Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Köşe Koltuğu #5 – En Geek Diziler

Köşe Koltuğu #5 – En Geek Diziler

kose-koltugu-5

Geek tarihine adını altın harflerle yazdırmış, oyun kumandası kırdırmış, atılan kahkahalar yüzünden boğaza cips kaçırmış dizilerle karşınızdayız.

Tuğçe Dil, Gökçe Dil, Burak N. Aydın, Pınar Varol, Kayra Keri Küpçü ve Özay Şen yazdı.

Tuğçe Dil

Joss Whedon ne yaptıysa severek izledik, hala da izliyoruz. Dr Horrible’ Sing Along Blog da 3 bölümcük -45 dk hepi topu- olmasına rağmen Joss abimizin über bir işi. Hem geek aleminin yakından takip ettiği kadrosu, hem eğlenceli senaryosu, hem aklımıza takılan şarkıları, hem de kendi açımdan söyleyeyim, az ve öz bir iş olmasıyla izlediğim en zevkli dizilerden biri.dr-horribles-sing-along-blog-gorsel

Gerçekten kaliteli, aksiyon-romantizm-dram dolu bir dizi yapmak için saatlerce süren bölümlere (kendi dizi sektörümüze gelsin), milyon dolarlara ve milyon dolarlık oyunculara (gerçi Neil Patrick Harris milyon dolarlık adam oldu herhalde) ihtiyaç olmadığını da Dr Horrible ile gördük. İyi bir insan olup kötü işler yapmakla, kötü bir insan olup iyi işler yapmanın ya da yapıyor görünmenin arasındaki ince çizgiyi 45 dakikada çok net çizdiği için bu kadar çok beğenildiğini düşünüyorum. Devamı da gelecek diyorlar ama Joss’çığım biraz yoğun tabii.

Bir diğer doktor ise bizim “Doktor”. Artık kült bir dizi olmaktan çıktı benim için, resmen “aman evrene bir yanlışım olursa Doktor görüp sağlı sollu girişir” diye karınca ezmeye çekinir oldum. Abartı bu kısım tabii, ama herhalde Doctor Who’nun hayatımdaki yerini geçen gün Ender’s Game’i izlerken çok net gördüm. Beware, spoilers might be ahead! En sondaki “simülasyon” biterken ağzımdan istemsizce “Doktorun hiç hoşuna gitmezdi bu” lafı çıktı. o_O

BBC 50 yıl önce çocuklara uzayı ve bilimi sevdirmek için yayınlamaya başladığı dizi şimdi dünyanın her yerinde gençler ve yetişkinlerin hayatlarının vazgeçilmez bir parçası olma yolunda. Ama dizinin en önemli bulduğum kısmı gerçek bir farkındalık yaratması.

doctor-who-doktorlar

Gündelik yaşantımızda dar görüşlü ve muhafazakar insanlarla o kadar çok karşılaşıyoruz ve bizi o kadar çok bunaltıyorlar ve kendilerine çevirmeye çalışıyorlar ki… Doktor tam da o insanlarla aramızda duruyor aslında. Kaslı, yakışıklı (David Teninch’i tenzih ederim [Editör kaynaması: David Teninch, Billie Piper’ın David Tennant için kullandığı lakap]) ya da zengin bir süper kahraman değil. Hatta dengeli ve istikrarlı bir adam da sayılmaz. Sadece evrendeki herkesin yaşam ve özgürlük hakkının peşine düşen, ağzı çok iyi laf yapan bir adam.

Aslında farkında olan herkesin olmak istediği adam Doktor. Çevreye, dünyaya, evrene, bilime, tarihe, sanata ve medeniyete dair farkındalığı olan insanların, at gözlüklü insanları sarsarak gözlerini açma ihtiyacını giderme çabası Doctor Who. Herhalde o yüzden rejenerasyon sayısına bu kadar taktık, bu iş bu kadar çabuk bitmesin, daha çok sarsılmaya ihtiyacımız var.

Gökçe Dili-want-to-believe

X-Files’ın açılış jeneriğini izleyip de içi böyle kıpır kıpır olmayan, huzursuzluğa gark olmayan var mı? Mark Snow’un kafamıza kazıdığı o tekinsiz müzik ve Mulder’ın duvarını süsleyen ‘I Want to Believe’ posteri aslında 9 sezonluk diziyi gayet güzel özetliyor.

90lı yılların tanımlayıcısı diziyi anlatmaya pek gerek yok. Her ikisi de kendi çapında geek olan Mulder ve Scully, FBI’ın aşağının da aşağısı departmanı X-Files’ta devletin UFOlarla ilgili komplolarını çökertirken kankalığın kitabını yazıyorlar. Evet bu diziyi sevmemin pek çok sebebi var: İstikrarlı bir senaryosu vardı, şüpheci karakter çok zeki olmasına rağmen hep bir bilimsel çözüm olmuyordu, vatkalara ve büyük gözlüklere sempati yaratıyordu, Sadettin Teksoy’u izlemek neden hoşuma gidiyorsa bu ikiliyi izlemek de aynı şekilde hoşuma gidiyordu.

Fakat esas sebep friendzone’un dibini bulmuş Mulder ve Scully’i izlerken şimdi bütün dizilerde gördüğüm saçma ‘cinsel gerilim’ bu dizide yoktu. Ha arkadaş ayağına bizimkiler mutlu sona da eriştiler orası ayrı fakat dizi hiçbir zaman ikisinin romantizmi üzerinden ilerlemedi. Varsa yoksa Mulder’ın yeşil adamların peşinden koşması, Sigara İçen Adam’ın bizimkileri tayinden tayine ataması, Scully’nin göz devirmeleri… Bir dizi bu kadar mı güzel olur?

battlestar-galactica-gorsel-1SyFy Channel’ın şimdiye kadar yaptığı en iyi dizi olma özelliğini taşıyan yeni Battlestar Galactica (gerçi artık eskidi bile), bilim kurgunun politikayla, dinle ve savaşla ne kadar güzel harmanlanabileceğinin bir örneği.

12 Koloni’den geriye kalan tek Battestar’ın komutanı Adama ile insanların önderi Roslin’in kapışmalarını izlerken kim etik üzerine düşünmedi, Baltar, Cylon’lara yetkiyi devrettiğinde empatiyi kim kurmadı veya en zoru olan Helo’yla Boomer’ın ilişkisini izlerken uzlaşmanın yolunun önyargılardan kurtulmak olduğunu kim anlamadı?

4 sezonun hepsi de aynı havada geçmedi, kabul. Ortalarda bir yerlerde anlamaya zahmet etmeyeceğimiz kadar din/politika eksenine girdi, Starbuck’ın ölümü soğuttu, “Baltar bu kadar salak olma evladım” diye bağırdık ama diziyi bırakamadık. Mutlu son da beklemedik. Zaten sonu biraz deus-ex-machina olarak kaldı –hele ki Starbuck meselesi. Bear McCeary’nin yarattığı efsane müzikleriyle ve ‘frak’ diye küfreden asabi askerleriyle BSG geek diziler arasında ciddi ve önemli bir yere koyulmuş durumda.

Burak N. Aydın

Fringe

Bilimkurgu film/dizi meraklıları çok şanslı çünkü her sezon bizlere hitap eden yepyeni diziler çıkıyor. Ama bence son yılların en sağlam bilimkurgu dizilerinden biri (belki de en iyisi ^_^) bence “Fringe”dir. Fringe 2008 yılında TV’de gösterime girdi ve 2013’de 5. sezonun bitişi ile sona erdi. Ama arkasında asla unutmayacak bir ton geek meraklı bırakarak, (çoğu dizinin aksine) çok başarılı şekilde ve dolu dolu bitti diyebiliriz.fringe-gorsel

Fringe, ünlü TV yapımcıları J. J. Abrams, Roberto Orci ve Alex Kurtzman tarafından yaratıldı. J. J. Abrams seriyi oluştururken David Cronenberg filmlerinde, Michael Crichton romanlarından, “X-Files” ve “The Twilight Zone” gibi dizilerden esinlendiğini söylemiştir. Dizinin adı, bilimin, insanüstü ve doğaüstü ile karışmaya başladığı uç noktalardaki konularına verilen isim olan “fringe science” kavramından gelmektedir.

Dizide her türlü konuya eğilimli bilimkurgu meraklıları için birşeyler bulmak mümkün: Teleportasyon, transhumanizm, antimadde, hipnoz, telepati, telekinezi, nörobilim, nanomakineler, şekil değiştirme, genetik mühendislik, zamanda yolculuk… Ve en önemlisi paralel evrenler. Fringe hem bölümsel, hem de bütünsel hikaye anlatımı ile değişik teknikleri bir arada kullanıp, büyük resmin içinde ileri geri hareket ederek izleyiciyi devamlı merak içinde bırakabilen bir hikaye anlatımına sahip olmuştur.

Fringe’in ana karakterleri olan “Olivia Dunham” (Anna Torv) gizemli davalarla ilgilenmesi için görevlendirilen bir FBI ajanıdır; “Peter Bishop” (Joshua Jackson) ona yardımcı olmaya çalışan ama geçmişi tuhaf olaylarla dolu bir sivil görevlidir; Peter’ın babası doktor “Walter Bishop” (John Noble) ise hayatı boyunca bilimin uç noktalarında konularla uğraşmış ve sonunda akıl hastanesine yatmış dahi (ve belki biraz da deli?) bir bilimadamıdır. Her ne kadar ana karakterleri çok sağlam ve derin yazılmış olsa bile, dizideki yan karakterler bile insanı kendisine bağlayacak kadar kuvvetlidir. Tüm oyuncuların ödüllük performansları (ki neredeyse hepsi öyle ya da böyle bir ödül aldılar) bunda çok büyük önem taşımakta.

fringe-gorsel-2

Dünya çapında milyonlarca izleyiciyi televizyon başına çekmiş olan Fringe için, TV dizisi dışında alternatif gerçeklik oyunları, çizgiromanlar, romanlar üretildi ve dizideki evren farklı açılardan beslendi. John Noble’ın 2012 Comic-con’daki açıklamasının ardından, dizinin hayranları hala bir sinema filmi duyurusu bekliyorlar. Tuhaf açılış sekansındaki sembolleri çözdüğünüzde gerisinin bir çığ gibi geleceğine garanti vereceğim, en iyi bilimkurgu dizilerinden biri olan Fringe’i henüz izlemediyseniz, bir TV klasiğini kaçırıyorsunuz demektir…

Pınar Varol

futurama-gorselFuturama

Futurama, The Simpsons’ın yaratıcısı Matt Groening’in “Gülmek için izlenen bir çizgi dizi bir insanı ne kadar ağlatabilir?” sorusuna cevabıdır denebilir. Dizinin ana kahramanı Fry, 1999 yılında New York’ta bir pizzacıda asgari ücrete talim eden, aşk hayatı da sosyal hayatı da yerlerde sürünen bir karakterdir. Tam 2000 yılına girileceği gece gelen bir siparişi götürmek üzere bir kriyojeni laboratuarına gider, orada kendini yanlışlıkla dondurmayı başarır ve gözlerini 21 yerine 31. yüzyılda açar.

En başta artık kuryecilik yapmayacağı için çok mutlu olur ama ironik bir şekilde kendini yine kurye olarak bulur. Bu sefer aslında kendi büyük büyük büyük … büyük torunu olan Profesör Farnsworth’ün intergalaktik nakliyat şirketinde çalışmaya başlar. Ekipteki diğer karakterler de oldukça başarılı tasarlanmıştır. Benim favorilerim geminin kaptanı Leela, robot Bender ve ‘doktor’ Zoidberg diyebilirim, gerçi saydıkça diğerlerine haksızlık ediyorum gibi geliyor.

Diziyi henüz izlemediyseniz bile pek çok karakterini ve referansını internet meme’lerinde görmüşsünüzdür. 7 sezon ve 140 bölüm süren dizide her bölüm diğerlerinden bağımsız da olsa süregelen konular ve temalar var. En çok “soğan doğrayan ninja”yı getiren konular ise Fry ve Leela’nın aşk hikayesi ile Fry ve 21. yüzyıldaki köpeği Seymour’un hikayesi. Şu an hatırlamamla beraber bütün neşemi kaybettim, kedimi de alıp battaniyenin altında ağlamaya gidiyorum. Sağlıcakla kalın, Futurama izleyin, izletin.

Özay Şenwilfred-gorsel-1

Avustralya’da ufak bir TV dizi olarak başlayan Wilfred, insanların gözünden kaçmayı başarmış bir baş yapıt. Baş rolünde, sevgili ve biricik Bay Frodomuz, Elijah Wood bulunuyor. Dizinin yazarı ve en önemli karakterini canlandıran Jason Gann’ı ise bir kenara çekip “Bu zamana kadar neredeydin hayırsız?” demek istiyorum.

Yaşadığı problemleri aşamayan Ryan Newman (Elijah Wood) isimli karakterimiz son kararını vermiştir ve intihara kalkışmıştır. Yuttuğu hapların etkisini göstermesini beklerken, bir anda hoşlandığı yan komşu Jenna Muller’in (Fiona Gubelmann) köpeği Wilfred’ı (Jason Gann) insan şeklinde görmeye başlar.

Yani tam olarak insan denemez aslında. Bir köpek kostümü içerisine girmiş, insan gibi davranan, Ryan ile konuşan ama köpeksel içgüdüleriyle davranan biri. Ama bu Wilfred kimdir? Neden sadece Ryan, Wilfred ile konuşmakta ve onu insan gibi görmektetir? İşte 3 sezondur, her sezon finali ile “ABİİİĞ” diye efektler çıkartmamıza sebebiyet veren konsept budur. Parapsikoloji, insan davranışları, insanın ensesine balyoz gibi inen düşünceler Wilfred’ı kaçırılmayacak bir dizi konumuna yükseltmekte.

spaced-gorsel-1Spaced hakkında anlatılabilecek tonla hikaye olmasına karşın oldukça kısa özetlemeye çalışacağım. Simon Pegg gibi bir dahinin, İngiliz komedisinin dibine vururken, ucube karakterleri aynı havanda dövmesi ortaya Spaced’i çıkarıyor. Biraz çizgi roman kültürü, Bilbo (Bill Bailey) isimi bir çizgi roman dükkanı sahibi, sürreal akımların sınırında dolaşan ressam bir alt komşu, öz güveni sıfır bir ev arkadaşı ve dillere destan bir ev sahibesi. Resident Evil oynadıkları bölümü asla unutmayacağım.

Ve elbette ismi ile bu bölümün baş köşesine yerleştirilmesi gereken Freaks and Geeks. Bad Reputation isimli açılış parçası, Rush göndermeleri ve bugünün büyük oyuncularının nasıl yetiştiğinin kanıtı. Linda Cardellini, James Franco, Seth Rogen, Jason Segel gibi isimlerin ne kadar büyük oyuncular olacaklarını, Freaks and Geeks dizisinde attıkları ufak adımlarla görebiliyoruz.

Lisenin Freaks kısmını ve Geeks kısmını oluşturan gençleri anlatan hikaye, 90’ların sonunda çekilmesine rağmen, 80’li yılları o kadar güzel anlatıyor ki, her saniyesinden zevk alıyorsunuz. Geeks bölümü, Doctor Who’dan tutun Star Wars’a ve daha ötesine göndermeler içeren oldukça ufak ama eğlenceli bir arkadaş grubu.

freaks-and-geeks

Hatta Harris isimli bir Nerd’ü canlandıran Stephen Lea Sheppard, ekibe Dungeons and Dragons oynatıyordu. Sheppard daha sonrasında, gerçek hayatta Exalted sisteminin çalışmalarına da katkıda bulunmuş.Unutulmayacak sahne ise James Franco’nun Carlos the Dwarf isimli cüceyi canlandırdığı FRP masasıydı.

Kayra Keri Küpçü

the-it-crowdEğer bilgisayar veya teknoloji ile ilgileniyorsanız The IT Crowd dizisi tam size göre bir dizi. Yurtdışında “nerd” kelimesinin tam anlamını veren, teknoloji ile iç içe ancak asosyal bir hayat süren karakterlerden bahsediyoruz. Reynholm Industries firmasının bodrum katında, firmanın bilgisayar bakımı ile uğraşan Roy Trenneman, Maurice Moss ile birlikte teknoloji ile alakası olmayan Jen Barber’ın günlük hayatlarını izliyoruz. Zaman zaman FRP oynadıkları ama genellikle milletin teknik sorunlarıyla boğuştukları oldukça eğlenceli bir geek dizisi The IT Crowd. Oldukça kibar, saf, temiz ve bir teknik deha olan Moss ile tembel, asabi, aksi Roy’un sohbetleri gerçekten görülmeye değer.

Her geekin izlemesi gereken, bilgisayar ve teknolojiyi seviyorsanız her saniyesinden keyif alacağınız bir diziden bahsediyoruz. Eğer halen izlemediyseniz The IT Crowd’un asosyal ancak eğlenceli dünyasına hemen adımınızı atın!

Osman'ı Dövmek Üzerine…
Might & Magic X Legacy İncelemesi