Son Haberler

planescape-logo

Katmanlar ve Tanrılar

  Carceri’nin katmanları ilginç bazı özellikler taşır. Öncelikle resimde de görüldüğü üzere Carceri, Altı Katmandan oluşur evet; ancak bu katmanlarda kendi içlerinde daha küçük “ORB”lara (kürelere ya da mini-gezegenlere) ayrılır. Yani altı katmanın her biri kendi içinde daha küçük kürelere bölünmüştür. Her katmanın birden çok küresi vardır. Katman içinde katman. Tıpkı matruşka bebekleri gibi, keşfettikçe giderek küçülen küreler. Her katmanda yerçekimi normal olarak işler. Bazı istisnalar dışında. Dediğim gibi her katman iç içe geçmiş minik daire şeklindeki mini-gezegenlerden (orblar) oluşur. Lakin resimde de gördüğünüz bu küçük daireler (orblar) birleşik değildir. Orbların arasında belli bir mesafeye kadar atmosfer mevcuttur. Ancak bir karakter bir orb yüzeyinden 35-40 metre kadar yukarı uçtuğunda yerçekiminin tamamen bittiğini görecektir. İşte burada yerçekimi sıfırdır. (Örnek vermek gerekirse Calimport maceralarında Drizzt ile birlikte bu düzleme gelen Catti-Brie bu boşluğa düşmüş ve süzülerek tekrar yere konmuştur.) Bu yerçekimsiz boşlukta süzülerek bir üstteki orba geçebilirsiniz. Ancak hayal ettiğiniz gibi değil. Yerçekimsiz alanda herhangi bir kuvvet olmadan hareket edemezsiniz. Filmlerdeki gibi kulaç ata ata ilerlerim diye düşünüyorsanız boşuna kuvvet harcamayın. Herhangi bir uçma sağlayan büyü (fly,polymorph vs…) ya da hareket etkisi olmadan yerçekimsiz alanda ilerleyemezsiniz. 1-) OTHRYS: Othrys Carceri’nin en dışında bulunan birinci katmanıdır. Ama çoğu kişi bu katmana Titanların Evi demektedir. Çünkü Zeus’un kadim zamanlarda sıkça savaştığı ve Arborea düzlemindeki Olympus dağından sürgün ettiği bazı Titanlar bu katmanda yaşar. Zaten bu katmandan Arborea düzlemine doğrudan ulaşım sağlayan geçitler de mevcuttur. Zira onlar olmasa Zeus’un bile onca Titan’ı kolayca başka bir düzleme sürebilmesi büyüsel açıdan) epey zor gözüküyor… Gelelim Othrys’in içine. Othrys tamamen çöllerden oluşan bir katmandır. Ama korkmanız gereken çöl değil çölün içinde bulunan meşhur bataklıklarıdır. Othrys yüzeyi tamamen kumlarla kaplı gibi gözüksede sakın aldanmayın. Gördüğünüz en sağlam kum yığını bile sizi bir anda içine çekip saniyeler içinde tonlarca kumun altında ezilmenizi sağlayabilir. Bataklıklar yüzünden katmanda görebildiğiniz her yerde sivrisinekler vardır. Hepsi bildiğiniz küçük olanlardan değil. Bazıları bir ejderhanın bile canını sıkacak kadar büyüktür. Aynı zamanda pek çok düzlemin en üst katmanından geçen Styx Nehride gene bu katmandan geçer, küçük kanallarla dallanır ve çöllerin içine doğru gider. Bataklıkları daha tehlikeli hale getirir. Othrys Yerleşkeleri ve Tanrılar: Bastion of Last Hope (Son Umut Burcu): Othrys’deki bir dağın alçak yamacına kurulmuş kale burcu büyüklüğündeki sığınma evidir burası. Tek bir girişi vardır. Oda her yerden görülebilecek dev bir iblis kafasıdır. İçeri girmek isteyen kişiler kafanın önüne gelip ağzın açılmasını ve dilin kırmızı bir hali misali çıkarak önlerine serilmesini beklemelidirler. Kesinlikle bir tuzak aramayın rahatlıkla içeri girebilirsiniz. Zira kale canlı değil sizi yutmaya falan çalışmıyor. Ayrıca kalenin her hangi bir yöneticisi kralı vs yoktur. İçerisi tamamen kuralsız çalışan anarşist ruhlu canlılarla ve büyük bir örgüt ile doludur. Revolutionary League adındaki bu örgüt cinayetleri ve hırsızlıkları (kale içindeki) belli bir seviyede tutmakla görevilidirler. Kadim kütüphanelerde istediğiniz bilgileri bulabilir, düşmanlarınızı gözlemesi için casuslar tutabilir ya da rakiplerinizi ortadan kaldırması için suikastçiler kiralayabilirsiniz. Ve en ufak büyülü malzemeden tutun çok değerli antikalara kadar her şeyi bulabileceğiniz pazarlar mevcuttur. Ama gene de unutmayın bulunduğunuz düzlem hainlerle ve isyancılarla dolu. O yüzden bu mekanda kimseye güvenmemeye dikkat edin. Mount Othrys: Ve geldik Titanlarımızın yuvalarına. Bu katmandaki Titanların hepsi Othrys Dağında bulunur. Dağın üzerinde Antik Yunan dönemlerine ait yerleşim yerleri, amfitiyatrolar, muhteşem eserlerin sergilendiği müze benzeri galeriler, eski dillerde rünler oyulmuş dev sütunlar sıkça görülür. Dağa Titanların lideri Cronus hükmeder. Taht odası ise tüm bu yapıların ortasında bulunan ve hemen hemen 2-3km genişliğinde dev bir arazi üzerine kurulmuştur. Cronus çok güçlü bir Titan olmasının yanı sıra çok da bilgedir. Ziyaretçiler oraya Cronus’tan tavsiyeler ve öğütler almak için sıkça giderler ancak mümkün olduğu kadar Arborea düzlemi ve Zeus kelimelerini kullanmamaya çalışın. Cronus gözünüzün yaşınıza bakmayacaktır (ağlamaya fırsat bulabileceğinizi sanmıyorum zaten). Aynı zamanda Cronus Lesser Deity (Küçük Seviye) Tanrısı kategorisine girer -tanrılık özü barındırmasada- . Othrys’te İkamet Eden Tanrılar: Titanların Lideri Cronus Hepinize komik (bazılarınıza şaşırtıcı) gelsede Mortal Kombat dövüş oyunlarından tanıdığımız ve o evrenin Yıldırım Tanrısı Raiden ve Palace of Thunder (Yıldırım Sarayı) bu düzlemde bulunur. 2-) CATHRYS: Hakkında fazla bir bilgi olmayan ikinci katmanımızdır. Bilgi yok dediysek görülcek çok bir şey yok demek istedim. Çünkü bu düzlem ya leş gibi kokan ormanlarla kaplıdır ya da dümdüz kızıl ovalarla kaplıdır. Öncelikle yapmanız gereken ilk ve en önemli şey biraz imkansız olsa da sürekli gözlerinizin etrafta dolaştırmalısınız. Zira Ooze denen elemental boyutlardan gelme yaratıklara özgü güçlere sahip bitkilerle doludur bu ormanlar. Oozeları fiziksel olarak tanıtmak gerekirse  “yürüyen asit toplarıdır”. Yerde sürüne sürüne yürüyen cıvık bir asit yığını düşünün. Bu asitleri sadece eti kemiği değil metali bile eritir. Dünya parayla aldığınız veya bin bir zorluklarla elde ettiğiniz silahınızı bu yaratığa savurduğunuzda silahınız yaratığı öldürse de asit yüzünden silahınız büyük hasar alabilir ya da direkt eriyebilir. Ama işin kötü tarafı bu değil. Asıl dehşet olanı ise bu ormanlarda bulunan en büyük ağaçtan en ufak ota kadar tüm bitkilerin bu Ooze denen elemental yaratıkların asidik sıvısından salgılamasıdır. Durmaksızın. Bu sıvılarda sürekli buharlaştığı için bu ormanların çevresindeki ve üstündeki atmosferinde yoğun oranda asit bulunur. Bu yüzden olurda bu ormanlardan geçecekseniz koruma büyülerinizi yanınıza alsanız iyi olur zira her tur 1d4 asit hasarı alma gibi bir sorunla karşı karşıya kalacaksınız. Ve tabiî ki bu bitkilerin pek çoğunun canlı olduğunu söylememe gerek yok. Basit bir çicek diye yanından dikkat etmeden geçip gittiğiniz bitki sizi bir anda ikiye bölecek keskin yapraklarını fırlatabilir. Dediğim gibi gözleriniz sürekli tetikte olmalıdır. Cathry Yerleşkeleri ve Tanrıları Apothecary of Sin (Günahın Eczacısı): Türkçesi biraz komik gelse de çok da yerinde bir yer ismi olduğunu anlayacaksınız. Her şeyden önce bu mekan Cathrys’in Orblarından birindeki asit ormanlarının merkezinde bulunan dev bir ağacın üzerine kurulmuştur. Ağacın ortalarından itibaren başlayan ve tepesine kadar çıkan bir Eczacı dükkanıdır burası. Her dalın ucunda farklı bir stand vardır. Satılanlara gelince. Adını duyduğunuz duymadığınız, çok nadir çok popüler her türlü asit, zehir ve lanetli iksirleri burada satıp satın alabilirsiniz. Bu mekanı işleten kişi Sinmaker (Günah İşleyen) adındaki bir Glabrezu iblisidir. Diğer Glabrezuların özelliklerini taşısa da kendi türünden daha zekidir. Her türlü zehri ve asidi tatmışlığı vardır. Ayrıca bizzat kendisine ait olan bir Simya (alchemy) laboratuarında bilinen zehir ve asitlerden farklı karışımlar keşfetmek en büyük uğraşıdır. Sinmaker’ın meşhur bir karışımı vardır. Buna da çok sevdiği bir isim takmıştır. Günah İşleyen’in Süprizi (Sinmaker’s Suprise). Catryhs’te bulunan asidik bitkilerin asitleriyle özel bazı zehirleri karıştırarak yapmıştır. Zehir organik olmayan hiç bir şeye zarar vermemektedir. Sadece organik yapılara zarar verir. En ufak temasınızda bile kuvvetli bir kurtarma atışı yapmalısınız ( DC=24) Zehrin yayılmasını engelleseniz de sıvının içinde bulunan asitten dolayı kaçınılmaz olarak 3 turda bir 1d6 asit hasarı alırsınız. Eğer yayılmasını engelleyemezseniz 2d6 geçici Constitution (Dayanıklılık) hasarı alırsınız. Hala durduramadıysanız geçmiş olsun 2d6 kalıcı Con. hasarı alırsınız. Bu karışımı istiyorsanız Apothecary of Sin’e gidip 4,400 altın karşılığında alabilirsiniz. Cathrys’te İkamet Eden Tanrılar Unutulmuş Diyarlar’dan tanıdığımız Zehir Tanrıçası Talona (lesser deity-küçük seviye tanrı) ve yerleşim yeri Palace of Poison ( Zehir Sarayı) bu katmanda bulunur Başta Tepe Devleri (Hill Giant) olmak üzere bazı Ettin devlerinin, ogrelerin ve Buz Devlerinin (Frost Giant)  tapındığı tanrılardan biri olan Grolantor(Intermediate Deity-Orta Seviye Tanrı) ve diyarı The Steading burada bulunur 3-) MINETHYS: Üçüncü katmanımız Minethys. Fiziksel olarak ilk katman Othrys’e oldukça benzemektedir. Tüm katman kumlarla çöllerle verimsiz arazilerle kaplıdır. Tek bir farkla. Othrys’te sakin hareketsiz duran kum yığınları Minethys’te müthiş güçlü kum ve rüzgar fırtınalarıyla yolculara çok (gerçekten çok) zor anlar yaşatmaktadır. 24 saatlik bir dönüm içerisinde kum fırtınalarının dindiği 1-2 saat bulabilirsiniz ama hepsi bu kadar. Diğer zamanlarda fırtına hiç durmaz. Sadece rüzgarla havalanan kumlar değil irili ufaklı hortumlarla da sık sık karşılaşacaksınız. Eğer fırtınada yolculuk yapacaksanız çok sıkı ve boşluksuz giysiler giymeye gayret edin. Fırtınalardan saklanmak ve dinlenmek istiyorsanız işiniz daha da zor zira çölde doğal olarak bulunan kaya ya da kum mağaraları çok çok nadir görülür. Yani ellerinizle kendinize yapay bir kum mağarası yapmanız gerekecektir. Az uyumaya çalışmanız sizin yararınıza. Eğer fazla uyursanız mağaranızın içi kumla dolup taşar ve boğulana kadar anlamazsınız bile. Minethys Yerleşkeleri ve Tanrıları Sand Tombs of Payratheon (Payratheon’un Kum Mezarları) :  Payratheon, Minethys katmanına 1000lerce yıl önce kurulmuş çok büyük bir şehirdir. Ancak nedeni bilinmez şehir kumlar altında kalmıştır. Sadece bazı kulelerinin ve kalelerinin uçları kumun yüzeyinden az miktarda çıkar. Günün nadir vakitlerinde kum örtüsü biraz da olsa kalkar ve şehrin çok az kısmını ortaya çıkarır. Hazine avcıları ve maceracılar bu zamanları beklerler ve şehre girmek için fırsat kollarlar. Eh içerisi tabii ki bir sürü kum yaratıklarıyla doludur. Özellikle metalik pullara sahip dev bir boğa şeklinde olan ve nefesiyle düşmanlarını taşa çeviren Gorgon adlı yaratıklara dikkat edin. Coeus Temple: Coeus isimli Titan’ın yaşadığı yerdir burası. Coeus, Titanların lideri Cronus’un büyük ağabeyidir. Müthiş büyüklükte bir +5 Greatsword kullanır. Cronus gibi bilge değildir ama aynı zekayı paylaşırlar. Düşmanlarını etrafına yaydığı aurasıyla korkutup sonra saldırmayı tercih eder. Gündüzleri tapınağından çıkmaz geceleri gölgelere karışıp avlarını arayama koyulur. Yaklaşık 900 can puanıyla bulaşmak isteyeceğiniz son kişi olmalıdır bu katmandaki… Minethys’te İkamet Eden Tanrılar Dungeons and Dragons sisteminde bulunan ejderhaların tapındığı (genelde ölü Ejderhaların tapındığı-dracolich-) tanrı Faluzure ve diyarı The Mausoleum of Pain (Acı Müzesi) burada bulunur. Ölümle ve negatif enerjilerle haşır neşirdir. Sürekli deneyler yapar. Derler ki kendi üzerinde de sıkça nekromantik deneyler yaptığı için kanatlarını parçaladığı ve uçamadığı söylenir. Gene Devlerin tapındığı küçük seviye bir tanrı (lesser deity) olan  Karontor ve diyarı Rack of Injustice ( Adaletsizlik İşkencesi) bu katmanda bulunur. Karontor Cathrys katmanında ikamet eden devlerin tapındığı tanrı Grolantor’un kardeşidir. Ondan daha acımasız ve zeki olduğunu söylerler. Nagaların Tapındığı bir yarı tanrı (demigod) olan Parrafaire ve diyarı Trickster’s Delight (Düzenbazın Sevinci) bu katmanda bulunur. 4-) COLOTHYS: Colothys, Carceri’nin 4. katmanı olmasıyla birlikte görüp görebileceğiniz en yüksek dağlara ev sahipliği yapar. Bir dağın başlangıcından yukarıya bakıp tepesini normal gözlerle görmeniz imkansızdır zira bulutlar kaplar zirvelerini. Dağlar sadece uzunlamasına değil genişlemesine de çok engindir. Yani katmanın tamamı bu dağlardan oluşur desek yalan olmaz. Dağa normal dağcılar gibi zirve yapılması imkansızdır zira dağın her yeri çok derin kanyonlarla ve vadilerle kaplıdır yürümeyi zorlaştırır. Az sayıdad a olsa ticaret için kullanılan ya da dağ üzerinde bulunan yerleşim yerlerine giden dev köprüler, patikalar mevcuttur. Bu yollardan da yürürken başarılı tırmanış denemeleri (Climb Check DC=15) yapmalısınız. Dağların en yüksek zirvesinde Crius adlı bir Titan yaşar. Bu zirvede dev bir kalesi vardır. Kalesi söz yerindeyse deli gibi savunma araç gereçleriyle doludur. Yani anlayacağınız sürekli savaşlar yapan hatta takıntı derecesinde savaşmayı seven bir Titandır kendisi. Savaştığı kişide tepe devlerinin tapındığı ve Cathrys’te ikamet eden Tanrı Grolantor’dur. İki tarafta asker olarak sık sık Shator gehrelethlerini kullanırlar. Colothys Yerleşkeleri ve Tanrıları Garden of Malice: Colotyhs’in dağlarla kaplı Orblarından en küçüklerinden birinde bulunan dev bir bahçedir. Hatta bu düzleme bilgisiz olarak gelen ya da iyi bir gözlemci olmayan kişiler bu bahçeyi fark etmezler bile. Bahçe bu düzlemle tezat oluşturacak şekilde çok güzel kokan çiçeklerle sarmaşıklarla küçük ağaçlarla doludur. Belki canınız sırf koklamak için bile olsa bu çiçekleri koparmayı isteyebilir ya da dağa tırmanırken bu sarmaşıklara tutunarak çıkmayı deneyebilirsiniz. Eh yapacağınız son şeyde bu olur. Zira bu bitkiler canlıdır. Kim onlara kötü amaçlar için dokunmaya kalkarsa; bitkiler kendilerine dokunan kişilerin tüm yaşam enerjilerini emip onları boş birer kabuk haline getirirler. Bu bitkilerin köklerinin aslında tek bir ana-bitkiden yayılan uzantılar olduğu söylenmektedir ama hala kesin bir kanıt yoktur. 600 yılda bir bu çiçekler ve sarmaşıklar havaya tohumlarını salarlar. Yüksek mevkide oldukları için esen şiddetli rüzgarlarla bu tohumlar diğer orblara dağılır. Çok büyük bir kısmı haşereler tarafından yenildiği için Garden of Malice şu anda tek bir yerde bulunmaktadır yani genişleyememiştir. Colothys’te İkamet Eden Tanrılar Titan Lord Crius ve kalesi Crius’ Temple Drow Tanrıçası Loth’un oğlu olan Drow (erkek) Tanrısı Vhaeraun ve diyarı Ellaniath Unutulmuş Diyarlardan tanıdığımız Beastlord lakaplı, avlanmanın ve hayvan-adamların (lycanthropes) tanrısı Malar (lesser deity-küçük seviye tanrı) ve diyarı Land of Hunt (Av Toprakları) bu düzlemde bulunur. 5-) PORPHATYS: 5.katmanımız Porphatys’e geldik. Artık kürklerinizi hazırlasanız iyi olur. Çünkü sürekli yağan siyah karlar ve bir o kadar soğuk siyah renkli denizler kaplar bu katmanı. Kar dediğime bakmayın. Bildiğiniz sulu kar değil. Asitli kar bunlar. O yüzden karın rengi de denizlerin renkleri de siyahtır. Kardaki asitlik oranı o kadar yoğundur ki korunmasız gelen bir kişi her tur 1d6 asit hasarı alacaktır. Denizin üzerinde küçük adacıklar olsa da çoğu su yüzeyine çıkmış kum birikintilerinden başka bir şey değildir. Gerçek anlamda adacık özelliği taşıyan yığınlarda ise kıtlıktan aç kalan bir deri bir kemik canlılar yaşamaktadır. Denizlere hükmeden Titan Oceanus bu katmana hükmeder. Porphatys Yerleşkeleri ve Tanrıları Ship of One Hundred:  Bembeyaz gövdesi olan bir gemi… Katmanın bir orbunda gözden kaybolup bir anda başka bir orbta ortaya çıkan hiç ses çıkarmayan ve hiç konuşmayan mürettebatı olan gemi… Geminin asıl adı White Caravel (Ak Karavel-Gemi-) dir. Gemiye One Hundred (100) denmesinin sebebi geminin en alt bölmelerinde bulunan 100 adet lahittir. Gemi katmanın içinde sürekli dolaşıp yardıma muhtaç ruhları ve canlıları bünyesine katar. Onlardan bir daha da haber alınamaz. Çok nadir bir kısmı vardır ki gemiden atılan veya bir şekilde kaçan, onlar anlatır geminin altındaki 100 lahiti. Kimse o lahitleri açamamıştır ve açmaya çalışanlar ya delirmişler ya da korkunç bir şekilde can vermiştir. Geminin asıl amacının 100 lahiti kargo niyetiyle bir yere taşımak olduğu söylenir. Bu yüzden bu lahitleri korumaları ve taşınmalarına yardımcı olmaları için gemiye serbestçe dolaşan ruhları ve çaresiz canlıları mürettebat olarak alırlar. Ne zaman biri lahitlerden birini açmaya başarırsa gemideki tüm varlıklar bir anda yok olur ve gemi tekrar kendi kendine dolaşarak mürettebat toplamaya başlar. Bu sürekli tekrar eder zira her seferinde lahitleri açmak için merakla yanıp tutuşan biri mutlaka çıkmaktadır. Bu ne zaman biter ya da lahitler neler barındırıyor hiçbir şey bilinmemektedir… Porphatys’te İkamet Eden Tanrılar Bir tek Oceanus ve yerleşim yeri Oceanus Tapınağı vardır bu katmana hükmeden. 6-) AGATHYS: Agathys son katmanımız. Ve içlerinde en ama en soğuğudur. Korunmasız herkes her tur 1d2 soğuk hasarı alır. Bu katmanı diğer katmanlardan ayıran şey içlerinde en küçük katman olması ve aynı zaman da hiç orbu bulunmayan tek katmandır. Her yer buzla kaplıdır. Buzun rengi siyahtır ve bu siyahlığın üzerinde şerit şerit parlak kırmızı renkler mevcuttur. Burada yaşayan canlılar yarı-donmuş durumdadır ve vücutlarının bir kısmı buzla bütünleşmiştir. Çok zor ve yavaşça hareket edebilirler. Bu yarı donmuşlar dışında katmanda yaşayan başka bir canlı yoktur. Agathys’te tek bir yerleşim yeri ve tek bir tanrı vardır. O da Dungeons and Dragons sisteminden çoğumuzun tanıdığı Ölüm Tanrısı Nerull ve diyarı Necromenteiondur. Nerull dışında Gehrelethlerin bir nevi tapındığı; tanrı olmayan ama tanrılık seviyesinde gözüken Gehreleth Lordu Apomps burada yaşar.   Yazan: Sencer Coşkun

Devamını Oku »
planescape-logo

Genel Bilgi

  Pek çok Planar, Sigil’i hapishane olarak görür. Acıların Leydisinin elinde geçecek sonsuz ızdırap dolu bir hapishane. Eh o zaman bilmelisiniz ki o Planarlar Carceri’ye hiç ayak basmamışlardır. İşte girişimizi yapalım meşhur Titanlar Düzlemine. ( Bu arada okuyanlar bilirler; Drizzt arkadaşımız Calimport’taki maceralarından birinde dostlarıyla birlikte bu düzleme gelmiştir) Carceri (ya da Tartarus) kelimenin tam anlamıyla bir hapishane, mahkumiyet düzlemidir. Kendi halkı tarafından sürgün edilenler, toplumu tarafından öldürülmek üzereyken kaçanlar, acı savaşlar sonucu yenilip düşman ordusu tarafından tek tek avlanan taburlar ya da yıkılan bir krallıktan kaçan çaresiz bir lider… Hepsinin geleceği yer Carceri’dir. Geçmişlerinden bahsetmezler. Gelecek amaçlarıyla ilgili konu açmazlar. Tek bilmeniz gereken şey hepsinin büyük bir intikam ile dolu olduğu ve bir gün intikamlarını alabilmek için her yolu deneyecekleridir. Kimisi krallığını geri kazanabilmek, kimisi onu sürgün eden topluma büyük acılar çektirmek için kendi düzlemlerine geri dönecektir (en azından uğraşacaklardır). Tabii hepsi bu düzleme kendi istekleriyle değil düşmanları tarafından hapsedildikleri için gelmişlerdir. Derler ki bir mahkum sadece kendisini hapseden kişiden daha güçlü olduğunda Carceri’den kaçabilecektir. Kaçması da o kadar kolay değil. Hapishane gardiyanlarınızı atlatıp kaçtığınızı düşünebilirsiniz ama bir bakmışsınız tekrar hapishanenizin önüne gardiyanınızın ayaklarının dibine gelmişsiniz. İşte böyle bir yer bu düzlem. Carceri aynı zamanda Gray Waste kadar olmasa da Blood War (Kan Savaşları)’a ev sahipliği yapmıştır. Carceri’nin ordularını ise birazdan anlatacağım zeka özürlü Gehreleth’ler oluşturur. Gehrelethler dışında, Achaierailer, Hordlingler, Impler, Mephitler, Quasitler, Gölge İblisleri, Nightmare (kabuslar, tamamen gölgeden oluşan yarı-somut varlıklar) gibi yaratıklar da Carceri’de görülür. Çok az sayıda olsa da Tarterian Dragon (Tarterus Ejderhaları) da bu düzlemde bulunurlar. Ama dediğim gibi nadir görülürler ve onların dikkatini çekecek kadar aptal olan birini tanımadım…henüz… Gehrelethler (aynı zamanda Demodand olarak da bilinirler) istisnalar hariç tüm kainat içinde yalnızca Carceri’de bulunurlar. Carceri’deki mahkumların acımasız ve akılsız bekçileridir.  Tüm boyutlarda dışlanan acımasız savaşçılardır. Gehrelethler Carceri’ye 1000lerce yıl önce bilinmeyen bir sebepten dolayı sürgün olarak gönderilmiş bir türdür. Yukarıda bahsettiğim Carceri mahkumları, aslında çoğunlukla kendileri olmalarına rağmen işin garip tarafı kendi kendilerinin bekçiliğini yapmaktadırlar. Gehrelethler fiziksel özelliklerine göre üç alt türe ayrılır. 1-Farastu: Farastular en çok sayıda bulunan Gehreleth türüdür. Boyları 2-2,5 m arası değişir 80-100 civarında kiloları vardır. Vücutlarının önü genellikle açıktır. Giysi anlamında değil et anlamında. İç organları vs kısmen de olsa gözler önündedir. Vücutlarındaki bu açıklıklardan simsiyah reçinemsi çok yoğun bir sıvı sürekli olarak damlar. Farastular diğer Gehreleth türleri arasında sürekli ezilirler. Yukarıda bahsettiğim sürgün edilmelerine sebep olarakta akrabaları sık sık Farastuları gösterip suçu onlara atmaktan çekinmezler. Eğer etrafta diğer türleri yoksa Farastular tüm acımasızlıklarını gösterirler ama olurda güçlü ırkdaşlarından birini görürlerse hemen pısırıklaşıp yalakalığa başlarlar. Abyss Dili konuşabilirler. Başka bir dilde konuşmayı öğrenemeyecek kadar zeka özürlüdürler (INT puanları 5-8 arası değişir). 2-Kelubar: Kelubarlar; Gehrelethlerin en güçsüz üyeleri olan Farastular ile en güçlü üyeleri olan Shatorlar arasında bir konumda bulunan işçilerdir diyebiliriz. Ya da bir yerde okuduğum ve çok beğendiğim şekliyle “bürokratlar”dır. Farastular gibi cahil vahşiler ya da Shatorlar gibi düzenli savaşçılar değillerdir. Eğer ihtiyaç olmazsa asla savaşmazlar. Arabuluculuk yaptıkları da olur. (Genelde Farastuların aleyhine). Boyları 2,5-3 metre arasında değişir ama 3 metreyi geçen Kelubarlar da sık sık görülür. Tamamen obezdirler. 200-250 kilo ağırlığında vardırlar ve her yerlerinden yeşilimsi yağlar damlar. Yarasalara benzeyen 3-4 metrelik kanatları onlara uçma yeteneği sağlar ancak onca ağırlıkları yüzünden uçuş hızları fazla değildir. Abyss Dili ve Ortak Dilde konuşabilirler. 3-Shator: Shatorlar Gehreleth toplumu içindeki en yüksek rütbeye sahip kişilerdir. Fiziksel olarak Kelubarlardan daha uzun (3-4 metre arası) ve iki kat daha ağırlardır (yaklaşık yarım ton). Kelubarlar gibi sırtlarından yarasalarınkine benzer kanatlar onlara uçma yeteneği verir. Aslında toplumdaki en yüksekteki kişiler olmalarına rağmen öyle afilli bir iş yaptıkları yoktur. Tek yaptıkları birilerinin Carceri’deki hapishanelerinden kaçmalarını umut etmektir. Böylece bu kaçanları acımasız bir şekilde avlayıp tekrar hapsederler ve bundan büyük bir zevk alırlar. Abyss Dili, Ortak Dil ve Infernal dili konuşabilirler. Gelelim Carceri’nin fiziksel özelliklerine. Zaman ve yer çekimi kavramları Madde Düzlemi (Material Plane) ile aynıdır. Hiçbir büyü okulu bonus ya da ceza (penalty) almaz tüm büyüler normal işler. Bu düzlem yoğun bir kötülük barındırdığından; iyi yönelimli bir karakter Charisma puanını kullandığı tüm zarlara -2 penalty alacaktır. Aydınlanma sistemine gelince. Carceri’nin herhangi bir Güneş, Ay benzeri bir ışık-ısı kaynağı yoktur. Ama Carceri’nin toprağı kendi ışığını yayar. Bu ışığın rengi hafif kızıldır. Işık tam olarak fiziksel bir ışık değildir. Büyüsel özellik gösterir peri-ateşi (faerie fire) ışığı gibi. Bu yüzden bu ışık ısı yaymaz. Yani Carceri’de hava her zaman soğuktur. Bu soğuk en dış katmandan en içteki katmana kadar artarak devam eder. Başlarda rahatsız edici değildir ancak derinleştikçe ciddi yaralar açan ısırıcı soğuklara dönüşür. Resimde soldan sağa sırasıyla: Farastu-Shator-Kelubar Carceri’nin altı adet katmanı bulunmaktadır. Planarlar bu katmanlara Altı Kat Diyarları der. Buyurun…   Yazan: Sencer Coşkun

Devamını Oku »
planescape-logo

Katmanlar ve Tanrılar

  1:OINOS Fiziksel Özellikleri: Oinos, Gray Waste’in birinci katmanıdır. Bu katman; asla büyümeyen kısa kalmış ağaçlarla, sürekli ağıtlar yakarak dolaşan kötü ruhlu yaratıklarla ve asla bitmeyen kuvvetli salgın hastalıklarla doludur. İşte bu katman Blood War’un merkez cephesidir. Yapılan yıkıcı büyülerin gümbürtüleri, havada ses çıkaran pençelerin sesleri, iblislerin ve şeytanların acı ve zafer dolu çığlıkları tüm katmana yayılmıştır. Ayrıca efsanevi Styx nehri bu katmandan da geçer. Oinos Yerleşkeleri ve Tanrıları Yerleşkeleri Khin-Oin (The Wasting Tower): Oinos katmanı Mydianchlarus adlı Prens lakaplı bir Ultroloth tarafından yönetilir. Yönetim merkezi Khin-Oin (Virane Kule) adındaki devasa bir kaledir. Ama bu yapıya kale diyip geçmek tamamen aşağılamak olur. Bu yapı uzaktan bakıldığında derisi yüzülmüş yaratıklardan yapılan ve bir zincir halinde dönerek gökyüzünü delip geçen bir kulesi olan yapıdır. Söylenenlere göre bu yapı yaklaşık 35 kilometre boyunca gökyüzüne çıkmakta; aynı şekilde bir 35 kilometre kadar da yer altına inmektedir. Bu büyük kulenin yanında ondan daha küçük (hepsi 5-10 kilometre arası) kuleler vardır. Ancak uzaktan sadece ana kule gözle görülür; zira onun heybeti yanında diğer küçük kuleler devede kulak bile kalamamaktadır. Kalenin içinde büyülü araştırmalar için yüzlerce laboratuar, meditasyon odaları, dinlenme odaları gibi bölümler mevcuttur. Her ne kadar bu kale gibi Yugoloth ırkının arasında bir birlik varmış gibi görünse de durum böyle değildir. Aslında lider Ultroloth prensimiz, kendi kandaşları olan Yugolothlar ile sürekli rekabet halindedir. Bunun sebebi de bu devasa yapının en tepesindeki odasında bulunan Yönetim Tahtıdır. Bu tahtın adı The Siege Malicious  idir. Bakalım neymiş; The Siege Malicious: Bu taht Oinos katmanına hükmetme yetkisini üzerine oturan kişiye veren artifekt seviyesinde büyülü bir tahttır. Gümüş, bakır ve pirinç metallerinden yapılmıştır. Taht bizzat kule ile bir bütündür hatta Oinos’un kendisiyle bir bütündür. Yerinden asla oynatamazsınız. Taht çok büyüktür öyle ki üzerine Huge (devasa) boy bir karakter oturabilir (Örneğin bir Bulut Devi). Tahtın en tepesinde hükümdarlığın sembolü olan kırmızı yakuttan bir taç vardır. Her kim bu katmana hükmetmek istiyorsa bin bir zorluğu aşıp kuleye girip en üst odasına kadar çıkıp Tahtta oturan kişiyi öldürmelidir ve tacı almalıdır. Eğer eski taht sahibini öldürmeden tahta oturmaya kalkarsanız taht sizi zehirler ve Gray Wasting denen bir hastalıkla suratınızı kemik ve yanmış et yığınına çevirir. Ve Charisma puanına 3d6+6 kalıcı zarar alırsınız. Eski taht sahibini öldürüp de tahta geçerseniz gene Charisma zararı alır ancak 1d4 kadar alırsınız. Tacı takan kişi Oinos katmanının efendisi olur ve Oinoloth lakabıyla anılır. Gelelim tahtın, sahibine kazandırdığı güce. Oinos hakkında yukarıda yazdığım üzere bu katman sürekli salgın hastalıklarla kaplıdır demiştik. İşte bu hastalığın sebebi aslında bu tahttır. Tahta oturan kişi sadece tek bir düşüncesiyle hayal bile edemeyeceğiniz bir hastalığı tüm katmana yayabilir. Hastalık iki aşamadan oluşur. Birinci aşama da Ability Puanlarınıza (Strength, Dexterity, Constitution, Intelligence, Wisdom, Charisma) kalıcı eksiler alırsınız. Ancak bu alacağınız hasarlarla ilgili bazı sınırlamalar vardır. İlk olarak hastalığa karşı yapacağınız kurtarma atışlarında DC; yani kurtarma zarı ile geçmeniz gereken miktar 20’yi geçemez. Hastalık sonucu Dayanıklılık yani Constitution hariç diğer Ability puanlarınıza alacağınız kalıcı hasar 1d8 den fazla olamaz; Dayanıklılık puanınıza da 1d6’dan fazla kalıcı hasar alamazsınız. Hastalığın ikinci aşaması tamamen Oinoloth’a bağlıdır. İsterse hastalığa yakalanan kişilerin kör, sağır, dilsiz, akıl yoksunu ya da deforme olmuş bir surata sahip olması gibi olasılıklarını tek bir düşüncesiyle gerçekleştirebilir.                           Oinos’ta İkamet Eden Tanrılar: AD&D sistemindeki Veba, Hastalık ve Salgın Tanrısı Incabulos ve diyarı Charnelhouse, Eskiden Unutulmuş Diyarların Ölüm Tanrısı olan Myrkul’un Ölüler Şehri Crystal Spire burada bulunur. Bu şehir Myrkul ölünce, Ölüm portfolyosunu eline alan Ölüm-Nifak-Katiller Tanrısı Deli Cyric tarafından yönetilmiştir. Ardından Cyric’in ölümlü zamanlarındaki dostu, ölümlü insan Kelemvor bu şehirde bir isyan başlatmış ve Cyric’in elinden Ölüm portfolyosunu alarak Ölüm Tanrısı olmuştur. Şu anda da şehri o yönetmektedir. Dungeons and Dragons sisteminde yer alan Ork Tanrılarından biri olan Yurtus (Intermediate yani Orta seviye bir tanrı) ve diyarı Fleshslough, D&D sisteminde kötü cücelerin sıkça tapındığı orta seviye bir tanrı olan Abbathor (Intermediate seviyesinde bir tanrı) ve diyarı Glitterhell, Ejderha Mızrağı Panteonundaki Hastalık ve Salgın Tanrısı Morgion ve diyarı The Fortress of Disease, Koboldlarla uzaktan akraba olduğu tahmin edilen ve ejderhalar ile olan ilişkileri sonucu doğan Urd ırkının (bildiğiniz kanatlı kobold işte) tapındığı Tanrı Kuraulyek (Demi-God) ve diyarı Urdrest; Oinost’ta bulunan tanrılardır. 2:NIFLHEIM Fiziksel Özellikleri: Niflheim Gray Waste’in ikinci katmanıdır. Birinci katmana göre daha haraketlidir. Oinos katmanındaki büyümeyen ağaçlar artık burada büyümeye başlamaktadır. Renkleri gene gri de olsa her yerde çam ağaçları vardır. Birinci katmandaki bitmeyen şiddetli salgın hastalıklar burada bir son bulur. Her yer sürekli bir sis ile kaplıdır. Bu sis Niflheim’ın bilinen en büyük fiziksel özelliğidir. Sis adeta Ravenloft sislerini aratmayacak kadar canlıdır. Sisin en ince olduğu yerde görüş açısı maksimum 33 metredir; ki bu sis çok nadir incelmektedir. Sis o kadar yoğundur ki duyma duyunuzu da etkiler işitme kaybı yaşarsınız. Bu yüzden Listen Skill Checklerinize (Dinleme Yetenek Denemesi) -4 ceza alırsınız. Oinos katmanı gibi büyük bir savaş alanı değildir burası. Ancak sisin içinde gizli avcılar her an sizin kokunuzu ve ayak izlerinizi arıyor olacaktır. Özellikle dev kurtlara (dire wolf) ve Trollere dikkat edin. Bu katmana boyut kapıları ya da portallar dışında özel bir ulaşım yolu daha vardır. Ysgard (Asgard) düzleminde bulunan World Ash (Dünyalar Ağacı) denen ve İskandinav mitolojisinde tüm kozmolojinin merkezindeki dev ağaç olarak bilinen Yggdrasil’in köklerinden birini takip ederseniz Niflheim’e ulaşırsınız. Yalnız bu kök başıboş değildir. Bu kökte efsanevi kanatsız ejderha Nidhogg bulunmaktadır. Keskin pençeleriyle ve zehirli nefesiyle ağacı öldürmektedir. Bu hiç bitmez. Eninde sonunda ağacı öldürecektir (bkz. Norse Mitolojisi). Nidhogg öldürülebilir ancak sürekli ürediği için onun yerini çocukları doldurmaktadır. O yüzden tecrübe puanı (XP) dışında bir amacınız yoksa bu ejderhaya dokunmamanız ve bir portal aramanız sizin için en iyisidir. Niflheim katmanının efendisi İskandinav Mitolojisinden Ölüm Tanrıçası Hel’dir. Zaten mitolojideki Asgard’ın da içinde bulunduğu Dokuz Ölümsüz Boyuttan biri de Ölüm Tanrısı Hel’in hükmettiği ve mitolojide Sisler Diyarı olarak bilinen Niflheim’dır. Niflheim Yerleşkeleri ve Tanrıları Yerleşkeleri Death of Innocence (Masumiyetin Ölümü) : Sislerin çevirdiği çam ormanlarının içinde gizlenmiş küçük bir şehirdir burası. Görebileceğiniz her şey çam ağacından ve taştan yapılmıştır. Hiç demir ya da metal bulunmaz yapının içinde. Binalarda harç yerine Ooze kanı kullanılmıştır. Şehrin etrafını çam odunundan yapılmış duvarlar destekler. Bu duvarlar baştan aşağı dikenlerle ve tahta mızraklarla doludur. Şehrin ortasında bir su kaynağı şehrin su ihtiyacını karşılar. Şehrin içinde hemen hemen 4500-5000 arası ölümlü yaşar. Tabii ölümlü dediysek gerçekten ruhları kendilerine ait olan ölümlüler. Henüz larvae olmamış ölümlüler. Larvae olmasalar da Gray Waste’ten nasiplerini mutlaka almışlardır. Hepsi derin bir kasvet ve bulanımla doludur. Bırakın bu boyuttan kaçmayı, şehrin dışına bile çıkmazlar. Niflheim’da İkamet Eden Tanrılar: Ölüm Tanrıçası Hel (Heim) ve gene bu katmanla aynı isme sahip diyarı Niflheim. Bu diyar tamamen ağaç kökleriyle kaplı, tavanından asitler damlayan; yerleri de ölümcül zehirler taşıyan sürüngenlerle dolu olan devasa bir salondur. Salonundaki dev bir tahtta oturan Tanrıça Hel, sürekli yayılan sislerin içinde hüzün dolu ve dinleyeni bulanıma sürükleyen şarkılar söyler. Bazı tarihçelerde Loki’nin kızı olduğu rivayet edilir. Unutulmuş Diyarlar Panteonundaki ilk iki tanrıçadan biri olan Gecenin ve Karanlığın Hanımı Shar ve diyarı Palace of Loss burada bulunur Dungeons and Dragons sisteminde bulunan Katiller Tanrısı Pazuriel ve diyarı Rezuriel burada bulunur. Kendisi Orta Seviye (Intermediate Deity) tanrıdır. Pazuriel aslında okyanuslarda ve denizlerde iş gören bir tanrıdır. Ona tapanlar gelende su altı yaratıklarıdır. Deniz Elflerinden (aquatic elf) nefret eder. Unutulmuş Diyarlar Panteonundaki Hırsızlar Tanrısı Mask ve diyarı Shadow Keep burada bulunur. Ancak Mask, Tanrıça Shar’a olan 1000 yıllık bir borcu yüzünden anlaşmaları gereği Tanrılık Özü’nden ve yaşamından vazgeçmiştir. Tanrılık Özü, kendisine tapınan ve seçilmişleri olan iki Shade’e gitmiştir. Erevis Cale ve Drasek Riven. Üçüncüsü ise Rivalen Tanthul adında hem güçlü bir büyücü hem de bir Shar rahibidir. Erevis Cale, Tanrılık Özü’nü alırken Mephisto’nun yardımını da almıştır. Ve ona bir söz vermiştir. Tanrılık Özü’nün bir kısmını Mephisto’ya verecektir. Aynı şekilde rüyalarına giren Tanrı Mask da Tanrılık Özü’nün bir kısmını tekrar dirilmek için ondan talep etmektedir. Bunlar gerçekleşmeden Mephisto, Erevis’i öldürmüş ve Tanrılık Özü’nü çalmıştır. Drasek ve Rivalen hâlâ özleri içlerinde barındırmaktadır ancak Shadow Keep hâlâ boş bir şekilde durmaktadır. Drasek ve Rivalen’in neden orada yaşamadıkları benim için de hâlâ bir soru işareti. Neyse çok uzattım. Sonuç olarak Tanrı Mask dirildiğinde tekrar Niflheim’daki Shadow Keep adlı kalesine gelecektir. Bu kadar emin konuşmamın sebebi kitapları okurken karşıma çıkan bazı ince detaylar olmuştur. İlk olarak Mask, Tanrılık Özü’nü parçalarken son düşünceleri “İyi ki sırrı Shar’dan saklayabildim,” olmuştur. İkinci olarak Erevis Cale’in Spellplague’dan hemen sonra doğan bir oğlu vardır. Bu oğlan da büyük ihtimalle bir miktar Tanrılık Özü taşımaktadır. Üçüncü olarak da Rivalen’in Mephisto’nun oğlu Magadon ile geçen bir diyalogdur. Bu diyalogda Rivalen, Magadon’a Tanrı Mask’ın geri döneceğini açıkça belirtiyor. Celtic Mitolojisinden Tanrı Arawn ve diyarı Annwn (Lanetlenmişin Adaları – Isles of the Cursed) Hindistan Budizm Tanrılarından Gecenin ve Karanlığın Tanrısı Ratri ve diyarı Dark of Night; Niflheim’da bulunan Tanrılardır. 3:PLUTON Fiziksel Özellikleri: Gelelim Gray Waste’in üçüncü katmanı Pluton’a. Pluton, Ölüm Lordu Hades’in diyarıdır. Gelmek isteyeceğiniz en son katmanlardan biridir burası. Ne için geldiğinizi asla hatırlamazsınız ve diğer katmanlara göre bunalıma ve depresyona, kısaca solma sürecine daha çabuk girersiniz. Pek çok ağaç türü barındırır içinde. Meşe, söğüt, kavak hatta Ege’nin mis kokulu zeytin ağaçları bile bulunur. Bulunur bulunmasına ama Pluton’un toprakları verimsiz ve tamamen zehirlidir. Bu yüzdendir ki bu ağaçlar bakımsızlıktan ve susuzluktan dehşet bir deformasyona uğramışlardır. (Eh Hades’in elinde sulama tenekesiyle hepsini sulayacağını beklemiyorduk zaten). Pluton Yerleşkeleri ve Tanrılar: The Underworld: Bu katmanın en çok bilinen özelliği Hades’in diyarı The Underworld’dür (yeraltı dünyası). Hades’in eline düşen ölüleri sonsuz bir işkenceye maruz bıraktığı yerdir burası. Merkezinde Hades’in yaşadığı yer bulunur. Etrafı gri renk mermer duvarlarla kaplıdır (pembe olmasını beklemiyorduk zaten) ve sadece tek bir dev bronz kapılarla giriş çıkışı sağlar ve bu duvarlar göz alabildiğince uzanır (binlerce kilometre). Çok güçlü büyüler ya da aşırı güçlü yaratıklar hariç kapıyı ve duvarı kımıldatmak imkansızdır. Ha tabii ki kapıyı oynatabilmek için önce kapıyı koruyan muhafızı yenmeli ya da atlatmalısınız. Yunan Mitolojisinden sıkça duyduğumuz üç başlı bir Cehennem köpeği (cerberus) bu kapının bekçisidir. Cerberus’un bedenini Hades’in diyarına gelme cüretini gösteren aptalların (ya da cesur olduğunu sanan aptallar) kıvranan ve çığlık atan vücut parçaları oluşturur. Şehrin içine gelince, dışarıdan pek bir farkı yoktur. Kararmış ve korkunç şekillere girmiş ağaçlar, kısa ve son derece zehirli çalılar, lanetli topraklar, kirli sular vs. İçeride gizlenenler hariç hiçbir ölümlü ırk yaşamaz. Tüm halkı Larvaelar oluşturur. Hâlâ içinde duygu kalmış Larvaelar da Wraithlere (Tayflar) benzeyen yaratıklar tarafından bulunur ve son kalan duygu parçaları da sökülüp alınır. Son duygusal özellikleri de onlardan alındıklarında Larvaeların özleri, yani ruhları Pluton katmanı ile bir olur. Eğer olurda solmuş veya Larvae olmuş bir dostunuzu, sevgilinizi ya da kardeşinizi kurtarmak için buraya gelecekseniz dikkatli olsanız iyi olur. Çünkü her köşede demonlar, devillar, yugolothlar bu aptallığı yapmanız için sizi beklemektedirler. Şehrin içinde bir takım gizli boyutlararası özellik gösteren Tüneller mevcuttur. Bu tüneller doğrudan Mount Olympus (Olimpos Dağı) ile bağlantılıdır. Pluton’da İkamet Eden Tanrılar: Eh tabii ki herkesten önce Ölüm Lordu Hades ve diyarı Underworld Hag adlı ırkın Tanrıçası Cegilune ve diyarı Hagsend Yunan Mitolojisindeki Büyünün Büyücülerin Cadıların ve Nekromansinin Tanrıçası Hecate (Hekate) ve diyarı Aeaea.   Yazan: Sencer Coşkun

Devamını Oku »
planescape-logo

Genel Bilgi

  Önemli Not: Yunan Panteonundaki ölüm ve kötülük tanrısı Hades bu düzleme hükmetmektedir .O yüzden sağdan soldan bilgi okurken Gray Waste yerine sadece Hades yazarsa şaşırmayın. Gelelim 3.Outer Plane’imize. Gray Waste ya da Türkçesiyle Gri Virane, Blood War cephesi ve saf kötülüğün merkezi. Eğer gerçekten saf kötülüğün özü hangi düzlemde yatıyor derseniz bu sorunuzun cevabı Gray Waste’tir. Öyle ki buraya savaşmaya gelen şeytan ruhlu Baatezular ve akıllarından geçen tek şey işkence ve katletmek olan Demonlar bile derin bir kasvetle, umutsuzlukla hatta solarak yok olma korkusuyla dolarlar. Bu Plane’e Gri denmesinin sebebi her yerin ve her şeyin Gri olmasıdır, hiç renk yoktur. Ne bir güneş vardır bu kasveti dağıtacak, ne de ay ışığı vardır bu kasvete ortak olacak. Sadece gri renk vardır. Gökyüzü gridir, toprak gridir hatta burada yaşayanlar bile gridir. Bu düzlemde yaşayan kişiler ne en ufak bir tebessüm koyarlar suratlarına ne de hüzün ifadesi. Tek görebileceğiniz tüm duygulardan arınmış ifadesiz gri bir surattır. Bu yüzdendir ki Gray Waste düzlemi sakinleri çok iyi yalan söyleyebilirler zira suratlarından bir şey okumak imkansızdır. Aynı şey bu düzleme sonradan gelen kişiler içinde geçerlidir. Eğer Gray Waste’e gitme gibi bir düşünceniz varsa saatinizi kursanız iyi olur çünkü uzun süre kalırsanız siz de solmaya başlarsınız. Buraya Gri denmesini açıkladık. Peki neden Virane deniyor? Çünkü Gray Waste, Blood War’a ev sahipliği yapmıştır. Abyss ve Baator orduları sık sık burada çarpışmışlardır. Bundandır ki bu düzlem harap olmuş topraklarla ve cesetlerle tam bir viraneye dönmüştür. Gray Waste düzleminde zaman kavramı Material Plane (madde düzlemi) ile aynıdır; yani bildiğimiz gibi normal akar. Aynı şekilde yer çekimi de normaldir. Yukarıda da söz ettiğim gibi bu boyut inanılmaz derecede kötülük barındırdığı için kötü olmayan tüm karakterler (neutral ya da good) Charisma, Wisdom ve Intelligence puanlarına -2 ceza alırlar. Gelelim büyüye olan etkilerine. Bu diyarda hiçbir renk olmadığı için renk bazlı büyüler bu düzlemde tamamen etkisizdir. (Color Spray, Prismatic Sphere, Prismatic Wall vs). Aynı şekilde bu düzlem sakinleri tüm duygulardan arındıkları için duyguları etkileyen büyülerde tamamen geçersizdir. Bu düzlemde yapılan combatların normal combattan farkı yoktur. Ancak savaşan iki taraf da Gray Waste’teki duygusal çöküşe ve bunalıma yakalandığı için iki taraftan biri kaybedeceğini anlasa bile kaçmaz çünkü o anki psikolojisi buna müsaade etmez. Bundandır ki Gray Waste’te yapılan dövüşler genellikle ölümünedir. Eğer bu düzleme dışarıdan geldiyseniz, bu düzlemde geçirdiğiniz her hafta için bir kurtarma atışı yapmak zorundasınız. (DC=Zorluk Derecesi =10+burada kaldığınız hafta sayısı). Başarısız olursanız yukarıda söylediğim üzere renginiz solar ve asla bitmek bilmeyen derin bir depresyona girersiniz. Sislerin içinde amaçsızca dolaşan basit ruhsal bir varlık olursunuz. Gray Waste’ten çıkmak tek bir büyü sözünüze baksa bile bunu yapamayacak kadar bunalıma girmiş olursunuz. Geçmiş hayatınıza dair anılar gittikçe solar ve yok olur. Çok güçlü büyüler olan dilek ve mucize büyüleri (wish and miracle) solmuş bir karakteri tekrar eski haline döndürebilir. Gray Waste’te, Gehenna’da olduğu gibi Yugolothlar ve türevleri (mezzoloth, ultroloth vs.) bolca bulunurlar. Bunlar dışında Diaaklar, Hordlingler, Larvaelar, Night  Haglar, Slaadlar ve türevleri hatta küçük seviyeli melekler bile burada bulunur (casusluk veya bilgi toplama amaçlı). Larvaelar; bu boyuta gelen bencil ve acımasız ölümlülerin, solup ruhsal bir varlık olmuş hallerine denir. İnsan boyutlarında ve insan kafasına sahip bir solucana benzer. Larvaelar şanslılarsa birer Tanar’ri iblisine evrimleşebilirler. Larvae bu aşamada Tanar’ri iblislerinin en düşüğüdür, ardından; Larvae’den Mane’e; Mane’den bir Dretch’e; Dretch’ten Rutterkin’e; Rutterkin’den Vrock’a; Vrock’tan Glabrezu’ya; Glabrezu’dan Nalfeshnee’ye; Nalfeshnee’den bir Balor’a evrimleşebilirler. (bkz Lord Orcus) Aynı zamanda ordularını savaşmaya getiren Tanar’ri iblisleri ve Baatezular da burada geçici olarak ikamet ederler. Larvaeların sahip oldukları bazı avantajları vardır. Ateşe ve soğuğa tam bağışıktırlar (immune). Elektrik ve Asit bazlı büyülerden ya da silahlardan alacakları ilk 20 hasarı absorbe ederler. Bir Larvae ile karşı karşıyaysanız ve sizde çok ufak da olsa bir yara açtıysa işiniz zorlaşır. Zira bu küçücük yara Larvae’ların salgıladığı bir salgı yüzünden sürekli olarak kanar ve her tur can puanı kaybedersiniz. Her açılan yara için ayrı ayrı geçerlidir bu. Eğer başarılı bir metanet kurtarması (Fortitude Save DC=15) yaparsanız yaranın kanaması kesilir. Ya da büyülü bir şekilde iyileştirmeniz gerekecektir. Her bir katmanda Tanrılar ya da o katmanı yöneten biri olsa da şu bilinen bir gerçektir ki tüm Gray Waste katmanlarında Hades’in sözü yasadır. Hades ve diğer tanrılar katmanlarda anlatılmıştır. Gray Waste düzleminin üç tane katmanı vardır. Pek çok Planar, bu katmanlara ”Gri Virane’nin Üç Kasveti” der.   Yazan: Sencer Coşkun

Devamını Oku »
planescape-logo

Katmanlar ve Tanrılar

  1-KHALAS: Khalas, Gehenna düzleminin Birinci Dağıdır. Kimilerine göre diğer katmanlar içinde en hoş görünenidir. Fiziksel Özellikleri: Diplerinde havanın rengi kızıl bir haldeyken birkaç 10 adım sonra hava birden karanlıklaşır. Toprağı çok sıcaktır. Öyle ki derisini korumamış bir canlı her tur 1d2 hasar alır. Güney batısında bulunan ve Gehenna düzleminin İkinci Dağı olan Chamada, o zifiri Boşlukta büyük magması ve alevleri yüzünden kırmızı bir ay gibi parlar. Khalas’ın en çok bilinen özelliği ise sürekli buhar püskürten bir şelaleden ayrılan nehirleridir. Bu nehirler dağın etrafından dolaşıp en altlara kadar iner. Lakin bu nehirler dağın yanından boşluğa dökülmezler. Hepsi farklı yollar izleyerek ayrı ayrı bazı karanlık mağaralara doğru rota çizerler ve bu mağaralarda gözden kaybolurlar. Bu nehirlerden en ünlüsü ve kuşkusuz en büyüğü Styx nehridir. Bu nehir binlerce metre yukarıdan dökülür ve kavisler çizerek büyük bir mağaraya girerek Khalas’ın derinliklerine kadar gider. Ve işte orada Çin panteonundaki hırsızlar tanrısı Sung Chiang’ın diğer tanrılardan çaldığı ve sattığı nesnelerin olduğu büyük bir pazarı bulursunuz. Gözyaşı Bölgesi (Teardrop Palace)’dir bu yerin adı. Her türden planar yaratığı orada görebilirsiniz. Demonlar, devillar, yugolothlar vs… Tüm Outer Planeler’den gelen güçlü artifektler ve güçlü büyülü nesneler sürekli olarak alınır satılır burada. Khalas’ta İkamet Eden Güçlü Tanrılar: 1-Koboldlar’ın tapındığı Gaknulak ve yönettiği diyar olan Aknuthrak 2-Sıçan adamların (wererat) tapındığı tanrı Squerrik’in diyarı Cheisin 3-Math Mathonwy’nin diyarı Corriegrave 4-Hırsızlar tanrısı Sung Chiang’ın diyarı Teardrop Palace Styx Nehri: Styx nehri sadece Khalas’ta bulunan, Khalas’ın kaynaklarından çıkan bir nehir değildir. Styx nehri Acheron, Baator, Gehenna, Gray Waste, Abyss, Carceri ve Pandemonium düzlemlerinden geçen, kısacası düzlemler arası bir nehirdir. Yukarıda saydığım Planelerin hepsinin en üstteki – birinci- katmanlarından geçer ve yolu bittiğinde diğer düzlemlere akmaya devam eder. Suyuna dokunmadığınız sürece bir bot yardımıyla nehir yolunu kullanarak bu düzlemler arasında yolculuk yapabilirsiniz. Dokunmamanız için gerekçe ise Styx nehrinin suyunun kirli ve lanetli olmasıdır… Simsiyah katran renginde, çürümüş ceset kokan yağlı bir suyu vardır. Bu suya dokunursanız ya da içmeye kalkarsanız, suyun büyüsüne karşı bir kurtarma zarı atmak zorundasınız. Aksi takdirde hafızanız tamamen silinir. Geçmişinizi hatırlamazsınız. Hangi tanrıya ya da inanışa taptığınızı, büyülerinizi, iyi-kötü yönelimlerinizi her şeyinizi unutursunuz. (Yani kısacası Yunan Mitolojisi’ndeki Styx nehri ile aynıdır, hatta o Styx nehridir.) 2- CHAMADA: Gehenna düzleminin İkinci Dağıdır. Aynı zamanda diğer dağlar içinde en vahşi ve kuralsız olanıdır. Fiziksel Özelikleri: Bu dağın magması o kadar büyüktür ki, dağın yüzeyi çok ama çok yoğun bir turuncu renkle parlar. Öyle ki yüzeyin parlaklığından gökyüzünü ayırt edemezsiniz Chamada dağında. Dağın nehirleri vardır. Yukarıdan aşağı doğru indikçe nehir gittikçe sıklaşır en sonunda katımsı yapıda bentler oluşturur. Sonra bu bentler açılır ve nehirler farklı yollardan tekrar akmaya devam eder. Chamada’nın en tehlikeli fiziksel özelliği ise dağın yüzeyinin yer yer patlayıp etrafa lav ve kayalar püskürtmesidir. Bunları önceden anlamak mümkündür. Zira ilk önce toprağın bir kısmı yumrulaşmaya şişmeye başlar. Şişme giderek artar içinde lavları biriktirir. Artık sığamayacak olduğunda patlar ve oranın yakınında bulunacak kişiden geriye kül bile kalmaz… Dağın yüzeyi çok sıcak olduğu için korunmasız kişiler her tur 1d6 kadar hasar alacaktır. Chamada’da İkamet eden Güçlü Tanrılar: Eskiden Nifak Tanrısı olan sonra öldüğü sanılan büyük tanrı Bane’nin oğlu Iyachtu Xvim öldüğü ana kadar bu dağda yaşardı. Onun dışında kötü Bulut Devlerinin tapındığı kötü tanrı Memnorun diyarı Thraotor da bu dağda bulunur. Chamada Dağı’ndaki Yerleşkeler 1-Nimicri: Nimicri, Chamada dağından yaklaşık 650 metre yukarıda bulunan ve bir nevi dağın ayı görevi gören uçan bir adadır. Nimicri’yi tanımlamak gerekirse Dünya Ticaret Merkezi gibidir. Tek farkı ticaretini Gehenna ile değil tüm Outer Planeler ile yapmasıdır. Sokakları örümcek ağı misali birbirine bağlanmış kusursuz bir ticaret trafiğine ev sahipliği yapmaktadır. Güzel, hareketli  ve huzurlu bir yer görünümü veriyor değil mi?.. Bir de işin gerçek yüzüne bakalım. Nimicri, aslında güzel ve hareketli bir ticaret şehrini taklit eden dev bir yaratıktır. Kendine harikulade bir “ticaret şehri ve oradayaşayan mutlu halk” görünümü kazandırıp tüm boyutlardan ticaretçileri kendine çeker. Ve bir kez oraya girdiğiniz vakit bir daha kolay kolay çıkamazsınız ve Nimicri tarafından yutulursunuz. Nadir de olsa Nimicri’nin serbest bıraktığı kişiler olur. Eğer Nimicri topraklarına giren bir kişinin en ufak bir kan veya tükürük gibi sıvısı toprakla temas ederse; Nimicri o kişinin bir klonunu yaratabilir. 2-The Crawling City: Gehenna üzerindeki en büyük yerleşim yeri, bir şehirdir. Bu büyük metropolis sürekli hareket eder. Bunu da ateşe karşı tamamen dayanıklı organik ayakları sayesinde yapar. Bu ayaklar şehrin altından çıkar ve Gehenna dağlarının kaygan yüzeyine rağmen hiç zorluk çekmeden şehri ilerletir. Şehri yöneten kişi -ve aynı zamanda Gehenna düzleminde sözü en çok geçen kişilerden biri- Gehenna’nın Generalidir. Kendisi bir Ultroloth’tur. Tüm yugolothlar onun emrine amadedir, adeta taparlar ona. Bu yüzden Generalin bir demi-god olduğunu söyleyen dedikodular dolaşmaktadır. Şehir aynı zamanda çok zeki stratejistler ve büyücüler tarafından eğitim verilen okullara ev sahipliği yapar. Bu okullarda eğer olurda Blood War’a bir şekilde bulaşılırsa nasıl savaşılacağını, düşmanlarının zayıf ve güçlü yönleri öğretilir. Ama Gehenna, Blood War’a hiç katılmamıştır. 3-Tower Arcane: Adından da anlaşılabileceği gibi bu büyücülük kulesi yugoloth büyücüleri tarafından sahiplenilmiş ve korunmaktadır. Kulenin asıl barındırdığı şey yugolothlara ait artifektler ve yugoloth tarihine ait eşsiz eserlerdir. Yuguloth büyücüleri sürekli tarihi kayıt ederler. Kulenin girişi bile girenleri hemen çıkmaya zorlayacak kadar korkunçtur. Zira yugolothlar, kurbanlarını oraya zincirleyerek sürekli kanlarını akıtırlar ve bu kanları tarihlerini yazmak için mürekkep niyetine kullanırlar. 3-MUNGOTH: Mungoth, Gehenna’nın Üçüncü Dağıdır. Fiziksel Özellikleri: Bu dağ sürekli devam eden ve durmak bilmez asidik kar ve kül yağmurlarıyla yıkanır. Sürekli yağan asitli kar yüzünden çok soğuktur. Hemen her an soğuk çamurlardan oluşan çığlarla sürüklenip Boşluğa düşebilirsiniz. Günün yüzde 80’i boyunca asla bitmeyen bu asidik kar fırtınası, maruz bıraktığı kişilere her tur 1d4 hasar verir. Az da olsa bulunan kadim yapılar veya mağaralar korunma sağlayabilir. Tabii onları bulacak kadar şanslı ya da bilgi sahibiyseniz. Mungoth’ta İkamet Eden Tanrılar: Acının ve İşkencenin tanrısı Loviatar bu dağda hüküm sürer. Ayrıca Lichlerin ve Necromancy’nin tanrısı Velsharoon bu dağda hüküm sürer-di. (ta ki yedi kız kardeşten biri olan Simbul, Mystra’nın büyülü ateşiyle onu yok edene kadar.) Mungoth Yerleşkeleri 1-Valley of Outcast: Tastuo adındaki Ateş Devi büyücüsü ; kendisi gibi büyücüler olan 8 kız kardeşiyle birlikte kemiklerden ve bazalt kayalardan yapılan Outcast adlı kalesini yönetir (bazıları wizard bazıları sorcerer). Tastuo, yugolothlar ile anlaşma yaparak kalesinin güvenliğini arttırmıştır. Kötü iradeli Yugolothların aksine kalesine gelen yolculara işkence edip zarar vermez iyimser yaklaşır hatta bazılarına barınak sağlar. Eğer orayı bulacak kadar şanslıysanız tabii… D-KRANGATH: Gehenna’nın Dördüncü Dağıdır. Ölü Dağ olarak da adlandırılır. Fiziksel Özellikleri: Diğer dağlardaki ateş ve asit fırtınaları bu dağda son bulur. Her yer buz gibi sopuk, ölü topraklarla ve karanlıkla kaplıdır. Hiçbir canlı, dağın yüzeyinde yaşamaz. Soğuğa karşı koruması olmayan kişiler her tur 1d6 soğuk hasarı alacaktır. Krangath Dağı’ndaki yerleşkeler: 1 – Hopelorn: Lich lordu Melif ve kendisi gibi diğer undead büyücüler tarafından yönetilen ve buram buram nekromentik enerji kaynayan bir yapıdır. Sadece yaşayan ölü varlıklara yer vardır. Hiç bir canlı buraya giremez. Girdiği an onlardan biri olur. Lich lordu Melif ve yandaşları hükmetmekle çok fazla ilgilenmezler. Sürekli olarak ölüm yaşam ve varoluş hakkındaki sorulara cevaplar bulmak için deneyler yaparlar. Her türlü canlıyı veya yaşayan ölüyü deneylerinde harcamakta çekinmez; sadece canlı olarak yugolothları kullanmaz. Bunu iki sebebi dedikodularda dolaşır. Bazısı Melif, Gehenna’da etkin ırk olan yugolothların öfkesinden çekindiği için onlara zarar veremiyor der, bazısı da Melif’in lich olmadan önce bir yugoloth olduğu için onları öldürmediğini söyler. Krangath’ta İkamet Eden Güçlü Varlıklar: 1-Orc Tanrısı Shargaas 2-Lich Lord Melif   Yazan: Sencer Coşkun

Devamını Oku »
planescape-logo

Genel Bilgi

  Gehenna düzlemini gören bir şair şöyle dillendiriyor orayı, “Dört büyük ocak, alevler dehşet ve berbat”… Gehenna; Boşlukta uçan dört tane büyük volkan dağından oluşan bir düzlemdir. Ama Boşluk olduğuna bakmayın. Bu volkanlar boşluğa sürekli zehirli sülfür dolu dumanlarını ve lavlarını püskürtür öyle ki her yer sürekli yeşilimsi bir buhar örtüsüyle kaplıdır. Dağların yüzeyleri, aşırı sıcaktan sıkılaşan katı granit lavlar yüzünden pürüzsüz bir kayganlığa sahiptir. Eğer dağa tırmanmaya çalışıyorsanız adımınızı sağlam atmalısınız. Zira sizi sonsuz bir Boşluk beklemektedir aşağılarda… Gehenna’da yer çekimi madde boyutuyla aynıdır (material plane). Zaman akış hızı da Material Plane ile aynıdır. Gehenna’nın sakinleri neutral, evil, lawful yönelim gösterirler. Bundan dolayı Good yönelimli bir karakter oraya vardığı zaman kolay dikkat çekeceğinden Charisma puanına -2 ceza alır. Yerel halk çoğunlukla yugolothlardır. Her zaman hırslı ve şüphecidirler. Karşılıksız hiç bir şey yapmazlar. Adını bile sorsanız karşılığında bir şey isteyeceklerdir. Ağızlarından bilgi almak ne kolay ne de ucuzdur. Gehenna’da Enchanment yani efsun büyülerinin etkileri çok zayıftır (uyku, hipnoz, cezbetme gibi büyüler). Repertuarında bu büyüleri fazlaca bulunduran bir kişi akıllılık etmiş olmaz. Bunun aksine Evocation büyüleri ise bu düzlemde arttırılmış bir etkiye sahiptir. Gehenna’da her katmanda pek çok güçlü varlık (genellikle tanrılar) yaşar. Hepsi katmanlarda açıklanmıştır.   Yazan: Sencer Coşkun

Devamını Oku »
planescape-logo

Katmanlar ve Tanrılar

  The Lower Planes : Baator – Katmanlar & Tanrılar Büyük resim için tıklayınız. Baator’un dokuz kattan oluştuğunu zaten biliyoruz. Şimdi bu dokuz katmanı, teker teker inceleyelim:   1- AVERNUS   Avernus 1. katmandır ve Bel tarafından yönetilir (bkz. Baator Efendileri). Orduların savaşa gönderilmesi için idealdir, stratejilerin odak ve çıkış noktasıdır. Yer düz ve yıkılmış, yer yer kuvartz ve obsidyen içerir. Ancak geneli, engebeli ve kırmızı kumlarla örtülüdür. Çok fazla kaya çıkıntıları vardır, bu nedenle normal yürüyüşten hızlı hareketlerde düşme tehlikesi vardır. (Dex. Check her round. )Kayaçlarda yer yer surat şekilleri dikkat çeker, ancak bunların haberci veya gezginlerin taşa dönüşmüş formu mu olduğunu ya da tanrıların isteği ile meydana mı geldikleri, bilinmemektedir. Styx nehri Avernus’un tam ortasından geçer. Styx nehri, daha öncede belirttiğimiz üzere çok tehlikelidir ve bir damlasının tene değişi, kişinin bütün hafızasını siler. Kendi adını bile, bir daha hatırlamamak üzere unutur. Ancak bir gezgin için en tehlikeli özelliği, Ateş toplarıdır. Fütursuzca gökyüzünde süzülür ve patlarlar ve alanları içindekilere zarar verirler (5d6). Bir büyücünün ateş topundan farkı yoktur ancak dispel edilemez. Çünkü natürel bir olaydır. Ordu toplanma, eğitim, tatbikat… Savaş ve ordu ile ilgili her şey burada yapılır, ancak sadece tanrı Kurtulmak’ın alanı olan Draukari’ye kesinlikle girilmez. Çünkü Kobold’ların tanrısının sıkı kuralları vardır ve altındaki kobold mesajcıları oldukça hırçındırlar ve giren “lesser” in altındaki yaratıkları anında öldürürler. Draukari (Diyar): Karakter ve çevre : Tüneller ağı, çökmüş gnome madenleri ve bol bol şiddet. İşte burada bulacağınız tek şey bu. Altın ve intikam, burada prim yapan ve umursanılan tek şeydir. Bunun dışındaki her şey fazladır. Tanrı : Kurtulmak Kobold’ların tanrısı, kendi diyarında sürekli savaşlar düzenler. Orta düzeyde bir tanrı olmasına rağmen, hem Prime dünyaları hem de kendi diyarı ile yakından ilgilenir ve koboldların gnome’lardan alacakları intikam yolunda, onlara yol gösterir.   Bazısı tanrı Kurtulmak hakkında, gnome tanrılarına ve gnomlara duyduğu nefretten çıldırdığını söyler, bazıları ise bu nefret ile yaşadığını. Nedeni ne olursa olsun, Kurtulmak’ın böyle düşünmesinin nedeni ne olursa olsun, bu diyar kesinlikle gnome’lar için uygun bir yer değildir… hem de hiç değildir… Bu diyara bir gnome girdiğinde tanrı Kurtulmak anında bunu hisseder ve çıldırır ve bu havale hali, bütün kobold takipçilerini etkiler ve takipçiler diyar boyunca gnome avına çıkarlar… Her bir tanesi… Tek bir gnome’u avlamaya çıkan milyonlarca takipçinin diyar boyunca koşuşturmasını hayal etmeyi, sizlerin hayal gücüne bırakıyorum. Mekan : Pillar of Skulls’ın hemen yanında ve Kan Nehri’nin kıyısında ufak bir mağara bulunur. Bu mağaraya girilip biraz ilerlendiğinde, Draukari’ye ulaşılır. Drakuri bir tüneller ağı şeklindedir. Burada yaşam genelde vahşi, zor ve kısadır – özellikle o kelimeyi söylememek gerekir hani şu icatlar yapan, minik canlılar… şşşş… isim yok… Tünellerde kaybolmak çok kolaydır. Kobold takipçilerin tabii ki –doğal olarak– yanılmaz bir yön sezileri vardır burası ile ilgili, bu yüzden onlar için problem olmasa da, diğerleri için problemdir. Şehirler : Şehirler gerçekten büyüktür ve 3 adet vardır. Bunlardan en büyüğü 40.000’in üstünde nüfusu ile Nibellin’dir. Nibellin’i, 30.000 nüfusu ile Frekstavik şehri izler. Snjarll en küçük olan şehirdir, yaklaşık 5.000 kişilik ufak bir nüfusa sahiptir. Bu şehirler merkezi bir noktadan saçılırlar ve tüneller şeklinde yayılırlar. Tünel kollarında, genelde Klanlar konuşlanır ve bu klanlar işi yapmak için güzel müşterilerdir. Klan başları, birbirleri ile savaştığından, dışarıdan gelenleri birbirlerini öldürtmek üzere bol keseden kiralarlar.   Avernus’un bir diğer tanrısı da Ejderhaların Leydisi Tiamat’dır. Tiamat, Bel ile bir anlaşma yaparak Avernus’taki diyarında kalmaktadır ve bir alt katmana gittiği bilinen tek kapıyı korumaktadır. 2. Katman olan Dis’e giden tek yol, Tiamat’ın ininden geçer. Bu nedenle buradan geçişi kimse yapmaz, yapacak biri var ise de, kesinlikle kanıtlayacak bir şeyleri vardır. Zaten kimse uğramaz ya, Tiamat veya koruyucuları gelenleri cesaretinden, güçlülüğünden ve delirmişliğinden takdir ederler. Bu nedenle de, Dis’e geçiş, buraya yaklaşabilenler için, her zaman pazarlığa açıktır. Tabii ki, Tiamat’a karşı haddini bilecek şekilde… Tiamat’ın hoşnutluğunun da bir sınırı var ne yazık ki… Bilakis en deli, en güçlü ve en cesaretli adam bile bilir ki, ağzın sıkı ve kapalı tutulması yerler vardır. Burası, oralardan biri. Tiamat veya koruyucuları izin verdiği takdirde, bir kişi, açgözlülük Mağarasından demir kapılara doğru ilerler. Demir kapılar, ufak bir tepeden aşağı giden yolu açığa çıkarır, bu yol da yürüyeni Dis’in demir şehrine götürür.   2- DİS Herkese göre Dis dendiğinde 2 şey akla gelir, bunlardan biri saf, Dis’in kendisidir. Bunlardan ikincisi de, Acıların şehridir. Acıların şehri, inanılmaz büyüktür, duvarlarla örülü olmasına rağmen sonunu görmek mümkün değildir. Duvar dendiğine bakmayın, aslında bunlar yerin altından çıkan kararmış demir bloklardır. Bu demir blokları o kadar kalındır ki, şehrin etrafını saran bir duvar görevini görürler. Şehir görünürde tamamen sonsuzdur, sokaklar ufka kadar uzanır. Duvarlar, karakteristik olarak içten içe yanarlar ve çok sıcaktırlar, bu nedenle en ufak bir sürtünme bile acı ve hasar verir. (1d6) Takipçilerin de acısı ve çığırmaları, yapmaları gereken işlerin birebir bu duvar ile dokunmayı gerektirmesidir. Metal zırh’lar bu sıcakları absorbe edeceğinden, Acıların şehrinde pek kullanışlı olmazlar. En kullanışlı teferruat kumaş ve deri kıyafetlerdir. Şehrin dış duvarları Abishai’ler tarafından tutulmuştur ve takipçilerin giriş çıkışı bunlar tarafından kontrol edilir. Bunun yanında ölülerin çoğu en alt tabaka Baatezulardır. Bazı hayaletlere de, gördükleri işkenceyi takdir etmeleri açısından, hafızaları geri verilmiştir. Ölü popülasyonunun bir kısmını da, bu “hafızalı ölüler” oluşturur. Şehir, demir yumruklu Lord Dispater tarafından yönetilir ve şehirde sürekli bir yıkım-yapım vardır. Çoğu zaman anlamsız gelse de, Dispater’in isteği budur. Yapılan yapımlar ve yıkımlar sıkı güvenlik tedbirleri ile gözden ırak bir şekilde yapılır. Bu nedenle yapıların ünü, henüz yapılmadan Dis’in sınırlarını aşar ve kulaktan kulağa dolaşır. Zaten yapılan şeyin de, bitmeden ne olduğu genellikle bilinmez. Gizli kaynaklardan alınan bilgiler, Baatezu’ların Dis’de Sigil’in birebir kopyasını yaptığını söylüyor. Amaç, Lady of Pain’in şehrinin mekaniğini çözerek, Kan savaşında kendilerine yön verecek bir yapıta sahip olmak. Bu bilgi güvenilir kaynaklardan alınmış olmasına rağmen, gene de çılgıncadır, çünkü böyle bir yapılanmanın Sigil’e yapılacak bir saldırıdan öte bir anlamı yoktur. Ve kesin olan bir şey var ki, Lady of Pain buna izin vermez. Kan savaşında kazanmak isteyen bir tarafın yapacağı en aptalca iş –ki bu Baatezular tarafından da gayet iyi bilinmektedir– Lady of Pain’e bulaşmaktır. Şehrin ortasında bulunan, demir ve kurşundan yapılmış, Dispater’in özel rezidansı olan Demir Kule, şehrin en dikkat çekici yapıtlarından biridir. Demir Kule ve Dispater arasındaki ilişki başka bir yazıda detaylıca incelenecektir. 3- MİNAUROS Minauros, zehirli ve yakıcı yağmuru ile hayatta kalınması çok güç bir katmandır. Bu yağmurlardan korunmanın tek yolu güçsüz cam ve kristal oyuntular – ki nadiren korur. Ya da görkemli Minauros Şehridir. Minauros’un tasviri aslında çok basittir. Bir çölü alın ve dört tarafından sonsuzluğa kadar büyütün. Daha sonra zemini pislik ve bataklık bir hale getirin, gökyüzünü sonsuz puslu bir griye bürüyün. Adını da Minauros koyun… alın size Minauros!!! Hamatula Daha da kötüsü, görkemli şehir Minauros, her geçen gün bu balçıkvari zemine batmaktadır. Zaten muhtemelen zamanın başlangıcından beri bu şehir batıyor, bu nedenle çok da önemsenecek bir durum yok diye düşünenler çoğunluktadır. Ancak bu –ne yazık ki– doğru değildir. Minauros, belki de Baatezu’ların en hoşnut olmadığı katmandır çünkü buraya her giren yerin dibine batmaktadır. Şehrin yaşayanları şehri ayakta tutmak için üst kısma sürekli eklentiler yapmaktadırlar ancak, baatezu’lar birkaç asır sonra buranın tamamen yokolacağına inanmaktadırlar. Zaten herkes buradan kaçtığı için pek sevilen bir yer değildir Baator bünyesinde. Çünkü her bir kaçan, Kan savaşında daha az asker demektir. Bu nedenledir ki Hamatula’lar buranın yaşayanlarıdır. Hamatula’lar, kaçmaya yeltenen takipçileri avlarlar ve Kan savaşı için asker kaybını minimum indirgerler. Bazen sırf eğlencesine kaçmalarına izin verip, sonra avlarlar. Görevi ile eğlenceyi bir arada yürüten, şeytani bir yaşayanı bu katmanın. Batan şehrin dışında zincirlerin şehri Jangling Hiter, ve tanrı Hecate’nin diyarı Aeaea vardır.   4- PHLEGETHOS Phylegethos, Baator’un korkusunun şekle bürünmüş halidir. Patlayan veya patlamaya hazır volkanlardan ve ateş nehirlerinden oluşur. Takipçiler burada işkence görür, ateş çukurlarına ve nehre atılırlar. Yaratıklar da bu işlemin kontrolünü üstlenirler. Burasının bir anlamda Ateş boyutundan farkı yoktur, ancak buradaki alevlerin bir amacı vardır: değerli olmayanları ve buraya girme hakkı olmayanları seçer. Daha girildiğinde, buraya izinsiz girenlerin üzerine kıvrılır alevler. Aynen yaşayan, düşünen ve cezalandıran bir varlık gibi. Kitaplarda okuduğumuz cehennem’in, ete kemiğe bürünmüş halidir Phlegethos. Buraya giren yabancılar ya yanarak ölürler ya da yaratık haline gelirler. Veyahut da Baatezular tarafından sorgulanmak üzere bilinen tek şehir Abriymoch’a götürülürler. Abriymoch’u Pit Fiend Gazra yönetir ve 5000 Hamatuladan oluşan polis gücü ile şehir üstünde olağanüstü bir kontrolü vardır. Yaşadığı yer, korku saçan ve görenin bir daha dönemediği, Kristal Heykeller Kalesi’dir. Bu polis gücü, sürekli ve durmaksızın, bu katmanın dört bir yanını, davetsiz misafirleri yakalamak için gezerler. Tanrılar bile bu katmanı, kendi haline bırakmışlardır.   5- STYGİA Stygia tamamen uçsuz bucaksız, donmuş bir katmandır. Çarpışan buz kütlelerinin ve buz dağlarının mekanıdır. Suyun geçtiği tek yer, Styx nehrinin hızla aktığı yerdir. Ki ne kadar iyi bir özellik, tartışılır – akan su düşünüldüğünde. İsminden de anlaşıldığı gibi, River Styx ile birebir ilişkilidir, çünkü donmuş buzların içinde Styx nehri’nin suyu da bulunur. Yani buraya gelen hayatından çok daha fazlasını da kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalır: hafızasını. Yıldırımlar gökyüzünü temizler, ardından yıldırımlar yerini ağır ve korkutucu bir uğuldama ile fırtınalar’a bırakır. Buranın yeryüzü çoğunluk olarak buz kütleleridir ki bu buz kütlelerinin üzerinde şehirler ve köyler kurulmuştur. Bunlardan en büyüğü Buz şehri Tantlin’dir. Tantlin ismi bilinmeyen bir Pit Fiend tarafından yönetilir. Bu şehirde çeteleşme vardır. Şehrin sokakları çetelerin –ve en üstte isimsiz Pit Fiend’in– kontrolü altındadır. Çeteler birbirleri ile savaş içindedirler ancak bir anlaşma vardır ki o da şehri geliştiren bireylere zarar vermemektir. (Ticaretçiler ve şehrin tamirinden sorumlu takipçiler.) Bu katmana Prens Levistus hükmeder, aynı zamanda Amnizu’lara da. Bu nedenle de Pit Fiend’lardan bile güvensiz yaratıklardır. Levistus hakkında detaylı bilgi, Baator Efendileri yazısında vardır. Ayrıca Stygia, 2 ayrı diyar’a da ev sahipliği yapar. Bunlardan biri Sheyruushk, Tanrı Sekolah’ın diyarı, diğeri de Ankhwugaht, Mısır Tanrısı Set’in diyarıdır Ankhwugaht, Stygia’nın içinde olmasına rağmen tamamen farklı bir yeryüzü vardır. Her yer tamamen çöldür, akrepler ve ölüm vardır. Ve buradaki her şey, Yüce Tanrı Set’in önünde diz çöker. Tanrısı Set, Ankhwugaht’ın ortasındaki devasa piramidinde, komple bütün katman’ın kontrolünü eline almak için planlar yapmaktadır. Set, Piramid’in zemin katındaki tahtında oturur ve nereye bakarsa, o tarafı görür. Hem de her şeyiyle. Sanki Baktığı piramid duvarı kocaman, şeffaf ve dileyince büyüteç olabilen bir pencere gibi! Hatta diyarına girenin kafasının içine bile girebilir, eğer yüce Set ister ise… Ankhwugaht, Stygia’dan tamamen zıt bir iklime sahiptir. Öyle ki Sytgia’nın buz gibi rüzgarından bir anda sıcak çöl rüzgarını yüzüne yiyince, oldukça dengesi bozuluyor insanın. Tam ortada, gökyüzünün sonsuzluğuna doğru uzanan kara bir piramit vardır. 6- MALBOLGE Malbolge, Hareket eden taşlardan oluşan bir katmandır. Bütün taşlar, ölümlü zihnin asla anlayamayacağı bir düzende hareket eder. Taşlar arası boşluklardan yüzlerce, hatta binlerce, hatta onbinlerce fit düşenlerin hissettiklerini anlamak mümkün değildir. Zira yere çarpmak bir kenara, o kadar uzun süre düşerler ki, havanın sürtünmesinden paramparça olurlar. Burada güvenli yolculuk, sadece taşlar belli sürelerle durduğunda ortaya çıkar. Geçitler ve tüneller açılır ve Malbolge, kendisini yolculuk edilmeye hazrır hale sokar. Ancak sürekli hareketli bir şehir olduğundan ve düzeni de çok karmaşık olduğundan, buraya herhangi bir şehir kurulamamıştır. 7- MALADOMİNİ Maladomini yıkıntıların şehridir, kendi lordunun karakterini bire bir yansıtır. Arşidük, yaptığı hiç bir şehirden hoşnut kalmaz, kaldığı görülmemiştir. Sürekli yeni şehir yaptırmanın yanı sıra, eskileri yıktırır ve terkedilmiş bırakır, ibret tablosu misali… Yıkıntıların görüntüsü, kara bulutlu bordo gökyüzü’nün ağırlığı ile tamamlanır. Takipçiler asırlar önce, buradaki görkemli, büyük şehirleri yıkıp, yerleri kazıp, arşidük için daha büyük şehirler yapmak için acı çekmişlerdir, halen de çekmektedirler. Sert zemini, tırnakları ile kazarak, acıdan inleyerek arşidük’ün emrini yerine getirmek için uğraşılar. Zaten arşidük emirlerini, emrindeki Pit Fiend’lar ile gönderir. Baator’un hiç bir yerinde olmadığı gibi, burada da “hayır”, cevap olarak kabul edilmez. Arşidük için asırlardır yapılan, halen de yapılmakta olan Malagard, aynı zamanda Arşidük’ün ikamet ettiği yerdir. Ancak Maladomini’nin kazılmış tünellerinde, isimsiz bir korku yatmaktadır. Çok yüksek rütbeli Baatezular, hatta Pit Fiend’lar bile buraya girmeye çekinirler. Çekinmek yanlış oldu… Girmekten korkarlar. Aşağıda bir yerlerde, en büyük Baatezu’ları bile korkutan bir “şeyler” vardır. Ve gerçek şu ki, neye benzedikleri bilinmese de, aşağıda yatanlar, Baator’un ilk yaşayanlarıdır, Lordlardan da eski, Baatezulardan da eski, Asmodeusdan da eski… Malagard’ın görkemi yanında oldukça sönük kalsa da, bir diğer şehir de, ihanet ve komploların şehri Grenpoli’dir. Grenpoli de bugünün dostu yarının düşmanıdır (Hatta birkaç saat içinde de düşman kesilebilir.) İttifakların rüzgar kadar hızlı yön değiştirdiği, aşağılık bir şehirdir. Grenpoli’nin yöneticisi Mysdemn Wordtwister, 300 yıl öncesinde bu şehri kendi elleri ile yapmıştır ve hükümdarlığını da kıskançlıkla elinde tutmaktadır. Bütün gözlerden sakınır ve kimseye güvenmez. Burayı elinde tutmak için de her şeyi yapar. Şehrin yapısı, birebir hükümdarının karakterinin bir aynası haline gelmiştir. Grenpoli dairesel bir şehir olup, simetrik olarak konumlanmış dört kapısı bulunur. Bu kapıların bulunabilmesi için ufak çaplı bir inceleme yapmak gerekebilir, ayrıca içeri girerken bütün silahlar iyi korunan depolara bırakılır. Şehre girerken, bırakılan silahlar için bir fiş verilir ve bu fiş ile çıkarken silahlar tekrar alınabilir. Fişini kaybeden olursa, eşyalarını geri alamaz. Bu yüzden, herhangi bir uyarı gelmese bile, Grenpoli içinde ceplere –özellikle Fiş’in bulunduğu cebe– oldukça dikkat etmek gerekir. Grenpoli’de zarar verici büyülerin ve silahların kullanılması kesinlikle yasaktır ve sorgusuz sualsiz ölüm ile cezalandırılır. İnsanlar sevecen ve dost canlısıdır, Baator da pek de alışık olunmayan bir durum olmasına rağmen, işin özünde, gayet de alışıldık bir durum yatar. Çünkü Grenpoli’de hiç bir şey, ama hiç bir şey, göründüğü gibi değildir. Grenpoli ordusunun bir kısmı güçlü insanlardan, bir kısmı da Baatezulardan oluşur. Ordu kendi içinde ırklara göre takımlara ayrılır ve her takımın her bir elemanı kendi içinde rütbe atlamak için uğraşır. Kanunları çiğneyenleri dört gözle beklerler, adaleti sağlayıp, terfi alabilmek adına… 8- CANİA Cania’da aynı Stygia gibi buzların diyarıdır. Ancak burada koşullar çok daha zordur. Soğuk aynı Buz paraelemental boyutundaki gibidir, keskin buz dağları gökleri deler ve o dağların biraz olsun soğuk rüzgarı kesmesini beklersiniz, ama beklentiniz, diğer bütün umutlarınız gibi, boşa çıkar. Stygia’nın en azından Styx Nehri gibi konforlu bir opsiyonu vardır. Yaşadığınız her şeyi bir salisede unutabilirsiniz. Ancak Cania’da, yaşadığınız her acı, göğüslediğiniz zor koşullar ruhunuza kazınır. Ve eğer ki buradan çıkılabilirse, muhtemelen Styx nehrinin konforu yine aranır, çünkü aksi takdirde Cania, bir ölümlünün ruhunda ve bedeninde unutulamaz acıların izlerini bırakır. Cania, Pit Fiend’lardan sonraki en güçlü Baatezular olan Gelugon’ların evidir. Pit Fiend’lar bile bu sonsuz soğukluğun ve acının ülkesine pek bulaşmazlar. Buradaki davetsiz misafirlerin cezalandırılmasından da, gene Gelugon’lar sorumludur. Davetsiz misafir –ister bu bir baatezu olsun, ister bir boyut gezgini– için burada, sadece tek bir son vardır. Burada pek az dikkate değer yerler vardır, ancak bunlardan en göz alıcı ve güzeli Mephistar hisarıdır. Arşidük Moligroth, katmanını, Nargus buzulunun kenarındaki bu buz mavisi ve mavi bir inciye benzeyen hisarından yönetir. Hisarın etrafı, keskin ve ölümcül buz duvarları ile korunmaktadır. Ancak içerisi sıcaktır –olabildiğince tabii– öyle ki Mephistar’ın kapıları açıldığında ve Mephistar’ın üstünde su buharı yükselir. İlk varıldığında güvenli ve sıcak bir sığınak havası –şekli ve şemali ile kesinlikle o havayı vermese de, soğuğun amansız saldırısından sonra birisine öyle görünebilir– verse de, buradaki en kötü ve en kötü şeytanın var olduğu yerdir. Molikroth, hisarın derinliklerine doğru inen derin bir çukurdan katmanını yönetir ve sürekli savaşta olduğu Levistus’un bir sonraki hamlelerini buradan kontrol eder. Dokuzların lordlarından biridir ve buraya gelen olursa iyi bir nedeni ve iyi bir ikna kabiliyeti olsa iyi olur çünkü Moligroth, gelen herkesten şüphelenir ve herkese Prens Levistus’un casusu muamelesi yapar – ki bu muhamelenin pek tadılacak bir tarafı olmadığını da belirtmek isterim. Mephistar’ın duvarlarında ne olduğu çok iyi anlaşılamayan figürler vardır. Çıplak gözle ne olduğu anlaşılmasa da, bir takım Guvner’lar bu buzları eritip daha sonra çıldırmış halde geri dönmüşlerdir. Söylediklerine göre o korkunç buzların içinde orijinleri bilinmeyen primitif –ve korkunç– şeytani yaratıklarla savaşan ölü ve donmuş Deva ve Arkon’ların cesetleri varmış. Diğer siluetler de buzulların parçaladığı şehirlerdir, bu şehirlerde daha önce kimlerin yaşadığı ise, halen büyük bir sırdır. Cania’dan Nessus’a açıldığı bilinen tek geçit vardır. Nessus’a gitmek isteyenlerin önce oldukça derin bir buzul çukurunun en dibine inmeleri ve burada geçidi koruyan 9999 Gelugon’u yenmeleri gerekmektedir. (Özellikle yenmek gerekir diyorum, çünkü kaçmak imkansızdır.)Bir şekilde derin çukurun dibine inildiğini, ve 9999 Gelugon’un geçildiğini varsayarsak, dipteki buz gibi suyun derinliklerine kadar yüzüp, dayanılamaz soğuğa ve basınca göğüs gerip 1001 fersah kadar yüzmesi gerekmektedir. Yaratıklar nefes almadığından bu pek problem yaratmasa da soluyan canlılar için bu işlem, oldukça güç bir hal alır – özellikle ortam koşullarını ele aldığımızda. Suyun dibinde –sonunda!– buzlarla çevrili bir geçit bulunur ve bu kadar çilenin ödülü… ne yazık ki daha beterdir, çünkü geçit direk olarak, Malsheem kalesine açılır. 9- NESSUS Burası cehennemin en alt –ve en tabir-i caizse cehennem– katmanıdır. Alt düzey yaratıklara rastlamak neredeyse imkansızdır. Burayı koruyan ordu tamamen Pit Fiend ve Gelugonlar’dan oluşur. Kara Sekiz toplantılarını burada yapar, Asmodeus, bütün Baator’u buradan yönetir. Pit Fiend’lar bile, buraya girecek izinleri yok ise, anında öldürülürler. İzinsiz ve kurallara uymayan bir girişin affı, burada kesinlikle yoktur ve konfor bir kenarda dursun, rahatsızlık bile oldukça büyük bir lükstür. Bu katmanın yeryüzü, tamamen harap olmuştur ve akıl almayacak derinliklerde çukurlar vardır. Bu çukurların en derininin en dibinde, Malsheem kalesi bulunur. Outer Plane’lerde bilinen en büyük ve görkemli kaledir, her taraftan binlerce mil büyüklüğündedir. Gray-Waste’deki Khin-oin’den bile kat kat büyüktür. Yaşayanları bir kenara bırakın –zaten ne haritalanabilmiş ne de tariff edilebilmiştir– tanrılar bile Malsheem’e girmekten kaçınırlar. Çünkü burası gücün ve acının, ölümün ve yeniden yaşamın kalesidir. Kısacası, cehennemin kalbidir. Kara Sekiz’in burada Tanar’ri’leri bir seferde ezecek bir Pit Fiend ordusu kurdukları ve planları için sessizce Malsheem’in derinliklerinde milyonlarca Baatezu’yu adak verdikleri söylenmektedir. ”The Bringing” adı altında bu plan, büyük bir gizlilik içinde yürütülmektedir; tabii eğer böyle bir şey var ise. Ve Nessus, Pit Fiend’ların ve cehennem’in kalesidir. Ve buraya bir şekilde izinsiz giren herkes kimseye tolerans tanınmaz. Belki bir anlaşma ile bir gezgin buranın sırlarını çözebilir ve biraz bilgi sahibi olabilir ancak, burayı yöneten güçlerle anlaşma yapmak ne kadar akıl kârıdır, tartışılır. Çünkü burası, Baator’un bütün pisliklerinin toplandığı bir pislik yuvasıdır. Korkunun, acının, acımasızlığın, ihanet’in, kısacası her şeyin beşiğidir. Zaten buraya girenler olmuştur, ama buradan çıkanları saydığınızda, sonsuz bir evrende bir elin parmaklarını kesinlikle geçmez. Ama çıkanlar vardır – hem girecek hem de çıkabilecek kadar delidirler. Veya delirmişlerdir.   Yazan: Ersun “Necromancer” Güven

Devamını Oku »
planescape-logo

Baator Efendileri

  The Lower Planes : Baator – Efendiler Dokuzların Efendileri: Birinci’nin Lordu : Bel Büyük resim için tıklayınız. Bel, şu anda Baator’un birinci katmanı olan Avernus’u yöneten, eski bir Pit Fiend’dir. Bronz Kale’de yaşamaktadır. Kara Sekizliden biri olmamasına rağmen Bel, Kan savaşında Baator ordularının başkumandanıdır. Efendisi ve Avernus’un eski yöneticisi Düşes Zariel’e ihanet ederek, kendisini Bronz Kale’nin derinliklerinde hapsetmiştir. Bu nedenle diğer Dokuzların Efendileri’nin güvenini kaybetmiştir, ancak Overlord Asmodeus; Bel’in yönetimini beğenmektedir ki, şu an bulunduğu statüyü ihanetine ve Asmodeus’un takdirine borçludur. Ayrıca işinde iyidir; hem iblisler üzerinde ateşleyici etkisi olduğundan, hem de Kara Sekizli’yi iyi yönettiğinden, kimse kendisini sevmese bile, Bel’in işine pek karışmazlar. Ayrıca Asmodeus ile diğer efendileri gözetlemek ve Asmodeus’un yardımcısı Martinet’e rapor vermek üzere gizli bir anlaşma yapmıştır. Ayrıca Kromatik Ejderha’ların tanrısı Tiamat ile Bel’in özel bir anlaşması da vardır. Tiamat’a Avernus’ta kendisine ait bir bölge vermiştir, bunun yanında Tiamat, Avernus’un çıkış geçidinin koruyuculuğunu üstlenmiştir. Ayrıca Abishai savaşçıları, ordularına daha fazla güç katmaktadır ve gene Abishai işkencecileri, Bronz Kale’nin derinliklerinde Zariel’in bedenini yavaşça parçalarlar ve Bel’e sunarlar. Bel de bu parçaları yiyerek, daha da güçlenir. İkinci’nin Lordu: Dispater Büyük resim için tıklayınız. Dispater, Baator’un ikinci katmanı Dis’i, Demir Kulesinden yönetir. Genellikle inanılmaz uzun, kara saçlı, ince boynuzlu ve tek ayaklı bir yaratık olarak görünür. Bunun yanında, elinde her zaman Rod of Great Power vardır, bu, bir nevi kendisinin mührüdür. Dispater kesinlikle riske girmez ve Asmodeus çağırmadığı sürece kulesini terk etmez. Diğer efendilerle olan ilişkileri konusunda, altındakilere güvenir. Ayrıca yaşadığı Kale, nam-ı diğer Demir Kule, başlı başına inanılmaz bir büyülü eşyadır. Bu kalenin içinde güçleri katlanır ve neredeyse zarar verilemez hale gelir. Bu nedenle, Dispater’in Demir Kule’si… Geçilemez… Dispater, bütün gerekli bilgiyi eşi Lilis’ten alır. Demir bakire olarak da bilinen Lilis (Iron Maiden!), Dispater’in bilinen tek eşidir ve istihbarat ağı o kadar geniştir ki, kendisi Baator üzerinde bilinen en büyük bilgi kaynağıdır. (En azından öyle bilinmektedir.) Dispater’ın tek bir dokunuşu demiri değiştirebilir veya eti demire dönüştürebilir. Savaşlarda en çok kullandığı ve hoşuna giden taktik düşmanını önce demirden bir heykele dönüştürmek ve artından heykeli paramparça etmektir.   Üçüncü’nün Lordu: Viskont Mammon Büyük resim için tıklayınız. Viskont Mammon, Baator’un üçünü katmanı olan Minauros’a hükmetmektedir. Katman üzerindeki hükümdarlığını Minauros’un merkezindeki şehirde, türbe benzeri bir yapıdan devam ettirmektedir. Mammon, zamanında Asmodeus’a baş kaldırmış olsa da, katmanını evrensel bir ticaret merkezine çevirdiği için halen görevde kalmıştır. Ayrıca Mammon ölümlüler arasında en fazla müritleri olan efendilerden biridir. Mammon, ejderhaları kendi amaçları için kullanmaktan inanılmaz haz alır ki bu konuda çoğu zaman Tiamat ile karşı karşıya gelirler. Mammon’un dokunuşu açgözlülüğü ve hazinelere olan tutkuyu ateşler, bu şekilde ittifakları birbirine düşürebilir ve bunu kendi çıkarına kullanabilir. Dördüncü’nün Lordları: Leydi Fierna ve Arşidük Belial Büyük resim için tıklayınız. Lady Fierna ve Belial, Baator’un dördüncü katmanı olan Phylegetos’u yönetirler. Abrymoch şehrinde, obsidiyen bir saraydan hükümdarlıklarını sürdürürler. Şeytan görünümlü humanoid olarak görünürler ve Fierna, ateşten kılıcı ile savaşırken, istediği zaman Belial’ı çağırabilir. Asmodeus’a karşı yapılan başkaldırı sonrası tahtından indirilen Belial, Lady Fierna ile birlikte olup, katman üzerindeki hükümdarlığını perde arkasından yapmaktadır. Leydi Fierna, Belial’in Naome ile olan birlikteliğinden olan kızıdır. Yaşamlarının benzemesi açısından, Asmodeus’un kızı Glasya ile hızlı gelişmiş ve kopmaz bir bağı vardır.   Beşinci’nin Lordu: Prens Levistus   Büyük resim için tıklayınız. Prens Levistus, Baator’un beşinci katmanı olan Stygia’nın hükümdarlığını yapmaktadır. Asmodeus, Prens Levistus’u ihaneti yüzünden buzun içinde hapsetmiştir çünkü Levistus, Asmodeus’un sevgili eşini öldürmüştür. Bir milenyum boyunca buzda hapis olarak duran Levistus’a; Asmodeus, eşi görülmemiş bir jest yapar ve katmanın yönetimini kendisine verir, ancak buzdan hapishanesinden çıkarmaz. Levistus, Amnuzi hizmetkarları ile telepatik iletişim kurarak bu katmanı yönetmektedir. Buz hapsinden ne kadar çıkmaya çalışmışsa da, büyüsel ve fiziksel bütün çabaları boşa çıkmıştır.   Altıncı’nın Lordu: Arşidüşes Glasya   Büyük resim için tıklayınız. Arşidüşes Glasya, Baator’un altıncı katmanı olan Malbolge’ye hükmeder, aynı zamanda Asmodeus’un kızı, Mammon’un da eşidir. Glasya bronzdan teni olan inanılmaz güzellikle, ufak boynuzları, sivri bir kuyruğu ve kanatları olan bir humanoid olarak görünür. Kendisinden önceki yönetici cadı kontesin tahtını dramatik bir şekilde kaybetmesinin ardından, Malbolge’ye hükümdar olarak atanmıştır. Herkesten önce Malbolge’ye Baalzebul hükmetmekte idi. Cadı kontes, Baalzebul’un sağ kolu idi ve kendisini başkaldırıya gazlayan da başta kendisi olmuştur. Bunun yanında, tahtından olan Baalzebul’un tahtına geçme başarısını da göstermiştir. Cadı Kontes’in zamanında Malbolge’nin jeografisi, bütün katman boyunca yuvarlanan dev taşlardan oluşurdu ve Cadı Kontes de bu taşlardan birinde yaşardı. Ancak bir sabah, kontes büyük acılar çekti ve boyutu gitgide kontrolsüzce büyümeye başladı. Vücudunun belli parçaları dağları ve nehirleri oluşturmak üzere, Cadı Kontes, kendi bedeni ile Malbolge’nin jeografisini tamamen ve sonsuza dek değiştirmiştir. On parmağı da, bu katmanın efsanevi on beyaz kulesini oluşturmuştur. Glasya, Annesinin katili Prens Levistus’tan nefret etmektedir ve kendisini öldürmek için tüm istihbarat ağını ve cemaati’nin gücünü kullanmaktan çekinmez. Malbolge en fazla el değiştirmiş katman olarak da bilinmektedir. Baalzebub’dan önceki yönetici Beherit, iblislerin yükselmesindeki yasaklara uymadığı gerekçesi ile Asmodeus tarafından yok edilmiştir.   Yedinci’nin Lordu: Arşidük Baalzebul Büyük resim için tıklayınız. Baalzebul, Baator’un yedinci katmanı olan Maladomini’ye hükmetmektedir. Önceleri Celestria’nın meleklerinden olan ve ismi Tyrael olan Baalzebul, bir takım nedenlerden Baator’a gönderilmiş ve bu süre içinde Asmodeus tarafından iblislik mertebesine çıkartılmıştır. Daha sonra sistemin mertebelerini tırmanarak –Aynen Bel gibi– Yedinci’nin eski lordunu devirerek tahtına oturmuştur. Bilinen iki eşi vardır, bunlardan ilki kendi eşi Baftis ve kendisinden önceki yöneticinin eşi –daha sonradan kendine eş aldığı– Lilith’dir. Baftis, Baalzebul’dan çok korkmaktadır, Lilith ise tam tersi bir karakter sergiler, korkusu yoktur ve eşine her zaman da sadık değildir. Hatta çoğu zaman… Baalzebul’da şeytani bir mükemmeliyetçilik zihniyeti mevcuttur. Maladomini’de her zaman yeni şehirler yapılmaktadır, hatta eskimiş şehirlerin üstüne de yenisi yapılır. Baalzebub’un ilk eşi Baftis de, bulunduğu şehri terk etmek istemediği içinde bunlardan birinde hapsedilmiştir. Baalzebub şu anda hâlâ yapım aşamasında olan Malagard şehrinde yaşamaktadır. Hesaplaşma zamanı kendisine başkaldırdığı için Baalzebul’u cezalandıran Asmodeus, meleksel dış görünüşünü bir sümüklü böceğe çevirmiştir. Bunun üzerine özellikle Mephistoteles üzerindeki planlarını yoğunlaştırmıştır ve Dokuz Cehennem’in Krallık tahtı ve Asmodeus’a bitmek tükenmek bilmeyen nefreti halen içinde alev alev yanmaktadır. Sekizinci’nin Lordu: Arşidük Mephistoteles Büyük resim için tıklayınız. Mephistoteles, Baator’un sekizinci katmanı olan Cania’yı yönetmektedir. Mephistar adlı, Nargus adlı büyük buzdağı’nın tepesinde, görkemli buzdan kalesinde yaşar. Mephistoteles kendi darbesini kendisi planlamıştır ve kendinden önceki Baron Molikroth’u tahtından indirmiştir. Mephistoteles’de Hesaplaşma zamanı Asmodeus’a baş kaldıranlardandır ve eşi Baalphegor olmasa idi, Mephistoteles şu anki konumunda olamazdı. Baalzebul ile aralarında –kesinlikle karşılıklı– bir nefret vardır. Şu anda Mephistoteles, kendisini dışarıya kapamış halde, cehennemin ateşi ile deneyler yaparak, tamamen farklı özelliklerde, daha farklı ve tehlikeli bir alev için araştırma yapmaktadır. Tabii ki bu uğraşı, yaşadığı buzdan katmanı da büyük ölçüde etkilemiştir ve dağlar yerlerinden koparak daha soğuk olan yerlere doğru sürüklenmişlerdir. (Bu alevin adı Hellfire’dır.) Ancak Mephistoteles’in bu sürekli deneyleri için gerekli ruhları toplamakta kendisi yetersiz kalmaktadır ve başta Levistus ve Dispater olmak üzere ruh gereksinimini diğer lordlardan karşılamaktadır. Bunu yapmasındaki amaç, bulduğu yeni alevin kontrolünü kendi material dünyasındaki müritlerine vererek, onları Asmodeus’unkilerden bile güçlü ve kudretli yapmaktır. Dokuzuncu’nun Lordu: Asmodeus – Dokuz Cehennem’in Kralı Büyük resim için tıklayınız. Asmodeus, dokuzuncu ve son katman olan Nessus’un, aynı zamanda bütün Baator’un efendisidir. Tanrılık mertebesine erişmiştir. Baatezu’lar fiziksel savaşlarını sürdürürlerken, Asmodeus da gözünü kırpmadan diğer tanrılarla karşı karşıya gelmektedir ve ayrıca Abyss ile olan savaşlarına da gerekli özeni gösterir. Çünkü Abyss yolunun üzerinde olduğu sürece, evrene hükmetme planlarının gerçekleşmeyeceği gerçeğinin farkındadır. Asmodeus bir zamanlar, lawful tanrılara hizmet eden ve şeytanlarla savaşmak üzere yaratılmış bir melekti ve hatta, meleklerin en yücesiydi. Ancak şeytanlarla savaştıkları süreç içinde düşünceleri zehirlenen Asmodeus, en büyük düşünsel kirliliği Abyss’in sonsuz şeytanları ile yaptığı savaşlarda aldı. Aynı düşünceler, ölümlülere de sıçradı ve tanrılar bunu gördüler. Bunun üzerine Asmodeus, bir teklif ile tanrıların önüne geldi, bu teklife göre tanrıların kurallarına uymayanları cezalandırmalarını önerdi. Tanrılar bunu kabul ettiler ve Asmodeus’u bu cezalandırma görevine atadılar. Böylece yeni cehennemleri olan Baator’a Asmodeus’u, görevini yapması için yerleştirdiler. Böylelikle tanrılar hem bu kirlenmiş meleği kendilerinden uzaklaştırdılar, hem de yoldan çıkmış ruhların cezalandırılması için gerekli cehennemlerini kurmuş oldular. Ve cezalandırılan ruhlardan, Baatezu şeytanları doğdu. Ancak bu anlaşma sırasında çok yara alan Asmodeus’un yaraları, bugün hâlâ kanamaktadır ve Asmodeus’un her bir kan damlasından bir Pit Fiend oluşur. Bu Pit Fiend’lar son katmanda, Sürüngen Halkası kanyonu boyunca nöbet tutarlar ve yabancı bir ziyaretçiyi anında öldürürler. Ve fanatikçe Asmodeus’a bağlıdırlar. Asmodeus’un elinde hükümranlığının simgesi ve gücünün aynası olan, yakut asası bulunur. Bu asa, devasa bir tek parça yakut taşından yapılmıştır, yakutun kendisi bin adağın kanında yıkanmış; Tiamat’ın asitten salyasında yıkanmış ve yediyüz yetmiş yedi meleğin gözyaşları ile cilalanmıştır. Yapılışından da anlaşılacağı üzere, İnanılmaz güçlü bir silahtır ve Asmodeus’un halen hayatta olmasının en önemli nedenlerinden biridir. Asmodeus, kızı Glasya’nın güçlenmesi ve rütbelenmesine yardımcı olarak, Baator üzerindeki hükümdarlığını iyice sağlamlaştırmıştır. Bu ek güç ile daha fazla ruh toplanmasını amaçlamaktadır, çünkü halen kanayan ve acıyan yaraları ancak ve ancak, toplanan ruhların Kutsal gücü ile iyileşmektedir. Yaraları iyileştikten sonra Asmodeus geçici bir ateşkes yapıp, Kan savaşını durdurmayı ve gücünü iyice yerine getirdikten sonra, tüm evrene hükmetme konusundaki son sert vuruşunu gerçekleştirmeyi planlamaktadır.   Gizli ve onuncu Lord: Gargauth Önceki adı Gargoth olan onuncu lord, kimsenin bilmediği nedenlerden Baator’u terketmiş çok güçlü bir şeytandır. Kimisi Baator’un bile onunki gibi bir kötülüğü kaldıramadığını söyler, kimisi Asmodeus ile yaptığı savaşı kaybedip sürüldüğünü, kimisi de En iyi arkadaşı Beherit’in Asmodeus tarafından öldürülmesinden sonra acıya dayanamayıp terkettiğini… Nedeni ne olursa olsun Gargoth Baator’u terketmiştir ve kendisine Toril’de bir cemaat bulup yerleşmiştir ve adı da Gargauth olmuştur. Bunun yanında, halen boyutlarda gezinmektedir.   Büyük resim için tıklayınız. Hesaplaşma: Hesaplaşma, Dokuzların Lordları’nın kendi aralarında bölünüp birbirleri ile yaptıkları büyük savaşa verilen addır. Bir kısım Lord, Asmodeus’a karşı birleşip baş kaldırırken, bir diğer kısım Asmodeus’un yanında durmuşlardır. Olay, Baalzebul tarafından planlanmış ve başlatılmıştır. Avernus’un eski hükümdarı Zariel, kan savaşı zamanı Abyss’te savaşmak üzere muazzam büyük bir ordu toplamıştı, ancak son anda bu ordunun yönünü değiştirip, Dispater’in demirden kalesini kuşattı. Bunun yanında Moloch ve Belial de Stygia’ya sürpriz saldırılara başladılar. Savaş Mephistoteles için kötü başlamıştı, çünkü hazırlıksız yakalanmıştı. Toparlanabilmek için şeytanlarının büyük bir kısmını kurban etti Mephistoteles, ve toparlandıktan sonra da Mammon Dis’e yardımcı kuvvetlerini gönderirken, Maldomini’ye Gelugon lejyonlarını gönderdi. Zariel, kuvvetlerini Avernus’a geri çekti ve Baalzebul, ittifak üyelerinden yardım istedi. Sonuç olarak, savaşın en can alıcı noktası –Mephistoteles’in de istediği gibi– Maldomini’de geçti. İki tarafın askerleri de büyük karşılaşma için yedinci katmanda buluştular ve zaten Asmodeus’u tahtından indirmeye gönüllü olan iki taraf, Asmodeus’a karşı durdular ve Asmodeus son vuruşunu yaptı. Daha sonraları Asmodeus’a tek sadık kalan Geryon, borusunu öttürdü ve Asmodeus’un kanından oluşmuş bozuk Pit Fiend’ların bağlılıkları geri gelerek, kendi efendilerine karşı savaşır oldular. Generallerini kaybeden büyük ittifak ordusu dağıldı ve Asmodeus kazanan taraf olarak çıktı. Savaşın başlangıcında Mephistoteles tarafı ve Baalzebul tarafı aşağıdaki gibi yapılanmıştır.   Mephistoteles Tarafı : Dispater Mammon Geryon Baalzebul Tarafı : Zariel Belial Moloch   Hesaplaşmanın Sonucu : Asmodeus, hesaplaşmada kendisine bağlılıklarını gösteren Pit Fiend’ları ödüllendirerek, Kan Savaşındaki Baatezu ordularının generalleri yaptı ve isimleri o günden sonra Kara Sekiz olmuştur. Savaş sonrası Asmodeus, Moloch ve Geryon hariç bütün diğer Lordları eski yerlerine yerleştirmiştir. Yenilgiye uğramış lordların böyle bir saldırıya bir daha kalkışmayacaklarını düşünerek, hakimiyetini güçlendirme adına böyle bir adım atmıştır. Baator’un Tanrıları : Baator, sadece Dokuzların Efendilerine, Pit Fiendlara ve Baatezu’lara ev sahipliği yapmaz. Bunların yanında Baator, bir takım tanrıların ve takipçilerinin de evidir. Bu tanrılar Goblin Tanrısı Bargrivyek, Kobold tanrısı Kurtulmak, Sahugain tanrısı Sekolah, Mısır Tanrısı Set, Yunan tanrısı Hekates ve Krynn tanrısı Takhisis’tir. Bu tanrıların takipçileri gölge formunda Baator’da dolaşırlar. Ve genellikle tanrılar, Baator’un politikası ile ilgilenmezler, daha ziyade, güç edindikleri dünyalar üzerinde uğraşan tanrılardır. (İstisnalar hariç)   Yazan: Ersun “Necromancer” Güven

Devamını Oku »

Genel Bilgi

  Büyük resim için tıklayınız. The Lower Planes : Baator – Genel Baator, aynı zamanda dokuz cehennem olarak da bilinen (Nine Hells) Lawful evil karakterde bir boyuttur. Dokuz katmanı vardır, ve katmanların yönetimleri, Dokuzların Lordları (Lords of the Nine) tarafından yapılmaktadır. Zorunlu olmadıkça veya delirmedikçe bir gezginin gitmemesi gereken yerlerin başını çeker. Nine Hells deyimi daha çok Clueless’larca kullanılır – ve cluelessların, genellikle ilk ziyaret etmek istedikleri boyuttur. Nine Hells yaşayanları, yani Baatezu’lar, diğer boyutlardaki diğer yaşayanlar gibi aptal değildirler, oldukça zekidirler ve acımasızlıkta ve kana susamışlıkta evrende üstlerine yoktur. Abyss’in derinliklerinde bile, bu konuda ellerine su dökecek yaratık bulunmaz. Lawful karakterine istinaden, çok güçlü bir düzen, ve katı bir totaliter anlayış vardır. Ancak kuralların sınırları içinde de, politik ve diplomatik entrikalar, bozulmuşluk ve birbirinin kuyusunu kazma, artık günlük yaşamın bir parçası gibidir. Evrenin hiç bir yerinde şahit olunamayacak ağır bir totaliter hakimiyet zihniyeti, kendilerine büyük kan savaşının da başrolünü vermiştir. Kan Savaşı –ayrı bir yazıda incelenecek– Baatezu ve Tanar’ri’ler arasında, Tüm Lower Plane’lerin kontrolü için çıkan ve bütün evreni etkileyen, asırlarca süren bir savaştır. Savaşın asırlardır kazanan taraf olmadan devam etmesi, düşmanın sonsuz katmandan ve ordudan oluşan Abyss olduğu düşünüldüğünde, dokuz katlı Baator için neden cehennem yakıştırması yapıldığı daha anlaşılır olmaktadır. Büyük resim için tıklayınız. Baator denildiğinde akla iki şey gelir: Bunlardan ilki Kara Sekizdir. Kara Sekiz, Baator’un akıl almaz ordularını ve Kan savaşlarını yöneten sekiz Pit Fiend’dan oluşur. İkincisi ise Dokuzların Efendileri’dir. Bunlar, Baator’un her bir katmanını yönetenlerdir. Dokuzların Efendileri, Pit Fiend’lar ile tanrılar arasında bir güce sahiptirler. Baator karakteristik olarak, kandırmacaların ve üç kağıtların boyutudur. Bu nedenle illüzyon büyüleri çok iyi çalışır ancak wild büyüler neredeyse hiç çalışmaz, hatta geri teper. Çünkü Baator her şeyden önce, kuralcı bir boyuttur, ve kaotik olgular özüne ve yapısına terstir, ve boyut tarafından anında reddedilirler.  Baator’da hiç bir yer güvenli değildir ancak, nasıl davranılmasını gerektiğini bildiğinizde bir şansınız olabilecek yerler vardır. Bunların başında, Eskiden bir Outlands kasabası olan Darkspine gelir. Darkspine, Baator’un “kendisi” tarafından Outland’den Baator’a çekilmiştir. Şu an Baator’da ikamet eden bu kasaba yağmalanmış yanmış ve aşağılık bir yer haline gelmiştir, ancak gene de bir boyut gezgini için, nasıl davrandığını bildiği sürece güvenli bir yerdir. Yani… nispeten güvenli… Darkspine’i Lord Alfredo Mallizik yönetmektedir. Baator’a çekilmeden önce de kendisi yönetiyordu ve çekildikten sonra da, Baatezu’lar Lord Mallizik’in burayı yönetmeye devam etmesine izin verdiler. Tabii ki bu izin bedavaya olmadı; Lord Alfredo’nun Darkspine’in Baator’a çekilmesinde Baatezu’lara yaptığı yardımların bir bedelidir şimdiki hükümdarlığı. Ancak bu cümle ile birlikte enteresan bir kafa karışıklığı da ortaya çıkıyor. Darkspine, Baatezu’ların direk müdahelesi olmadan, Baator’un kendi dinamiği içinde bu boyuta çekilmiştir ancak, Baatezuların –ve Lord Alfredo’nun– dürtüklemeleri sonucu diyelim, Baator doğası gereği davranarak bu şehri çekmiştir. Aynı bir insanı Jaws’ın ağzına itmek gibi… Darkspine’in ordusu yoktur ancak, şehirde nöbet tutan dörtlü Abishai grupları vardır, ve bunlar, sadece belirli tipleri aramakla yükümlüdürler. Bu tipler, şunlardır: 1-Baator’a yeni geldiğini ispatlayamayanlar 2-Avernus’un efendisi Bel’e bağlılık yemini etmeyenler 3-Ve ticaret vergilerini ödemeyenler. Bu kriterlerde birine rastlayan Abishai grubu, önce kişiyi “kibar bir konuşma(?!?)” yapmaya götürürler. Tabii ki arada bu görüşmelerden canlı çıkan bir kaç değerli kişi olabiliyor, tabii onlar da pek normal çıkmıyor. Genelde Bel’in damgası dağlanmış, ruh ve bedence çökmüş halde çıkıyorlar. Ama gene de, hayattalar… adil bir anlaşma gibi görünüyor… Baator gibi bir yerde, şükredilmesi gereken bir lüks… Son zamanlarda, Baator’un kapı şehri olan Ribcage’e açılan kapıda kayda değer bir Baatezu yığılması olduğu, bir takım dedikodulara neden olmuştur. Bir takım dediğime bakmayın, Ribcage’in kapısında olan yığılma sadece iki şeyin işareti olabilir: Ya Darkspine geri dönüyor, ya da Ribcage olduğu gibi Baator’a çekiliyor. Her iki durumda da, oldukça sevimsiz bir değişim olacağı kesin gibi görünüyor. Çünkü her ne kadar Baatezu’ların Darkspine üzerindeki tutuşları sağlam değilse de, kendi evlerinden bir parça’nın –ya da uzun süredir evin bir parçası olmuş bir mekanın– kendilerinden alınması, oldukça can sıkıcıdır… Baatezular açısından. Büyük resim için tıklayınız. Darkspine’in yanında, Avernus’un gizli ve muhteşem Bahçesi (Garden), boyut gezginlerinin kendilerini –gene nispeten– güvende hissedebilecekleri ve Baator gibi çirkin ve yıkımla yoğrulan bir yerde şaşırtıcı derece güzel olan bir mekandır. Bahçe, her ne kadar Avernus’un diğer yerleşim bölgelerinden oldukça uzak olsa da, hatırı sayılır bir ziyaretçi kitlesi vardır, çünkü Baatezuların bile gitmeye korktuğu bir yer olarak bilinir. Kısacası, buraya pek dokunan olmaz. Bu bahçe’nin ağaçları, Arborea’nınkilerle boy ölçüşür, çok da lezzetli ancak çok yenildiğinde rahatsız edici etkisi olan meyveleri olduğu söylenir. Baator’da saf su bulabileceğiniz tek yerdir, gökyüzünün rengi ile kızıl renge bürünmüş muazzam bir göl vardır. Yer yer ufak bataklıklar ve ufak tepecikler, manzaranın mükemmelliğini tamamlar. Ağaçların dalları yerlere kadar sarkar ve lezzetli ve rengarenk meyveler, ulaşılabilir yüksekliktedir. Bahçe’ye adımınızı attığınızda burnunuz hafif ve güzel çiçek kokuları alır. Böceklerin sesleri, Baator’da –hatta evrende zor bulunur– bir huzurla insanı, derin ve rüyasız bir uykuya daldırabilir ve kuşların müzikal sesleri canlanmış olarak uyanmanızı sağlayabilir. Söylenene göre bahçeye giden kişi fazlalaştıkça, bahçe de kendi kendine büyümektedir. Başı belada olan bir gezgin’in, şüphesiz bu cehennemde sığınabileceği tek güvenli yerdir burası. Buraya gelen huzur bulur, cehennemin içinde, cenneti yaşar. Burada fazla Baatezu’ya ya da yaratığa da rastlanmaz, çünkü genelde yaratıklar için buranın güzelliği, korkutucu bir özellik taşır. Bu bahçenin yan etkisi, şiddet unsuru burada etkisini tamamen yitirmektedir. Buraya girildiğinde, kimse şiddet düşünmez, huzur ve barış ve güzellik içinde gezinirler. En ufak bir kötü düşüncenin bile bahçeyi kirletilmesine izin verilmez, bahçe buna kendisi izin vermez. Muhtemelen de yaratıkların buradan korkmaları ve sevmemelerinin nedeni budur. Ancak burada, bahçede vakit geçirmenin de bir bedeli vardır. Bu bedel tam olarak bilinmemekle birlikte, genelde burada fazlası ile mutlu olanlar arasında görülür: kaybolurlar. Eşyalarını bahçede bırakıp, ortadan kaybolurlar, ve kimse nereye gittiklerini bilmez. Kimse de buradayken aksini düşünemez. Çünkü şüphe ve şiddet gibi kötü düşünceler, burada etkisini yitirir. Ancak burada fazla kalan ilahi mutluluğu mu yakalar, yoksa bulduğu huzurun bedeli olarak acı çekmeye mi gider… Hiç kimse bilmiyor… Ama gene de, insanlar buradaki huzuru ve güzelliği, dozunda yaşamaya devam ediyorlar. Tabii ki, herkeste aynı –ve haklı– kuşkulu yaklaşım mevcut: Bu kadar güzel bir yerin, Baator’da işi ne? Bir şekilde gelmişse bile, burada halen işi ne, bilakis Baatezu’lar buna kesinlikle izin vermezdi. Baatezuları geçin, en başta lordlar izin vermezdi…   Yazan: Ersun “Necromancer” Güven

Devamını Oku »

Son Videolar