Anasayfa » AYBABTU » Neden Saga’ya Başlamalısınız?

Neden Saga’ya Başlamalısınız?

Ne yaptığınızın hiçbir önemi yok. Bırakın ve Saga çizgi romanını okuyun. Bu konuda oldukça ciddiyim. Brian K. Vaughan ve Fiona Staples imzalı Saga, yayınlanmaya başladığı 2012 yılından bu yana neredeyse tüm çizgi roman ödüllerini domine etmiş bir seri. Image Comics tarafından basılan serinin, kazandığı ödülleri sonuna kadar hak ettiğini belirtmek gerek. Bu harika çizgi roman serisini hala okumadıysanız aklınızı çelmek ve sizi okumaya ikna etmek için sayabileceğim birkaç neden var.

Karakterleri

Saga, karakter çeşitliliği ve özgünlüğü konusunda diğer serilerden çok ayrı bir seviyede. Bir uzay macerası olan seride, aklınıza gelebilecek ve gelmeyecek sayısız miktarda ırk ve türden karakter bulunuyor. Televizyon kafalı yarı insan yarı robotlardan, canının istediği yere giden ağaçtan uzay gemilerine, dev örümcek ödül avcılarından yalan söylendiğinde hemen itiraz eden kedilere kadar ardı arkası kesilmeyen bir karakter çeşitliliği var.

Bu kadar çeşitli karaktere ev sahipliği yapmasına rağmen karakterlerin neredeyse hepsi kendine özgü özelliklere sahip. Yani bir türün üyeleri birbirinin kopyaları olarak karşımıza çıkmıyor. Hemen hemen her karakterin kendi kişiliği bulunuyor çizgi romanda.

Konusu

Saga‘nın uzayda geçtiğini söylemiştim ki tam olarak bir uzay operası olduğunu belirtmeliyim. Hatta ilk tanıtıldığı zaman Star Wars ile Game of Thrones‘un bir karışımı olduğu söylenmişti. Tabi buna Romeo ve Juliet gibi iki düşman türe mensup ana karakterlerimizin aşkını da eklediğimizde ortaya okuması oldukça ilginç ve keyifli bir seri ortaya çıkıyor.

Hikayesine kısaca değinmek gerekirse. Landfall teknoloji konusunda oldukça gelişmiş bir topluluktur ve en belirgin özellikleri sahip oldukları peri tarzındaki kanatlarıdır. Wreath mensupları ise teknoloji konusunda gelişmemiş olsalar bile büyü gücüne sahiptirler ve koç gibi boynuzları vardır.

 

Bu iki tür birbirleriyle amansız bir savaşın içindeyken Landfall askeri Alana ve Wreath askeri Marko birbirine aşık olurlar ve üstüne bir de dünyalar sevimlisi bir çocukları olur. Ancak bu aşıklar ailelerini içinde bulundukları savaştan ve peşlerindeki düşmanlardan koruyabilmek için epik bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculuklarında ise garip dostluklar ve düşmanlıklar kurup başlarına ilginç olaylar gelir.

Cesareti

Açıkça söylemek gerekir ki Saga bundan 30 yıl önce yazılmış olsa bu kadar büyük bir başarı yakalaması ve değerinin bilinmesi için günümüze kadar beklemesi gerekirdi. Çünkü dili, olayları ve karakterleri çizgi roman dünyası için fazlasıyla cesur. Özellikle cinsellik konusunda bu kadar açık, gerçekçi, hoşgörülü ve doğal olabilmesi onu günümüz dünyası için harika bir konuma sokuyor. Yani Sense8 dizi dünyası için neyse Saga da çizgi roman dünyası için odur.

Ayrıca şiddet ve politik konularda da elini taşın altına koymaktan çekinmiyor Saga. Yozlaşma, savaşın yaşattığı acılar, politik ihtiraslar, sapıklar ve psikopatlar Saga’da her zaman karşınıza çıkabilecek şeyler.

Güzelliği

Fiona Staples, çizim konusunda harikalar yaratıyor. Karakterler, manzaralar, şehirler… Saga okurken görsel olarak da belirli bir tatmin seviyesine ulaşacaksınız. Ancak Saga‘nın güzelliği bununla sınırlı kalmıyor. Saga, bulabileceğiniz en güzel ve kalbe dokunan aile hikayelerinden birisini anlatıyor aslında.

Marko ve Alana, ailenin kan bağı ile değil duygu bağı ile kurulduğunu olabilecek en güzel şekilde anlatıyor bize. Onlar aşk peşinde koşan karakterler değiller. Zaten birbirlerine sahipler. Macera ya da heyecan arayan maceracılar da değiller; sadece ailelerini ve bebekleri Hazel‘i korumaya çalışan ebeveynler. Onların tek istediği savaştan kaçıp huzurlu ve güvenli bir şekilde yaşamaktır. Bunu sağlamak için de olmadık karakterlerden yardım alırlar. Kimi zaman  hayalet bebek bakıcıları olur, kimi zaman fok adamı arkadaşları.

Saga, uzayın tüm çılgınlığı ve karmaşası içinde bebek yetiştirmeye çalışan bir çiftin hikayesi. Ve söyleyin bana, böyle bir konuyu başka nerede okuyabilirsiniz ki? Hem de bu kadar kaliteli bir şekilde.

Mizahı

Saga, güzel hikayesini anlatırken bir yandan da komik olabilmeyi başarabiliyor. Brian K. Vaughan, Y: The Last Man gibi önceki eserlerinde oldukça iyi bir mizahi yanı olduğunu kanıtlamıştı. Saga da bu mizahtan payını yeterince alıyor. Bu sonsuz karakter ve olay çeşitliliğinde bazen o kadar absürt ve karmaşık olaylar yaşanıyor yahut karakterler öyle ilginç ancak doğal tepkiler veriyor ki gülmemek gibi bir seçeneğiniz olamayabiliyor.

Kısacası Saga okurken tüm duygularınızın harekete geçebileceğini söyleyebilirim.

Ghüs

Ghüs, yukarıda bahsettiğim fok adam karakteri. Her ne kadar hikaye üstünde çok büyük bir etkisi olmasa bile Ghüs, Saga‘da en çok sevdiğim karakterlerden birisi. Verdiği tepkiler, doğallığı, sevimliliği ve arkadaşları üstündeki korumacı tavrı onu favori karakterim yapıyor diyebilirim.

Jessica Estephan, Magic: The Gathering Grand Prix'i Kazanan İlk Kadın Oldu
Son Gülyabani'nin Korku Odası - Orta Asya Türklerinde İnanışlar, Korku Hikayeleri ve Ürkütücü Varlıklar!