Son Haberler

Son Haberler

lord-of-the-rings-logo1

Minas Anor

  Numenor’un yokolmasından sonra Elendil’in önderliğinde Orta Dünya’ya dönen insanlar burada iki büyük krallık kurmuşlardı. Arnor ve Gondor adlı bu krallıklara aynı zamanda Arnor ve Gondor Birleşmiş Krallığı’da denmekteydi. İşte bu krallıklardan Gondor pek çok büyük şehir inşa etmişti. Ama hiç kuşkusuz bu şehirlerden en görkemlisi “Minas Anor” yani “Tower Of The Sun” (Güneş Kulesi) idi. Güneşin 3. Çağı’nın 3320. yılında kurulan Minas Anor oldukça stratejik bir konuma sahipti. Hem Anduin River’i kontrol edebiliyor hem de Mordor’dan gelmesi muhtemel tehlikelere karşı bir set vazifesi görüyordu. Kurulduğu yıllarda Dunedain prensi Anarion’un kontrolü altındaydı. Aynı yıllarda inşa edilen diğer bir kule ise Anarion’un kardeşi tarafından kurulan “Minas Ithil” yani “Tower Of The Moon” (Ay Kulesi) du. Bu iki kule-şehir uzun yıllar boyunca Mordor’dan gelen tehlikelere karşı Orta Dünya’yı korudular. Bu iki şehirin arasında ise Gondor ve Arnor’un yani Birleşmiş Krallığın başkenti Osgiliath “Citadel Of The Stars” bulunmaktaydı. Fakat büyük salgından sonraki yıllarda Minas Ithil ve Osgiliath güç kaybetmeye başlamış ve bu yüzden Gondor’un başkenti Minas Anor olmuştur. Güneşin Üçüncü Açğı’nın 1900. yılında Kral Calimehar Minas Anor’un en yüksek yerine “White Tower” ı inşa ettirmişti. 2002 yılında Minas Itil’in Witch King tarafından ele geçirilip isminin Minas Morgul yani “Tower Of The Wariths” e çevrilmesi ile Minas Anor’un ismi de “Tower Of The Guard” a çevrilmiştir.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Khazad-Dûm

“Cüce Konağı” anlamını taşıyan Khazad-dûm, Cüce (Dwarfs) krallıkları arasında en ünlüsü ve Yedi Cüce Babasından biri olan Ölümsüz Durin’in efsnevi evidir. Güzel Azanulbizar vadisi üzerinde ve Misty Mountains (Sisli Dağlar)’ın doğu yamacında doğal mağaralar bulan Durin, Khazad-dûm’u kazarak inşa etmeye başlamıştır. Yıldızların Beş Çağı ve Güneşin Üç Çağı boyunca Khazad-dûm Cüceleri zenginlik içinde yaşamışlar ve Misty Mountains’ın batı yamaçlarında bir mağara sistemi kazmışlardır. Beleriand’ın yokedilişinden sonra pek çok Cüce Nogrod ve Belegost’tan kaçarak Khazad-dûm’a sığınmışlardır; böylece önce Khazad-dûm’un nüfusu artmış, madenlerinde nadir bulunn ve sihirli nitelikler taşıyan bir metal olan Mithril’in keşfedilmesinin ardından da zenginliği büyümüştür. Güneşin İkinci Çağında, Güç Yüzüklerini yapan Eregion’lu Elf demircileri ile uzun süreli bir dostluk sürdürenler de yine bu Cüceler olmuştur. Fakat İkinci Çağda, Sauron’un hüküm sürdüğü Lanetli Yıllarda Cüceler büyük kapılarını dünyaya kapatmışlar ve Sauran ile Elfler ve yine Sauron ile Elfler ve İnsanların Son Birliği arasındaki savaşın ortaya çıkıtığı yıkımlardan kendilerini korumuşlardır. Bu dönemde bu büyük saray, Moria yani “büyük yarık” adını almıştır. Cüceler, Misty Mountains altındaki kazı ve çalışmlarına Üçüncü Çağın 1980 yılına kadar devam etmişlerdir. Bu yıl, Barazinbar Dağı altındaki kazılarında çok derine inen Cüceler, buraya canlı canlı gömülmüş olan bir Balrog’un Khazad-dûm mağaraları içerisinde serbest kalmasına neden olmuşlardır. Balrog’un güç ve öfkesinin büyüklüğü, Cücelerin ölmesine ve krallıklarından kaçmasına neden olmuştur. Üçüncü Çağın sonunda Yüzük Kardeşliği Moria’ya girdiğinde burası Cüceler tarafında çoktan terkedilmiş karanlık bir yarıktan başka bir şey değildi. Hazineleri Orc çetelerince yağmalanmıştı ve boş koridorlarında serbest kalan Balgor ile Orc ve Troll çeteleri dolaşıyordu. Fakat Balrog’un hükümdarlığı, Mazarbul Salonu, Durin’in Köprüsü ve Sonsuz Merdivenlerde yapılan ikili mücadelelerden sonra Büyücü Gandalf canavarı yenerek onu Zirak-Zigil zirvesindeki Durin’in Kulesinden aşağı attığında sona erdi. Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Isengard

  Güneşin üçüncü Çağı’nda Gondor’lular tarafından yapılmış olan Isengard oldukça stratejik bir konuma sahipti. Misty Mountains’in (Puslu Dağlar) güneyinde, Isen Irmağının kaynağında bulunan halka biçiminde aşılması imkansız dağlarla çevrili doğal bir kale gibiydi. Isengard’ın en önemli yeri tam ortasında bulunan ve zarar verilmesi imkansız bir malzemeden yapılmış siyah kule idi. Bu kulenin ismi Orthanc’dı ve tepesindeki çıkıntılar nedeniyle “Çatallı Kule” manasına geliyordu. Isengard aynı zamanda, yedi palantir’den birisinin bulunduğu yerdi. Numenor’dan kaçan Elendil’e elfler tarafından verilen bu yedi taşa bakan birisi diğer taşın başındaki kişiyi görebilir ve onunla konuşabilirdi. Isengard Gondor’un gücünü yitirmesine kadar kullanıldı. Fakat Gondor’un güçsüzleşmeye başlaması ile birlikte boşaltıldı ve Dunlendings tarafından ele geçirildi. Fakat Rohan topraklarında Dunlendings’lilerin barınmasını istemiyordu. Uzun süren savaşlar sonucunda Rohirrim, Dunlendings’i hem kendi topraklarından hem de Isengard’dan çıkarttı. Yaklaşık ikiyüz yıl boş kalan Isengard, en sonunda Istari’lerden biri olan Saruman tarafından kullanılmaya başlandı. Saruman bu doğal kalenin önemini anlamış ve Gondor Vekilharç’ından burasının kendisine verilmesini istemişti. Saruman uzun yıllar boyunca Isengard’ı gizli emelleri için kullandı. Onun zamanında Isengard, orkların , Uruk-Hai’lerin, kurtların yeri oldu. Yüzük Savaşı sırasında Saruman emellerini gizlemekten vaz geçti. Önce Istari’lerden biri olan Gandalf’ı Orthanc’a hapsetti. Fakat Gandalf kaçmayı başardı. Kısa bir süre sonra Saruman’ın orduları Isengard’dan çıktı ve Helm’s Deep’de ki Harnburg savaşında Rohirrim ve onlara yardıma gelen Entler tarafından yok edildi. Ardından Isengard entler tarafından ele geçirildi, Saruman sürüldü. Yüzük Savaşı’ndan sonra Isengard entlere bırakıldı ve sonraları Watchwood (Gözcü Korusu) olarak anıldı.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Esgaroth

  Üçüncü Çağda, Mirkwood’un (Karanlık Ormanın) hemen kuzeydoğusunda ve Erebor yani Lonely Mountain’in (Yalnız Dağın) güneyinde, insanların bir şehri vardı. Bu Long Lake’de (Uzun Gölde) yaşayan İnsanların şehri Esgaroth’du. Şehir Uzun Göle çakılmış kazıklar üzerine inşa edilmiş ve ahşap iri köprü ile karaya bağlanmıştı. Esgaroth, Erebor’daki Cüce krallığının hemen güneyinde ve Woodland Elflerine (Orman Elfleri)göre nehrin biraz aşağısında bulunduğundan, Göl İnsanları zengin tüccarlar haline gelmişti. Şehir sakinleri arasından seçilen bir Efendi tarafından yönetiliyordu. 2770 yılında, Altın Ejderha Smaug dağı ele geçirince, Göl İnsanları ile Erebor Cüceleri arasındaki ticaret sona erdi. Komşu şehir Dale’in yok edilmesine rağmen Esgaroth varlığını devam ettirebildi. 2941 yılında Altın Smaug alevli bir öfke ile dağdan inerek Esgaroth’a saldırdı. Ejderha öldürüldüyse de, Esgaroth yandı. Fakat şehir için henüz her şey sonra ermemişti, çünkü Ejderhanın hazinesinin sınırsız zenginlikleri, şehrin yeniden yapılmasına ve eski zenginliğine kavuşmasına imkan tanıdı.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Erebor

  Erebor Grey Mountains’in (Gri dağlar) güneyinde, Iron Hills (Demir Tepeler) ile Mirkwood (Kuyutorman) arasında bulunan Cüce krallığıdır. Diğer bir ismi ile Lonely Mountain’de (Yalnız Dağ) bulunan bu krallık; Kıngdom Under The Mountain olarak da bilinir. Güneşin 3. Çağı’nın 1999. yılında Thrain I tarafından kurulan bu krallık 7 yüzyıl boyunca bölgeye hükmetti ve zenginleşti. Yakınlarda bulunan Dale insanları ile iyi ilişkiler içinde bulunan krallık 2770 yılında Smaug The Golden isimli bir ejderha tarafından yerle bir edildi. Cüceleri dağdan kovan ejderha iki yüzyıl boyunca bölgeyi elinde tuttu. 2941 yılında Gandalf’ın da yardımı ile Thorin Oakenshield ile 12 cüce ve Hobbit Bilbo Baggins, Smaug’un Bard the Bowman tarafından öldürülmesi ile sonuçlanan yolculuklarını yaptılar. Smaug’un ölümünden sonra yapılan beş Ordular Savaşı’nda Thorin öldü, fakat bölgedeki ork birliklerinin büyük bir kısmı da yok edildi. Savaş sonucunda Dain II öncerliğinde Dağın Altındaki Krallık tekrar kuruldu. Yüzük Savaşları sırasından Sauron’un birlikleri tarafından saldırıya uğrasa da Tek Yüzük’ün yok edilmesi ile cüceler ve Dale insanları Sauron’un ordularını bir kez daha yenilgiye uğrattılar. Güneşin 4. Çağı’nda Erebor, Kral Elessar ile dostluğunu sürdürdü.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Dol Guldur

  3.Çağda Kasvetormanı’nın güneydoğusunda inşa edilen ve Sauron tarafından kullanılıp kötü güçlerin yayıldığı bölgeye verilen isimdir. Güneşin İkinci Çağı’nda Isildur’un parmağından Tek Yüzük’ü kesmesiyle bir süre ortadan kaybolan Sauron tekrar Dol-Guldur’da ortaya çıkmıştır. Uzun süre bu bölgede güçlenmiş ve Mordor’un gelişi için hazırlanmasını yönetmiştir. 2063 yılında Gandalf bölgeye gelmiş ve buradaki kötü gücü araştırmıştır. Gandalf, Dol-Guldur’da ki gücün Sauron olduğunu tahmin etse de yeterli kanıtları bulamamıştır. Gandalf 2850 yılında tekrar Dol-Guldur’a gitmiş ve bu sefer kötü gücün Sauron olduğundan emin olarak dönmüştür. Sauron,Ak Divan’ı yönettiği saldırısı sonucunda kaçarak Doğu’ya saklanmış,ardından Mordor’a kendini açığa çıkarmıştır. Ama Dol-Guldur’u tamamen boşaltmamış ve Dol Guldur’un komutasını Nazgul’e bırakmıştır. Yüzük Savaşları sırasında Dol Guldur orduları Lothlorien ve Ormanlık Diyar topraklarına saldırdılar ama yenilgiye uğratıldılar. Sauron’un yok edilişinin ardından Celeborn,Dol Guldur’u ele geçirdi ve içindeki tüm kötülükleri temizledi.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Dagorland

  Dagorland (Muharebe Alanı) Mordor’un kuzeyinde ve içinde kayıp ruhların yüzdüğü bataklık alan Dead Marshes’ın güneyinde bulunan alandır. 2.Çağ’ın sonunda Sauron ile İnsanlarla (Man) Elfler (Elves) arasındaki son ittifak güçleri arasındaki büyük savaşın yapıldığı bu ağaçsız ve geniş düzlük 3434 de yapılan ve Sauron’un tutsak edilmesi ile biten Dagorland Savaşı’ndan sonra pek çok savaş gördü. 3.Çağ boyunca orada istilacı Doğudölleriyle birçok savaş yapıldı. Yüzük Savaşları sırasında buraya gelen Aragorn komutasındaki ordu, Frodo Baggins’in Tek Yüzük’ü yok etmesiyle dağılan Sauron ordusunu burada yendi.   Yazan: Tolga Alkan

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Cuiviénen

  Cuiviénen, Ağaçların ışığı yıllarının en eski zamanlarına bağlı bir isimdir. Orta Dünya’nın bugün bile bilinmeyen doğu kıyılarında Helcar denizi bölgesine elfler (Elves) tarafından bu isim verilmiştir. Bu isim Uyanış gölü (Water of awakening) olarak çevrilebilir. Elfler bu bölgede uyanmışlar, Yıldızların ışığına hayran olmuşlar ve çevreye isimler vermeye bu bölgede başlamışlardır. Oromé gelip de elfleri götürene kadar karanlıkta yıldız ışıklarında yaşamışlar ve en sonunda Valinor’a kadar uzanan uzun yürüyüşlerine başlamışlardır. Cuiviénen gölünü hatırlayan pek az elf kalmıştır fakat, Vanyar soyunun tamamına yakını Valinor’a ulaştığı ve yaşamlarını sürdürebildikleri için, Uyanış Gölüne ait hatıralar en çok, güzel Vanyar ırkında vardır..   Yazan: Serkan “Anglachel” Nayır

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo

Güneşin Üçüncü Çağı

  Tolkien tarihinde Güneşin Üçüncü Çağı ile ilgili en önemli iki konu, Gondor ve Arnor Krallıklarının varlıklarını sürdürebilmiş olması ve Yüzüklerin Efendisi Sauron’un Tek Yüzüğünün kaderidir. İkinci Çağın sonunda Yüzüklerin Efendisi Sauron yenilgiye uğratıldığında, parmağından Tek Yüzüğü kesip alan Birleşik Gondor ve Arnor Krallıklarının Yüksek Kralı Isildur idi. O dönemde bu, doğru bir hareket ve Karanlıkların Efendisinin gücünü ortadan kaldırmanın tek yolu olarak görülmüştü; fakat, Isildur Tek Yüzüğü ele geçirdiğinde, Yüzüğün kötü gücünden etkilendi. Güçlü ve onurlu olmasına rağmen güce yenik düştü. Isildur o sırada Yüzüğün ateşlerinde yapılmış olduğu ve yine yalnızca ateşlerinde yokedilebileceği Kıyamet Dağının (Mount Doom) volkanik yamaçlarında bulunmasına rağmen, Yüzüğü yoketmedi. Isildur bu kötülük çağrısına yenik düşerek, Tek Yüzüğü sahiplendi ve böylece lanetinden etkilenmiş oldu. Üçüncü Çağın 2. yıında Isildur ve üç büyük oğlu Anduin Vadilerinden kuzeye doğru giderlerken, bir Orc çetesi tarafından tuzağa düşürüldüler. Gladden Otlakları Savaşı adı verilen bu çatışmada Isildur ile üç oğlu öldürüldü ve Tek Yüzük Anduin Irmağının sularında kayboldu. Gladden Otlaklarında başlayan olayların doğurduğu kötü sonuçların üstesinden gelinmesi 3000 yıl sürdü. Tek Yüzüğün kayboluşu, Yüzük bulunup yokedilene kadar Sauron’un kötülük dolu ruhunun huzura kavuşamayacağı anlamına geliyordu; bu arada Dúnedain Birleşik Krallığının Yüksek Kralının ölümü ise ülkenin Arnor ve Gondor olarak iki ayrı krallığa bölünmesine yol açtı. Sonuçta, Isildur bu kötülük çağrısına yenik düştüğü için, Yüzüğün laneti tüm Dúnedain halkı üzerinde etki kazandı. Yüzüğün laneti, Üçüncü Çağın tamamını sardı, çünkü Tek Yüzük yokedilene dek Birleşik Krallığın gücünü yeniden kazanarak birleşmesi ve tüm Dúnedain halkınca tanıtan (Yüzüğün gücüne kanmayacak) tek bir veliahtın ortaya çıkması mümkün değildi. Ancak Yüzük yokedildiğinde yeni bir Yüksek Kral Dúnedain’in Birleşik Krallığını yönetebilecekti. Sınırlarında sürekli çatışmalar olmasına ve beşinci ve altıncı yüzyıllarda gerçekleşen Doğulu istilalarına rağmen Gondor’un Güney Krallığı yine de, Üçüncü Çağın ilk binyılında güçlenmeye devam etti. Dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Gondor, güçlü ordusuna ek olarak bir de büyük donanma kurmayı başarmıştı. Onbirinci yüzyılda Gondor gücünün doruğuna erişti; Doğulular Rhûn Denizinin ardına dek çekilmeye zorlandı, Umbar bir Gondor kalesi haline getirildi ve Harad halkı boyundurluğu alındı. Kuzey Krallığı Andor hiç bir zaman sınırlarını Eriador dışına dek genişletemediyse de, halkı dokuzuncu yüzyıla kadar refah içinde yaşamaya devam etti. Bu dönemde meydana gelen iç çatışmalar, krallığın üç bağımsız bölgeye ayrılmasına neden oldu ve bunlar bir süre sonra aralarında anlaşmazlığa düştüler. Onikinci yüzyıla gelindiğinde Sauron’un ruhu, alevlerle taçlandırılmış kötülük dolu tek bir göz biçimini alarak gizlice Orta Dünyaya dönerek, Karanlık Ormanın güneyindeki Dol Guldur kalesine sığınmıştı. Bu dönemden itibaren karanlığın güçleri Orta Dünya topraklarında sürekli olarak büyüdü. Onüçüncü yüzyıldan itibaren Arnor, doğal felaketler ve iç anlaşmazlıklar nedeniyle sürekli olarak güç kaybetmeye başladı. Fakat Arnor’un asıl laneti, Sauron’un baş hizmetkarı, Angmar’ın Cadı Kralı ünvanını alan ve Arnor kralları ile beş yüz yıldan uzun bir süre savaşan Yüzük Ruhlarının Efendisi idi. Sonunda 1974 yılında Cadı Kral, son Arnor kalesi Fornost’u ele geçirdi ve Arnor Krallığı da böylece ortadan kalkmış oldu. Arnor’un yirmiüçüncü kralının ölümün ardından kraliyet soyu, Dúnedain Kabile Şeflerince sürdürüldü. Güney Krallığı Gondor’un Üçüncü Çağın ikinci binyılı içindeki çöküşü ise, üç büyük lanetle ilişkilendirilmektedir. Bunların ilki, onbeşinci yüzyılda meydana gelen Akraba Savaşlarıdır. Kanlı bir iç savaş olan bu olay, binlerce kişinin ölümü, pek çok şehrin yokedilmesi, Gondor donanmasının çoğunun ortadan kaldırılması ve Umbar ile Harad üzerindeki egemenliğinin sona ermesi ile sonuçlanmıştır. İkinci lanet ise, 1636 yılında Sauron’un Andor ve Gondor üzerine yolladığı Büyük Salgındır. Dúnedain, bu kötülükten hiç bir zaman tam olarak kurtulamamıştır çünkü halkın büyük bölümünün ölümü ülkenin bazı kesimlerinin sonsuza dek terkedilmesine neden olmuştur. Üçüncü lanet ise, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda gerçekleşen Araba Sürücüleri İstilalarıdır. İyi silahlanmış bir Doğulu halklar konfederasyonu tarafından düzenlenen bu saldırılar, neredeyse yüz yıl boyunca devam etmiştir. Doğulular sonunda geri püskürtülerek yenilgiye uğratılmışlarsa da, Gondor’un zaten azalmakta olan gücünü kritik bir biçimde azaltmışlardır. Bunların ardından 2000 yılında, Kuzey Krallığı Arnor’u yokeden Cadı Kral bu kez Mordor’da ortaya çıkmıştır. Korkunç birlikleri ile doğrudan Gondor’a saldırarak, Minas Ithil kulesini ele geçirmiş ve adını Minas Morgul olarak değiştirmiştir. 2050 yılında Cadı Kral, Gondor’un otuzbirinci ve son kralını öldürmüştür. Bu dönemden itibaren Gondor veliahtsız kalmış ve Vekil Krallar tarafından yönetilmiştir. Kısacası, Arnor’un kralı topraksız, Gondor’un toprakları ise kralsız kalmıştır. Dahası Dúnedain ile bağdaşıklarına karşı Sauron’un kötülüğünden esinlenen Doğulular, Balclothlar, Güneyliler, Siyah Númenóreanlar, Korsanlar, Esmer İnsanlar ve Tepe İnsanlarının istila ile saldırıları da sürmekteydi. Bütün bunlara ek olarak, Balroglar uyanmış, Ejderhalar yeniden güçlenmiş, Kurt ve Warg saldırıları başlamış ve Uruk-hai’nin yeni kötü türleri olan Olog-hai ile Yarı-Orclar ortaya çıkmıştı. Bütün bu canavarlar, sayıları gittikçe kalabalıklaşan Sauron’un kumandasındaki Orc ve Troll ordularına katılmaktaydı. Bunu izleyen binyıl boyunca, Sauron’un gücü artarken Dúnedain’in gücü azaldı. Üçüncü Çağın tüm olayları, 3019 yılında başlayan Yüzük Savaşında, Yüzük Efendisi Sauron Dúnedain’den geriye kalanları yoketmek ve Orta Dünya topraklarının tamamına hükmetmek için büyü ve askeri güçleri üzerine bir kumar oynadığında bir araya geldi. J.R.R. Tolkien’in başyapıtı üç ciltlik bir epik esir olan Yüzüklerin Efendisi’nin sahnesini oluşturan dönem de budur. Üç bin yıllık tarihin tüm ağırlığının, üçlemenin konusunu oluşturan 3018 ve 3019 yıllarına nasıl odaklandığını izlemek çok ilgi çekicidir. Yüzük Arayışı ve Savaşını oluşturan olaylar büyük tarihi önem taşımaktadır çünkü okuyucu, esas karakterlerin her hareketinin tüm çağın sonunu nasıl etkilediğinin farkına varmaktadır. Üçüncü Çağ, Tek Yüzüğün yokedilişi ile sona erer: Sauron’un kötü imparatorluğu yıkılır, diğer güç yüzükleri huzura kavuşur ve iki krallığın tahtının son tanınmış varisi Yeniden Birleşen Dúnedain Krallığının Yüksek Kralı olarak taç giyer. Bu olaylar dizisi yalnızca romanın değil Üçüncü Çağın da sonunu belirler. Gerçekten de, Arda’nın 37.063 yılının çatışmalarının sonuçlandığı duygusu hakimdir. Yüzük Savaşının bitişi ile Orta Dünya yeniden barış ve refaha kavuşur. Fakat aynı zamanda büyük Elf güçlerinden geriye kalanların da ölümlü toprakları terk etmesi kararlaştırılmıştır. Bu iyi ve yüce kişilerden geriye kalanlar ile Yüzük Kardeşliğinin bir kaç seçilmiş üyesi, Düz Yol üzerinde seyahat eden Elf gemilerine binerek batıdaki Ölümsüz Topraklara doğru yola çıkarlar. Böylece Üçüncü Çağ biter ve İnsanların Hükümdarlık Çağı olarak bilinen Dördüncü Çağın başlar; bu çağda Elf etkilerinden geriye kalanlar tamamen yokolur ve bu büyük güçler bizim algılayışımızın dışına çıkar. Bunun ardından Ölümsüz Topraklar, insanların varolduğu kürelerin dışına çıkarak Tanrılar ile Elfleri de beraberlerinde bizim anlayışımızın dışına götürürler; böylece şüphesiz, dünya fiziksel açıdan bugünkü zaman ve mekan anlayışımıza uygun hale gelir ve Yerküre güneşin etrafında dönmeye başlar.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »

Son Videolar