Makaleler

Bilimkurgu Filmlerindeki En Ünlü 10 Bilgisayar

bilgisayarlar-banner

Bilimkurgu filmlerinin en ilginç aktörlerinden biri de bilgisayarlardır. Bazısı iyi ama geneli kötü amaçlara sahip bilgisayarlar ve programlar, sahiplerinin hedeflediğinden fazla akıllı olursa sonuç ne olur? Booom! Dünya nükleer bir saldırı ile yokolur.

En azından gidişat bu yönde gibi görünüyor. İşte aşağıda gelecek ile ilgili moralinizi bozmaya yetecek kadar akıllı süperbilgisayar vizyonu bulabilirsiniz. İyi eğlenin, çünkü zaman azalıyor, tik tak tik tak… ^_~

Alpha 60 – Alphaville (1965)1_Alpha-60

Ünlü Fransız yönetmen Jean-Luc Godard’ın eseri olan siyah-beyaz ‘Alphaville’ bir distopyan bilimkurgu ve ‘film noir’ karışımıdır. Konusu gelecekte geçen ama tüm çekimleri Paris’in gece saatlerinde yapılan filmde, Alphaville şehrine gidiyoruz. İnsanların serbest düşünde ve duygulara sahip olmasının yasaklandığı bu şehir, ‘Alpha 60’ isimli, yapay zekaya sahip bir süper bilgisayar tarafından izlenmekte ve yönetilmektedir.

Şehrin sakinlerinde görülen en ufak bir duygu belirtisi veya aşk gibi herhangi bir durum Alpha 60 tarafından saptanmakta, bu bireyler mantıkdışı kabul edilip şehrin güvenlik güçleri tarafında yakalanmakta, sorgulanmakta ve infaz edilmektedir. Ana karakter ‘Lemmy Caution’ ise Alpha 60’ı yoketmekle görevli bir ajandır ve en büyük silahı bir şiir kitabıdır…

HAL 9000 – 2001: A Space Odyssey (1968)2_Hal_9000

‘2001: A Space Odyssey’in, senaryosu Stanley Kubrick ve Arthur C. Clarke tarafından beraber yazılmış, Kubrick tarafından çekilmiştir ve bilimkurgu sineması tarihinin en önemli klasiklerinden biridir. Gelecekte geçen filmde Kubrick, insanoğlunun tarih boyunca önemi anlarda karşılaştıkları büyük siyah monolit taşlarla olan ilişkisini anlatır. İnsanlığın evriminde önemli rol oynayan bu taşlardan biri Ay’da bulunur ve Jüpiter’deki bir yere sinyal göndermektedir.

Bu keşif üzerine Jüpiter’e düzenlenen uzun süreli yolculukta, astronotlar Dr. David Bowman ve Dr. Frank Poole’a geminin idaresinde ‘HAL 9000’ isimli zeki bir süperbilgisayar eşlik etmektedir. HAL başlarda tamamen yardımcı oluyor gibi görünse de, zamanla tuhaf davranışlar göstermeye başlar. Tek bir kırmızı lens ile ikonlaşmış HAL, görevi tehlikeye attığını düşündüğü astronotları yok etmeye çalışacak kadar deli olması ile de ünlüdür.

Colossus  – Colossus: The Forbin Project (1970)3_Colossus

Dennis Feltham Jones’un 1966 yılı yayınlanan romanından uyarlanmış olan ‘Colossus: The Forbin Project’, bize çılgın bir  akıllı bilgisayar görüntüsü daha çiziyor. ABD tarafından, tüm nükleer silahları kontrol etmek için gizlice üretilmiş olan ‘Colossus’, kendi nükleer reaktörü olan ve bir dağın içine inşa edildiği için neredeyse yokedilemez bir süperbilgisayar.

Barışı korumak için kullanılacağı iddia edilen Colossus, gizemli bir mesaj ile durumu açık eder: Kendisi dışında bir süperbilgisayar daha vardır. Bilin bakalım hangi ülkede? Evet, Rusya, tabii ki. ‘Guardian’ isimli bu diğer süperbilgisayar ile iletişime geçen Colossus, aradaki bağlantı kesilmeye kalkınca bu durumdan hiç hoşlanmaz. Gerisini tahmin edebilirsiniz, gelsin nükleer tehditler, gitsin çılgın dünyayı ele geçirme planları…

Bomb #20 – Dark Star (1974)4_darkstar_bomb20

22.Yüzyılda insanlık artık yıldızlara ulaşmış ve koloniler kurmuştur. John Carpenter’ın yapımcılığını üstlendiği bu ilginç ve bazen matrak bilim kurgu filminde ‘Dark Star’ isimli bir uzay gemisinin mürettebatı, problem çıkartma ihtimali olan dengesiz gezegenleri, zeki termonükleer bombalarla imha etmektedir.

Dark Star eski bir gemidir ve 20 yıl kadar süren bu görev artık hem gemide tonla arızaya yol açmakta, hem de ekibin ufaktan kafayı yemesine sebep olmaktadır. Gezegen patlatma görevlerinden birinde 20 numaralı akıllı bomba bir elektromanyetik fırtına arızası sonucu gemiden atılamaz ve patlamaya kararlı şekilde gemiye takılı kalır. Pilotlardan birinin dışarı çıkıp bombayla yüzleşmesi ve felsefi bir tartışma sonucunda onu patlamadan gemiye geri girmeye ikna etmesi zorunludur. Fakat gemiye dönmeyi kabul eden bomba yine de kontrolden çıkar ve dışarıdan emir almamaya başlar. Nihayetinde tek varlık sebebinin ‘patlamak’ olduğuna kendini indandırmış akıllı (deli) bir bombaya ne söyleyebilirsiniz ki?

MCP (Master Control Program) – Tron (1982)5_MCP

Walt Disney tarafından çekildiğinde türünün nadir örneklerinden biriydi TRON, özel efektlerinin bir benzeri daha yoktu. İşin içine Syd Mead ve Jean Giraud gibi isimler girince, çıkan eserin bir klasik olmaması mümkün değilmiş zaten. TRON, özel bir cihaz ile taranıp kendini sanal bir dünyada bulan programcı Kevin Flynn’in başına gelenleri anlatır bize. Çalıştığı şirket ENCON’un bilgisayar sistemine bir nevi ışınlanır ve orada şeytani bir yapay zeka olan ‘MCP’ (Master Control Program) ile karşılaşır.

MCP aslında hayatına basit bir satranç programı olarak başlamıştır, daha sonra kodu değiştirilip ENCON’un tüm ağını kontrol etmek için programlanır. Ama yeniden programlanırken bir şekilde kendini geliştirme ve öğrenme yeteneği de kazanmıştır. MCP yavaş yavaş şirketin kaynaklarını sömürerek tüm sistemi kontrol altına almayı başarır. Flynn sistemdeyken MCP’nin kontrolündeki programların, masum (?) başka programları hapsedip onları ölümcül oyunlar oynamaya zorladığını görür. MCP için bundan sonraki aşama nedir dersiniz? Doğal olarak dünyayı ele geçirmek…

WOPR  – WarGames (1983)6_WOPR

2. Dünya Savaşı’ndan beri nükleer tehlike Hollywood’un en popüler konularından biri olmuştur. İşte tam soğuk savaş döneminin bağrından gelen ‘War Games’ filmi, bu tehlike ile o dönemin gittikçe artan bilgisayar sistemlerinin ve hacker’ların getireceği tehlikeler ve deliren bilgisayarların korkusunu birleştiren bir hikaye sunuyor bize.

Genç ve hevesli hacker David Lightman, askeri bir ağa gizlice girmeyi başardığında, karşısında oyun oynamaya meraklı bir bilgisayar bulur. Aslında David, ABD’nin tüm askeri nükleer savaş olasılıklarını sanal senaryolarla deneyen ve raporlar hazırlayan gizli süperbilgisayar ‘WOPR’a erişmiştir. Ünlü askeri komuta merkezi NORAD’da bulunan WOPR da nihayetinde kendine sağlam bir rakip bulmuştur. Ama tüm fazla düşünmekten kafayı yiyen süper bilgisayarlar gibi, WOPR da David ile oynadığı savaş oyunlarına kendini fazla kaptırıp yetkililere gerçek bir Sovyetler Birliği nükleer saldırısı varmış gibi hatalı bilgiler vermeye başlar. Alın başınıza bir Colossus vakası daha, hiç öğrenemeyeceğiz bu süper bilgisayar işini..

Skynet  – The Terminator (1984)7_skynet

Siz alt kültür meraklısı okuyucularımıza Terminator filmlerini baştan sona anlatmama herhalde gerek yok. Arnold Schwarzenegger’ın Conan’dan sonraki en ikonik rolüne sahip olduğu film serisi, gelecekte bilgisayar sistemlerinin gelişip, akıllanıp insanlığı yok etmeye çalışmasını anlatan en popüler bilim kurgu yapımlarından biridir. Bu filmlerdeki kötü adam ise aslında Terminator’ın kendisi değil, kötücül amaçlara sahip akıllı süperbilgisayar sistemi ‘Skynet’dir.

Cyberdyne firması tarafından ABD’nin tüm silah ve savunma sistemlerinin kontrolü için üretilen öğrenebilir bu program, zamanla tüm sistemlere yayılıp yapay zekaya kavuşur ve insanların ne kadar gereksiz varlıklar olduğunun farkına varır. Daha biz “Yine mi nükleer tehdit?” diyemeden Skynet saldırıyı başlatır ve dünya nüfusunun büyük bölümünü yok eder.  Kalanları da esir edip robotik fabrikalarının inşasında kullanır. Ondan sonrası çığ gibi geliyor zaten, direniş güçleri, zamanda yolculuk eden kahramanlar, zamanda yolculuk eden robotlar ve daha neler neler…

Game Pods – eXistenZ (1999)8_existenz_game pod

David Cronenberg sıradışı bilim kurgu ve gerilim öğeleri ile bezeli tuhaf filmleri ile ünlü bir yönetmen. İşte bu filmlerden biri de Kanada yapımı ‘eXistenZ’. Filmde gelecekte insanların sanal oyunlar oynamak için kullandıkları özel bilgisayarlar var ve bu filmin makaleye girmesi de bu bilgisayarlar sayesinde.

‘Game Pod’ ismi verilen bu bilgisayarlar, listedeki çoğu diğer örneği gibi akıllı, süper veya deli değil. En büyük özellikleri listedeki diğerlerinden farklı olarak, biyolojik (organik) bilgisayarlar olmaları. Sahipleri bu cihazları, enselerine monte edilmiş ve direk sinir sistemine bağlanan BioPort’lar aracılığı ile kullanıyor ve sanal oyunlara girebiliyorlar. Eğer bu biyolojik bilgisayarlar ‘hastalanırsa’ neler olacağını tahmin bile edemezsiniz (ipucu: birileri ölüyor mesela ^_^).

GERTY  – Moon (2009)9_gerty

2035 yılında gerçekten de Ay’dan çıkartacağımız Helyum-3 kaynakları tüm dünyanın enerji sorununa çözüm olur mu bilemeyiz ama ‘Moon’ bu konuyla başlıyor. Lunar Industries firması, Ay’daki tam otomatik maden üssü ile tüm Helyum-3 üretimini ele geçirmiştir. Üste ekip olarak sadece kontrol görevlisi Sam Bell ve üssü yönetim Sam’e çeşitli konularda yardımcı olan akıllı bilgisayar GERTY bulunmaktadır.

Sam bir gün Ay yüzeyinde bir kaza geçirir ve daha sonra kendini üste uyanmış olarak bulur. GERTY çeşitli sevimli smiley’leri va sakin sesi ile Sam’e ters bir şey olmadığını anlatmaya çalışsa da, Sam huylanır ve GERTY’yi kandırarak dışarı çıkıp, kaza geçirdiği araçta daha yaşlı bir Sam daha bulur. GERTY’nin isteksiz açıklamaları ile olup biteni anlayan, birbirinin aynısı (biri daha yaşlı gerçi) iki Sam, başlarına geleni kabullenmez ve isyan için yine GERTY’yi kullanırlar. Eh en azından listeye kötü niyetli olmayan, sahiplerini ve tüm dünyayı yoketmeye veya ele geçirmeye çalışmayan bir bilgisayar ekleyebildik.

Samantha – Her (2013)10_her

Tam yukarıdaki paragrafın son cümlesini yazdım ki, listedeki son bilgisayarın ‘Samantha’ olduğunu hatırladım. Artık listede iki adet sahibini ve dünyayı yoketmeye çalışmayan süper akıllı bilgisayar var. Geçen sene gösterime giren Spike Jonze’nin ilginç fütüristik romantik bilim kurgu filmi ‘Her’, insanlardan ve genel olarak hayattan sıkılan yazar Theodore Twombly’nin olağandışı teknolojik ilişkisini anlatıyor.

Yeni piyasaya çıkan akıllı ve kullanıcının sevdiklerini, ihtiyaçlarını öğrenebilen işletim sistemini kuran Theodore, bunun zamanla hayatını değiştireceğinin farkında değildir. İşletim sisteminin dişi bir sesi olmasını ister ve sistem de kendisine isim olarak ‘Samantha’yı seçer. Theodore’un bilgisayarlar ile ilgili genel ihtiyaçlarını hallettikten sonra, Samantha onunla muhabbet etmeye başlar. Başta bu konsept, bilgisayarları sadece aptal birer araç olarak kullanan bir nesle biraz tuhaf gelse de, çabucak alışıyor ve Samantha’yı neredeyse gerçek bir kişi gibi görmeye başlıyorsunuz.

Ama şöyle bir sorun var, işin içine yapay zeka girdiği her seferinde olduğu gibi, Samantha da yavaş yavaş dış dünyayı keşfetmeye ve Theodore’un ötesinde başka şeyler de olduğunu farketmeye başlıyor. Sonuç: Karşılanamayan fiziksel arzular ve yine mutsuzluk…

İlginizi Çekebilir  Drizzt Do'Urden Kitapları İçin Okuma Sırası

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu