Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Fallout Serisinin En Unutulmaz 10 Anı

Fallout Serisinin En Unutulmaz 10 Anı

fallout-vault-banner

Fallout 4‘ün çıkışına günler kala, serinin en unutulmaz anlarını bir araya toplayalım istedik. Bu listede Fallout dünyasına şekil veren, oyuncuları büyüleyen olayları sıraya dizdik.

Fallout ile ilk tanıştığımdan bu yana, o dünyanın tozlu ve radyasyonlu havası hep hoşuma gitmiştir. İçten içe “şuralarda nükleer bomba patlasa da, etraf Fallout’a dönse” dediğimi bilirim. Elbette Fallout ile çok fazla haşır neşir olan biri olarak nükleer bombaların yıkıcı etkisini de biliyorum. Bu yüzden bir çıkmazdayım. Ne yapalım, biz de Fallout oynarız!

Fallout 4’ün çıkış haberini aldığımızdan bu yana Frpnet ailesi olarak hepimizin içinde bir hareketlilik var. Kendi aramızda oyun çıkınca kim inceleyecek, ne zaman inceleyecek diye tartışmalara giriyoruz. Birimiz Fallout 2’yi yeniden bitirirken, bir diğerimiz Fallout: New Vegas’a başlıyordu. Konuşmalar bizi bu serinin en unutulmaz anlarını konuşmaya itti. Böylece bu listeyi oluşturduk.

Listeyi oluştururken rastgele gelişen olaylar yerine, ana senaryoya bağlı ve oyuncunun gözünden yaşanan anları tercih ettik. DLC’lere çok girmek istemesek de bir-iki tanesine saygı duruşu yapmadan edemedik. Şimdi listeyi sizlerle baş başa bırakıyoruz.

10 – İlk Adımlar (Fallout 3)

fallout-3-bebek-baby

Bethesda tarafından geliştirilen Fallout 3, serinin ilk 3D oyunuydu ve açık dünya konseptine dayanmaktaydı. Birçok oyuncu tarafından “Abi Elder Scrolls’ın silahlısı olmuş, oof bu ne ya” gibi itirazlar gelse de, Fallout 3’ün üzerimizde bıraktığı etkiyi kolay atlatabilmiş değiliz.

Fallout 3 belki de oyun tarihinin en ince kurgulanmış açılışlarından birine sahiptir. Karakterimizin doğumunu birebir yaşıyoruz. Yani ana rahminden çıkışımızı, gözlere bulaşan plasenta ve kanın ekrana bulaşmasını görüyoruz. Bunu yapan bir başka oyun hatırlamıyorum açıkçası.

Sonrasında karakterimizin bebeklik yıllarındaki ilk emeklemelerini, yaramazlıklarını canlandırıp gençliğimize doğru yavaş adımlarla çıkıyoruz. İlk bakışta biraz sıkıcı bir açılış kısmı olarak gözükse de, karaktere bağlanma açısından önemli detaylar içeren bir parça olduğunu düşünüyorum.

9 – Point Lookout ve Old World Blues (Fallout 3 ve New Vegas)

point-lookout

Bu iki güzel DLC’yi tek bir başlık altında toplamanın daha uygun olduğunu düşündüm. Fallout 3 ve New Vegas için hazırlanan tüm DLC’ler iyi değildi. Öte yandan bu iki DLC, hikayeye daha fazla anlam kazandıran ve Fallout dünyasına bambaşka bakış açıları kazandıran hikayelere sahipti.

Fallout 3 için hazırlanan Point Lookout, Washington’ın biraz güneyinde kalan Maryland bölgesinde geçen karanlık bir hikayeye sahipti. Point Lookout olarak adlandırılan bölge, savaşın bombalarından kurtulmayı başarmış ama yıllar önce devletin kasabada yaptığı deneyler yüzünden, mutasyona uğramış insanlarla doludur. Washington’dan bineceğiniz ufak bir buharlı tekne ile vardığınız kasabanın gizemini araştırmak için çelik gibi sinirlere sahip olmanız lazım.

Atlantik Okyanusunu aşarak, Kuzey Amerika’ya ayak basan Desmond Lockheart isimli Ghoul ile tanıştıktan sonra hikaye daha da karanlık bir hal almaya başlar. Gizli servis için çalışan ve sonrasında Ghoul’a dönüşen Lockheart, 200 yıldır bu topraklarda avlanmaktadır. İngiliz aksanına sahip nadir ve karizmatik Ghoullardan biridir. Lockheart’ın verdiği bilgiler doğrultusunda Lovecraft romanlarından fırlama maceralara atılıp, Point Lookout’un arkasındaki gizem dolu hikayeye dalmak unutulamayacak bir tecrübeydi.

old-world-blues

Öte yandan Old World Blues ise tam bir tezatlık oluşturacak şekilde daha renkli bir dünya sunuyordu. New Vegas için hazırlanan Old World Blues, zamanında Interplay’in geliştirmeye çalıştığı ama iptal ettiği Van Buren kod adlı Fallout 3’e ait bir bölgede geçiyordu. Big MT. adı verilen yerde, savaş öncesine ait gelişmiş teknoloji ve silahlar bulunmaktaydı. Aynı seviyede de tehlikeli yaratıklar bulunuyordu.

Old World Blues, 50’li 60’lı yıllarda okuyucunun önüne konan bilimkurgu hikayelerini andırıyordu. Bilimin her şeye bir çare bulacağına inanıldığı dönemin, efsanelerini ufak bir araştırmayla bulabilirsiniz. Bu efsanelerden beslenen Old World Blues, iki farklı bilim insanı topluluğu arasındaki çatışmayı anlatıyordu. Havada süzülen robotların içerisine yerleşmiş beyinlerden oluşan ve insani değerlerini kaybetmiş bilim insanlarına dert anlatmaya çalışmak ve onların hikayelerini dinlemek gerçekten de en “hardkor” bilimkurgu severlerin bile hoşuna gidecek düzeyde.

Hele oyunun sonlarına doğru vücudunuzdan çıkarılmış beyninizi, kafatasınıza geri dönmesi için yaptığınız diyaloglar paha biçilemez.

8 –  Seçilmiş Kişi Olmak (Fallout 2)

chosen-one-fallout

Fallout 1’in piyasaya sürülmesinin bir yıl ardından, çıkan 2. oyun acele hazırlanmış gibi olsa da daha geniş bir dünya sunuyordu. Ana senaryonun yaklaşık 70 yıl sonrasında geçen Fallout 2’de, ufak bir kabilenin üyesini canlandırıyorduk. Kabilemizin ekinleri, toprakların verimsizliği yüzünden ölmekteydi. Bu da açlık ve hastalık gibi birçok sorunu beraberinde getiriyordu. Bir Vault teknolojisi olan G.E.C.K’i bulmak için görevlendirilen karakterimizin, geçmişle bağlantısını kendi başımıza keşfetmek en unutulmaz anlardan biriydi.

Sadece bir kabile üyesi değildik. Fallout 1’de sürgüne uğrayan Vault Dweller’ın öz torunuyduk. Ondan kalan barınak tulumunu en fazla hak eden yine bizdik. Olayların tam bağlandığı nokta ise NCR kentine gelip, o devasa Vault Dweller heykelini gördükten sonra Tandi ile tanışmamızdır. Tandi, yıllar yıllar önce kendisini kurtaran barınaklıyı asla unutmamıştır. Onun soyundan geldiğimizi ise hemen anlayacak ve bizi de şaşırtacaktır.

7 – Jacobstown’da Eski Bir Yüz Görmek (Fallout: New Vegas)

Marcus

Freeside yakasında bulunan Elvis hayranlarından aldığınız yan görevlerden birinde, Kral’ın köpeğine yeni bir beyin bulmak için Charleston dağına doğru uzun bir yolculuğa çıkarsınız. Çevre koşulları yavaş yavaş değişmeye başlar. Uzun uzun çam ağaçlarının üzerine karlar kaplamıştır. Sonunda dağın tepesine kurulmuş, huzurlu Jacobstown’a ulaşır ve Fallout 2’deki yoldaşımız Marcus ile karşılaşırız.

Marcus, Fallout serisinin unutulmaz Super Mutant karakterlerinden biridir. Brotherhood of Steel üyesi ile yaptığı günler süren çatışmanın ardından, onunla arkadaş olup Broken Hills kasabasını kuran kişidir. Ghoul, insan ve Super Mutantların bir arada mutlu mesut yaşayabileceği bir kasaba kurulmuştur. Fallout 2’de Marcus’un görevlerine yardım ettikten sonra onu yanımıza alırız ve hikayenin sonlanmasıyla, Marcus’un doğuya doğru yola çıktığını öğreniriz.

New Vegas, Fallout 2’nin yaşandığı bölgeye yakın olduğu için eskiye yönelik onlarca gönderme barındırıyor. Marcus’u görmeyi hayal dahi etmezdim ama Jacobstown’da o ikonik zırhı ve ses tonu ile karşılaştığımda resmen mutluluk göz yaşları döktüm. Koca kalpli bu koca adam burada, kuzenleri Nightkinlere yardım etmek için bir klinik kurmuştur. Amacı onları yeniden topluma kazandırmaktır. Ne yazık ki, Marcus’u yanımıza alamıyoruz ama onun kadar eğlenceli bir Nightkin olan Lily’i takımımızın üyesi yapabiliyoruz.

6 – Dogmeat (Fallout 1, 2 ve 3)

dogmeat

 

Bir insanın en iyi dostu kimdir? Tabii ki, köpeği! Mad Max’in köpeğine bir gönderme olarak hazırlanan Dogmeat, Fallout oyuncularının zihnine kazınmış karakterlerden biri. Aslında onu bir yan karakter olarak adlandırmak zor. Çünkü Dogmeat yanınızda olmadan, bir bütün olamazdınız.

Fallout 1’de Junktown kasabasında eğer üzerinizde deri ceket (Yine bir Mad Max göndermesi) varsa yanınıza alabileceğiniz Dogmeat, Fallout 2’de yaşlanmış bir biçimde karşımıza çıkıyordu. Bir Easter Egg olarak karşımıza çıkan Café of Broken Dreams’de bulunan Dogmeat, ona üzerinizdeki Vault tulumunu göstermeniz halinde kuyruğunu sallayarak yanınıza katılıyordu.

Benzer şekilde Fallout 3’te de Dogmeat’i yanımıza alabiliyorduk. Elbette aynı köpek değildi ama asıl Dogmeat’in kanından geldiği geliştiriciler tarafından onaylanmıştı. Yıllardır süren bu beraberlik New Vegas’ta sekteye uğramıştı. Şimdi ise Fallout 4 ile birlikte en yakın dostumuzun bir Alman Çoban Köpeği olacak açıklandı. Siz siz olun, çorak topraklarda yanınızda bir köpek olmadan yola çıkmayın.

5 – Power Armor Giymek (Tüm Fallout Oyunları)

fallout-brotherhood-of-steel-banner

Power Armor, Fallout serisinin ikonik zırhıdır. Tüm oyun kapaklarını süsleyen Power Armor, oyuncuya inanması güç özellikler sağlar. Strength bonusu sağlayan, daha fazla eşya taşımanıza yarayan, radyasyondan etkilenmeyen ve her türlü silah hasarına karşı koruma sağlayan Power Armor sayesinde yürüyen bir tanka dönüşürsünüz. Bu yüzden onu elde etmek hiç bir zaman kolay olmamıştır.

Fallout 1 ve 2’de Power Armor giyebilmek için Brotherhood of Steel görevlerini tamamlamanız gerekiyordu. Bir BoS üyesi olduktan sonra size Power Armor hediye ediliyordu. Fallout 3 ve New Vegas’ta ise bu zırhı temin edebilmek biraz daha zor. Çorak Toprakların çeşitli yerlerinde ölmüş BoS askerleri üzerinden t-51b zırhını alabiliyordunuz. Ama giyme beceriniz yoktu. Bunun için yine BoS görevlerini tamamlayarak, Power Armor giyme becerisini geliştirmeniz gerekliydi. Bu beceriyi (Perk) aldıktan sonra her tipte Power Armor giyme fırsatınız oluyordu. Enclave’in efsane zırhlarını bile.

4 – Megaton’u Patlatmak ya da Patlatmamak (Fallout 3)

megaton-fallout-gorsel-001

Fallout 3 ile birlikte çorak toprakların ilk 3 boyutlu şehri ile karşılaştık. Vault 101’den çıktıktan sonra Megaton tabelalarını takip ederek ulaştığımız bu ufak kasaba, post-apokaliptik dünyalar arasındaki en orijinal hikayelerden birine sahiptir. Kasabanın ortasında patlamamış bir nükleer bomba vardır. Yine de kasabalılar bu şehirden ayrılmak istemezler.

Megaton’da biraz dolaştıktan sonra bombanın ve elbette halkın akıbetine oyuncu karar vermek zorundaydı. Yıllardır patlamadan orada öylece duran ve usul usul radyasyon yayan bu bombayı patlatmak ya da patlatmamak oyuncunun eline bırakılmıştı. Her iki seçeneğin doğuracağı sonuçları unutmamak lazım.

Eğer düzeneği bozup, bombayı etkisizleştirmek isterseniz Megaton halkı oyuncuya şükranlarını sunuyor. Size bir ev verip, Megaton kasabasının bir parçası olmanızı istiyorlar. Öte yandan Tenpenny Tower’da lüks içerisinde yaşayan Allistair Tenpenny’nin manzarasını güzelleştirmek amacıyla bombayı aktif hale getirebiliyorsunuz. Bu da size inanılmaz bir görsel şölen sunuyor. Seçim sizin…

3 – Liberty Prime (Fallout 3)

Liberty Prime

Nükleer Savaş öncesinde Amerikan Hükümeti tarafından geliştirilen ve komünistlere karşı verilecek olan amansız savaşta kullanılacak dev bir robot. Tam da Fallout’un retrofütüristik havasını yansıtacak bir ekleme. Sırtından minik nükleer füzeler fırlatan, her tarafa ışınlar saçan bu durdurulamaz robot sayesinde savaş öncesinde Alaska hattı korunmuştur. Yıllar sonra ise BoS ve Enclave orduları arasındaki savaşın nihai sonucuna karar verecektir.

Liberty Prime, 50’li 60’lı yıllarda ABD’de yapılan anti-komünist propagandalarında kullanılan sözleri sarf ediyordu. “Democracy is truth. Communism is death – Demokrasi doğrudur. Komünizm ise ölüm” ya da “Communism is a lie! – Komünizm bir yalandır!” gibi sözlerle akıllarda yer edinen Liberty Prime’ı unutmak mümkün değil.

Herkese temiz su sağlanması amacıyla sürdürülen projenin devamı ve Enclave belasının Washington’dan atılması için yapılan son harekatta cephenin en önünde duran Liberty Prime, savaşın kazanan tarafını belirlemiştir.

2 – Frank Horrigan (Fallout 2)

Frank Horrigan

Fallout tarihinin gelmiş geçmiş en zor ve hatta belki de oyun tarihinin gelmiş geçmiş en zor oyun sonu canavarlarından bir tanesi: Frank Horrigan. Enclave tarafından sürdürülen süper asker çalışmaları sırasında, kontrolden çıkan bir deney sonucunda devasa bir mutanta dönüşen Horrigan, Fallout tarihinin en korkulan isimlerinden biri olmuştur. Üzerine mühürlenen devasa zırhının içerisinden etrafa korkusuzca tehditler savuran ve dev silahı ile bu tehditleri gerçeğe çeviren bir yıkım makinesi.

Yediği onca radyasyon sonucunda akli dengesini de kaybeden Horrigan, Enclave’in batı sahilindeki çalışmalarının en büyük silahı olmuştur. Kasabaları yakıp yıkma, insanları kaçırma, Vault kapılarını patlatma, BoS’a karşı saldırı gibi planların başını Horrigan çekmiştir.

Peki neden Horrigan’ı öldürmek bu kadar zordu? Çünkü Horrigan’ın zırhı birçok patlayıcıya, lazer silahına karşı direnç gösteriyordu. Bir turda en fazla 192 hasar verilebiliyordu. Canı ise 999’du. Ayrıca Horrigan ile uğraşırken, savaş alanının etrafını çevrelemiş turretlardan kaçmak ve Enclave askerleriyle de mücadele etmeniz gerekiyordu.

Turretları yeterli Science ile hack ederek, Horrigan’a ateş etmelerini sağlayabiliyordunuz. Yüksek Charisma ve Speech puanı sayesinde Enclave askerlerinin de sizin yanınızda savaşmaları için kandırmanız gerekiyordu. Böylece Horrigan bir nebze olsun daha rahat öldürülebiliyordu.

Horrigan’ın ölüm sahnesi de epey dramatikti. Ortadan ikiye ayrılmasına rağmen halen hareket edebiliyor ve son bir kez olsun Chosen One’a laf yetiştirebiliyordu. Gerçekten, korkunç bir yaratıktın Horrigan!

1 – Sen Bir Kahramansın. Bu Yüzden Burada Kalamazsın (Fallout 1)

vault-dweller-fallout-surgun

Fallout 1’in sonu, serinin geri kalan oyunlarının sonlarının hepsinin toplamından daha iyiydi. Sen kalk, koca Vault 13’ü kurtar, toprakları Super Mutant tehlikesinden temizle, insanlara umut aşıla ama doğup büyüdüğün eve kabul edilme! Olacak iş mi bu?

Gerçi Vault Dweller’ın yaşadıklarından sonra beyaz florasan lambalarıyla aydınlatılmış, metal odalarda yeniden dönmek istediğini pek sanmıyoruz. Dışarıda gördüğü onca şeyden ve yaşadığı onca hikayeden sonra yeniden bir kutuya tıkılmak onun için zor olacaktı. Diğer yandan Vault 13’ün sürdürülebilirliğinin korunması için Overseer’ın alması gereken kararlar vardı. Vault Dweller bir kahramandı ama barınakta kalması, huzuru kaçıracaktı. Kimse Overseer’ın sözünü dinlemeyecekti.

Vault 13’ün kapısının önünde yapılan uzun konuşmanın ardından sürgüne gönderilen Vault Dweller’ın sırtı dönük, çorak topraklara ilerleyen görüntüsünü asla unutmayacağız!

Game of Thrones'un Senaryosundan Bir Parça İnternete Sızdı
MOBA Türü Oyunları Sevenler İçin Kitap - MOBA Raflarda!