Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Lovecraft – Korku Edebiyatının Kralı

Lovecraft – Korku Edebiyatının Kralı

Korkuyu yaşayarak yazdı…Yazdıkları gerçekle karışıyordu…

İnsanlığın bu günkü karanlığına neden olan güçleri anlattı..

Türk okurlarının birkaç meraklısı dışında hiç tanımadığı Howard Phillips Lovecraft zor da olsa birkaç paragrafa sığdırma çabasında olacağız. Dünya korku edebiyatında çok önemli bir yeri olan Lovecraft, eğer sadece bir korku romancısı veya öykücüsü olsaydı, belki sayfalarımızda yer bulamayabilirdi fakat Lovecraft yazdıklarını yaşadığını ima eden ve başka uzmanlar tarafından bu yönüyle tanımlanan biriydi. Onun romanları günümüzde çok daha pop olsa da, Stephen King veya Dean Koontz gibi büyük korku yazarlarının çıkış noktası ya da ilham kaynağı oldu. Bu kadar da değil, Lovecraft, bir çok sinema başyapıtının kaynağı olarak da, korku sinemasının vazgeçilmez kaynaklarındandı. Son aylarda perdede ve ekranda birkaç kez izlediğimiz, başrolünü Jurassic Park´ın yıldızı Sam Neill´in oynadığı “In the Mouth of Madness – Çılgınlığın Ağzında” onun 1931´de yayınlanan en etkin romanlarından biri olan “At the Mountains of Madness”den ortaya çıkan bir alıntıydı. Neyse, kimdi Lovecraft, nasıl yaşadı ama daha da önemlisi amacı neydi? Yarattığı korku evreni, çılgın bir beynin hayalleri miydi yoksa “yaşadıklarım, beni çıldırtacak, yazmak istedim ama çok azını…” dediği gibi gerçek miydi?

Vücut ısısını kontrol eden adam…

H. P. Lovecraft 1890 – 1937 yılları arasında yaşadı. 27 Nisan 1933 yılında dostu James Morton’a yazdığı mektupta ailesinin kör tanrı Azoth’dan geldiğini söylemişti. Anne­si Su­si­e, kız ço­cu­ğu bekliyordu ve bu ne­den­le Lo­vec­raft’ı ilk yıl­la­rın­da kız gibi giydirdi. Küçük Howard, 3 ya­şın­dan 6 ya­şı­na ka­dar u­zun sa­rı lül­e­le­rin­den kur­tul­mak i­çin an­ne­si­ne yal­var­dı a­ma annesi o­nu bir kız çocuğu gibi görmek istiyordu. Fakat, so­nun­da an­ne­si is­tek­le­ri­nden ve baskısından vazgeçti. Çok na­dir olarak çocuğuna do­ku­nu­yor ve her­ke­se Lo­vec­raft’ın yani kendi çocuğunun ne ka­dar çir­kin ol­du­ğu­nu an­la­tı­yor­du. Ba­ba­sı, Win­fi­eld Lo­vec­raft, 1898 yı­lın­da çıl­dı­rıp tah­min­le­re gö­re Frengi has­ta­lı­ğın­dan öl­müş­tü. An­ne­si kocasının ö­lü­münden sonra es­ra­ren­giz ve gi­zem­li ya­ra­tık­lar gör­me­ye başladığın iddia ediyordu. 6 ya­şın­day­ken kla­sik mi­to­lo­ji o­nun i­çin bir tut­kuydu. A­ğaçların ruh­la­rı­nı ve Pa­gan tan­rı­sı Pan’ı gör­dü­ğü­ne ger­cek­ten i­nan­ıyordu. İlginç bir yeteneği daha çok küçük yaşlarda geliştirmeye başlamıştı, Lo­vec­raft sürüngenlerde ve­ya ba­lık­larda ol­du­ğu gi­bi “Po­i­ki­lot­her­mis”i ya­ni vü­cu­d ısısının çev­re­de­ki ı­sı­ya u­yum sağ­la­ma­sı­nı istediği anda başarabiliyordu. Bu garip yetenek, onun ilk normaldışı olayı oldu. Bi­og­ra­fi ya­za­rı L. Spra­gu­e de Camp’a gö­re Lo­vec­raft’ın e­li­ni sık­mak bir ce­se­tin e­li­ni sık­mak gi­bi bir­şeydi.

Araştırmacılar Lo­vec­raft´ın psikolojik za­yıflıklarının çok olduğunu belirtiyorlar. Na­rin­li­ği ve da­ya­nık­sız­lı­ğı yü­zün­den yük­sek o­kul bi­ti­re­me­miş ve ko­lejlere her girişi kısa bir zaman sonra ortaya çıkan bir si­nir kri­ziy­le so­na er­miş­ti. Buna karşın ken­di­ni i­yi e­ğit­­ti ve il­gi­si­ni ce­ken bü­tün ko­nu­lar­da son de­re­ce bil­gi­liy­di. Yir­mi yaş­la­rı­nın or­ta­sın­da ken­di­si­ni dün­ya­dan uzaklaşmasına rağ­men ya­zı yazmayı sürdürdü, a­ma­tör ga­ze­te­ci­li­ğe kalkıştı ve ga­ze­te­ler­de as­tro­no­mi ü­ze­ri­ne kü­çük ya­zı­lar yaz­dı. 1917´den sonra ken­di­ni ta­ma­men es­ra­ren­giz fan­ta­zi öyküler yaz­ma­ya verdi ve bu ya­zı­lar a­ma­tör der­gi­ler­de ya­yım­lanıyordu. 1921’den sonra baş­la­yan pro­fes­yo­nel ya­zı ka­ri­ye­ri sü­re­sin­de Lo­vec­raft 60 ya ­da da­ha faz­la kı­sa hi­ka­ye ve kı­sa ro­man çı­kar­mış ve bun­la­rın ço­ğu “We­ird Ta­les” der­gi­sin­de ya­yım­lan­mış­tı. “The Ca­se of Char­les Deks­ter Ward” adlı bir ro­ma­n, sa­yı­sız ma­ka­le­ler ve çok sa­yı­da mek­tup yaz­mış­tır. Bu mek­tup­lar Ark­ham Ho­u­se ta­ra­fın­dan beş cilt o­la­rak sonradan basılacaktı. İ­ki önemli bi­og­ra­fi­si var­dır. Bi­ri L. Spra­gu­e de Camp ta­ra­fın­dan ya­zı­lan ve kap­sam­lı ol­duğu için be­ğe­ni­len “Lo­vec­raft-A Bi­og­raphy”. İ­kin­ci­si de Frank Belk­nap Long’un “Ho­ward Phil­lips Lo­vec­raft” adlarını taşır. Bu i­kin­ci ki­tap onun garip ki­şi­li­ği­ni iyi anlatır. De Camp’ın ki­ta­bı çık­tı­ğın­da Lo­vec­raft’ın hay­ran­la­rı o­nu şid­det­le it­ham et­miş­ler­di. Bu­nun ne­de­ni Lo­vec­raft’ın biografide bir ırkçı o­la­rak gösterilmesi olabilir. Av­ru­pa­lı­lar A­me­ri­ka’nın yer­li­le­ri­ni ilk gör­dük­le­rin­de,on­la­rı ya­ba­ni ve vah­şi in­san o­la­rak gör­mek­tey­di­ler çünkü sa­de­ce ken­dilerini uy­gar­ ka­bul­ ediyorlardı. Lovecraft´da öyleydi ve Yahudi düşmanlığını da destekliyordu. Buna karşın tek bir evlilik yaptı, karısı Sonia Green adlı bir yahudi kızıydı.

“Evrensel kötülüğün kaynakları Orion´dan geliyor…”

Lo­vec­raft´ın eserlerini kor­ku e­de­bi­ya­tı olarak tanımlamaktan çok ötede sa­nat olarak görmek gerekir. Bi­lim kur­gu ve fan­ta­zi ya­za­rı Fritz Le­i­ber’in ta­ri­fi­ne gö­re Lo­vec­raft’ın hayallerinin kozmik öl­çü­sünü tanımlamak için yazdıklarını Kopernik´in astronomi devrimiyle karşılaştırır. ”H. P. Lo­vec­raft’ın rü­ya ma­ce­ra­sın­da” Dar­rell Schwe­it­zer şun­la­rı söy­le­mek­te­dir; “Es­ki ba­tıl i­nanç­la­rı­nın i­çe­ri­ği­ni en ye­ni bi­lim­sel ke­şif­ler­le bağ­la­ma­sı­nı bi­len tek ki­şi Lo­vec­raft’dır. Man­tık­lı ve me­ka­nik bir ko­nu kul­la­nır ve o­ku­yu­cu­la­rı­nı u­çu­ru­mun ke­na­rı­na ge­ti­rip son­ra o­ra­dan a­tar.” Ama herşey bir yana Lovecraft deyince akla hemen “Cthulhu Miti” gelir. Onu korku ve gizem evreninde dünya çapında yapan Cthulhu Miti´dir. Aşağıda okuyacaklarınız bir romanın alıntısı değildir, Lovecraft´ın tanımıyla gerçek aslında böyledir ama İnsan Irkı bu gerçekten habersiz kılınmıştır. Eserin temelinde dinsel bir motif vardır, Şeytan´ın Cennet´den kovulması ve kötülüğün gücü öykünün ana fikridir. Tüm öykülerde evrensel kötülüğün kokusu duyulur, Cthulhu´nun kötülüğü benzeri yazarların yani Poe, Ambros Bierce, Arthun Machen ve Lord Dunsany gibilerinin eserlerinde işledikleri mitolojik kötülük duygusundan çok daha etkin, derin ve bulaşıcıdır. Gerek Cthulhu, gerekse de Yog-Sothoth veya Yuggoth adlarıyla tanımlanan mitolojik yaratıklar Lovecraft´ın “Eski ya da Yaşlı Tanrılar”dırlar. Büyük veya Sonsuz Boşluk´da varolurlar, kötü değildirler Orion Takımyıldızı´nda Betelgeuse yıldızı yakınında barış içindedirler, çok ender olarak harekete geçerek kötülüğün güçleriyle insan ırkı arasındaki bitimsiz savaşın arasına girerler. Kötülük güçleri genelde “Büyük Eskiler” veya “Antik Eskiler” diye tanımlanabilirler. Aslında bu kötü güçlere “Antik Büyük Çocuklar”de denebilir, tüm mitlerdeki, masallardaki ve öykülerdeki korkunç görünümlü yaratıklar onlardırlar. En güçlüsü veya büyüğü kör aptal tanrı Azatoth´dur. Bir diğeri zaman ve mekanın dışardaki oyuncusu Yog-Sothoth´, Antik Eskiler´in sözcüsü veya habercisi ise Nyarlathotep´dir.

Kötülüğün kokusunu hissedebiliyor musunuz?

Büyük Cthulhu, denizlerin en derin yerinde yaşar, onun üvey kardeşi Hastur konuşamaz ve gökle, yıldızlararası boşlukta dolaşır ve ağaçların efendisi kara keçi Shup-Niggurath Antik Eskiler´in sonuncusudur. Nyarlathotep, toprak ruhlarıyla, Cthulhu su ruhlarıyla, Hastur hava ruhlarıyla ilişkilidir, Shup-Niggurath ise bereketin ve çoğalmanın kaynağıdır. Ayrıca uykunun efendisi Hynops, kar adam Migo “Yeti efsanesinin ve Güney Amerika tanrılarından Quetzalcoatl´ın kaynağıdır” ve diğerleri Cthulhu Miti´nin temel öğeleridirler. Lovecraft´ın inanılmaz derecede saçma görünen öykülerine ya da özgün mitolojisine girdikçe karşınıza yavaş yavaş tuhaf ama çelişkisiz, doğadışı ama çok tanıdık gelen bir tablo çıkmaya başlar. Örneğin Eskiler´in yaşadığı yerlerin arasında Aldebaran yıldızı, Hyades Takımyıldızı gibi dünyadışı yerlerin dışında, Leng Platosu, Massachusetts, Salem, Marblehead ve Dunwich gibi yerler vardır. Ve biraz dikkat edildiğinde, tüm bu yerlerde gerçekten kötü bazı olayların Lovecraft´dan önce veya sonra yaşanmış oldukları görülür. Ama bu kötülük farklıdır, asla New York´un, San Francisco´nun veya Hong Kong´un kötülüklerine benzemez. Lovecraft´ın kötüleri veya Eskiler, bir başkadırlar onların olduğu yerde havanın bile tadı farklıdır, kötülüğü doğuştan hissedenler orada rahat edemezler…

Lovecraft, mitoslarında sık sık korkunç bir kitaptan “Necronomicon”dan söz eder. Çılgın Arap Abdül El Hazred tarafından yazıldığına inanılan Necronomicon´da Eskiler anlatılır, onlar bilincin ötesindedirler, zaman zaman kendilerini göstererek mekanı ele geçirmeye kalkışırlar, amaçları tarihi ve kronolojiyi etkilemektir. Kitap, onların yöntemlerini ve ilişkilerin yollarını anlatır. MS 730´da yazılan Necronomicon, 1600´e kadar 8 kez basılmış sonra kaybolmuştur. Bugün bir kopyası British Museum´da yeraltında bir kasada saklıdır, okunması, okutulması, el sürülmesi yasaktır, çok özel konuklara uzaktan, bir camın arkasından gösterilir. Bilinen ikinci bir kopyası ise ABD´de İnnsmouth´da Miscatonic Üniversitesi´nin kasasındadır. İnananlara göre veya anlatılanlara göre El Hazred, kitabı bitirdikten sonra Memlük Sultanı Kayıtbay´a götürür ama aynı gece El Hazred´in feci bir şekilde can çekişerek ölmekte olduğu haber verilir, Çılgın Arap şekil değiştirerek ölür. Ertesi gün evi, tüm eşyaları yakılarak yok edilir. Ama Sultanın müneccimbaşısı emre rağmen kitabı saklar sonra kitap Sicilya´ya, oradan da İtalya´da Verona´ya götürülür, orada Latince´ye çevrilir. Sonrası karmaşık ve bilinmiyor ama kayıp ipucu yüzyıllar sonra Lovecraft´la ortaya çıkar. Onun yazdıkları, anlatıları Necronomicon´la aynı paraleldedir. Peki acaba Lovecraft nereden biliyordu? Yoksa korkunç kitabı eline mi geçirmişti?

“Elinizi çabuk tutun, izleniyorsunuz…” Necronomicon

H.P.Lovecraft tüm yaşamı boyunca tek bir amaç güttü, karanlık güçlerle savaşmak için dünyaya geldiğine inanıyordu. Sisli gecelerde tek başına sabahlara kadar sokaklarda dolaşıyor, çalışma odasının penceresinden saatlerce ayı seyrediyordu. Fakat asla bir mistik değildi, sadece mücadelesine inanıyordu, ona inananlar neden yanlız olduğunu sorduklarında hiç gülmeyen bu sessiz adam gülümsüyor; “Bana inanmazlar, bu iş o kadar ciddi ki, salt macera için heveslenip yardıma gelen biri için çok tehlikeli olabilir…” diyordu. Ama ilk önce August Derleth, kendini ona kabul ettirdi, sonra da ikisine S.Prague De Camp ve Lin Carter katıldılar. Arkadaşları artık Lovecraft´ın yanlız bırakmıyorlar ve kimsenin bilmediği garip çalışmaları geceler boyu sürdürüyorlardı.

1937 yılının yağmurlu bir Eylül sabahında, Camp´ın telefonu çaldı, Derleth telefondaydı; “Öldürdüler, onu öldürdüler, onu gerektiği gibi koruyamadık.” Lovecraft karanlık bir güç tarafından öldürülmüştü, arkadaşlarına göre belli izler ve işaretler vardı ama polise göre ise garip ama normal bir ölümdü. Bu arada Londra´dan Dennis Wheatley´den yardım teklifi geldi, Whetley “Doğrunun Ekibi” adlı bir grubun başıydı, garip bir mektup yazmıştı. “Dünya düşünürleri, karanlık güçlerle olabildiğince mücadele edin, yardım size ve Terra´ya (Dünya), Orion´dan yansıyarak ve güç alarak gelecektir.” diyordu. Bu noktada Necronomicon akla geliyor; Lovecraft´a göre, İşte size inanılmaz kitaptan çok küçük bir bölüm;

“İnsanoğlu´nun 121 yılında bir Hyades ve Aldebaran yıldızları istenilen noktaya gelirler. Bu an çok önemli bir andır, işte isimlerini ağzımıza alamadığımız Yaşlılar´ı kapatıldıkları derin uykudan alıp dünyada onları bekleyen tahtlarına oturtmanın zamanıdır bu. Ama dikkatli olun, bu iki iyi yıldızı Hyades ve Aldebaran´ı Orion her an izlemektedir, işte bu felakettir. Elinizi çabuk tutun, adlarını söyleyemediğimiz büyüklerimizin tahtları boş kalmasın…” Bilinmeyenin sınırı, sonsuzluğu kazımaktan öte geçemez…

Lovecraft, Cthulhu´nun Çağrısı´nda Necronomicon´dan özgün bir satır verir; “Ph´nglui mglw´nafh Cthulhu R´lyeh wgah´nagl fhtagn” anlamı şöyledir; “Cthulhu R´lyeh´deki evinde rüyaları bekliyor, Antik Sütünların kenti İrem´den ve “İsimsiz Kent”den Cthulhu´nun çağrısıdır bu.” Lovecraft tüm öykülerinde bu temayı işler ve çağrıyı yineler. Onun rüya dünyasında anlatılanlar, günümüzün insanı için düşündürücü olmayabilir, hatta alışılmadık farklılıktadır. Aslında Yaradılış, Varoluş ve Sürelilik konularında tüm bilinen inançlara ters gelebilir oysa temelde anlatım veya üslup farkı vardır. Dikkatli olunur ve inatla incelenirse Antik Yunan, Roma ve 18.Yüzyıl İngilteresinin fantastik dünyasıyla izdüşümler ve paralellikler içindedir. Onun garip, korkunç ve unutulmaz öyküleri günümüzde de geçerlidir ve hatta yayınlandığı dönemden ötede ölümünden sonra ki otuzuncu yılda çok daha etkindir. Üstelik dünya çapında bir çok kesim için Lovecraft ve öyküleri bugün çok daha saygın ve beğenilirdir.

Lo­vec­raft’a gö­re es­ra­ren­giz öykülerde kor­ku­tu­cu o­lay­la­rın do­ğal bir bi­çim­de çö­zül­me­si doğ­ru de­ğil­dir, çün­kü o za­man anlatı kor­ku hi­ka­ye­si ol­mak­dan çı­kar. Bu yüz­den Char­les B. Brown ve Ann Radc­lif­fe gi­bi go­tik ya­zar­la­rı e­leş­ti­rir çün­kü on­lar “ya­ra­tık­la­rı­nı do­ğal a­çık­la­ma­lar­la ya­ra­lar­lar”. Lovecroft, Matt­hew Gre­gory Le­wis”The Monk-Rahip´in ya­za­rı, 1796″ hak­kın­da, hiç­bir za­man ha­yal ya­ra­tık­la­rı­nı do­ğal a­çık­la­ma­larla küçültmediğini söyler. Lo­vec­raft ger­çek­dı­şı o­lan bir ger­çek­ci, bir pa­ra­doks­dur, kor­ku­nun e­fen­di­si o­la­rak ta­nı­nan bu a­dam ken­di­si­ni “ne o­nay­la­yan ne de bir­şe­ye kar­şı çı­kan bir ag­nos­tik” o­la­rak gör­mek­teydi. Bu Zen’e ben­ze­yen ne o­nay­la­ma ne de kar­şı çık­ma yak­la­şı­mı gizemciliğin çok ö­nem­li bir par­ça­sıdır. Lo­vec­raft´ın koz­mik yak­la­şı­mı­ bir gizemciye uy­gundur, bu­nu şöy­le ya­za­r; “Bi­lin­me­ye­nin sı­nı­rı son­suz­lu­ğun ve sı­nır­sız­lı­ğın üst ­ta­ba­ka­sı­nı ka­zı­mak­tan baş­ka bir­şey ya­pa­maz.”

Uy­ku du­va­rı­nın ö­te ya­nın­da…

Lo­vec­raft birçokları için man­tık­lıydı a­ma man­tık­ dı­şı bir ta­ra­fı da var­dı ama bu o­nun sa­na­tı­nı güçlendiriyordu. Tam bir Dr.Jekyll-Mr.Hyde ti­piydi; Ge­ce­le­ri gizemci, gün­düz­le­ri u­ya­nıkken man­tık­lı biri, gündüzleri bey­ni­ni man­tık yö­net­mek­dey­di, a­ma o anlarda çok sıkı bas­tı­rı­lan bi­lin­çal­tı u­çuş­day­dı ve ge­ce şo­vu­nu baş­lat­mak i­çin uy­ku­ya dal­ma­sı­nı bek­le­mek­dey­di. Lo­vec­raft’ın genç­li­ğin­de baş­la­yan rü­ya­la­rı sı­ra­dı­şı bir çan­lı­lık­day­dı­lar. Bir örnek olarak 1920’de Re­in­hardt Kle­i­ner’e rü­ya ger­çek­le­rin­den söz eden bir mek­tup yaz­mış­tı: “Bi­ze ya­ban­cı ge­len gö­rü­nüm­le­ri zi­hin­sel göz­le gör­mek in­sa­na bir es­ra­ren­giz, fan­ta­zi­ do­lu, dün­ya­dı­şı bir deney ve­ri­yor.Ben bu rü­ya­la­rı on­la­rı ha­tır­lı­ya­bil­di­ğim yaş­dan be­ri gör­mek­de­yim ve her­hal­de ö­bür ta­ra­fa ge­çe­ne ka­dar da gö­re­ce­ğim.”” Lo­vec­raft’ın şa­şır­tı­cı ha­fı­za­sı u­yu­ma­dı­ğı za­man­la­rın ya­nı­sı­ra rü­ya­la­rı­na ve ka­bus­la­rı­na ka­dar e­riş­mek­dey­di. Lo­vec­raft’ın mek­tuplarını dü­zen­le­yen Do­nald Wan­dre­i ve A­u­gust Der­let­h´e gö­re o hiç­bir za­man ger­çek ha­yat­ta yaşadıklarınıi ve­ya o­ku­du­ğu bir­şe­yi u­nut­mazdı a­ma ay­nı za­man­da ka­bus­la­rın­da gör­dük­le­ri­ni de her za­man ak­lın­da tu­tuyordu. Lo­vec­raft ger­çek­ten ol­muş bir o­lay gi­bi renk­le­re, ko­ku­la­ra, tat­la­ra, ses­le­re ve his­le­re ka­dar rü­ya­la­rı­nı ha­tır­lıyordu.

İşte Lo­vec­raft´dan bir rüya anlatısı; ”Nyar­lat­ho­tep bir ka­bus­dur ve ta­ma­men be­nim fan­ta­zim­dir. O­nun ilk pa­rag­ra­fı­nı da­ha tam u­yan­ma­dan yaz­mış­tım. Bü­yük san­cıy­la, ku­lak çın­la­ma­sıy­la ve baş ağ­rı­sıy­la u­yan­mış ve bir­şe­yin kay­bol­ma­ma­sı i­çin bü­tün ha­tır­la­dık­la­rı­mı bü­yük bir a­ce­ley­le yazd­mış­tım.” Hi­ka­ye rü­ya­sı­nın i­zi­ni aynen ta­kip eder an­cak da­ha dra­ma­tikdir. 1921’de yaz­dı­ğı “The Mu­sic of E­rich Zann” hi­ka­ye­si, Pa­ris’de geçer. İl­ginç o­lan, hiç­bir za­man o­ra­da bu­lun­ma­dan bu hi­ka­ye­yi na­sıl yaz­dı­ğıy­dı, sorulduğunda “Ed­gar Al­lan Po­e’nun eş­li­ği i­le rü­ya­la­rım­da o­ra­ya git­tim” ce­va­bı­nı vermişti.Lo­vec­raft’ın ba­zı gizemli rü­ya­la­rı, ya­zı yaz­mak­tan yo­ru­lup öğ­le­den­ son­ra­la­rı din­le­nir­ken görüyordu. 1920 yı­lın­da yaz­dı­ğı mek­tup­da bir kaç sı­ra­dı­şı rü­ya­sı­ı­nı ta­rif e­dip şu­nu söy­le­di;“Çok sık böy­le da­lıp sürekli ileri giden sı­nı­ra ge­li­yo­rum ve bu bana çok yar­dım­cı o­lu­yor.” Kay­nak­la­rı ne o­lur­sa ol­sun Lo­vec­raft yazıyordu ve bazen folklörden ve mi­to­lo­ji­den ya­rar­lan­mak­day­dı. Hi­ka­ye­le­rin­de ge­niş bil­gi­si , bil­has­sa gi­zem­li o­lay­lar­da kaynağı belirsiz es­ra­ren­giz bil­gi­si dikkat çekiyordu, bu­nun en i­yi ör­neklerinden birisi Lo­vec­raft’ın 1928’de yaz­dı­ğı “Dunw­hich Kor­ku­su” ad­lı kı­sa ro­ma­nın­da görülür; Ye­ni İn­gil­te­re’nin fe­no­me­ni­nin taş bir da­i­re ol­du­ğu be­lir­tirken ay­nı za­man­da da in­san­la­rın negatif de­ğiş­me­si­ni ko­nu eder; A­cı­lar in­san­la­rın gö­rü­nüş­le­rinde be­lir­gindir. Traş­sız ve pa­sak­lı gö­rü­nüm­lü insanlar arttıkça kötülük de artacaktır.

Bir başka boyutun eşiğinden öteye bakış…

1931’de “We­ird Ta­les” de ya­yım­la­nan “The Whis­pe­rer in the Dark­ness-Karanlığın Fısıltıları” nda ke­sin ipuçları bu­la­bi­li­riz, hi­ka­ye bi­ze şu­nu an­lat­mak­ta­dır; Ne­pa­l´de yaşayan dağ ır­kı­ Mi Go ya­da iğrenç Kar Adamlar Hi­ma­la­yalar´­ın do­ruk­la­rın­da dağ­la­rın ve buz­la­rın a­ra­sın­da sak­lan­mak­ta­dırlar. Lo­vec­raft bu ca­na­var­la­rı E­ve­rest´in ke­şfi sırasında duymuştu. U­FO kül­tü­rün­de mo­da o­lan “Dün­ya­dı­şı Ka­ran­lık Ta­ra­f” fik­ri­ni a­çık­la­yan­lar­dan bi­risi İn­gi­liz “The Wild Pla­ces” der­gi­si­nin e­di­tö­rü Ke­vin Mc Clu­re şu dü­şün­ce­dedir; “Lo­vec­raft, UFO´lar , baş­ka ge­ze­gen­den ge­len­ler or­tada yok­ken, çok u­zun za­man ön­ce, dün­ya­dı­şı ya­ra­tık­lar­dan hi­ka­ye­le­rin­de bah­set­miş­ti.” Araştırmacı İ­an Bla­ke bu ne­den­le Lo­vec­raft’ın ha­ya­le­ri­nin bir de­ğe­ri ol­du­ğu­nu belirtiyor “Cthul­hu Mi­to­su­´nu an­la­tan hi­ka­ye­ler bu gün­ de çok değer­li, çün­kü bilinçaltı güç­le­ri­n bizim gün­lük ha­ya­tı­mı­za zor­la gi­riş­le­ri­ni gös­te­ri­yor.” Lo­vec­raft’ın dört ki­ta­bı­ da o za­man­ki en­tel­lek­tu­el çev­re­ler­de ko­nu­şul­mak­tay­dı. Gü­nü­müz­de de sı­ra­dı­şı fe­no­men­le­r en­tel­lek­tü­el a­çı­dan dış­lanma temayülündedir ama bu aldatıcıdır çünkü entellektüel camia aslında tam anlamıyla bir tür takiyye içindedir, dışlama psikozuna her nedense kapılsa da gizli gizli doğadışı ilgisini sürdürür. Son yıl­lar­ında Lo­vec­raft ünlü Fransız gizemcisi Jac­qu­es Ber­gi­er i­le u­zun süre mek­tup­laş­tı. İ­ki muh­te­şem bey­nin bir­bir­le­ri­ni et­ki­le­me­si­ni Ber­gi­er şöyle ö­zet­liyordu; “Koz­mik dü­şün­ce­le­riy­le ör­nek gös­te­ri­len bü­yük şa­ir ve pa­ra­lel dün­ya­lar te­o­ri­si­nin şam­pi­yo­nu H. P. Lo­vec­raft’dır.” Çağdaş gizemcilerin başında gelen San Francisco Şeytan Kilisesi´nin yöneticisi Anton Szandor LaVey´e göre, Lovecraft´ın Eskileri insanlığın yakın gelecekteki zihniyetidir, aynı zamanda da Lovecraft ruhun fiziksel ve geometrik yasalarının şaşırtıcı etkilerini tanımlama başarısını göstermiştir. Ve Kenneth Grant; büyük gizem örgütü Ordi Templi Orientis´in kurucusu ve başı diyor ki; “Eskiler, eşiğin bekçileridir ve orada boyutlararası ortak ilişki oluşur. Kısacası hem LaVey´e, hem de Grant´a göre Lovecraft bir başka boyutun eşiğinde durup öte yana bakabilen nadir insanlardan biridir.

Sonuç olarak bu yazıyı okuduktan sonra, eğer okuduysanız bir kez daha, okumadıysanız hemen elde ederek Stephen King´in, Peter Strauss´un ve Dean Koontz´un bazı romanlarını okuyun, büyük usta Lovecraft´ın titreşimlerini görecek ve belki de hissetmeyi başaracaksınız. Hangileri mi? Türkiye´de yayınlanan adlarıyla King´den “O – Şeffaf – Kara Kule dizisi – Ruhlar Dükkanı – Geceyarısını Dört Geçe…”, Koontz´dan “Onlar Yoktu – Soğuk Işıkla Randevu…” King ve Strauss beraberliği ile “Tılsım” Başka yok mu diyeceksiniz? Var tabii ki, hemen her çağdaş fantazya yazarında bir damla veya bir kova muhakkak Lovecraft var. Neden mi? Çünkü, eşiğin ötesini gören galiba sadece Lovecraft´di…

.

          Ata Nirun

Kara Büyücü - Aleister Crowley
Necronomicon - Ölüler Kitabı