Son Haberler

Son Haberler

lord-of-the-rings-logo1

Isengard

  Güneşin üçüncü Çağı’nda Gondor’lular tarafından yapılmış olan Isengard oldukça stratejik bir konuma sahipti. Misty Mountains’in (Puslu Dağlar) güneyinde, Isen Irmağının kaynağında bulunan halka biçiminde aşılması imkansız dağlarla çevrili doğal bir kale gibiydi. Isengard’ın en önemli yeri tam ortasında bulunan ve zarar verilmesi imkansız bir malzemeden yapılmış siyah kule idi. Bu kulenin ismi Orthanc’dı ve tepesindeki çıkıntılar nedeniyle “Çatallı Kule” manasına geliyordu. Isengard aynı zamanda, yedi palantir’den birisinin bulunduğu yerdi. Numenor’dan kaçan Elendil’e elfler tarafından verilen bu yedi taşa bakan birisi diğer taşın başındaki kişiyi görebilir ve onunla konuşabilirdi. Isengard Gondor’un gücünü yitirmesine kadar kullanıldı. Fakat Gondor’un güçsüzleşmeye başlaması ile birlikte boşaltıldı ve Dunlendings tarafından ele geçirildi. Fakat Rohan topraklarında Dunlendings’lilerin barınmasını istemiyordu. Uzun süren savaşlar sonucunda Rohirrim, Dunlendings’i hem kendi topraklarından hem de Isengard’dan çıkarttı. Yaklaşık ikiyüz yıl boş kalan Isengard, en sonunda Istari’lerden biri olan Saruman tarafından kullanılmaya başlandı. Saruman bu doğal kalenin önemini anlamış ve Gondor Vekilharç’ından burasının kendisine verilmesini istemişti. Saruman uzun yıllar boyunca Isengard’ı gizli emelleri için kullandı. Onun zamanında Isengard, orkların , Uruk-Hai’lerin, kurtların yeri oldu. Yüzük Savaşı sırasında Saruman emellerini gizlemekten vaz geçti. Önce Istari’lerden biri olan Gandalf’ı Orthanc’a hapsetti. Fakat Gandalf kaçmayı başardı. Kısa bir süre sonra Saruman’ın orduları Isengard’dan çıktı ve Helm’s Deep’de ki Harnburg savaşında Rohirrim ve onlara yardıma gelen Entler tarafından yok edildi. Ardından Isengard entler tarafından ele geçirildi, Saruman sürüldü. Yüzük Savaşı’ndan sonra Isengard entlere bırakıldı ve sonraları Watchwood (Gözcü Korusu) olarak anıldı.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Esgaroth

  Üçüncü Çağda, Mirkwood’un (Karanlık Ormanın) hemen kuzeydoğusunda ve Erebor yani Lonely Mountain’in (Yalnız Dağın) güneyinde, insanların bir şehri vardı. Bu Long Lake’de (Uzun Gölde) yaşayan İnsanların şehri Esgaroth’du. Şehir Uzun Göle çakılmış kazıklar üzerine inşa edilmiş ve ahşap iri köprü ile karaya bağlanmıştı. Esgaroth, Erebor’daki Cüce krallığının hemen güneyinde ve Woodland Elflerine (Orman Elfleri)göre nehrin biraz aşağısında bulunduğundan, Göl İnsanları zengin tüccarlar haline gelmişti. Şehir sakinleri arasından seçilen bir Efendi tarafından yönetiliyordu. 2770 yılında, Altın Ejderha Smaug dağı ele geçirince, Göl İnsanları ile Erebor Cüceleri arasındaki ticaret sona erdi. Komşu şehir Dale’in yok edilmesine rağmen Esgaroth varlığını devam ettirebildi. 2941 yılında Altın Smaug alevli bir öfke ile dağdan inerek Esgaroth’a saldırdı. Ejderha öldürüldüyse de, Esgaroth yandı. Fakat şehir için henüz her şey sonra ermemişti, çünkü Ejderhanın hazinesinin sınırsız zenginlikleri, şehrin yeniden yapılmasına ve eski zenginliğine kavuşmasına imkan tanıdı.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Erebor

  Erebor Grey Mountains’in (Gri dağlar) güneyinde, Iron Hills (Demir Tepeler) ile Mirkwood (Kuyutorman) arasında bulunan Cüce krallığıdır. Diğer bir ismi ile Lonely Mountain’de (Yalnız Dağ) bulunan bu krallık; Kıngdom Under The Mountain olarak da bilinir. Güneşin 3. Çağı’nın 1999. yılında Thrain I tarafından kurulan bu krallık 7 yüzyıl boyunca bölgeye hükmetti ve zenginleşti. Yakınlarda bulunan Dale insanları ile iyi ilişkiler içinde bulunan krallık 2770 yılında Smaug The Golden isimli bir ejderha tarafından yerle bir edildi. Cüceleri dağdan kovan ejderha iki yüzyıl boyunca bölgeyi elinde tuttu. 2941 yılında Gandalf’ın da yardımı ile Thorin Oakenshield ile 12 cüce ve Hobbit Bilbo Baggins, Smaug’un Bard the Bowman tarafından öldürülmesi ile sonuçlanan yolculuklarını yaptılar. Smaug’un ölümünden sonra yapılan beş Ordular Savaşı’nda Thorin öldü, fakat bölgedeki ork birliklerinin büyük bir kısmı da yok edildi. Savaş sonucunda Dain II öncerliğinde Dağın Altındaki Krallık tekrar kuruldu. Yüzük Savaşları sırasından Sauron’un birlikleri tarafından saldırıya uğrasa da Tek Yüzük’ün yok edilmesi ile cüceler ve Dale insanları Sauron’un ordularını bir kez daha yenilgiye uğrattılar. Güneşin 4. Çağı’nda Erebor, Kral Elessar ile dostluğunu sürdürdü.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Dol Guldur

  3.Çağda Kasvetormanı’nın güneydoğusunda inşa edilen ve Sauron tarafından kullanılıp kötü güçlerin yayıldığı bölgeye verilen isimdir. Güneşin İkinci Çağı’nda Isildur’un parmağından Tek Yüzük’ü kesmesiyle bir süre ortadan kaybolan Sauron tekrar Dol-Guldur’da ortaya çıkmıştır. Uzun süre bu bölgede güçlenmiş ve Mordor’un gelişi için hazırlanmasını yönetmiştir. 2063 yılında Gandalf bölgeye gelmiş ve buradaki kötü gücü araştırmıştır. Gandalf, Dol-Guldur’da ki gücün Sauron olduğunu tahmin etse de yeterli kanıtları bulamamıştır. Gandalf 2850 yılında tekrar Dol-Guldur’a gitmiş ve bu sefer kötü gücün Sauron olduğundan emin olarak dönmüştür. Sauron,Ak Divan’ı yönettiği saldırısı sonucunda kaçarak Doğu’ya saklanmış,ardından Mordor’a kendini açığa çıkarmıştır. Ama Dol-Guldur’u tamamen boşaltmamış ve Dol Guldur’un komutasını Nazgul’e bırakmıştır. Yüzük Savaşları sırasında Dol Guldur orduları Lothlorien ve Ormanlık Diyar topraklarına saldırdılar ama yenilgiye uğratıldılar. Sauron’un yok edilişinin ardından Celeborn,Dol Guldur’u ele geçirdi ve içindeki tüm kötülükleri temizledi.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Dagorland

  Dagorland (Muharebe Alanı) Mordor’un kuzeyinde ve içinde kayıp ruhların yüzdüğü bataklık alan Dead Marshes’ın güneyinde bulunan alandır. 2.Çağ’ın sonunda Sauron ile İnsanlarla (Man) Elfler (Elves) arasındaki son ittifak güçleri arasındaki büyük savaşın yapıldığı bu ağaçsız ve geniş düzlük 3434 de yapılan ve Sauron’un tutsak edilmesi ile biten Dagorland Savaşı’ndan sonra pek çok savaş gördü. 3.Çağ boyunca orada istilacı Doğudölleriyle birçok savaş yapıldı. Yüzük Savaşları sırasında buraya gelen Aragorn komutasındaki ordu, Frodo Baggins’in Tek Yüzük’ü yok etmesiyle dağılan Sauron ordusunu burada yendi.   Yazan: Tolga Alkan

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo1

Cuiviénen

  Cuiviénen, Ağaçların ışığı yıllarının en eski zamanlarına bağlı bir isimdir. Orta Dünya’nın bugün bile bilinmeyen doğu kıyılarında Helcar denizi bölgesine elfler (Elves) tarafından bu isim verilmiştir. Bu isim Uyanış gölü (Water of awakening) olarak çevrilebilir. Elfler bu bölgede uyanmışlar, Yıldızların ışığına hayran olmuşlar ve çevreye isimler vermeye bu bölgede başlamışlardır. Oromé gelip de elfleri götürene kadar karanlıkta yıldız ışıklarında yaşamışlar ve en sonunda Valinor’a kadar uzanan uzun yürüyüşlerine başlamışlardır. Cuiviénen gölünü hatırlayan pek az elf kalmıştır fakat, Vanyar soyunun tamamına yakını Valinor’a ulaştığı ve yaşamlarını sürdürebildikleri için, Uyanış Gölüne ait hatıralar en çok, güzel Vanyar ırkında vardır..   Yazan: Serkan “Anglachel” Nayır

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo

Güneşin Üçüncü Çağı

  Tolkien tarihinde Güneşin Üçüncü Çağı ile ilgili en önemli iki konu, Gondor ve Arnor Krallıklarının varlıklarını sürdürebilmiş olması ve Yüzüklerin Efendisi Sauron’un Tek Yüzüğünün kaderidir. İkinci Çağın sonunda Yüzüklerin Efendisi Sauron yenilgiye uğratıldığında, parmağından Tek Yüzüğü kesip alan Birleşik Gondor ve Arnor Krallıklarının Yüksek Kralı Isildur idi. O dönemde bu, doğru bir hareket ve Karanlıkların Efendisinin gücünü ortadan kaldırmanın tek yolu olarak görülmüştü; fakat, Isildur Tek Yüzüğü ele geçirdiğinde, Yüzüğün kötü gücünden etkilendi. Güçlü ve onurlu olmasına rağmen güce yenik düştü. Isildur o sırada Yüzüğün ateşlerinde yapılmış olduğu ve yine yalnızca ateşlerinde yokedilebileceği Kıyamet Dağının (Mount Doom) volkanik yamaçlarında bulunmasına rağmen, Yüzüğü yoketmedi. Isildur bu kötülük çağrısına yenik düşerek, Tek Yüzüğü sahiplendi ve böylece lanetinden etkilenmiş oldu. Üçüncü Çağın 2. yıında Isildur ve üç büyük oğlu Anduin Vadilerinden kuzeye doğru giderlerken, bir Orc çetesi tarafından tuzağa düşürüldüler. Gladden Otlakları Savaşı adı verilen bu çatışmada Isildur ile üç oğlu öldürüldü ve Tek Yüzük Anduin Irmağının sularında kayboldu. Gladden Otlaklarında başlayan olayların doğurduğu kötü sonuçların üstesinden gelinmesi 3000 yıl sürdü. Tek Yüzüğün kayboluşu, Yüzük bulunup yokedilene kadar Sauron’un kötülük dolu ruhunun huzura kavuşamayacağı anlamına geliyordu; bu arada Dúnedain Birleşik Krallığının Yüksek Kralının ölümü ise ülkenin Arnor ve Gondor olarak iki ayrı krallığa bölünmesine yol açtı. Sonuçta, Isildur bu kötülük çağrısına yenik düştüğü için, Yüzüğün laneti tüm Dúnedain halkı üzerinde etki kazandı. Yüzüğün laneti, Üçüncü Çağın tamamını sardı, çünkü Tek Yüzük yokedilene dek Birleşik Krallığın gücünü yeniden kazanarak birleşmesi ve tüm Dúnedain halkınca tanıtan (Yüzüğün gücüne kanmayacak) tek bir veliahtın ortaya çıkması mümkün değildi. Ancak Yüzük yokedildiğinde yeni bir Yüksek Kral Dúnedain’in Birleşik Krallığını yönetebilecekti. Sınırlarında sürekli çatışmalar olmasına ve beşinci ve altıncı yüzyıllarda gerçekleşen Doğulu istilalarına rağmen Gondor’un Güney Krallığı yine de, Üçüncü Çağın ilk binyılında güçlenmeye devam etti. Dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Gondor, güçlü ordusuna ek olarak bir de büyük donanma kurmayı başarmıştı. Onbirinci yüzyılda Gondor gücünün doruğuna erişti; Doğulular Rhûn Denizinin ardına dek çekilmeye zorlandı, Umbar bir Gondor kalesi haline getirildi ve Harad halkı boyundurluğu alındı. Kuzey Krallığı Andor hiç bir zaman sınırlarını Eriador dışına dek genişletemediyse de, halkı dokuzuncu yüzyıla kadar refah içinde yaşamaya devam etti. Bu dönemde meydana gelen iç çatışmalar, krallığın üç bağımsız bölgeye ayrılmasına neden oldu ve bunlar bir süre sonra aralarında anlaşmazlığa düştüler. Onikinci yüzyıla gelindiğinde Sauron’un ruhu, alevlerle taçlandırılmış kötülük dolu tek bir göz biçimini alarak gizlice Orta Dünyaya dönerek, Karanlık Ormanın güneyindeki Dol Guldur kalesine sığınmıştı. Bu dönemden itibaren karanlığın güçleri Orta Dünya topraklarında sürekli olarak büyüdü. Onüçüncü yüzyıldan itibaren Arnor, doğal felaketler ve iç anlaşmazlıklar nedeniyle sürekli olarak güç kaybetmeye başladı. Fakat Arnor’un asıl laneti, Sauron’un baş hizmetkarı, Angmar’ın Cadı Kralı ünvanını alan ve Arnor kralları ile beş yüz yıldan uzun bir süre savaşan Yüzük Ruhlarının Efendisi idi. Sonunda 1974 yılında Cadı Kral, son Arnor kalesi Fornost’u ele geçirdi ve Arnor Krallığı da böylece ortadan kalkmış oldu. Arnor’un yirmiüçüncü kralının ölümün ardından kraliyet soyu, Dúnedain Kabile Şeflerince sürdürüldü. Güney Krallığı Gondor’un Üçüncü Çağın ikinci binyılı içindeki çöküşü ise, üç büyük lanetle ilişkilendirilmektedir. Bunların ilki, onbeşinci yüzyılda meydana gelen Akraba Savaşlarıdır. Kanlı bir iç savaş olan bu olay, binlerce kişinin ölümü, pek çok şehrin yokedilmesi, Gondor donanmasının çoğunun ortadan kaldırılması ve Umbar ile Harad üzerindeki egemenliğinin sona ermesi ile sonuçlanmıştır. İkinci lanet ise, 1636 yılında Sauron’un Andor ve Gondor üzerine yolladığı Büyük Salgındır. Dúnedain, bu kötülükten hiç bir zaman tam olarak kurtulamamıştır çünkü halkın büyük bölümünün ölümü ülkenin bazı kesimlerinin sonsuza dek terkedilmesine neden olmuştur. Üçüncü lanet ise, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda gerçekleşen Araba Sürücüleri İstilalarıdır. İyi silahlanmış bir Doğulu halklar konfederasyonu tarafından düzenlenen bu saldırılar, neredeyse yüz yıl boyunca devam etmiştir. Doğulular sonunda geri püskürtülerek yenilgiye uğratılmışlarsa da, Gondor’un zaten azalmakta olan gücünü kritik bir biçimde azaltmışlardır. Bunların ardından 2000 yılında, Kuzey Krallığı Arnor’u yokeden Cadı Kral bu kez Mordor’da ortaya çıkmıştır. Korkunç birlikleri ile doğrudan Gondor’a saldırarak, Minas Ithil kulesini ele geçirmiş ve adını Minas Morgul olarak değiştirmiştir. 2050 yılında Cadı Kral, Gondor’un otuzbirinci ve son kralını öldürmüştür. Bu dönemden itibaren Gondor veliahtsız kalmış ve Vekil Krallar tarafından yönetilmiştir. Kısacası, Arnor’un kralı topraksız, Gondor’un toprakları ise kralsız kalmıştır. Dahası Dúnedain ile bağdaşıklarına karşı Sauron’un kötülüğünden esinlenen Doğulular, Balclothlar, Güneyliler, Siyah Númenóreanlar, Korsanlar, Esmer İnsanlar ve Tepe İnsanlarının istila ile saldırıları da sürmekteydi. Bütün bunlara ek olarak, Balroglar uyanmış, Ejderhalar yeniden güçlenmiş, Kurt ve Warg saldırıları başlamış ve Uruk-hai’nin yeni kötü türleri olan Olog-hai ile Yarı-Orclar ortaya çıkmıştı. Bütün bu canavarlar, sayıları gittikçe kalabalıklaşan Sauron’un kumandasındaki Orc ve Troll ordularına katılmaktaydı. Bunu izleyen binyıl boyunca, Sauron’un gücü artarken Dúnedain’in gücü azaldı. Üçüncü Çağın tüm olayları, 3019 yılında başlayan Yüzük Savaşında, Yüzük Efendisi Sauron Dúnedain’den geriye kalanları yoketmek ve Orta Dünya topraklarının tamamına hükmetmek için büyü ve askeri güçleri üzerine bir kumar oynadığında bir araya geldi. J.R.R. Tolkien’in başyapıtı üç ciltlik bir epik esir olan Yüzüklerin Efendisi’nin sahnesini oluşturan dönem de budur. Üç bin yıllık tarihin tüm ağırlığının, üçlemenin konusunu oluşturan 3018 ve 3019 yıllarına nasıl odaklandığını izlemek çok ilgi çekicidir. Yüzük Arayışı ve Savaşını oluşturan olaylar büyük tarihi önem taşımaktadır çünkü okuyucu, esas karakterlerin her hareketinin tüm çağın sonunu nasıl etkilediğinin farkına varmaktadır. Üçüncü Çağ, Tek Yüzüğün yokedilişi ile sona erer: Sauron’un kötü imparatorluğu yıkılır, diğer güç yüzükleri huzura kavuşur ve iki krallığın tahtının son tanınmış varisi Yeniden Birleşen Dúnedain Krallığının Yüksek Kralı olarak taç giyer. Bu olaylar dizisi yalnızca romanın değil Üçüncü Çağın da sonunu belirler. Gerçekten de, Arda’nın 37.063 yılının çatışmalarının sonuçlandığı duygusu hakimdir. Yüzük Savaşının bitişi ile Orta Dünya yeniden barış ve refaha kavuşur. Fakat aynı zamanda büyük Elf güçlerinden geriye kalanların da ölümlü toprakları terk etmesi kararlaştırılmıştır. Bu iyi ve yüce kişilerden geriye kalanlar ile Yüzük Kardeşliğinin bir kaç seçilmiş üyesi, Düz Yol üzerinde seyahat eden Elf gemilerine binerek batıdaki Ölümsüz Topraklara doğru yola çıkarlar. Böylece Üçüncü Çağ biter ve İnsanların Hükümdarlık Çağı olarak bilinen Dördüncü Çağın başlar; bu çağda Elf etkilerinden geriye kalanlar tamamen yokolur ve bu büyük güçler bizim algılayışımızın dışına çıkar. Bunun ardından Ölümsüz Topraklar, insanların varolduğu kürelerin dışına çıkarak Tanrılar ile Elfleri de beraberlerinde bizim anlayışımızın dışına götürürler; böylece şüphesiz, dünya fiziksel açıdan bugünkü zaman ve mekan anlayışımıza uygun hale gelir ve Yerküre güneşin etrafında dönmeye başlar.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo

Güneşin İkinci Çağı

  İkinci Çağ, Númenóreanların Çağı idi. Akallabêth ya da Númenor’un Çöküşünde anlatıldığı gibi, bunlar İlk Çağda Edain soyundan gelen İnsanlardı ve Valar bunlara Orta Dünya ile Ölümsüz Topraklar arasındaki geniş denizin ortasında yeralan yeni yaratılmış toprakları vermişti. Númenóreanlara, diğer İnsanlarınkinden daha uzun bir ömür verilmişti ve yüzyıllar boyunca güçleri ve zenginlikleri artan bu İnsanlar, ölümlü dünyanın tüm denizlerine hakim oldular. Genellikle Westernesse olarak tercüme edilen Númenor ayrıca hediyeler diyarı, yıldızlar diyarı ve Atlantë olarak da biliniyordu çünkü aslında kayıp ülke Atlantis ile ilgili eski efsanenin Tolkien tarafından yeniden yorumlanışıydı. Tolkien’in Númenor’u, beş uçlu bir yıldız biçimindeki bir ada krallığı idi. En dar yeri iki yüz elli mil, en geniş yeri ise bunun iki katı kadardı. Yıldızın kollarını oluşturan yarımadaların her biri ile orta kısmından oluşan altı bölgeye ayrılmıştı; orta kısımda ayrıca Númenor’un en yüksek dağı olan kutsal Meneltarma ya da gökyüzü sütunu bulunuyordu. Bu dağın yamaçlarında kurulmuş olan Armenlos ya da kralların şehrinde adından da anlaşıldığı gibi kral oturmaktaydı; bu aynı zamanda adanın en kalabalık şehriydi. Bu şehrin aşağısında kraliyet limanı Rómenna bulunmaktaydı. Diğer önemli şehir limanlar Eldalondë ile Andúnië, batıya yani Ölümsüz Topraklara bakıyordu. Númenor’un ilk kralı Eärendil’in oğlu ve Yarı-Elf Elrond’un kardeşi Elros idi; bunun nedeni İlk Çağın sonunda Valar tarafından kaderlerini belirlemeleri istenen Yarı-Elf ikiz kardeşlerden Elrond Elf olmayı seçerken, Elros’un ölümlü Edain’in Kralı olmatı seçmiş olmasıydı. Fakat Yarı-Elf olduğundan Elros’a beş yüz yıl ömür verilmiş ve Elros İkinci Çağın 442. yılına dek Númenor kralı olarak hüküm sürmüştü. Númenóreanla adalarında gittikçe zenginleşirken, İlk Çağın çatışmalarından sağ çıkan Yüksek Elfler Orta Dünyada kalmatı tercih ederek, Lindon’da hüküm süren son Yüksek Elf Kralı Gil-Galad’ın hükümdarlığı altında birleştiler. Beleriand’ın yok olmayan tek bölgesini oluşturan Lindon, Ay Körfezinin iki yanında yer almaktaydı. Yıllar geçtikçe Lindon’un Yüksek Elfleri doğuya doğru giderek pek çok yeni krallık kurdular. Sindar lordaları, Büyük Yeşil Ormanlardaki Silvan Elfleri arasında ve Anduin vadilerindeki Lothlórien’in Altın Ormanlarında krallıklar kurdular. Sekizinci yüzyılda Celebrimbor’un Noldor Elfleri ise, Cüce Krallığı Khazad-dûm’un hemen batısında bulunan Eregion’da bir Elf kuyumcuları krallığı kurdular. Fakat bu dönemde güçlenen ve zenginleşenler yalnızca Elfler ve Cüceler değildi: Büyücü Sauron da ölümlü dünyada kalarak Orta Dünyanın Karanlık Efendisi olarak Melkor’Un tahtına çıkmak için çalışmaktaydı. 1000 yılında Sauron gizlice Mordor’daki kötülük ülkesini kurmaya başladı; bu amaçla Doğu ve Güneydeki barbar İnsan gruplarını kölesi haline getirdi ve Orclar ile diğer kötü yaratıkları krallığında topladı. Aynı zamanda Barad-dûr adıyla bilinen Karanlık Kulesini inşa etmeye de başladı. Annatar ya da hediyeler veren isimli iyi bir kimliğe bürünerek bilgeliği ve gücü ile Elfleri baştan çıkarmaya çalıştı. Bu oyuna aldananlar yalnızca Celebrimbor ile Eregionlu Elf kuyumcular oldu. Sihir ve metalürji güçlerini bir araya getiren Sauron ile Elf kuyumcular pek çok olağanüstü eser yarattılar. 1500 yılında becerlilerinin doruğuna erişerek, Sauron’un direktifleri altında Güç Yüzüklerini yapmaya başladılar. 1600 yılında Yüzükler tamamlandı; Elflere ihanet eden Sauron, Mordor’a dönerek Barad-dûr adıyla bilinen Karanlık Kulesini tamamladı ve Tek Yüzüğü yaparak, Yüzüklerin Efendisi haline geldi. Elf kuyumcuları kandırılarak, Sauron’un herşeyin üstünde güce sahip Yüzüklerin Efendisi haline gelmesine yardım etmiş olduklarını anlayınca harekete geçtiler ve 1693 ile 1701 yılları arasında Elfler ile Sauron arasında kanlı bir Savaş yapıldı. Bu çatışmalarda Sauron Celebrimbor’u öldürdü, Elf kuyumcularının şehri ile Eregion’u yoketti ve neredeyse Ereidor’un tamamına zarar verdi. Khazad-dûm’da yaşayan Cüceler, çatışmalara katılmayarak ülkelerini kapısını dünyaya kapattılar. Bu olayın ardından Khazad-dûm, Moria yani Karanlık Yarık adıyla anılır hale geldi. Bu korkunç savaşta, Eregion’da yaşayan Elflerin hemen hepsi öldü; geriye çok az sayıda Elf kaldı. Bunlar Yarı-Elf Elrond önderliğinde Sisli Dağların (Misty Mountains) eteklerine gelerek Imlardis kolonisini ya da daha sonra İnsanlar tarafından verilecek olan adıyla Rivendell’i kurdular. Celebrimbor’a karşı kazandığı zaferin ardından Sauron güçlerini bir arata toplayarak, Lindon’da bulunan Gil-Galad’a saldırdı. Son anda Elf saflarına katılan güçlü Númenórean donanması sayesinde oluşan kuvvetli ordu, Sauron’un birliklerini ezdi ve Sauron Mordor’a kaçmak zorunda kaldı. Bunu izleyen bin yıl boyunca Sauron Elflere karşı hiç bir harekette bulunmadı ve barbar Doğulu ve Haradrim kabileleri ile ilişkiye geçerek karanlık gölgesini onların dünyasına doğru genişletti. Bu insanların vahşi krallarına, Ölümlü İnsanlar için yapılmış olan Dokuz Yüzüğü dağıttı. Yirmi üçüncü yüzyıla gelindiğinde bu krallar, Sauron’un en önemli kötü hizmetkarları Nazgûl ya da insanlar tarafından verilen isimleri ile Yüzük-ruhkaru haline geldiler. Bu arada Númenóreanlar, dünyanın en güçlü deniz kuvveti haline geldiler. Orta Dünya sahillerinde pek çok koloni oluşturarak, Umbar ve Pelagir adlarıyla bilinen liman-kalelerini kurdular Sonunda Númenóreanlar’ın deniz imparatorluğu ile Mordor’un kara imparatorluğu karşı karşıya geldi. 3261 yılında Númenóreanlar büyük bir kuvvetle Umbar’a çıkarak, Mordor üzerine yürüdüler. Güçlerinin kendisininkinden fazla olduğunu gören Sauron, onları yenemeyeceğini ve hatta onlara karşı savaşamayacağını anladı. Yine de, Yüzüklerin Efendisi Mordor’daki Karanlık Kulesinden inerek onlara teslim olduğunda, dünyanın insanları büyük bir şaşkınlığa uğradılar. Númenóreanlar Sauron’u zincire vurarak onu kendi ülkelerine götürdüler ve en güvenli zindanlarına hapsettiler. Fakat askeri güçle yapamadıklarını Sauron, kandırma ve göz boyama yöntemiyle gerçekleştirdi. Gururlu Númenórean krallarına kötü telkinlerde bulunarak onları yoldan çıkardı ve Valar’a karşı planlar yapmalarına neden oldu. Telkinleri o kadar güçlüydüki, Númenóreanlar bilinen en büyük donanmayı kurarak Arda’nın güçleri ile savaşmak üzere batıya doğru yelken açtılar. Bu yaptıkları nedeniyle Ilúvatar, güzel Númenor adasını yoketti. Dağlar ve şehirler çöktü, deniz öfkeyle kabardı ve Númenor su dolu bir boşluğa düştü. Bu sırada tüm Dünya değişikliğe uğradı. Ölümsüz Topraklar Dünya Kürelerinin dışına yerleştirildi ve İki Dünyanın Küreleri arasındaki Düz Yolu Elf gemileriyle aşan Seçilmişler dışındakiler için sonsuza dek erişilmez hale geldi. Bu efsanelerden bildiğimiz Atlantis Çağının sonuydu ve dünya büyük değişikliklere uğradı. Saran Deniz ile sınırlanan ve Hava ve Eter Küreleri ile sarılmış bulunan düz dünya, bildiğimiz küresel gezegen halini aldı. Fakat İkinci Çağ 3319 yılında Númenor’un batışı ile bitmediği gibi, Númenóreanlar mirası da tamamen yokolmadı. Bu dönemin hikayelerinde anlatıldığı üzere, Númenóreanların arasında Andúnië Prenslerinin önderlik ettiği, kendilerini İnançlılar olarak adlandıran ve Valar ve Eldar ile çatışmayı reddeden insanlar da bulunuyordu. Değişikliklerin meydana gelidiği sırada bunlar, Uzun Elendil’in önderliğinde dokuz gemi ile doğuya Orta Dünya kıyılarına doğru yola çıkmışlardı. Geriye kalan inançlı Númenóreanlardan oluşan bu insanlar, Orta Dünyada Arnor ve Gondor krallıklarını kuracak olan Dúnedain idi. Fakat çatışmalar hemen tekrar başladı, çünkü Tek Yüzüğün gücünü kullanan Sauron da Númenor’un batışından kurtularak Mordor’a döndü ve Orta Dünyadaki tüm Elf ve Dúnedain krallıklarını yoketmek için çalışmaya başladı. Buna karşı, Elfler ve İnsanların Son Birliği oluşturularak, Sauron’un ordusu Dagorlad Savaşında yenilgiye uğratıldı. Mordor’a giren Birlik, Sauron’u yenilgiye uğratana dek yedi uzun yıl boyunca Karanlık Kuleyi kuşattı. Son çatışmada, Dúnedain Kralı Isildur Sauron’un elinden Tek Yüzüğü kesip alana dek, Dúnedain Yüksek Kralı Elendil ile oğlu Anárion ve Orta Dünyadaki Eldar’ın son Yüksek Kralı Gil-Galad öldü. Mordor’un ele geçirilişi, Karanlık Kulenin yıkılışı, Yüzük-ruhlarının sürülüşü ve Sauron’un yenilgisi ile 3441 yılında İkinci Çağ sona erdi.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo

Güneşin İlk Çağı

  Tüm Tolkien hikayeleri açısından Güneşin Çağları asıl odak noktasını oluşturmakla birlikte, gökyüzünde güneş Otuzuncu Valarian Çağına yani Arda’nın yaradılışından 30.000 ölümlü yılı sonrasına kadar yükselmemektedir. Fakat Güneş Çağları boyunca geçen Güneş yılları süresi de oldukça uzundur. Yüzükler Savaşı ile Üçüncü Çağın sonuna dek, toplam 7.063 ölümlü yılı geçmiştir. Valinor Yıllıklarındaki ilk kronolojilerde Tolkien, Arda’nın yaradılışından 29.980 ölümlü yılı sonra Melkor ve Büyük Örümcek Ungoliant’ın Valinor’da Ağaçların Çağlarına son vererek ağaçların ışıklarını sonsuza dek yokettiklerini anlatır. Fakat iki Valar, Yavanna ve Nienna, ağaçların kalıntılarından Parlak Isil adını taşıyan gümüş renkli bir çiçek ile Ateş-Altını Anor adını taşıyan altın renkli bir meyva kurtarmayı başarırlar. Bunlar Demirci Aulë tarafından yapılan taşıyıcılara yerleştirilir ve yaradılışın 30.000. yılında bu parlak taşıyıcılar göğe yerleştirilir. Bunlar Ay ve Güneştir ve sonsuza dek Arda topraklarını aydınlatacaklardır. Yıldızlara Yeniden Işık Verilmesinin Elflerin Uyanışını simgelemesi gibi, Güneşin Doğuşu da, İnsanların Uyanışını simgeler. İlk gün ışığı İnsanların gözüne değdiğinde yeni bir çağa uyandılar. Iluvatar, Zamanın başlangıcında ölümsüz elf soyunu yaratarak Cuiviénen Gölüne sakladığı gibi, ölümlü İnsan soyunu da yaratmış ve Orta Dünyanın doğusunda Rüzgar Dağlarının ardında bulunan ve Hildórien yani izleyicilerin ülkesine gizlemişti. Maddi ve manevi dayanıklılık açısından, bu yeni insanlar Elflere göre çok daha zayıftı. Ölümlüydüler ve ömürleri Cücelerinkinden (Dwarves) bile kısaydı. Elfler, bu hastalıklı insanlara acıyarak onlara öğretebildikleri her şeyi öğrettiler ve bu sırada aslında ölümlülüğüm gizli bir güç olduğunun farkına vardılar. Çünkü bu yeni soy, değişen dünyanın niteliklerine çok daha kolay uyum sağlayabiliyordu ve çabucak ve büyük sayılarda ölümler meydana gelmesine rağmen, Orclar hariç tüm soylardan çok daha hızlı üreyebiliyorlardı. Gezgin insanların kabileleri tüm Orta Dünya topraklarını dolaştı. Fakat bunlar arasında en iyi ve en dayanıklıları Edain, yani Beleriand’daki Eldar krallıklarına ilk ulaşanlardı. Güneşin İlk Çağı, Noldor Yüksek Elflerinin Eldamar’dan Melkor ya da onların taktığı ismi ile Morgoth yani Karanlık Düşmanın kovalayarak Orta Dünyaya geldikleri Kahramanlık Çağı idi. Morgoth yalnızca Işık Ağaçlarını yoketmekle kalmamış, Formenos’daki Elf kalesine saldırarak Noldor Yüksek Kralını öldürmüş ve Silmariller adıyla bilinen sihirli mücevherleri çalmıştı. Bu üç mücevher Noldor’un en önemli hazinesi idi ve Noldorlar tarafından Valar Ağaçlarının ışığından yapılmıştı. Bu mücevherleri ele geçirme mücadelesi Büyük Mücevherler Savaşına yol açtı ve Tolkien’e Silmarillion’un ana temasını sağladı. Bu mücadele altı yüz yıl sürdü ve bu dönemde altı büyük savaş maydana geldi. Güneşin İlk Çağının başlangıcından yirmi ölümlü yılı kadar önce Morgoth, Işık Ağaçlarının ışığını söndürdü, Silmarilleri ele geçirdi ve Angband’a kaçtı. Beleriand Savaşları ise, on yıl kadar sonra, Morgoth Orc güçlerini Beleriand Elflerinin üzerine yolladığında başladı. Bu Ork çetelerinin yenilerek Angband’a geri püskürtüldüğü İlk Savaş idi. Güneşin Doğuşundan dört ölümlü yılı önce ise Dagor-os Giliath yani Yıldızların Altındaki Savaş adıyla bilinen İkinci Savaş meydana geldi. Morgoth’un orduları, kuzeybatı Beleriand’a henüz ulaşmış bulunan Noldor Elflerine saldırdı. Sayılarının düşmanlarına göre çok daha az olmasına rağmen, Noldor on gün boyunca savaştılar. Saldırganların tamamını öldürerek Orcları Angband’a geri çekilmeye zorladılar. Güneşin İlk Çağının 56 yılında Morgoth, daha önce gönderdiği iki ordunun toplamından daha güçlü bir ordu meydana getirerek yolladı. Bu Üçüncü Savaş, Dagor Aglareb yani Zaferle Sonuçlanan Savaş olarak bilinir çünkü Elfler Morgoth’un Orc ordularını yenilgiye uğratmakla kalmamışlar, kaçış yollarını keserek onları tamamen yoketmişlerdir. Zafer o kadar kesindiki, bunun ardından Elfler dört yüz yıl boyunca Angband’ı kuşattılar. Bu dönemde Orclar zaman zaman Hithlum’u yağmaladılar ve 260 yılında Ejderha Glaurung saldırmayı denediyse de, bu dönemde Beleriand’da genel olarak barış hüküm sürdü. Morgoth’un hizmetkarlarından çok azı, Demir Dağların doğusuna geçmeye cesaret edebildi. Fakat sonunda Morgoth Uzun Barışı sona erdirdiğinde, bu iş için çok iyi hazırlanmıştı. 455 yılındaki saldırıda, Morgoth’un Orc orduları Balroglar ile Ateş Püskürten Ejderhalar önderliğindeydi. Bu Dördüncü Savaş, Dagor Bragollach yani Ani Ateşin Savaşı olarak bilinir. Bunun ardından da, Beşinci Savaş Ninaeth Arnodiad yani Sayısız Gözyaşının Savaşı meydana gelmiştir. Bu iki savaş Morgoth’un kesin zaferi ve Beleriand’daki Elf krallıklarının yokoluşu ile sonuçlanmıştır. 496 yılında Nargothrond yağmalanmıştır. Bundan kısa bir süre sonra Menegroth yokedilmiş ve 511 yılında da son Elf kalesi Gondolin düşmüştür. Neredeyse yüz yıl boyunca Morgoth, Orta Dünya üzerindeki zalim hakimiyetini sürdürmüştür. Sonunda Valar ve Maiar, kötülüklerine daha fazla izin veremeyeceklerini anlamışlar ve 601 yılında üçüncü ve son kez Karanlık Düşmana saldırmışlardır; bu mücadele Öfke Savaşı ve Büyük Savaş adlarıyla bilinmektedir. Mücadele o kadar çetin olmuştur ki, yalnızca Angband değil, güzel Beleriand topraklarının tamamı da yokedilmiştir. Morgoth tüm canavar ve şeytanları ile birlikte hatta bir ateş püskürten ejderhalar ordusunu yardımına çağırdıysa da, yenilerek Boşluğa atılmaktan kurtulamamıştır. Beleriand tamamen yokolmuştur. Demir Dağları ile Mavi Dağlar parçalanmış, Beleriand sular altında kalmış ve sonunda tamamen batı denizine gömülmüştür. Böylece Güneşin İlk Çağı sona ermiştir.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo

Yıldızların Çağları

  Pek çok Karanlık Çağın ardından Gökyüzünün Efendisi Varda, Valar’ın Gümüş Ağcından aldığı çiy taneleri ile gökyüzünü katederek Orta Dünya üzerinde parlayan yıldızlara yeniden ışık verdi; böylecek yıldızlar kadife gece içinde yeniden göz alıcı bir parlaklığa kavuştular. Melkor’un yaratıkları ışığa o kadar yabancıydı ki, yıldız ışığı huzmeleri karanlık ruhlarını delip geçtiğinde acı ile bağırdılar. Korkuyla kaçıp saklandılar. Fakat her şeyden önce, Yıldızlara Yeniden Işık Verilmesi, Elflerin Uyanışını simgelemektedir. Çünkü Orta Dünya üzerinde yıldızlar parladığında Elfler, gözlerinde yıldız ışığı ile uyandılar ve bu sihirli ışığın izleri hep üstlerinde kaldı. Uyandıkları yer, Orocarni yani Kızıl Dağların eteğindeki iç deniz Helcar’ın kıyılarındaki Cuiviénen Gölü idi. Yıldızların Çağları ayrıca iki başka konuşabilen türün de uyanışına sahne oldu: Demirci Aulë tarafından yaratılan Cüceler (Dwarves) ile Aulë’nin eşi Meyva Veren Yavanna taradından yaratılan Entler. Bu arada Utumno’nun kuyularında Melkor da iki ırk daha yarattı. Bunlar Orclar ve Troller idi ve eline düşen Elf ve Entlerden işkence ile dönüşmüş hayat biçimleriydiler. Süvari Oromë, Eflerin Uyanışını keşfettiğinde ve Valar Melkor’un onlara yaptığı kötülükleri öğrendiğinde, Valar bir savaş kurulu topladı. Valar ve Maiar Orta Dünyaya gelerek, Melkor’a savaş açtılar. Bu öfke savaşında Melkor’un kötü ordularını öldürdüler, Demir Dağlarından oluşan büyük duvarı yerlebir ettiler ve Utumno’yu tamamen yok ettiler. Melkor’un Orta Dünya üzerindeki hakimiyeti sona ermiş oldu. Zincirlenerek götürüldüğü Valinor’da çağlar boyunca tutsak edildi. Arda Barışı olarak bilinen bu dönemde aynı zamanda Büyük Yolculuk yani Elflerin Ölümsüz Toprakların kıyısında bulunan Eldamar’a yaptığı kitlesel batı göçü gerçekleşmiştir. Bu dönem genel olarak hem Orta Dünyadaki hem de Ölümsüz Topraklardaki Elfler için mutluluk ve barış dolu yıllardı. Büyük Yolculuğu tamamlayarak Eldamar’a yerleşen Yüksek Elfler, Tirion, Alqualondë ve Avallónë adı verilen muhteşem şehirleri inşa ettiler. Fakat pek çok Elf de, Orta Dünya topraklarına olan sevgi ve bağlılıkları nedeniyle burada kalmayı tercih etti. Bunlar ölümlü topraklarda krallıklarını kurarak mutluluk ve barış içinde yaşadılar. Yıldızların Çağlarında, Orta Dünyanın kuzeybatısında bulunan Beleriand’da büyük bir Elf krallığı kurulmuştu. Bunlar Kral Thingol ile Kraliçe Maia Melian’ı izleyen Teleri Soyundan Elflerdi. Gri Elfler veya Sindar olarak biliniyorlardı ve krallıkları Doriath’ın uçsuz bucaksız ormanlarındaydı. Başkentleri Bin Mağaralı Menegroth idi ve kalelerinin mağara ve gelerileri, Orta Dünyanın harikalarından biriydi. Menegroth bir yeraltı kayın ağacı ormanına benzemek üzere dahiyane bir biçimde oyularak inşa edilmişti. Ağaçlar, kuşlar ve hayvanların tamamı taştan oyulmuş ve büyük odalar gümüş fıskiyeler ile doldurulmuş ve kristal lambalar ile aydınlatılmıştı. Sindar lordları, Beleriand’ın efendileri ve Yıldızların Çağlarında Orta Dünyada yaşayan Elfler içinde en güçlü olanlar idi. Müttefikleri, Falas’daki Deniz Elfleri, Ossiriand’daki Laiquendi (ya da Yeşil Elfler) ve Belegost ile Mavi Dağlardaki Norgod’da yaşayan Cüceler (Dwarves) idi. Nogrdo ve Belegost’taki Cüce (Dwarf) ülkeleri, Yıldızların Çağları boyunce Beleriand Elfleri ile yürüttükleri ticaret sayesinde kalkındı. Taş oyma ustaları Mavi Dağların altında değerli metaller bulmak için geniş galeriler açtılar ve Menegrtoth’un geniş salon ve odalaını oymak üzere Elfler tarafından görevlendirildiler. Orta Dünyanın en usta demircileri olarak kabul edilen Nogrod Cüceleri (Dwarves), en iyi çelikten kılıçlar ve mızraklar yaparken, Belegost Cüceleri (Dwarves) ise, zincirden örülmüş ve ejderhalara dayanıklı zırhlar yapımında ustalaşmışlardı. Belerian Elflerinin müttefikleri bir dereceye kadar, doğuya Eriador’un geniş ilk çağ ormanlarına kadar da uzanmaktaydı. Çünkü burada Yıldızların Çağları boyunca, Entler olarak bilinen dev Ağaç Çobanları ırkı, ve Beleriand’ın Sindar Elfleri ile Silvan Elfleri ile dostluk içinde yaşıyordu. Eriador’un ardında, Sisli (Misty) Dağlarda, Cüce (Dwarf) krallıklarının en görkemlisi Khazad-dûm bulunuyordu. Yıldızların Çağlarında bu krallık da zenginleşerek, dağların altındkai galerilerini büyüttüyse de, Beleriand tarihi ve kaderinde önemli bir rol oynamamıştır. On bin ölümlü yılı süren Yıldızların Çağları, keşif ve merak ile zafer ve sihir çağları olmuşlardır. Fakat tüm bunlar, Melkor’un Valinor’daki tutsaklığı ile birlikte sona ermiştir. Kısa süreli bir pişmanlık görüntüsünün ardından, Melkor öfke ile hareket ederek Valar Ağaçlarını yok etmiştir. Bunun ardından Orta Dünyanın kuzeyine kaçarak, Demir Dağlarındaki Angband kalesine yerleşmiştir. Çatışmalar Beleriand’a doğru yayıldığında Arda Barışı ve bununla birlikte Yıldızların Çağları sona ermiştir.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »
lord-of-the-rings-logo

Karanlığın Çağları

  Valinor ile Ölümsüz Topraklar Ağaçların Işığı ile yıkanırken, Orta Dünyanın tüm toprakları karanlığa gömülmüştü. Bunlar Orta Dünyada Karanlığın Çağları idi ve bu dönemde Melkor Demir Dağlarının altındaki Utumno’nun cehennemi kuyularını daha da derinleştirdi. Kötülükle dolu bir görkemle, kara taş, ateş ve buzdan, geniş kubbeli salonlar, labirentimsi tüneller ve dipsiz zindanlarla dolu cehennemi yeraltı sarayları yarattı. Burada Karanlığın Efendisi dünyanın tüm kötü güçlerini etrafına topladı. Bunların sayısı sınırsızdı ve Melkor yeni ve daha korkuç türler yaratmaktan hiç bıkmadı. Zalim ruhlar, hayaletler, canlı hayaletler ve kötü şeytanlar, Utumno’nun odalarını doldurdu. Kurtadamlar ile Vampirlerin ve sayısız kanla beslenen canavar ile uçan ve sürünen böceğin yuvası olan bu karanlık krallıkta dünyanın tüm yılanları beslendi. Utumno’da her şey Melkor’un şeytani hizmetkarlarınca idare ediliyordu; bunlar, alevden kırbaçlar ile kara gürzlere sahip Balrog adı verilen ateşten Maiar ruhları idi. Bunların en yücesi, Utumno’nun Yüksek Komutanı Balrog Gothmog idi. Utumno, Melkor’un tek krallığı değildi. Karanlığın Çağlarının başında Melkor, Valar’a karşı kazandığı zafer ile Almaren Krallığı ve Büyük Işık Lambalarını yok etmiş olduğu için çok sevindi. Bunun ardından gücünü arttırmaya uğraşarak, Demir Dağlarının batı ucunda ikinci bir krallık kurdu. Bu, Angband yani Demir Zindan olarak bilinen büyük bir cephanelik ve kale idi. Daha sonra en güçlü hizmetkarı Maia Büyücüsü Sauron’u, Angband’ın Efendisi yaptı. Rüzgarların Efendisi Manwë’nin Taniquetil adı verilen kutsal dağran izleyen gözü ile Vahşi Süvari Oromë’nin seyrek ziyaretleri dışında, Valar’dan sadece orman ve otlakların koruyucusu Yavanna o günlerde Orta Dünyaya gelip gitmekteydi. Yaratmış olduğu tüm bitki ve hayvanlara, Melkor’un hükümdarlığının karanlık ve kötülüğünde yok olmamaları için Yavanna’nın Uykusu olarak bilinen koruyucu bir büyü yaptı. Böylece genel olarak Karanlığın Çağları, Karanlığın Şeytani Efendisi Melkor’un Zafer Çağları oldu. Işık Veren Lambaları yok ederek Melkor, Orta Dünya’nın mahvolmuş ve karanlığa gömülmüş topraklarının ele geçirmiş oldu. Buradaki hükümdarlığı on bin ölümlü yılı boyunca devam etti.   Yazan: Murat “Durin” Sönmez

Devamını Oku »

Son Videolar