Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Türk Kültüründe Vampir – Anlatılar ve İnançlardan Hareketle Türk Kültüründe Kan İçen Olağanüstü Varlıklar

Türk Kültüründe Vampir – Anlatılar ve İnançlardan Hareketle Türk Kültüründe Kan İçen Olağanüstü Varlıklar

vampire-banner

Dünyadaki tüm mitolojilerde karanlıkla, öteki dünyayla, cehennemle, yeraltıyla, korkuyla, geceyle, ölümle ve kanla ilişkilendirilen birçok olağanüstü varlık tasavvuru mevcuttur. Bunlarla ilgili inançlar ve anlatılar zaman olarak geçmişten günümüze ve coğrafi olarak birden fazla bölgede yayılma alanı göstermiş, birbirlerini etkileyerek, bazen birbirleri üzerinde katmanlaşarak farklı farklı kültürlerde ortak tasavvurlar yaratmışlardır. Vampir de bu olağanüstü tasavvurlardan biridir.

Bu bildiri Gazi Üniversitesi III. Genç Akademisyenler Sempozyumu’nda sunulmuş ve sempozyum bildiri kitabında basılmıştır.

Vampir öldükten sonra dirilmiş hortlak türünden veya halihazırda doğada var olan ve kan içen bir varlık tasavvurudur. Buradaki vampir adlandırması Avrupa’ya aittir. Birçok kültürde ölümden sonra dirilen, insanların ve hayvanların kanını veya yaşam enerjisini içen veya emen ve böylelikle onlara zarar veren, bu sebeple de korkulan ve kendisine karşı çeşitli önlemler alınan olağanüstü varlık tasavvuru mevcuttur. Vampir adlandırması çeşitli sebeplerle popülerlik kazanmıştır fakat Hint, Mısır, Yunan mitolojilerinde ve diğer kültürlerde farklı adlarla benzer özellikleri taşıyan varlıklar mevcuttur.

Türk dünyasından inanç ve anlatılarda da öldükten sonra dirilmiş ve kan içen veya cadı, dev gibi varlıkların benzeri ya da ruhani varlıklar olup insanların kanını veya yaşam enerjisini emen varlıklarla ilgili tasavvurlar vardır.

osmanli-vampir

Bu çalışmada Türk dünyası inanç ve anlatılarında yer alan vampir tiplerini inceleyeceğiz. İlk olarak çeşitli araştırmacıların tanımlarını ele alıp bir vampir tanımı oluşturacağız ve vampir ifadesini bir terim anlamda kullanacağız. Oluşturduğumuz bu terimdeki paradigmalara dikkat ederek Türk dünyası inanç ve anlatılarında yer alan ve bu tanımdaki özellikleri karşılayan Yek/Yek İçkek, Obur, Yalmavuz ve benzeri varlıklar ile Albastı, cadı, dev gibi varlıkların vampir özellikleri sergiledikleri inanç ve anlatılara yer vereceğiz. Sonuç olarak Türk kültüründe vampir niteliği gösteren varlıkların genel bir yapısını belirteceğiz.

Josepha Sherman’a göre vampir yaşayanların kanı ve yaşamıyla beslenen yaşayan ölüdür. Vampirler birçok kültürün folklorunda binlerce yıldır vardır. Vampirlerle ilgili efsaneler daha çok Doğu Avrupa’da olmakla birlikte Çin’de dahi görülmektedirler. Vampir kelimesi İngilizce’de ilk olarak 1679’da görülmüştür fakat kelimenin kökeniyle ilgili tam bir kabul yoktur. Bir teoriye göre kelime Slav dillerindei upior veya upyr kelimelerinden gelmektedir. Bu kelimeler ise Türkçe uber kelimesinin değiştirilmiş halidir.[1]

dracula-vampir

Rosemary Ellen Guiley’nin verdiği bilgiye göre vampir doğaüstü bir varlık, hortlak veya yaşayan varlıklara saldırma, onları zayıf düşürme ve genellikle yok etme yeteneği bahşedilmiş olağanüstü kişidir. Avrupa’da vampir öldükten sonra dirilmiş ve yaşam gücünü (kanı) emen bir yaşayan ölü olarak tanımlanır. Vampirle ilgili mitler genel kanıya göre Slav kökenli kabul edilir fakat Yunan, Rus ve İskandinav folklorunda da vampirler vardır. Vampirler çeşitli hayvanların kılığına girebilir. Vampirler folklorik vampirler, yaşayan vampirler,  kurgusal (literary) vampirler, psişik vampirler ve psikoz hastası vampirler olarak sınıflandırılır ve folklorik vampir sınıfı doğaüstü güçlere ve karakteristiğe sahip, canlılardan yaşam gücünü veya kanını emen hortlaklar ve şeytani (demonik) varlıklarla ilgili geniş bir tasavvur dünyasını karşılar.[2]

A. Coleman’ın tanımına göre vampir, yaşayanlardan kan emmek için mezarını terk eden bir canavar, aforoz edilmiş birinin veya bir sapkının (heretic) ruhudur. Anlatılanlara göre bir vampir kalbine bir kazık çakılarak veya gümüş bir kurşunla vurularak öldürülür.[3]

A. Yusim’e göre vampir alt mitolojide geceleri mezarından çıkan, uçan bir fare veya yarasadır. Gece uykusunda insanların kanını içer veya onlara kabus gösterir. İntihar edenler, suç işleyenler, ecelsiz (vakti gelmeden) ölenler, ısırılarak ölenler vampire dönüşür. Vampirlere karşı sarımsak ve çan sesi etkilidir.[4]

Margaret L. Carter’a göre vampirin genel sınıflandırması altında bulunan doğaüstü varlıklarla ilgili tasavvurlar kan içen şeytanlar (demonlar) ve insanları avlayan, onların genellikle kanları olmak üzere vücut sıvılarıyla beslenen, salgına yol açan, yaşam enerjisini içen veya kurbanlarını ölümle sonuçlanacak şekilde korkutan canlanmış ölülerle ilgili birçok varyanta sahiptir. [5]

vampire

Son olarak Standart Dictionary of Folklore’da yer alan tanıma göre vampir bir tür yaşayan ölü; gömüldüğü yerden gelen ve yaşayanların kanını emen canlı bir ceset veya ruhsuz bir bedendir. Vampire olan inanç tüm dünyada vardır ama tipik olarak o bir Slav konseptidir; Rusya, Polonya, Bulgaristan, Hırvatistan, Slovenya ve bu sebeple Yunanistan, Romanya, Arnavutluk ve Macaristan büyük bir vampir bölgesidir. 18. yüzyılda Macaristan’da vampirlerle ilgili karmaşa Yeni İngiltere sömürgelerindeki vampir avları kadar büyüktür. Vampir mezarında rahat yatamaz, o geceyi bir kurban arayarak geçirmelidir, ama horoz ötmesiyle, güneş doğduğunda veya sabah çanlar çaldığında mezarına geri dönmelidir. Vampir tarafından ısırılan bir kimse vampir olur. Ayrıca vampir, bir kedinin veya başka bir zararlı yaratığın gömülmeden önce bir cesedin üstünden atlaması veya uçmasıyla da oluşur. İntihar edenler, cadılar, bir lanet altındakiler de vampir olur. Işık, çanlar, demir ve sarımsak vampirlere karşı etkilidir. Gömülmek üzere olan bir cesedin ağzı açıksa o büyük ihtimalle bir vampirdir, açık olan ağrı ceset mezara konmadan önce kille doldurulmalıdır. Eğer çoktan gömülmüş bir cesedin vampir olduğundan şüpheleniliyorsa, onun mezarı açılmalı ve ceset mezardan çıkarılmalıdır.[6]

vampir-mezar

Buraya kadar ele aldığımız tanımların tümü doğaüstü/olağanüstü olma, ölüm ve kan emme/içme noktasında ortaklık göstermektedir. Vampirin kökeni, vampirin tasavvuru veya şekli ve vampirden kurtulma yolları değişiklik gösterir. Buradan hareketle vampirin tanımını şu şekilde yapabiliriz.

Vampir, bedensel veya ruhani olabilen, genellikle ölümle ilişkilendirilmiş, öldükten sonra dirilen bir kişi veya ölü kabul edilebilecek ruh türü bir varlık olan, insanların veya hayvanların kanını veya yaşam enerjisini emen ve onları zayıflatıp öldüren, korkuyla bağlantılı ve insanlarda korku hissi uyandıran, öte dünyaya ve karanlık dünyaya ait doğaüstü/olağanüstü bir varlık tasavvurudur. Vampir kelimesi terim olarak tercih edilmiştir fakat kan emen olağanüstü varlık şeklinde bir ifade de kullanılabilir.

Burada Bram Stoker’ın Dracula adlı eseriyle birlikte Avrupa’da şekillenen ve genellikle modern vampir miti olarak anılan vampiri ayrı tutmak gerekir. Bram Stoker ve devamında edebiyat ve sinemada kurgulanan vampir miti kökenleri halk bilgisine dayanmakla birlikte belli birer yazar veya senarist elinden çıkmış kurgusal karakterlerdir. Bizim burada bakacağımız ise Türk halk inançları ve anlatılarında yer alan kan emen olağanüstü varlıklardır.

1. Yek, İçkek ve Yek İçkek:

            Türkçenin eski dönemlerine ait dil birikimine baktığımızda şeytanı veya daha genel bir ifadeyle kötü ve korkutucu nitelikli olağanüstü varlıkları karşılayan ifadeler görürüz. Bu ifadeler doğrudan şeytanı karşıladığı gibi vampir şeklinde de tercüme edilmektedir. Ayrıca metinlerde oluşturuduğumuz vampir tanımını karşılayacak nitelikte varlıklar bu adlandırmalar ile anılmaktadır.

Eski Türkçeye ait sözlüklerde, Divanü Lugat’it-Türk’te ve Eski Uygur Türkçesine ait metinlerde bu tip kötü varlıkları karşılayan adlandırmalar vardır. Bu adlandırmaların bir kısmı Türklerin kabul etmiş olduğu Budizm gibi dinlerden veya Maniheizm gibi inanç sistemlerinden etkilerle ya da Sanksritçe, Soğdca gibi dillerden hareketle oluşturulmuştur. Fakat bazı adlandırmalar doğrudan Türkçe kökenlidir.

lasombra-vampire-gorsel-002

Eski Uygur Türkçesi metinlerine baktığımızda şeytanı veya demon olarak anılan kötü

ruhani varlıkları karşılayan birçok adlandırmayla karşılaşırız. Bu adlandırmaların birçoğu Budizm etkisiyle Budist kültür dairesine veya Hint mitolojisine ait varlıklara aittir ve Sanskritçe kelimelerle de oluşturulurlar. Eski adlandırmalardan özellikle üç tanesi; içgek, özüt ve yek Türkçe kökenlidir.[7]

Burada bizi yek ve içgek ifadeleri ilgilendirir. Çünkü kan içen varlık, vampir, kan içen şeytan gibi tercümeler bu ifadeler için yapılmıştır.

Yek kelimesi Divanü Lugat’it Türk’te geçer. Bu sözlükte yek “şeytan” anlamındadır.[8] Jean-Paul Roux yekle ilgili bilgi verirken onun Orta Çağ’a ait sözlüklerin tercümelerinde kötü cin, şeytan, iblis anlamlarına geldiğini ifade eder. Onun verdiği bilgiye göre A. Zajaczkowski  tarafından yayımlanmış ve Memlük Devleti  dönemine ait olan bir Arapça-Kıpçakça sözlüğünde yek, kendisine toz bulutlarının eşlik ettiği sert bir rüzgar şeklinde tasvir edilir.[9] Roux’nun bir başka çalışmasında verdiği bilgiye göre yek ifadesi yemek ifadesinden türemiştir ve bu varlık bir tür insan yiyicidir, belki de daha sonraki çağların edebiyatının yamyamıdır.[10]

            Celal Beydili, Eski Türklerin ruhlarla ilgili çeşitli tasavvurlarının olduğunu ve bu ruhların  iyi ve kötüler olarak temelde iki kategoriye ayrıldığını ifade eder. Ona göre ruhlar aynı anda hem iyi hem kötü değildirler. Ruhların bir kısmı sadece kötüdür ve zarar verir. Bu ruhlar da, bizim yukarıda kısaca değindiğimiz yeg (yek)lerdir.[11]

Türkçenin eski dönemlerine dair sözlüklerde yekin karşılığı genelde şeytan olarak verilmiştir. Yek, şeytan ve peri anlamındadır.[12] Kelimenin yäk / yä:k şeklinin karşılığı olarak obur ve şeytan anlamları verilmiştir.[13] Yek, yek ongcın şeklinde şeytanlar anlamına da gelir.[14] Karaçay-Malkar Türkçesinde bu kelime cek şeklindedir ve şeytan, iblis anlamlarına gelir.[15] Altay Türkesinde de cek şeklinde bulunan kelimenin anlamı iştahlı, oburdur ve bu kelime Erlik’in sıfatlarından biridir. Altay Türkçesindeki cek kara tös ifadesi aç gözlü kötü ruh anlamında olup kötü ruhların genel adıdır ve bu kelimenin cek-: korkutmak anlamına gelen bir fiil şekli de mevcuttur.[16]

vampire-myth

Sözlüklerde, Çaştani Bey Hikayesi’nde örneğini göreceğimiz içgek ve içkek ifadeleri de vardır. İçgek ve içkek; şeytan, iblis ve kötü ruh anlamlarına gelir.[17] Kelimenin içgäk şeklinin karşılığı şeytan, iblis ve çok içen şeklindeyken; içkäk ifadesinin anlamı da şeytan, kötü ruh ve vampir olarak verilmiştir.[18] Ayrıca bu kelimenin yarasa şeytan anlamı da vardır.[19]

Yek ve içkek kelimeleri birlikte de kullanılmıştır. Yek içkek şeklindeki birlikte kullanımın anlamı şeytanlar ve vampirler şeklindedir.[20] Hatice Şirin User bu sözcüğün Eski Uygurca metinlerde içkäk/içgäk şeklinde yäk sözcüğüyle koşma (hendiadyoin) oluşturup “şeytan; kan içici, vampir” karşılığında kullanıldığını ve İç- kökünden türeyen bu sözcüğün, Türk kültüründe “kan emici yaratık” adlandırmaları için, “içmek” ve benzeri anlamlı köklerden yararlanıldığını açıkça gösterdiğini ifade eder. Ayrıca User’in ifadesine göre içkäk biçimini oluşturan -gAk eki[..] bir alışkanlığı ve eylemin bildirdiği işi sık sık yapanı gösterir.[21]

Bu ifadeler eski Türk dilinde kan içen olağanüstü varlıklara dair Türk diline ve dolayısıyla Türk kültürüne ve Türk mitik tasavvurlarına ait birikimin varlığına işarettir. Özellikle aşağıda metinlerden örneklerde göreceğimiz üzere Budist kültür dairesinin ve Hint mitolojisinin bir ürünü olan rakşas adlı vampirin metinlerde adının geçmesinin yanında yek ve içkekin de metinlerdeki varlığı, Türk mitik tasavvurlarında diğer kültürlerin etkisi dışında halihazırda bir kan içen olağanüstü varlığa işarettir.

Türk dilinin eski çağlarına ait metinlere baktığımızda da yek ve içkek adlı varlıkları görürüz. Bu varlıklar metinlerde bir tür şeytan tipi olarak yer almıştır. Fakat vampirle ilgili başta belirttiğimiz tanıma uygundurlar.

embrace-of-the-vampire-1

Reşit Rahmeti Arat ve Willie Bang’ın Berlin Turfan dergisinden neşrettiği Uygur Türkçesine ait bir metin, bir cehennem tasviridir. Metinde cehennemin tasviri özellikleri, cehennemde olan varlıklar, günahkarların cezalandırılması gibi cehenneme dair özellikler betimlenmiştir. Uygur Türklerinin kabul ettiği Budizm dininin etkilerinin de görüldüğü metinde yäk (yek) ve rakşas adlı şeytanlar yer alır. Yekler sert, somurtkan yüzlüdürler ve cehennemlikleri kaynar kazanlar içine atarlar.[22]

Burada yekin yanında Hint mitolojisinde bir tür şeytan veya vampir olarak kabul edilen rakşasa da rakşas şekliyle vardır. Bu metinler Uygur Türklerinin Budizm’i kabul ettiği döneme aittir ve tabii ki Budizm/Hint mitolojisi etkilerinin görülmesi mümkündür. Fakat yek ifadesi Türk kültürüne ait bir şeytan tasavvurunun metindeki yansımasını gösterir.

Uygur sahasına ait Budist etkisindeki metinlerden Çaştani Bey Hikayesi’nde yek ve içkek ifadeleri vardır. Hikayeye göre Çaştani Bey halkına türlü hastalıklar gönderip eziyet eden şeytanlarla savaşır ve halkını kurtarır. Bu şeytanların alt sınıfta olanlarını bilgisi ve gücüyle sindirir, daha güçlü olanlarını savaşır ve yener.[23]

Çaştani Bey Hikayesi’nde şeytanlar anlamında yek ifadesi vardır. Metne göre bu yekler dört yol kavşağında, insan eti yiyip, kanlarını içip, bağırsaklarını vücutlarına sararlar idi. Betleri benizleri korkunç bir hal almış, yavlak sert sesle bağrışarak ellerinde üçdişli-yaba ve bayrak tutarak kapkara ulu yüksek dağ gibi vücutlarıyle dikilerek, ateş rengi örgü saçlarını omuzlarına düşürüp zehirli yılanlarla vücutlarını süsleyip, donatıp yürüyorlardı. Sayıları da çok fazlaydı.[24]

            Bu hikayede içkek ifadesini de görmekteyiz. Yek ile birlikte yek içkek şeklinde anılan bu ifadeyi Gabain “vampir” olarak tercüme etmiştir. İçkeklerin sayıları çok fazladır fakat yine de kahramanı yenemezler.[25]

Hikayede, tıpkı Uygurca cehennem tasvirinde olduğu gibi, rakşas / raksaşa adlı Hint şeytanı da mevcuttur. Bu metinlerde raksaş olarak yer alan bu şeytan yeklerden daha üst düzey bir varlık olarak tasvir edilir. Yekleri yönetir ve şehirdeki hastalıklardan o sorumludur. Raksaş, şehrin batısında bir ulu yüksek söğüt ağacındadır, kötü niyetlidir, üç büyük gözü vardır, saçı ateş rengidir ve arkasında salınıp durur, gözleri yakılmış mesale gibidir.[26]

vampire-myth

Bu metinde ve tabii ki Uygurca cehennem tasvirinde de Uygurların kabul etmiş oldukları Budizm dininin ve buna bağlı olarak Hint mitolojisinin etkilerini görmek mümkündür. Raksaş, daha önce bilgisini verdiğimiz üzere, Hint mitolojisindeki bir vampir ve şeytan tipidir. Burada dikkati çeken metindeki Budist etkisine rağmen yek ve yek içkek ifadelerinin varlığıdır. Çaştani Bey Hikayesi’nden hareketle hem dil anlamında hem de kültürel anlamda Türk kültürüne ait bir kan emen, kan içen olağanüstü varlık tipi olarak yek, içkek ve yek içkekten bahsetmek mümkündür.

Türkçenin eski dönemlerinin söz varlığına ve metinlerine baktığımızda yek ve içkek adlı iki varlık görürüz. Bu varlıklar aslen bir tür şeytan olmalarına rağmen insan yiyen, kan içen, korkunç ve olağanüstü nitelikli varlıklardır. Bu söz varlığının ve metinlerin doğrudan Türk sözlü kültüründen geldiği ve Türk mitik tasavvurlarıyla örülü olduğu bilinmektdir. Özellikle Hint kültürüne ait rakşasın yanında yek ve içkekin varlığı Türk mitik tasavvurlarında Türk kültürünün kendi bünyesinde oluşturulup Türkçenin söz varlığıyla karşılanan bir tür vampirin varlığına kanıttır.

2. Obur (Hobur, Upır, Veber…vd.)

            Türk mitolojisinde vampir tipi olarak en bilinen mitik tasavvurlardan biri de Türkiye Türkçesinde de günlük konuşmada dahi kullanılan bir kelimeyle obur olarak adlandırılan varlıktır.

Tespit ettiğimiz verilerden hareketle oburla ilgili tasavvurların genellikle Karadeniz’in kuzeydoğusundan kuzeybatısına uzanan ve Kırım’dan Batı Sibirya’nın içlerine kadar ilerleyen coğrafyadaki Türk boyları arasında mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple bu bölgede yaşayan Türk boylarının dil ve halk bilgisi birikimine bakmak icap eder.

vampire-blood-kan-gif

Türkiye Türkçesinde obur, gereğinden çok yemek yiyen, doymak bilmeyen (kimse), hortlak ve sinde yatan ölü anlamlarına gelir.[27] Tatarcada kelime ubır şeklindedir ve obur, kötü ruh anlamlarına gelir. Ubır utı; obur otu, ani çıkan ateş anlamındayken; ubırlı, kötü ruhlu; ubırlı karçık ise oburlu karı, al karısı, cadı anlamındadır.[28] Bu kelime Başkurtçada da Tatarcada olduğu gibi ubır şeklindedir.[29] Gagavuzlarda kelime hobur şeklindedir ve obur anlamındadır.[30] Karaçay-Malkarlarda obur; kötü ruh, cin, hortlak büyücü anlamlarına gelir. Oburdan caratılgan, kurnaz ve hilekar anlamlarındayken; obur kelimesinin sinsi, kurnaz, becerikli, akıllı gibi anlamları da vardır.[31] Çuvaşlarda sözcük veber  şeklindedir ve  cadı karı anlamına gelir. Bu cadı karı pek şişmandır ve elinde bakır sopasıyla dolaşır.[32] Çuvaşlarda bu kelimenin hopur şekli de mevcuttur.[33] Batı Sibirya Tatarlarında uvar ve uvır olarak da bilinir. Sibirya Türklerinde kelimenin upır şekli de vardır.[34]

Türkçenin farklı sahalarının dil birikiminden bu vampir tipinin Türkiye’de ve yukarıda andığımız coğrafi bölgede adı başta obur olmak üzere obur, hobur, ubır, upır, uvar, uvır, veberdir. Sözlük birikiminden hareketle edindiğimiz bu bilgide de bu kelimenin mitik tasavvurdaki anlamlarına göndermeler mevcuttur. Biz burada Türkiye Türkçesindeki obur kelimesini kullanacağız.

Basilov bu vampir tipini ubır olarak ifade eder ve ubır hakkında detaylı bilgi verir. Onun verdiği bilgiye göre ubır Kazan Tatarları, Mişer Tatarları, Batı Sibirya Tatarlarının (onlarda uvır/mayatskaye) mitik tasavvurlarında ve Başkurtlarda (bazı gruplarında da myaskay) kana susamış demonolojik bir varlıktır. Ubır büyücüye ruhunu verir (Başkurt inançlarına göre bu ruh şeytana satılmıştır ve yaşarken onları yönetir). Batı Sibirya Tatarlarında ubır; ölmüş büyücünün veya intihar etmiş kişinin ruhudur. Ubırın yerleştiği büyücüler ubırlı keşe, ubırlı karşık olarak adlandırılmıştır. Ubır büyülü bir güce sahiptir ve bu güç yardımıyla insanlara zarar vermektedir. Kazan Tatarları ve Başkurt mitlerinde Ubırlı Köşe/Keşe özellikle hamile kadınlar için tehlikelidir. Çünkü anne karnındaki çocukları çalar ve onları saklar. Geceleri ubır, bazen büyücünün vücudunu geçici bir süre için geçici bir süre için onun koltukaltında olan bir delikten çıkarak terk eder. O zaman Ubır, bir ateş küresi, ateşten bir tekerlek, köpek, kedi, domuz bazen Başkurt inançlarına göre arkası olmayan bir insan görünümde çıkar. O evdeki büyükbaş hayvanların yavrularını çalar, inek ve kısrakların sütünü emer. Hayvanın kanını içer ve insanlara hastalık gönderir. Eğer geceleyin ubır yaralanırsa ertesi sabah ubırlı köşenin vücudunun aynı yerinde yara oluşur. Ubırlı köşe ölünce ubır ou mezarında yaşar ve onun vücudundaki bir delikten çıkar (Mişer tatarları inançlarına göre yeryüzünde dolaşır) ve insanlara zarar vermeye devam eder. (Kısmen bulutları yutarak o kuraklığa yol açar.) Ubırı yok etmek için onun yaşadığı bir mezara meşe bir kazık çakmak veya ölünün ayak tabanına bir iğne batırmak gerekmektedir. Bir dizi Türk halkının mitolojisinde Ubır’a yakın tipler vardır: Çuvaşlarda vupar, Karaçay ve Kırım Tatarları ve Gagauzlarda obur, Türklerde hohan (hortlak).[35]

Obur, Başkurtlarda upır kelimesiyle ifade edilir. F. G. Hisametdinova’nın verdiği bilgiye göre upır; mitolojik bir karakter, vampir, dönüşmüş bir kişi ve bir rahmetlidir. Hisamitdinova upırın genel özellikleriyle ilgili de bilgi verip upırın kullanıldığı diğer ifadeleri de açıklar. Buna göre upır sırtı olmayan ve sadece vücudunun önü olan bir varlıktır; insanlara köpek, kedi, domuz, bir tür ateş topu, tekerlek, siyah bir ot yığını ve insan şeklinde görünebilir. Kelimenin kökeni Türkçe emmek, sömürmek anlamlarındaki ob- fiilinden gelmektedir. Ubırın bazen bir sopası vardır (ubır tayağı) ve ubır büyücülük yapar (ubır sihırı). Ubır insanın üzerine bir ağırlık gibi çöker ve bir tür ağırlık, hastalık durumu (ubır auırı) olarak da ifade edilir. İnsanlar ubırın etkisinden (ubır künele) hasta olur. Ubır yüzünden hasta olmuş bir çocuğun gömleği bir nehirde çalkalanmalıdır. Ubır sarpıuı da bir tür ubır hastalığıdır ve idrar tutamama şeklindedir. Ubır karşık hayvan veya insan kanıyla ve omuriliğiyle beslenen bir masal tipidir. Ubırlı karsık folklorik bir tip olarak açıklanmıştır ve Rus folklorundaki Baba Yaga’ya benzer. Boynuzlu, yaşlı bir cadı karısıdır ve çocukların olduğu yerlere gelip onları gizlice dinler. Ubır katın, Başkurt masallarındaki bir tiptir ve bir tür kadın vampirdir. Ubır keyne de ubır katına benzer şekilde bir masal tipidir ve vampirdir. Ubır abey de ubır şeklindeki yaşlı kadındır. Ubır kebere, ubırın mezarıdır ve bu mezarları diğerlerinden ayırt edebilmek için üzerlerine meşe ağacından bir kazık çakarlar. Ubır utı vampirin ateşi olarak düşünülür ve insanları kandıran, yanıltan bir tür illüzyondur. Bir kişi böyle bir ateşi gördüğünde “Git, kaybol, lanet!” gibi sözler söyleyip yakasının düğmelerini açmalıdır. Ubır veya bir başka kötü güçten kaynaklanan bir hastalıkta uykuya yatmadan önce okunmuş bir tutam tuz Batı tarafına atılmalıdır ve evin kapısı dikkatli bir şekilde kapatıldıktan sonra yatılmalıdır.[36]

vampire-myth-resim

Hisametdinova, Z. J. Şaripova ile birlikte yaptığı bir çalışmasında da ubırla ilgili bilgi verir. Bu çalışmada yer alan bilgiye göre Başkurt demonolojisi üç gruba ayrılır. Bu gruplardaki demonolojik varlıklar insana düşman olan şeytanlar, insana hamilik eden ruhlar ve insanın mahrem ilişkilere girebileceği ruhlar şeklinde sınıflandırılır ve ubır insana düşman ruhlar grubundadır. Ubır bir tür kötü ruh veya vampirdir ve Başkurtların mitik tasavvurlarına göre ölmüş bir sihırsı yani büyücünün ruhudur ve devasa, uçan bir varlık veya koca kafalı, uzun kuyruklu, hareketsiz, ateşten bir varlıktır. Bu kelimenin mecazi anlamları da vardır ve tön ubırı yani gece vampiri ve ubır hura yani Vampir (kanını) emecek gibi kalıplarda ubır ifadesi yer alır. Çeşitli ağızlarda meskey kelimesi de ubırın eş anlamısıdır.[37]

Gülhan Atnur’un verdiği bilgiye göre ubır dişi bir varlıktır. Genelde insanlardan uzak yerlerde yaşarlar ve kızlara bir şekilde ateş verip onların yaşadığı yeri öğrenir veya su almaya gelen kızları oğullarına aşık eder ve daha sonra bu kızları oğullarıyla evlendirir. Ardından kızları, gelinlerini ve torunlarını yer veya onların kanlarını içer.[38]

Tatar Türklerinde ubır insanın içine yerleşebilen bir tür ruh gibidir. Şekil değiştirip kedi, köpek ve güzel bir kız suretine bürünebilir. İnsanın içine koltuk altına açtığı bir delikten girer ve aynı delikten çıkar. Kadınların ve hayvanların sütünü ve kanlarını emer. Ubırın sömürdüğü insan kendi kendine bağırmaya başlar ya da durup dururken kendi kendine konuşur. Ubır bulaşmış kişi ölse bile içine yerleşmiş ubır ölmez. İnsan mezara konulduğu zaman ubır kefeni yiyip mezardan bir delik açarak yer yüzüne çıkar.[39] Batı Sibirya Tatarlarında Uvar veya Uvır denilen demonik ruh esasen kan içen varlık olarak bilinir. Başkurtlar ve Tatarlar arasında da Ubır adıyla bilinen bu kan içen demonik varlık birçok memorat türünün kahramanıdır.[40]

vampire-folklore

Rosemary Ellen Guiley, Karaçay Malkar Türklerinin mitik tasavvurlarındaki obur adlı varlıkla ilgili bilgi verir. Onun verdiği bilgiye göre obur Karaçaylıların folklorunda yer alan, şekil değiştirebilen bir cadı veya büyücüdür. Oburlar birbirlerini tanırlar ve büyülü bir melhem yapma bilgisine sahiptirler. Bütün kıyafetlerini çıkarırlar ve vücutlarını bu melhem ile ovarlar ve ateşlerinin külleri içinde yuvarlanırlar. Ellerinde kamçıyla süpürgeye binerler, odanın içinde çemberler çizerek koşarlar ve bacadan dışarı bir kedi şekline girip uçarlar. Kurbanlarının evlerine evdeki herkes uyuduktan sonra baca aracılığıyla girerler. Onların, özellikle çocukların, kanlarını içerlerve açtıkları yaralarda siyah bir çürük bırakırlar. Şafakta kendi evlerine dönerler ve evlerine bacadan girerler. Ardından normal insan görünüşünde kendi hayatlarına devam ederler. Oburlar kurda ve köpeğe dönüşebilir. Ayrıca otlaklardaki hayvanların kanlarını da emerler.[41]

Fuzuli Bayat’ın verdiği bilgiye göre Karaçay-Malkarların inançlarında obur kadındır, gece vakti bir nehir kıyısına gider, elbiselerini çıkarıp kumun üzerinde yuvarlanır ve bir kurda dönüşüp koyunları yer.[42]

Karaçay-Malkar Türklerinin mitik tasavvurlarına göre obur bebeğin beşiğine kanını içmek için gelirler. Karaçay-Malkar Türklerinin inançlarına göre oburu tanımak için yedi yerden alınmış su bir tasa konulmalı ve bu tas bebeğin başucuna içine eritilmis kurşun dökülerek bırakılmalıdır. Daha sonra soğuyan kurşunun yüzüne bakarak bebeğin hangi oburdan korktuğu, oburun hangi kılıkta (yılan, cüce, kedi) ve kime ait olduğu öğrenilir. Bebeğin oburla ilgili rahatsızlığını sağaltmak için o obur bulunup, dua ettirilip bir şişeye tükürmesi sağlanır. Duası “Çalla, çalla, çallavan / Sen ketgin, kart maravan!” şeklindedir. Eğer obur kabul etmezse, yaşlı bir kadına gidilip sağaltım için yardım istenir. Bu sağaltım yöntemine göre ise sarımsak, tereyağı, kükürt ve kök boya yaprağı denilen ot karıştırılır ve yedi gün boyunca her sabah bebeğin tenine sürülür. Böylece obur bir daha bebeğe musallat olamaz.[43]

Valentina Perçemli Gagauz Türklerinde hobur adlı bir varlıkla ilgili bilgi verir. Onun verdiği bilgiye göre Gagauz Türklerinde ölünün yanında kedi bulunması sakıncalıdır. Eğer bir ölünün yanında kedi bulunursa ölü hortlar ve hobur olur. Bunun yanında intihar eden kişiler, hayattayken büyü ve benzeri işlerle uğraşan büyücüler de hobura dönüşürler. Bir ceset hobura dönüşürse gece vakti gelip canlıların kanını içeceğine inanılır. Hristiyan olan Gagauz Türklerinde bir ölünün hobur yani vampire dönüşmemesi için uygulanan çeşitli pratikler vardır ve bu pratikler ve ritüeller papazlar tarafından cenaze merasiminde icra edilir.[44]

vampire-mezar

Buraya kadar ele aldığımız bilgilerden hareketle Obur adıyla andığımız bu varlığın belirttiğimiz vampir tanımına tamamıyla uyduğunu söyleyebiliriz. Obur, belli bir bölgedeki Türk boylarının mitik tasavvurlarında yer alan ve insanların kanlarını veya yaşam enerjilerini içerek veya emerek onlara zarar veren, geceyle ve korku duygusuyla bağlantılı olağanüstü bir varlık tasavvurudur. Farklı farklı Türk boylarının inançlarında ve anlatmalarında obur kelimesinin farklı ağızlara uyarlanmış versiyonlarıyla adlandırılan bu varlık tüm özellikleriyle bir vampir tipidir.

Burada değinmemiz gereken bir diğer nokta da Obur veya diğer adlandırmalarıyla ubır, upır veya upir kelimelerinin Batı’daki vampir kelimesinin etimolojik kökeni olduğuyla ilgili noktadır. Çeşitli Avrupalı araştırmacıların da değindiği bu nokta ilgi çekicidir. Herhangi bir etimoloji çalışması yapmak bildirimizin sınırlarını aşacağı için bu özelliğe kısaca değiniyoruz. Obur, Türk mitolojisinin vampir tipidir. O ölümden sonra dirilen bir varlıktır veya halihazırda ruhani bir varlık olarak ortaya çıkar. Canlıların kanlarını emer, olağanüstü nitelikleri vardır, çeşitli kılıklara girebilir, genellikle geceleri aktiftir ve bir kişinin Obura dönüşmesini engellemek veya var olan bir Oburu durdurmak için çeşitli ritüeller gerçekleştirilir.

3. Yalmavuz

            Yalmavuz, Türk dünyası anlatılarında yer alan bir tür dev ve cadı tipidir. Özellikle Orta Asya bölgesi Türk boylarının anlatılarında sıklıkla yer alan Yalmavuz, dev ve cadı ile benzerlikler gösterdiği gibi bazı anlatılarda insanların kanını içen bir olağanüstü varlıktır.

Eset Süleyman’ın verdiği bilgiye göre Yalmavuz Türk dili grubuna mensup boyların anlatılarında bulunan bir edebi tiptir. Uygurlar arasında Yalmavuz, Özbeklerde Yalmağız, Kazaklarda Calmavız ve Kırgızlarda Celmağuz şeklinde adlandırılır. Süleyman, bu ismin Eski Türkçe yel:cin ve müngüz:boynuz kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşturulduğunu öne sürer. Yalmavuz yarı insan yarı hayvan şeklinde tasvir edilir, genellikle yedi başlı olmak üzere çok başlı, garip bir yaratıktır. İnsan gibi davranışları vardır, konuşur; düşünür; kurnazlık yapar; insanları kandırır; ak saçlı bir nine kılığında görünür ve vahşiliğini saklar. Son derece korkunç ve vahşidir. İnsan eti ile beslenir, insan ve diğer canlıları canlı canlı yutar veya onların kanını emer. Kan emme en tipik karakteri olarak ön plana çıkar. Birden fazla ruha sahiptir ve ruhunu nesnelerde saklayabilir. Tasviri özelliklerindeki kadınlık onun anaerkil dönemde oluşturulmuş bir tip olduğunu düşündürür.[45]

vampire-1

Bu bilgilere göre Yalmavuz tipik bir vampir karakteri gösterir. O, olağanüstüdür; korkunçtur; tehlikelidir ve canlılara, özellikle de insanlara zarar verir ve bunu yaparken en standart özelliği kan emmesidir. Anlatılarda da göreceğimiz üzere Yalmavuz çeşitli özelliklere sahip olmakla birlikte karşılaştığı veya musallat olduğu insanların genellikle kanını emer.

Abdulhakim Mehmet’in Çın Tömür Batur çalışmasında ele aldığı metinlerde Yalmavuz vardır. Bir anlatıda Yalmavuz, yaşlı bir nine kılığındadır ve kördür. Duman tüten yerde, biçimsiz ve eski bir evde yaşar. Ateşin sahibidir ve evine gelen Mehtumsula adlı kıza ateş verir. Kız onun “yedi başlı canavar” olduğunu anlar. Yalmavuz, genç kıza bit ve sirke vererek bunları iki tarafına atarak yürümesine söyler. Kız böyle yapınca sirke dökülen yanda dikenler, bit dökülen tarafta çalılar oluşur ve  Yalmavuz bu yoldan kızın evine varır.  Mehtumsula’yı saçlarından tavana asar ve onun ayak tabanlarını delip kanını içer. Her gün bu şekilde gelir ve kan içer, Mehtumsula’yı tehdit eder.[46]

Bir diğer anlatıda Mehtum Han adlı bir kız abisinin sözünü dinlemez ve ateş sönünce ateş bulmak için evden çıkar. Bir dağ eteğinde yükselen bir duman görür ve ateş alabilmek için oraya gider. Orada yaşlı bir nine görür. Bu nine bir tencerede ak bit bir tencerede ise gök bit kaynatmaktadır. Kız selam verip ninenin evine girer ve fark ettirmeden ateş alıp evine döner. Bu nine aslında “yedi başlı yalmavuz”dur ve sık sık insan kanı içip keyif sürer. Kızı gizlice takip eder, evine gelir, kıza iki tokat vurup onu bayıltır ve kızın kanını içer. Bu anlatıda Yalmavuz insan kokusunu alma kabiliyetine de sahiptir.[47]

vampires

Bu çalışmada yer alıp Çın Tömür Batur’un varyantı olan bir anlatıda bu varlığın adı Yelmünüs şeklindedir. Yelmünüs kördür, bitlerin dökülmesiyle oluşan çalıların ortasındaki yoldan kızı takip eder, evin tavanına asar ve kızın ayağına delik açıp kanını emip içer.[48]

Yalmavuz’la ilgili detaylı bir çalışma da Alimcan İnayet’e aittir. Onun çeşitli araştırmacılara atıfta bulunarak verdiği bilgiye göre Yalmavuz ateşe sahibidir. Hilekârdır ve bir şekilde insanların ateşini söndürüp onları kendine muhtaç eder ve kahramanlar canları pahasına ateşi elde edebilmek için Yalmavuz ile mücadele ederler. O ise ateş istemek için gelenleri yakalayıp kanları içer. Onun verdiği diğer bilgiye göre Yalmavuz’la ilgili en önemli motifler ateş ve kan emme motifleridir. İnayet’in verdiği bilgilere göre Yalmavuz dağ ve mağaralarda yaşayan, çok başlı, şekil değiştiren, insan kanı emen, insan veya hayvanları yiyen, ruhunu başka nesnelere saklayabilen, kızları kaçıran, hileci bir varlıktır.[49]

Alimcan İnayet’in bir diğer çalışmasında verdiği bilgiye göre Yalmavuz veya bir diğer adıyla Celmoğuz Türk kültüründeki vampir tipi olan Obur veya Ubır ile yukarıda da belirttiğimiz üzere bu isimden oluşturulmuş vampir arasında benzerlikler vardır. Yalmavuz ve vampirin ortak özellikleri kan emmeleri ve içmeleri, kurbanlarının çocuklar ve genç kızlar olması, şekil değiştirebilmeleri, uzun sivri dişleri ve yok edilme şekillerindeki ortaklıklardır.[50]

Yalmavuz, Türk dünyasının birçok bölgesinde çeşitli isimlerle bilinen bir kötü ruh, dev veya cadı tipidir. Onun temel özelliği birçok demonolojik varlıkta olduğu gibi insanlara zarar vermesi ve korku/kötülük ekseninde yer almasıdır. Onu vampir tipi yapan özellikleri ise yukarıdaki vampir tanımımız ve Alimcan İnayet’in de belirttiği özelliklerinin örtüşmesidir. Yalmavuz kötü ve korkunç, olağanüstü özellikleri bulunan ve en belirgin özellik olarak insanların kanlarını içerek veya emerek onlara zarar veren bir varlıktır. Bu da onu Türk dünyasının inanç ve anlatılarında yer alan ortak bir vampir tipi yapmaktadır.

4. Cadı

            Cadı, Türk dünyası inançlarında ve anlatılarında yer alan olağanüstü varlık tiplerinden biridir. Cadı genellikle hortlamış bir ölü veya büyü yapan bir kadın olarak düşünülür. Türk dünyasında cadı tipi farklı farklı boylarda adlarla anılır. Yukarıda ele aldığımız Obur ve Yalmavuz da bir tür cadı tipi olarak kabul edilebilir. Burada cadıyı detaylı bir şekilde ele almak yerine cadının kan içme ve emme vasfı üzerinde durulacaktır.

Türkiye sahasında cadı bir tür masal ve efsane karakteri olarak görülür. Türkiye sahası masal ve efsanelerinde cadı son derece çirkin, küpe binen, büyü yapan, kızları kaçıran ve çocuklara zarar veren, ara bozucu, ormanlarda ve dağlarda yaşayan bir olağanüstü varlık tipidir.[51]

Ahmet Arı’nın verdiği bilgiye göre cadı Azerbaycan’da caduger veya gulyabanı, Başkurtlarda meskey ebey, ubırlı qarsıq, Kazaklarda Jalmawız, jalmawız kempir, mıstan kempir, Kırgızlarda cez kempir, mastan, Özbeklerde cadu, cadugär, yalmağız kämpir, Tatarlarda ubırlı qarçıq, türkmenlerde jady, jadygöe, Uygurlarda Yalmavuz cadı adıyla da bilinen bir tür sihirbaz, büyücü veya hortlaktır.[52] Bu bilgiden hareketle cadının yukarıda ele aldığımız Obur ve Yalmavuz ile ilişkili bir tip şeklinde teşekkül ettirildiğini söylemek mümkündür. O belli bir olağanüstü varlık tipinin genel şeklini ifade eder.

vampire_witch

Pertev Naili Boratav’a göre cadı hortlayan bir ölüdür. Cadılar genellikle kadındır fakat cadı olan erkeklerle ilgili de tarihi belgeler mevcuttur. Boratav’a göre Türk kültüründe cadı Batı yani Avrupa inançlarındaki “vampire” ile eştir. Cadılar mezarlardaki yeni gömülmüş ölüleri çıkarıp yerler, Rumeli’den derlenen bir anlatıya göre eski zamanlarda cadıları etkisiz hale getiren uzman cadıcılar vardır.[53] Boratav’ın verdiği bu bilgi cadı tipinin genelde kan içen bir varlık olmasıyla ilgilidir. Avrupa’da da cadılar ve cadılık vampir kültürüyle birlikte anılmıştır ve çoğu zaman cadı ve vampir birbirine karıştırılmış veya bunlar aynı varlıklar olarak görülmüştür. Türk kültüründe de cadı tipiyle anılan varlıklar, yukarıda Obur ve Yalmavuz örneklerinde gördüğümüz ve aşağıda verilecek bilgilerde görüleceği üzere, insanlara kanlarını içme veya emme yoluyla zarar verirler.

Osman Saygı’nın verdiği bilgiler Türk kültüründe cadının vampir yönünü ortaya koyar. Saygı’ya göre cadı topraktan, damardan veya mezardan kalkar, yüksek bir ses halinde korkunç bir şekilde kendini belli eder ve zarar verir. Cadı topraktan ve cesetlerdeki kanlardan beslenir, cumartesi günleri mezarını terk edemez ve o günlerde cadının cesedi orta yerinden yere çakılır ve kireç dökülerek cadının bedeni yakılır ve bu işi cadıcılar yapar. Eğer bir cadı ile mücadele edilmezse cadı kontrolden çıkar, kan emen bir varlığa dönüşür ve özellikle çocukların kanlarını ayaklarının altından emip onları öldürür. Böyle cadılara “Vırkalak” denir.[54] Buradaki bilgilere göre cadı, Yalmavuz’la ilgili bilgiye benzer şekilde, özellikle çocukları ayaklarının altından kanlarını emmek suretiyle öldürür. Cadının bu eylemi tipik bir vampir eylemidir.

Abonoz Küçük’ün verdiği bilgiye göre Doğu Karadeniz bölgesinde cadıların kan emmesiyle ilgili veriler mevcuttur. Bu bilgiye göre cadılar Doğu Karadeniz bölgesine Rusya’dan gelirler ve çocukların ciğerlerini yerler. Yiyecek çocuk ciğeri bulamadıkları zaman çocuk kanı emmek için kayığa binip Rusya’ya giderler. Şalpazarı Çepnilerinden yapılan derlemelerde elde edilen anlatılarda da cadıların çocuk kanı emmek için Kırım’a gittiklerine dair bilgiler vardır.[55]

witch

Abdulhakim Mehmet de ismini andığımız Çın Tömür Batur çalışmasında cadıyla ilgili iki anlatıya yer verir. Bu anlatılar Yalmavuz’la ilgili anlatıların varyantı olmakla birlikte olağanüstü varlık cadı olarak anılır. Bir anlatıda yaşlı nine kılığındaki cadı, tıpkı Yalmavuz gibi, evine gelen kızlara bir köz ve bir çuval susam verir. Susamlar yolda yere dökülür, cadı bu susamları takip ederek kızların evine gelir ve onların başlarındaki bitleri kontrol etme bahanesiyle başlarından kanlarını emer. Bu nine insan eti yiyip insan kanı içen bir cadıdır. Dokuz başlıdır, Başı kesildikçe yerine yeni bir baş çıkar. İnsan kokusunu alabilir ve tüm başları kesilerek öldürülür. Bir diğer anlatıda cadı bir keçiye binerek misafirliğe gelir. Yere bir kilim koyar. Evdeki kıza ayakkabılarını çıkarıp üzerinde oynamasını söyler. Kilim gül desenlidir fakat sihirli bir şekilde güller dikene dönüşür. Kızın ayaklarından kanlar dökülür. Cadı iğneli kilimi alıp keçisine binerek eve gider. Cadı bu kanları içiyordur.[56]

Cadılar, yukarıda da belirtildiği üzere, inançlarda ve anlatılarda yer alan çirkin, büyücü, olağanüstü yeteneklere sahip ve genellikle kadın olan bir varlıktır. Cadıyla ilgili veriler çok daha fazladır fakat burada sadece kan içme ve emmeyle bağlantılı bilgiye yer verilmiştir. Buna göre cadı bir vampir tipi olarak kabul edilebilir. Çünkü cadı olağanüstüdür, korkutucudur, kötülük yapar ve insanlara kanlarını içmek veya emmek suretiyle zarar verir.

5. Albastı

            Vampir tipi olarak ele alabileceğimiz veya bir diğer deyişle çeşitli vampir niteliklerine sahip bir başka varlık da Albastı’dır. Albastı, Türkiye sahasındaki adıyla Alkarısı, tüm Türk dünyası için ortak bir olağanüstü varlık tipidir.

AlbastıTürk boylarının inanç ve anlatılarında yer alan şeytani bir varlık, bir demondur. İnsanların geceleri gördükleri veya uykularında onları rahatsız eden karabasanla benzerdir. Tasviri olarak çirkindir ve dizlerine kadar uzanan iri göğüslerini omuzlarından geri atar. Genellikle hamilelere, yeni doğum yapmış kadınlara veya çocuklara musallat olur. Albastı, korkulu ruh, eziyet verici ruh, ev cini ve doğum sırasında zarar veren ruh anlamlarında kullanılır.[57] Türkiye sahasındaki Alkarısı da Albastı ile aynı fonksiyondadır ve Alkarısı muhtemelen Albastı’nın isim değiştirmiş şeklidir.[58]

Albastı esasen inançlarda ve anlatılarda gece, uyku, rüya, karabasan, hamilelik, doğum ve yeni doğmuş çocuklarla ilgili çirkin bir olağanüstü varlık tasavvuru olsa da hem onun hem de Alkarısı’nın kan içme eylemi gerçekleştirdiği inançlar ve anlatılar mevcuttur.

albasti

Kazan Türklerinde Albastı kötü bir ruh, kötü ve merhametsiz bir güçtür. Terk edilmiş evlerde, gübreli akarsularda, tarlalarda ve çayırlık yerlerde yaşar. İnsanların karşısına çeşitli şekillerde çıkar. Daha çok bir ot yığını veya kavak şeklinde görünür. Uyuyan insanları boğmaya çalışır, köpeğin havlaması ve horoz sesinden korkar ve bu sesleri duyduğunda kaçar. Albastı insanın yanına gelir ve insanı ezerek arkasından, sırtından kanını içer.[59]

Tatarlardaki diğer inanışlara göre Albastı çok iridir ve kiloludur. Uyuyan insanlara göğüslerini ezip boğmak suretiyle zarar verir. Bazı tasvirlerine sırt kısmında deri yoktur ve iç organları görülür. Gece vakti ortaya çıkar ve şafak vakti kaybolur. Onu kontrol edebilmek için giysisine veya gözüne iğne saplamak gerekir. İnsanları boğmanın yanında onların kanlarını da içer.[60]

Abdulhakim Mehmet’in yukarıda da ismini andığımız Çın Tömür Batur çalışmasında yer alan anlatılarda iki anlatı Albastı’yla ilgilidir. Albastı yaşlı bir nine kılığındadır, ateş aramaya gelen kadına bir köz verir ve kadının eteğine kül koyar. Kadın giderken küller dökülür ve Albastı bu külleri takip ederek kadının evine gelir. Büyük, beyaz bir köpeğe biner. Elinde bir yalak vardır. Birisi büyük, ikisi küçük olmak üzere üç başlıdır, korkunç ve sert suratlıdır. Eve girip kadının karşısına oturur ve gözlerini kapattırır. Saçından bir iğne çıkarıp kadının alnına ve kollarına batırır. Açtığı deliklerden üç başındaki üç ağzıyla kadının kanını emer. Kadın bayılır. Albastı kadının ayaklarına iğne batırıp yalağı kan doldurur ve köpeğine de kan içirir. Bir diğer anlatıda Albastı insan eti yiyerek ve insan kanı içerek beslenir. Bembeyaz bir nine kılığındadır, çadırda yaşar ve siyah beyaz bir köpeği vardır. Yukarıdaki anlatıya benzer bir şekilde bir kadının evine gelir. Üç başlıdır ve dudağından çıkan bir dişi vardır. Kadının başından bir tabakla yarım tabak kan alıp içer, ayağından yarım tabak kan alıp köpeğine içirir ve öbür ayağından da yarım tabak kan alıp yere döker, çadırına geri döner. Her gün gelip kadının kanını içer.[61]

Alkarısı’yla ilgili olarak da onun kan içtiği yönünde bilgi mevcuttur. M. Güner Demiray tarafından yapılan Gemerek halk inançlarıyla ilgili bir çalışmaya göre Alkarısı, insan kılığında gelip lohusalara musallat olan, onların ciğerini çıkaran ve kanlarını içen bir varlıktır.[62]

Albastı’nın bazı inançlar ve anlatılardaki bu nitelikleri onun bir vampir tipi kabul edilmesini sağlar. Albastı, çoğu zaman cadı veya Yalmavuz ile benzer olarak, olağanüstü niteliklere sahip, şekil değiştirebilen, insanlara zarar veren ve bunu onların kanlarını içerek yapan korkutucu ve kötü bir varlıktır.

6. Dev

            Dev, Türk dünyası inançları ve anlatılarında çok yer tutan bir olağanüstü varlık tipidir. Birçok anlatı türünde devler mevcuttur ve genellikle kahramanla düşmanlık içerisinde, insanlara zarar veren, kahramanın önündeki engel ve doğada mevcut bir tehlikenin sembolü halindedirler.

Dev, genellikle olağanüstü boyutlarda büyük, çirkin; çoğunlukla üç, yedi veya kırk olmak üzere çok başlı, bir dudağı yerde bir dudağı gökte şeklinde tasvir edilen; şekil değiştirebilen, ruhunu başka nesnelere aktarabilen, ormanlarda, su kaynaklarında, dağlarda yaşayan, insanlar gibi bir yaşayışı ve davranışları, ailesi ve çocukları olan, su kaynaklarını kontrol altında tutup insanlardan kurban isteyen ve bunun karşılığında su veren, ateşin sahibi, kahramanın yolunda engel olan, insanlara çeşitli şekillerde zarar verip onları yiyen bir olağanüstü varlıktır.[63]

giant-dev

Dev başlı başına bir olağanüstü varlık tipidir ve dünyadaki tüm mitolojilerde ve Türk dünyasının farklı farklı boylarındaki inanç ve anlatılarda yeri vardır. Farklı farklı adlarla anılan birçok dev tipi de mevcuttur. Yukarıda ele alınan Yalmavuz ve Albastı çoğu zaman bir dev tipi olarak da kabul edilir. Çoğu zaman cadı da dahil olmak üzere birçok olağanüstü varlık dev tipinden varlıklar olarak düşünülür. Burada devin yer almasının sebebi onun, Türkiye sahasındaki bazı anlatılarda kan emerek zarar vermesiyle ilgilidir.

Dev, Türkiye sahasından derlenen üç masalda tıpkı Yalmavuz gibi, evine ateş almaya gelen bir kızı, kızın evine kadar takip eder. Kız evden çıkmayınca onun dışarı uzattığı parmağından kanını emer. Yine Türkiye sahasından bir efsanede de dev yakaladığı bir kızı önce korkutur, ardından onun parmağından kanını emer.[64]

Bu anlatılarda dev, vampirle benzeyen genel özelliklerinin yanına kan emme özelliğini de ekleyerek temel vampir özelliğini sergilemektedir. Buradan hareketle sözlü kültürde devin, bir vampir tipi olarak da yer aldığını söylemek mümkümdür.

7. Emegen

            Emegen adlı varlık Türk dünyası anlatılarında yer alan bir dev tipidir. Özellikle Karaçay-Malkar Türklerinin anlatılarında sıklıkla yer alır. Emegenler bazı özellikleri dolayısıyla bir dev tipi olmanın yanında bir vampir tipi olarak da ele alınabilir.

Emegen, Karaçay-Malkar Türkçesinde “dev, Kafkas efsanelerinde insan üstü varlık” olarak açıklanır.[65] Nart Destanı Debet’te Emegenler Nartlarla savaşan, onlara büyük zararlar vermek için uğraşan ve dağdan gelen temiz suları kesen varlıklar olarak yer alır.[66]

Karaçay-Malkar sahasında destanlarda Emegenler kendilerini şu şekilde tanıtırlar: “Biz sizin gibi giyinmeyi bilmeyiz, mağarada yaşarız. Hastalanan olursa insan kanı içirip, insan eti yediririz, aşağı yukarı üç yüz yıl yaşarız.” Emegenler insan soyuna düşman varlıklardır.[67]

Emegenler bir dev tipi olarak kan içmeleri ve kan içmelerine bağlı olarak çok uzun bir ömür yaşamaları gibi özellikleriyle bir vampir tipi olarak kabul edilebilir.

Sonuç:

Vampirin yukarıda da tanımlandığı üzere en temel özelliği olağanüstü niteliklere haiz kan içen veya emen bir varlık olmasıdır. Vampir ölümden sonra tekrar dirilmiş, şekil değiştirebilen, çeşitli şekillerde tasvir edilen, çirkin, büyüsel özellikleri bulunan, genellikle ölümsüz veya çok uzun ömürlü olduğu düşünülen, insanları korkutan ve onlara zarar veren ve bu zarar verme işini insanların kanlarını içerek veya emerek yapan olağanüstü bir varlık tipidir.

Türk dünyasından halk inançları ve anlatılarında yer alan varlıklardan Yek/Yek İçkek, Obur, Yalmavuz, Cadı, Albastı, Dev ve Emegen de çeşitli özellikleriyle vampir tipi olarak kabul edilebilecek varlıklardır. Bu varlıklar tasviri olarak çirkin, korkunç, şekil değiştirebilen, çeşitli hayvanların kılıklarında veya hayvan insan karışımı görülebilen varlıklardır. Genellikle gece vakti aktiftirler, harabe ve terk edilmiş yerlerde ortaya çıkıp insanların dünyasına ve mekanına gelebilirler. Bu varlıklar mekan hem ölümden sonraki öteki dünyayla hem de insanların mekanına geldikleri dışarıdaki, karanlık ve öteki dünyayla ilişkilidirler. Bu varlıkların tüm eylemleri insanlara ve hayvanlara yani kısaca canlılara zarar vermek üzeredir. Saldırmak, engellemek, korkutmak gibi çeşitli şekillerde zarar veren bu korkutucu varlıkların spesifik olarak zarar verme yollarından biri de canlıların kanlarını içmesi veya emmesidir. Bu varlıklar insanların vücudunun çeşitli yerlerinden onların kanlarını içerler veya emerler. İsmi anılan tüm bu varlıklar yaşam ve ölüm arasındaki ilişkiye dair karmaşık bir yapıdadırlar. Hepsi yaşamın kaynağı olan kanla ilişkilidir. Kanın kaybı ölümle eşdeğerdir ve bu haliyle ölüm dünyasına, karanlık dünyaya ait bu varlıklar insan dünyasına da ölüm getiren ve bunun insanların yaşam kaynağını sömürerek yapan varlıklardır.

Belirtilen tüm bu özellikler bu varlıkların vampir tipi olarak kabul edilmesini sağlar. İsmi anılan varlıkların tüm özellikleri yukarıda belirtilen vampir tanımıyla örtüşmektedir. Bu haliyle bu varlıklar Türk dünyası inanç ve anlatılarında yer alan vampir tipleri olarak kabul edilebilir.

Kaynaklar:

“Obur” TDK Büyük Türkçe Sözlük (Erişim Tarihi: 05.03.2014)

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.54f8be8b062a68.70277441

“Vampire.” Funk& Wagnalls Standart Dictionary of Folklore, Mythology and Legend. Ed. Maria Leach. New York: Harper&Row, 1984.

Arat, Reşit Rahmeti. W. Bang. “Türlü Cehennemler Üzerine Uygurca Parçalar.” İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Türkiyat Mecmuası. Cilt 4. İstanbul: Burhaneddin Matbaası, 1934.

Arı, Ahmet. “Cadı.” Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü. Cilt 1. Ankara: AKM, 2001.

Atnur, Gülhan. “Anadolu, Tatar (Kazan) ve Başkurt Türklerinin Masallarında İnsan Yeme (Yamyamlık) Motifi.” Karadeniz. S 9. 2011. ss. 132-151.

Basilov, V. “Ubır.” Mifı Narodovmira Entsiklopedia. Tom 1. Moskov: Olimp, 2000.

Bayat, Fuzuli. Minara Esen Aliyeva. Eski Türkçe Sözlük. İstanbul: Yalın Yayıncılık, 2008.

Bayat, Fuzuli. Türk Mitolojik Sistemi 2 (Kutsal Dişi-Mitolojik Ana, Umay Paradigmasında İlkel Mitolojik Kategoriler-İyeler ve Demonoloji). 2. Basım. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2012.

Beydili, Celal. Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük. Ankara: Yurt Kitap-Yayın, 2005.

Boratav, Pertev Naili. 100 Soruda Türk Folkloru (İnanışlar, Töre ve Törenler, Oyunlar). İstanbul: Gerçek Yayınevi, 1984.

Carter, Margaret L. “The Vampire.” Icons of Horror and the Supernatural: An Encyclopedia of Our Worst Nightmares Volumes 1&2. Edited by  S. T. Joshi. London: Greenwood Press, 2007.

Coleman, J. A.  The Dictionary of Mythology An A-Z of Themes, Legends and Heroes. London: Arcturus, 2007.

Curtubaylanı, Mahti. Karaçay-Malkar Mifle. Elbrus: Nalçik. 2007. s. 180-181.

Demiray, M. Güner. “Gemerek’te Tandır, Ferfene, Vicek, Alkarısı, Yunak ve Yakacaklar.” Türk Folkloru. Sayı 14. Eylül. 1980. ss.17-19.

Gabain, A. Von. Eski Türkçenin Grameri. Çeviren: Mehmet Akalın. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2000. s. 244.

Ganiyev, Fuat. vd. Tatarca-Törekçe Süzlek (Tatarca-Türkçe Sözlük). Kazan: İnsan Neşriyatı, 1997.

Gaydarçi, G. A. vd. Gagauz Türkçesinin Sözlüğü. Rusçadan Aktaranlar: İsmail Kaynak. Mecit Doğru. Ankara: Kültür Bakanlığı, 1991.

Guiley, Rosemary Ellen. The Encyclopedia of Vampires, Werewolves and Other Monsters. New York: Facts on File, 2005.

Gürsoy Naskali, Emine. Muvaffak Duranlı. Altayca-Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 1999.

Hisametdinova, F. G. Mifologiçeskiy Slovar Başkirskogo Yazıka. Moskva: Moskva Nayka, 2010.

Hisametdinova, F. G. Z. J. Şaripova. “Başkurt Demonolojisi (Şeytan Bilimi) Terimleri.” Çeviren: Burçak Okkalı. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi. Sayı 37. 2014. ss. 33-40.

İnayet, Alimcan. “Yalmavuz/Celmoğuz ve Vampirin Ortak Özellikleri Üzerine.” Uygur Türklerinin Dil, Tarih ve Kültür Araştırmaları Kongresi. 10-11 Ekim 2015. (Yayımlanmamış Bildiri Metni)

İnayet, Alimcan. Türk Dünyası Efsane ve Masallarında Bir Dev Tipi Yalmavuz/Celmoğuz. İzmir: Kanyılmaz Matbaası, 2007.

Kaşgarlı Mahmud. Divanü Lugati’t-Türk.Yön. Mustafa Küpüşoğlu. İstanbul: Kabalcı, 2005.

Kaya, Ceval. Uygurca Altun Yaruk (Giriş, Metin ve Dizin). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 1994. s. 800. Şinasi Tekin. Uygurca Metinler II. Maytrisimit. Ankara: Atatürk Üniversitesi Yayınları, 1976.

Küçük, Abonoz. “Doğu Karadeniz Yöresi Doğum Sonrası İnanış ve Uygulamalarında Cadı/Obur.” Karadeniz. Yıl 3. Sayı 12. 2011. ss. 123-136.

Mehmet, Abdulhakim. Uygur Halk Destanı Çın Tömür Batur (İnceleme-Metin). İzmir: Egetan, 2011.

Memmedov, Celal B. “Eski Türklerde Gizli Tabiat Kuvvetlerine İnanma (İye İnancı).” Türkler Ansiklopedisi. Cilt 3. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002. ss. 330-337.

Minnegulov, Hatip. “Kazan Türkleri.” Türk Dünyası Edebiyat Metinleri Antolojisi. Cilt 1. Ankara: AKM, 2002.

Müller, F. W. K. A. Von Gabain. Çaştani Bey Hikayesi. Çeviren: S. Himran. İstanbul: Burhaneddin Erenler Basımevi, 1945.

Ögel, Bahaeddin. Türk Mitolojisi II (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar). Ankara: TTK, 1995.

Paasonen, H. Çuvaş Sözlüğü. İstanbul: İbrahim Horoz Basımevi, 1950.

Paçacıoğlu, Burhan. VIII.-XVI. Yüzyıllar Arasında Türkçenin Sözcük Dağarcığı. Ankara. 2006.

Perçemli, Valentina. Gagauz Türklerinde Doğum, Evlenme ve Ölüm Adetleri. İzmir: Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dünyası Araştırmaları Anabilim Dalı Türk Halk Bilimi Bilim Dalı, 2011. (Yayımlanmamış Doktora Tezi). s. 171, 176.

Roux, Jean-Paul. “Demonlar. Türkler ve Moğollarda.” Antik Dünya ve Geleneksel Toplumlarda Dinler ve Mitolojiler Sözlüğü. I. Cilt. Yöneten: Yves Bonnefoy. Yayına Hazırlayan: Levent Yılmaz. Makaleyi Çeviren: Gönül Yılmaz. Ankara: Dost Kitabevi, 2000. s. 164.

Roux, Jean-Paul. Eski Türk Mitolojisi. Çeviri: Musa Sağlam. Ankara: BilgeSu, 2011.

Sarpkaya, Seçkin. Türkiye Sahası Masal ve Efsanelerinde Demonolojik Varlıklar. İzmir: Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Halk Bilimi Anabilim Dalı, 2014, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi).

Saygı, Osman. “Sarıgöl Folklorundan Cadılar ve Cadıcılar.” Türk Folklor Araştırmaları. Cilt 7. Yıl 13. Sayı 150. Ocak. 1962. s. 2606.

Sherman, Josepha. Storytelling: An Encyclopedia of Mythology and Folklore. New York: M. E. Sharpe, 2008.

Süleyman, Eset. “Altay Kültür Dairesinde Yalmavuz Tipi.” Aktaran: Alimcan İnayet. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi. Sayı 14. Güz. 2002. ss. 377-385.

Tavkul, Ufuk. “Karaçay-Malkar Türkleri.” Türk Dünyası Edebiyat Metinleri Antolojisi. Cilt 2. Ankara: AKM, 2004.

Tavkul, Ufuk. Karaçay-Malkar Türkçesi Sözlüğü. Ankara: TDK, 2000.

User, Hatice Şirin. “Vampir.” Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten. Sayı 2. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2010. ss. 119-130.

Yıldız, Hüseyin. “Eski Uygur Türklerinde Şeytan Kavramı.” Milli Folklor. Yıl 25. Sayı 100. 2013. ss. 213-224.

Yıldız, Naciye. “Türk Destanlarında Kötü Huylu Devler.” Milli Folklor. Yıl 22. Sayı 87. 2010. ss. 41-51.

Yılmaz, Metin. “Çuvaş Türkleri.” Türk Dünyası Edebiyat Metinleri Antolojisi. Cilt 1. Ankara: AKM, 2002.

Yusim, M. A. “Vampir.” Mifı Narodovmira Entsiklopedia. Tom 1. Moskov: Olimp, 2000.

Zaripova Çetin, Çulpan. “Tatar Türklerinde Mitolojik Varlıklarla İlgili Mitler ve İnanışlar (İyeler ve Yaratıklar).” Bilig. Sayı 43. Güz. 2007. ss. 1-32.

 

* Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Türkçe Öğretim Birimi Türk Dili Okutmanı / Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Türk Halk Bilimi Anabilim Dalı Doktora Programı Öğrencisi. sarpkaya.seckin@hotmail.com

[1] Sherman, Josepha. Storytelling: An Encyclopedia of Mythology and Folklore. New York: M. E. Sharpe, 2008. ss.484-485.

[2] Guiley, Rosemary Ellen. The Encyclopedia of Vampires, Werewolves and Other Monsters. New York: Facts on File, 2005. ss. 287-289.

[3] Coleman, J. A.  The Dictionary of Mythology An A-Z of Themes, Legends and Heroes. London: Arcturus, 2007. s. 1072.

[4] Yusim, M. A. “Vampir.” Mifı Narodovmira Entsiklopedia. Tom 1. Moskov: Olimp, 2000. s.212.

[5] Carter, Margaret L. “The Vampire.” Icons of Horror and the Supernatural: An Encyclopedia of Our Worst Nightmares  Volumes 1&2. Edited by  S. T. Joshi. London: Greenwood Press, 2007. s. 619.

[6] “Vampire.” Funk& Wagnalls Standart Dictionary of Folklore, Mythology and Legend. Ed. Maria Leach. New York: Harper&Row, 1984. s. 1154

[7] Yıldız, Hüseyin. “Eski Uygur Türklerinde Şeytan Kavramı.” Milli Folklor. Yıl 25. Sayı 100. 2013. ss. 213-224.

[8] Kaşgarlı Mahmud. Divanü Lugati’t-Türk.Yön. Mustafa Küpüşoğlu. İstanbul: Kabalcı, 2005. s. 681.

[9] Roux, Jean-Paul. Eski Türk Mitolojisi. Çeviri: Musa Sağlam. Ankara: BilgeSu, 2011. s. 137

[10] Roux, Jean-Paul. “Demonlar. Türkler ve Moğollarda.” Antik Dünya ve Geleneksel Toplumlarda Dinler ve Mitolojiler Sözlüğü. I. Cilt. Yöneten: Yves Bonnefoy. Yayına Hazırlayan: Levent Yılmaz. Makaleyi Çeviren: Gönül Yılmaz. Ankara: Dost Kitabevi, 2000. s. 164.

[11] Memmedov, Celal B. “Eski Türklerde Gizli Tabiat Kuvvetlerine İnanma (İye İnancı).” Türkler Ansiklopedisi. Cilt 3. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002. s. 335.

[12] Bayat, Fuzuli. Minara Esen Aliyeva. Eski Türkçe Sözlük. İstanbul: Yalın Yayıncılık, 2008. s. 244. Ceval Kaya. Uygurca Altun Yaruk (Giriş, Metin ve Dizin). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 1994. s. 800. Şinasi Tekin. Uygurca Metinler II. Maytrisimit. Ankara: Atatürk Üniversitesi Yayınları, 1976. s. 506.

[13] Gabain, A. Von. Eski Türkçenin Grameri. Çeviren: Mehmet Akalın. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2000. s. 244.

[14] Bayat, Fuzuli. Minara Esen Aliyeva. age. s. 244.

[15] Tavkul, Ufuk. Karaçay-Malkar Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2000. s.147

[16] Gürsoy Naskali, Emine. Muvaffak Duranlı. Altayca-Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 1999. s.58

[17] Bayat, Fuzuli. Minara Esen Aliyeva. age. s. 97. Ceval Kaya. age. s. 497.

[18] Yıldız, Hüseyin. age. s. 216.

[19] Paçacıoğlu, Burhan. VIII.-XVI. Yüzyıllar Arasında Türkçenin Sözcük Dağarcığı. Ankara. 2006. s. 243.

[20] Bayat, Fuzuli. Minara Esen Aliyeva. age. s. 244.

[21] User, Hatice Şirin. “Vampir.” Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten. Sayı 2. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2010. s. 127.

[22] Arat, Reşit Rahmeti. W. Bang. “Türlü Cehennemler Üzerine Uygurca Parçalar.” İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Türkiyat Mecmuası. Cilt 4. İstanbul: Burhaneddin Matbaası, 1934. s. 252-258, 256.

[23] Müller, F. W. K. A. Von Gabain. Çaştani Bey Hikayesi. Çeviren: S. Himran. İstanbul: Burhaneddin Erenler Basımevi, 1945. s. 5.

[24] Müller, F. W. K. A. Von Gabain. age. s. 15.

[25] Müller, F. W. K. A. Von Gabain. age. s. 33.

[26] Müller, F. W. K. A. Von Gabain. age. s. 19.

[27] “Obur” TDK Büyük Türkçe Sözlük (Erişim Tarihi: 05.03.2014)
http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.54f8be8b062a68.70277441

[28] Ganiyev, Fuat. vd. Tatarca-Törekçe Süzlek (Tatarca-Türkçe Sözlük). Kazan: İnsan Neşriyatı, 1997. s. 354.

[29] Hisametdinova, F. G. Mifologiçeskiy Slovar Başkirskogo Yazıka. Moskva: Moskva Nayka, 2010. s.320

[30] Gaydarçi, G. A. vd. Gagauz Türkçesinin Sözlüğü. Rusçadan Aktaranlar: İsmail Kaynak. Mecit Doğru. Ankara: Kültür Bakanlığı, 1991. s. 118.

[31] Tavkul, Ufuk. Karaçay-Malkar Türkçesi Sözlüğü. Ankara: TDK, 2000. s. 307

[32] Paasonen, H. Çuvaş Sözlüğü. İstanbul: İbrahim Horoz Basımevi, 1950. s. 198.

[33] Yılmaz, Metin. “Çuvaş Türkleri.” Türk Dünyası Edebiyat Metinleri Antolojisi. Cilt 1. Ankara: AKM, 2002. s.543

[34] Bayat, Fuzuli. Türk Mitolojik Sistemi 2 (Kutsal Dişi-Mitolojik Ana, Umay Paradigmasında İlkel Mitolojik Kategoriler-İyeler ve Demonoloji). 2. Basım. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2012. s.287

[35] Basilov, V. “Ubır.” Mifı Narodovmira Entsiklopedia. Tom 1. Moskov: Olimp, 2000. s. 544

[36] Hisametdinova, F. G. Mifologiçeskiy Slovar Başkirskogo Yazıka. Moskva: Moskva Nayka, 2010. s.320

[37] Hisametdinova, F. G. Z. J. Şaripova. “Başkurt Demonolojisi (Şeytan Bilimi) Terimleri.” Çeviren: Burçak Okkalı. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi. Sayı 37. 2014. s. 34-37.

[38] Atnur, Gülhan. “Anadolu, Tatar (Kazan) ve Başkurt Türklerinin Masallarında İnsan Yeme (Yamyamlık) Motifi.” Karadeniz. S 9. 2011. s. 144.

[39] Zaripova Çetin, Çulpan. “Tatar Türklerinde Mitolojik Varlıklarla İlgili Mitler ve İnanışlar (İyeler ve Yaratıklar).” Bilig. Sayı 43. Güz. 2007. s. 20.

[40] Bayat, Fuzuli. age. s. 290.

[41] Guiley, Rosemary Ellen. The Encyclopedia of Vampires, Werewolves and Other Monsters. New York: Facts on File, 2005. s. 219.

[42] Bayat, Fuzuli. age. s.288.

[43] Curtubaylanı, Mahti. Karaçay-Malkar Mifle. Elbrus: Nalçik. 2007. s. 180-181.

[44] Perçemli, Valentina. Gagauz Türklerinde Doğum, Evlenme ve Ölüm Adetleri. İzmir: Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dünyası Araştırmaları Anabilim Dalı Türk Halk Bilimi Bilim Dalı, 2011. (Yayımlanmamış Doktora Tezi). s. 171, 176.

[45] Süleyman, Eset. “Altay Kültür Dairesinde Yalmavuz Tipi.” Aktaran: Alimcan İnayet. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi. Sayı 14. Güz. 2002. ss. 378-284.

[46] Mehmet, Abdulhakim. Uygur Halk Destanı Çın Tömür Batur (İnceleme-Metin). İzmir: Egetan, 2011. Ss.171-172.

[47] Mehmet, Abdulhakim. age. ss. 182, 184.

[48] Mehmet, Abdulhakim. age. ss. 192.

[49] İnayet, Alimcan. Türk Dünyası Efsane ve Masallarında Bir Dev Tipi Yalmavuz/Celmoğuz. İzmir: Kanyılmaz Matbaası, 2007. ss. 11-12.

[50] İnayet, Alimcan. “Yalmavuz/Celmoğuz ve Vampirin Ortak Özellikleri Üzerine.” Uygur Türklerinin Dil, Tarih ve Kültür Araştırmaları Kongresi. 10-11 Ekim 2015. (Yayımlanmamış Bildiri Metni) s.4.

[51] Sarpkaya, Seçkin. Türkiye Sahası Masal ve Efsanelerinde Demonolojik Varlıklar. İzmir: Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Halk Bilimi Anabilim Dalı, 2014, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). ss. 101-115.

[52] Arı, Ahmet. “Cadı.” Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü. Cilt 1. Ankara: AKM, 2001. s. 498-499

[53] Boratav, Pertev Naili. 100 Soruda Türk Folkloru (İnanışlar, Töre ve Törenler, Oyunlar). İstanbul: Gerçek Yayınevi, 1984. s. 79

[54] Saygı, Osman. “Sarıgöl Folklorundan Cadılar ve Cadıcılar.” Türk Folklor Araştırmaları. Cilt 7. Yıl 13. Sayı 150. Ocak. 1962. s. 2606.

[55] Küçük, Abonoz. “Doğu Karadeniz Yöresi Doğum Sonrası İnanış ve Uygulamalarında Cadı/Obur.” Karadeniz. Yıl 3. Sayı 12. 2011. ss. 128.

[56] Mehmet, Abdulhakim. age. ss.171-172.

[57] Beydili, Celal. Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük. Ankara: Yurt Kitap-Yayın, 2005. s. 37.

[58] Alkarısı ile ilgili detaylı bilgi için bk. Sarpkaya, Seçkin. age .ss. 205-223.

[59] Minnegulov, Hatip. “Kazan Türkleri.” Türk Dünyası Edebiyat Metinleri Antolojisi. Cilt 1. Ankara: AKM, 2002.s.373

[60] Zaripova Çetin, Çulpan. “Tatar Türklerinde Mitolojik Varlıklarla İlgili Mitler ve İnanışlar (İyeler ve Yaratıklar).” Bilig. Sayı 43. Güz. 2007. s. 18-19.

[61] Mehmet, Abdulhakim. age. ss. 198, 199, 201, 22.

[62] Demiray, M. Güner. “Gemerek’te Tandır, Ferfene, Vicek, Alkarısı, Yunak ve Yakacaklar.” Türk Folkloru. Sayı 14. Eylül. 1980. s. 18.

[63] Dev için bk. Sarpkaya, Seçkin. age. ss. 62-92. Ögel, Bahaeddin. Türk Mitolojisi II (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar). Ankara: TTK, 1995. ss. 561-571.

[64] Sarpkaya, Seçkin. age. ss. 79-80, 244.

[65] Tavkul, Ufuk. age. s. 192.

[66] Tavkul, Ufuk. “Karaçay-Malkar Türkleri.” Türk Dünyası Edebiyat Metinleri Antolojisi. Cilt 2. Ankara: AKM, 2004. s. 316.

[67] Yıldız, Naciye. “Türk Destanlarında Kötü Huylu Devler.” Milli Folklor. Yıl 22. Sayı 87. 2010. ss. 44.

Gerçekten Çok İyi Bir Macera: Zamansız Mekanlar
What We Do In The Shadows Filminin Devamı Geliyor!