Anasayfa » Makaleler » Köşe Koltuğu #6 – Çok Fantastik Yazarlar

Köşe Koltuğu #6 – Çok Fantastik Yazarlar

kose-koltugu-6

Köşe Koltuğu kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer fantastik edebiyata yön vermiş, en sevilen yazarları konuk ediyoruz!

Koltuğumuzun 6. macerasını Ninsu Kahraman, Pınar Varol, Özay Şen, Ömer Şentürk, Burak N. Aydın, Gökçe Dil ve Kayra “Keri” Küpçü yazdı.

Ninsu Kahramanstephen-king

Çok küçükken başladım okumaya, asla sıkılmadım, asla yük olarak görmedim okumayı. Bir şeyler okumak dış dünyadan soyutlanmamı, farklı farklı yerlere gitmemi sağlıyordu. Canım sıkkınken okudum, keyfim yerindeyken okudum, yolda okudum, evde okudum, sadece okudum. Başta hemen her şeyi okuyordum, farklı kitaplar farklı tatlardı benim için. Hepsi aradığım tarzı bulmamı sağlamaya çalışıyordu sanırım ve sonra çok yanlış bir şey yaptım, kolay kolay vazgeçemeyeceğim bir şey. Birkaç türle kendimi sınırladım.

Bunun dışındaki türleri okumak çok zor geliyor artık, kelimeler uzuyor, kitap ağırlaşıyor ve ben bir türlü hikayeye giremiyorum. Beni böyle sınırlandıran ise gözümde ilahlaştırdığım bir adam: Stephen King. Yazdığı her kelime, her kitap benim için mutlaka okunması gerekenler listesinde. Biliyorum ki ne yazarsa yazsın ben o kitabı alıp okuyacağım ve bıkmadan usanmadan öveceğim. Beni içine çektiği fantastik korku evreninden asla kurtulamadım sanırım. İlla fantastik olmasına da gerek yok üstelik! Yazdığı kitapları film izler gibi okudum, okuyorum. Gözümde her an canlanıyor, hepsini açık bir zihinle görebiliyorum.

Jack Torrance’ın üstünden gelen o ağır alkol kokusu yüzünden uyuyamadığım geceler, görmek dahi istemediğim palyaçolar, Tak’ın kabuslarıma girmesi, Dolores’in beni etkileyen o hikayesi, kafamda uçan binlerce binlerce serçe… Korku, gerilim aşığı bir insanı doyuracak kadar iyi olan o kısa hikayeleri bile Stephen King’in ne kadar fantastik bir yazar olduğunun kanıtı. Hayatım boyunca büyük bir imrenme ve kıskançlıkla okuduğum kitaplarıyla uyudum. Gözleri kapalı bir hayranıyım ve hep söylediğim gibi en kötü işi bile benim için bir King işidir. Gerçek anlamda büyük bir hayranlık beslediğim kitaplarından, uyarlama dizi/filmlerine kadar takip ettiğim tek yazardır. King’i okumamış, onun hikayelerine girmemiş, onun kalemiyle tanışmamış olmak ise bana göre çok büyük bir kayıptır. King bağımlılıktır ve açıkça gözüküyor ki kitapları da benim için aşk. Bulamadığım, baskılarını aradığım kitapları ise benim için üzüntü…jk-rowling

King ile değişen hayatımda onun üzerine koyabileceğim başka bir yazar yok çünkü King aynı zamanda bana yazı yazma cesaretini veren tek insan. Fakat hayatımda çok büyük bir yeri olan başka bir yazardan, bir kadından bahsetmem gerekirse o da 11 yaşında başladığım serinin sahibi J.K. Rowling.

Bir anda saçma sapan bir şekilde başladığı o büyücü hikayesini de çok hardcore fantastik edebiyat severler yerden yere vurur fakat ben 11 yaşında okuduğum o kitaptan, annemin de çok korktuğu gibi, oldukça etkilendim ve Rowling sayesinde İngilizce öğrendim. Kendi kendime çeviri yapa yapa, yazılara biraz daha yakın olma adına, kitapları erken okuyabilmek için oturdum ve İngilizce öğrendim. Rowling olmasaydı asla bugünki İngilizce seviyeme ulaşabileceğimi de sanmıyorum.

Çok eleştiririm, benim asla tercih etmeyeceğim bir şekilde bitirdi o seriyi ve bana göre çok ciddi kritik bir hata yaptı. Fakat beni o dünyanın içine çok kolay bir şekilde aldı ve asla vazgeçmeyeceğim bir hayranlık yarattı. Harry Potter ile asla vazgeçmeyeceğim arkadaşlar da edindim üstelik. Tek bir seri ile küçük bir çocuğu büyüttü ve ona yardım etti. Biliyorum ki benim gibi binlerce çocuk da böyle büyüdü. Kitaplara 11 yaşımda başladığım için kendimi gerçekten şanslı hissediyorum çünkü belki de daha büyük olsaydım asla kazandıklarımı elde edemeyecektim…

Dediğim gibi benim için King tek, saplantı düzeyinde bağlılığım vardır kendisine fakat ölümüne kıskandığım ve çok fantastik bir beyni olan bir kadın daha var ki uzun uzun anlatmayacağım kendisini; Fakat buralarda bir yerlerde isminin geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Mary Shelly, Frankenstein ile beni ölümüne kıskandırmıştır. Hala bu kadar üstü kapalı bir hikaye yazamadığım için belki de bu kıskançlığım. Detaylar, detaylar ve detaylar… Kim bana Dr. Frankenstein’ın gerçek günahlarını anlatacak?

Pınar Varol

Ortaokul mu lise mi çok net hatırlayamadığım yıllarda, garip zarlar atıp eğlenen arkadaşlarıma “Yeaa bana da öğretin yeaa napıyosunuz” çıkışlarımdan sonra bana ilk oynattıkları oyun her ne kadar barbuttan hallice de olsa, fantezi edebiyatıyla tanışmamı (ve de ilerleyen yıllarda hak yolu bilimkurguyu bulmamı) sağlamıştı. O sırada okudukları kitap serisi R.A. Salvatore’un Türkçe’ye yeni çevrilmiş olan Kara Elf üçlemesiydi (Tolkien için ancak “Sen ikincisin hayatım” diyebiliyorum).

14 yaşındaki kız çocuğu halim, o zamana kadar içeriği Agatha Christie’den İpek Ongun’a uzanan, “kitap olsun yeter” anlayışıyla oluşturulmuş bir kitaplığa sahipti. Anayurt da nihayetinde kitap olma özelliği taşıyordu ve bir gün okul çıkışı kitapçıdan onu satın almamam için hiçbir sebep yoktu.

salvatore

Keza iki gün sonra Sürgün ve Göç’ü, bir hafta sonra da internetten Icewind Dale üçlemesini… Salvatore sayesinde virüsü kapmış oldum diyebilirim. Bana janrı sevdiren bu serileri çoğunuzun okuduğuna eminim, ama okumamış olanlarınıza da mutlaka tavsiye ediyorum. Salvatore, yazım tarzı çok akıcı olan bir yazar, fakat bu akıcılık içeriğin sabun köpüğü gibi olmasından kaynaklanmıyor.

Fantastik kurguda kimi zaman karşımıza çıkan gereksizce ağdalı cümlelerden çok uzakta, fakat tasvir derinliğinden hiçbir şey kaybetmemiş bir tarzdan bahsediyorum. Hal böyle olunca, Salvatore kitapları bir solukta okunabilen ve akıllarda yer edebilen bir niteliğe sahip oluyor diye düşünüyorum.

Özay Şen

Salvatore’un yeri her ne kadar ayrı da olsa, yumruğumu Pınar’a doğru kaldırıp “Seni kahrolasıca. Tolkien nasıl olur da ikinci olur” diye bağırmak istiyorum! Duy bunları!

Başlığımıza geri dönersek, Fantastik Edebiyat denilince akla gelen bir numaralı isim her zaman için J. R. R. Tolkien olmuştur. Keza benim için de öyle.

Daha ortaokul bahçesinde, bantlardan oluşturduğumuz topla bağırıp, çağrırken Tolkien ile tanıştım. O zaman nasıl bir kafam varmış da, 1 ay içerisinde tüm üçlemeyi okumuşum anlayamıyorum. Yıllar yıllar sonra gene üçlemeyi baştan sona okumaya kalkıştığımda, kafamdakilerle hiç uyuşmuyordu. O ağır edebi dili küçüklüğümün kafasını karıştırırken, büyük halim ise “İŞTE BUDUR!” dedirtiyordu.tolkien

Tolkien’in Fantastik Edebiyat konusunda bu kadar başarılı olmasının en önemli sebeplerinden biri, İngilizce’yi inanılmaz bir şekilde kullanıyor oluşuydu. Çok sağolsunlar, Metis’teki arkadaşlarımız da Yüzüklerin Efendisi üçlemesini layıkıyla, anlam kaybına uğramadan Türkçe’ye çevirmişti. Profesör Tolkien, sadece İngilizce’yi iyi kullanmakla kalmıyor, Kuzey mitolojisindeki hikayelerden etkilenerek, kendi hayatında gördüklerini birleştiriyordu. Sen o kadar muazzam bir yazarsın ki, benim dil bilgim bunları aktarmaya yetmiyor. Sadece ufak bir örnek vereceğim.

Silmarillion, Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi üçlemesi. Hepsine ayrı ayrı bakın. Silmarillion, aynı 13. – 14. yy Edda’larına benzeyen, enfes bir mitoloji anlatımı. Tanrıların ağzından dökülen sözcüklerin anlamı o kadar farklı ki, anlamakta zorluk çekebiliyorsunuz. Bugün karşınıza 3 tane Silmarillion okuyan insan oturtun ve kitaptan bir bölüm sorun. Hepsi farklı cevap verecektir! Hobbit ise bir çocuk masalıdır. Çocuğuma bir gün bu kitabı baştan sona okumak istiyorum. Tamamen çocuklar için hazırlanmış, destansı bir masal. Okuması yormuyor, anlatımında ise edebi kaygılar yok.

lotr-kitaplar

Son olarak Yüzüklerin Efendisi! Sözüm ona edebiyat yazarları halen iki kelimeyi bir araya getiremezken, Tolkien Yüzüklerin Efendisi ile bir başyapıt ortaya çıkarıyor. Irmağın kenarında su içen Tilki’nin düşüncesinden tutun da, epik şiirlere, uzun bir maceraya, dostluğa, kahramanlığa varan bir üçleme sizi kolluyor, kucakları arasına alıyor ve bitirirken yüzünüzde kocaman bir gülümse bırakıyor.

Ömer Şentürk

Fantastik edebiyat, çocukluğumdaki en büyük hobimdi. Bu sıralarda fazla okuma şansım olmasa da C.S. Lewis, Tolkien gibi yazarlar sahip olduğum hayal gücüne büyük katkı sağladılar. C.S. Lewis’in Narnia serisi benim için hiç bitmeyecek, keyifli bir şarkı gibiydi. 7 kitaplık bu seriyi çevirir çevirir tekrar okur ve her kitaptan ayrı bir zevk alırdım.cs-lewis

İkinci olarak Tolkien’e değinmek istiyorum. Tolkien’in fantastik edebiyatı hiç kimseye benzemiyor. Karakterlerinin yaşadıkları psikolojik olaylar, uzun yolcular, efsunlu dağlar ve ezgiler… Her kitabı epik bir hikayedir Tolkien’in. Filmlerde yansıtılamayacak kadar çok öge sunduğu için filmlerini kısır ve sıradan bulsam da yazar olarak Tolkien, eli kitaplara değmiş herkesin mutlaka okuması gereken bir yazardır.

Burak N. Aydın

Terry Pratchett

Sör Terence David John “Terry” Pratchett, 1948 doğumlu İngiliz bir yazar. Kendisini en iyi ‘Discworld’ (Diskdünya) romanları ile tanıyorsunuz belki; peki ama kitaplarının 37 dilde 85 milyon adet sattığını, 1983’den beri yılda ortalama iki roman yazdığını, ilk hikayesinin 15 yaşında basıldığını, sadece Discworld serisinde 40’dan fazla roman bulunduğunu, adının bir asteroide verildiğini, meteorit demirinden yapılma kendi ürettiği bir kılıcı olduğunu ve Alzheimer hastası olduğunu biliyor muydunuz?

TerryPratchett3

Pratchett astronomiye olduğu kadar, bilgisayarlara, doğa tarihine ve etobur bitkilere de meraklı. Ayrıca orangutanlara da o kadar düşkün ki, Discworld romanlarındaki Görünmez Üniversite’nin kütüphanecisi, bir deney sırasında yanlışlıkla orangutana dönüşmüş ama sonra bu durumu pek uygun bularak geri insan haline dönmemiş bir karakterdir.

Yazar 2009’da şövalye ilan edilmiştir. Aynı zamanda edebiyat tarihine katkıları için 1998’de “Officer of the Order of the British Empire” ünvanına da layık bulunmuştur. Pratchett hayatı boyunca çeşitli prestijli ödüller ve dokuz üniversiteden onursal doktor ünvanı da almıştır. Ama hiç bir zaman hayranlarını yüzüstü bırakmamış, fırsat bulabildiği her convention’a gitmiş ve ister mektuplarla, isterse de internetten olsun, onlarla iletişimi hiç kopartmamıştır. Bu renkli kişiliğe sahip ünlü fantastik yazar, kendi adına açılmış Usenet grubunun düzenli katılımcılarından biridir.

Discworld romanları öncesi, bilimkurgu ve korku türlerinde yazdığı eserleri bulunmakta; Ama fantastik romanlar yazmanın “evreni, hikayenin çevresinde şekillendirmek kolay olduğu” için öncelikli olarak tercih ettiğini söylüyor. Hikayelerinde ve isimlerde bolca gönderme yapan yazarın ünlü karakterlerinden bazıları “Cohen the Barbarian”, “Leonard of Quirm” ve “Ölüm”ün kendisidir.

Tery Pratchett kılıcıyla birlikte.
Tery Pratchett kılıcıyla birlikte.

Discworld romanlarında sadece tuhaf ve komik karakterler değil, günümüzden izler de bulmak mümkündür; romanlarında polisler, silahlar, denizaltılar, sinema, posta pulları, dedektifler ve bildiğimiz bankalar bile mevcuttur. Hatta bu buluşların bazılarını, hikayelerindeki itici güç olarak bile kullanır. İlham aldığı büyük yazarlar arasında Isaac Asimov, Arthur C. Clarke, P.G. Wodehouse ve Mark Twain’in olduğunu belirtmiştir.

Eğer bu usta fantastik yazarla ilgili meraklandıysanız, hemen Türkçe çevirisi de mevcut olan ilk Discworld kitabı olan “The Color of Magic” (Diskdünya – Büyünün Rengi) romanını okuyup, Terry Pratchett’ın geniş ve zengin hayal dünyasına, dev ve büyülü şehir Ankh-Morpork’un arka sokaklarına kendinizi bırakmanızı öneriyorum.

Gökçe Dil

Dehşet dolu bir yazardan bahsetmek isterdim size fakat kendisini anlatmak sizi biraz rahatsız edebilir. Zira yazdıkları karanlık, ölümlü, entrikalı ve zamansız.edgar-allan-poe

Bir Edgar Allan Poe öyküsü neredeyse bu minvalde başlar, korkunç bir şey anlatmaktan sakındığını söyler ve ardından sakındığı her şeyi yazmaya başlar. Benim Poe’yu sevme sebebimse aslında ne karanlığı, ne gotikliği. Bana yazdıkları absürd gelir. Sinirli olduğumda, mutsuzluğumda, kafa yorgunluğumun beni hareketsiz bıraktığında bir abi gibi hikayeler anlatmasını okurum. Bir nevi beni dinlemeyen bir psikolog Poe. En güzel öyküsü de ne kedi asmalı ne siyah saçlı depresif eşini öldürmeli olanlar. En güzeli, “Bir Blackwood Makalesi Nasıl Yazılır”. Çünkü en abes, en eleştirel, en mantıkdışı olandır.

Poe’dan sonra Douglas Adams –a.k.a. DNA- geliyor. Onu sevmemin sebebi ise uçmak için gerekli en önemli şartın, uçmayı düşünmemek olduğunu söylemesi. Herhalde risk almanın güzellemesi ancak Otostopçu serisinde bu kadar net anlatılabilirdi. Soruların her zaman anlamlı olmadığını, cevabını bildiğimiz sorularınsa gerçekçi olmak zorunda olmadığını DNA biliyordu. Ha bir de kendisinin de Doctor Who hayranı olup radyo oyunlarını yazdığını bilmek ayrıca yakın hissettiriyor.

42
42

Buraya bir de Guy de Mauppasant eklemek biraz şaşırtıcı olabilir. Aslında kendisi bir kısa öykücüdür, genelde günlük hayatı anlatır fakat Mauppasant’ın hayalet öyküleri de ayrıca meşhurdur. Korku türüne vampir ve hayaletli pek çok kaliteli öyküyle kendi tarzında yani kısa, ayrıntıları belirten ama kendi verdiği ayrıntıların kalanını okuyucuya bırakan, deliliği dağlara değil de evin bir odasında veya bir şatonun bahçesinde çıkaran ve bence tatlı bir havası da olan bir biçimde adını yazdırır Guy adamım.

Kayra “Keri” Küpçüneil-gaiman

Modern fantastik edebiyat dünyasının en çok konuşulan isimlerinden biri de Neil Gaiman’dır. Gerek filmlere yaptığı dokunuşlarla (Coraline, MirrorMask), gerekse fantastik belgesellere yaptığı danışmanlıkla (Dragon’s World) kendisinden her dalda söz ettiren bir yazar. Tabii ki Dünya Fantezi Ödülü alan ilk ve tek çizgi romanın yazarı olmak, insanların çevrelerine bakış açısını değiştiren hikayeler yazmak da cabası.

Neil Gaiman ile ilk kez Sandman çizgi romanı sayesinde tanışmıştım. Mitoloji ve modern fantazyanın bir potada eritildiğini görmek ve bunun harika bir edebiyat diliyle süslemek her baba yiğidin harcı değil açıkçası. Hem mitoloji hem de fantastik edebiyat seven biri olarak çok etkilenmiştim. Sonrasında hemen diğer kitaplarını aradım. Önce Yıldız Tozu, sonra Coraline, sonrasında Amerikan Tanrıları derken bir Neil Gaiman macerası başlamıştı benim için. Sonrasında da yazdığı diğer bütün kitapları ve çizgi romanları toplayıp okudum. Yazdığı eserlerdeki ince göndermeler, kelime oyunları, çoğunlukla bir çocuğun hayal dünyası gibi görünen tasfirler… Bunların hepsi Neil Gaiman eserlerinin içerisinde yer alan detaylardan sadece bazıları. Bunun dışında anlatımındaki akıcılık ve edebi yapı da okuyucuyu sürüklüyor.

amerikan-tanrilari

Ülkemiz için, “Herkesin hayran olduğu, tüm fantastik severlerin bayıldığı ancak çok az kişinin okuduğu bir yazar,” olarak niteliyorum Neil Gaiman’ı kendimce. Ne zaman fantastik bir sohbet açılsa ve konu fantastik yazarlara gelse masada bir şekilde Neil Gaiman lafı geçer ve herkes “Yaaa harika yaaaa,” nidaları eşliğinde hemen konuya katılır ancak satış rakamlarına baktığımızda maalesef Neil Gaiman’ın dillerde olduğu kadar kitaplık raflarında görünmediğini gösteriyor maalesef.

Eserleri dizilere ve filmlere konu olmuş, fantastik edebiyatın rock yıldızı olarak gösterilen Neil Gaiman’ı hâlâ okumadıysanız şimdiye kadar zaten çok şey kaybetmişsiniz. İlk fırsatta bir Neil Gaiman eserini alıp okumaya başlayın; kendinizi bambaşka bir dünyada, alternatif bir kurguda bulacaksınız.