Son Haberler

Son Haberler

Vampire: Disiplinler II

  From : “Bahadır Seyhanlı” To : haluktemiz@olusak.org.tr Subject : 2. kısım: Disiplinler Date : Wed, 19 Jun 2002 05:54:51 +0000 Sayın Op. Doktor Haluk Temiz, Benden istemiş olduğunuz görevin en önemli safhasına girebilmiş bulunmaktayım. İçinde bulunduğum vampir topluluğuna kendimi kabul ettirmem bu kadar süre sonra bile oldukça zor oldu. Efendim – yani benim vampir olmama sebep olan kişi – başlarda uzun uğraşlarımız sonucu yapmış olduğumuz zihin yıkama durumunu saf dışı bırakmaya yönelik davranışlarda bulundu. Eğer ki kendisi, beni aralarına alma fikrinin zihnine başkaları tarafından işlenmiş olduğunu öğrenebilseydi bu hem benim için hem de konseyimiz ve konseyin vampirler üzerine yaptığı araştırma için çok tehlikeli bir durum oluşturacaktı. Hemen konumuza girmek istiyorum. Vampirlerin güçleri ve de özellikle insanları etkileme konusundakiler ile ilgili araştırmam, vampir olmamın üçüncü haftasında ancak başlayabildi. Bu süre zarfı içerisinde bir önceki e-mail’ımda da bahsettiğim gibi bir takım pratik bilgiler elde ettim. İlk öğrendiğim güçler – ki vampirler bunlara kendi aralarında disiplin diyorlar – Kudret, Metanet ve Sürat olmuştu ama bunlardan sadece Sürat ve Kudret’i kendimde geliştirebilme yeteneği buldum. Disiplinler hakkındaki derslerimin 2. yarısı ise daha komplike – ve email’imin ana konusu – olan Varlık ve Hüküm disiplinlerini içerdi. Bu ikisi şu anki gayelerimiz için araştırdığımız yegane iki disiplindir. Temelde ikisi de zihin üzerinde iradenizin dışında manipülasyonlar yapmaya yarayan özellikler içerir. Bana aktarıldığı gibi size de bunları seviyelere bölünmüş bir şekilde rapor edeceğim. Varlık Disiplini: Vampirin olağanüstü varlığı ve bunun bir takım gizemli etkilerini içeriyor. Soğuk beyaz bir vücudun ötesinde “izlenim” olarak zihinde karmaşalar yaratan vampir bedenlerinin neden üzerlerinde gözle görünemeyen manipülatif bir güç taşıdığının sırrı burada yatıyor. Disiplin, çekicilik, cazibe ve korkutma konularında büyük avantaj sağladığı gibi aynı zamanda dezavantaj olarak vampirin her zaman her yerde fark edilen biri olmasına yol açıyor. Vampir, disiplini kullanmadığı zamanlarda bile çevresindeki kişiler onun “farklılığını” anlıyorlar. Genel olarak insanların, vampirin göründüğü sosyal seviyenin en üstlerinden biri olarak addetmesi karşımıza çıkmaktadır. Varlık, kalabalıkları idare etmede kullanışlı olduğu için gerçek kimliklerini hep saklamakta olan vampirlerin kan çıkaran “ilkel” disiplinlerinden daha çok tercih ettikleri bir silah olmaktadır. Ayrıca Varlık, Hüküm’ün aksine insanlar tarafından karşı konulabilir bir disiplindir. Basit bir şekilde vampire, disiplini kullanırken vampire bakmıyor olmak yeterlidir fakat normal insanların genelde bu tür bir şansları – böyle bir bilgiye sahip olamadıklarından – olamıyor maalesef. Seviye 1: “Saygı” diye adlandırılan bu ilk seviye disiplini, kullanıldığı zaman vaziyet ne olursa olsun vampirin çevresindekilerin içlerinde ona daha yakın olma isteği uyanır. Ayrıca bu disiplin, vampirin konuşması esnasında kullanılırsa dinleyicilerin vampirin görüşlerine doğru daha baskın eğimleri olmaya başlar. Vampirin disiplini kullandığı bölgeyi terk etmesi veya büyük bir tehlikenin oluşması durumunda etki bozulur ve o andan itibaren etki altında kalmış olanlar nasıl hissettiklerini garip bir biçimde hatırlarlar. Seviye 2: “Dehşet Bakışı” diye adlandırıldığını duyduğum bu seviye disiplini, vampirin kendi doğal özelliklerini kullanarak – dişlerini gösterip tehditkar bir biçimde bağırması gibi – yaptığı korkutma çalışmasının daha efektif bir hal almasını sağlar. Kurbanlarının dehşet içinde paniklemesi, korkudan kaçışması, onları hareketsiz kılması ve hatta delirmesine sebep olan bu seviyedeki ek davranışlar her ne kadar başka bir vampir tarafından da yapıldığında korkutucu bir görünüm sergilese de, o vampirler bir Varlık kullanıcısı kadar etkili olamaz. Seviye 3: “Hayranlık” diye adlandırılan bu seviye disiplini başkalarını vampirin istekli uşakları haline çevirir. Hüküm’ün aksine burada etkilenmiş olanlar eski kişilik ve yaratıcılıklarından hiçbir şey yitirmezler. Zaman sınırlaması olması nedeniyle vampirlerin bu güçlerini kullandıktan sonra etkiledikleri kişiler ile kan bağı kurmaları sıklıkla görülen bir davranıştır. Böylece etkinin zamanla bitmesi halinde bile kurban vampire hala bağlı durumda kalır. Seviye 4: Ulaşmanın oldukça zor olan bu seviye disiplini “Çağrı” diye bilinir. Bu seviyede vampir önceden tanışmış olduğu herhangi birini yanına çağırabilme özelliğini kazanır. Çağrılan kişi tam olarak neden yol aldığını bilmeden vampire doğru gelir. Gideceği yeri her zaman için bilinç altında biliyor olur. Aradaki mesafe ve kişinin imkanları ne olursa olsun her gece düzenli olarak çağrısı yapılan kişi ne yapıp edip vampire ulaşır. Seviye 5: “Azamet” adıyla anılan bu efsanevi güç, kullananın varlığının binlerce kat daha etkili bir hale yükselmesini sağlar. Güzel olanın güzelliği felç edici derecede göz alıcı olur yada korkulması gerekenin hali insan hayalinin alabileceği en şeytani durumun üstünde ve zihinleri tüketecek değerde baskın olacaktır. Olası Seviye 6: Topladığım bilgiler ile bu seviye hakkında derleyebildiklerim oldukça sınırlı. Kurbanlar üzerinde en üst seviyede duygusal tetiklemeler yaşattığı ulaşılan sonuçlardan en belirgin olanı. Öyle ki vampirlere olan aşklarından ölen insanlar ile ilgili hikayeler göze çarpıyor. Bu disiplin güçlerinin vampirler arasındaki etkilerini ise henüz kavrayabilmiş değilim. Yaş veya Kuşak farklarının bir şeklide etkili olduğunu biliyorum – bütün bir şehri kontrol edebilen ölümsüz ve binlerce yıl yaşamış canavarların varlığınıda – fakat etkinin somut bir varlığı ile henüz karşılaşmadım, karşılaştıysam bile fark edemedim. Hüküm Disiplini: Hüküm kurbanların düşünce ve hareketlerini iradeleri dışında değiştirip onları kullanmaya yarayan oldukça tehlikeli bir disiplindir. Varlık ile kıyaslanınca “zorbalık” derecesine varan kati sınırları vardır. Hüküm özelliği gelişmiş bir vampir, kurbanlarının ruhlarını bedenden söküp kendi ruhunu nakşedebilir. Göz teması kurulduktan sonra hükmün işlemesi için tek bir engel kalır o da kullanıcının ne demek istediğini açıklıkla kurbana anlatabiliyor olmasıdır. Yani kurban tarafından bilinmeyen bir dilde yapılan emirler geçersiz kalır. Ayrıca vampirler arası kuşak farkı da bu disiplinin kullanımında bir takım sınırlamalar getiriyor. Kullanıcı, kendinden düşük – yani Kabil’e daha yakın, yani güçlü – kuşaktaki bir vampire hüküm disiplini uygulayamıyor. Hüküm kullanılırken bir defada sadece bir kişiyi etkileyebiliyorsunuz ve kayıtlarda bu disiplinin sadece vampir avlayan bir takım insan örgütleri üyelerince karşı konulabildiği görülüyor. Seviye 1: “Emir” adıyla bilinen bu seviye disiplini Kan’ın gücünü göz teması ile kurbana yükleyen vampirin ona karşı koyamayacağı bir kelimelik emir verebilmesini sağlar. Deneyimlerimde insan ve vampir arasındaki uçurum pek çok kez belirgin oldu. Hüküm ile insanlar neredeyse vampirler karşısında hiçbir şeyler. Eğitimim için sokak fahişeleri ile oynadığımız köşe kapmaca oyunlarında ezilen zavallı insanların zihinlerine her tecavüz edişimde kendimden yavaş yavaş parçalar kopmakta olduğunu gördüm. Zaman geçtikçe empati yeteneğimdeki belirgin düşüş ile öğrendim ki Hüküm kişide bir takım psikolojik yeteneklerin yok olmasına – veya sadizm gibi negatif etkilerin oluşmasına – yol açıyor. Seviye 2: “Yanlış Düşünce” adıyla bilinen bu seviye disiplini vampirin kurbanına, kendisinin belirlemiş olduğu bir takım küçük düşünce ve fikirleri sokmaya yarar. Biraz daha uzun süreli yoğun konsantrasyon ve göz teması ardından söylenen sözler kurbanın zihnine yerleşir ve bu sözler, eğer ki kendisine zarar veren bir takım şeyler içermiyorsa, kayıtsız şartsız yerine getirilir. Seviye 3: En basit düzeyde köle yaratıcısı seviye disiplinidir. Kurbanların zihnine girip anıları çalıp yerlerine farklı anılar yerleştirmenizi sağlar. Anıların çalınması ısırıldığını unutturmaktan hayatındaki dönüm noktalarını silmeye kadar gidebilir. Basit düzeyde olduğu için etkisi çok belirgin olmayabilir kimi zaman. Beslendiğinizi unutturmaya çalıştığınız biri eğer gücü yeterince iradeli kullanamamışsanız beslenme anını unutsa da saldırı anını unutamayabilir. Bu gücün diğer bir fonksiyonu ise yine aynı şekilde yok edilmiş anıların tekrar hatırlanmasını sağlamaktır. Seviye 4: Üst düzeyde köle yaratıcı bir seviye disiplinidir. Vampir haftalar – ve bazen aylar – boyunca kurbanının zihnini fısıltıları ile işler ve sonunda yürüyen bir ölüyü andıran ruhsuz bir köle elde eder. Seviye 5: “Hücre” adıyla da bilinen bu seviye disiplininde, vampir uğraşları sonucu bir vücuttan söktüğü ruhun yerine kendisi geçebilir ve o vücudu dilediğince kullanabilir. Bunun getirdiği tek dezavantaj vampirin zihni başka bir vücudu kullanırken kendi öz bedeni hareketsiz ve saldırılara açık kalıyor olmasıdır. Kurbanın ruhuna ne olduğu ise (en azından benim için) bir muammadır… Bu noktada değinmemiz gerekir ki vampirimiz bu şekilde güneşe çıkabilme şansını yakalamış olur. Olası seviye 6: Toparladığım bilgiler ile, bu seviyenin vampire özgürce verilmiş sözlerin kesinlikle yerine getirilmesini sağlamakta olduğunu sanıyorum. Sonuç: Efendim gibi Varlık ve Hüküm üzerinde kendini geliştirmiş vampirlerin politik hamlelerinde büyük başarılar kaydettiği apaçık ortadadır. Ne yazık ki insanlığın bizim örgütümüzün yolunu izlemek dışında bu şeytanlara karşı hiçbir şansı yoktur. Vampirlerin gözbağı, hipnoz ve bunun gibi şarlatanlıkları eminiz ki sizlere başarılı muhbirleriniz, bizler tarafından rapor edilecek, elinizdeki bilimsel güç ile bunların üstesinden geleceksinizdir. Raporumun sonunda Ankara’da saptadığım vampir sığınakları hakkında —- Sayın kendinizi kurtarıcı sanan zavallı bay ve bayanlar; Sizlere çok geç kalmış bir önerim olacaktır ki Hüküm ve Varlık’tan önce, ufak tefek muhbirleri saptamak için kullandığımız Aldatmaca disiplinini inceleyin. Az önce boynunu kopardığım muhbiriniz de en az sizin kadar beceriksiz ise saklandığınız deliklerden çıkıp kaçmanıza salık veririm, çünkü Camarilla kendisine tehdit oluşturabilecek bir etmenin kanını emip posasını ibret-i alem olsun diye meydanlara germekten çekinmeyecektir! Camarilla’nın ne olduğunu bilmiyorsanız, bir randevu verebilir ve size Camarilla’nın en güzel güçlerini gösterebiliriz! İyi şanslar sevgili zavallılar (tabi kanınızın kokusu burnumuzda tüterken ne kadar bulabilirseniz…) Bu Şehrin Gerçek Sahipleri adına, Ethem  Yazan: Can “Charon” Toraman

Devamını Oku »

Vampire: Disiplinler I

  “And the violence causes silence, we must be mistaken.” Zombie, The Cranberries “Çık parayı!” dedi soyguncu. Karanlık, boş ve ıslak sokakta o ve ben tek başımızaydık. Arada bir yanıp sönen loş sokak ışığının aydınlatabildiği her yerde pislik vardı. Bir arka sokak! Şehrin barındıramadığı, lanetleyip bir kenara ittiği sakinler buralarda yuvalanırdı. Aklı başında hiç kimse geceleri buralara gelmezdi. Hiçbir insan… Suratı gölgelere karışmıştı. Uzun kirli saçları kara iplikler gibi önüne düştüğü için yüzü seçilemiyordu. Üst üste kaç kat paçavra giydiği belli değildi. Hepsi kirli ve renk ahengi birbirini yok eden, anlaşılamayan giysilerdi. Belli olan tek şey, elinde parlayan sustalı idi! “Para? Ha evet para… Tabii ki.. O elindekinden bir kaza çıkması hiç hoş olmaz değil mi?” Elimi paltomun içine götürürken adamın gülümsemekte olduğunu fark ettim. Gül bakalım! Parmaklarım önce colt python’umun soğuk kabzasına değdi. Bu zavallı için bir mermi harcamaya değer miydi diye düşünürken elim parkamdan aşağı kaydı ve paltomun bir gözüne özel olarak yerleştirilmiş savaş bıçağını buldu. Yavaşça kılıfından çıkartırken konsantre olup kanımı tüm bacak kaslarıma yüklemeye başladım. O sırada, herhalde cebimden kendimi savunmam için bir sprey falan çıkartacağımı düşünüyordu ki biraz tedbirli bir duruşa geçti. Kanım vücudumda yandı ve her yanıma yayılan ısı bacaklarımda birikip patladı. Sürat tüm benliğimde ani bir şok etkisi yarattı ve insan üstü bir hıza ulaştım. Herifin daha göz kapakları hayretle geri çekilirken ben ensesine gelmiştim ki Sürat, beklediğim gibi, tükendi. Herifin ağzından bir küfür dizisi çıktıktan sonra arkasına dönme cesaretini kendinde bulabildi. Yarı sinirlenmiş, yarı şaşırmış abuk bir hali vardı. Korku kokuyordu ve aceleyle bıçağı mideme savurdu. Bıçağın ucunun batmasıyla birlikte, vücudumda kucaklanmamdan beri gelişmekte olan Metanet disiplini devreye girdi ve karın bölgemdeki kan çekilerek orayı cansız bir doku parçasına dönüştürdü. Eğer zamanlamayı başarabilirsen, buzdolabındaki bir et parçasına bıçak saplamış gibi etki yapıyordu. Ne ben acı hissediyor ne de onun bu saldırısı lanetlenmiş ruhumun dünyaya bağı olan, Kan’ı zedeliyordu. Sadece ufak bir yanma vardı, ufak bir yanma… Gerisini anlatmayayım istersen. Klasik, üstün vampir – ezik insan hikayelerinden birinin finali işte. İlk öğreneceğin şey Kâbil’in lanetinin –yada kutsanması desek daha doğru olacak sanırım- getirilerinden biri olan Disiplinlerindir. Anna Rice “Kara Nimet” der bunun için. Anna Rice mı kim? Boş ver, sonra anlatırım şimdi işimize bakalım. Her vampir, Kâbil’in mirası olan Kan’da, gizlenmiş bulunan bazı özel, doğaüstü güçleri kullanabilir. Bu güçler çok çeşitlidir ve kullanılabilirliği ile verimi klandan klana değişir. Mesela ilk kuşaklardaki Kâbilitlerin hepsin Değişim ‘i kullanabilirken buna Gangrel evlatları doğaları bakımından daha yatkınlardı. Belki zamanla köreldi yada belki de şu sulanma zırvalaması gerçekten var; bu yüzden bende de sende de Değişim gücü yok, Gangrel’lerde var. Bir de şu var; yeni kuşaklar daha az yetenekli oluyor ve tüm verimi ile kullanamıyorlar güçlerini. Sen biraz daha şanslısın diğerlerine göre çünkü senin Efendin –Yani Ben!- zamanında çok farklı kadehlerden tattı ve diğer klanlara has bir çok gücü ele geçirdi. Nasıl mı? Boşver duymak istemeyeceğin kadar kötü hikayeler! Gelelim senin durumuna. Hemen hemen hiçbir disiplinini tam kullanamadığını fark etmişsindir. Evet görüyorum, çok hızlı çakmak çekebiliyorsun ama inan şu karanlık dünyada Sürat sana bundan çok daha fazla stratejik avantaj sağlar! Hem şimdi bırak onunla ilgilenmeyi, otur şu kanepeye ve beni dinle: Dersimiz Disiplinler: Konu, Karanlıklar Dünyasında en çok ihtiyaç duyulan üç önemli Disiplin: Sürat, Metanet ve Kudret. Bu disiplinler genelde savaş için kullanıldığından sana daha çok bunlarla savaş anında neler yapabileceğini anlatacağım. Eğer bir Toreador olsaydım sana nasıl hızlı ve güzel resim yapabileceğini yada nasıl ellerinle beton blokları parçalayıp heykel yapabileceğini de anlatırdım ama maalesef ki bir Brujah’ım ve normal bir Brujah’ın düşmanı asla eksik olmaz… Sürat: (celerity) Sürat bir vampirin kısa bir süre için insanların asla ulaşamayacağı kadar yüksek hızlarda hareket edebilmesini sağlar ve önemli anlarda en çok Kan tüketen disiplinlerden biridir. Hemen öğrenebilirsin çünkü kullanımı basittir. Tek yapman gereken vücudunda hızın artmasını istediğin bölgelere kanını yoğunlaştırmandır. Fakat yoğunlaştırmadan sonra gücü açığa çıkarırken bir miktar kan yanar ve tükenir. Eğer ki bu disiplini çok fazla kullanırsan zamanla kan miktarı bakımından zayıf düşersin. Bu yüzden dikkatli ol, Kan en önemli hazinemizdir. Önemli manevraları sonraları öğreteceğim ama şunları asla unutma; -Herkesten hızlı silah çekebilirsin, -Herkesten hızlı ateş edebilirsin ama muhtemelen ikinci mermiden sonrası hedefle alakasız yerlere gidecektir. -Biri sana silah doğrulmuşsa, daha parmağı tetiği çekmek için kasılamadan yanına gelip bileğini kırabilirsin, yeterince güclü isen… -Yakın dövüşte tek bir noktaya çok seri yumruk yada tekme atman işine yarar. Ölümlüler böyle durumlardan sonra kendilerini çok zor toparlarlar. -Eğer ki zamanlaman kötü ise gene de üstüne gelen mermilerden kaçabilme şansın biraz daha kolaydır. Hayır Keanu Reeves gibi belini kırıp yatmayacaksın, en yakın sipere kaçacaksın…Akıllı ol, burası gerçek Dünya. Metanet: (fortitude) Metanet bir vampirin vücuduna hasar verebilecek etkilerden en az zararı almasını sağlar. Bazen akciğerine girmiş bir mermi hiç bir şey ifade etmezken bazen de saçma bir bıçak yarası sırf dikkatsizlikten dolayı çok büyük acı verebilir. Eğer ki Metanet’ten tam randıman almak istiyorsan çok dikkatli olmalısın ve yapabiliyorsan çok çalış! Eh artık nasıl çalışırsın bilemem. Gelelim kullanılışına; Eğer ki benliğin, lanetlenmiş vücudunun bir yerden hasar almaya başladığını anlarsa bu disiplini otomatik olarak devreye sokar. Fakat bazen ufak tefek aksaklıklar olabilir ve hayal kırıklığına uğrayabilirsin. Kırık kemikler bir vampir için bile problem olabilir. Yeni beslendikten sonra vücudunu çalıştırsan -ağırlık, mekik, şınav çekmek gibi- bu disiplinin gelişebileceğine dair bir şeyler duymuştum bir Ventrue’dan ama ben hiç denemedim. İstersen yap ama yararlı olabileceğini pek sanmıyorum. Ne de olsa bir Ventrue’dan duydum… Deminki hikayede biraz anlatmıştım. Kanın hasarı aldığın bölgeden çekiliyor ve daha az acı duyuyorsun. Bildiğin gibi Kan, sensin ve onsuz hiçbir şeysin. O zarar görürse sen de zarar görürsün! Kısacası Metanet şunlara kadirdir; -Bıçak, tornavida, matkap, türbişon gibi kesici ve delici aletler tarafından vücudunda açılan yaraları hissetmezsin. Unutma ki en basit serseri bile bu silahları kullanabilir. -Mermi, ok gibi biraz daha ciddi şeylerin verdiği acı miktarı azalır. Bu zamanda ok ne arar diye sorma, çevrede ne kadar fazla vampir avlamaya çalışan salak olduğunu bir bilsen! -Güneş yanığı, ateş dokunması tarzındaki bela hasarlar aldığın zaman üstündeki büyük acıyı hafifletir ama sakın ha gaza gelip ateşle oynama çünkü en küçük ateş parçası bile Metanet’i zorlar. Ateş ve güneş ışığı en büyük düşmanlarımızdı hatırlıyorsan! –İnançlı insanların, -hayır her imam değil, herkes olabilir fakat gerçekten Tanrı’ya bağlı olan kutsal kişilerin- iradeleriyle vampirlere verebilecekleri zararları biraz olsun tutarmış, ben hiç buna benzer bir deneyim yaşamadım ama benim tavsiyem sen de benim yaptığım gibi, o tür ölümlülerden uzak dur! -Ve son olarak; Gangrel, Kurt adam, Zulo formu pençesi gibi doğaüstü varlıkların silahları tarafından verilen Ağır hasarların tutulmasına yardım edebilir.   Kudret: (potence) Kudret, bir vampirin fiziksel kuvvetinin dev boyutlara ulaşmasını sağlayan bir disiplindir. Bu güç sayesinde yatağın altına kaçmış oyuncak kamyonunu yatağı kaldıracak ikinci bir kişinin yardımına gereksinim duymadan alırsın. Tabii aynı şekilde düşmanının üstünde durması gereken arabayı geri yerine koyabilirsin. Kapılar sanki kağıtmışçasına ellerinin altında parçalanırlar, indirdiğin yumruklar ölümlüler üzerinde yıldırım etkisi yapar, açık tribünden fırlattığın cep telefonu, oyuncuya mermi gibi gider, uzun lafın kısası sen bu güçle ölümlüler için bir tanrısındır. Peki ya nasıl çalışır? Düşünceni sadece kuvvetlendirmek istediğin parçanda yoğunlaştır ve kan aynı Sürat’te olduğu gibi oraya hücum edip bölümdeki kasların normalin üstünde çalışmasına sağlar. Ne güzeldir ki bu güç kan yakmaz! Dikkat etmen gereken bir nokta ise şudur; ince bir işle uğraşıyorsan -domino taşları ile kule yapmak yada diş çekmek gibi- gücünü kontrol edebildiğine emin ol. Bazen işlerin berbat oluyor. Hatta zarar vermek istemediğin ölümlülerle ilişkilerinde de dikkatli ol, çünkü kemikleri çok rahat kırılıyor. El sıkıştığın ölümlünün elini kırman Maskeli Balo için bir tehlike arz eder. Bir de Nosferatular bu gücü canlı tutmak için zaman zaman ayı, öküz gibi ağır tonajlı hayvanların kanlarını içerler ama şu ana dek sadece birkaç kere hayvanlara bulaşmış olan benim, gördüğün gibi hala gücüm yerinde! Bir atta ne kadar fazla miktarda kan olsa da, insanların kanı çok daha besleyici ve güçlüdür. Kudret sana şunları sağlayabilir; -Bir yumrukla kafa, kol, kaburga gibi kemikleri rahatlıkla kırabilirsin. Ama tavsiye istersen bence sternum’a bir tane dokunursan hem karşındaki nefes alabilen biriyse nefessiz kalır, hem de kaburgaların çoğu bir anda kırılıp akciğerlere saplanabilir. Tabi bu arada unutmadan söylemeliyiz ki; ne kadar çok vahşet yaratırsan o kadar çok insanlıktan uzaklaşırsın ve de ne kadar da insanlıktan uzaklaşırsan, içindeki İblis’e esir olman o kadar kolay olur! O yüzden pek kafa kol kırma derim gereksiz yere. -Eğer kanı bacaklarında yoğunlaştırırsan çok büyük mesafeleri sıçrayarak aşabilirsin ama kurbağa gibi zıplamaya alışırsan seni yanımda dolaştırmam… -Elindeki küçük bir nesneyi –mesela bir bozuk para- kanı koluna toplayıp fırlatırsan daha önce cep telefonu örneğinde de belirtmiş olduğum gibi attığın nesne çok büyük bir hız kazanıp uçar! Umarım demin ki örneği ciddiye alıp maçlarda oyunculara bir şeyler fırlatmak gibi bir aptallık yapmazsın. -Girmekte zorlandığın bir yerin kapısını anahtara ihtiyaç duymadan açabilirsin.Unutma ki böyle bir şey yaparken çok büyük bir gürültü çıkacaktır o yüzden bana sormadan hiçbir kapıyı elleme. Evet, fark etmiş olduğun gibi tek başına kalamayacaksın bir süre. Çünkü Camarilla kurallarına göre reşit olmadığın sürece yanımdan ayrılman yasaktır! Bir yere gideceksek beraber gideceğiz. -Bir kavga sırasında çevredeki büyük ve ağır cisimleri –mesela arabalar!- düşmanların üzerine atabilirsin. Ya da yanındaki birini kaldırıp ötekisine fırlatabilirsin ki böylelikle bir taşla iki kuş vurmuş olursun. -Diyelim ki yanında hiçbir savunma silahı yok, boş ellerle dövüşmek istemiyorsun ve birileri sana saldırıyor. Ne yapacaksın? Tabii ki de şansın varken kendi silahını kendin yaratacaksın. Çevremize bir göz atalım: Baksana yerde bir kanalizasyon kapağı var. Mükemmel bir şans. Kaldır onu yerden ve ellerinle ikiye böl. Bölmüş olduğun kısım ilkel bir şekilde koparıldığı için biraz tırtıklı olacaktır. Ve işte sapsız bir balta! Ama sakın ha saldırdığın ölümlülerin canlı kaçmalarına izin verme. Maskeli Balo çok hassas bir konudur ve şehirlerin Prensleri bu hassasiyeti korumaya özen gösterirler. Peki diyelim kapak yok. O zaman bir sokak direği de işimizi görür. Koparmış olduğun bu metal çubuk ile yapabileceklerini bir bilsen şaşarsın! Pekala tamam seninle daha fazla dalga geçmeyeceğim. Sonuç olarak biraz yaratıcı olursan silah taşımana gerek kalmaz. Ama silahsız bir Brujah, kuyruksuz bir kediye benzer, onu da unutma. Ve işte en önemli üç disiplinimiz böyle. Senin kanında da bu disiplinlerin ortaya çıkma potansiyeli var ama çıkması biraz zaman alabilir. Belki de birini Diablerie etmediğin sürece bunlara ulaşamayacaksın ama nasıl kullanıldıklarını temel olarak öğrendin. Öyle sanıyorum ki bunların hepsini keşfedemeden başka disiplinlerde yetenekli olduğunu da fark edeceksin ve sana onları öğreteceğim. Ama her şey zamanla evlat! Bir süre bunları yokla. Zamanı gelince Varlık ile Hüküm gelecek. İşte o zaman, gerçekten vampirler ile insanlar arasındaki o uçsuz bucaksız farkı anlayacaksın ve asıl eğlence o zaman başlayacak! Hadi şimdi beslenmeye çıkalım, boğazım kurudu. Bu arada sana hiç 1927’de temizlediğimiz Setite tarikatından bahsetmiş miydim? Aah ne günlerdi be! Cumhuriyet daha gençti ve biz de ipin bir ucundan tutmaya karar vermiştik. Tabii ki ilk hedeflerimiz milleti zehirleyen Setite dergahları olmuştu… Brujah Ethem, 9. kuşak Ankara 2001 Yazı ile ilgili önemli not: “Quo timoris minusest, eo minus ferme periculi est” Selamlar Vampir severler! Bu savaş dolu yazının amacı, oyuncuyu savaş sahnesinde de ayrıntılar ve rolden uzaklaşmamasını sağlamak için birkaç fikir vermektir. Zar ve WoD hadisesi Bir oyunda akıcılık herkesin aradığı bir niteliktir fakat az oyunda bulunur. Oyunun akıcılığını korumak da en az akıcı bir oyun hazırlamak kadar da zordur. Ne zaman zarlar atılmaya başlarsa oyunun yavaş yavaş akıcılığı yok olmaya başlar. Bir World of Darkness oyununun da içinde mutlaka olması gereken ilk şeylerden biri de akıcılıktır. Temelinde rol yapma, tasvirler ve derin konular olan oyunlarda eğer bir hava yakalanmak isteniyorsa OY (oyun yöneticisi) nin sağlam bir senaryosu, biraz anlatım yeteneği ve sistemi bilen oyuncularının olması yeterli gibi görünür ama muhteşem bir tasvir sonucu büyülenmiş oyunculara “e hadi inisiyatif zarlarınız atın bakalım” diyince büyü bozulmaya başlar. Daha da kötüsü savaş anlarında yaşanan sıkıntılardır. Ne ile ne toplanacaktı, şu kural neydi, hangi zarı atacaktım tarzındaki sorgular zihni doldurmaya başlayınca az önce yapılmış tasvir boşa gider ve elimize 6 dakikalık bir aradan sonra ne yapacağına karar vermiş elleri zarlı, akıllarından hangi aksiyonu yapacakları geçen fakat sahnenin muhteşemliğinden bihaber oyuncular geçer. Bu garip tabloya bir de WoD oyunlarında atılan onluk zar sayısı da eklenince işler sarpa sarır. “Ya bu Vampirde çok zar atılıyor, hiç sevmiyorum” laflarını duymak kaçınılmazdır. Fakat burada hepimizin bir yanlışa düştüğünün farkında olması lazım. Akıcılık, oyuncunun ve OY’nin ortak çalışmalarıyla korunur. Eğer ki oyuncular oyunun genelinde atacakları zarların sayısını bir kenara yazarlar, zorlukları ve arkasından gelen diğer zar atışlarını bilirlerse bir turluk basit bir savaşın süresi 6 dakikadan 2 dakikaya iner. Vampir hadisesi Peki oyunlarda OY’nin hangi davranışları oyunun akıcılığını bozar? Buna verilen genel cevap “Oyun yöneticisinin, sistemi çok iyi bilmiyor olup arada bir oyuncular (kendisi de dahil) arasında olan tartışmaların akıbeti için kitap açıyor ve uzun süre okuyor” oluyor. Bu yakınma aslında hiç de haksız değildir. Fakat Vampir oyununda da böyle bir şey oluyorsa bu, bir yerde gerçekten büyük bir hata yapılmış demektir. Vampir tam anlamıyla bir Rol yapma oyunudur. Dünyada korkacakları çok az güç olan karakterler haliyle zaten kazanacakları savaş sahneleri yerine konuşma sahneleri gibi daha çok rol yapıldığı sahneleri tercih edeceklerdir. Çünkü vampirler [genelde] “karizmatiklerdir” ve davranışları da bu düşünceye göre gelişir. Her hareketleri dramatiktir, kendilerini herşeyden üstün gördükleri için (genel olarak öyledirler zaten) bastırılmış saf insani hislerini etrafa sergilemekten çekinmezler. OY’nin akıcılığı koruması için yapması gereken, bu tür nedenlerle gerçekten oyunun amacını iyi kavrayıp, düzgün rol yapan ve savaşlarda genellikle başarılı olacaklarını bilen oyunculara savaş sahnelerinde tolerans gösterilip ödüllendirmektir. Bu ödül elbette “abi baktın adama, öldü.” Şeklinde olmamalıdır. Biraz mantığınızı çalıştırıp az zar atmak ve savaş sahnesi yükünden kurtulmak için birçok çözüm üretebilirsiniz. En başta, oyuncular eğer ki zaten yenebilecekleri birileriyle savaşıyorlarsa ilk turu almaları ve sadece vuruş zarları atıp başarılı atışları “karşıdakini öldürdü” varsaymaları yeterli olmalıdır. Bu sistem, kargaşa için boşa giden dakikalara rol ve ayrıntı doldurmanıza izin verir. Tabii bu teknik sadece, senaryoda önemli bir yeri olmayan, güçsüz kişilerde uygulanırsa iyidir. Önemli birileri ile savaşırken hem tasvirler yüklü olmalı, hem zarlar düzgün atılmalı hem de oyunculara sahnenin ağırlığı bildirilmelidir. Disiplinler daha da kolay yontulur. Bırakın vampir kudretle bir ölümlüye yumruk atınca metrelerce uçsun ve kemikleri kırılsın. Bırakın göğse saplanmış bir bıçak Metanet’i olana 1 sağlık seviyesi kadar zarardan fazlasını vermesin. Ya da bırakın Değişim 2 ile oluşmuş bir pençe 3 başarılı saldırı zarıyla direk öldürsün karşınızdaki ölümlüyü. Son olarak; Eğer ki OY oyunun bir yerinde bir kuralı unutur veya duruma uygun olmadığını görürse onu değiştirmekte her zaman serbesttir. Zaten oyun, OY’nin ağzından çıkan “oldu, olmadı” kararlarının ötesine geçemez. Vampir de ve diğer WoD oyunlarında oyuncuyu sıkmak çok kötüdür. Başı boş bırakılan oyuncu oyunu cıvıtır. Evet bu doğrudur fakat deneyimle orantılıdır. Birisi ne kadar deneyimli ve aklı başında ise o kadar hakim olur hareketlerine. Bu düşünce ile yeni başlayanlardan da korkmamak gerekir. Sonuçta hepimiz başta acemiydik (tamam ben hariç, kabul ediyorum 8D ) Eğer işin ciddiyeti ve görevleri azimli bir Yeni-başlayan’a güzelce anlatılırsa ağaç yaş iken eğilmiş olur! Peki niye bu yazıyı yazdın? Yazımı yazma sebebim başta belirtmiş olduğum gibi küçük bir fikir kuşağı sunmaktır. WoD’da en ufak bir olaydan oyuna binbir renk katma şansımız olduğundan dolayı sizin oyunlarınıza da birkaç renk katabileceğimi sanıyorum. Umarım yanılmamışımdır. Çok Laubalisiniz… Yazıda biraz laubali bir dil vardı fark ettiğiniz gibi. Bu bir diyalog yazısıdır ve bu Brujah Ethem’in günlük konuşma stilinde yazılmıştır. Peki anladık, çok seviyorsun Türkçe’yi… Diğer bir husus da Türkçe’dir! İnsanlar canla başla şu RPG camiasına Türkçe’yi sokmayı çabalarlarken, benim de bir katkım olsun istedim ve birkaç terimi Türkçeleştirdim. İtalik ile yazılmış bazı terimlerin orijinallerini ve açıklamalarını altta verdim. +++++++++++++++++++++++++++++ Sternum: kaburga kemiklerinin önde birleştiği kemik Ağır Hasar: Aggravated Wound. [Metanet olmadan kurtulunması imkansız olan zarar şekli] Değişim: Protean, vücut özelliklerini değiştiren disiplin. Diablerie: Diableri, bir vampiri tüm kanını emerek [ve isteyerek] öldürme. Hüküm: Dominate, zihinleri ele geçirme ile ilgili bir disiplin. İblis: The Beast, vampirlerin içindeki vahşi ruh, (şeytanla falan alakası yok!) İnanç: True Faith, gerçek iman, gerçek inanç. Kan: Vitae, vampirin özü. Kâbil: Caine, ilk katil, ilk vampir. Kâbilit: Cainite, herhangi bir vampir, Kâbil soyundan gelen. Kucaklanma: The Embrace, birinin vampir yapılması. Kudret: Potence. Kurt adam: Werewolf. Kuşak: Generation, İlk vampir Kâbil‘e kuşak olarak uzaklık. Metanet: Fortitude. Sürat: Celerity. Varlık: Presence, vampirin varlığı ile zihin çelmeyle ilgili disiplin. [Editor]Zulo formu: Bir disiplinle canavara dönüşmüş bir vampir, genelde Tzimisce veya Gangrel.   Yazan: Can “Charon” Toraman

Devamını Oku »

Lilith Efsanesi

  “Lilith” (arapça karşılığı illet), İbranilerin kutsal kitabında geçen muhtemel vampirlerden biridir ve kitapta tasvir edilmiştir.İsaiah´ın kitabında geçiyor olsa bile Lilith´in kökleri daha çok Babillilerin “demonolojisine” benzer.Lilith geceleri bir baykuş görüntüsüne bürünerek dolaşan bir canavardı.Avlanmak için yeni doğmuş çocukları ve hamile kadınları arardı. Lilith, geleneğe uygun olarak Adem´in,”Adem ve Havva” olmadan önceki karısıydı, ama daha sonra şeytanın tarafına geçti çünkü Adem´e itaat etmeyi reddetti.Bir takım olağandışı tutkuları vardı ve doğal olarak kötünün gözüyle bakıyordu.Ve sonuç olarak Adem ´in ve Havva´nın çocuklarına (yani tüm insan soyundan olanlara) saldıran bir vampire dönüştü.Günümüzde şeytanın erotik yanını temsil etmekte olan lilith ( ingilizcede lillith ) sümer, babil ,pers ,tüton ve diğer pek çok mitolojide vampir, şeytanın ya da samael in eşi olarak nitelendirilmektedir. Tanrı insanı başlangıçta çift yaratır. Çiftin erkeği bildiğimiz Adem, kadını ise Lilith´dir. Bu ilk insan çifti cennet bahçesinde birlikte yaşamaya başlarlar, ama bu mutlu bir beraberlik değildir. Anlaşmazlık sebepleri ise çağımızın boşanma davalarında ileri sürülenlerden pek farklı değildir: Adem Lilith´in olaylara neden kendisinden farklı yaklaştığını anlayamaz (ruhen ve fikren anlaşmazlık); onu kendisine hizmet etme, bahçeyi bakımlı ve düzenli tutma konusunda tembel ve isteksiz olmakla suçlar (ev işlerini ve ailesini ihmal etme). En önemli ve üzerinde en çok durulan sorun ise Adem´in, cinsel ilişki sırasında kadının sürekli altta olmasını istemesidir ve bunu da kadına üstünlüğünün gereği olarak görür, Lilith ise bu pozisyonu aşağılayıcı bularak karşı çıkar (cinsel uyuşmazlık). Kısacası anlaşmazlık sebebi Adem´in sürekli olarak kadına üstünlük taslaması, ona hükmetmeye çalışmasıdır. Lilith ise ikisi de aynı topraktan yaratıldığına göre eşit olmaları gerektiğini savunur ve erkeğin kendisinden üstün olmak istemesine bir anlam veremez. Sonunda birlikte yaşamalarının imkansız hale geldiğine karar verir ve Tanrı´nın söylenmemesi gereken adını anarak (ki bu isim cennetten çıkış için tek paroladır) uçup gider ve yeryüzünde Kızıl Deniz yakınlarındaki bir mağaraya sığınır. Kendisine sunulan sıcak yuvayı kapıyı çarparak terkettiği için artık yeri de cennetten dışlanmışlar arasında olacaktır. Çevresindeki cinlerle ve cinlerin kralı (ya da şeytanın ta kendisi) Şamael ile ilişkiye girer ve onlardan cin çocuklar doğurur, hem de günde yüz çocuk gibi yüksek bir oranda, inanışa göre dünyada kötülüklerin bu kadar yaygınlaşmasının sebebi budur. Cennette yalnız kalan Adem ise Lilith´i geri getirmesi için Tanrı´ya yalvarır. Tanrı da Senoy, Sansenoy ve Semangelof isimli üç meleği elçi olarak gönderip ´evine dön´ çağrısı yaptırır Lilith´e. O da kesinlikle dönmeyeceğini bildirir. Melekler kendisini, geri dönmemesi halinde her gün yüz çocuğunu öldüreceklerini söyleyerek tehdit ederler. Tehdit yerine getirilir… Lilith, duyduğu acıyla bundan sonra Adem soyundan gelen bütün insan yavrularının, hamile ve doğum yapmakta olan kadınlarla bebeklerin baş düşmanı olmaya yemin eder. Erkek çocuklarının doğduktan sonra ilk sekiz gün içinde, kız çocuklarının ise ilk yirmi gün içinde canını alacaktır. Sadece yakınında üç meleğin ismi veya sureti bulunan çocuklara dokunmayacaktır. Lilith´in dönmesinden ümidi kesen Tanrı, Adem uyurken bilinen kaburga kemiği yöntemiyle Havva´yı yaratır. Bu yeni kadının, vücudunun bir parçası olduğu erkeğe karşı çıkamayacağını düşünmektedir. Havva Lilith´e o kadar benzemektedir ki Adem uyanınca yanında bulduğu kadının başka biri olduğunu anlamaz. Onun kendisine Lilith gibi karşı çıkmayıp boyun eğmesini ise ´nihayet hidayete erip yola geldi´ diye yorumlar. Hikayenin sonu ise herkesin malumu. Lilith artık kesinlikle kötülerin safındadır. Bütün insanoğullarının ve kızlarının başına gelen nice felaketin sebebidir. İnsanlara yaptığı kötülükler saymakla bitmez: Beşikteki bebeklerin bugünün tıbbınca bile sebebi açıklanamayan ani ölümlerinin baş sorumlusu olduğuna inanılır… Tevrat´ın ilk bölümü olan ve dünyanın ve insanın yaradılışını anlatan Tekvin´in ilk iki kısımı arasında bir çelişki vardır: İlk kısmında 1.27: “Ve Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı suretinde yarattı; onları erkek ve dişi olarak yarattı” denildikten sonra ikinci kısımda 2.18: “Ve Tanrı dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım.” 2.22: “Ve Tanrı adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı” diye yazılmış. Yani iki kısımda da kadının yaradılışı farklı anlatılmakta. Bunun sebebi de bu iki kısmın farklı dönemlerde farklı kişiler tarafından yazılmış olmasıdır (birinci kısmın M.Ö.700 civarında İbraniler tarafından, ikinci kısmın ise çok daha öncesinden Sümerler tarafından yazılmış olduğu ileri sürülmektedir). İlk kısımda sözü edilen kadın da inanışa göre Lilith´dir ve bu konu yüzyıllardır din adamları ve araştırmacılar tarafından tartışılmaktadır.

Devamını Oku »

Vampire: Caine ve Antediluvianlar

  [Önce mantıklı girizgah: Vampir diye bir şey yoktur! Var sanıyorsan hemen bu pencereyi kapat ve silkinerek kendine gel. Burada sadece bir oyunun mitik yapısını inceliyoruz, HAYIR, Adem’in ilk oğlu bir vampir değildi, ve yine HAYIR, insanlarının kanını ememezsin, emsen de sana güçler vereceğini sanma, güzel bir “manyak” damgası yemek dışında. Olgun zihinler için oyunlar oynamayı göze alıyorsan, ve bunun bir oyun olduğundan kesinlikle haberdar isen, devam et okumaya.]   Bir karakteri yaratırken önce neyine karar veririz? Sınıfına ve ırkına muhtemelen. White Wolf Vampire: the Masquerade için bu iki olguyu birleştirmişti zamanında. Karakterin bir sınıf yerine, kendi kendine geliştirebileceği güç ve özellikleri; ırkı yerine ise “klanı” vardı, yani karakterin kanının ait olduğu, belirli zayıflık ve özelliklerinin bulunduğu bir ailesi… Bu yazı Caine ve klanların yaratımı / ortaya çıkışı olayı ile ilgilenecektir. Bu yazıda klanlara ve “kan çizgilerine” bakacaktık ama fikrimi değiştirdim. Yazının sonsuza yakın uzunluğundan dolayı onu iki parçaya bölmeye karar verdim. “Klanlar ve Kan Çizgileri” bir sonraki yazımız olacaktır. “Klan” lafını anlıyor olabilirsiniz ama “Kan Çizgisi” biraz yabancı gelen bir terim olabilir. Kısaca anlatmadan önce, ilk vampir ve katil Caine’e ve Caine’den çıkan aile ağacına şöyle bir bakalım: 1. Kuşak: Caine. [Diğer isimleri ile: Khayyin, Kain, Cain, Kaine, Kabil, Hayyim, Caen vs.] 2. Kuşak, üç tane: Arif Enoch, Güzel Zillah ve Yüce Irad. Zillah kadınken, diğer ikili erkek ve Enoch Caine’in ilk Evladı. Ayrıca Caine ve 3 Evladının kurduğu efsanevi İlk Şehir’in adıda Enoch ve şehirde kullanılan dilin adıda “Enochian.” Enoch Caine icin çok önemli çünkü Tanrı’nın “Senden başka olmayacak, çünkü seni sonsuz yalnızlık ile cezalandırıyorum.” lafına önem vermemesinin nedenidir ölümlü Enoch… İlk göz ağrısının yeri her zaman apayrıdır. 3. Kuşak: Şimdi burada işler karışıyor. Mitler 3. Kuşakları, yani Caine’in torunları Antediluvian’lari, 3 veya 4 gruba ayırıyor ve onların toplam sayılarını hep değişik veriyor. Önce ismen [bilinenleri ile] bir tanışalım, ondan hemen sonra mitlere bakarız. Sırasıyla Antediluvian’ların bilinen isimleri şöyle: [önemli not: Bu isimlerden çok çok azı kesin olarak kanıtlanmış doğrulardır, çünkü bahsettigimiz yaratıklar bilinen insanlık tarihinden daha yaşlılar vede tabii ki o zamanki diller ile şimdiki diller arasında devasa farklar var.] Brujah klanı: Brujah ve garip bir ilişki ile Troile. Klanlardan bahsederken anlatacagım. Brujah erkek, Troile kadın. Lasombra: Lucian, Lasombra. Cinsiyeti belli değil. Hem erkek hemde kadın olarak mitlerde yer aldığı biliniyor. Assamite: Haqim, Hassan, Assam [en çok bilineni kullanılanı Haqim.] Erkek olduğu biliniyor. Tzimisce: Mekhet, veya genel bilinen adı ile The Eldest [En Yaşlı]. Erkek olduğu biliniyor, ama bu yaratık için cinsiyet çokta kısıtlayıcı ve gerekli bir kavram değildir. Setites: Set, Suketh [bu neredeyse kesin.] Erkek olduğu sanılıyor ve Setit’ler onu her zaman erkek olarak kabul etmişlerdir. Malkavian: Malkav [bu neredeyse kesin.] Erkek olduğu sanılıyor. Ventrue: Verddartha veya Nergal. Kadın olma ihtimali daha yüksek. Gangrel: Ennoia. Kadin olduğu biliniyor. Ravnos: Ravana, Dannae, Ravnos veya Raksha [Hindu mitosunda şekil değistiren cin/zebani/kötü ruhlara verilen genel isim.] Erkek olma ihtimali daha yüksek. En son savaşında erkeke olarak tanımlanıyor, fakat önceki mitlerde çingenelere kadın olarak göründüğüde olmuştur. Fazlasıyla güçlü yanıltma kabiliyetleri ile bu bilgiden asla emin olamayız zaten. Salubri: Saulot [bu kesin.] Erkek olduğu biliniyor. Cappadocian: İlk adı muhtemelen Ashur. Daha sonra adını [Kapadokya’ya yerleşince] Cappadocius olarak değiştiriyor. Erkek olduğu biliniyor. Toreador: Arikel, Ishtar [Arikel daha çok bilinen ve kabul gören adı.] Kadın olduğu kabul ediliyor. Nosferatu: Nosferat, Absimilliard [ikincisi kesin bilgi sayılır.] Erkek olma ihtimali daha yüksek, Ayrıca opsiyonel kural [yani başka bir WW miti] olarak Absimilliard Nictuku kan çizgisini kurmuştur. Bilinen Nosferatu Klanı, Absimilliard’ın evladı Baba Yaga tarafindan kurulmuştur. Baba Yaga kadındır. Kan çizgileri kısmında olayı irdeleyeceğim. Bunlar klasik 13 Antediluvian, yani 2. Kuşak’in kucakladığı ve vampire çevirdikleri. Ayrıca iki tane daha klan var ki bu ikili diğerlerine göre çok yeniler ama yinede Kainit toplumuna kabul edildiler. Bunlar : Tremere: Tremere. İlk adı bilinmiyor ama birkaç yerde Marcus veya Erik olduğunu duydum, bu konuda kesin bilgi yok. Saulot’un kanını emerek Antediluvian yani 3. Kuşak olmuştur. Erkek olduğu biliniyor. Giovanni: Augustus Giovanni. Cappadocius’un kanını emerek 3. Kuşak’a yükselmiştir. Erkek olduğu biliniyor. Sırada Yaratim mitleri var. İlk Mit diğer mitlerde yardım eden ve ona kanın güçlerini öğreten [veya Caine’in içindeki lanetli gücü ortaya çıkartan, veya ortaya çıkmasına yardımcı olan] Lilith’i [Adem’in ilk karısı] 2. Kuşak bir vampir olarak ortaya çıkartıyor, her ne kadar bu konuda çokta somut kanıt olmasada. Ben şahsen bu miti biraz “havada” buluyorum. Buna göre, Enoch, “Seer” yani “Kahin” olanları kucakladı: Arikel, Malkav ve Saulot. Bu üçündede Auspex yani “Görüş” disiplini var. Zillah “Hunter” yani “Avcı” grubunu kucakladı: Nosferat, Suketh ve Haqim. Bunlarin hepsinde “Obfuscate” yani “Gizlenme” gücü var. Irad ise “Philosopher King” yani “Filozof Kral” çizgisinde Brujah, Ashur, Lasombra ve Veddartha’yi secti. Bunların pekte ortak sayilmayan disiplinleri ise “Presence” yani “Varlik” ve “Potence,” yani “Kudret.” Lilith ise “Shifter” yani “Değişkenleri” kucakladı. Ravnos, Ennoia ve Mekhet. Bunların ortak gücü ise “Animalism” yani “Hayvanizm” Bence bu mitin açıkları çok: Birincisi Irad’in kucakladıklarının ortak özelliği biraz açık kapı bırakıyor. Ayrıca Güzeller Güzeli Zillah’in neden “Avcılar” gibi alakasız bir olaya girdiği belli değil. İkinci mit ise White Wolf’un biraz daha basit ve kesin gerçeklere oturttuğu mit. Benim favorimde bu mit ayrıca. Bu mitte sadece Caine ve ilk üç Evladı var. Lilith veya onun gibi dış etkenler [the Crone veya Nod’un Kral ve Kraliçesi gibi] bu mitte yer almıyor. Bu mite göre Yüce Irad savaşçıları ve avcıları, yani Nosferat, Ennoia, Tzimisce ve muhtemelen Ventrue ile Assam’i, Güzel Zillah, sanatçıları ve güzel olanları, yani Arikel, Malkav ve Ravana’yı, [ve belkide Nosferat’ı] Arif Enoch ise filozofları ve kralları, yani Brujah, Lucian, Saulot, Cappadocius, [belkide Assam’ı] ve Set’i yaratıyor. Bu mitin yinede açıklari var: Mesela Nosferat cok güzel bir insanmış ve genelde Zillah tarafindan kucaklandığı söylenir. Ventrue savaşçılık ile krallık arası bir yerdedir ve Assam ise genelde bir filozof olarak anılır ama bazı sahnelerde bir katil olarak gösterildiği icin savaşçıların arasında sayılması doğal gibi gelebilir. Yinede WW tarafından üzerinde en çok çalışılan ve kabul edilen mit budur. Üçüncü mit ise biraz daha karışık: Bu mitte Kaen’in 6 tane 2. Kuşak Evladı var. Bence biraz fazla atmasyon, çünkü Tufan gelip İlk Şehri yok ettikten sonra Kabil yaptıklarından pişmanlık duyuyor ve yaratımlarını terk ediyor. Zaten Tufan’dan öncede Kain 13 torununun ölümlülere davranışlarından fazlasıyla rahatsız oluyor ve onları birer birer lanetliyor [bu olay belli klan “zayıflıkları” olarak modern çağlara kadar hala sürmekte.] Tabii ki mitler bu kadarla bitmiyor. WW – tipik kendi tarzında – bu konuda kesin bilgi vermiyor ve ST’ler ile gizemi ve bulmacaları seven WW’cular bu konuda konuşmaya ve tartışmaya devam ediyorlar. Bence Book of Nod, Erciyes Fragments ve Revelations of the Dark Mother’ı alın, bu sırayla okuyun ve neyin ne olduğu kafanızda tam olarak yerleşsin ve kendi Yaratım teorinizi oluşturun. Sonuç olarak bu dünyada herşey ST’in seçimi ve kararı. Şimdi, her klanın ve Antediluvian’ın neden lanetlendiğini, ve niçin özellikle o belirli şekilde lanetlendiğine bakalım. Toreador: Ishtar… Güzelliğine rakip olabilecek herhangi bir şeyi yoketmek için her şeyi yapabilecek olan ahlaksız kraliçe Ishtar, zevklerinin kölesi olduğu icin Caine onu güzelliklere köle olacak şekilde lanetledi. Efsaneye göre Ishtar bir gün çok genç ve güzel bir erkekle karşılaşır [Bazı mitlerde bu erkek Nosferat idir]. Onu birkaç ay boyunca izleyip, kendi sevgililerinden biri yapmayı planlarken, Güzel Zillah’inda aynı adamı istediğini öğrenir. Kendini kaybeden Ishtar ve rekabeti hiçbir şekilde çekemeyen Arikel, adamı, ailesini ve yaşadığı köyü yokeder. Bunu gören Zillah Caine’i bundan haberdar eder. Bruyah: (Brujah) Düşünme ve tartışma gücü yüksek olan filozof Brujah’nın siniride güçlüydü. Her ne kadar arif bir bilge olsada, en basit içgüdülerden sinire ve nefrete yenik düşerek kendini kaybetmeye meyilli olduğu için Caine onun sinirini kontrol etmesini dahada zorlaştırarak lanetledi. Brujah Kabil’in tahtının sağ tarafında, Ventrue sol tarafında, Saulot ise önünde dururlardı her zaman. Bir gün, felsefe konusunda Ventrue ile Brujah bir çıkmaza girerler ve hangisinin haklı olduğunu anlamak için Baba Caine’e sorarlar. O ise en genç ve en sevdiği Evladı olan Saulot’a gidip ona sormalarını söyler. Saulot’a giderler ve Saulot Ventrue’nun tarafını tutar. Brujah kendini kaybeder ve Saulot’un odasında onlarla bulunan Saulot’nun ölümlü Uşaklarından biri ile Ventrue’nun Evlatlarından birini öldürür. Ölümlülere anlatılmaz bir bağ ile bağlı ve sadık olan Caine bunu cezasız bırakmaz. Ravnos: İkinci Kuşak ile Üçüncü Kuşak savaşırken olana bitene uzak ve ilgisiz olan, herhangi bir taraf seçmektense kendi gücünü ve mülkünü arttıran Antediluvian’ı Caine, ahlaksızlıkların çekiciliği ile lanetledi. Ravana Irad’in en çok değer verdiği okları ile yayını çalıp ava gider. Bunu öğrenen Irad ondan oklarını ve yayını geri ister ama Ravana ona yalan söyleyerek “ay canavarlarının” yayını kırdığını söyler. Bunun üzerine Savaşcı Irad gece ava çıkar ve kurt şeklindeki Ennoia’yi bir Kurtadam sanır ve onu yaralar, ama onun Gaia’nın çocuklarından biri olmadığını görünce onu öldürmez. Ravana’yı zaten fazla sevemeyen Ennoia ona Ravnos’un yalanını kanıtlar. Irad Ravana’dan öc almak yerine, bunu Baba Kaen’e söyler. Gangrel: Düşmanlarını yoketmek için [masum] hayvanları kullanan Ennoia, Caine tarafından bu yuzden zamanla hayvana dönüşmekle lanetlenir. Gangrel, her kontrolünü kaybettiğinde, bir hayvanın fiziksel bir özelliğini alır. Irad’in yayı olayından dolayı Ennoia Ravana’ya kin beslemeye başlar ve yıllar boyunca emri altındaki hayvanları Ravana’ya ve onun çocuklarına saldırtarak birçok hayvan neslinin tükenmesine sebep olur. Caine, Tanrı tarafından lanetlenmiş Caine, bunu hiç mi hiç beğenmez ve onu sorumsuzluğundan dolayı lanetler… Nosferatu: Bu biraz uzun: Zillah güzel, güzel olduğu kadarda becerikli, bir avcıya göz koyar. Ona sahip olur ve beraber yaşamaya başlarlar. Fakat güzel olan avcı insancıl ve ahlak sahibi değildir; kendi Evlatlarını, İkinci Kuşağı ve kardeşlerini küçümser, onları beğenmez ve sadistik zevkleri için kullanabildiği ölümlülere ve Evlatlarına acımaz. Caine onun yüzünü ruhunun halini yansıtmak ile lanetler. Bu olayın birkaç versiyonu var: Zillah Absimilliard’ı kucaklarken onun yüzünü yaralar ve Absimilliard sonsuza kadar çirkin kalacağı için Efendisinden nefret eder; onu ve kardeşlerini [yani 2. Kuşak’ı] yok etmek için planlar yapar. Caine birgün Enoch’u terkedince, Absimilliard 12 kardeşine gider ve onlara 2. Kuşak Efendilerinin onları yoketmeyi planladığını söyler. Bunun üzerine Antediluvian’lar 2. Kuşak’a saldırıp onları yok ederler. Caine geri döndüğünde kendi Evlatlarını ölü bulunca bunun sorumlusunu arar ve Nosferat’i sonsuza kadar çirkinliğinden dolayı karanlıklarda yaşamak ile lanetler. Setitler: Set [veya Suketh] Caine’in Tanrısı Yaradan’ı reddeder ve kendini ölümlülere [tabii ki Caine’in huzurunda değil] Karanlıklar Tanrısı olarak sunar. Caine bunu öğrenince, onu Tanrı’nın ışığı ile lanetler ve sonsuza kadar karanlıklarda gezinmeye ve her türlü ışıktan sakınmaya lanetler. Kapadokyalı’lar: (Cappadocian) Ashur ölümü ve ölümün ötesini araştırmaya saplantılıdır. Caine, asla ölmeyecek olmakla lanetlenmiş kardeş katili Kain, onun bu saplantısınından oldukça rahatsız olur ve hatta tiksinir. Fakat Ashur’un, gerçekte yasak bilgilerin peşinde koşmaktan başka hiç bir günah işlemediğini bilen Caine, onu “ölümün yüzünü taşımakla” lanetler ki asla aradığı yoldan dönmesin. Ventru: (Ventrue) Veddartha, Lucian ve Suketh gibi gururun esiri değildir ama yinede kendi izlediği bir kodu vardır. Her ne kadar kibirli olsada asla Lucian gibi kinci ve Suketh gibi kendini egosunda kaybetmiş değildir. Sadece “biraz seçicidir” ve Caine onu [İkinci Kuşak’a saldıranlar arasında ilklerden olduğu icin lanetler] sonsuza dek sadece beğendiği kandan içmeye lanetler. Lasombra: Caine sonsuza kadar gecenin içinde yaşamaya mahkum edildiği için karanlığı ve gölgeleri sevmez. Güneşin ışığını ve bu ışığın yaydığı huzru özler. Lucian, kibirli ve kinci Lucian, ise düşmanlarını yoketmek için karanlıkarın ve gölgelerin özünü kullanmayı sever. Bunu öğrendiğinde Kain onun ruhunu kendi karanlığı ile gölgeler ki onu gören [hatta göremeyen] herkes onun ne olduğunu bilsin. Bir başka efsane de şöyle der: Lucian kendi evindeki en güzel yaratım olduğunu düşündüğü ve kendine rakip istemediği için bütün hizmetkarlarına maske taktırır. Bazı hizmetkarlarının onun yokluğunda maskelerini çıkardığını ve “aynaların yansımalarını işgal ettikleri” için Lucian bu maskeleri hizmetkarlarının yüzlerine sıcak balmumu ile yapıştırtır. Bunu öğrenen Veddartha [her zaman bir gözü ikizinin üzerindedir] Caine’e bu olayı haber verir ve Kain Lucian’ı yansımasını bir daha görememekle hatta kimsenin onun yansımasını görmemesi ile lanetler. Zimitsi: (Tzimisce) Ölümlü Mekhet’i seçen 2. Kuşak Efendi, onu kucaklayacağı gece ona görünür. Ona güçlerinden, neden onu seçtiğinden ve ona neler bahşedeceğinden bahseder. Ama karşılık olarak ondan en çok değer verdiği şeyi kurban olarak ister. Mekhet bir an bile düşünmeden ve pişmanlık hissetmeden ona kardeşini verir. Caine Mekhet’in bu insaniyetsizliğini öğrenince onu kendi toprağından ve yurdundan hiç bir yerde huzur bulmamakla lanetler. Bu mitin bazı varyasyonlarında söz konusu kardeş Suketh veya Saulot’dur ve yine aynı Efendi onuda kucaklar. Assamit’ler: (Assamite) Haqim, bilge ve saygı duyulan bir hakimdir ve Kainitleri düzende ve doğru yolda tutmak icin seçilmiştir. Fakat dönüşümünden birkaç yüzyıl sonra canı sıkılmaya ve ruhu bir boşluktan dolayı yokolmaya başlar. Bir gün bir Kabilit’in cezasına karar verirken, ona saldırır ve onu öldürür. Assam ruhundaki bu boşluğun cinayet işledikten sonraki zevk ile dolduğunu görünce kendisini kaybeder ve amacından sapar, ta ki Caine onu işlediği cinayetlerin tadına müptela olmakla lanetleyene kadar. Dersini alan Haqim yıkılmış İkinci Şehri terkeder… Malkavyan: (Malkavian) Malkav, [bazi mitlerde Set’in ve Saulot’un kardeşi Malkav] geleceği ve geçmisi görebilen Kahin Malkav, bir gün zihnini tüm dünyanın birleşik bilincine açmaya kalkışır ve aklı Dünya [ve belkide ötesi] üzerindeki bilgi ve duygular tarafından tecavüze uğrar. Deliren Malkav bu [istese kontrol edebilecegi] deliliğini bahane ederek her türlü sapkınlığı yapar. Olayın gerçek yüzünü anlayan Kayyin, Malkav’ı ve onun tüm Evlatlarını sonsuza kadar deli kalmakla lanetler. Bu mitin iki başka şekli daha vardır: İlkinde, Malkav, 12 diğer Antediluvian ile İkinci Kuşak’a saldırdıktan sonra, sonsuz bilgi için onlardan birinin kanını emmeye calışır ama 2. Kuşak’in kanı onun için bile fazla güçlü ve “doludur.” Malkav işini bitiremeden kendini kaybeder ve vücudunda acı dolu ve cığlık cığlığa gezinen kan onu delirtir. İkincisinde ise Malkav, Kaine’in şahsi Uşağı Jamal’e saldırır. Jamal Caine’in Uşağı olduğundan, damarlarında Khayyin’in lanetli ve muhteşem güçlü kanı gezmektedir ve Malkav, bir şekilde Kain’in kanına sahip olmak istediği için ve Caine’in kendisine saldırmayacak kadarda zeki olduğundan, Jamal’a saldırır. Bunun sonucunda, ya Jamal’ın kanını azda olsa emebilmiştir, ya da bunda başarılı olamamış ve yakalanmıştır ama sonucunda Kain onu delilik ile lanetlemiştir. Salubri: Kain, ahlaksız torunlarını lanetlemeyi bitirmemiştir ve odadaki tüm gözler son kalan Masum Saulot’a döner. Kaine, en sevdiği torununa bakar ve “Sadece sen gerçeğin yolunu izlemeyi seçtin. Ve sadece sen cocuklarımıza Rafael’in kurtuluş yolunu gösterebilecek metanet ve bilgeliğe sahipsin. Tum ışıklar öldüğünde sen torunlarımıza ve onların torunlarına yol gösteren bir ışık olacaksın. O yüzden seni lanetlemiyorum Saulot, aksine seni gören her lanetli seni olduğun gibi tanısın!” İkinci Kuşak ile Antediluvian’ların savaşı bittiğinde [Saulot savaşa tabii ki katılmamış ve aksine onları durdurmaya çalışmıştır] Doğu’ya giden Kaine’i izler Saulot. Çok daha sonra Eski Topraklar’a geri dönünce alnında üçüncü bir göz vardir. Lanet mi yoksa Caine’in “Seni gören her lanetli seni olduğun gibi tanısın.” lafının görünüşüne yansıması mı bu göz, yoksa Uzak Doğu’da [veya Golconda’da?] bulduğu ve onu ne şekilde değiştirdiği bilinmeyen bir güç mü?   Bu yazıyı burada bitirmeden önce, son bir pasaj ile hangi Antediluvian’ın hangi olgu / kavram ile eşleştirildiğine [Kaine ve/veya 2. Kuşak Efendileri tarafından] bakalım. Krallık ve Asalet Klanı = Ventrue Hayvan [içimizdeki ve çevremizdeki] ve Doğallığın Klanı = Gangrel Ay’ın Klanı = Malkavian Gül’ün Klanı = Toreador Gizliliğin ve Saklının Klanı = Nosferatu Gezgin ve Göçebe Klan = Ravnos Gecenin Klanı = Lasombra Şekil Verenler Klanı = Tzimisce Yılan’ın Klanı = Setitler Ölümün Klanı = Cappadocianlar Avın Klanı = Assamite İyileştiren Klan = Salubri Ve Arif Klan = Brujah Vampirler, karmaşık karakterlerdir, ve insan gibi ahlaki limitleri ve düşünceleri yoktur. Vampirlerin babası ve torunları dahada karmaşık yaratıklardır – düzenli dinlerin bile henüz olmadığı bir dünyanın sahiplerinden bahsediyoruz – ve aralarında kavgalar ederler, birbirlerine ihanet ederler, ve birbirlerinin güçlerine göz koyarlar. Zaten, Maskeli Balo’da zamanımız vampirlerinin Dünya’yı ele geçirmelerine ve/veya onun sorgusuz hükümdarları olmalarını engelleyen en önemli unsur aralarındaki “kan” davalarıdır. Ayrıca vampirler, en basitinden, insanın üzerinde yaratıklardır ve içlerindeki canavar ile savaşmaya [veya ona hükmetmeye, veya, tamamen onun kontrolü altına girmeye] çalışan, insani yönleri ile üstün hayvani yönleri çakışan, ve de her an kulaklarına fısıldayan içlerindeki İblis’e karşı koymaya çalışan, lanetli ve kan emen yaratıklardır. Karanlıklar Dünyası’nın vampirleri Anne Rice’ın romantik, insancıl ve karizmatik yaratımları değillerdir, aksine, insanların olabileceğinden bile zalim, duygusuz, insanları koyun gibi gören, entrikalara meraklı, ve güç peşinde koşan ölümsüz avcılardır. En büyük tahriğide asla ve asla unutmayın: Güç, sizden yaşça veya Kuşakça büyük bir vampirin damarlarında akıyordur… Ve de çoğunuzun hoşuna gitmeyecek son söz: Duyduğun herşeye inanma. Antediluvianlar’ın lanetlenme hikayelerini ilk ve son basım Klan kitaplarından, bir kısmını ise kendi kafamdan yazdım [hayal gücüm ve İnternet’te yıllardır gezen düzgün teoriler ile “ofis” dedikoduları bu kısmı oluşturuyor], ve unutmayın, bu sitede direk kitaplardan çeviri yapmak yerine, bilgi verip yorum yapmayı tercih ediyoruz. İstediğinizi istediğiniz gibi kabul etmek sizin elinizde. Ayrıca şunları belirtmek gerekir ki bu konuda [Caine ve Çocukları] asla kesin bilgilerin ve stat’ların olduğu bir kitap yayınlanmayacak, en azından Gehenna yani Son Gece gelene kadar. İkincisi bazı efsaneler daha birçok Üçüncü Kuşak’ın olduğuna dikkat çeker ve çoğunun Antediluvian’ların kendi aralarındaki kavgalarda veya 2. Kuşak ile olan savaşta öldüğünü söyler. Burası da havada kalan “gizemli” bilgi, o yüzden yine seçim ST’nin. Son söze ek olarak, şunu belirtmek isterim: Bu konu hakkında detaylı, gizemli, milyonlarca sorulu, ve az sayıda cevaplı bilgiye ulaşmak isterseniz, okumanız gereken kitaplar şunlardır: Book of Nod, The Erciyes Fragments ve Revelations of the Dark Mother. Ayrıca her klan kitabında ve ana kitapların klanlar ve kan çizgileri ile alakalı olan kısımlarında bilgiler mevcuttur.   Yazan: Onur “Scorpion Shard” Karaağaçlı

Devamını Oku »

Vampire: Camarilla, Sabbat ve Inconnu

  The Camarilla, The Sabbat ve The Inconnu World of Darkness – Vampire’da üç ana order bulunmaktadır. Bunlar The Camarilla, The Sabbat ve The Inconnu. Şimdi bunların yapısına ve birbirleri arasındaki ilişkilere girelim. The Camarilla Camarilla üyeleri için her şey ya siyahtır ya da beyaz. Bütün canlıların onların bünyesinde olduklarını ve hayatın çok değerli bir olgu olduğunu kabullenirler. Kurallarına son derece bağlıdırlar. Kurallara uymayan üyeler topluluktan çıkarılır veya ölümü ya da Sabbat’a katılmayı seçmek zorunda kalırlar.Ama genellikle Sabbat’a geçemeden öldürülürler. Camarilla vampirleri için 6 tane değişmez kural vardır.Bunlara Legendary Six Traditions of Caine derler ve her Camarilla üyesi bunlara uymak, bunları korumak ve bunları tamamıyla benimsemek zorundadır.Bunlar; The First Traditions: The Masquarede: Kanını asla doğada yaşayanlara bahşetmemelisin.Ta ki onlardan biri senden bunu isteyinceye kadar.Yeni bir vampirin doğumu ancak onun isteğiyle olabilir. The Second Traditions: The Domain: Kendine ait bir bölgen vardır. Bu bölgenin tüm sorumlulukları sana aittir. Senin dışında bir kişi senden izin almadan bu bölgeye giremez ve sana karşı gelemez. Bölgen dışında avlanamazsın ve kanını içtiğin hiçbir canlıyı öldürmemelisin. Onsekiz yaşından küçüklerle beslenemezsin. The Third Traditions: The Progency: Senin hayatından ve senin çocuklarının hayatından senin klanının elderları sorumludurlar.Eğer sana ya da çocuklarının başına bir şey gelirse Elder’ların cezasını verecektir. The Fourth Traditions: The Accounting: Kanını bahşettiğin her canlı senin çocuğundur.Onların hareketleri ve davranışlarından tamamen sen sorumlusun ve onlara emretme yetkisine sahipsin. Sana saygı duymak zorundadırlar. The Fifth Traditions: The Hospitality: Bölgen dışındaki bir yere gittiğinde oranın konsülündeki en yüksek rütbeli ya da en yaşlısına kendini tanıtman ve sunman gereklidir.Bulunduğun sürece onun emrinde olmak zorundasın. The Sixth Traditions: The Destruction: Senin türünden birini öldürmen, saldırman kesinlikle yasaklanmıştır.Bunun olabilmesi için sadece yaşlıların onayı ya da emri gereklidir.Kan avı başlatılmadan bir vampir öldürülemez. Camarilla Six Tradition’ın korunması ve kendi içerisinde bir hiyerarşi oluşturabilmek için bürokratik bir sistem yaratmıştır.Bu sistemi şöyle inceleriz; The Prince ( Prens) Camarilla’nın elinde tuttuğu bölgelerdeki en üst rütbedeki kişidir.Çok güçlü bir vampir olması gerekmektedir ve genellikle Ventrue veya Toreador klanına mensuplardan olur.Brujah, Nosferatu veya Malkavian prensler hiç görülmemiştir. Prens gücünü yönetmek, yargılamak ve yeni alanları ele geçirmek için kullanabilir. Diğer vampirlerin yaşam alanlarını belirler. Elysium (Tarafsız Kutsal Alanlar) ‘ları ele geçirme hakkına sahiptir.Six Tradition’ı tanımayan ya da ihlal edenler için kan avı başlatma yetkisine sahiptir.Genellikle bir şehrin kontrolünden sorumludurlar.Örn: Prince of Paris, Prince of Athena gibi.Ama bazen de büyük bir coğrafi bölgeninde sorunlusu olabilirler.Prince of Siberia gibi. The Primogen (Konsül) Prens daima yönetimi ve kararlarında önemli klanların Elder’larında oluşan bu konsüle başvurmaktadır.Konsül prensin kararlarında Camarilla’nın çıkarlarına ya da kurallarına karşı bir düşmanlık veya girişim olduğunu bulurlarsa onu öldürme hakkına sahiptir. The Elders ( Yaşlılar) Bu vampirler 300 yaşından büyük olup bir çok özel güç ve yeteneklerini geliştirmişlerdir.Genellikle yaşadıkları bölgedeki klanların liderleri, prensi ya da konsülün bir üyesi olmaktadırlar.Kendi klanındaki tüm diğer vampirler onun emri altındadır ve onları yargılama hakkına sahiptirler.Ayrıca dünya üzerinde Justicar denilen yargıçlar vardır.Bunlar çok yaşlı olup Antedulivian’ların torunları veya çocuklarıdır.Tüm vampirleri yargılama ve cezalandırma yetkilerine sahiptirler. The Ancillae Bu vampirler 100 ile 300 yıl yaşında olanlardır.Bunlar genellikle Elder’lık eğitimi almaya başlamış klanlarında yetkileri olan vampirlerdir.Elder’ların danışmanlığı görevleri vardır. The Neonates Bunlar yeni doğmuş vampirlerdir.En fazla 80-100 yaşında olabilirler.Elder’ların ve yaratıcılarına bağlıdırlar.Güçleri ve yetenekleri henüz en alt seviyede olduğu için basit görevlerle tecrübe kazanmaları ve bilgilerini arttırmaları beklenir. The Sabbat Sabbat, vampirlerin insanlık için bir tanrı olarak gönderildiğini benimser.İnsanlar onlar için sadece açlık gidermek için gerekli basit ve zayıf canlılardır.Camarilla gibi kuralları yoktur ve anarşiyi benimserler.Camarilla’nın baş düşmanlarıdırlar. Lasombra klanı en güçlü ve itibarlı klanıdır.Genellikle bütün yüksek görevlerde bu klan yer almaktadır. Sabbat’ın benimsediği ve iddia ettiği bazı önemli savlar; *Anarşi Sabbat’ın bünyesinde yer alan ve ajan olarak düşmanlarına karşı kullandığı bir girişimdir. *Sabbat Caine tarafından yaratılmıştır.Camarilla Antediluvian’lar tarafından yaratılmıştır. *Diablerie ( Bir vampirin kanının kurutulması) Sabbat için bir gerçektir.Camarilla’nın bütün kanının yok edilmesi gerekir. *Bazı güçlü Sabbat vampirleri bilinen eski bir ritüelle birkaç saatliğine rahatça gün ışığında yürüyebilmektedirler. *Hiçbir Sabbat vampiri Sabbat dışında bir vampirin kanına sahip değildir.Sabbat olabilmek için bir yeniden doğuş ritüeli vardır.Bu ritüelde sadece Sabbat vampirlerin kanı kullanılır. * Sabbat kan bağı açısından Tremere klanına benzemektedir.Sabbat olabilmek için Elder’ların kanı gereklidir. *Sabbat vampirleri için her şeyden önce birlik gelir.Klanları ondan sonra gelir. *Sabbat ritüellerinden birisi ateşte yürümektir ve bazı Sabbat vampirlerinin alevlere karşı bağışıklığı vardır. *Assamite klanı Sabbat içinde yer alır ve Elder’lar için assasination ( kiralık katillik ) yaparlar. *The Black Hand Sabbat’ın diğer adıdır. *Sabbat, bünyesine yeni katılan bir vampiri bir asker olarak yetiştirmektedir.Kehanette sözü edilen Antediluvian’ların uyandığında onlara ve Camarilla’ya karşı duracak tek birliğin onlar olduğunu söylemektedirler.Kehanet yerine gelinceye kadar tek görevleri Camarilla Elderları’nı ve Methuselashları yok etmektir. Methuselash: Bir insana en korkunç canlı ne diye sorduğumuzda genellikle aslan, kaplan ,nil timsahı ya da büyük beyaz köpekbalığı gibi cevaplar alırız.Ama bir vampire sorduğumuzda cevabı Methuselash’dır.Bunlar yaşlı vampirler olup sadece milenyum başlarında uyanırlar.Kalan zaman boyunca uyku halindedirler.Çoğu vampir bunların hikaye olduğunu inansa da The Sabbat inanır çünkü karşılaşmıştır.Bazıları bunların Antediluvian’ların sadık çocukları olduğuna inanırlar ve en az onlar kadar güçlü olduklarını bilirler. Sabbat Darwin’in teorisini benimsemektedir.Bütün yeni Sabbat vampirleri çok güçlü, mantıklı ve zeki olmak zorundadırlar.Onlar Caine’nin gerçek çocuklarıdır ve zamanı geldiğinde Camarilla’yı ortadan kaldıracaklardır.Bütün Sabbat’lar kanlarıyla birbirine bağlıdırlar ve hepsi tamamen fanatik olarak Sabbat birliğine bağlıdır. Sabbat için Sabbat olmayanlar hiç önemli değildir.Bunlar ister vampir, ister ölümsüz ,ister ölümlü ne olursa olsun birlikle bir ilişkisi olamaz.Sadece ve sadece birliğin çıkarlarına yardımı olacak kısıtlı ve az sayıda bağlantıları olabilir. Sabbat klanlarının başında Lasombra ve Tzimisce gelir. Bunların dışında Assamite, Brujah, Gangrel Malkavian, Toreador, Tremere ve Ventrue ‘de Sabbat bünyesinde yer almaktadır. Sabbat Seviyeleri Camarilla’dan farklı olarak Sabbat’ta bir seviye ve pozisyon sistemi yoktur.Lider vardır ama lider kural koyucu ya da koruyucu değildir. Regent: Sabbat içindeki en üst rütbedir.Caine geri dönünceye kadar Caine’nin çocuklarını gözetme ve koruma görevindedir. Bir otoritesi yoktur ancak konuşmaları genellikle yaptırım kabul edilir. Sabbat tarihinde dört tane olmuştur. Üçü Lasombra biri Tzimisce olmuştur. *Barış yapmak, bozmak ve savaş ilan etme yetkisi vardır. *Her hangi birine ölümsüzlüğü verme ya da alma hakkına sahiptir. *Inner Circle’ın bir üyesidir ve tam oy yetkisine sahiptir. Cardinals: Regent’ların asistanlarıdır.Büyük coğrafi bölgelerin yöneticileridir.Sabbat için yaptıkları her harekette Regent’lara hesap vermek ve Prisci ‘lere danışmak zorundadırlar.Yönettikleri alandaki bütün Sabbat etkinliklerini yönetmek,planlamak ve iptal etme yetkisine sahiptirler.Bilinen 13 Cardinal vardır ve bunların hiç biri klan mensubu değildir. *Regent’’ın danışmanıdır. *Arch-Bishop ve Bishop ‘ların kontrolünde olmayan birden fazla klanın yönetimini üstlenebilirler. *Barış yapmak, bozmak ve savaş ilan etme yetkisi vardır. *Her hangi birine ölümsüzlüğü verme ya da alma hakkına sahiptir. *Inner Circle’ın bir üyesidir ve tam oy yetkisine sahiptir. Prisci: Cardinal’lerden sonra gelen güçtür.Regent’lerin yönetim elemanlarıdır.Camarilla şehirlerindeki Primogen konsüle benzeyen görevleri vardır.Cardinal’lere rapor vermek zorundadırlar ama direkt olarak Regent’a bağlıdırlar.Çoğunluğu Elder’lardan ya da güçlü Ancillae’lardan oluşur.13 kişidirler ve her klandan bir seçilmişten oluşurlar. *Cardinal ve Regent’a danışmanlık yaparlar. *Barış yapmak, bozmak ve savaş ilan etme yetkisi vardır. *Her hangi birine ölümsüzlük veremezler ama alma hakkına sahiptir. *Inner Circle’ın bir üyesidir ve tam oy yetkisine sahiptir. Arch-Bishop: Cardinal’lerin yardımcılarıdırlar.Camarilla’daki Prince’in yetkilerine benzer yetkilere sahiptirler.Küçük şehir ya da bölgeleri yönetirler.Bu rütbeye gelmelerine onayı Cardinal’ler verir. *Bir klanın bütün olaylarıyla ilgilenirler ve onu yönetirler. *Cardinal’e danışmanlık yaparlar. *Klanın üyelerini yargılama hakkına sahiptirler. *Her hangi birine ölümsüzlüğü verme hakkına sahiptirler ama alma yetkileri yoktur. Bishop: Arch-Bishop’un bir alt seviyesidir.Şehirdeki bölgelerin kontrolleriyle ilgilenirler. *Arch-Bishop’un danışmanlığını yaparlar. *Arch-Bishop’un klan işlerine asistanlık yaparlar. *Barış yapmak, bozmak ve savaş ilan etme yetkisi vardır. *Her hangi birine ölümsüzlüğü verme ya da alma hakkına sahiptir. Priest: Bishop’ların alt seviyesidir.Sabbat’ın kurallarını,ritüellerini ve seremonilerinden sorumludurlar.Sabbat için önemli bir konuda direkt olarak Bishop, Arch-Bishop, Prisci, Cardinal ya da Regent’la özel görüşme yetkisi vardır. Paladin: Sabbat’ın koruyucularıdırlar.Black Hand’in korkusunu ve heybetini yaymakla ve hissettirmekle görevlidirler.Sabbat’ın bölge liderini ya da Regent’ı çağırma yetkisi vardır.Bishop’dan itibaren bütün üst rütbelerin en az bir Templar bodyguardı vardır.Regent ‘ta bu sayı 30 kişiye varır. Sabbat’ın kendisini ve üyelerini kontrol etmek ve yargılamak için oluşturduğu bir konsey vardır.Bu konsey Inner Circle üyelerinden ve Arch-Bishop’lardan oluşturulur.Üyelerinin en az Cardinal seviyesinde olmaları gerekmektedir.Sabbat kurallarını benimserler. The Inconnu Inconnu ise Ventrue , Lasombra ve Malkavian klanlarının Elder’larından ve gerçek Brujah klanına mensuplardan oluşmaktadır.Roma İmparatorluğu’nun parlak yıllarında gayet aktif olan bu topluluk ancak Cappadocian’ların yok edilmesiyle sessizliğe gömülmüşlerdir.Sabbat ve Camarilla ile hiçbir şekilde bağlantı kurmamışlardır. Herhangi bir vampirin Inconnu’ya katılımı söz konusu değildir.Ancak buna Inconnu karar verir ve haberini ulaştırır.Eğer Diablerie yoluyla Inconnu ‘dan bir vampir öldürüldüyse bunu yapan kişinin Inconnu’ya girmesinde bir sakınca yoktur.Ancak topluluk içinde kendisi hor görülür ve daima en alt rütbede bırakılır.Bütün üyelerinin en az 400 yaşında olması gerekmektedir.Merkezleri Hunedoara Castlle diye bilinen bir kaledir.Bilindiği kadarıyla Türk topraklarında bulunmaktadır. Tüm yönetimleri Council Of Twelve denilen bir konseye bağlıdır.Grubun bütün kararlarını bu konsey vermektedir. Konsey bir gözetici Tremere ve 11 diğer vampirden oluşmaktadır.Konsey üyeleri ölüm ya da istifa edinceye kadar görevlerinde kalırlar.Yeni üyelere pek sıcak bakılmaz ama konseyin oylarıyla ve mutlaka yaşlı olan bir vampir konseye katılabilir. Tıpkı konseyde olduğu gibi her şehirde bir tane gözetmenlik görevi olan bir vampir atanmıştır ve görevi her şeyi incelemek,izlemek ama asla müdahale etmemektir.Tüm raporlarını konseye vermektedir. Bilindiği kadarıyla bazı Methuselahlar topluluğa katılmak için büyük çabalar içine girmiş ama topluluk tarafsızlığını korumuş ve hiçbir şekilde ne Sabbat’a ne de Camarilla’ya karşı bir yakınlık göstermiştir. Topluluğun üyelerinin isimlerini ve yerlerini sadece ve sadece konsey bilmektedir.Bunları klanlara göre sınıflandırırsak; Tremere : Bu klanın hiçbir üyesi toplulukta yer almamaktadır.( Konseydeki gözetmen hariç.) Assamites : Sadece birkaç tanesi topluluk bünyesindedir.Bunların hepside en az 500 yaşındadır ve artık yaratık gözüyle bakılırlar. Brujah : Tarihte Chartage’nın yıkımından sorumlu tutulan bu klan her ne kadar halen tehdit unsuru olsa da bazı üyeleri topluluğa katılmıştır. Cappadocians : Bilindiği kadarıyla Giovanni’ler tarafından yok edilmişlerdir.Fakat Inconnu onlar için tam bir gizlenme yeridir. Followers Of Set: Birkaç tane yaşamayı başaran vampirde bilindiği kadarıyla Inconnu bünyesindedir. Gangrel : Vahşi hayata olan aşkları ve doğaya olan saygılarından dolayı büyük bir grubun üyeleridir. Gargoyles : Yaratılmış ilk gargoyle kesinlikle Inconnu bünyesindedir.Ancak düşük seviyeli hiçbir üye onu görmemiştir. Lasombra : Klanın kurucuları tarafından savunulan yıkımı kabul etmeyen bir çok vampir Inconnu bünyesine katılmıştır.Bunlara eski gardiyanlar da denmektedir. Malkavian : Bunlar sadece bilgeleri ve yetenekleri sayesinde Inconnu’ya kabul edilmişlerdir. Nosferatu : Inconnu onları resmen bağrına basmış ve mutlulukla kabul etmiştir. Toreador : Çok az bir kısmı Inconnu bünyesine kabul edilmişlerdir.Sadece sanatlarını politikalarına yardımı dokunabilecek olanlar bulunmaktadır. Tzimisce : Çok az bir payları vardır topluluk içinde.Çoğu Sabbat’taki yüksek rütbeler ve Sabbat görüşlerini benimsedikleri için tehlikelidirler. Ventrue : Güçlerini genellikle yönetmek için kullanmaları ve bürokrasiye önem vermeleri ile bilindikleri için nadiren Inconnu bünyesinde yer alırlar. Bilinen Inconnu üyeleri; Bartholemew : Nosferatu klanından 5. nesil bir vampirdir. Cassius : Giovanni klanından 5. nesil 1500 yaşında bir vampirdir.Bilindiği kadarıyla Hong Kong yakınlarına saklanmaktadır. Cret : Ventrue klanından ve Second City ‘de vampir olmuş Lamech kadar güçlü olduğu sanılan çok güçlü bir büyücüdür. Dondinni : 6. nesil bir vampirdir ve bilindiği kadarıyla Genoa ‘nın gözetmenidir. Elijah : 5. nesil bir Gangreldir. Guilliame : İsviçre Prensidir.Topluluktan konseye karşı olan görüşleri yüzünden çıkarılmıştır. Mahatma : Diğer adıyla Nefer-Meri-Isis. 4. nesil Ventrue klanından bir vampirdir ve İstanbul gözetmenidir.Aynı zamanda Set yanlılarının koruyucusudur. Rebekah : Chicago gözetmenidir. Vlad Tepes : 6. nesil Tzimisce klanından bir vampirdir.Camarilla içinde casusluk görevi yapmıştır.Ancak yaptığı çift taraflı oyunda Camarilla’nın yanını tutunca topluluktan çıkarılmış ve konsey tarafından yakınen izlenmeye başlanmıştır. Bu orderlar hakkındaki açıklamalarımızdan sonra vampirlerin diğer ölümsüzler hakkındaki görüşlerine yer vermeyi düşündüm: Mages : Büyücüleri ciddiye al, çünkü büyünün bu dünya dışından gelen bir gücü var; ama insan olduklarını unutma sadece insan… Werewolves : Köpeciklerle karşılaşıp da yaşayan vampir pek sık görünmüyor.Onlar bizi sevmiyorlar biz de onları ve o pis kokularını.Kurt adamları ormanlarına bırak ve yüz yüze gelirsen ilk önce kaçmayı düşün… Wraiths : Ölülerin iki dünya arasında sıkışmış ruhları.Kullanışlı müttefikleri olabilirler; ama onlar yüzünden denmemiş mi : “Yerin kulağı vardır” diye… Diabolistler : Zaten tanrı olan biri neden şeytana tapsın? Saçma !! Changelings/Faeries : Periler…. Kanlarının ilham olduğu söylenir.Ama söylenir.Bir söylencedir periler… İnsanlar : Kısa ömürlü narin canlılardır.Besin kaynağımızdır… Hunterlar : Vampir avcıları.Hahahaahhahahahh!!! Cappadocianlar : Necromancy ve benzeri karanlık sanatlarla yakından ilgili vampir klanı.14. ve 15. yüzyıllarda Giovanni ailesi tarafından yok edildi ve onların yerine Giovanni klanı geçti.Halen dünyada birkaç tane bulunduğu rivayet ediliyor.   Yazan: Alper “Elesvianal” Zungur

Devamını Oku »

Vampire: Tarih II

  Genç Cainite yavaşça içeri girdi ve etrafına bakındı. Burası Madrid Başpiskoposu Ambrosio Luis Monçada’nın taht odasıydı. Yüzyıllardır Sabbat’ın kalesi olan İspanyada, Madrid kentinde bulunan başpiskopos, buradan çok büyük başarılara imza atmıştı. Onun bu vasıfları daha insanken bile belliydi, insan olarak yaşarken Monçada gerçek bir Başpiskopostu. İspanya hükümeti ve Tanrının kilisesi için yaptıkları hala hatırlanmaktadır. Mükemmel bir lider, akıllı bir stratejist ve tabii eşi bulunmaz bir manipülatör. Bazıları onun Tanrının kendisi tarafından bile kutsandığını söyler. “Güzel değil mi?” dedi Monçada, elindeki satranç taşını genç Lasombraya uzatarak. Adam taşı dikkatlice inceledi. Taş fildişinden özenle yapılmıştı. Çok güzel giyimli ve takılı bir genç kadın, uzun saçlıydı ve zarif görünüşlüydü. O kadar gerçek görünüyordu ki sanki canlanıp onu bu şekilde tuttuğu için adama hesap soracaktı. “Bir… Vezir?” dedi adam. “Lucita, benim çocuğum. Laf dinlemez, başına buyruk, buna rağmen çok sevdiğim. Buraya gelmeyeli uzun seneler oldu. Fakat Vykos bana bunu yapacak kadar inceydi.” “Vykos? Tzimische olan Vykos mu?” “Evet. O elindekini ve geri kalan bütün seti benim için kemikten yaptı.” Monçada odanın köşesindeki satranç tahtasına işaret etti. Ebonit ve altın renklerindeki tahtada bir elin avucunu dolduracak kadar taş vardı ve her birinin suratları birbirinden farklıydı. Adam tahtaya yavaşça yaklaştı ve incelemeye başladı. Piyonlardan birinin suratı onunkinin aynısıydı. “Yazık…” dedi Monçada. “Bir çok parçayı tahtadan süpürmek zorunda kaldık…” Vampirler güvenilmez yaratıklardır. Vampirler dost olmaz, vampirler sevgi duymaz ve en önemlisi, vampirler iyilik yapmaz. Birbirlerini ve ölümlü dünyayı manipüle ederek güç veya tatmin elde etme sevdası bazıları hariç bütün vampirlerde görüldüğü gibi, dünya yok olana kadar birbirlerine düşman olmak ve kuyusunu kazmak bütün vampirlerin doğasında vardır. (Bu Azrail tarafından Caine’e bir uyarı olarak bildirilmişti). Vampirlerin karakteristik özelliklerini en çok gösterdiği devir kuşkusuz karanlık çağlardır (Yaklaşık 1000 – 1400 seneleri arası). Öğrenmeye ve bilgiye verilen değer yitirilmiş, aydınlar kilise tarafından yakılmaya başlanmış, Feodal sistemde çoğu vampir olan zalim Derebeyleri tarafından yönetilen Avrupa halkı sefaletten bitap düşmüştü. Bu devirde Vampirler o kadar güçlüydü ki bazıları Vampir olduklarını gizlemezlerdi. Dünya devletleri, ordular ve en önemlisi Tanrının Kilisesi Vampirler tarafından kesin bir şekilde kontrol edilmekteydi. İnsanlar yavaş yavaş inançlarını kaybetmeye başlamıştı. Öğrenmeye, akla, güzel günlere ve tabiiki büyüye olan inancını. Artık dünya, vampirler tarafından sömürülen ve bu yaratıkların kendi zevkleri için oynadığı türlü oyuna mekan olan ümitsiz bir yerdi. Bu gidişat ilk Haçlı seferlerinin sonuna kadar sürdü. Hezimete uğrayan ve kutsal toprakları müslümanların elinden alamayan Kilise büyük bir organizasyona girişti. Kendi içindeki çürümüşlüğü yok etmeye karar veren Kilise Avrupa’da bir fırtına gibi esti. Bulunan her vampir, büyücü, müslüman, yahudi, temelde Hristiyan olmayan her şey yargılanmaya başladı. Avrupa’nın güçlü Vampirleri teker teker kazıklarda yakılmaya başlandı, artık Vampirler için bir çağ kapanıyordu ve açılan yeni çağın neler getireceğini sadece Tanrı bilirdi. Avrupa’nın yaşlı vampirleri paniğe kapılmıştı. Kilise kontrollerinden çıkmış, büyük bir kararlılık ve azimle onlara karşı bir sefer başlatmıştı. Kaçmak için bir şekilde vakit kazanmaları lazımdı ve bunun için en iyi yolun onlardan genç vampirleri öne sürerek feda etmek olduğuna karar verdiler. Birçok genç vampir bu yüzden kilise tarafından yok edildi. Fakat hepsi değil, bu “feda edilenler” grubundan sağ kalan gençler “Anarch Hareketi”‘ni başlattılar. Anarch ünvanını alan bu vampirler üzerlerindeki yaşlı vampirlerin kurduğu otoriteyi kesinlikle reddedip kendi başlarına sağ kalmayı öğrendiler. Haklı ve onurlu bir amaç için başlayan bu hareket zamanla değişti ve Anarchlar sebepsizce etrafa zarar vermeye başlamıştı. Kendilerine bir şeyler öneren herkes için çalışıp, içlerindeki son onur ve haysiyet kırıntılarını da yok ettiler. Sağ kalmayı başarmalarındaki en büyük etken berabercene hareket edebilmeleridir. O zamanın yaşlı vampirleri o kadar paranoyak ve uzlaşmazdı ki hepsi kendi başına hareket ediyordu. Bir çoğunun sonu bu yüzden geldi. Fakat birleşme kaçınılmazdı. 1450 senesinde 7 klandan oluşan (Toreador, Ventrue, Tremere, Gangrel, Malkavian, Nosferatu, Brujah) ilk Camarilla kuruldu. Yaşlılar ilk kez bir araya gelmenin sıkıntısını yaşıyorlardı, herkesin birbirine karşı yüzyıllardan gelen düşmanlıkları vardı. Fakat birleşme yaşlılara güç getirdi. Organize olan yaşlılar kilisenin gazabından kurtuldular ve Anarchlara karşı kanlı bir savaşa giriştiler. Yaklaşık olarak 40 sene süren savaşta Camarilla kazandı ve devam etmenin intihardan farksız olacağını anlayan Anarchlar teslim oldular. 1493 te Dikenlerin Toplantısı “Convention of Thorns” anlaşması ile savaş kesin olarak bitti. Teslim olmayı reddeden bir grup Anarch yeniden toplanarak Sabbat’ı kurdu. Sabbat ve Camarilla günümüzde hala amansızca savaşmaya devam etmektedirler.   Yazan: Mehmet “Overlord” Ege

Devamını Oku »

Vampire: Tarih I

  Bu yazımda sizlere Vampirlerin tarihini anlatacağım. Birkaç yazı sürecek olan bu dizi Roma İmparatorluğundan başlayarak günümüze kadar olan önemli tarihi olayları kapsayacak. Dizinin ilk yazısı olan bu yazıda sizlere İlk Çağda geçen olaylardan bahsedeceğim. 1) İlk Çağ ve Kartaca İlk Çağ zamanlarında Vampirler dağılmışlardı, kendi yollarını ve kaderlerini çizmek için. Eski Britanya’ya, Roma’ya ve Yunanistan’a gittiler ve orada tanrılar gibi görüldüler. Onların hikayeleri hala günümüzde “Mitoloji” adı altında anlatılır. Fakat Vampirler nereye gitse orda düşmanlık çıkardılar. Yunanistandaki Vampirler Spartadaki düşmanlarıyla savaşıyorlardı. Mahvolan iki şehrin durumundan yararlanan Makedonyalı Vampirler buraları işgal edip yeni topraklara kavuştular. Ama en önemli düşmanlık Kartacadaki ve Romadaki Vampirlerin arasında olanıdır ve Vampir tarihini büyük ölçüde etkilemiştir. Kartaca hakkındaki yorumlar kime sorarsanız değişir. Bazıları bunu Vampirlerin gelmiş geçmiş en büyük başarısı olarak görürken, bazıları ise hiç var olamamasını diler. Karar her zamanki gibi tarihindir. Fakat Kartacanın tarihte bıraktığı büyük izler tartışılamaz. 2000 yıl önceki bir şehir yüzünden hala günümüzdeki Vampirler savaşmaktadır. Kartaca görülmeye değer bir yerdi. İberyaya kadar yayılmış olan ticaret bu şehri Greko-Romen dünyasının en zengin şehirlerinden yapmıştı. Zamanla Kartaca o kadar gelişti ve güzelleştiki, Roma bile yanında sönük kalmaya başladı ve bu durum Rolmalıları fazlasıyla rahatsız ediyordu. Kartaca aslen Klan Brujah tarafından yapılmış bir deneydi. Klan Brujah’ın amacı insanlar ve vampirlerin İlk Şehirdeki (Enoch) gibi barış ve uyum içinde yaşamalarıydı. Bu bir süre böyle devam etti. İnsanlar Vampirlerin farklılıklarını anladı ve onlara saygı gösterdi. Mezbahalardaki kanlar onlara hediye edilirdi ve asla şehirde bir vampir ve bir insan kavga etmezdi. Öteki taraftan Romadaki vampirler, özellikle Klan Ventrue ve Klan Malkavian, bu deneyi sakıncalı buldular. Onlar ilk Vampir Caine’in İnsanlar ve vampirler arasında sadece düşmanlık olabileceğine dair olan sözlerini hatırladılar. Kartaca’nın zenginlikerini, güzelliklerini ve huzurunu kıskandılar ve zaman içinde o kadar kızdılarki Kartacanın yok olması için harekete geçtiler. Uzun süren savaşlar ve kandan sonra Romalılar amaçlarına ulaştı. Şehir yakılıp yıkılmıştı. Alevlerden kaçmak için torak altına girenler boynuzlara geçirilip öldürüldü. Kaçmayanlar ise şehirle birlikte yakıldı. Kartaca katliamından kaçabilenler ise bu büyük düşüşün hikayesini (ve kızgınlığını) seneler sonraya kadar taşıdılar.   Yazan: Mehmet “Overlord” Ege

Devamını Oku »

Vampire: Yaratılış

  “Beware, my childer, of thy eternal enemies: Of the savage ones, the skinchangers, who hunt as wolves, Of the knights of fire and sword, the witch-slayers. Of the burning scions of the Pit itself. But above all, my childer, beware one another, For we shall always be our own direst foes.” Baloya hoş geldin çocuk, maskeli balomuza… Sonsuz gecede yapılan ve binlerce yıldır süre gelen, maskesini düşürenin öldüğü acımasız, bir o kadarda gizemli olan balomuza. Eminim şu an kendini garip hissediyorsundur… Haklısın, yeniden doğuşun olağan bir yan etkisi, nefes almadığını fark ettin mi? Artık ihtiyacın olmayacak… Biz gecenin çocuklarıyız, Yukardaki tarafından lanetlenmiş, Lilith tarafından kutsanmış… Artık sen bir Kindred’sın. Buna alışman biraz uzun sürecek. Sıcak kanını içerken öldürdüğün insanın ölü gözlerine bakmak belki suçluluk duymana yol açacak, ama seni temin ederim, sonsuz hayatımızın her gecesinde, kalan insanlığımızın son parçalarınada veda ediyoruz. Taki soğuk katiller olana dek. Bu karanlık dünyada sana anlatacağım çok şey var, ama istersen en başından başlıyalım, tarihin ilk zamanlarından… Tarihin ilk zamanlarında, Adem ve Havva evlendi ve 3 tane oğulları oldu. Caine, Abel ve Seth. İlk doğan Caine, bitkileri yetiştirdi. Onları suladı ve büyüttü, hayat verdi. İkinci doğan Abel hayvanlara baktı. Onları besledi ve büyüttü. Bir gün Adem iki oğluna şöyle dedi. ”Caine, Abel, [Yukardaki] için bir kurban vermelisiniz. Öyle bir kurban ki hayatta en çok sevdiğiniz şeylerden biri olacak.” Caine, [Yukardaki] için en tatlı meyvalarını, en olgun bitkilerini getirdi. Abel, [Yukardaki] için en genç, en güçlü hayvanını kurban etti. İki kardeşte kurbanlarını Adem’in sunağına koydular ve ateşe verdiler. Duman onları yavaşça yukarı doğru götürdü. Abel’ın kurbanı tatlı bir koku yaydı ve kabul edildi. Caine’inki ise kabul edilmedi ve Caine sert bir şekilde azarlandı. İlk doğan ağlamaya başladı, gece gündüz [Yukardaki]’ne dua etti. Adem kurban vaktinin yeniden geldiğini söyledi. Abel yine en güçlü ve genç hayvanlarından birini öldürdü. Caine ise eli boş geldi, çünkü kurbanının istenmeyeceğini biliyordu. Abel şöyle dedi; ”Caine, neden bir kurban getirmedin?”. İlk doğan gözleri yaşlı bir şekilde kardeşinin kalbine mızrak saplayarak onu kurban etti, hayatta en çok sevdiği şeyi. [Yukardaki] onu cennetten attı, ve Nod denilen bir yere sürgün etti. Caine karanlıkta yanlız kalmıştı. Açtı, üşüyordu ve ağlıyordu… Karanlığın içinden tatlı bir ses geldi. Siyahlar içinde bir kadın Caine’e doğru yaklaştı. ”Hikaye’ni biliyorum, Nod’lu Caine. Açsın, bende yemek var. Üşüyorsun, bende kıyafetler var. Üzgünsün, bende rahatlık var” ”Benim gibi lanetli birini niye rahatlatasın? Neden giydiresin? Neden besleyesin?” ”Ben senin babanın ilk karısıyım. Yukardakine karşı geldim ve özgürlüğü karanlıklarda buldum. Ben Lilith’im. Bir zamanlar bende üşüyordum. Benim için sıcaklık yoktu. Bir zamanlar bende açtım, benim için yemek yoktu. Bir zamanlar bende üzgündüm, benim için rahatlık yoktu.” Lilith Caine’i ağırladı ve onu besledi, rahatlattı. Caine onun evinde bir süre kaldı, ve birgün ona sordu: ”Sadece karanlıktan, bu evi nasıl yaptın? Nası kıyafetler yarattın? Nası yiyeceklerini yetiştirdin?” Lilith gülümsedi ve cevap verdi: ”Ben uyandım. Bu sayede istediğim gücü yaratıyorum” ”Beni de uyandır Lilith, benim de güce ihtiyacım var. Bende kendi evimi, giysilerimi, yiyeceklerimi yaratmalıyım.” ”Uyanmanın sana ne yapacağını bilmiyorum. Sen baban tarafından lanetlendin. Ölebilirsin, sonsuza kadar değişebilirsin.” ”Güç olmayan bir yaşamın ne önemi var? Sen olmadan ben ölürüm, ama senin kölen olarak yaşayamam.” Lilith Caine’i seviyordu. Bunun olmasını istemesede Caine’in istediğini yaptı ve Caine’i uyandırdı. Bileğinden gelen kanı bir kaba koydu ve Caine’e içirdi. Caine Abyss’e düştü, o kadar uzun düre düştüki bu ona sonsuzluk gibi geldi. Gözlerini açtığında karanlık bir yerdeydi. Karanlığın içinde Caine parlak bir ışık gördü. Gecede parlayan ateş, Michael, Kutsal Ateşin koruyucusu ona gelmişti, ve şöyle dedi. ”Adem ve Havvanın oğlu, suçun büyük ama babamın bağışlıyıcılığı da çok büyük. O seni affetti.” Caine cevap verdi; ”[Yukardaki]’nin acımasıyla değil ancak kendi vicdanımla gurur içinde yaşayabilirim.” ve reddetti. Ve Michael ona ilk lanetini verdi: ”Bu diyarlarda gezdiğin sürece, sen ve senin çocukların ateşten korkacak. Ateşim sizin derinizi yakacak ve sizi mahvedecek.” O gecenin sabahında, ufuktan Raphael göründü. Güneşin koruyucusu. Caine’e şöyle dedi ”Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, kardeşin Abel cennetten senin günahlarını affetti. Tanrı’nın bağışlamasını kabul etmeyecek misin?” Caine cevap verdi; ”Abel’ın bağışlaması bir şey ifade etmez. Ancak ben kendimi affedebilirsem gerçekten affolmuş sayılırım” ve reddetti. Ve Raphael ona ikinci lanetini verdi: ”Bu diyarda gezdiğin sürece sen ve senin çocukların gün doğuşundan korkacak. güneşin ışınları sizi ateş gibi yakacak. Şimdi git ve karanlık bir yere saklan, güneşin gazabını hissetmemek için.” Caine kaçtı ve karanlık bir mağraya saklandı ve orda uyudu. Uyandığında ölüm meleği Uriel onu kanatlarının arasında tutuyordu. Caine’e şöyle dedi: ”Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, Tanrı senin bütün günahlarını bağışladı, kabul et ve bütün lanetlerinden kurtul.” Caine cevap verdi; ”Tanrı’nın bağışlamasıyla değil, kendi bağışlamamla yaşayacağım. Ben benim. Yaptıklarımı yaptım. Bu asla değişmeyecek” Ve Tanrı’nın kendisi, Uriel’ın ağzından Caine’e son lanetini verdi. ”Sen ve senin çocukların, bu diyarda gezdiği sürece karaklığa tutunacaklar. Sadece kan içecekler. Sadece kül yiyecekler. Ölümde olacakları gibi olacaklar, ama ölmeyecekler ve hep yaşayacaklar. Son günlere kadar dokunduğunuz her şey yok olacak.” Bu lanetle Caine acı bir çığlık attı. Gözlerinden kan geldi. Bu gelen kanı bir kabın içine doldurdu ve içti. Kafasını kaldırdığında Gabriel karşısında duruyordu, ve ona şöyle dedi: ”Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu. Babamın bağışlayıcılığı bildiğinden çok daha büyük. Şimdi bile Affedilme’ye bir yol açıldı. Bu yola [Golconda] diyeceksin. Çocuklarına ondan bahset, çünkü sadece bu yolla yeniden ışıkta yürüyebileceksiniz.” İşte ilk Vampir’in oluş hikayesi ve Vampirlerin lanetlerini nasıl aldığı.   Yazan: Mehmet “Overlord” Ege

Devamını Oku »

Vampire: Zillah’ın Hikayesi

  Bu hikaye Book of Nod’dan çeviridir. Book of Nod kimi vampirlere göre hurafe, kimi vampirlere göre tamamen kimlerine göre ise kısmen gerçektir. Vampirlerin atası, ilk vampir Kabil (Caine) tarafından evlatlarına miras olarak bıraıkmılmıştır. Özlerini unutmamak amacıyla, ilk hikayeler bu kitapta anlatılır. Zillah, Kabil’in vampire dönüştürdüğü üç insandan birisidir, Kabil aynı zamanda güzel ve zarif Zillah’a büyük bir aşk duymaktadır. Birazdan okuyacağınız bölüme göre, vampir kanının bağlama gücü, yaratılıştan değil, ne olduğu konusunda tartışmalar olan Crone denilen kişi tarafından Kindred soyuna verilmiştir. ( Crone kimilerine göre cadı, kimilerine göre ilk büyücülerden ( belki de Verbana Geleneğinin kurucularından) kimilerine göre Kurt soyundan gelen ( ay ile olan ilişkisi göz önüne alınarak) ve kimilerine göre ihanete uğradığı için Kabil’den intikam alan Lilith’in form değiştirmiş halidir. Gerçek nedir bilinmez ama çevirdiğim hikayeyi sizinle paylaşıyorum: Zillah’ın Hikayesi Size Zillah’ın hikayesini anlatayım. Kabil’in ilk aşkı, Kabil’in ilk eşi, en tatlı kan, en yumuşak ten, en parlak göz. Kabil yeni evladıyla yalnızken, Kabil onu arzuladı. Ve o bu arzuyu umursamadı, ondan uzaklaştı. Ne hediyeler, ne kurbanlar, ne parfümler, ne kumrular, ne güzel dansçılar, ne şarkıcılar, ne hayvanlar, ne heykeller, ne güzel elbiseler, Zillah’ın kalbini taştan tatlı meyveye çevirmedi. Kabil sakalını çekiştirdi, saçını yoldu ve gece yabanda dolaşmaya çıktı, onu düşünerek, onun için yanarak ve bir gece Kabil, aya şarkı söyleyen Crone’a rastladı. Kabil Crone’a dedi ki: “Neden şarkı söylüyorsun?” Ve Crone cevapladı, “Çünkü sahip olmadığım şeyi arzuluyorum…” Kabil Crone’a dedi ki, “Ben de arzuluyorum, ne yapabilirim?” Crone gülümsedi ve dedi, “Bu gece kanımı iç Kabil, kindredların atası ve ertesi gece tekrar gel O zaman sana ayın bilgeliğini anlatacağım.” Kabil Crone’un açık boynundan kanı içti ve ayrıldı. Ertesi gece Kabil Crone’u bir kayanın üzerinde uyurken gördü. “Uyan Crone” dedi Kabil. “Ben geldim.” Crone tek gözünü açtı ve dedi, “Bu gece rüyamda senin için bir çözüm gördüm. Bir kere daha kanımı iç ve ertesi gece geri dön. Kilden bir kase getir. Keskin bir bıçak getir. O zaman sana cevabını vereceğim.” Bir kez daha.Kabil, derin bir uykuya dalan Crone’un kanını içti. Ertesi gece Kabil geri döndüğünde Crone ona baktı ve gülümsedi. “Selam, Canavarın* Efendisi” dedi Crone. “Aradığın bilgiye sahibim. “Benim kanımdan elindeki kaseye biraz koy, bu meyveler ve bitkilerle karıştır ve karışımı iç.” “Karşı konulamaz olacaksın. İktidar sahibi olacaksın. Hükmeden olacaksın. Coşkulu olacaksın. Heyecan verici olacaksın. Zillah’ın kalbi bahardaki karlar gibi eriyecek.” Ve böylece Kabil Zillah’a olan aşkından ve aşkına karşılık bulmayı çok arzuladığından Crone’un iksirini içti. Ve Crone güldü. Crone gürültülü bir şekilde güldü. Onu kandırmıştı! Onu tuzağa düşürmüştü! Kabil’in öfkesi tasvir edilemeyecek derecedeydi. Kabil güçleriyle Crone’u parçalamak için ona uzandı. Crone kıkırdadı ve dedi ki “Yapma” Ve Kabil ona hiçbir şey yapamadı. Crone kıkırdadı ve dedi ki “Sev beni” Ve Kabil onun antik gözlerine bakıp sıska cildini arzulamaktan başka bir şey yapamadı. Crone güldü ve dedi “Beni ölümsüz yap.” Ve Kabil onu Kucakladı* . Yine kıkırdadı, ona acı vermeyen Kucaklamanın verdiği saf hazla güldü. “Seni daha güçlü yaptım.Enoch’lu Kabil, Nod’lu Kabil ama sonsuza kadar bana bağlı olacaksın. Seni her şeyin efendisi yaptım ama beni asla unutmayacaksın! Kanın, şu an olduğu gibi etkili olacak ve senin yaptığın gibi üç gece arka arkaya içen kişiyi bağlayacak. Sen efendi olacaksın. Sahip olacaksın, benim sana sahip olduğum gibi. İstemiş olduğun gibi Zillah seni severken, sen sonsuza kadar beni seveceksin. Git şimdi ve değerli gelinine sahip ol, sağlığın için iksirler yaparken seni en karanlık yerlerde bekleyeceğim.” Ve Kabil kalbinde sancıyla Enoch’a döndü. Ve üç gece boyunca Zillah, sebebini bilmeden Atasının* kanını emdi. Ve, üçüncü gecede Kabil evleneceğini duyurdu. Zillah, en sevdiği evladı, kabul etti. Canavar = Beast Kucaklama = Embrace Ata= Sire   Çeviri: Berker “Hamatula” Berki

Devamını Oku »

Vampire: Book of Nod (Çeviri)

  Book of Nod kitabından birebir çeviridir. Kitabın sadece Yaratılış ve Caine’in Vampir Oluşu bölümünü içerir   İlk zamanları düşünüyorum uzun zaman öncesini İlk zamanları konuşuyorum en eski Babamdan İlk zamanların ve Karanlığın çöküşünün şarkısını söylüyorum Nod’da, Cennet’in ışığının geceyi aydınlattığı, ve ailemizin gözyaşlarının yerleri ıslattığı yerde Her birimiz kendi yolumuzda, yaşama hazırlanıyor ve topraktan besinimizi alıyorduk Ve ben, ilk doğan Caine, Ben, keskin şeylerle, kara tohumlar ektim onları toprakta ıslattım onlara baktım, büyümelerini izledim Ve Abel, ikinci doğan Abel hayvanlara baktı kanlı doğumlarına yardım etti onları besledi, büyümelerini izledi Benim kardeşim, onu sevdim, O en zekiydi, en sevimliydi, en güçlüydü. O tüm neşemin ilk parçasıydı. Sonra bir gün Babamız bize dedi ki, Caine, Abel Yukarıdaki’ne kurban vermeniz lazım – sahip olduğunuz her şeyin ilk parçasının hediyesi Ve ben, ilk doğan Caine, Ben gevrek filizleri topladım en parlak meyveleri en tatlı çimenleri Ve Abel, ikinci doğan, Abel en genci kesti, en güçlüyü en tatlı olan hayvanını Babamızın sunağı üzerinde kurbanlarımızı yatırdık ve onların altında bir ateş yaktık ve dumanın onları taşımasını izledik Yukarıdaki Tek olana Abel’ın kurbanı, ikinci doğanın, Yukarıdaki Tek olana güzel koktu ve Abel kutsandı. Ve, Ben, ilk doğan Caine, Ben sırtımdan vuruldum zalim bir söz ve lanetle, kurbanım değersiz görüldüğü için. Abel’ın kurbanına baktım, hala tütüyor, et, kan. Ağladım, gözyaşlarımı tuttum gece gündüz dua ettim Ve Babamız tekrar kurban zamanı geldi dedi Ve Abel, genç olanını, tatlı olanını en sevdiğini sundu sunak ateşine Ben götürmedim en genç olanını, en tatlısını Yukarıdaki Tek olanın istemeyeceğini bildiğim için Ve kardeşim, sevdiğim Abel bana dedi ki “Caine, getirmemişsin kurbanını, sahip olduğun her şeyin ilk parçasının hediyesini Yukarıdaki Tek için sunak taşında yakmaya.” Sevgi gözyaşları akıttım, keskin şeylerle, kurban ettim tüm neşemin ilk parçasını, kardeşimi. Ve Abel’ın kanı sunak taşını kapladı ve güzel koktu yandığı gibi Fakat Babam dedi ki “Lanetli olan, Caine, kardeşini öldürmüş olan. Benim gibi sen de kovulacaksın.” Ve ben Karanlıkta amaçsızca dolaşmam için Nod diyarına sürdü. Karanlıkta uçtum Işık kaynağı göremedim, korktum. Ve yalnızdım. Lilith’in Gelişi Karanlıkta yalnızdım Ve açlık hissettim. Karanlıkta yalnızdım Ve soğuğu hissettim. Karanlıkta yalnızdım Ve ağladım. Sonra oradan bana geldi hoş bir ses, tatlı bir ses, Yardımın kelimeleri. Bitişin kelimeleri. Bir kadın, karanlık ve sevecen, gözleri oyulmuş, Karanlığın içinden bana geldi. “Hikayeni biliyorum Nod’lu Caine.” dedi gülümseyerek. “Açsın. Gel! Benim yiyeceğim var. Üşümüşsün. Gel! Benim giysilerim var. Üzgünsün. Gel! Benim rahatlığım var.” “Kim benim gibi Lanetli birini rahatlatabilir? Kim beni giydirir? Kim beni besler?” “Ben Babanın ilk karısıyım, Yukarıdaki Tek olanı reddeden ve Karanlığın içinde Özgürlüğe kavuşan. Ben Lilith’im. Bir zamanlar, ben de üşüdüm, ve benim için sıcaklık yoktu. Bir zamanlar, ben de açtım, ve benim için yiyecek yoktu. Bir zamanlar, ben de üzgündüm, ve benim için rahatlık yoktu.” Beni aldı, beni besledi. Beni giydirdi. Onun kollarında, rahatlığı buldum. Ağladım, gözlerimden kanlar süzülene kadar ve O, onları öperek aldı benden. Lilith’in Büyüsü Ve bir süreliğine Lilith’in Evi’ne yerleştim ve sordum ona “Karanlığın Dışında, nasıl inşa ettin bu yeri? Nasıl yaptın giysileri? Nasıl yetiştirdin yiyecekleri?” Ve Lilith gülümsedi ve dedi ki, “Senden farklı olarak, ben Uyanmıştım. Etrafında Örülen ağları görürüm. Gücün dışında olan ihtiyaçlarımı yaparım.” “Beni de Uyandır, Lilith,” dedim. “İhtiyacım var bu Güç için. Sonra, kendi giysilerimi yapabilirim, kendi yiyeceğimi yapabilirim, kendi Evimi yapabilirim.” Kaygı Lilith’in alnını kırıştırdı. “Uyanışının sana ne yapabileceğini bilmiyorum, Baban tarafından gerçekten Lanetlendiğin için. Ölebilirsin. Sonsuza kadar değişebilirsin.” Caine dedi ki, “Güç olmadan yaşam, tam bir yaşam olmayacak. Hediyelerin olmazsa ölebilirim. Senin Kölen olarak yaşamayacağım.” Lilith beni sevdi, bunu biliyordum. Lilith sorduğum her şeyi yapardı, buna rağmen bunu istemedi. Ve Lilith, parlak gözlü Lilith, beni Uyandırdı. Kendini bir bıçakla kesti akıttı benim için kanını bir kaseye. Susamışça içtim. Tatlıydı. Ve sonra Cehennem’e düştüm. Sonsuza kadar düştüm, düştüm Karanlığın en dibine kadar. Caine’in Baştan Çıkarılması Ve Karanlıktan parıldayan bir ışık geldi gecenin içinde bir ateş. Ve büyük melek Mikail bana kendini gösterdi. Korkmadım. Ne işi olduğunu sordum. Mikail, Cennetin Generali, kutsal Alev’in taşıyıcısı, bana dedi, “Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, suçun büyük, ve Babamın merhameti de büyük. Yaptığın kötülükten pişman olmayacak, ve O’nun merhametinin seni yıkayıp temizlemesine izin vermeyecek misin?” Ve Mikail’e dedim ki, “Yukarıdaki Tek olanın lütfuyla değil, kendim gururumla yaşayacağım.” Mikail lanetledi beni, dedi ki, “O zaman, bu toprakta yürüdükçe, sen ve senin çocukların yaşayan ateşimden korkacak, ateşim sizi derinden yakıp, etinizin tadını çıkaracak.” Ve sabah, İsrafil geldi alev kanatlarıyla, ufku aydınlatan, Güneşin sürücüsü, koruyucusu Doğu’nun. İsrafil konuştu, “Caine, Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, kardeşin Abel seni ve günahlarını affetti. Yaptığın kötülükten pişman olmayacak, her şeye kadir olanın merhametini kabul edecek misin?” Ve İsrafil’e dedim ki “Abel’ın affıyla değil, ancak kendimi affedersem var olabilirim.” İsrafil lanetledi beni, dedi ki, “O zaman, bu toprakta yürüdükçe, sen ve senin çocukların gün doğumundan korkacak, ve güneşin ışıkları seni ateş gibi yakmak için arayacak nerede saklanırsan saklan. Şimdi Saklan, Güneşin gazabını senin üzerine göndermesi için.” Fakat bu topraklarda saklanacak bir yer buldum ve Güneşin yakıcı ışıklarından saklandım. Derinlerinde toprağın, Dünyanın Işığı Gecenin dağları arkasında saklanana kadar uyudum. Günlerce süren uykumdan uyandığımda, nazikçe çırpınan kanatların sesini duydum ve Azrail’in siyah kanatlarını gördüm etrafımı kaplamış halde- Azrail, biçici, Ölümün meleği, karanlıkta yaşayan kara Azrail. Azrail sessizce konuştu, bana dedi “Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, her şeye kadir olan Tanrı seni ve günahlarını bağışladı. Onun merhametini kabul edip seni almamı ve seni lanetsiz bir şekilde ödülüne götürmemi kabul eder misin?” Ve kara kanatlı Azrail’e dedim ki, “Yukarıdaki Tek olanın merhametiyle değil, kendi merhametimle yaşayacağım. Ben ne isem oyum, ben ne yaptıysam yaptım, ve bu hiçbir zaman değişmeyecek.” ve sonra, korkunç Azrail yoluyla her şeye kadir Tanrı beni lanetledi, dedi ki. “O zaman, bu toprakta yürüdükçe, sen ve senin çocukların Karanlığa tutunacaklar. Sadece kan içeceksin Sadece kül yiyeceksin Her zaman ölümde olduğun gibi olacaksın, Hiç ölemeden, yaşamaya devam edeceksin. Sonsuza kadar karanlıkta yürüyeceksin, dokunduğun her şey ufalanarak yok olacak, son güne kadar.” Kederli bir şekilde feryat ettim, bu korkunç lanete ve etimdeki yırtılışa. Kan ağladım. Gözyaşlarımı bir kasede topladım ve içtim. Hüzün içeceğimden kafamı yukarı kaldırdığımda büyük melek Cebrail, nazik Cebrail, Cebrail, Merhametin Efendisi bana göründü. Ve büyük melek Cebrail bana dedi ki, “Adem’in oğlu, Havva’nın oğlu, Farkına var, Babamızın merhameti senin tahmin edebileceğinden daha büyük hatta önünde Merhametin yolu açıldı, ve sen bu yola Golconda diyeceksin. Ve bunu çocuklarına anlat, bu yoldan gelip, tekrar Işıkta yaşayabilirler.” Ve bununla birlikte, karanlık kalktı, bir maske gibi ve tek ışık Lilith’in parlak gözleriydi. Bana bakıyordu, biliyordum ve Uyanmıştım. Enerjim bana doğru akın ettiğinde nasıl şimşek kadar hızlı hareket edeceğimi [Sürat] nasıl dünyanın gücünü ödünç alabileceğimi [Güç] nasıl taş gibi olabileceğimi [Dayanıklılık] keşfettim. Bir zamanlar aldığım nefes gibiydiler. Lilith sonra bana avcılardan kendini nasıl sakladığını [Şaşırtmak] itaate nasıl emredeceğimi [Hükmetmek] ve nasıl saygı talep edeceğimi [Duruş] gösterdi. Sonra, Uyanışımla birlikte, şekil değiştirmenin yolunu [Değişkenlik] hayvanlara hükmetmenin yolunu [Hayvanlık] gözlerimle geçmiş görüşleri izlemenin yolunu [Himaye] buldum. Sonra Lilith geldi ve durmamı emretti, dedi ki, sınırlarımı aşmışım, çok ileri gitmişim varlığımı tehdit etmeye başlamışım. Güçlerini kullandı ve bana durmamı emretti. Güçleri yüzünden, onu dinledim, fakat derinlerimde bir yerde bir tohum ekildi, isyanın tohumu Bir Gece, kendime geldiğimde, sonsuz imkanları gördüm yıldızlarda ve biliyordum ki gücün yolu ve kanın yolu onlara sahip olmam için bekliyordu, ve fark ettim ki bu Son Yol, diğer yolların yetişip büyüyeceği yoldu. Yeni güçlerimle, beni Karanlığın Hanımına bağlayan bağları kırdım, o gece Lanetliler Kraliçesini bıraktım, kendimi gölgelerde gizleyerek, Nod diyarından kaçtım ve sonunda bir yere geldim, onun iblislerinin bile bulamayacağı bir yere.   Çeviren: Kayra “Keri” Küpçü

Devamını Oku »

Vampire the Masquerade: Giriş (Çeviri)

  Canavarların Toplantısı Bela Lugosi öldü, ben de öyle. Ancak Bela’dan geriye kalan tek şey bir yerlerde çürümüş çamdan bir tabutken, benim şu an bu balkonda oturup içkimi içip sana bakıyor olmak gibi bir fırsatım var.Eğer haddimi aşıyorsam beni uyar ama ben bu konuşmanın daha olumlu sonlanacağını düşünüyorum. Hiçbir şey anlamadığın yüzünden okunuyor. Elbette anlamayacaksın!Bunlar, kuşkucu, rasyonel zamanlar ve sadece söyledim diye benim ölü bir adam olduğuma inanmayacaksın. Bir yüzyıl önce bu daha farklı olurdu -aslına bakarsan bu konuşmayı biriyle son yapışımdan bu yana epey bir zaman geçti- ama bu devir, gerçeklerin devri. Ve gerçekler der ki cesetler hareket etmezler, yürümezler, konuşmazlar. Gerçekten çok üzgünüm tatlım ama sana bir sürprizim var. Bu ceset bunları yapabiliyor. Yani diyorum ki otur. Lütfen, rahat olman konusunda ısrar ediyorum. Kendine içecek bir şey koy –soldaki şişeden koymanı tercih ederim. – sağdaki biraz sonradan edinilen bir tat diyebiliriz. Bu uzun bir akşam olacak ve tahmin ediyorum ki senin bir iki kadeh sert içkiye ihtiyacın olacak. Neticede, önümüzdeki birkaç saat içerisinde, sana; ölüm ve yaşam hakkında bildiğini sandığın bütün her şeyin neden yanlış olduğuyla ilgili acı verici detayları açıklayacağım. Diğer bir değişle, dünyanın gerçekte nasıl işlediğine dair en ufak bir fikrin yok ve ben senin gözlerini açacağım. Ama tatlım, korkarım göreceklerinden pek de memnun kalmayacaksın. Ben Neyim? Daha fazla ileri gitmeden önce söylemeliyim ki burada bulduğun fırsat kesinlikle eşi benzeri olmayan bir fırsat. Benim türüm, kendileri hakkında sizin türünüzle konuşmazlar, -ne şimdi ne de hiçbir zaman-. Beş yüzyılımızı, gerçek gösteriyi sizden saklamak için, Maskeli Balo dediğimiz bu perdeyi örmekle geçirdik ama neticede bunun tek bir sebebi var: Biz vampirler, siz ölümlülerin var olduğumuzu bilmenizi istemiyoruz. Bu aynı, kurdun, koyuna kendi varlığını göstermek istememesiyle aynı sebepten. Bu işimizi çok daha fazla kolaylaştırıyor. Yani örnek olarak, ucuz romanlar ve sinemanın bizi damgaladığı şekliyle keskin azı dişlerine sahip olmamıza rağmen, siz ölümlüler biz istemediğimiz sürece bunları göremezsiniz. İşte böyle, şunlara bak. Rengin solmuş görünüyor tatlım. Eğer bir sonraki görüşmemiz olursa bu bir daha tekrarlanmayacak, rengimizin solma sorununu çözme işini bana bırak. Yine de kabul etmeliyim ki benim vampir olmamdan bu kadar rahatsız olman beni hayal kırıklığına uğrattı. Biraz dur ve kendini toparla(maya çalış). Gerçeği söylemek gerekirse, bu, bu gece seni bekleyen şokların en ufağıydı. Lütfen rasyonel, bilimsel açıklamalar bulmaya çalışarak kendini yorma, çünkü yok. İşte ben böyleyim. Daha pek çokları da böyle, bazı hesaplamalara göre pek pek çokları. Lanetlenme, gerçekten bu kadar aptal mısın? Arkana yaslan, otur dedim. Şimdi seyret. Sus! Bağırmayı kes. Bu binadaki kimse seni kurtarmaya gelmeyecek ve kimse polisi aramayacak. Ketum komşular benim durumumda olan biri için büyük lütuf. Direkt olarak kendi önlerinde olmayan her şeyi yok saymaları çok Viktoryan bir davranış. Sonuçta, istediğin kanıtı gördün. Şimdi bana inanıyor musun? Evet diğer sürahideki şey kan, bu şekilde soğuk servis edildiğinde tadından oldukça şey yitiriyor elbette. İstersen deneyebilirsin ama hayır pek tavsiye etmiyorum. Böyle şeylerden keyif almak için uygun değilsin, en azından şimdilik… Niyetlerimi önceden tahmin etmeye uğraşma tatlım. Eğer senin klişelerine göre hareket ediyor olsaydım, şimdi ölmüştün. Sonuçta ben bir avcıyım ve sen ve senin türün benim avımsınız. Başlangıç Sanırım her şeyin en temelinden başlamalıyız. Bir vampir olarak var oluşum 1796 yılında kendisini “Akşamın Hanımı” olarak tanıtan bir kadın tarafından gerçekleştirildi. Bizi tanıştıran beyefendi- sonradan öğrendiğim üzere kendisinin hizmetkarı- garip bir mizah anlayışına sahipti. Neyse konuyu saptırıyorum. Evet ben insan kanı içerim. Onun bana sağladığı besin olmadan, kuruyup giderim, onun sayesinde ise sonsuza dek yaşarım. Evet, sonsuza kadar. Yok edilmediğim sürece – ve seni temin etmeliyim ki lanetlenmişlerden birini yok etmek, pek kolay edinilen bir marifet değildir. -Biz vampirler efsanelerin söylediği kadar ölümsüzüz. Sadece güneş ve içten gelen duygular bize sonsuza kadar yabancı kalacaklar. Biz Kindredlar sayısız çağlar boyunca yalnız geceleri kan içebiliriz, etrafımızdaki gördüğümüz ve bildiğimiz her şey yok olup toz olurken biz değişmeden kalabiliriz, toz olan şeylerin yerine yeni şeyler geçer ve onlar da toz olur ve bu böylece sürer. Ah yine konu dışına çıktım. Kan, evet kan. Hayvanlardan kan içebilirim- saf kanlı Yaşlı’lar dışında herkes yapabilir- ama böylesine bir diet oldukça tatsız ve keyifsizdir. Gırtlaktan geçmez. Hepimiz en kaliteli şaraptan tatmak isteriz, öbür türlü boğazımızdan gitmek bilmeyen bir kuruluk ve acıyla, boş bir şekilde ortalıkta dolaşır dururuz. Açlık arttıkça her şey daha da kötüye gider, şunu eklemeliyim ki çok uzun süre beslenmemiş bir vampir, kendini kontrol etmekten yoksun, pişmanlık yaratıcı eylemlerde bulunmaya oldukça eğilimlidir. Durumumu tanımlamak için başka fiziksel işaretler de var. Kalbim atmaz; irademin gücü, kanımın vücudumdaki gerekli akışı için yeterlidir. Araştırmalara göre iç organlarım tamamen işlevini yitirmiş döküntülerden ibaretler ama bu otopsi yapanların bir işine yaramaz çünkü gerçekten öldüğüm anda küle dönüşürüm. O an gelene kadar nefes almak, soğuk ve sıcaktan etkilenmek gibi sorunlarım yoktur. Tenim, onu ısıtmak için bir efor sarf etmediğim sürece soğuktur. Bunu yapmak efor ve değerli kanın harcanmasını gerektirir. Normal yiyecekler benim için iğrençtir, ve midem(den geriye kalanların) içerisinde birkaç saniyeden fazla duramazlar. Önümüzde sonsuz bir zaman dilimi olsa da tatlım, bir tuvaletin önünde eğilip kül ve parçacık kusmaktan yapacak daha önemli işlerim var. Basitçe söyleyecek olursam, ben artık insan değilim. Bütün niyetlerim ve amaçlarıma rağmen, ben basitçe kan içen, hareket etmediğim sürece morgdaki her hangi bir cesetten ayırt edilemeyen ayaklı bir kadavrayım. Tenimi ısıtmak ve senin gibi misafirlerim karşısında göz kırpmayı unutmamak gibi inceliklere sahibim. Teşekkür etmelisin tatlım. Senin için kendimi böyle taze ve al yanaklı tutmamın bedeli tahmin edebileceğinden fazla. Ah, bu durumu kan içmek olarak tanımıyoruz. Evet, kurbanını canlı bırakabilecek olsan bile, kan içmek korkarım ki bir zorunluluk. Tek gereken şey biraz otokontrol ve yarayı kapatmak için azıcık efor sarf etmek. Ve hayır hepimiz kanı boyundan içmeyiz. Listendeki klişelerden birinin üzerine daha çizik atabilirsin. Birinin avını canlı bırakmasındaki sorun ise, ne kadar kesin önemler alınmış olursa olsun, yaşadıklarını…. hatırlama ihtimali. Maskeli Balo’daki bu tarz çatlaklar, vampir güçleri tarafından pek de nazikçe karşılanmazlar. Genelde, basitçe öldürmek çok daha anlamlıdır. İçki Problemim Aslında meselenin özünde, kan içmek sadece varlığımı sürdürmeme izin vermiyor, aynı zamanda bu dünyadaki herhangi başka bir şeyin sunamayacağı bir his de veriyor. Bu nasıl bir şey mi? Tatlım, kelimeler bunu tanımlayamaz. İçtiğin en iyi şampanyayı ve yaşadığın en duyarlı sevişmeden aldığın hissi düşün. Bunu afyon dolu bir pipodan ilk nefesi çektiğin anla çarp, işte şimdi bir kendi tür… pardon yaşayan bir insanın kanını içmenin nasıl bir his olduğuna dair ufacık, minnacık bir fikre sahip oldun. Sizin modern zaman bağımlılarınız, Cennet’lerine götürecek ufak biletleri için yalan söyleyecek, çalacak, dolandıracak ve öldürecekler. Benimki çok daha iyi ve ayrıca beni ölümsüz kılıyor. Açlığımı doyurmak için yapabileceğim işleri hayal edebiliyor musun? İhtimalleri sıralamakla yorma kendin, senin hayal edebileceğinden daha korkunç. Üstelik ben kendi ırkım arasında bir beyefendi sayılırım. Şimdi benim kadar iyi olmayan bazı türdeşlerimi hayal et. Onlar benim bile hayal etmek istemeyeceğim eylemlerde bulunabilirler. (Ve bulunuyorlar. ) Ve işte sen buradasın, küçük zavallı ölümlü, var oluşunun ne kadar kırılgan olduğunu öğreniyorsun. Endişelenmeye başladın mı? Endişelenmelisin zaten. İlk Ölümcül Yudum Çoğu durumda, geceleri bizim Kindred dediğimiz kendi türümüzden birinin kanını içmek, birinin vampir olmasını sağlar. Bu sürece “Embrace” deriz ve birbirinden ayrı ve zor iki aşama içermektedir. İlki basittir: Bir evlat edinmek isteyen vampir, evlatlığı olmasına niyetlendiği kişinin bütün kanını son damlasına kadar içer. Bu sonrasındaki hafıza temizleme veya cesetten kurtulma zahmetlerinin çıkartılmış hali olarak normal beslenmekten farksızdır ancak oldukça doyurucu bir yemektir. Değişik kısmı sonrasında başlamaktadır. Son kan parçacığı da bedenden emildikten sonra, ebeveyn vampir- şimdilik senin için önemli olmasa da teknik olarak kullanılan terim Sire’dır- kendi lanetli kanından bir parçayı geri verir. Kendi dudağını ısırır, ya da bileğini ya da herhangi bir yerini, ve kanının bir kısmının, kurbanının dudaklarından akmasına izin verir. Kurbanın istekli ve başarılı bir şekilde bu sürece karşı koymadığını – ki inan bana yapabilecekler pek azdır- ayrıca Sire’ın bu hediyeyi bahşetmek için çok beklemediğini varsayarsak, kan damlası boğazdan içeri akar ve onun bir vampir olarak dirilmesini sağlar. Kulağa basit geliyor, öyle değil mi? Gerçek, hep böyle olduğunu söyleyemezsek de, daha karmaşıktır. Benim kendi embrace hikayem, sizin devrinizde benim türüm üzerine yakıştırılan imrendirici romantik ilişkinin tam bir örneği gibi görünecektir ve ben bile geçmiş hatıralara baktığım zaman hala bir ürperme hissediyorum. Romantizmin bütün öğeleri vardı, mum ışığıyla aydınlatılmış özel bir oda, yarısına kadar içilmiş şarap kadehleri, hanımımın beni kucaklayan solgun teni, öyle ki biri bizim bir romanın sayfalarından çıkıp geldiğimizi düşünebilirdi. Ve sonra yatağa yuvarlandık ve tutkunun en yüksek olduğu anda, dişlerini boynuma geçirdi. Anın verdiği keyif ve onun beslenmesinin verdiği keyif –evet, ölümlüler açısından da bu oldukça keyiflidir, hatta bazıları için bağımlılık yaratabilecek derecede- arasında kopup gittiğim için oldukça memnundum. Annemin haklı olduğunu düşündüğümü çok net hatırlıyorum, bana o hafif meşrep kadının sonum olacağını söylerdi, Sire’ımın hayatımı içtiğini düşündükçe buna hala gülüyorum. Ve orada yatmış, önümdeki açılmış parıltılı kapıyı seyrederken, ruhum Cennet’e doğru ilk temkinli adımlarını atmaya başladığı anda, o sakince bileklerini kesti ve sonsuz hayatın yakıcı sıvısını boğazımdan içeri döktü. Onun bana sunduğu şeyi reddetmediğim için benimle dalga geçebilirsin, ancak inayetle karşılaşmışken bile yaşam tatlı gelir. Kavurucu kanı dudaklarımdan ve boğazımdan damla damla aktı ve ben yaşamayı arzuladım. Kanın verdiği acı, hayatta olduğuma dair bir kanıttı. Ve yükselemediğim daha da belirginleştikçe, parıltılı kapı ifade edilemez bir hüzün hissi vererek gözden kayboldu ve beni Sire’ım ve gözümü döndüren bir açlıkla yalnız bıraktı. Neyse ki Sire’ım değişimimin getirdiği hisleri anlayabilecek kadar nazikti, daha öncesinde benimle beraber dolaşan en iyi arkadaşımı baştan çıkartmıştı, aynı bir örümceğin avını depolaması gibi, onu bitişiğimizdeki odada tutuyordu. Bedenimin her bir hücresinin yavaş yavaş öldüğünü hissederken, o bilinçsiz bir şekilde yatıyordu ve açlığımı dindirmemi bekliyordu. Ah evet, yaratılışın açlığı. Sire’ın kucaklamayı gerçekleştirmek için verdiği birkaç damla kan pek de fazla sayılmaz, birkaç damla, asıl beslenmenin yanında daha çok mistik bir anlam içeriyor. Yeni doğmuş bir vampirin tüm açlığını yatıştırması için yetecek kadar kanı asla sağlamazlar. Yani yeni doğmuş bir Evlat, Sire’ın etrafta, değişimden sonra onu besleyebilecek birkaç şişe ya da daha iyisi birkaç ceset tutuyor olması konusunda dua etse iyi olur. Yeni embrace edilmiş bir Kindred’ın , değişimin getirdiği kontrol edilemez bir açıkla deliye dönerek en yakınındakilere saldırıp onları parçalara ayırdıkları dehşetlere tanık oldum. İlk susuzluğu hissettiğin anda, beslenmek için yapman gereken her şeyi yapacaksın. Seni beslemesi için çocuğunu, sevgilini, aileni veya mahalle kilisesindeki pederi öldüreceksin ve o hiddet dinene kadar bundan üzüntü de duymayacaksın. İşte tatlım, zorluk bu. Çünkü hiddet durumunda ne kadar kalırsan kal, o hiddeti tetiklemiş olan ne olmuş olursa olsun- korku, açlık, acı veya kızgınlık- içindeki canavara ne kadar süre teslim olmuş olursan ol, ne yaptığını kontrol edemezsin ve bu senin seviyeni kaybetmene neden olur. Ve işte o zaman, o canavar senin tenini giydiği süreç içerisinde yaptığın şeylerin sonuçlarıyla yüzleşme zamanın gelir. Ve bu ilk olsa da asla son değildir. Kimisi, zaman geçtikçe ve tecrübe kazandıkça kontrol kaybıyla baş etmenin daha kolaylaştığını düşünebilir. O kimse yanılıyor demektir. Canavar Bir vampirin hayvansı yönüne Canavar denir. Sanırım ona ayrı bir tanımlama getirmek onu daha da şeytanileştirmek adına gerçekleştirilen bir girişim. Ne yazık ki, bu canavarsı dürtülere başka bir isim vermek, onu ehlileştirmek için yeterli değil. Bana sonunda her zaman Canavar kazanır dediler. Eğer biri vampir olarak yeterince uzun süre hayatta kalmayı başarırsa, o biri kendi doğası yüzünden hoş olmayan şeyler yapmak zorunda kalır. Zamanla, kişi yaptığı zalimlikleri kabul eder ve bir adım daha ileriye geçer; ve o vampirin içerisinde her nasıl bir insan vardıysa da, sonunda ölür. Ne zaman ki bir vampirin içerisindeki son insanlık kırıntıları da ölürse – ki yeterli sayıda arkadaşın, sevdiğin hatta sonraki kuşakların çağlar içinde toza toprağa dönüştüğüne tanık olduğunda, seni temin ederim ki o ölür- o zaman Canavar ilk ve son kez bütün kontrolü ele geçirmiş olur. Vampir bir hayvana dönüşür. Eğer o noktaya gelirsen, kuduz bir köpek seviyesine inmiş olduğundan, gariplikleri fark edemeyecek bir duruma geleceksin. Eğer iraden güçlüyse ve kendine karşı dürüst ve naziksen, bunu birkaç on yıl erteleyebilirsin. Belki de yüzyıllar – iki milenyum yaşadığını söylemiş olan bir Kindred ile konuşmuşluğum var. Ancak asla Canavar’ın bir gece başarılı olabileceği ihtimaline ve Canavar’ın seni sıkıştırmak için neyi kullanacağına karşı duyduğun korkudan özgür kalamayacaksın. Tabii ki de Canavar’la baş etmenin en iyi yolu, düzenli bir şekilde savaşmaktır ve bu da düzenli bir yeme alışkanlığı anlamına gelmektedir. Ve yine düzenli yemek demek, bir süre sonra kendi tür …-tekrar özür dilerim- Ölümlüleri öldürmek anlamına gelmektedir ve onları öldürdükçe, öldürmeye alışmaya başlarsın. Yani Canavar, o yolla da kazanmış olur. İstememiş olsan da , süreç bir kazayla başlamış da olsa, bir süre sonra ayağının dibinde yatan ve ölümünden senin sorumluğu olduğun taze bir ceset görüntüsüne alışmaya başlarsın. Onucu, yüzüncü ya da bininci cesetten sonra o ceset bir kişi olmaktan çıkar ve bir objeye, bir alete dönüşür. Çağlar süren tarihinde ufacık bir dipnot…Ve sen insan olmaktan çıkmaya başlarsın. Kanın Karşılığı Ama kan sadece bir besin değil, çok daha fazlasıdır. Onda çok büyük bir güç vardır, ki bazı vampirler ona “Mey-i Hayat” derler. Kan, çok çeşitli kullanımlara açık, hayatta kalmanın ötesinde ve üzerindedir. Efsanevi vampir gücü ve hızı? Kanın düzgün kullanımının mahsulüdür. İnsani ihtiyaçlardan muaf olma? Aynı kuyudan bir başka yudum. Bir şarjör dolusu mermiyi karnıma boşaltmış oldukları halde hareketlerimde bir parça yavaşlama olmadığı anılarım var. Senin de tanık olduğun üzere, kan gücünün hepimize ayrı ayrı sunduğu pek çok büyülü yetenek mevcut. Tabii ki de kanı, neredeyse insan gibi görünmemi sağlaması için harcayabilirim. Elbette ödenmesi gereken bir de bedel vardır. Bu tarz salon numaraları için kanımı harcadıkça, karnımdakini daha hızlı tüketirim. Bağırsaklarımdakini daha hızlı boşaltırım ve kısa zamanda, bir kere daha beslenmem –ve avlanmam- gerekir. Öyleyse şu sıcak görünme saçmalığını sona erdirmemi ister misin? Sana borçluyum. Eski görünümlere bakmayı isteyen genç biriyle tanışmanın çok tazeleyici bir deneyim olduğunu düşünmüyor musun?Hım? Tatlım, şu anki yaşından altı kat daha yaşlı olsan yine de benim için çocuk olurdun. ”Genç” çok göreceli bir kavram. Ah. Acıkmaya başladım. Şehirde benimle biraz dolaşmaya ne dersin? Diğer bir seçenek de seni burada hapis bırakmak ama bunu yapmayı pek tercih etmem. Şüphesiz ki akıllılık edip kaçmaya yeltenirsin ve bu sırada da pek çok antikamı paramparça edersin. Senin yerine başkasını bulabilirim tatlım ama eşyalarım eşsiz. İşte bu kadar basit. Yalanlar Benimle gelmeye karar verdiğin için sevindim. Yatak odasındaki dolapta senin için uygun bir şeyler bulduğum için çok şanslıyız değil mi? Eğer endişeleniyorsan söyleyeyim, hayır onlar önceki kurbandan kalma değil, sadece yıllar boyunca aynı duruma sürekli düştükçe bazı şeylere hazırlıklı olmayı öğreniyorsun. Eminim, embraceimden beri dolaştığım ilk kadın olduğunu düşünmüyorsundur. Çok tatlısın, ama böyle şeylerin kafana girmesine izin verme canım. Bu akşam soğuk, öyle değil mi? Nefesime baktığını fark ettim, evet senin ki gibi buhar var. Bu, kendimi diğer vampirlerden, avcılardan veya istemediğim başka kişilerden gizlemek için uyguladığım, oldukça işlevli, kanın başka bir kullanımı. Sana, kendi türümdekilerden kaç tanesinin, sadece ufacık bir detayı gözden kaçırdıkları için sonunun geldiğini söylesem çok şaşırırdın. Aslında şeytan detaylarda gizlidir Bu arada, kurt sürüye karışmaktan hoşlanır, evet. Hım. Avcılar. Ateşle dolu, kendi kendilerini tayin ettikleri misyonlarını gerçekleştirmek için her şeyi yapmaya hazır, kötü insanlardır. Pek çoğu, benim türümdekileri yok etmek amacıyla yanlarına yarım milden fazla bile yaklaşamaz, geriye kalanı yani büyük çoğunlukları amaçlarını gerçekleştirmek için yarardan çok zarar getirirler. Onlar ölüm ötesindekilerin en zayıflarını ve aptallarını avlarlar, daha iyi, daha akıllı ve daha güçlü vampirlerin ise kalmasını sağlarlar. Pek çok avcı kendinin patronudur, gecenin bahçelerine körlemesine ayak basan, ellerinde pompalı tüfekler ve kazıklar olan gürültücü bir ayak takımı. Diğerleri bizi, düşmanın, Amerikan kültürünü yıkmak için yarattığı bir komplo olarak görenler, devletin için çalışırlar. Embesiller. En tehlikeli avcılar, Katolik Kilisesine bağlı olan ve kendilerine Leopad Topluluğu adını vermiş olan gruptur. Aptallaşma. Bu engizisyonun modern versiyonudur. Onlar ve onlar gibiler, Kinderdlar hakkında varılabilecek bütün yanlış sonuçlara engel olacak kadar doğru bilgiye sahiptirler. Basit bir vampir avcısına göre, bizler, dünyaya yıkıma sebep olmak ve Efendimize hizmet etmek için gönderilmiş Şeytan’In piyonlarızdır. Bu, bazıları bunun tersini düşünse de, şüphesiz ki merde*(bullshit, saçmalık). Efendi olarak ne bir insan ne bir vampir ne de bir şeytan tanımam. Kendi iradem dışındaki hiçbir iradeye hizmet etmem. Vampirler basitçe, sizin Engizisyonunuzun ortalama olarak kabul ettiği normlara uymayan amaç ve arzuları olan yaratıklardır. Ayrıca onların kendi kendilerinin işkencecileri ve cezalandırıcıları olduğunu duydum, bunun da toplumsal değerler içerisinde pek iyi bir davranış olduğu söylenemez. Bunların dışında da, bizim işimize yarayan, pek çok yarı doğru ve kavram hataları mevcut. Yolun karşısındaki kiliseyi görüyor musun? Onun tam karşısındaki, -kilisenin haçının gölgesinin düştüğü- Media Crucis’de çalışıyorum ve bu bana herhangi bir kutsal zarar vermiyor. Onu tutan kişinin gerçek bir inancı olmadığı sürece de herhangi başka bir haç, Davut Yıldızı veya başka bir din aparatı da zarar vermeyecektir. Seni temin ederim, o tarz bir inanç bu günlerde oldukça az bulunuyor. On denemenin dokunuzda (eğer istiyorsan) bir rahibin yanına gidip, elindeki haçı alıp, o hala Tanrısına neden onu korumadığını sorup dururken, onu öldürmeyi başarabilirsin. Tabii ki ben böyle bir şey hiç yapmadım. Filmlerde size sattıkları bir çok şey de palavradır. Sarımsak ? Değersiz. Bir kazık? Sadece tam olarak kalbine saplanırsa ve böyle bile olsa seni yalnızca hareketsiz bırakır. Akan su? Teşekkürler, ben banyo yapıyorum. Güneş ışığı?Pekala, bu canını yakar ama seni küle dönüştürmesi için bir gıdım ışık huzmesinden fazlası gerekir. Alev için de aynı şey geçerli, seni yakar ama bunu yapması birkaç saniyeden uzun sürer. Bütün bu örnekler için “sen” kullanmışım öyle değil mi? Bunun için gerçekten özür dilerim. Neden böyle yaptığımı gerçekten bilmiyorum. Şu an nereye gittiğimiz merak ediyorsan, bir gece kulübüne gidiyoruz. Daha açıklayıcı olmak gerekirse, diğer türdeşlerin toplanıp, yırtıcı hayvan olduklarını belli etmedikleri bir bara gidiyoruz. Ayrıca benim türümden ancak başka ailelerden olan birkaç kişiyle daha tanışacaksın. Endişelenme, benim konuğum olduğun sürece, onlar senin için bir tehlike arz etmiyorlar. Bu gece kimsenin seni incitmesine izin vermek gibi bir niyetim yok. Kanın Lezzeti İşte geldik: Xero, bu bok çukuru metropolde, sözde gece kulübü denilebilecek yerlerden biri. Eğlence yerleri gelir ve geçer –dans salonlarından, gizli içkilerin satılığı yerlere, çiftlere yönelik kulüplere, hamburgercilere, oradan kahve evlerine, diskolara ve en son olarak da buna dönüştü. Detaylar önemli değil, fakat her zaman gençlerin gideceği ve gece paralarını bitirene kadar ne kadar asi olduklarını gösterebileceği yerler vardır. Onlar tehlikenin tadına bakmak istiyorlar biz ise sadece kanın tadına bakmak istiyoruz anlıyorsun değil mi?İlgilerimizdeki ortak nokta oldukça doğal ama durumdaki ironiyi onlar kaçırıyorlar. Hayır sırada beklemeyeceğiz. Kapıdaki fedai bizimkilerden, anlıyor musun? O bizim ghoul dediğimiz şeylerden. Sık sık bir parça vampir kanı içer ve karşılığında vampir olmanın avantajlarından bazılarına sahip olur. Sayıları azdır, unutma, ghoullar hala kesinlikle insandırlar. Bu anlaşmanın avantajları sınırlıdır, ghoullar bizim güçlerimizin tamamına sahip olamazlar ama karşılığında hala çocuk sahibi olabilir, güneş huzmelerini omuzlarında hissedebilir ve kazara boğulabilirler. Evet, bir başkasını ghoul yapmak, yine kanın niteliklerinden biridir. Kan hakkında sana söylemediğim daha bir sürü muhteşem şey var, seni eğitmek için para almıyorum nasıl olsa. Hala meraklanmaya devam ediyor musun? Pekala, bu nasıl:Bir vampirin kanını üç kere içersen ona umutsuz bir şekilde bağlanırsın. Sonunda hissedilen bu düşkünlük hissine Kan Bağı denir ve eğer vampir bunun desteklenmesinin ve sürdürülmesinin sorumluluğunu alırsa, sonsuza kadar sürer. Sonuçta, o kişi ondan kaçmak için ölemez bile. Bunu hayal edebiliyor musun bu arada? Birilerini sonsuza kadar sevmek zorunda kalmak? Birilerine karşı duyduğun sevginin – ki bu sevgi o kadar güçlü ki onlar için öldürür veya ölürsün- lanet olası, teşvik edilmiş bir yalan olduğunu bilmek. Onlardan aynı anda hem nefret etmek hem de aşık olmak ama bu konuda hiçbir şey yapamayacak durumda olmak. Evet, sanki bunu kişisel olarak tecrübe etmişim gibi konuşuyorum öyle değil mi? Nasıl işlediği çok garip. Burada adımlarına dikkat et, müdüriyet bütün müşterilerimizin karanlıkta göremediğini bazen unutuyor. Ayrı Soylar Şimdi, seni etraftakilerle tanıştırmadan önce, aile ilişkileri konusunda bir ön bilgilendirme yapacağım. Vampir efsanelerine göre, bizler hepimiz Adem ve Havva’nın çocuğu Kabil’in soyundan geliyoruz. İddialara göre, Tanrı, Kabil’i, kardeşi Habil’i öldürdüğü gerekçesiyle vampire dönüştürerek cezalandırdı, Tanrı’nın Kabil’in üzerine yerleştirdiği ceza, vampirizmdi. Kabil, üzerindeki bu laneti, “Embrace” aracılığıyla başkalarına geçirebileceğini keşfetti , böylece acı ve yalnızlığını dindirmesi için evlatlar yarattı. Ne yazık ki bu süreç burada sona ermedi. Kabil’in her evladı, başka evlatlar yarattı ve bu böyle devam etti. Kabil hatasını fark etti ve vampirlere evlat yaratmayı yasaklayarak gözden kayboldu. Tabii ki kedi gidince, ortalık fareye kaldı. Benim de burada olma sebebime bakarak daha genç vampirler, beklendiği üzere onun sözünü dinlemediler. Elbette Kabil’den sonraki her adım- vampirlerin her jenerasyonu- daha zayıfladı ve ölümlülere biraz daha yaklaştı. Kabil’in kendisi birinci jenerasyon, onun evlatları ikinci ve bu şekilde sıralanmaya devam ediyor. 13. jenerasyon, Cehennem’de yakmak için odun harcamaya değecek son nesil olduğunu söyleyebilirim ve 14. jenerasyonun hepsinin kısır olduğuna inanıyorum. Kimseye kaçıncı jenerasyondan olduğunu sorma. Bunu yapmak ölümcül derece kaba kabul edilir. Hepsi bu da değil – beni bu gürültüde duyabiliyor musun? Neden ölümlüler bununla dans etmek isterler anlamıyorum, bu gürültünün sesi çok yüksek değil mi? Ne olursa olsun hepimiz Kabil gibi değiliz. Eğer öyle olsaydık, Cennet’in, Dünya’ya yardım etmesi gerekirdi. Bunun yerine Kabil’in her bir torunu- Antediluvian dediğimiz, Nuh’un meşhur selinden önce var oldukları için mit kabul edilen varlıklar. – söylendiğine göre kendine özel büyülü mükafatlar ve lanetlerle donanmışlardır ve belirli bir Kindred’dar gelen bütün vampirler aynı özellikleri barındırmayı sürdürmüşlerdir. Köpek cinsleri veya yarış atları gibi belirli alanlarda uzmanlaştık, ve bu uzmanlaşmış soylar, klan adıyla bilinen gruplara dönüştü. Her birinin güçleri ve alanları birbirinden bağımsız bilinen 13 büyük klanımız var. Bu arada bu güçlere “disiplinler” deriz. Niyetleri ve amaçları ne olursa olsun, büyülüdürler. Benimkilerden birini kullanırken beni gördün. Diğerlerini görmemek için dua et. Oh ve bir de Cihad var tabii ki. Evet, Cihad. Sonsuz Boğuşma, Büyük Oyun veya ona istediğiniz herhangi bir şiirsel ismi verin. Pek çok Kindred’ın , Cihad’ın da aynı Antediluvian’lar gibi bir mit olduğunu söylemelerine rağmen, diğer pek çoğu da soğuk ve ölü kalplerinin derinliklerinde ona inanmaktadırlar. Hikayelere göre, ilk geceler boyunca, Kabil’in en büyük evlatları, kendi çocuklarını ve kendi türdeşlerini kullanarak kendi aralarında savaşmaya başladılar ve rakiplerinin takipçilerine saldırttılar. Doğal olarak ,biz vampirler ölümsüz varlıklar olduğumuz için, aramızda filizlenen eski kan davaları da asla sona ermez ve bu yüzdendir ki bu kandırma ve saldırı, müdafaa ve karşılık verme dolu oyunlar, pek çok katılımcısının, boğuşmanın tam olarak hangi bölümünde yer aldığından habersiz olduğu şekliyle, şu anda sürmekte olan gecelere kadar (dediklerine göre) varlığını sürdürmüştür. Kindred, Kinderd’a karşı, klan bir başka klana karşı, bir insan milleti bir başka insan milletine karşı…Bütün bunlar saklı olan bir kuklacının iplerine bağlıdır. Gerçekten aptalca bir fikir, ancak yine de geceleri oldukça garip şeyler gördüm ve yaptığım işler benim kendi isteğimle mi yoksa…Ah, neyse. Varoluşçu saçmalıklar. Her neyse seni çevrendekilerle tanıştırmama izin ver. Şuradaki dantelli siyah etekli ve silindir şapkalı kadını görüyor musun? Hayır o değil, diğeri. Adı Jillian. O bizden biri ama benim olduğumdan başka bir klana mensup. Daha açıklayıcı olmak gerekirse Toreador klanından. Ya da ortalama akıla sahip olan birinin inanacağı şey bu. Basma kalıplara biraz yer veririm, özellikle de söz konusu olan soylularsa. Jillian ve arkadaşlarını fark edilmemeye çalışarak gözleyen, şu kömür paltolu ve yakasız gömlekli beyefendiyi mi soruyorsun? O Paolo, bir Tremere. Tremereler oldukça kötü ve gizemli büyücülerdir. Birini sinirlendirirsen, hepsinin düşmanlığını üzerine çekersin. Ve şu köşedeki motosikletçi ceketi giyen haşince ve dik dik bakan hödük mü? Devin. O bir Brujah, bir kışkırtıcı ve şu an aslında avlanıyor. Ve er ya da geç çekici hali bir kadının ilgisini çekecek ve o kendisinin keyiflendirilmesine ve eve götürülmesine izin verecek sonra da…eh sonra ne olduğunu biliyorsun. Bunu bölmeye çalışma, yoksa seni kendi ellerimle öldürürüm. Kendini bir doğa belgeseli izliyormuşsun gibi hayal et. Gerçekten de burada olan şey bu. En güçlünün hayatta kalma ilkesi. İnsanlık sürüsü birkaç hayvan kaybediyor ama çoğu zarar görmeden yaşamaya devam ediyor . Bu avcı ve av arasındaki dengedir. Bu arada Camarilla işte bununla alakalıdır, dengenin sürdürülmesi. Bizim sürünün içine gözü dönmüş bir şekilde dalmadığımızdan ve sizin aranızda avcıların dolaştığını öğrenmediğinizden emin olmak için vardır. Camarilla nedir? Bazı vampirlere göre pek bir şey değildir. Teoride, düzeni sağlamayı ve Maskeli Baloyu korumak isteyen bütün vampirlerin kabul ettiği gizli bir organizasyondur. Gerçekte ise sadece yedi büyük klan ve ek olarak bazı başkalarınca kabul edilmiştir. Bir kaç klan kendini bağımsız olarak nitelendirir ve geriye kalanlar da canice bir tarikat olan Sabbat’a üyedir. Devin, Sabbat’ın yanında, hemşirelik okulundaki öğretmenler gibi kalır, onlar daha çok Engizisyonun kafasında yarattığı vampir tiplerine daha yakındırlar. Yine de biz Camarilla’nın iyi olduğunu düşünme. Değiliz. Biz bu noktada sadece, yarı var olmanın daha güvenli olduğunu ve sizinle çalışmanın sizinle savaşmaktan daha kolay olduğunu fark ettik. Bizim “iyiler” olduğumuzu düşünerek asla kendinizi kandırmayın. Sadece, canlı olarak bizim işimize ölü olduğunuzdan daha çok yarıyorsunuz. Bu akşam iyi görüşlü kimse yok, sanırım- Devin spot ışığının önünü kapatıyor. Hadi çıkalım buradan. Senin temiz bir havaya ihtiyacın varmış gibi görünüyor ben de çok sıkıldım. Hayır seni öldürüp arka sokaklarda kanını içmeyeceğim. Embrace lüks içerisinde rahat bir yerde gerçekleşmeli. Ayrıca , ilk açlığını geçiştirecek besini sağlayacak kadar ghoulum depolanmış olmalı, ben cömert türden bir Sire’ım. Lütfen şaşırmış numarası yapma. Saflık cilt rengine hiç uymuyor. Bütün gecedir ip uçları verip duruyordum ve sen de gayet farkında olarak onları topluyordun. Ayrıca, bütün bunları sana anlattıktan sonra yürüyüp gitmene izin vereceğimi düşünmedin değil mi? Oh dünyanın büyük bir çoğunluğu sana anlattığım hikayeleri anlatsaydın deli olduğunu düşünürdü ama yeteri kadar insan da düşünmezdi. Onlar inanırdı ve diğer insanlara anlatırdı. Ve bütün her şey iskambil kartlarından yapılmış ev misali yıkılırdı. Yani canım, senin bu işin içinden canlı olarak çıkmana izin vermemin hiçbir yolu yok. Yine de ölü olarak yürüyebilirsin. Sana önerdiğim şeyi biliyorsun. Derinlerde bir yerde bunu istediğini de biliyorsun. Eğer istemeseydin, saatler önce kaçmaya çalışırdın. Ama buradasın. Yani, güzel hanımefendi, seni sonsuza kadar yaşatacak mıyım? Evet mi? Çok sevindim. Elimi tut tatlım, hala korkuyor musun? Korkmalısın.   Çeviri: Berker “Hamatula” Berki

Devamını Oku »

Oyun Sistemine Giriş

Kan emen cesetler, yaşayanların kanlarıyla ziyafet çekmek için mezarlarından döndüler. Onlar, hayatları kanunsuzca onlardan çalınan, Cehenneme sürülmüş yaratıklardır. Onlar, besinlerini masumlardan, suçlulardan bazen de gönüllülerden alan yokedicilerdir. Zamanın başından beri insanlar, mezarlarından çıkıp kan emen, et yiyen vampirlerden, ölümsüzlerden ve şeytani ruhlardan bahsetmişlerdir. Macaristan’dan Hong Kong’a, Yeni Delhi’den New York’a kadar uzanan, geceleri ortaya çıkan yaratıklar korkusu tüm insanların benliğini sarmıştır. Korkutucu vampir romanları, filmleri, TV dizileri, video oyunları ve hatta kıyafetler… Ama bunlar sadece hikaye değil mi? Hayır.! Vampirler tarih öncesi zamanlardan beri aramızda yaşamaktalar. Hala da öyle. Onlar, insanların ilk yaşamlarından bu yana savaşlarını sürdürmekteler. Bu sonsuz kavga insanoğlunun geleceğini belirleyen bir son mu, yoksa yaşayanlar için bir lanet mi? Vampire oyunları White Wolf tarafından piyasaya sürülmüş bir Rol Yapma Oyunudur. (RPG) Oyun aslında bildiğimiz ama bazı yönlerden bilmediğimiz bir dünyada geçer. Vampire oyun sistemi dünyamızda geçmektedir ama bilmediğimiz yönü ise bu dünyada yaşayan başka canlılardır. Kurtadamlar (werewolf), Gulyabaniler (ghoul), Periler (Faeries), Büyücüler ve daha diğerleri… Bu karmaşa içindeki dünyaya oyun sisteminde “World Of Darkness” yani Karanlıklar Dünyası deniyor. Bu dünya bize Batman’deki Gotham City ‘yi çağrıştırabilir. Vampire oyunlarında –oyun her ne kadar senaryoya ve oyun yöneticisine göre değişse de- yaşananlar, genelde günümüzdeki koşullar gibidir. İnsanlar 09:00-18:00 arası çalışırlar, devlet memurları zam isterler, emeklilik yaşı sürekli yükseltilir, bilgisayar sistemlerinin çoğu Microsoft’un elindedir gibi. Günlük hayatta olan her şey Vampire oyununda da vardır, sadece Vampire oyun sistemi diye bir kavram yoktur. (Zaten böyle bir şeyin oyun içindeki dünyada da olması biraz saçma olur) Bunun dışında Vampire oyun sistemi aslında iki ayrı şekilde ele alınmalı. Vampire: The Dark Ages ve Vampire: The Masquerade. Dark Ages oyun sistemi eski çağlarda geçen, şövalyelerin, krallıkların, haçlı seferlerinin olduğu eski tarih dönemlerini ele alır. Masquerade oyun sistemi ise, az önce bahsettiğim günümüz koşullarını ve günümüz insanlarını kapsar ve oyun şu anki dünyamızda geçer. Oyun sistemi olarak birbirlerine çok yakın olsalar da temel bazı ayrılıklar bulunmaktadır. Mesela Dark Ages sisteminin karakter kağıtlarındaki Archery (okçuluk) yerini Firearms’a (ateşli silahlara), Ride (binicilik) ise Drive’a (sürücülük) bırakmıştır. Bu tarz gelişmelerin dışında Vampir Klanları da özellik değiştirmişlerdir. Dark Ages’in filozof klanı olan Brujah klanı, Masquerade ile birlikte karşımıza güçlü, daha çok kas gücüne yönelik işler yapan asiler olarak çıkar. (Klanlara çok fazla değinmek istemiyorum yoksa işin içinden çıkamayız. Ayrıntılar WW2300 – Vampire: The Masquerade kitabında verilmiştir. Bu aynı zamanda Vampire: The Masquerade ‘in kaynak kitabıdır. ) Vampire oyun sistemi D&D oyun sisteminden farklıdır, hatta tek benzer yanları Role-Play özelliği taşımalarıdır. D&D sisteminde kullanılan d20, d8, d12, d100 gibi zarlar Vampire’da yoktur. Vampire oyun sistemi “d10 sistem” olarak adlandırdığımız ve sadece 10’luk zar (d10) ile oynanan bir yapıya sahiptir. D&D kuralları gibi 1 adet 20’lik zar ile oyun kurtarılmıyor, 3-5 tane 10’luk zar gerekebilir. (Hatta bazı durumlarda 8 tanenin yetmediği oluyor, ben kendimden biliyorum. : ) ) Oyunda karakterin özelliklerine göre zar sayısı ve kaç atması gerektiği belirleniyor. Çok ayrıntıya girmeden şöyle açıklayacağım: GabrieL isimli karakterimiz, bir sokak kavgası sırasında silahını çıkardı ve Keri isimli karakterimize ateş edecek. (Ateşli silah kullanabilmek için Dexterity + Firearms yetenekleri göz önüne alınır) GabrieL’in 3 puan Dexterity (Çeviklik), 2 puan da Firearms (Ateşli Silah) yeteneği var. Bu yüzden toplam 5 olduğu için 5d10 (5 adet 10’luk zar) atacaktır. Ayrıca Keri karakterimizin de önünde biri olduğu için ve Keri’yi vurmak biraz zor olacağı için zorluk derecesi 7 olarak belirleyebiliriz. (Zorluk derece oyun yöneticisi tarafından durumun zorluğuna ya da kolaylığına göre belirlenir.) GabrieL zarları atar ve 7,1,8,3,9 gelir. Zorluk derecesi 7 olduğundan dolayı 7 ve üzeri gelen zarlar success (başarı) olarak nitelendirilir. GabrieL, 5 zarda 3 success yapmış gibi görünmektedir ama istisnalar vardır. Zar sisteminde 1 başarısız demektir ve gelen 1 zarı bir adet success’i götürür. Yani bu durumda GabrieL karakterimiz 2 success yapmış oldu. Bu olay sonucunda GabrieL Keri’yi vurur. 1 her zaman başarısız, 10 her zaman başarılıdır. Bazı işlemler 1 success ile yapılabilir ama daha fazla success işi daha iyi yapmayı sağlar. Bunun dışında oyunun D&D kurallarından farklı bir yanı ise oyun yöneticisinin ismi DM (Dungeon Master) değil ST (Storyteller) ‘dır. Bazı kavramları daha iyi anlayabilmeniz için karakter kağıdı örneğimize bakabilirsiniz. . : Vampire Karakter Kağıdı : .   Vampire Hakkında Detaylı Bilgi Alabileceğiniz Kitaplar: Vampire: The Masquerade Vampire: Dark Ages Book Of Nod Vampire: Storyteller’s Guide Bu kitaplar White Wolf tarafından çıkarılmıştır. Amazon.com gibi sitelerden temin edebilirsiniz.   Yazan: Kayra “Keri” Küpçü

Devamını Oku »

Son Videolar