Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Yeni Üyelik Oluştur – Amazon Prime Video Tecrübem

Yeni Üyelik Oluştur – Amazon Prime Video Tecrübem

Dijital yayın platformları arttıkça yenilerine doğru da geçiş yapmaya başlıyoruz. Gücünü ülkemizde hafiften hissettirmeye başlayan Amazon Prime Video ile 1 aylık bir tecrübem oldu. Bunları sizle paylaşacağım.

Netflix hayatımıza gireli oldukça uzun bir süre oldu. Ben yaklaşık 3 yıldır bu platforma üyeyim ve oldukça da memnunum. Hem kendi orijinal içerikleri, hem de dışarıdan çektikleri film ve dizilerle vaktimin çoğunu Netflix’e harcadığımı söyleyebilirim.

Ancak son bir yıldır tüm izleme alışkanlığımı Netflix belirler oldu. Farklı platformlarda ya da televizyon kanallarında yayınlanan dizilere elim gitmez oldu. Bunu aşmak amacıyla bir süredir alternatifler arıyordum. Elbette işin karanlık boyutu olan korsancılık kısmına girmiyorum bile. Sadece para karşılığında bana Netflix gibi içerik sunacak bir yer arıyordum.

Amazon Prime Video’ya Giriş

Bundan birkaç ay önce dost sofrasında dizi-film önerileri havada uçuşurken, arkadaşlarımdan biri “Biz Prime Video üyeliği başlatmayı düşünüyoruz. Fiyatı da uygun, içeriği de fena değil” dedi. Netflix’in artık kendini aşırı belli eden şablon dizi türlerinden de gına gelmişti. Azıcık nefes almak için başka yerlere sekmeyi düşünüyordum.

Amazon Prime Video, yeni kullanıcılarına bir haftalık deneme sürümü sunuyor. Netflix’in bir aylık deneme sürümüyle karşılaştırıldığında oldukça kötü olduğunu kabul etmem gerek. Ancak ilk altı aylık süre boyunca 2.99 Euro (2 Ekim 2019 itibariyle 18.71 tl) kampanyası oldukça iyi gözüküyor.

Bu fiyatlandırma sonrasında 5.99 Euro’ya (Aynı tarih itibariyle 37.49 tl) çıkıyor. Oldukça yüksek bir fiyatlandırma. Ancak bu altı aylık süreçte istediğim içeriği kolayca tüketebileceğimi düşünüyorum.

Eski Alışkanlıklar

Netflix üyeliğimi başlattığımda ilk yaptığım, bildiğim, daha önce izlediğim dizi-filmleri elden geçirmek oldu. Bunu niye yaptım bilmiyorum fakat güvenli sularda yüzmenin verdiği hissiyattan dolayı olsa gerek. Aynı durumu Prime Video’da da yaşadım. Hemen silkelendim ve daha önce denemediğim içeriklere doğru uzandım.

Bizim kafamızda bilimkurgu, fantazya gibi içerik arayanlar için oldukça dolu bir altyapısı var. The Boys, Carnival Row, The Man in the High Castle, The Expanse, American Gods, Preacher falan filan derken son yılların en iyi dizilerini bir araya getirmişler. Birinden birine sekerken başımın döndüğünü itiraf etmem gerek.

Hantal Arayüz

Prime Video, Türk kullanıcı için destek sağlıyor. Türkçe altyazı ve seslendirme desteği mevcut. Ancak altyazılar o kadar da iyi değil. Bazıları Google Translate çevirisi gibi duruyor. Bir cümlede çevrilmiş kelime, bir başka cümlede farklı bir anlamda çevrilmiş. Tutarlılık yok. Galiba bu işin başında düzenleme yapan bir editör de yok.

Sonrasında dikkatimi çeken bir sıkıntı uygulamalarının oldukça kötü olması. Web uygulaması düzgün çalışırken mobil ve PS4 için hazırladıkları uygulama oldukça kötü. Tepki süreleri uzun, butonlar çok ufak yani hiç kullanıcı dostu değil.

Ayrıca mobil üzerinden bir dizi izlediniz diyelim. Ortasında bıraktınız. Sonrasında PS4 uygulamasında açıp devam etmek istediniz. Aynı yerden devam ettirmesi oldukça nadir.

Ha bir de anlamadığım bir nokta, dizileri kendi başlarına ayırmak yerine sezon sezon ayırıyor. İzleseniz bile daha önce izlediğiniz dizinin sezonunu ekranınıza yapıştırıyor. Yahu arkadaşım ben izledim o sezonu, kafamı niye karıştırıyorsun. Zaten ezberim çok iyi değildir. Nerede kaldığımı sen söyleyeceksin bana!

Arama çubuğu ve kategorizasyon işleri de sınıfta kalmış. Bariz bir şekilde komedi olduğunu bildiğim bir film korku sekmesinde yer alabiliyor. Arama kısmındaysa alt kısma doğru uzanan öneriler listesi çıkmıyor.

Sonuç

Prime Video arayüzü kötü olsa da alternatif içerik bakımından kullanılabilecek bir platform. Birkaç ay içerisinde tüm içeriği tüketip kapatabilir ya da devam edebilirsiniz. İnternette kolay kolay bulunmayan birkaç dizinin bulunması ve rahatlıkla izlenmesi bu işin cabası.

X-Ray adını verdikleri bir özellik ise en çok hoşuma giden şey oldu. İzlediğiniz içeriği durdurduğunuzda X-Ray aktifleşiyor ve o sahnede hangi oyuncular varsa onları sıralıyor. Benim gibi “Ulan bu adam nerede oynuyordu. Şu kadının ismi neydi yaa” diye tutulup kendini IMDB sayfalarına atanlardansanız bu işinize yarayabilecek bir özellik.

Prime izleme alışkanlıklarınızı da öğrenme konusunda oldukça yavaş. Örneğin ben korku filmleriyle çok arası olan bir izleyici değilim. Yine de korku filmlerini suratıma suratıma vurmaya çalışıyor. Ya da izlediğim bir filmi anasayfadan kaldırmıyor, sanki hiç izlememişim gibi davranıyor.

ABD’deki sürümünden farklı olarak ülkemizdeki platformdaki içerik de kısıtlı. Prime Video’nun ABD’li yayıncılarla yaptığı anlaşmalar sayesinde birçok ünlü TV kanalının içeriklerini de bu platformdan izleyebiliyorsunuz. Ancak tahmin edeceğiniz üzere bunların büyük bir kısmını Türkiye çatısından izleyemiyorsunuz.

Bunların haricinde eğer Prime Video’ya giriş yapmak isterseniz önerebileceğim birkaç diziyi de aşağıya kısa açıklamalarıyla bırakıyorum. Kategori kısıtlaması yapmıyorum haberiniz olsun.

Yine de genel olarak bahsetmem gerekirse Prime Video’ya özel diziler dedektiflik ve suç üzerinden gidiyor. Orijinal yapımların bazıları oldukça kötüyken, bir kısmı sıyrılıp insanı şaşırtıyor.

Öneriler

The Boys: Ana karakterimizin kız arkadaşı bir süper kahraman tarafından öldürülüyor. Tüm süper kahraman birliğinden intikam almak için yola çıkan karakterin etrafı ona benzeyen garip insanlarla çevriliyor.

Preacher: Birkaç yıl önce yayınlandığında çok olumlu yorumlar almasa da oldukça farklı bir yola giren Preacher, tanrıyı arama yoluna çıkan çok üstün güçlere sahip bir Vaiz’in yolculuğunu konu ediniyor.

The Man in the High Castle: İkinci Dünya Savaşı’nı, işgalci devletler kazansaydı ve ABD, Japonya ile Almanya arasında paylaşılsaydı ne olurdu? Muhteşem bir politik-bilimkurgu örneği.

Carnival Row: Oyuncu kadrosuyla ilgi çeken bu dizide, bir insan dedektif ve ona yardımcı olan perinin suçları çözmesini izliyorsunuz. Kıyafetler, atmosfer, dekor derken muazzam bir yapımla karşılaşacaksınız.

Good Omens: Bir melek ve bir iblisin dostluğu kıyameti durdurabilir mi? Çok içten ve candan bir anlatımı olan Good Omens’ın arkasında Neil Gaiman ve rahmetli Terry Pratchett’ın imzası var.

The Expanse: İzleyebileceğiniz en iyi bilimkurgu serilerinden birisi. Siyasi çekişmeler, anarşik yapılanmalar, dedektiflik, ajan hikayeleri vs. vs. Bir bilimkurgu serisinde aradığınız her şey bu dizide.

Electric Dreams: Tim Roth’un sunuculuğunu üstlendiği bu dizi Philip K. Dick’in ve başka bilimkurgu yazarlarının kısa öyküleri üzerine çekilmiş bir antoloji niteliğinde.

Hand of God: Bu dizi oldukça enteresan. Ron Perlman’ın canlandırdığı yargıç karakteri tanrının sesini duymaya başladığına inanır ve kararlarını şekillendirmeye başlar.

Undone: Kendine has bir anlatım tarzı olan Undone, geçirdiği kaza sonrası gerçeklik algısı kırılan Alma’yı konu ediniyor. Yeni gücüyle geçmişine ışık tutmaya çalışan karakterin hikayesini izliyoruz.

Jean-Claude Van Johnson: Aksiyon filmlerinin efsane ismi Jean-Claude Van Damme’ın kendi filmleriyle dalga geçtiği bir tür ajanlık dizisi. Gerçekten çok absürd bir anlatımı var.

Bonus

Daha önce izlemediyseniz kültleşmiş bu dizilere de bir göz atın derim.

The Office: Ricky Gervais’in elinden çıkma The Office, bir kağıt şirketindeki çalışanların olağan(!) günlerini konu ediniyor.

Monk: Temizlik takıntısı ve obsesif kompulsif bir kişi olan Adrian Monk’un çeşitli cinayetleri çözmesi anlatılıyor.

Parks and Recreation: The Office’ın anlatım tarzına çok benzeyen PnR, yine bir ofis çalışanlarının gündelik hayatlarını konu ediniyor. Oldukça absürd olduğunu belirtmekte fayda var.

Married with Children: Müziği kafanızda çalmaya başladıysa, daha fazla beklemenize gerek yok!

Seinfeld: Netflix’e 2021’de gelecekmiş. O zamana kadar 3-4 kere bitirirsiniz.