaya başladı, böylece Azeroth’un Savunmalarını daha Legion’un kendisi Azeroth’a ayak basmadan yok edeceklerdi ve Azeroth’un kontrolü Legion’un eline çok kolay gececekti.   Bu sırada Kil’jaeden Draenor adı verilen bir gezegen gördü. çimenlik oldukça güzel bir gezegen olan Draenor, şamanistik, klan yönetimi ile yaşayan Orcları ve barışçık Draeneileri gördü. Å?refli ve Soyul Orc klanları dünya üzerinde avlanıyor ve düzen içerisinde yaşarken, Draenei ise dev şehirler kurmaktaydı. Kil’jaeden Dreanor’un sakinlerinin Burning Legion’un yeni güçleri olabileceğini düşündü.   İki Irktan, Kil’jaeden savaşçı orkların Legion’un bozulmuşluğuna çok kolay aldanacağını gördü. Hemen Yaşlı Orc Å?manı, Ner’zhul’a tıpkı Azshara’ya Sargeras’ın yaptığı gibi reddedemeyeceği şeyleri vaad etti. Å?manı kullanarak Orc Klanları arası savaşları başlattı, ve Orcların kana susamış savaşçılara dönmesi çok uzun sürmedi. Kil’jaeden daha sonra Ner’zhul’un ve Halkının kendilerini sonsuza kadar savaşa ve ölüme adamalarını istedi. Ancak Yaşlı Å?man, halkının durumundan hiç memnun olmayınca bir şekilde Kil’jaeden’in emirlerine karşı geldi.   Ner’zhul’un direncini kıramayan Kil’jaeden kendine başka bir orc aramaya başladı ve kendine mükemmel bir aday buldu: Ner’zhul’un hırslı öğrencisi Gul’dan. Kil’jaeden aynı şekilde vaadlerde bulundu Gul’dan’a ve buna hemen kanan Gul’dan gücün karşılığında sadık bir uşak olacağına yemin etti. Genç orc bu güçle evrenin görebileceği en güçlü Warlock’lardan biri oldu. Başka orc’lara bu güçleri anlatarak eski geleneksel şamanistik güçleri silmeye başladı.   Kil’jaeden orcların gittikçe zayıfladığını gördü ve Gölge Meclisini Gul’dan’a kurdu. Bu gizli Mecils tüm clan’lari birleştirmek ve Warlock güçlerini yaymak için çalışmaya başladı. Warlock gücü kullanan Orclar yüzünden Dreanor kendi içinde yokolmaya başladı, topraklar karardı ve çimenlikler kurudu. Zamanla Orc’ların Ev dedikleri dünya kırmızı, verimsiz topraklı bir yere dönüştü. Yaratık enerjileri yavaş yavaş dünyayı yok etmekteydi.   Horde’un Yükselişi Orc’lar Gul’dan’ın konrolünde gittikçe vahşi yaratıklara dönüştü. Dev Arenalar kurarak savaşçıları savaştırarak orc’ları savaşa, kana , ölüme karşı kayıtsız yaptılar. Bu arada çok az Klan Lideri, bu bozulumu fark etti. Bunların önde geleni Durotan’dı. Durotan Frostwolf Klan’ının lideri, Orcların bu bozuluma bir dur demesi gerektiğini söyledi. Ancak onu kimse dinlemedi. Hatta çok güçlü Liderlerden Grom Hellscream bile. Kil’jaeden Orc Klanlarının hazır olduğunu biliyordu ancak onların sonsuz itaatlerinden emin olmak istediği için gizli bir şekilde Gölge Meclisin Mannoroth the Destructor’u çağırmasını sağladı. Gul’dan Liderleri toplayarak Mannorth’un kanından içmenin onları neredeyse yenilmez yapacağını söyledi. Grom Hellscream Liderliğin tarafından sadece Durotan dışında herkes bu kandan içerek Burning Legion’un kölesi oldu. Bu lanetli kandan içen orclar çok vahşi oldular. Gul’dan tüm Clanları toplayarak tek bir Guruh yani Horde’yi kurdu. Ancak Güçlü Orc Kumandanları Grom Hellscream ve Orgrim Doomhammer yerine Gul’dan bir kukla Komutan seçerek Horde’yi yönetmesini emretti:Blackhand The Destroyer. Horde daha sonra gücünü ilk kez Draenei’ler üzerinde denedi.   Aylar içinde, Horde neredeyse tüm yaşayan Draenei’leri öldürdü. Sadece saklananların çok azı kurtulabildi. Bu Zaferle tatmin olan Gul’dan, eğer savaşacak birileri olmazsa Orclar arasında bir iç savaş çıkabileceğinin farkındaydı.   Orclar kısa bir süre içerisinde Legion’un en güçlü silahı oldu. Ve Kil’jaeden Sargeras’dan saldırı için emir vermesi için beklemeye başladı.   Alıntıdır: WoW-Turk

Devamını Oku »

Bölüm 2: Yeni Dünya

    Dath’Remar tarafından yönlendirilen High-Elfler, Kalimdor’u arkalarında bırakarak, fırtınaları aşarak Maelstrom’a doğru yöneldiler. Yıllar boyunca denizde kendilerine ait Bir Büyü Dünyası kurmak için hayaller kurarak Doğuya doğru yollarına devam ettiler. Bu yolculuk onlara Eski Krallıklarının yıkımını, ve anlayamadıkları birçok şeyi gösterdi. Burning Legion’un gücünün o anda farkına vardılar. Dath’Remar,- daha sonra adı Sunstrider diye anıldı – Halkına, bir krallık sözü verdi. Sonsuza kadar sürecek bir Büyü Krallığı…   Donanma sonunda, İnsanların daha sonra Lordaeron diyecekleri bölgenin sahillerine geldi. İçlere doğru yayılan High-Elfler, Tirisfal Glades adı verilen yerde bir yerleşim kurdular. Kısa bir zaman sonra, birşeyler ters gitti: High Elfler delirmeye, saldırganlaşmaya başladı. O zamanın bilgeleri, bulundukları yerin lanetli olduğu kararına vardılar, ancak asla doğrulanamayan bir teoriydi bu. High-Elfler göç etmek zorunda kaldılar.   High-Elfler, Lordaeron’un dev ormanlarla kaplı dağlarından geçerken, birçok güçlükle karşılaştılar. Sonsuzluk Gölünün yaşam dolu gücünden koptuklarından beri, hava koşullarından dolayı çoğu hastalanmış, veya açlıktan ölmüştü. En garip değişiklik ise, artık ölümsüz değillerdi, ve elementlere karşı bir güçleri de yoktu. Morumsu renkli tenleri de kaybedilmişti, artık renksiz bir tenleri vardı. Güç durumlarının üstüne, bir de Lordaeron’da gelişmiş dev yaratıklarla savaşmak zorunda kalmışlardı. Bu arada, yolculuklarının bir kısmında ilkel insan kabilelerinin ilk örnekleri ile karşılaştılar. Bu ilkel insanlar, dev ormanların içinde avlanarak yaşayan ufak gruplardan ibaretti, tabi ki High Elflere bir tehtit oluştumayacaklardı. Ancak High Elfler en büyük tehtitlerini Dev Orman Zul’Aman’da bulacaklardı.   Bu yosun derili yaratıkların adı Trollerdi. Kendi organlarını ve ölümcül yaralarını anında iyileştirebilen güçlü bir ırktı, ancak her zaman barbarca yaşamayı seçmişlerdi. Lordaeron’un Kuzeyinde Amani Krallığı adı altında birleşen bu Troller, yeni ziyaretçilerinden hiç hoşlanmamıştılar, ve Elfleri sınırlarını aştıklarını görünce vahşice saldırdılar. High Elfler de buna karşılık olarak, Trolleri gördükleri yerde öldürdüler.   Uzun yıllar boyunca, High Elfler kendilerine Kalimdor’daki gibi güzel bir yer aradılar, ve sonunda şansın yardımı ile Kuzeydoğu dağlarını aşarak dev düzlüklere ve güzel nehirlere sahip bir coğrafya keşvettiler. Buraya Quel’Thalas dediler, ve dev bir Krallık kurmaya başladılar. öyle bir Krallık ki, Kalimdor’daki Kuzenlerinin kıskanacağı kadar güzel bir Krallık. Ne yazık ki, High Elflerin sonradan öğrendiği gerçek onlara çok pahalıya patlayacaktı. Quel’Thalas Trollerin eskiden kalma dev Å?hirlerinin üzerine kurulmuştu. Troller bu toprakları kutsal sayıyorlardı. Neredeyse hemen Trolller, Elf yerleşim alanlarına saldırmaya başladı.   İnatçı elfler, yeni buldukları toprakları vermekte gönülsüzlerdi, Sonsuzluk Gölünün verdiği güçleri kullanarak büyülerini kullandılar ve Delirmiş Trolleri kontrol altında tuttular. Dath’Remar’ın liderliginde Amani Savaşçılarını ona bir olmalarına rağmen yenmeyi başardılar. Bazı elfler Kaldorei’lerin eski uyarılarından olan, Büyünün Burning Legion’un dikkatini çektiği gerçeğini hatırlattı. Bu yüzden, Quel’Thalas bilginleri, Topraklarının üstünü çevreleyen bir Büyü Bariyeri kurdular. Bu Bariyer sayesinde Büyüler evrende yankılanmayacaktı, böylece Burning Legion’un dikkati çekilmeyecekti. Quel’Thalas’ı çevreliyen dev dikili taşlar kuruldu, ve Bariyer kuruldu. Bu Dikili taşlar, sadece büyüleri engellemekle kalmadı, aynı zamanda batıl inançlı Troll Ordularını korkuttu.   Zaman geçtikça, Quel’Thalas High Elflerin çabalarının ve büyü gücünün parlayan bir anıtı oldu. Muhteşem güzellikteki sarayları, Kalimdor’daki Kuzenlerininki gibi tasarlandı ve inşa edildiler. Quel’Thalas bu hali ile Elf elinden çıkmış en güzel şehir oldu. Silvermood adı verilen bir Meclisle Sunstrider Hanedanlığının politik gücü pekiştirildi. Yedi tane High Elf Lordundan oluşan Meclis, elf topraklarını korumak için çalıştılar. Koruyucu Kalkanla korunun topraklarında, eski Kaldorei Uyarılarından uzakta büyüyü hayatlarının her alanında kullandılar.   Nereydeyse, dört bin yıl boyunca High Elfler barış içinde yaşadılar. Ancak İntikam almak isteyen Troller asla yenilmemiştiler. Ormanın derinliklerine yerleşen troller, sayılarını arttırdılar ve en sonunda Dev bir Troll ordusu Quel’Thalas’ın gölgeli ormanlarına girerek savaşı başlattılar.   Arathor ve Troll Savaşları Warcraft I’den 2,800 yıl önce High Elfler bu dev Troll ordusu ile savaşırken, gelişmeye başlayan İnsanlar, kendi kabile toprakları için savaşmaktaydılar. İnsanlığın ilk savaşları ne onurdan ne de ayrımdan söz edilebilecek savaşlardı. Herkes kadın, çocuk, yaşlı demeden katlediliyordu. Ancak sadece bir Kabile, Adı Arathi olan kabile, Trollerin gözden kaçırılmayacak kadar dev bir tehtit olduğunu görebildi. Arathi bu yüzden bütün Kabileleri kendi kontrolüne almak istedi ki, Sıra kendilerine geldiğinde Trollere karşı savaşı kazanabilsinler.   Bu düşüncenin ardından geçen altı yıl boyunca Arathi tüm Kabilelerle savaştı ve her zaferin sonucunda, Arathi barış ve eşitlik vaad etti ve ele geçirilmiş insanların saygısını kazandı. Bunun sonucunda Arathi Ordusu inanılmaz derecede büyüdü. Artık güçlerinin Trollere karşı gelebileceğine inanan insanlar, Lordaeron’un güneyinde bir kale kurdular. Adı Strom koyulan bu Kale, Arathi Milletinin başkenti olurken, Krallığın adı Arathor oldu. Arathor zenginleşirken, Lordaeron’un başka yerlerinde yaşayan insanlar Arahor’un güvenli topraklarına yerleşmeyi seçtiler.   Tek bir Bayrakta birleşen İnsan kabileleri, iyimser ve güçlü bir Kültür geliştirmeye başladılar. Thoradin, Arathor’un Kralı, Gizemli Elflerin halen Troll işgalinde olduğunu biliyordu, ancak kendi insanlarının güvenliğini tehlikeye atmak istemiyordu. Elfler ve Trollere karşı çok az şey bilen İnsanlar aslında her iki ırka da soğuk bakmaktaydı. Aylar sonra Elflerin düştüğüne dair dedikodular Thoradin’in kulağında geldiğinde perişan iki tane High Elf Elçisi Strom’dan içer girmişti, böylece Thoradin Troll Tehtidinin burada duramayacağını anladı: Sıra çok yakında onlara gelecekti.   Elfler, Thoradin’i Trollerin dev ordularının Quel’Thalas’ı işgal ettikten sonra güneye ineceğini ve buraya saldırıcağını söylediler. çaresiz Elfler, askeri yardıma muhtaçtılar ve çaresiz olarak seçilmiş bazı insanlara büyü kullanmayı öğretmeyi kabul ettiler. Ancak Thoradin Büyüye duyduğu güvensizliği bir kenara bırakıp, elflere yardım etmeyi kabul etti. Hemen Strom’a gelen Elfler belli başlı seçilmiş insanları eğitmeye başladılar.   Elfler başta İnsanların büyü kullanmakta oldukça beceriksiz olduğunu gördüler ve bununla aralarında dalga geçmeye bile başlamışlardı. Tam Yüz tane İnsana en Büyünün en basit güçlerini kullanmayı öğrettiler: Sadece Trollerle savaşabilecekleri kadar. İnsan öğrencilerinin hazır olduğuna ikna olan Elfler, Savaşa doğru, Thoradin’in Dev orduları ile birlikte kuzeye doğru yola çıktılar.   Birleşik Elf ve İnsan orduları ile Troll Orduları Alterac Dağlarının eteklerinde çarpışmaya başladı. Savaş uzun günler sürdü. Arathor orduları vahşice ve delirmiş şekilde üstlerine gelen Troll ordularına hiç yorulmadan veya bir santim bile toprak vermeden savaştılar. Elf Lordları zamanın geldiğini düşünerek büyü güçlerini kullanmaya başladılar, Yüz tane İnsan Büyücü ve birçok Elf büyücüsü büyülerini kullanarak Trolleri şok ettiler. Elemental Ateşler trolleri yakarak kendilerini iyileştirememelerini sağladı ve Troller gittikçe zayıfladı.   Troll Orduları bozulmaya ve kaçmaya başlayınca, Thoradin’in orduları takip etti ve bulduklarını öldürdüler, en sonunda çok az bir Troll sayısı kaçmayı başardı. Troller bu savaştan sonra asla eski güçlerine kavuşamadılar ve tek bir Millet olarak görülmediler. Quel’Thalas’ın kurtulduğundan emin olan Elfler ve İnsanlar arasında saygı ve arkadaşlık bağları böylece kurulmuş oldu. Elfler ve İnsanlar arasında çağlar boyunca devam eden dostlukları böylece başlamış oldu.   Trisfal Bekçileri Warcraft I’den 2,700 yıl önce Trollerin Kuzey topraklarından sürülmesinden sonra Elfler kendi yıkılmış krallıklarını baştan yapmak için yeniden çalışmaya başladılar. Zafer kazanmış Arahtor Orduları Strom’a döndüler. İnsan Toplumu zenginleşip geliştikçe, Thoradin’in içinde bu kadar hızlı büyümenin İnsanları birbirinden ayıracağı korkusu belirdi ve bu yüzden Strom’u merkez olarak her zaman kullanıp otoritesini gösterdi. Uzun yıllar boyunca barışın kol gezdiği Lordaeron’da büyüyen İnsanlar, Thoradin’in ölümünden sonra genç nesillerle birlikte Krallıklarını büyütmek için çalışmaya başlattılar ve bu yüzden Strom’dan öteye gitmek için hayaller kurmaya başladılar.   Elfler tarafından eğitilen Asıl Yüz İnsan Büyücü, güçlerini geliştirerek, Elflerden bile öteye gitmek için uğraşmaya başladılar. Bu Büyücüler, asil güçleri ve ruhları yüzünden seçilmişlerdi ve bu güçlerini her zaman önemsediler ve sorumlulukla kullandılar ancak büyücüler bu güçlerini ve sırlarını genç jenerasyonlara öğretmeye başladıklarında, hiç savaş yaşamamış ve bu yüzden büyü gücünü hayatının her yerinde kullanmaya başlamış Genç Büyücüler ortaya çıkmaya başladı. Sorumluluk içermeyen hareketleri ile krallık içinde sorunlar başgöstermeye başladı. Krallık büyüdükçe ve toprakları genişledikçe, Genç Büyücüler yolculuklarla Güney Topraklarına yayıldılar ve kendilerini ve halklarını vahşi hayvanları koruyarak veya avlanarak geçinmeye başaldılar ve bu da Strom’un ötesinde başka şehirler yapmaya olanak sağladı. Ancak güçleri geliştikçe, toplumdan büyücüler yavaş yavaş kopmaya başladı.   İkinci Arahtor şehiri Dalaran oldu. Dalaran, Strom’un Kuzey-Batısında kalan Hillsbrad adı verilen yerde Lordamere Gölünün Güney kıyısına kurulmuştu. Güney topraklarına yayılan büyücülerin hepsi buraya yerleşmeyi uygun gördüler. Burada Büyüyü istedikleri şekilde daha özgür bir biçimde kullanmak istediler. Büyücülerin hayalindeki şehirdi Dalaran… Böylece başlayan Dalaran inşası ile birlikte dev bir ekonomi de ardından geldi böylece Dalaran İnsanların Büyü şehri oldu. Stromdan daha büyük, daha görkemli ve güzel bir şehir olmuştu artık. Ancak Büyünün bu kadar çok kullanması, daha fazla büyücünün yetişmesine ve en sonunda büyücülerin neredeyse hepsi gerçekle sanal arasındaki farkı anlayamamaya başladı.     Sonsuzluk Gölünün yıkılması ile dünyada hapsolan ve saklanan birçok Burning Legion Ajanı Büyünün gücünü hissedince, Evrenin her tarafından gözler tekrar dünyaya çevirildi. Yer altından çıkan iblislerin tek amacı vardı artık : Dalaran. Dalaran’a önce çok zayıf Demonik saldırılar başladı ancak Dalaran Yöneticileri tarafından örtbas edildi, halktan saklandı. Birçok Güçlü büyücü Demon’ların pekşinden onları ele geçirmeye gönderile ancak hepsi güçlü Burning Legion’a karşı güçsüz kalıyordu.   Birkaç ay sonra Batıl inançlı Köylüler, Dalaran Yöneticilerinin onlardan korkunç birşey sakladığına inanmaya başladı. Etrafta Devrim dedikoduları dolaşmaya başladığında, Arathor halkı Büyücülerin gücünü sorgulamaya başlamıştı. Halkın isyan çıkarmasından korkan ve Strom’daki Kral’ın onlara karşı tavır almasından korkan Büyücüler, Sorunlarını her şeyin başlangıcını yaratan ırka açtılar : High Elfler…   Dalaran’daki Demonik aktivitenin varlığını duyan Elfler hemen en güçlü Büyücülerini İnsan topraklarına gönderdi. Dalaran’daki enerjiyi araştıran Elf Büyücüleri detaylı bir rapor hazırlayarak, içindeki Demonik aktiviteyi belirttiler. Raporun sonunda dünya üzerinde çok az demon olduğu ancak Legion’un hala çok büyük bir tehtit olduğunu belittiler.   Quel’Thalas’ı yöneten Silvermoon Meclisi, Dalaran’ın Büyücüleri ile gizli bir antlaşma yaptılar. Elfler Dalaran Büyücülerine eski Kalimdor ve Burning Legion’dan bahsettiler, eski savaşları anlattılar. İnsanlara büyü kullandıkları sürece Halklarını Legion’un ajanlarından korumak zorunda olduklarını söylediler. Dalaran Büyücüleri bunun üzerine Tek bir ölümlü büyücüye her türlü gücü vererek Legion’a karşı olan bu gizli savaşta savaşçı olarak öne sürmek fikri ile geldiler. Böylece İnsan halkının korkması veya paranoyak bir şekilde birbirlerine saldırması önlenmiş olacaktı. Elfler bu fikri kabul ettiler ve gizli bir örgüt kurmayı kabul ettiler. Elfler her zaman bu Bekçinin ardında olacak ve onu kontrol edeceklerdi, böylece güçlenen bekçi Burning Legion Ajanlarına karşı dünyayı koruyacaktı.   Örgüt, toplantılarını gölgeli Tirisfal Glades’de yaptı. Burası aynı zamanda High Elflerin Lordaeron’da yerleştikleri ilk yerdi. Bu yüzden, Bu örgütün adı Tirisfal Bekçileri oldu. Seçilen ölümlü şampiyonlar Insan ve Elf Büyü gücünün tamamı ile donatılırdı. Aynı zaman diliminde sadece bir tane şampiyon olabilirdi, ve bu şampiyon tek eliyle Burning Legion’un her türlü ajanını yok edebilecek güçteydi. Bekçinin güçleri o kadar güçlüydü ki, sadece Trisfal Meclisi adı verilen Elf-İnsan ortak bir komisyonun gözetiminden geçmeden bir Bekçi seçilemezdi. Ne zaman bekçi yaşlanır, veya savaşta zayıf düşerse yerinde bir başkası getirilirdi. Nesiller geçtikçe, Bekçiler İnsanlığı görünmez Burning Legion tehtidinden korudular. Bu gizli savaşın ardında ise Gelişen bir İnsanlık İmparatorluğu ve gittikçe yayılan bir büyü çılgınlığı vardı. Bu arada her zaman bekçiler tetikte kalmışlardı…   Ironforge – Cücelerin Uyanışı Warcraft I’den 2,500 yıl önce Eski çağlarda, Titanların Azeroth’u bırakınca, çocukları olarak sayılan Earthenler dünyada kalıp dilediklerince dünyaya şekil vermeye devam ettiler. Earthenler yüzdeyde geçen olaylarla ilgisi pek olmayan hiçbir yüzey ırkını tanımayan bir varlıklar topluluğuydu. Her biri dünyayı şekillendirmek için bıkmadan usanmadan uğraşıyorlardı. Sonsuzluk Kuyusunun patlaması, her ırk gibi earthen’i de çok etkilemişti. Dünyanın duyduğu acının aynısını içlerinde hisseden Earthenler kendi kimliklerini bu çalkantılı dönemde kaybetmeye başlamışlar ve kendilerini Titanların yeraltında kalan dev şehirlerine kapatmışlardı. Bunların en çok bilineni Uldaman adı verilen şehirdir. Uldaman’ın yanında Uldum, Uludar gibi bir çok eski Titan şehri bulunuyordu. Dünyanın altında bu ırk, sekiz bin yıl boyunca uyudu.   Kendilerinin neyin uyandırdığı bilinmesede, Uldaman’da olan Earthen’ler kendilerini kapattıkları şehirlerden dışarı çıkmak istediler. Earthen’lerin yüzeye ilk çıktıkları anda fark ettikleri, bu uyuma sürecinde çok değiştikleriydi. Kayalardan oluşan derileri yumuşamış ve düzgün bir hal almıştı, taşa ve toprağa olan güçleri ise yavaş yavaş yok olmaya başlamıştılar, ve en son olarak ise artık ölümsüz olmadıklarını anladılar. Kendilerine Cüce demeye başlayan Irk, Uldaman’ın önündeki yerleşimlerinden ayrılıp dünya yüzeyinde dolaşmaya başladılar. Halen derin yerlere ve derinliklerdeki gizemleri araştırmaya meraklı olan Cüceler Dünyanın en büyük dağının bulunduğu yere bir krallık kurdular, ve kuruldukları toprağa Onları yaratan Titan Yaratıcısı Khaz’goroth’un şerefine Khaz Modan dediler yani Khaz’ın Dağı. Bu Titan’a duydukları sevgiden dolayı Dağın kalbine dev bir anıt diktiler:Dev bir Demirci Ocağı kurdular ve bundan sonra etrafında gelişen şehre Ironforge dendi.   Cüceler, doğaları gereği değerli taşları biçimlendirmek ve değerli mineralleri bulmak için devamlı bir istek içinde çalıştılar. Ancak yer altına duydukları bu istek ve sevgi yüzünden yeryüzünde yaşayan komşularından hep isole yaşadılar.   Yedi Krallık Warcraft I’den 1,200 Yıl önce Strom Arathor’un başkenti olarak bilinse de, Dalaran gibi birçok yeni şehir kurulmaya başladı. İlk olarak Gilneas, Alterac ve Kul Tiras adı verilen şehirler kuruldu. Hepsinin kendi düzenleri ve ticaret sistemi vardı ve hepsi de Strom’un altında birleşmekten yanaydı. Trisfal Bekçilerin koruması ile yaşayan Dalaran halkı dünyaya büyüyü yaymaya devam etti. Dalaran Yöneticileri Kirin Tor mecilsini kurarak her türlü büyüyü, değerli eşyayı incelemeye koyuldular. Gilneas ve Alterac Strom’un en büyük savunucuları olular ve Dev Ordular kurarak Khaz Modan’ın Kuzeylerini keşfettiler. İşte bu zaman içerisinde Cüceler ve İnsanlar ilk defa birbirleri ile temas haline geçmiştir. Bundan sonra Ironforge’ye ilk İnsanlar ayak basmıştır. İnsanlar ve Cüceler birbirleri ile birçok sırrı paylaştılar ve birbirlerinin savaşa olan ilgililerini keşfettiler.   Kul Tiras, Lordaeron’un güneyinde büyük bir adanın üstüne kurulu bir şehirdi. Ekonomisi balıkçılık ve Gemicilik ile sağlıyordu bu yüzden zenginleşmiş bir şehirdi. Zaman geçtikten sonra Kul Tiras dev bir Gemi Filosu kurarak dünyayı araştırmaya koyuldu ve değişik yerlerden değişik mineraller ve eşyalar getirdiler. Zaman geçtikçe Strom’un Lordları kendi evlerini Kuzey Lordaeron’a taşıdılar. Eski Kral Thoradin’ın varisleri, Strom’un başkent olması konusunda ısrar etselerde Strom Lordları Kuzey’e aydınlanma ve yeni bir şehir kurma hayali ile yerleştiler. Dalaran’ın Kuzeyinde kurulan bu şehrin adı toprağın adını paylaşarak Lordaeron oldu. Lordaeron daha sonradan bir Kutsal Å?hir halinde geldi, dinine bağlı olan çoğu insanın uğrak yeri haline geldi.   Arathi’nin varisleri, Strom’un terk edilişinden sonra Khaz Modan’ın Güney topraklarına indiler ve uzun yıllar süren bir yolculuktan sonra Azeroth olarak adlandırdıkları Kıtada Stormwind adlı Krallığı kurdular, ve sonunda dev bir İnsan Krallığı kurulmuş oldu.   Çok az savaşçı Strom’u koruma görevini üstlenmişti. Strom artık Krallığın başkenti değildi ve bundan sonra yeni bir millet oluşturmaya başladılar ve kendilerine Stromgarde dediler. Her İnsan şehri kendi içinde gelişmeye başlasa da, Arathor İmparatorluğu yavaş yavaş erimeye başlamıştı. Tüm şehirler birbirinden ayrılmaya ve Kral Thoradin’in birleşmiş insan imparatorluğu fikri sonsuza kadar yokolmuştu.   Aegwynn ve Ejderha Avı Warcraft I’den 832 yıl önce Kurulan yedi krallık birbiri arasında rekabete ve sürtüşmelere başlayınca Bekçiler bu olayın kaos yaratacağından korkarak izlediler. Zaman içinde birçok Bekçi gelip geçmişti, ancak bu zamanlarda tek bir kişi Trisfal’in tüm büyülü gücünü kontrol etmekteydi, kendisini gölgenin dev savaşçısı sayan Aegwynn…Aegwynn bir İnsan Kız çocuğuydu, örgütün çok zor sınavlarından başarı ile geçmişti ve Bekçilik görevini kazanmıştı. Aegwynn hemen avcılığa başlayarak birçok yaratığı yoketmiştir, ve Trisfal Meclisine kafa tutacak ve Erkek üstünlüğüne bile karşı savaşacak bir Bekçi olmuştur. Düşüncesine göre Trisfal Meclisini kuran İnsan ve Elflerin bu soruna köküne bir son getirmesi için hiçbir şey yapmamaktadır. Bu yüzden sabırsız bir şekilde devamlı bir tartışma havasında geçen toplanılara rağmen Aeggwynn çok güçlü olduğundan olayı hep Bekçi olarak kalmıştı. Trisfal’deki gücü artmaya başlayan kız, en sonunda bir yerlerde fısıldanan bir dedikoduya aldanarak Soğuk Northrend Kıtasında yaratık avına çıktı. Kuzeye yolculuk yaparak Aegwynn tüm yaratıkları dağlara kadar kovaladı. Burada bulduğu Yaratıkların çok yaşlı bir ejderhayı avladılarıydı. Dev dragon ve yanındaki dragonlar bu yaratıklarla başa çıkabilmelerine rağmen Aegwynn savaşa katılarak Yaratıkları yok etmeyi başardı. Bunlar olduktan sonra dev bir Fırtına Northrend’in üstüne çoktü ve Gökyüzünde dev bir karanlığın içinden Sargeras – Burning Legion’un Efendisi – ortaya çıktı. Aegwynn’in önünde duran Sargeras genç bekçiye yakında Trisfal Meclisinin yıkılacağını ve dünyanın yakında kontrolüne geçeceğini söyledi.   Aegwynn, kendinin bir tanrı kadar kuvvetli olduğunu sanarak Sargeras’a büyülerini gönderdi, ve garip bir şekilde Sargeras’ın dış kabuğunu yok ettiğini görünce Sargeras’ın öldüğünü zannetti ve bedenini Eski Kalimdor çağlarından kalan bir Night Elf tapınağını sular altından yükselterek Sargeras’dan geriye kalanları buraya kitledi ve tekrar tapınağı kimsenin bulamayacağını zannettiği derin sulara gömdü. Ancak Aegwynn Sargeras’ın ne planladığını asla bilemeyecekti. Sargeras taklit ölümünden sonra Aegwynn’in zayıf ruhunun içine girerek burada gizlendi. Uzun yıllar da bu bedenin içinde gizlenerek planını uygulamak için zaman kolladı.   Üç Çekiç Savaşı Warcaft I’den 230 yıl önce Ironforge cüceleri uzun yüzyıllar boyunca barış içinde yaşadılar. Ancak daha sonra sayıları çok artınca Dev Å?hirlerde yaşayamamaya başladılar. Büyük Kral, Modimus Anvilmar’dan sonra Cüceler 3 ayrı Fraksiyona ayrılmaya başladılar.   Madoran Bronzebeard tarafından yönetilen Bronzebeard Klanı, Ironforge’nin koruyucuları oldular. Khardros Wildhammer tarafındna yönetilen Wildhammer Klanı şehrin kontrolunu ele geçirmek için çalışmaya başlaılar. Dağın en altında Büyücü Thaurissan tarafından yönetilen Dark Iron Cüceleri de diğer iki ırktan kopmaya başladı. ar Bu 3 fraksiyon ilk başlarda barış içinde yaşasalarda, halen seçilemeyen kral yüzünden Ironforge’nin yönetimini kim alacak sorusu halen kafalarda bir soru işareti oluşturmaktaydı. Bu yüzden savaşa giren 3 fraksiyon uzun süre yerin altında kanlı savaşlar yaptılar. Sonunda En güçlü ordulara sahip olan Bronzebeard Klanı Dark Iron ve Wildhammer Klanlarını dağın derinliklerinden attılar.   Khardros ve Wildhammer savaşçıları Kuzeye yolculuk ederek kendi krallıkları olan Grim Batol’u kurdular ve burada kendi hazinelerini oluşturdular. Thaurissian ve Dark Ironlar bunu yapmadılar, küçük düşmekten ve yenilmekten hiç hoşlanmayan Dark Ironlar çok güzel bir yer olan Redridge Dağlarında yeni bir Å?hir kurdular. çok zengin oldular ve diğer klanlarla başa baş yarışmaya başladılar. Ancak daha sonra Thaurissan ve Büyücü karısı Modgud Ironforge ve Grim Bartol’a iki ordu göndererek savaş başlattılar. Dark Iron’lar Khaz Modan’ı kendi toprakları yapmak istiyordu.   Dark Iron orduları her iki şehirde savaşa başladı. Ancak Marodan’ın orduları hemen Dark Iron ordularını yenilgiye uğrattı ve Tharissian kaçmaya zorlandı. Grim Bartol’da ise Modgud’un orduları ise yeni yeni çarpışmaya başlamıştı.   Ancak Modgud çok güçlüydü çoğu savaşçıyı kendi öldürdü ve şehre kuşatmaya başlaı. Ancak Khardros’la savaşırken hayatını kaybeden Modgud yüzünden tüm savaşçılar kaçtılar ve Ironforge’nin yardımı ile karşılaştılar. Dark Iron Ordusunun hepsi orada yok edildi.   Birleşen Ironforge ve Grim Batol orduları güneye dönerek Thaurissan ve Dark Iron’ları yok etmek adına yola çıktılar. çok uzaklaşmadan Tharurissan’ın öfkesi dev bir büyü ile açığa çıktı. Dev bir Doğaüstü varlık çağırmaya çalışan Thaurissan, zafer elde etmeye çalışıyoru, ve dünyanın altından dev bir gücü ortaya çıkardı. Ancak bu onun kıyameti olacaktı.   Elemental Lordu, Ragnaros Thaurisssan’ın çağrısı ile serbest kalmıştı ve tekrar bir bünyeye kavuşan Ragnaros Redridge Mountain’de dev bir yıkıma yok açtı. Dev Volkana dönüşen Dark Iron Å?hri olan Dağ yandı, ve dağlar yükselerek Searing Gorge ve Burning Steppes alanlarını yarattı. Thaurissan bu sırada öldürüldü ve Ragnaros yeni yaratıklarını çağırarak tekrar güçlenmeye başladı. O gündur Ragnaros Dev Volkanın içinde planlar kurmakla uğraşmaktadır.   Dev patlama ve oluşumları gören Cüce kralları ordularını geri çekerek olanları görmemeyi tercih ettiler. Bronzebeard klanı Ironforge’lerini tekrar kurdular. Wildhammer’ler ise Grom Bartol’a döndüler ancak Dev Savaşta çok zarar gören Grim Bartol’u terk etmeye karar verdiler. çok üzülmüşlerdi, Kral onlara Ironforge’ye dönmeye ikna etmeye çalıştı ancak kabul edilmedi bu yüzden Khardros Hinterlands’e giderek Aerie Peak’da yeni bir şehir kurdu.   Hala Ironforge Cüceleri ile bağlarını koparmak istemeyen Wildhammer Clanı, İki Kıta arasında dev bir Köprü yaparak adını Thandol Span koydu. Bu ticaret dolayısı ile iki Krallıkta çok gelişti. Daha sonra Madoran ve Khardros atalarının şerefıne iki dev heykeli güney topraklarında kurdu. Bu iki Heykeli Dark Iron’lara savaşırsanız kaybedersiniz der gibi burada duruyorlar(Editörün notu:Bu Heykeller Searing Gorge’ye giden geçite yakındır. ) İki krallık birbirlerine sıkıca bağlandılar. Ancak Grim Bartol’da yaşadıklarından sonra Wildhammer’ler yer altında yaşamak yerinde yer üstünde normal bir şehir kurmayu tercih ettiler. Ironforgedekiler bunu hiç yadırgamadılar.   Son Bekçi Warcraft I’den 45 yıl önce Bekçi Aegwynn çok gelişti ve güçlendi. Trisfal’deki enerjileri onun yaşamını da uzattı. Aptalca Sargeras’ı öldürdüğü düşünden Aegwynn dünyayı Yaratıklardan korumaya devam etti. Bu tam 9 yüzyıl sürmüştü, ve sonunda Trisfal Bekçileri Aegwynn’in yerine başka birisinin gelmesinin vaktinin geldiğini düşündüler. Meclis Aegwynn’in Dalaran’a dönmesini emretti, böylece kendilerine yeni bir bekçi bulabileceklerdi. Ancak Aegwynn, Mecilse güvenmeyerek kendi soyundan birinin bekçi olması için düşünmeye başladı.   Aegwyn bir erkek çocuğu doğurmak ve ona tüm gücünü vermek istedi. Bunu Meclis’ten gizli yapmak için Azeroth’un Güneyinde Aegwynn mükemmel bir erkek buldu:çok güçlü bir İnsan Büyücüsü olan Nielas Aran. Aran Azeroth’un Kralının baş danışmanıydu ve çok güçlü bir büyücüydı. Aegwyn Aran’ı baştan çıkararak bir çocuk yapmaya ikna etti. Aran bu güçlerin cocukta da olacağını biliyordu, bilmediği şey ise Aegwnn’in bir yaşa gelmeden ona Trisfal’in tüm gücünü cocukta açığa çıkacağıydı.   Zaman geçti, ve Aegwynn’in bir oğlu oldu. Adı Aegwynn tarafından Medivh koyuldu. Anlamı Gizemlerin Bekçisiydı. Aegwynn oğlunun gelecekte yeni Bekçi olacağına inaniyordu ancak gizlenen Sargeras’ın ruhu cocuğa geçmişti ve Aegwynn’den ayrılmıştı. Aegwynn’in aklına asla dünyanın en yeni bekçi adayının çoktan evrenin en kötü tanrısının etkisi altında olduğu gelmemişti.   Aegwynn cocuğunun sağlıklı olduğunu görünce Medivh’i Stormwind’de babasına bırakarak gizemli topraklarda kayıplara karıştı. Medivh gülcü bir çocuk olarak büyüdü.   Sargeras cocuk büyürken, genç cocuğun güçlerinin nasıl geliştiğini gördü. Medivh 12 yaşına geldiğinde Azeroth’da tanınan bir çocuk haline gelmişti. çok güçlü bir büyücü olacağı kesindi. Burada en iyi iki dostu vardı: llane, Azeroth’un Prensi ve Anduin Lothar , Arathi Soyunun son varislerinden biri. üç cocuk krallıkta çok sevilirdi. Medivh 14 yaşına geldiğinde içindeki büyü gücü bir anda korkunç bir gelişim gösterdı ve Sargeras’ın ruhu ile çarpıştı. Uzun yıllar boyunca Medivh bir depresyon sürecine girdi, aslında gücler bir çocuğun kaldıramayacağı kadar çoktu. Daha sonra bu süreç geçtiğinde artık bir yetişkin haline geldiğini gördü ve Llane ve Anduin’in Azeroth’un yeni yöneticileri olduğunu gördü. Kendi içinde güçlerini kullanmakla ilgili çok büyük bir istek gören Medivh, Sargeras’ın ona kurduğu tuzaklardan habersiz yaşamına devam etti.   Sargeras yavaş yavaş Medivh’in kararan yüreğine bir şeyler fısıldamaya başlamaya hazırlanıyordu. Yakında İkinci Saldırı başlayacaktı ve bunu Dünyanın son Bekçisi sağlayacaktı…   Alıntıdır: WoW-Turk

Devamını Oku »

Bölüm 1: Mitoloji

  Kimse evrenin nasıl doğduğunu tam olarak bilmez.Bazıları dev bir kozmik patlamanın, sonsuz boşlukta yankılanarak uzaktaki Dev Karanlığı uyandırdığı ve dünyaların bir gün yok olmak için yaratıldıklarını söyler.Bazıları ise evrenin tek ve sonsuz güçlü bir varlığın eseri olduğunu söyler dururlar.Bu kaotik evrenin kökleri nereye uzandığı belirsiz olduğunu söylesek te, emin olduğumuz şey çok güçlü bir ırkın, evrende bulunan her dünyaya ayrı ayrı bakarak, onları gözeterek onlara güzellik ve hayat bırakarak gittikleridir. Titanlar, dev ve metalik renkte bir deriler olan bu tanrılar evrenin istedikleri yerinde diledikleri gibi dolaşma haklarına sahiptiler ve yeni bir evren bulmuşlardı, ve bunu da diğerleri gibi dünyaları dolaşarak ve güzelleştirmek için yola koyuldular. Dev dağlar, derin denizler yaptılar elleriyle. Kara perde gibi karanlığa boğulan gezegenlere huzuru getirdiler, atmosferler yarattılar. Bunların hepsini bu kaotik ortama, uzak bir hedef gibi gözüken, düzeni getirmek için yaptılar. Keşmekeşten düzen yaratmak onların doğasının, ileri görüşlülüklerinin bir parçasıydı. Onlar ilkel ırkları bile güçlendirdiler; kendi işlerini yapabilsinler ve saygıdeğer dünyalarının bütünlüğünü koruyabilsinler diye. Seçkin bir grup olan Pantheonlar tarafından yönetilen Titanlar, dev karanlığın içine dağılmış yüz milyon dünyaya düzeni getirdiler. Pantheon, bu dünyalara aynı zamanda koruyuculuk yapanlar, ayrıca evrenin dışından gelen Sapmış Evrenden gelen varlıklarla savaşıyorlardı. Sapmış Evren, sayısız dünyasını bağlayan keşmekeş büyülerinin dünyevi olmayan boyutu, sadece yaşayan evrendeki hayatı yoketmeye ve yaşamın enerjilerini kendilerine katmaya yemin etmiş sınırsız sayıdaki şeytani yaratığın, iblislerin ve zebanilerin eviydi. Hiçbir kötülük ve sapmayı kabul etmeyen Titanlar, bu saldırılara karşı hep bir yol aradılar ve savaştılar.   Sargeras ve İhaneti: Zaman içinde, bu kötü varlıklar Titanların dünyasına giden yolu buldular ve Pantheon en iyi Savaşçısı olan Sargeras’ı savunma için gönderdi. Dev soylu bir Titan olan Sargeras, sayısız yıllarca verilen görevleri harfiyen yerine getirmiş ve bulduğu kötülük varlıkları gördüğü yerde öldürmüştür. Böylece Titanlar evrenler üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmaya başlamıştır. Sonra Eledar adı verilen bir şeytani büyü ile uğraşan ırk, Warlock büyüleri ile birçok dünyayı ele geçirmeye başladılar. Bu büyülerden etkilenen saldırıya uğramış ırklar, mutasyona uğrayarak çok farklı yaratıklar olmaya başladılar ve en sonunda saldırıya uğramış masum ırkların hepsi Eledar’lara benzemeye başladı. Sargeras neredeyse limitsiz gücünü Eledarlara karşı kullandı ve onları Sapmış evrenin köşesinde yakaladı ve onları esir aldı. Ancak Sargeras Warlock büyülerinden çok etkilendi ve kendisi de bunlardan nasibini almaya başladığında, Sargeras çok büyük bir depresyonun içinde buldu kendini. Sargeras bu kafa karışıklığının ve ümitsizliğin içindeyken, Sapmış Evren’den gelen diğer bir ırkla savaşmaya zorlandı. Nathrezim adı verilen bu ırk Vampirik güçlere sahip korkunç bir ırktı. Adlarına Dreadlord da denilen bu ırk, birçok dünyayı ele geçirerek, yerlilerini gölgeye çevirirdi. Zalim Dreadlordlar, dünya yerlilerini kandırarak, aralarında karışıklıklarla yıkardı. Sargeras, Nathrezimi çok kolay yendi. Ama onların bozulmuşluğu onu çok etkiledi. Sargeras’ın duygularını şüphe aldı bir anda, görevine sadakatini ve hatta daha önemlisi Titanların düzenli bir evren anlayışını kaybetmişti. Sonunda Sargeras sonuç olarak Titanların yapmış olduğu her şeyin yanlış olduğuna karar verdi, ona göre Titanlar bu evrende Kaotik güçlerin kaynağı idi. çoğu Titan arkadaşı ona yardımcı olup yol göstermeye çalıştı, ama bunun sonucunda Sargeras daha fazla içine kapandı ve Pantheon’dan ayrılıp dünyada kendine bir yer aramaya başladı. Pantheon onun terk edişine bir anlam veremedi, ve kardeşi olan Sargeras’ın neler yapabileceğini göremedi. Zamanla, Sargeras delirdi ve ruhunun ücra köşelerinde bozulan bir şeyler olduğunu fark etti. Bunun nedenini Titanlara bağladı. Bu yüzden Titanların yapmış olduğu her şeyin yanlış, hatalı olduğunu zannetti. Bu yüzden her dünya yok edilmeliydi ve tekrar kurulmalıydı. Böylece düzen sonsuza kadar her tarafta olacaktı. Bunu yapmak için dev bir ordu kurmak için düşünmeye başladı. Sargeras’ın Titanik görüntüsü bile zamanla bozuldu ve zehirlenmiş olan kalbi ile değişim içine girdi. Gözleri, saçları ve sakalı ateşlendi ve metalik derisi karardı. Bu kızgınlığın içinde, Sargeras Eledar ve Nathrezim ırklarının hapislerini açtı ve kötü yaratıkları serbest bıraktı. Bu yaratıkların önde gelenleri Karanlık Titan’a hizmetlerini sundular. Sargeras Eledar’dan iki tane şampiyon seçti. İlki Kil’jaeden the Deciever di. Sargeras’ın orduları için karanlık ırkları düzenleyecekti. İkinci Å?mpiyon ise, Archimonde the Defiler’di. Sargeras için Orduları yönetecekti. Kil’jaeden’ın ilk yaptığı şey vampirik dreadlord’larını kendine köle yapmak oldu. Dreadlord’lar Kil’jaeden için özel ajanlardı ve bu görevi çok iyi yerine getiriyordu. Aralarında Tichondrius denilen bir Dreadlord vardı ki bu yaratık Kil’jaeden’in mükemmel bir savaşcısı olarak Sargeras’a da hizmet etti. Muhteşem Archimonde kendine de ajanlar buldu. Malefic Pit adlı bir dünyanın barbar lideri olan Mannoroth the Destructor’u ajanı yaptı ve evrenin en iyi ordusunu yapmak için çalıştı. Sargeras ordularının yavaş yavaş oluştuğunu ve her emirini yerine getirecek güçte olduğunu görünce, Hepsini Dev Karanlığın içine bıraktı. Sargeras bu ordusunun adına Burning Legion dedi. Bu güne kadar kaç tane dünya yok edip kaç tanesini köleleştirdi bilinmez ancak evrene çok büyük bir yıkım getirdiği kesindir.   Eski Tanrılar ve Azeroth’un Hakimiyeti: Titanlar Sargeras’ın yaptıklarından habersiz dünya dünya dolaşarak her dünyaya düzen getirmekle uğraştılar ve bir gün ufak bir dünya ile karşılaştılar daha sonra Adı Azeroth’ olacaktı bu dünyanın. Titanlar garip yeryüzüne ayak bastıklarında, düşman olarak birçok Elemental Varlıkla karşılaştılar. Bu Elementaller, sadece eskilerin bildiği yok olmuş eski Tanrılara taparlardı ve bu yüzden Titanları geri püskürtmek için savaştılar. Pantheon, Eski Å?ytanı tanrılara tölerans gösteremediği için Elementallere savaş açtı. Eski Tanrı Orduları dört kişi tarafından yönetilirdi:Ragnaros the Firelord, Therazane the Stonemother, Al’Akir the Windlord ve Neptulon the Tidehunter. Kaotik güçler dünyayı sardı, ve Titanlarla savaşmaya başladılar. Ancak Titanlar çok güçlüydü ve Elementaller savaşı kaybetti. Bir bir tüm Elemental Efendiler yok edildi ve güçleri ellerinden alındı. Eski tanrıların kalelerini yıkan Pantheon’lar dört şeytanı tanrıyı yeryüzünün altına zincirledi. Eski Tanrılarının gücü kalmayınca ruhları fiziksel evrenden ayrıldı ve Elementallerin hepsi başka bir boyutta sıkıştılar. Elementallerin gidişi ile, doğa sakinleşti ve dünya barışçıl ve bir o kadar güzel bir yere dönüştü ki Titanlar burayı çok sevdiler. Titanlar birçok ırk yaratıp dünyanın şekillenmesinde onlara yardım ettirdiler. Sonsuz mağaralar yaratmak için cüce gibi yaşayan taşlar yarattılar. Denizleri yükseltip kara yapmak için Deniz Devlerini kullandılar. Birkaç çağ boyuncu Titanlar bu dünya üzerinde çalıştılar ve en sonunda inanılmaz güçleri olan bir göl oluşturdular. Bu göl, onların deyimi ile Sonsuzluk Kuyusu, bu dünyada yaşamı başlatacak olan şeydi. Zamanla, bitkiler, ağaçlar, yaratıklar ve canavarlar dünyada dolaşmaya başladılar. İşlerinin son gününde oluşan kıtaya Kalimdor dediler, Sonsuz Yıldız Işığının ülkesi…  Ejderhalar Zamanı: Küçük dünyanın düzenlenmesinden ve işlerinin bitmesinden tatmin olan Titanlar, Azeroth’u terketmeye hazırlandılar. Yinede, gitmeden önce, herhangi bir gücün onun mükemmel bütünlüğünün tehdit etmesi olasılığına karşılık Titanlar dünya üzerindeki en harika ırkı Kalimdor’a göz kulak olma işiyle görevlendirdiler. O zamanlar bir çok ejderha türü vardı. Yinede kendi türlerinden olanlara egemenlik sağlayan 5 tane ejderha türü vardı. Titanlar’ın yeni yeşeren dünyanın çobanlığını yapmaları için tuttuğu beşli bu beş ejderha türüydü. Pantheon’un en yüce üyeleri kendi güçlerinin birazını bu türlerin liderlerine verdiler. Bu ulu ejderhaların her biri Yüce özellikler  veya Ejderha özellikleri olarak bilinmeye başladılar. Aman’Thul, Pantheon’un Büyükbabası, uzaysal güçlerinin bir kısmını devasa bronz ejderha Nozdormu’ya bahşetti. Büyükbaba, Nozdormu’ya zamanı ve sürekli ilerleyen kaderin yolunu koruması için güç verdi. Hissiz, onurlu Nozdormu Zamansız Olan olarak bilinmeye başladı. Eonar, bütün yaşamın Titan patronu, kendi güçlerinin bir kısmını kızıl deve verdi, Alexstrasza’ya. Ondan sonra Alexstrasza dünyada yaşayan bütün canlıları korumak için çalıştı ve Hayat-Bağlayıcı olarak bilinmeye başlandı. üstün bilgeliği ve bütün canlılara gösterdiği sınırsız şefkat sayesinde, Alexstrasza Ejderha kraliçe olarak taçlandırıldı ve türündeki diğerlerine egemenlik sağladı. Eonar; aynı zamanda Alexstrasza’nın genç kız kardeşi olan yeşil ejderha Ysera’yı da, doğanın etkisinin küçük bi parçasıyla kutsadı. Ysera Yaratılış Rüyasını oluşturmak sonsuz soyutlanmaya girdi ve Hayalperest olarak bilinmeye başladı. O, yeşil evreninden büyümekte olan yeşil dünyayı izleyebilecekti, Zümrüt Rüyasından… Norgannon, Titanlar’ın bilgelik saklayanı ve usta büyücüsümavi ejderha, Malygos’u gücünün bi kısmıyla donattı, O zamandan itibaren Malygos Büyü-Yayan, sihirin ve gizli bilgilerin koruyucusu, olarak bilinmeye başladı. Khaz’goroth, Titanlar’ın şekillendirici ve yaratıcı, kudretli siyah ejderhaya, Neltharion’a, güçlerininn bir kısmını bahşetti. Yüce kalpli Nelthraion’a, daha sonra Dünya-Koruyan olarak bilinicekti, dünya ve dünyanın derin yerleri üzerinde egemenlik verildi. O dünyanın gücüne güç kattı ve Alexstrasza’nın en büyük destekçisi oldu. Güçlendirilmiş 5 Yüce özellik, Titanlar’ın yokluğunda dünyanın savunmasından sorumlu hale getirildi. Ejderhaların yarattıklarını korumaya hazır olduklarının bilincinde Titanlar, Azeroth’u sonsuza kadar terketti. Ne yazıkki Sergeras’ın yeni doğmuş dünyanın varlığını öğrenmesi an meselesiydi. . Dünyanın Yapılışı ve Sonsuzluk Kuyusu: İnsanlar ve Orklar arasındaki ilk savaşdan onbin yıl önce, Azeroth dünyası etrafı denizlerle çevrili dev bir tek kıtadan oluşuyordu. Kalimdor denilen bu dev kıta, dünyanın şartlarında yaşamaya calışan birçok ırkın ve yaratığın yuvasıydı. Bu kıtanın ortasında inanılmaz güçleri olan bir göl bulunurdu. Bu göle daha sonra Sonsuzluk Kuyusu dendi, ve dünyanın içindeki Büyünün gerçek kaynağı bu göldü. Sonsuzluk Kuyusu güçlerini Dev Karanlıktan alırdı, ve dünya üzerine saçardı. Zamanla, dünyada bu gölden etkilenen yaratıklar, göl kıyısına ilkel evler kurmaya başladılar. Gölün kuvvetleri, bu yaratıkları güçlü, akıllı ve neredeyse ölümsüz yaptı. Bu yaratıklar daha sonra kendilerine Kaldorei dediler, anlamı yıldızın çocuğuydu. Kendi gelişimleri ile birlikte dev binalar ve tapınaklar inşa ettiler. Kaldorei veya daha sonra bilinen isimleri ile Night Elfler, ay tanrıçası olarak bilinen Elune’ye taptılar ve onun gündüzleri Sonsuzluk Kuyusunun dibinde uyuduğuna inanırlardı. İlk Night elf Rahipleri ve Bilgeleri kuyu üzerinde çalışarak, onun gücünü nasıl kullanabileceklerini anlamaya çalıştılar. Night Elf’ler gittikçe gelişerek, Kalimdor’un büyük bir bölümüne yayıldılar onları durduran şey ise Dev Ejderler oldu. Bu dev yaratıklar bölgelerini korumak adına çok titizdiler. Night Elfler daha sonra anladılar ki, Ejderler bu dünyayı koruyorlardı ve bu yüzden onları sırları ile yalnız bıraktılar. Zamanla, Night Elfler daha fazla bencil olmaya başladılar, çünkü çok güçlenmişşerdi ve birçok yaratıkla arkadaşlık kurmuşlardı. Bunlardan en ünlüsü Cenariusdu. Bir Yarı tanrı olan Cenarius Night Elflere Doğayı anlattı ve öğretti. Kaldorei yaşayan ormanlarla bu şekilde bir empati kurmaya başladı ve doğanın dengesini bozmamayı öğrendi. Sayılamayacak kadar çok çağ geçtikten sonra, hem kültürel hem de alan olarak gelişti Night Elfler. Tapınakları,Yolları ve Muhteşem Binaları ile Kalimdor’a hakim bir ırktılar. Azshara, Night Elf’lerin güzel ve akıllı kraliçesi, Gölün kıyısına dev gibi harika bir saray inşa ettirdi ve oraya Hizmetkarları ve arkadaşları ile birlikte yerleştiler. Hizmetkarlarına Azshara Quel’dorei ya da bilinen ismi ile Highborne dendi. Bu Highborne, Azshara’nın dediklerini bire bir yerine getiren seçkin bir gruptu. Azshara her Night Elf tarafından sevilen birisiydi ancak, Highborne her zaman kendilerinden başka hiçbir Night Elf’den hoşlanmadı. Rahiplerin Sonsuzluk Kuyusu ile ilgili bilgilerini, Azshara Highborne’ye vererek, bu gizlerin ortaya çıkartılması ve bu dünyanın asıl amacının öğrenilmesini istedi. Highborne bu işle uğraştılar  ve Kuyuyu kullandılar. Deneyler sürdükçe, Highborne kuyunun hem yaratmak hem de yok etmek için kullanılabileceğini gördü. Highborne kendini kuyuya bıraktıkça büyünün içinde onu kullanmaya çalışırken buldular kendilerini. Büyünün kontrollü ve sorumluluk gerektiğini bilmeden, Azshara ve onun Highborne’si büyü kullanmaya başladığında bozulumun içine girdiler. Cenarius ve birçok bilge Night Elf, büyünün sınırsızca kullanımının zararları olabileceğini söylediler. Ancak Azshara ve onun takipçileri inatla büyü kullanmaya devam ettiler. Güçleri geliştikçe, Azshara ve Highborne değişmeye başladılar. Kendilerini bir Night Elf’den üstün görmeye başladılar ve kendilerini halktan soyutladılar, ve Karanlık bir gölge Azshara’yı değiştirdi. Sevdiği her şeyden vaz geçti ve Highborne’den başka kimse ile konuşmak istemedi. Genç bir Bilge olan Malfurion Stormrage, olanları ilk gören oldu. Zamanının çoğunu çok sevdiği Druidizm çalışarak geçiren Malfurion, Azshara ve Highborne’nin korkunç bir güç tarafından bozulmaya başladığını hissetti. Ardından nasıl bir şeytanlığın çıkacağını bilemedi ancak Night Elflerin hayatlarının sonuna kadar değişeceğini anladı….   Eskilerin Savaşı: Highborne’nin anlamsızca kullandığı her büyü dünyadan öteye evrenin her tarafına yayılan bir sinyal gibi gitti ve bir gün Sargeras – Yaşamın En büyük Düşmanı, Dünya Yok Eden – bunları fark etti ve gözleri evrende ufacık olan bir dünyaya çevrildi:Azeroth’a…. Buradaki sonsuz enejileri hisseden Sargeras, inanılmaz bir açlıkla bu gücü ele geçirmek için Burning Legion’u dünyayı ele geçirmesi için Azeroth’a gönderdi. Sargeras Burning Legion’u gönderdikten sonra Azeroth dünyasına gitmek için yola çıktı. Legion milyonlarca çığlık atan bağıran ve yok eden bir yaratık grubuydu ve hepsi feth için aç kurtlar gibi beklemekteydiler. Sargeras’ın yardımcıları Archimonde ve Mannoroth dev ordularını savaşa hazırladılar. Kraliçe Azshara, büyünün o korkunç gücüne kapılmış bir şekildeyken, Sargeras’ın reddedilemeyecek gücüne kurban giderek onu bu dünyaya almak için uğraşmaya başladı. Highborne’ler bile bu reddedilemeyen gücden etkilenerek Sargeras’a tapmaya başladılar. Legion’a bağlılıklarını göstermek için Azshara ve Highborne Sonsuzluk Kuyusunun dibine dev bir kapı açmak için çalışmaya başladılar. Bütün hazırlıklar tamamlandığında, Sargeras Azeroth İstilasına başladı. Savaşçı yaratıklar Burning Legion adına etrafı yakıp yıkmaya başladı ve Night Elf’lerin sessiz şehirlerini kuşattılar. Archimonde ve Mannorth’un Ordusu her taraftaydı. Arkalarında sadece kül ve göz yaşı bırakarak ilerlediler. Kalimdor’un Tapınaklarına dev Meteorlar çarparak, Dev Infernaller dünyaya indi. Yananların takımı Kıyamet Bekçileri(doomguard) her tarafta yıkım yaratı. Cesur Kaldorei Savaşçıları kendi dünyalarını korumak için çalıştı ancak her tarafta kaybettiler. Malfurion Stormrage, bu arada insanlarını kurtarmak için çalışmaya başladı. Stormrage olarak kardeşi Illidan Highborne’nin bir üyesiydi ve Büyüyen bir şekilde bozulum içine girmişti. Malfurion Illidan’ı yaptığı şeyin yanlış olduğuna ikna etti ve Malfurion güzel genç rahip Tyrande ile, Cenarius’u bulmak için yola koyuldu. Malfurion ve Illidan, iki kardeş Tyrande’ye karşı bir sevgi beslemekteydi, ancak Tyrande’nin kalbi her zaman Malfurion’a aitti. Illidan, Tyrande ile kardeşinin bu halini gördükçe çok üzülüyordu ama bu üzüntüyü her zaman büyüye olan tutkunluğu bastırıyordu. Büyünün o dev gücü içerisinde büyümüş olan Illidan,  bu açlığı ile savaşmaya çalışmış ancak Kuyunun gücüne karşı koyamamıştır. Ancak, Tyrande’nin desteği ile, kendisini dizginleyebilmiş ve Kardeşinde Cenarius’u bulmak konusunda yardımcı olmuştur. Hyjal dağında Gizl, Ay bahçelerinde yaşayan Cenarius, eski ejderhaları bulmak konusunda, Night Elflere yardım etmeyi kabul etti. Alexstrasza, Ejderhaların lideri ordusunu göndermek ve Legion’u durdurmak konusunda hem fikirdi. Cenarius, Ormanların ruhlarını çağırarak, eski ağaç adamlarından bir ordu kurdu ve Legion’a yerden saldırdı. Bu şekilde saldırmalarına rağmen, Burning Legion’un buradan sadece fiziksel güç ile kovulamayacağını anlayan Malfurion başka şeylere yöneldi. Dev savaş Azshara’nın Å?hrine doğru ilerlerken, Delirmiş Kraliçe Sargeras’ın gelmesini bekledi. Bu arada Sargeras’da Kapıdan geçmek için hazırlanmaktaydı. Azshara bundan sonra Highborne’yi alarak ayin düzenleyerek Kuyunun üzerine gelen en büyük gölgeyi yarattı. Bu gölge Sargeras’ın gelmesi için yapılıyordu. . Kalimdor’un yanan toprağında savaş devam ederken, olaylar tersine döndü. Zamanla kaybedilen bilgilere rağmen genel olarak, Neltharion adı verilen Ejderha – Dünyanın Koruyucusu- Burning Legion’un gücünden etkilenerek deliye döndü. İsmini DeathWing olarak değiştirerek, Diğer Ejderhalarla savaştı. Deathwing’ın bu ani taraf değiştirmesi diğer beş Ejderhayı öyle etkiledi ki alsa bu etkinin yarası kapanmadı. Yaralanmış ve şaşkın Alexstrasza ve ejderhalar, ölümlüleri bırakıp geri çekilmeye zorlandı. Böylece Malfurion ve Arkadaşları, sayıca çok azaldılar. Umutsuzdular. Malfurion daha sonradan anladı ki Bütün bu savaşın nedeni Sonsuzluk Kuyusuydu. Ve bunun yok edilmesi gerektiğini kendine ikna etti. Savaş arkadaşları Kuyunun ölümsüzlüklerinin ve güçlerinin kaynağı bildikleri için çok korktular. Ancak Tyrande Malfurion’un Teorisindeki anlamı gördü ve Cenarius ve onların arkadaşlarını Azshara’nın Tapınağına son bir saldırıya ikna etti. Böylece Kuyuyu iyilik için kapatmanın bir yolu bulunabilidi belki de…  Dünyanın Yıkımı: Birinci savaştan(Warcraft I) 10.000 yıl önce Kuyunun yok edilmesi ile bir daha büyü kullanamayacağını bilen Illidan bencilce grubunu bırakıp Highborne’yi Malfuion’un planına karşı uyarmaya gitti. Tutkusunun önüne geçemeyen ve bu yüzden delirme noktasına gelen ve Tyrande’nin Malfurion’a olan sevgisini gören Illidan bu yaptığından hiç pişmanlık duymadı ve Malfurion’u yalnız bıraktı. Sonradan Illidan Kuyunun devamını sağlamak için her şeyin yapılmasını emretti. Kardeşinin ayrılışından büyük üzüntü duyan Malfurion saldırı için Azshara’nın Tapınağına gttii ve Büyük Avluda Highborne’nin Son büyünün ortasında olduğunu gördü. Bu korkunç büyü Kuyunun ortasında bir girdap oluşturdu. Sargeras’ın Gölgesi yavaş yavaş Kuyuda belirmeye başladığı anda  Malfurion saldırıya geçti. Azshara Illidan’ın uyarısındı aldığında çoktan onlara karşı hazırlıklı olduğunu gördü Kraliçenin. Neredeyse tüm arkadaşları deli kraliçe tarafından öldürülen Malfurion, Tyrande’nin Azshara’nın arkasından saldırdığını gördü ancak bir Tapınak Koruyucusu tarafından durduruldu ve büyük bir yara aldı. Malfurion Aşkının yere düştüğünü görünce deliye dönderek Azshara’yı öldürdü. Tapınağın içinde ve Dışındaki savaş sürerken Illidan olacaklara karşı kendi için özel yapılmış şişelerin içine Kuyunun büyülü suyundan koydu. Böylece he olursa olsun Büyü gücünü kullanabilecekti. Malfurion ve Azshara arasında süren savaş süren büyünün büyük bölümünün yanlış olmasına neden oldu. Böylece dengesiz girdap Kuyunun derinliklerinde patlayarak ve zincirleme bir olayı başlattı. Dev bir Patlama Tapınağı yerle bir etti. Kuyu içine göçerek kayboldu. Dev Patlama, dünyanın dengesini bozmuş dev depremlerle birlikte gökyüzü kapkara olmuştu. Dev patlama sonrasında yok olan kıtanın ortasını denizler kapamaya başladı. Kalimdor’un neredeyse %80’i sular altında kaldı. Böylece Kalimdor ikiye bölünerek, Dünyada ayrı ayrı iki kıta oluştu. Bu yeni denizin ortasında –eskiden Sonsuzluk Kuyusunun bulunduğu yere- dev bir girdap geldi ve orada kaldı. Bu dev yara Maelstrom olarak adlandırıldı ve asla girdap durmadı. Hernasılsa, herşeye rağmen , Kraliçe Azshara ve Highborne bu patlamadan kurtulmayı başarmıştır. çıkardıkları güçler içinde, gidapın içine çeklimiştir. Lanetlenerek, ve şekil değiştirerek yeni bir ırk yaratımışlardı: Nagalar. Azshara kendini kötülüğün kraliçesi olarak tanıtmış ve içinde bulunan kötülüğün dışa vurumunu naga olarak görmüştür. Maelstrom’un dibinde yeni bir şehir kurarak adını Nazjatar koydılar ve güçlerini tekrardan oluşturdular. Var olduklarını açıklamak için ise 10. 000 sene beklediler.   Hyjal Dağı ve Illidan’ın Hediyesi: çok az Night Elf bu dev Patlamadan kurtulabildi. çok ilkel sandallar ile yavaş yavaş karalar aramaya başlılar. Sonra bir şekilde Elune’nin yardımı ile Malfurion, Tyrande ve Cenarius bu büyük yıkımdan kurtuldu. Bu kendini kanıtlamış Kahramanlar sağ kalanları kurtarıp, yeni bir yuva kurmak için uğraşmaya karar verdiler. Sessizce kendilerine bir yer ararken, Dünyanın kurtuluşunun sağlandığını, Sargeras ve Burning Legion’un bu dünyadan gittiğini ve çok kötü bir bedelle zafer kazanıldığını anladılar. Birçok Highborne bu patlamadan kurtulmayı başardı. Onlarda geride kalan Night Elfler ile birlikte, yeni yuvalarına doğru yola çıktılar. Malfurion asla Highborne’ye güvenmemiş olmasına rağmen onların Kuyunun varlığı olmadan hiçbir risk içermediklerini biliyordu. Night Elflerin çoğunluğu Karaya varmaya başladığında hepsi, Kutsal dağ Hyjal’ın halen ayakta olduğunu gördü. Burayı yeni yuvaları belleyen Malfurion ve takipçileri Hyjal’a tırmandı ve Hyjal’ın zirvesinde korkunç bir şey buldular. Ufak bir gölün içi büyü ile kaynamaktaydı. Illidan’da bu patlamadan kurtulmuştu ve herkesten önce Hyjal’a ulaşıp burada Sihiri tekrar açığa çıkarmıştı ve sakladığı kuyu sularını Dağın Göllerine dökmüştü. Böylece Yeni bir Sonsuzluk Gölü Hyjal Dağında ortaya çıkmıştı. Bencil Illidan bunun gelecek jenerasyonlar için bir hediye olduğunu düşünürken, Malfurion onu avladı ve ele geçirdiğinde Illidan şaşkınlık içindeydi. Malfurion ona bütün bu olanların sihir yüzünden olduğunu belirtti. Ancak Illidan sihirden ve büyüden vazgeçmediğini söyledi. Illidan’ın yaptıklarının durmayacağını bilen Malfurion bundan kurtulmak için bir yol düşündü. Cenarius’un yardımı ile Illidan uzakta bir yer altı zindanına yerleştirildi. Burada İllidan dünyanın sonunda kadar kalacak ve hiçbir sorun çıkartamayacaktı. Kardeşinin burada kalmasında ona eşlik edecek nöbetçi olarak Muhafız Maiev Shadowsong seçildi. Yeni kuyunun yok edilmesi yeni bir felaket demek olduğundan onu böyle bırakmak istedi. Ancak Malfurion bunun için sihirle Night Elflerin sonsuza kadar aralarındaki bağı bozmak için Cenarius’un yardımı ile Druidizm’le ilgilendirmeyi başladı Night Elfleri. Böylece Dünyayı tekrar eski düzenine göre kurabileceklerdi.   Dünya Ağacı ve Yeşil Rüya: Birinci Savaştan(Warcraft I) 9.000 yıl önce… Uzun yıllar boyunca, night elfler yorulmadan eski dünyalarını tekrar kurmak için çalıştılar. Eski yıkılmış tapınaklarını ve yollarını bırakıp, yeni evlerini dev ağaçların içine ve Hyjal dağının gölgeli eteklerine kurdular. Zamanla, Ejderhalar yıkımın ardından ortaya çıkarak kendilerini gösterdi. Kırmızı Alexstrasza,Yeşil Ysera ve Tunç Nozdormu, night elflerin yeni evlerine indiler. Malfurion, Night Elflerin baş-druid’i dev ejderhaları karşılarakyar onlara yeni Sonsuzluk Kuyusunun hikayesini anlattı. Ejderhalar bunu duyunca Kuyunun burada kalması durumunda, Burning Legion’un tekrar bu dünyaya ineceğinden korktular. Malfurion ve üç dev ejderha aralarında bir antlaşma yaparak, Burning Legion ajanlarının buraya gelirlerse bir daha kendi cehennem dünyalarına geri dönmesini engellemek ellerinden geleni yapmak için çalışmaya başladılar. Alexstraza, Hayat-Bağlayıcı, bir tohumu Well of Eternity’nin ortasına yerleştirdi. Sonsuzluk Kuyusunun büyülü gücü hemen Tohumu yeşertti ve dev bir ağaç olmasını sağladı. Dev Ağaç Sonsuzluk Kuyusunun suyu ile beslendikçe Gökyüzüne doğru büyüdü. Bu dev ağaç bundan sonra Night Elf’lerin sembolü oldu. Onların artık doğa ile birleştiğini ve dünyayı her zaman koruyacaklarının bir simgesi olarak kaldı. Night Elfler Bu ağaca Nordrassil dediler. Bunun anlamı ise Cennetin Tacı demek oluyordu. Nozdormu, Zamansız Dünya Ağacına bir büyü yaparak, onun sonsuza kadar orada kalmasını sağladı ve Dünya Ağacı orada kaldığı süre içerisinde Night Elf’ler asla yaşlanmayacak veya hastalanmayacaktı. Ysera, Hayalperest, Dünya Ağacına yaptığı bir başka büyü ile, Kendi Hayal dünyasını  -yani Yeşil Rüyayı- bu Azeroth ile bağladı. Yeşil Rüya, dev gibi ve devamlı değişen, ruhani, fiziksel evrenin dışında bir yerdeydi. Bu rüyada, Ysera Azeroth’daki canlıların evrimini ve doğanın düzenini tasarlardı. Night Elf’ler – Malfurion dahil olmak üzere- bu dünyaya bağımlı hale getirildiler. Bu gizemli antlaşmanın sonucunda, Druid’lerin hepsi Yeşil Rüya’ya girerek Ysera’ya yardım etmek istedi. Böylece dünya onlara bir daha ihtiyaç duyduğunda geri dönecekler ve Dünya hakkında inanılmaz bilgilere sahip olacaklardı.   High Elf Sürgünü: Warcraft I’den 7. 300 Sene önce… Yüzyıllar geçtikçe, yeni Night Elf halkı gelişti ve büyüdü ve Kendilerinin Ashenvale dedikleri ormanları bile geçerek yayıldılar. Dev yıkımdan sonra Dünya üzerinde kalmadığına inanılan birçok Yaratığı tekrar gördüler: Fulborg’lar gibi…Druid’lerin öncülüğünde Night Elfler kusursuz bir yaşam sürdüler barış içinde… Ancak, Highborne üyeleri hiçbir zaman memnun değildi. Illidan gibi kendi bağımlılıklarına olan bağlılıkları onları devamlı rahatsız ediyordu. Bir süre sonra Sonsuzluk Kuyusundan büyü güçlerini geri almak için teşebbüste bulundular. Dath’Remar adlı, Highborne üyesi Druidleri büyü kullanmamakla suçladı ve haklarının büyü kullanmak olduğunu belitti. Malfurion ve diğer Druid’ler eğer herhangi bir Night Elf’in büyü kullanırsa öldürülecek olacağını belirtip, Highborne’yi uyardı. Bunun üzerine Highborne Ashenvale üzerine dev bir Büyülü Kasırga gönderdi. Druidler kendi ırklarından kişileri öldürmek istemediğinde, Highborne’yi sürgüne gönderdiler. Dart’Remal ve takipçileri bunu memnuniyetle karşıladılar. Buradan gitmeleri demek büyü yapabilecekleri anlamına geliyordu çünkü. özel yapım birkaç gemi ile okyanuslara açıldılar. En sonunda, daha sonradan İnsan’ların Lordaeron dediklere yere inerek, burada büyülü yeni bir Krallık kurmaya başladılar:Quel’Thalas…Kendi Soylarının taptılara aya karşılık Güneşe taptılar…  Gözcüler ve Uzun Nöbet: Kendi içlerindeki sorunlarından kurtulmuş olan Night Elf’ler, kendi evlerini geliştirmeye devam ettiler. Druid’ler Yeşil Rüyaya girmenin zamanının geleceğini hissettiler ve aşklarını ve ailelerini arkada bırakmaya hazılandılar. Tyranda, Elune’nin Baş Rahibesi oldu ve Malfurion’a gitmemesi için yalvardı. Ancak Malfurion Gururunu korumak için Yeşil Rüyaya girmekte kararlıydı, ve Rahibe ile vedalaşıp ona asla ayrılmayacaklarını söyledi… Kalimdor’u Tyrande’ye bırakan Malfurion, Yeşil Rüyaya girince, Baş Rahibe, Night Elf’lerden dev bir savaşçı ordu kurdu. Korkusuz ve eğitilmiş olan bu kadın savaşçılar, Kendilerini Gözcü diye tanıttılar, barışın ve Huzurun koruyucuları… Yarı-Tanrı Cenarius Hyjal Dağının eteklerindeki bahçelerde yaşamaya devam etti. Oğulları,  Ormanın Koruyucuları olarak bilindiler ve Her zaman Night Elfleri takip ettiler ve arada sırada Gözcülere barışı korumak adına yardım ettiler. Cenarius’un kızları Dryad’lar ise devamlı artan bir şekilde ormanlarda görülmeye başlandı. Ashenvale’de Tyrande devamlı meşgul oldu. Malfurion’un yanında olmamasından dolayı mutlu olamadı hiç. . Uzun Yüzyıllar boyunda Druid’ler uyudukça Tyrande ikinci bir Burning Legion sadırısından korktu. Halen Burning Legion’un buralarda olduğunu hisseden Tyrande, intikam için geri döneceklerini biliyordu… >   Alıntıdır: WoW-Turk

Devamını Oku »
Birthright-logo

Bloodline ve Naiplik 2

  2.Bloodline Gücü (Bloodline Strength) Bir karakterin kanbağının saflığı onun Bloodline Strength’i ile ölçülür. Bunlarda -Minor(düşük) -Major(iyi) -Great(çok iyi) olmak üzere 3’e ayrılır. Bu her 3 seviyeden birine sahip olmak karakterin manifestosunu belirlemektedir. Daha öncede anlattığımız gibi bu gibi kan bağı da karakterin atasından gelen bir niteliktir ve atasından geçen kanbağı ile ortaya çıkmaktadır. Minor: Minor kanbağları Deismaar savaşında bulunan daha düşük seviye veya popüler veya ünlü olmayan karaterlerin barındırdığı bir kanbağıdır. Halktan kimselerden oluşan basit askerler ve kamp takipçileri bunu devam ettirmek için hayatta kalmışlardır. Evlatlar’ın (scion) çoğu (%65) minor kanbağına sahiptirler. Adına binaen minor kanbağına sahip olanlar düşük özellik puanları alırlar. Major: Major kanbağına sahip olanlar ise Deismaar savaşından sonraki ilk 10 yılda hayatta kalmayı başarabilen kahraman veya lider kişiliklerdir. Major kanbağı olanları çoğu Cerila kıtasında meşhur olan karakterlerdir. Major Kanbağına sahip olan Evlatlar güçlü özellik puanlarına (ability score) sahiptirler. Great: çok iyi kanbağına sahip olan karakterler nadirdir. Yani iyi bir kanbağına sahip olan evlatlar içerisinde yüzde bir gibi çok eşsiz bir varlığa sahiptirler. Tanrılara daha yakındırlar ve Deismaar savaşının en ihtişamlı kahramanları bunu taşıyabilmiştir ve sahip olmuşlardır. Son bir tane var ki adı pek geçmez; o da True (Gerçek) Kanbağı naibidir. True: bu kanbağına sahip olanlar eşsizdirler. Yine diğeri gibi en Deismaarın en ihtişamlı kahramanları buna sahiptir fakat en önemli özelliği sözde tanrılara olan yakınlıkları ve irtibatlarıdır. Bilinen şudurki; True Bloodline’a sahip olanlar şuanda sadece çok çok güçlü Awnshegh veya Ehrshegh’ler tarafından yaşınıyor olmasıdır. 2.1-“Kanbağı Olan Evlat” (Blooded Scion) Modeli Blooded Scion bir kalıptır ve belirli değerler üzerinde etkisi vardır. Nasıl Bloodline strength’i ve bloodline’ın saflığından bahsettiysek, bu da belirliyecilik ilk başlangıcıdır. *Hit Point (Can Puanı): Bir evlat kanbağından dolayı bonus can puanı kazanabilir. -Minor: Minor evlatlar için HP değişmez. -Major/Great/True: Bunlardan birine sahip olan evlat bonus HP kazanabilir. Bu soylu naipler bir sezon boyunca Bloodline özellik puanlarına eşit maximum bir değere ulaşıncaya kadar tüm  naiplik değerlerinin yarısına eşit bonus kazanabilirler. Buda onların saltanatlarındaki başarıya göre yükselip alçalabilir. *Special Attacks/Qualities (Özel Saldırılar/Vasıflar): Kanbağlı Evlat (dragon, homaniod bir yaratık vs..) herhangi bir yaratıktan olabildiği için burada kanbağını barındıran yaratığın temel Özel Saldırılar/Vasıflar’ını taşır. -Blood Abilities (Kan özellikleri): Bir Evlat’ın kutsal kanbağı bir veya daha fazla Kan Özelliği gösterebilir. Blood Ability’lerinin sayısı Evlat’ın sahip olduğu Kanbağı Skoru ile alakalıdır. Bu skorları ileride göreceğiz. Şunu belirtelim; #Minor bir evlat sadece Minor kanbağı özelliklerini gösterebilir, eğer major veya Great kanbağı özelliklerini taşımaya hak kazanırsa, bu özellikler minor özelliklere göre hesaplanmalırıdr. #Major evlat, minor veya major kanbağı özelliklerini gösterebilir,eğer Great kanbağı özelliklerini taşımaya hak kazanırsa, bu özellikler major özelliklere göre hesaplanmalırıdr. #Great veya True sahibi bir evlat bloodline yetenek puanlarına göre hesaplanan minor, major veya Great kanbağı özelliklerini gösterebilir. Kurtarma atışları Evlat’ın sahip olduğu kan özelliklerine karşı yapılır ve bunun zorluk derecesi; DC 12-15-18 (minor-major-great) + Evlat’ın Kanbağı Puan Ayar‘ıdır. -Regency (Naiplik): Naip bir Evlat, naipliğini kontrolü altındaki topraklardan toplar ve bu naipliği geniş ölçüde karşılaşmalarda veya olaylar üzerinde kullanabilir. Toplanan veya biriktirilen Naipliğin maksimum değeri Evlat’ın kanbağı özellik puanı üzerindendir. * Abilities (Özellik Puanları): Bunu ileride göreceğiz ama şunu belirteyim bu karakterin oluşturulması aşamasında öncelikli olan bir konudur ve Strength değerine uygun olarak arttırılır. +0 (Minor), +4 (Major), +8 (Great), veya +12 (True) şeklinde. *Level Adjusment (Seviye Ayarı): Evlat Str’sinin durumuna göre ECL alır. +0 ECL (Minor), +1 ECL (Major), +2 ECL (Great), veya +3 ECL (True). Yani kanbağı olan bir Evlat oyuna başladığında Bloodline Strength’inin durumuna göre oyuna diğer normal karakterlerden farklı bir seviyede başlar. Örneğin Minor olan bir Evlat için bir değişiklik yoktur ama Major olan bir evlat oyuna 1. seviyede başladığını düşünürsek, diğer tüm oyuncular 1. seviye iken o 2. seviye olarak başlayacaktır. Temelde farklılık yoktur ama bir sonraki seviye için diğerlerinin 1000 XP puanı toplaması gerekirken, Evlat’ın 2000 puan toplaması gerekecektir. Ee her gülü seven dikenine katlanır:)   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
Birthright-logo

Bloodline ve Naiplik 1

  Eski tanrılar Deismaar savaşında öldüklerinde, kutsal esans savaş alanındakiler üzerinde dağıldı ve hepsini değiştirdi. Sözde tanrıların doğasına ait olan bu esans tüm kahramanlar tarafından emildi. Herbir sözde tanrının esansı kahramanlar tarafından çok güçlü bir şekilde çekildi. Kıvılcımın gücü her bir kahraman verildi ama diğer yanda bu sözde tanrıların ölümünü tam anlamı ile getiren büyük bir unsurdu. Bu kıvılcımlar ve özelliklerin çoğu tam bir genetik ile kahramanların çocuklarına aktarıldı. Bu kutsal Bloodline şimdi Scion (Evlatlar) olarak biliniyor. Bu Kanbağlı evlatların yarı-kutsal doğaları onları doğal kural koyucular yapmaktadır. Kanbağlı (Blooded) karakterler, Kanbağı Olmayan (non-blooded) karakterlere göre daha fazla hükümdar olma eğilimindedirler ve kral naibi olmada daha etkendirler. Bununla birlikte çoğu evlat naip değildir – kanbağı olan karakterlerin çoğu kuzendirler, varislerin en genç kardeşidirler. Kanbağı olmayan karakterlerin büyük bir çoğunluğu ise orta ve daha düşük sınıfların üyeleridirler. Bununla birlikte tüm evlatlar büyük soyağaçlarına sahip değildirler; bazı kanbağı olan aileler politik manipülasyon veya kötü talihlerinden dolayı düşmüştürler. Sanırım burada Drow yaşayışı aklımıza gelmiştir, eğer bir kere düşersen bir daha asla kalkamazsın. Aynı şekilde tüm kanbağı olmayan karakterlerde direkt köylü değildirler. Cerila nüfusunun %99’ı kanbağından yoksundur (buda demek oluyorki kanbağı çok mühim bir konu) ve tüm sosyal rütbelerde görülebilirler. Aslında sosyal soylular, danışmanlar, ülkeler ve hükümetlerin çoğu bir kanbağına sahip olamamıştırlar. Bloodline (Bundan sonra ingilizcesini kullanacağım) 3 adet öncelikli karakteristiğe sahiptir.      * Bir evladın Bloodline Derivation’ı (türemesi) (Anduiras, Azrai, Basaïa, Brenna, Masela, Reynir veya Vorynn) aile soyağacının damarlarında eski tanrıların kutsal gücünün dolaştığını gösterir.      * Bir evladın Bloodline Strength’i (gücü)(minor, major, great veya true -bunlar bu gücün seviyelerini gösteren rütbelerdir ileride göreceksiniz) evladın ailesinin kanbağının saflığını gösterir.      * Bir evladın Bloodline Score’u (puan)(onların Bloodline ability puanları) evladın kanbağı esansının kesin gücünü gösterir. Bir Bloodline’nın etkinliği Blood Ability’leri olarak bilinen yetenekler ile belli olur. Kanbağı’nın Naiplere Aktarılması Bir Evlat (scion) bir çocuğa sahip olduğunda, o çocuğun kanbağı (onun ergenliğini gösterir) ebeveynlerinin kanbağlarına etki eder. Aynı yoldan ebeveynlerinin fiziksel özellikleri (saç rengi, dayanıklılık (cons)) çocuklarına geçer, aynı zamanda ebeveynlerinin kanbağları (Bloodline strength (gücü), derivation (türemesi) ve score (puanı) ile ölçülür) çocuklarının Bloodline niteliklerini etkiler. Çocuklar her zaman aile üyelerinden birinin Bloddline Derivation’ını paylaşır. Çocuğun Bloodline Strength’i genellikle ebeveyninin sahip olduğu en zayıf Bloodline Strength’idir (veya ebeveynin biri non-blooded ise minor’dür). Çok güçlü evlatlar sıklıkla diğer çok güçlü saf bloodline ihtiva eden aileler ile evlilik yaparlar. Bir Evlat (Scion) sahip olduğu bir Bloodline Score’u gönüllü olarak başka bir karaktere özel bir seremoni ile verebilir. Transferden sonra donör non-blooded karakter haline gelir. Bloodline Karakteristikleri 1. Bloodline Derivation Genelde bir çocuğun Blood Derivation’ı aile üyelerinin birinden aldığını söylemiştik. Karakter oluşturma sürecinde, her oyuncu bir Bloodline Derivation seçmelidir, bu onun karakterinin geçmmişini besleyecektir. Eğer karakter Cerilia’nın tanınmış soylu ailelerinden birinden ise, koşullar değişmediği sürece bu onların tanımlayıcı kimliği haline gelecektir. Kadim Tanrılar (ve muhtemel kanbağı türemeleri); • Anduiras, the god of noble war • Azrai the shadow, the face of evil • Basaïa, the queen of the sun • Brenna, the goddess of commerce and fortune (ticaret ve şans) • Masela, the lady of the seas • Reynir, the god of nature • Vorynn, the lord of the moon ve büyü hakkında her şeyin. Cerilia’da her ırk ve kültür kanbağlı ailelere sahip olmalarına rağmen her bir türemenin sıklığı yöreden yöreye farklılık gösterir. En yaygın derivation Anuirean’lar arasındaki Andurias Bloodline’dır. Aşağıda verilen Bloodline Derivation Tablosu ırklara göre kanbağı türemelerini göstermektedir. Halflingler insanların alt ırklarına ayrılan kolonları kullanmalıdır çünkü karakterleri insanlara daha yakındır. Halfelfler insan veya elf ebeveynlerinden dolayı her iki tarafıda kullanabilir. burada iki taraf diye belirttiğimiz olay; tablo üst satırında gördüğünüz Vos’a kadar olan bölüm İnsan alt ırklarıdır, diğerleri alternatif ırklardır. Diğer insan olmayan karakterler ise (elf, dwarf vs..) nadirdir ve her zaman Azrai’nin Derivation’ına sahiptirler.   Tabloyu açıklayacak olursak; d100-> oyuncunun atacağı 100’lük zar. Frequency->Görülme sıklığı En üst Satırdan sonraki sütunlar Tanrıları göstermektedir. Buna göre diyelim ki bir Rjurik karakterin Derivation’ını belirleyeceğiz. Eleman 100’lük zarda 65 atıyor. Tabloda 65 değerinin denk geldiği aralık satırı ile Rjurijk’in bulduğu sütunu birleştirecek olursak; Derivation’ının yaygın olmayan türe Brenna’dan geldiğini görürüz.   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
Birthright-logo

Birthright Shadow World

  BirthRigth’ın eskilerde kalan bir dünya olduğunu daha önce söylemiştim. En fazla 3. Edition’a kadar dayanabildi maalesef. Dayanabildi derken esasen 2. editionın kaldırılması ile birlikte BirthRigth da durdurulmuştu fakat sistemi ve oyun bilgisi 3. edition’a revize edildi. Üstünlüklerini ve güzelliklerini yine saymayacağım ama beni kendisine aşık eden diyar özelliğinden bahsetmek istiyorum bu konuda. SHADOW WORLD(Gölgeler Diyarı) BirthRight Cerilia kıtasını bize sunmaktadır. Ta Deismar savaşından kalan destanlarla namzet etmiş şovalyelerin düellolarında bile adı lanet olarak geçmeyecek bir yer. Paralel evrenler arasında BirthRight’ta kendisi için en uygun, karizma ve de ürkütücü olanı seçmiştir. Bu tabii ki Shadow World; Gölgeler Diyarı’dır. Bilgeler derki; çok uzun zaman önce belki de insanlık bile var olmadan önce, hiç bir sebep olmadan dünya kendi kurallarına ayak uydurabilmek için değişti. Aebrynis diye adlandırılan insan tanrılarının dünyası vardı, doğa kanunları ve büyünün kabul gördüğü bir dünya. Taş itildiğinde düşer, mistik enerji büyü kuralları ile devinimini sürdürür vs.. Bir dünya daha vardı ki o da; SHADOW WORLD. Burada doğa kanunları yerinden oynatılır, kışkırtılır; Awnmebhaighl adındaki çok büyük bir güç ile. Bu hissedilemeyen ama görünen, fakat görüneninde tam olarak açıklanamadığı bir yer. Shadow World, Deismar savaşından buyana ve hatta eski tanrıların yıkıldığı günden beri daha karanlık bir hal içerisinde dönüşmektedir. Özellikle Cerilia’ya gece bastırdığında bu paralel evren devreye girer ve Cerilia’daki herşeyin gölge yüzünü yaşatmaya başlar. Sen burada ne isen, gölgende Shadow World’de bir şekilde yaşamına devam ediyor. Cerilia ile uğursuz ikizi arasındaki bu sınır sadece çok güçlü büyü ile aralanabilir. Fakat bu sınır kimi yerlerde çok büyük kötülük ortaya çıktığında ve en karanlık soğuk kış geceleri çöktüğünde daha zayıf ve hassastır. Şekil olarak Cerilia’nın çok daha karanlık ve biçimsiz halidir. Prince of Persia III’ü oynayanlar prensin karanlık yüzüne büründüğü andaki haline benzetebilirler veya daha güzel bir benzetme ile LOTR filminde frodo’nun yüzüğü taktığı anda dünyanın ona görünüş şekli ile tahayyül edebilirsiniz. Dağlar ve nehirler normal bildiğimiz özellikleri ile orada da vardır. Fakat diyar soğuk ve boştur. Eh böyle bir yerin müdavimleri de karanlıkları içerisinde yürüyen kabuslardaki yaratıklar, nameft ve korkularınızdır. Her nerede bu dünya ile arasında bir bariyer varsa yaşayan biri korkularından tökezleyebilir ve direk bu dünyanın terörü içerisinde kaybolabilir. Eh çıkabilirde. Umarım! Burada zaman Cerilia’dakinden çok farklı işler, dolayısı ile bazı büyülerde öyle. Örneğin Dimension Door veya Dimension Walk. özellikle büyücüler bu büyüleri kullanırken çok dikkatli olmalılardır. Düşünün ki buradaki Halflingler bile Shadow World için temkinli olmuşlardır. Hali hazırda bir çok yerde geçmekle birlikte özellikle Halflingler için ırksal bir marifet halini bile almıştır bu diyar. Shadow Walker adındaki bu marifet için –    Halfling olmaya –    13 ve daha yüksek wisdom (bilgelik)’a ihtiyacınız var. Burada bu marifet ile karakter seviyesine bağlı olarak her gün bu boyut ile Cerilia arasında bağlantı kurabilir, girip çıkabilirsiniz. Yazacaklarım bu kadar, daha detaylısına da gireceğiz ama bu tasvir etmeniz için yeterli ve sıkıcı olmayan bir bilgi.   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
Birthright-logo

Birthright Karakter Sınıfları

  Birthright’ta ki sınıflar yine D&D Player’s Handbook ile ortak olanlardır ancak yine kendine has farklılıkları vardır. Ortak noktaları yazmayacağım zira derslerimizde de, Türkçe PHB’de de bunları bulabilirsiniz ben sadece Hiç Olmayanları ve Farklılıkları yazacağım.Bunları göreceğiz şimdi. 1)Barbarian (Barbar): Bildiğimiz PHB barbarı. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: Barbarların çoğu insanlar, yarı-elf’ler, Orog’lar, veya goblinoid-kin yani goblin soyundan olanlardandır. İnsan ve Yarı-elf barbarlar Rjurik dağlık bölgelerinde veya herhangi bir kuzey bölgesinde kolaylıkla bulunabilir. Goblin soyundan gelenler ise Goblin Krallıkları olarak adlandırılan herhangi bir yerde dağınık olarak bulunabilir. 2)Bard (Ozan): Cerilia ozanları büyü-şarkısının kadim elf sanatının öğrencileridir. İlk insan ozan bu sanatı elflerden öğrenmiş ve bunu kendi türü içerisinde yaymıştır. Cerilia’nın ozanları daha küçük gizli sihirlerin pratisyenleridir. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: Ozanların çoğunluğu elfler, insanlar ve yarı-elflerden oluşmuştur ve büyük şehirlerde bulunurlar. Ozansal bilgi direk ustasından çırağına geçer. 3)Cleric (Ruhban/Rahip): bkz:PHB Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: bunun için tanrılar ve domainler için gerekli listeyi vereceğim. O yüzden buna Büyüleri anlatacağım zaman değineceğiz. 4)Druid: Cerilia’da Druidler doğanın ve av’ın tanrısı olan Erik’in rahipleridirler. Ruhbanlar gibi Druidlerde büyülerini hami bir tanrıdan yani Erik’den alırlar. Bütün Druidler Erik’in rahibidir fakat Erik’in tüm rahipleri Druid değildir. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: Çoğu Rjurik Erik’in druidik inanışını sadece takip etmeye değer buldukları için seçer ve druidlerin dağınık daireleri Anuire ve Vosgaard’ın ormanları içerisinde yerleşiktir. 5)Fighter (Savaşçı): bkz: PHB. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: Cerilia’nın her bir kısmı yetenekli savaşçılar yetiştirir. 6)Monk (Keşiş): bkz: PHB 7)Paladin: Cerilia’da Paladinler, kariyerlerin Paladin olarak başladıklarında kendilerini spesifik hami bir tanrıya adamalıdırlar. Tanrılardan sadece Avani, Haelyn, Cuiraecen, Nesirie ve Moradin paladinleri kendi hizmetlerine kabul ederler. Paladinler bu 5 tanrıdan birine hizmet etmek zorundadır. Çoğu Paladin Lawfull Good (kuralcı iyi) olmak zorunda olduğu halde, Cuiraecen’in Paladinleri Chaotic Good (Kural Tanımaz İyi) olmak zorundadır. Bundan başka Cuiraecen’in paladinleri Fighter gibi bir multiclass (çoklu sınıf) olabilmede de özgürdürler. Bizim bildiğimiz Paladinler multiclass olamazlar, olurlarsa da Paladin’liklerini kaybederlerdi ama gördüğünüz gibi Cerilia’da Cuiraecen’in inanışında olay tamamen farklı. Nesirie’nin paladinleri her zaman için Kadındır. 5. seviyede Nesirie’nin paladinleri özel binek kazanamazlar sadece Deniz domainlerinden kazanırlar. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: Çoğu paladin Anuire veya Khinasi insanlarındandır. Anurie paladinleri Haelyn, Cuiraecen veya Nesirie’ye hizmet ederler, Khinasi paladinleri Haelyn veya Avani’yi takip eder. Cüceler ise Moradin’e hizmet ederler. 8)Ranger (Korucu): Cerilia’nın korucuları ıssız ve ehlileşmemiş vahşi alanlarda ortaktırlar. Rangerlar doğaya çok yakındırlar ve ona bağlanırlar. Cerilia’nın Druid ve rahiplerinden ayrı olarak korucular büyülerini kendi hami tanrılarından almazlar. Cerilia korucularının sınırlı büyü yapma yetenekleri tamamen onların doğayı anlamalarına ve kanalize olmalarına bağlıdır. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri: korucuların çoğu elf, yarı-elf, goblin soyu veya Rjurik insanlarındandır. 9)Rogue (Düzenbaz/Hırsız): Cerilia’da düzenbazlar çoğunlukla tüccarlar veya diplomatlar gibidirler. Tercihli Sınıf ırkları/kültürleri:Savaşçılar gibi düzenbazlarda her ırk ve kültürde bulunabilirler. Fakat bir düzenbazın bulacağı yetenekler kültürden kültüre değişmektedir. Aşağıda ırklara göre ortak yetenekleri (skill) bulacaksınız. Sorcerer/Wizard (Sihirbaz/Büyücü): Bunada büyüler kısmını anlattığımda değineceğim onun dışında bilindik PHB sınıflarından. Yeni Karakter Sınıfları: 1) Magician: Onlar daha küçük büyü yolunun pratisyenleridirler. Bu gizli büyü kullanıcıları dünyanın dağınık güçlerinin uygulanmasında ustadırlar. Irk: Herhangi bir ırkın üyesi Magician sanatını öğrenebilir. Tercihli Irk/Kültürler: çoğu Magician insan veya goblin soyundandır. Elf magician’lar nadir bulunurlar. Oyun Kuralları Bilgisi: Becerileri: Zeka (Intelligent) bir Magician’ın bir büyüyü ne kadar güçlü yapabildiğini sağlamak açısından önemlidir, aynı zamanda kaç tane büyü yapabileceği, ve aynı zamanda bir büyücünün büyüsüne karşı koyması bakımından da önemlidir. Alignment (yönelim): Herhangi bir yönelimde olabilirler. Hit Die (Can Zarı): d6 Sınıf Yetenekleri (Class Skill): Alchemy (Int), Bluff (Cha), Concentration (Con), Craft(Int), Diplomacy (Cha), Disguise (Cha), Escape Artist (Dex),Gather Information (Cha), Heal (Wis), Knowledge (all skills,taken individually) (Int), Perform (Cha), Profession (Wis),Scry (Int), Spellcraft (Int), Use Magic Device (Cha). Yetenek Puanları: 1. seviyede (4+İnt. Bonus)x 4 kadar yetenek puanı kazanır. Ve sonrasında her seviye atladığında (4+Int bonus) kadar yetenek puanı kazanır. Aşağıda seviyelerine göre Magician’ın yapabildiği büyüleri görebilirsiniz. Aynı zamanda Saldırı bonusları ve kurtarma atışlarına olan bonuslarını. Noble (Soylu): Sosyal sınıfın yüksek seviyelerinde doğmuş sağlıklı, eğitimli kişilerdir. Geniş bir menzilde sosyetik eğitimleri vardır, bunun içerisinde ileri seviyede silah eğitimi, kanunlara hakimiyet, ticari ustalık ve diğer yüksek seviyeli ticari ilişkilerde. Soylu’lar NPC Aristokratlara benzerler Dungeon Master’s Guide (DM’in Rehberi) kitabındaki. Alignment(Yönelim): herhangi bir yönelimde olabilirler. Tercihli Irk/Kültürler: Çoğu soylu İnsanlardandır. Anuire, Brect ve Khinasi’ler çok yaygındır bu toplulukta. Oyun Kuralları Bilgisi: Hit Die(Can Zarı): d8 Sınıf Yetenekleri: Administrate (Int), Appraise (Int), Bluff (Cha), Diplomacy(Cha), Disguise (Cha), Forgery (Int), Gather Information(Cha), Handle Animal (Cha), Innuendo (Wis), Lead (Cha),Intimidate (Cha), Knowledge (all skills taken individually)(Int), Listen (Wis), Perform (Cha), Read Lips (Int, exclusiveskill), Ride (Dex), Sense Motive (Wis), Speak Language, Spot(Wis), Swim (Str), and Wilderness Lore (Wis). Yetenek Puanları: 1. seviyede (6+İnt. Bonus)x 4 kadar yetenek puanı kazanır. Ve sonrasında her seviye atladığında (6+Int bonus) kadar yetenek puanı kazanır. Aşağıda seviyelerine göre Noble’ın Saldırı bonusları ve kurtarma atışlarına olan bonusları gibi verilerini bulabilirsiniz.   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
Birthright-logo

Birthright Irkları

  Bu yazımızda BirthRight’ın Dünyası olan Cerilia Kıtasın’daki ırklara bakacağız. Zaten ortak olarak belirlenen ırklar D&D’dekiler olduğundan onları açıklamayacağım, ama ırksal özellik olarak verilen farklılıkları da belirteceğim. Burada ayrı olarak değineceğimiz ırklar, Cerilia kıtasının kendine ait olan ırkları olacaktır. Öncelikle bir listeleme yapalım, Birthright’ta ırklar ne şekilde toplanmış diye; Humans(İnsanlar) Anuirean: +1 Wisdom -1 Dexterity Brecht: +1 Dexterity -1 Wisdom Khinasi: +1 Intelligence -1 Constitution Rjurik: +1 Constitution -1 Charisma Vos: +1 Strength -1 Intelligence BirthRight’ta insanlar çok yaygın bir popülasyona sahiptir ve bölgesel olarak değişik tiplerde insan türleri vardır. Yukarıda gördüklerini, Cerilia kıtasının çeşitli coğrafik bölgelerinde yaşayan insan ırklarına aittir. Anuirean (an-WEER-ee-ans): Cerilia’nın güneybatı kısmında yerleşmişlerdir. Anuirea’lılar çoğu fiziksel karakteristik özelliklerini kaybetmişlerdir, mesela kadim Anuirea’lılar kızıl saçlı insanlardı. Anuirea yarı feodal bir toplumdur. Anuirea’lılar soylulara saygı duyarlar, liderlerini barbar ve acımasızlardan korumak için etrafında etten bir duvarla sararlar. Anuirea liderleri, yöneticileri çoğunlukla savaşçıdırlar. Ve tanrıları Haelyn’dir. Anuirea’lılar Roma imparatorluğu ile Ortaçağ İngiltere’sinin bir karışımı gibidirler. Kültürel Karakteristikleri: +1 will kurtarmalarına. Bluff , Sense Motive, ve Knowledge (Nobility). Otomatik Diller: Anurian Brecht (BREH-cht): Brecht halkı, Cerilia’nın kuzey-merkez’inde oturmaktadırlar. Siyah saç ve gözler ile tıknaz ve gürbüz yapıları vardır. Tarihlerinin yakın geçmişlerinden Anuria yönetiminde olduklarını anlıyoruz. Ve soyluluk, güç ve ehemmiyetten daha aşağı bir konum almıştır. Anuria kralı düştüğünde, Brecht’ler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Brecht’ler serbest teşebbüse inanırlar ve soyluluk Brechtür kültüründe çok zayıftır. Bağımsızlığa düşkündürler ve çoğunda sorunlarını çözmede kanun veya kural belirleyicileri pek beklemezler. Brecht’ler deniz-aşırı ticaret yaparlar, ve donmuş Krakennauricht’ten diğer limanlara veya kentlere ulaşmak için kendi gemilerini kullanırlar. Brechtür liderleri kendilerini tüccar olarak nitelendiren tipik düzenbazlardır. Tanrıları Anuria’lılar tarafından Samirie olarak çağrılan Sera’dır, şans ve ticaret tanrıçası. Rönesans süresince İspanyaya paralel bir benzerlik gösterirler eğer birilerine benzetecek olursak. Kültürel Karakteristikleri: Hafif zırh giymişlerse veya hiç zırh giymemişlerse, initiative ve Reflex kurtarmalarına +1 alırlar. Otomatik Diller: düşük Brecht Khinasi (kih-NAH-see): Khinasi denen bölgeye yerleşmişlerdir. Diğer insan ırklarından farklı olarak, kara-derili Basarji (bah-SAR-gee) soyundan gelmektedirler ve aynı isim ile anılan dili konuşurlar. Basarjiler diğer insan türleri gibi Cerilia’a gelmemişlerdir, onlar Bair el-Mehire’nin karşı kıyılarından Cerilia’nın güney sahillerinde kolonileşmişlerdir. Oldukça uzundurlar ve kartal gibi gözlere sahiptirler. Diğer insan türlerinden farklı olarak Khinasi’ler büyüden korkmazlar ve üniversiteleri büyü eğitimi bakımından Cerilia’nın en üst seviyesini oluşturur. Khinasi’ler tüccar ve ticaret adamlarıdır. Tarihi bir benzetme olarak Khinasi’ler, eski Pers (İran) ve Mısır karışımıdır diyebiliriz. Khinasi kural koyucuları çoğunlukla Wizard (büyücü)’lardır. Kültürel Karakteristikleri: +1 tüm Diplomacy denemelerine. Otomatik Diller: Basarji Rjurik (RYUR-ick): Yeşil ağaçlık ve yüksek diyarlarda yerleşik olan bir millettirler. Sarışınlık ile kızıllık arasında saçlara, geniş çehreli bir yapıya sahiptirler. Çoğu Rjurik, tanrı Erik’e inanırlar, ormanların yaşlı babası. Druidler, Rjurik’ler tarafından saygı görürler. Bire savaş eğer tundra bölgelerde geçiyorsa Rjurik’ler diğer halklardan daha hızlı ve daha iyi savaşırlar. Tarihsel bir benzerlik kuracak olursak, Rjurik’ler İskandinav Vikingler ile Kelt kültürünün bir karışımıdır. Kültürel Karakteristikleri: Ormanlarda ve tepelerde Wilderness Lore denemelerine +1 alırlar. Otomatik diller: Rjuven Vos (VAHS): Vos’lar Cerilia’nın kuzey dağlarının ve ormanlarının barbar ırklarıdır. Uzun ve düz çehreli insanlardır, soluk benizlidirler. Erkek savaşçılar kafalarını kazımayı ve uzun bıyıklar bırakmayı severler. Vos’lar hiçte esnek olmayan yüz yapısı ve onur ilkelerine sahiptirler, hatta şöyle bir örnek verilecek olsa, bir Vos istemeden bir diğerine hakaret edecek olsa, akabinde bunun bedeli olarak karşı taraf kan isteyebilir. Vos’lar Cerilia’da Vosgaard denilen yerde yaşarlar. Vos’ların tanrıları kötü ve serttirler. Vos hükümdarları, Buz Leydisi (Ice Lady) ve Terör Tanrısının (The Terror God) rahipleridirler. Tarihsel benzetme yapacak olursak, Vos’lar kadim Moğollar ve Hun’ların bir karışımıdır. Kültürel Karakteristikleri: Bir güç denemesi yaptığında veya taşıma kapasitesinin üzerine çıktığında Strength’lerine +2 bonus alırlar. Soğuk yer ve tundralarda +1 willderness Lore denemelerine alırlar. Otomatik Diller: Vos. Diğer Irklar: Dwarves (Cüceler):+2 Constitution -2 Dexterity Elves (Elfler)(Sidhelien):+1 Intelligence +1 Dexterity -1 Constitution -1 Strength Half-Elves (Yarı-Elfler): +1 Dexterity -1 Constitution Halflings (Buçukluklar):+1 Dexterity +1 Wisdom -2 Strength   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
Birthright-logo

Birthright Diyarına Giriş

  “Kara bulutlar, savaşın en ağır ve çetin geçtiği topraklar üzerinde toplanıyordu. Ordular bir kez daha topluca savaş alanına yürüyordu, yapılan kadim çağrıyı cevaplamak için. Şiddetli saldırı öncesi soylu evlerin bayrakları rüzgârda çırpınıyordu, kimisi bu çarpışmada düşecek diğerleri ise bundan sağ çıkacaklardı. Cerilia’nın yıkılmış imparatorlarının karşısında, savaş köpekleri kaybetmeliydi. Çamurlu savaş alanının bir yerinde, sıradan bir adam KAHRAMAN olur ve bir kahraman KRAL olur.”   1998’de WOTC (Wizards of the Coast) firması Birthright’a ait roman ve rpg dökümanlarının geliştirilme-basımının durulmasına karar vermişti. Pek çoğu buna anlam veremese de, Richard Barker bir gün BirthRight’ın yeniden dirileceği günü bekliyor ve bu ümidini kendi sisteminin binlerce fanlık kısmını oluşturan bizlere bağlıyor. Diyor ya “Bu dünya artık sizin, bir gün yine WOTC adı altında BirthRight basılabilir, o güne kadar bu dünya sizin”.   BirthRight, cesur savaşçıların, kadim imparatorlukların, gizli entrikaların, gölgeler dünyasının bir bütünüdür, Cerilia kıtasının onur yüklü şovalyelerinin, Gorgon Crown’a karşı verdikleri mücadeledir, küçücük bir toprak parçasını ülke ilan edip man-slayer namı ile yürüyen, insanları ve dahi ülkelerini almak isteyenleri tir tir titreten Rhoube’nin dehşetidir, Anuire şövalyelerinin onurudur, burası Cerilia, burası BirthRight.   BirthRight’ta belki şövalye çok fazladır, ama gerçek onuru taşıyan hangisidir kim bilebilir ki? Kan hakkı için mücadele eden soylular, krallar, lordlar. Bir gün kimse fark etmeden bir sokak arasında kan hakkı için öldürülen Kadim kişilikler. Evet bir dövmeniz varsa siz bir soylusunuz, sizin kan bağından gelen güçleriniz var ama unutmayın bir başka soylu bunun kokusunu alır ve unutmayın ki kan yeteneğinizi vermek istiyorsanız kılıcınızı yere koyar üzerine kendinizi bırakırsınız, bir şövalye için ne onursuzca bir ölüm olur, eğer bunu yapmazsanız Doğum Hakkını almak için gelenin düellosunu kabul edeceksiniz. Şanlı Erik sizi kutsayacaktır veya Haelyn veyahut ta cüce dağlarını şekillendiren Moradin sizi orada bekleyecektir unutmayın.   BirthRight esasen boardgame dediğimizi bir yönetim oyunudur. Soylu olursunuz, bir küçük köyü yönetirsiniz önce, dük, lord, majeste veya diğerlerine kadar yükselirsiniz, topraklarınızın gelirini hesap edersiniz, mahsullerinizi geliştirir ordunuzu güçlendirirsiniz ve beklersiniz bir gün düelloya çağrılacağınız günü veya birini çağıracağınız günü. Unutmayın halk arasında yürürken dikkatli olun biri kanınızda dolaşan gücün farkına varabilir.   Öyle olsa bile BirthRight hala bir rol-yapma oyunudur ve öylede kalacaktır.   Bu sadece bir girişti bizim için. Bu haritaya iyi bakın, çünkü sizi bunun kadar destanlaşan oyunlara götürebilecek bir dünya daha görmeyeceksiniz.   Yazan: FallenPaladin

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Yazıları – 3

  Hoş geldin dostum. Seni böyle kötü bir yere, kanalizasyona çağırdığım için üzgünüm. Ama tahmin edebilirsin ki benim gibi bir tüccarın düşman edinmesi pek zor olmuyor. Zor şartlara alışabilmene sevindim. Sana bu kadar yardımı karşılıksız yapmama şaşırmanı normal karşılıyorum, ama ne de olsa ikimizde aslen bu dünyaya ait değiliz ve birbirimize yardım etmeliyiz. Neyse, yaratılış öyküsüne devam edebilirim artık. Nerde kalmıştık? Büyücüler mi? Hımm, büyücülere geçmeden önce bazı ön bilgiler vermem gerekecek olanları anlayabilmen için. Doğa efendisi halflinglerden, geçen konuşmamızda bahsetmiştim. Ve yaşadıkları muhteşem dünyadan da. Fakat her güzel şey gibi, bu dünyanın da güzelliği bozuldu. Kahverengi bir dalga, tüm Athas’ın üzerine bir kabus gibi çöktü. Hayat bitmeye, ağaçlar kurumaya başladı. Sular kirlendi, hava nefes alınmaz duruma geldi. Doğa efendileri bu olaya bir çözüm bulmaya çalıştılar uzun süre. Ve sonunda, en son çare olarak gördükleri Pristine Kulesi’ni kullanmaya karar verdiler. Güçlerini tam olarak bilmiyorlardı bu kulenin, ama son şansları oydu…   Yazan: E. Kıvanç “Morino” Kemaloğlu

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Yazıları – 2

  İyi akşamlar dostum. Günün nasıl geçti? Hmmm, söylemiştim sana kendine dikkat etmeni. Şanslısın ki sadece paranı almışlar. Demek ki bu akşam içkiler benden. Neyse, sana büyücülere karşı olan nefretin sebebini anlatacaktım, istersen başlayalım… Bundan çok çok uzun zaman önce, ki hayal edebileceğinden de uzak bir devre, bu kızıl güneşli, kumdan oluşan dünya; gerçekten güzel bir yerdi. Pardon, “yerdi” mi dedim? Doğru söyledim dostum. Bana, benim hakkımda sorular sormasan iyi olur, biliyorsun burası vahşi bir dünya, kimsenin kimseye güvenemeyeceği bir yer. Evet nerde kalmıştık; hah, güzel bir yerdi bu dünya. Her yer ormanlar, ırmaklar, tepelerle doluydu. Ve dünyanın o zamanki tek hakimi belki inanmayacaksın ama dostum, halflinglerdi. Halfling deyince aklına senin dünyandaki sevimli, eğlenceli ufaklıklar ya da şimdiki Athas’taki vahşi yamyamlar gelmesin. Onlar Doğa Efendileriydi (Nature Master). Yaşadıkları şehirler, kullandıkları eşyalar, bindikleri kayıklar, hepsi canlıydı. Yanlış duymadın, canlıydı. Onlara doğaya hükmetme gücü bahşedilmişti. Bu güçleriyle toprağa, ağaçlara, kısacası doğanın tümüne hakimdiler. O zamanlar büyü yoktu, dolayısıyla büyücüler de. Ve sadece çok küçük bir zümre, doğadan güç alan rahipleri oluşturuyordu. Ama büyüye ihtiyaçları olduğu da pek söylenemez. Garip güç mü? Psionic güçlerden bahsediyorsun sanırım. Buralarda gördüğün herkes sahiptir bu tip güçlere, hatta şu gördüğün çöpleri karıştıran köpek bile. Yaşam güç bir yol dostum ve pek de uzun sürmüyor bu yüzden. Eğer her gece yattığında, içinde yarını görme umudun olmasını istiyorsan, bunu hak edecek güçlerin olmalı. Çevrene bak biraz dostum, insanlardaki değişimleri görebiliyor musun? Mesela barda duran adamın pençesi, mesela şuradaki masada içen dwarf’ın iki yandaki gözleri, daha da uzatılabilir bu liste. Kahretsin, unutmuşum; bir müşterimle randevum vardı, ona gitmeliyim. Artık bir dahaki görüşmemizde hikayeye devam ederim. Görüşmek üzere.   Yazan: E. Kıvanç “Morino” Kemaloğlu

Devamını Oku »

Son Videolar