Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Türk Edebiyatında Fantastik Roman

Türk Edebiyatında Fantastik Roman

fantastik-kitap-dunyasi-banner

Fantastik roman Türk edebiyatında yeni bir türdür. Bu tür, Batıda pozitivizmin etkileri ile güç kazanmıştır. Sosyal hayatın modernizm tarafından kesin kontrolü Batılı okuyucuların fantezi romanına ilgisini arttırmıştır. Öte yandan, Türkiye’de bazı nedenlerle durum farklıdır: Türkiye’de birey Batılı karşılığı kadar sosyal hayata yabancılaşmamıştır, geleneksel hayatın kurallarına uyumlu yaşamaktadır; ayrıca dinin sosyal hayat üzerindeki etkisi devam etmektedir. Tüm bu nedenler türün gelişimini engellemiştir. Bu süre boyunca, Türk okuyucusu uzun süre Batılı fantastik roman çevirilerini, sinema filmlerini seyrederek türe aşina olmuştur.

2000 yılından sonra ilk fantezi romanları yazılmaya başlanmıştır. Türk fantezi edebiyatı birincil ve ikincil dünyaları anlatan az sayıda esere sahiptir. Birincil dünya fantezileri içerisinde “Karanlık Fantezi” ve “Şehir Fantezisi” alttürlerinde eserler verilmiştir. İkincil dünyaya dair üretilen fantezi romanları ise “Kılıç ve Büyü” ve “Epik Fantezi” alt türlerine girmektedir.

GİRİŞ

Popüler edebiyat türleri içerisinde yer alan polisiye, aşk ve popüler tarihi romanlar Türk edebiyatında uzunca bir süredir üretilmektedir. Türk okuyucusunun yabancısı olmadığı bu türlerdeki eserlere dair çok sayıda çalışma yapılmıştır. Korku, fantastik, bilim kurgu gibi türler ise birkaç örnek dışında neredeyse hiç üretilmemiş, dolayısıyla bu isimlere ait edebi sınıflamalar oluşamamıştır. Korku türünde H. Rahmi Gürpınar’ın Mezarından Kalkan Şehit, Gulyabani, Kerime Nadir’in Dehşet Gecesi, Vala Nurettin’in Karacaahmedin Esrarı, Ali Rıza Seyfi’nin Kazıklı Voyvoda, Vedat Örfi Bengü’nün Lord Lister Serisi, Behçet Safa’nın Şeytan, ve sonrasında Şeytan’ın Piçi adlı romanları yazılmıştır. Bilim kurgu türünde sadece iki eser mevcuttur: Dr. V. Bilgin’in Rüya mı Hakikat mi, Metin Atak’ın Gezegenler Savaşıyor adlı romanları. Fantastik roman türünde ise Giritli Aziz Efendi’nin Muhayyelat-ı Ledünn-i İlahi adlı eserinden başka bir metin kaleme alınmamıştır. Yakın dönemde ise çeşitli nedenlerle Türkiye’de telif fantastik eserler üretilmeye başlandığına şahit olunmaktadır. Ayrıca yerli fantastik eserlerin tüketici sayısının da giderek arttığı gözlenmektedir.

fantastik-buyu-kitapBu makalede öncelikle hangi tür eserlerin “fantastik roman” olarak tanımlanabileceği üzerinde durulacak, ardından fantezi romanın Türkiye’deki serüvenine ve yeni dönemde oluşan ilginin sebeplerine değinilecektir. Çalışmanın son bölümünde ise sayıları giderek artan yerli fantastik romanların dâhil olduğu alt türler hakkında bilgiler verilecek ve romanlardan alt tür özelliklerini en iyi yansıtanlar, modernizm ve modern yaşamla ilişkileri merkeze alınarak, incelenecektir.

Fantastik roman “olağanüstü”nün başat öğe olarak yer aldığı eserlere verilen addır. “Olağanüstü” ise gündelik hayatın, tamamen ya da kısmen, mantık sınırlarını ihlal ederek yeniden yorumlanması sonucu ortaya çıkan metinsel gerçekliği içerir. Burada fantastiğin hâkim öğe olması yani alegori için kullanılmak yerine kendi başına bir amaç haline gelmesi önemlidir. Tüm dünya edebiyatında siyasal metinlerden çocuk hikâyelerine kadar hemen her türdeki metinlerde fantastik unsurlar kullanılmaktadır. Ancak fantastik unsurların yer alması o metni “fantastik roman” kategorisinde ele almaya yetmemektedir.

Fantastik romanın sınırları uzun süre tartışma konusu olmuştur. 20. yüzyılın ortalarına kadar gotik edebiyattan halk hikâyelerine kadar birçok türdeki eser fantastik sınıfı içerisinde anılmıştır. Bu nedenle Erik Rabkin fantastiğin tek başına bir tür olarak adlandırılmasının zor olduğunu öne sürer. Sınır sorununu aşmaya çalışanların içerisinde en ünlüsü olan Todorov ise fantastiğe dair “belirsizlik” fikrini ortaya atar. Todorov’a göre bir esere fantastik denilebilmesi için okuyucunun eseri okurken gerçeklikle olağanüstü arasında bir çelişki yaşaması gerekir.

“Fantastik bu kararsızlık süresinde yer alır: Yanıtlardan herhangi birisini seçtiğimiz anda fantastikten uzaklaşarak komşu bir alana, ya tekinsiz ya da olağanüstü türlerin alanına girmiş oluruz. Fantastik, kendi doğal yasalarından başka yasa tanımayan bir öznenin görünüşte doğaüstü bir olay karşısında yaşadığı kararsızlıktır.”

Burada ortaya çıkan belirsiz durum eserin fantastik olarak tanımlanması için yeterli bir nedendir. Ancak Todorov’un bu tanımlaması birçok yönden sorunludur. Vijay Mishra’nın belirttiği gibi Todorov’un yaptığı tanımlama ideal okuyucular için geçerlidir. Bir eser, Todorov’un beklentilerine uygun olarak, ideal bir okuyucuda kararsızlık yaratabilir. Ancak bir başka okuyucu için aynı durum söz konusu olmayabilir. Sonuçta kararsızlık diye adlandırılan süreç oldukça subjektif görünmekte ve tüm eserler için geçerli bir kıstas oluşturamamaktadır.

Todorov’un çok tartışılan yaklaşımı özellikle Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi adlı seri romanının yayımı sonrasında önemini yitirmiştir. Günümüzde fantastik denilince akla gerçek dünyayla bağlantılı ya da ondan bağımsız ve ona alternatif olarak yaratılan ikincil bir dünya akla gelmektedir. Tolkien de fantastiğin bu ikili yanına dikkat çeker.

 “… Fantezi kelimesini bu amaç için kullanmayı öneriyorum: yani, bir anlamda hayal gücünün dengi olarak daha eski ve daha asil kullanımıyla “gerçek olmayanın” (yani Birincil Dünya’ya benzemezlik) ve gözlenmiş “gerçeğin” başatlığından bağımsızlığın, yani kısaca fantastik olanın türetilmiş kavramlarını birleştiren.”

Okuyucuların kafasında metinde hayat bulan bu ikinci dünyanın hayali oluşuna dair herhangi bir belirsizlik yoktur. Önemli olan ikincil dünyadaki maceraların yeterince etkileyici, sürükleyici biçimde ortaya konulmasıdır.

Günümüzde fantezi türü, eski halk masallarından, inanışlarından, destanlardan, romanslardan ve mitolojilerden alınan öğelerin üzerinde yükselmekte ve dünya çapında milyonlarca kişi tarafından okunmaktadır.

Fantastik edebiyatın Batı’daki yükselişinin incelenmesi bu türden eserlerin ülkemizde neden geç bir zamanda yazılmaya başladığı sorusunun cevaplanması için önemlidir. Batı edebiyatında fantezinin geçmişi binlerce yıl öncesinin mitolojilerine kadar gitmektedir. Modernizm öncesi dönemde fantastik edebiyatın üretim ve tüketiminin günlük hayatla doğrudan bağlantılı olduğu görülür. Fantastik eserler eski Yunan medeniyetinde ya da Ortaçağ Hıristiyanlığında hep bireylerin bilinmeyen dünya ile kurmak istedikleri bağın sonucudur. Dolayısıyla günlük inanışın bir parçasıdır. Modernizm sonrasında ise fantastik edebiyat, modern bireyin, günlük hayattan kovulan “olağanüstüye” dair merakına seslenmektedir.

Modernizm Batı’da ortaya çıktıktan sonra yaşamın tüm alanları pozitivist, ilerlemeci, bir anlayışla yeniden inşa edilmiştir. Hümanizm düşüncesinin gelişimi ile birlikte dinin sosyal hayattaki etkisi azalmıştır. Siyasal ve sosyal tüm alanların katı bilimsel bir anlayışla şekillenmesi insanın bilinmeyene yönelik ilgisini azaltmamıştır. Tam tersine gotik ve fantastik türdeki eserler özellikle modernleşmenin hız kazandığı son iki yüzyılda büyük ilgi toplamışlardır. Kentleşmenin de etkisiyle günlük hayatta yoğun bir yabancılaşma yaşayan bireylerin gerçek dünyadan uzaklaşma istekleri artık din tarafından değil fantastik edebiyat aracılığıyla dile getirilmeye başlanmıştır.

Türk edebiyatında da fantastik unsurlar her zaman var olmuştur. Evliya menkıbelerinde, Dede Korkut Hikâyeleri’nde halk masallarında fantastik çok sayıda olaya ve kahramana rastlanır. Ancak tüm bu zenginlik roman türü içerisinde sadece yan bir unsur olarak değerlendirilmiş, fantezi kendi başına bir tür olamamıştır. Fantastik, korku ve bilim kurgu türlerinin Türkiye’de gelişememesinin temel nedeninin geç modernleşme olduğu görülmektedir.

Bahsi geçen türler içerisinde özellikle fantastik edebiyatın geleneksel yaşam biçiminden büyük ölçüde etkilendiği anlaşılmaktadır.

Türkiye’de modernleşme süreci Batı’ya göre geç bir tarihte başlamış, pozitivist dünya görüşü yerleşememiştir. Devletin tüm çabalarına rağmen toplumsal yaşamın modernist bir anlayışla düzenlenemeyişi, hümanizmin merkezi bir rol edinemeyişi gibi nedenlerle geleneksel, dayanışmacı, dinin etkili olduğu ilişkiler etkisini devam ettirmiştir. Aynı şekilde bireysel yaşam hep geri planda kalmış ve toplumsal değerler önemini sürdürmüştür. Dolayısıyla Türk insanı günlük hayatında bilinmeyene dair sorduğu soruların cevabını dinde ve diğer geleneksel inançlarda bulmuştur. Batılı bireyin dinden uzaklaşarak entelektüel bir faaliyet alanı olarak fanteziye yönelmesi ve kişisel meraklarını burada gidermeye çalışmasına karşılık Türkiye’de bireyler böyle bir ihtiyaç hissetmemiştir. İslam dini, gerek yaşanan dünya, gerek ölüm sonrası dünya hakkında, modernizmin “fantastik” olarak tanımlayacağı birçok unsur ihtiva etmektedir. Genel olarak Doğulu, özelde de Türkiyeli bireyler günlük hayatın içinde “fantastik” birçok öyküyü dinlemekte, hissetmekte, inanmaktadır. Bu nedenle fantastik, günlük hayatın ötesinde, salt entelektüel faaliyet olarak algılanmamış, ilgi görmemiştir. Sonuçta hayatın içinde olan fantastiğin başka kaynaklarda aranmasına gerek kalmamaktadır.

fantastik-kitaplik-banner

Fantastiğin gelişememesindeki bir başka nokta ise Batılı “birey”in Türkiye’de geniş bir çevre oluşturamamasıdır. Bireyin gelişememesi, toplumsallığın her zaman ağırlığını koruması, bireysel arayışların ve zevklerin de önceden belirlenmiş sınırlar içinde kalmasına neden olmuştur. Bireyin topluma “yabancılaşamaması” yaşama ve toplumsal değerlere dair sorgulamalara girişmesine engel olmuştur. Bireyin kişisel dünyasında ortaya çıkabilen soruların cevabı daha önce oluşmuş bulunan toplumsal zihniyet tarafından cevaplanmıştır. Doğulu birey kendine has, kendi zevklerini yansıtan özel bir dünya arayışı içerisine girmeyerek elinde olanla yetinme yolunu tutmuştur. Bireysel hayal dünyasının büyük önem taşıdığı fantezi türü ise gelişme imkânı bulamamıştır.

1980’li yıllarda bu durum değişmeye başlamıştır. Öncelikle kültürel ortamın yeniden şekillenme sürecine girmiştir. Batıdan her geçen gün artan sayıda roman çevrilmeye başlanmış, Barbar Conan gibi fantastik çizgi romanlar ve filmler Türk okuyucusunun fantezi türüne aşina olmasını sağlamıştır. 1990’lı yıllarda bilgisayarın gelişimi, yeni nesillerin FRP (Fantasy Role Playing) adlı fantastik oyunlarla tanışmasına, fantezi dünyasının kabul gören özelliklerine dair fikir sahibi olmalarına yol açmıştır. 1990’lı yıllarda çeviri fantastik roman ve sinema filmlerinin sayısının her zamanakinden fazla artması türün gerçek anlamda Türk edebiyat çevresince kabul edilmesini sağlamıştır.

1980’li yıllarda Türkiye’de değişen ekonomik, toplumsal koşullar yeni nesillerin bireysel yaşamlar kurmalarının önünü açmış, bireysel zevklerin ve arayışların önünü açmıştır. Bu dönemde yetişen nesiller –önceki kuşakların aksine- hem istedikleri faaliyetleri yapabilecekleri imkânlara kavuşmuş, hem de toplumsal değerlerin etkisinin giderek azalması ile birlikte kişisel hayal gücünü öne çıkarma şansını elde etmişlerdir.

Yukarıda bahsedilen değişimleri yaşayan Türk okuyucusu ve edebiyat üreticisi 2000’li yıllara fantezi türüne hazır olarak girmiştir. Aşağıda bahsedilecek olan tüm eserler, yani Türk fantezi edebiyatı ilk defa bu yıllardan itibaren ortaya çıkmıştır. Bu tarihten öncesinde ise fantastik romanlara rastlanmamakta, bu türün unsurlarının farklı amaçlarla romanlarda kullanıldığına şahit olunmaktadır.

Fantastik edebiyat temelde iki yoldan üretilir. “Birincisi fantastiğin yaşanan dünyada, bilinen gerçekliğin içine bilinmeyenin girmesiyle meydana gelmesi; ikincisi bilinen insan, mekân, zaman modelli evrenden farklı evrenlerin anlatılması.” Bilinen, birincil dünyayı anlatan eserler bilinen dünyanın sınırları içerisinde gerçekleşen fantastik olayları konu almaktadır. Bu tür eserlerde bilinen gerçeklik ile fantezi dünyası iç içe, birbirini tamamlar biçimde yer alırlar. İkincil dünyayı anlatan fantastik eserler ise yaşadığımız dünyadan tamamen farklı, sınırları, mekân ve zamanı yeniden kurgulanmış bir çevrede geçer. İkincil dünya fantezilerinde insanların yanı sıra gerçek dünyada var olmayan çok sayıda canlıya yer verilir. Fantastik edebiyatın pozitivizme olan karşıtlığı nedeniyle her iki türdeki romanlarda sihir ve büyü yoğun biçimde kullanılır.

Birincil ve ikincil dünya fantezileri de kendi içlerinde çok sayıda alt başlığa ayrılmaktadır. Romanlardaki mekânlar, işlenen konular, karakterlerin nitelikleri gibi çeşitli unsurlar alt türleri belirlemektedir. Bu alt türlerin neler olduğuna dair Batı edebiyatında bir uzlaşma yoktur. Kimi yazarlar bilim kurgu eserleri de fantastiğe dâhil ederken, kimileri gotik romanı bir alt başlık olarak el almaktadır. Buna rağmen kimi alt tür isimleri üzerinde ise genel bir uzlaşı görülmektedir. “Epik Fantezi”, “Şehir Fantezisi”, “Kılıç ve Büyü” gibi türler bunlardan bazılarıdır.

Türkiye’de ilk defa 2000’li yıllarda yazılmaya başlanan fantastik romanlar, birincil ve ikincil, her iki dünyayı da konu edinmişlerdir. Ayrıca alt türlere ait yetkin örnekler verilmiştir.

Diablo III İlk Gece Satışı Sürprizi
Men in Black 3 Geliyor!