Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » 25. Yaşını Kutlarken – Vampire: The Masquerade ve Rol Yapma Oyunlarının Ötesine Geçmiş Bir Kültür

25. Yaşını Kutlarken – Vampire: The Masquerade ve Rol Yapma Oyunlarının Ötesine Geçmiş Bir Kültür

vampire-banner

Vampirler ile ilk tanışmam bundan yaklaşık 15 yıl önce, ablamın Atari’sinde bir türlü açamadığı ve yıllar sonra adını ne kadar hatırlamaya çalıştıysam da bir türlü başarılı olamadığım bir oyun sayesinde gerçekleşmişti. Yeşil kasetin üzerindeki Drakula’dan bozma vampirden o kadar korkmuştum ki kaseti balkondan aşağı fırlatmıştım. Yıllar içinde pek çok şey gibi vampirlere karşı olan hislerim de değişti.

Alacakaranlık’ın etkisi altında geçen karanlık ortaokul dönemimin belki de bana kazandırdığı tek şey, beni Anne Rice ile tanıştırması oldu. Odamın duvarlarını deli dürtmüşçesine Edward Cullen posterleriyle süslemekle kalmayıp beni bir anda kendine çeken bu varlıkları araştırmaya başladım. Gotik edebiyatla az çok tanışıklığı olanlarınızı şaşırtmayacak bir şekilde, karşıma çıkan ilk isimlerden biri de Anne Rice oldu.

Lanetlilerin Kraliçesi’nin kaleminden çıkanlar bana bugüne kadar “vampir” diye okuduklarımın ucuz birer kopya bile olmadıklarını göstermişti. Rice, Stoker, Le Fanu ve dahası. Tüm kaynakların adeta iliğini kurutmuştum, fakat yeni ilgi alanıma kendimi tamamen kaptırmamın, gerçek anlamda yeni bir dünyanın kapılarını aralamamın ve kendimi eşi benzerini görmediğim bir topluluğun içinde bulmamın basit bir PDF dosyası indirmemle gerçekleşeceği aklımın ucundan bile geçmezdi.

Vampire: The Masquerade İle Tanışma

indir

Evet, rol yapma oyunlarının özünü yeniden tanımlayacak ve bunun da ötesine geçerek başlı başına bir alt kültür kolu yaratacak olan Vampire: The Masquerade, 25. yaşını kutlamaya hazırlanıyor. Şöyle bir düşündüğümde tahayyül etmek benim için bir hayli zor, deyim yerindeyse ben daha portakalda vitaminken birkaç hayalperestin ortaya koyduğu ve dönemin büyük yayın evinin burun kıvırdığı fikirler, günümüzde dahi parçası olduğu kültürü domine etmeye devam ediyor.

True Blood, Underworld ve daha vampirleri içeren birçok başarılı yapımda Vampire: The Masquerade’in izlerini açıkça görmek mümkün. Peki VtM neyi doğru yaptı? Yüzyıllardır ortada olan bir fikri kullanarak nasıl türdeşlerinden sıyrılmayı başardı? Yoksa yaptığı tek şey Amerika’yı yeniden keşfetmek miydi?

Vampir Rolüne Bürünmek

camarilla2

Uzun uzun VtM’in şahaneliklerinden bahsedeceğim bu yazıda övgülerime kısa bir ara verip her şeyin nasıl başladığından bahsetmek istiyorum. Bunun için de önce 1987ye, rol yapma oyunlarına meraklı olan herkesin ismini en az bir kere işittiği Ars Magica’nın ilk edisyonunun basıldığı yıla gidiyoruz.

Orta Çağ Avrupa’sını mistik ve fantastik bir bakış açısıyla işleyen, d10 zar sistemini kullanan bir oyunla karşılaşıyoruz bu dönemde. Oyunun yazar ekibinde yakından tanıdığımız bir isim de var: Mark-Rein Hagen. Ekibin bir parçası olan Hagen daha farklı, daha büyük bir proje yapmak istiyordu. Fantastik Avrupa konsepti zihninde, bambaşka yollara sapacak fikirler uyandırmıştı. Fakat fikirleri hem kendi patronları hem de görüştüğü başka yayın evleri tarafından uçuk bulunuyor, tutmayacakları iddia edilerek bir kenara itiliyorlardı.

Dizginleri eline almaya karar veren Hagen, Vampire: The Masquerade’in asıl çizerlerinden biri olan ve The Lost Boys’u izledikten sonra Hagen’a projesinde katılmak isteyen Joshua Timbrook ile GenCon’a giderek aklında uçuşan fikirleri belirli bir çizgiye oturtur ve belli belirsiz hayaller nihayet bir isim kazanır: World of Darkness.

Artık uçuk birer hayal olmayan bu fikirlerin somutlaşma zamanı gelmiştir. Durumun farkında olan ikili, Wieck Kardeşler ile bir araya gelirler ve camiasının çehresini sonsuza dek değiştirecek olan White Wolf Yayıncılık resmi olarak kurulur.

Korkuyu Teneffüs Etmek

BookBrujah002

1991 yılında çıkan Vampire: The Masquerade adlı kitabın kapağında şu sözler yazar: “Kişisel Korku Temalı Bir Hikaye Anlatma Oyunu.” Bu cümlede VtM’in özünü korkudan daha iyi tanımlayan bir tamlama varsa o da hikaye anlatma oyunudur. Korku, VtM’in temel elementlerinden sadece bir tanesi. Bunun yanında korku ögesi her oyunda işlenebilir, başarılı bir oyun yöneticisi yeterince uğraşırsa oyuncularını korkutmayı başarabilir.

Bu cümle ile VtM’in yeniden keşfettiği şey korku değil, oyunların oynanış tekniği, bir noktada oyunların amacı. Vampire: The Masquerade piyasaya çıkışıyla birlikte hem oyunculara hem de oyun yöneticilerine yeni bir yol gösterdi. Onlara, eşit karelere bölünmüş bir kartonun üzerinde ilerleyip, karşılarına çıkan canavarları kesip ganimetleri yağmaladıkları bir oyunun ötesinde bir dünya sundu. VtM, “yaşadığımız dünyamızın daha karanlık, daha gizemli hali” diye basite indirgenemeyecek hikayelerle oyuncuları ve oyun yöneticisini oyunu yaşamaya teşvik etti.

Tabii ki karşınıza düşmanlar çıkıyor ve tabii ki onlarla savaşıyorsunuz; tecrübe puanları, karakter kağıtları, zarlar Vampire: The Masquerade’de de var. Ama tüm bunlar ince ince işlenmiş, girift ve gerçekçi bir dünyanın ögeleri. Ne zaman VtM’in gerçekçiliğinden bahsetsem karşılaştığım soru, bu satırları yazarken de kulaklarımda çınladı: Vampirlerin yer aldığı bir dünya nasıl gerçekçi olabilir?

Burada kan emen yaratıkların geceleri dev yarasalara dönüşüp bebekleri beşiklerinden kaçırdığı ve bakire kanı ile yıkandıkları uçuk bir fanteziden bahsetmiyoruz. VtM, gotik korkunun en sevilen kötüsü vampire bir kişilik kazandırdı. Ona, dünyamızda akla yatkın bir yer verdi. Onun tarihini, politikasını, savaşlarını, uygarlıklarını, örgütlerini anlattı. Ona düşmanlar verdi; hem dışarıdan hem de kendi içinden. Vampirin doğasını, “kan içen habis yaratıklar” olmaktan öteye taşıdı. Vampire: The Masquerade, adeta vampir kültürünü baştan yarattı.

Aramızda Yaşayan Vampirler

ur7iXvk

Vampir” denilen yaratık baştan tanımlanınca, yaşayacağı dünyanın da ona uydurulması gerekiyordu haliyle. Kartlarını doğru oynadığında sonsuza kadar yaşayan bu varlıkların tarih sahnesindeki rolü neydi? Koca imparatorluklar doğup ölürken, ölümlüler bir kara parçası için birbirlerini biçerken, gecenin çocukları neredeydi?

Vampire: The Masquerade bu soruları da cevapladı. Durmadan anlattı; gerek tarihin sahne arkalarına, gerekse dünyanın gidişatını değiştiren olayların baş rolüne vampirleri yerleştirdi. Onları, toplumların yaşayan birer üyesi haline getirdi. Büyük parçaları oturtunca da küçük detayları işlemeye başladı.

Geçen gece barda kesiştiğiniz kızın, çıkışta görmezden gelerek yanından geçip gittiğiniz dilencinin, evinize girerken yolun karşısından pis pis size bakan adamın aslında gördüğünüzden çok daha fazlası olma ihtimalini ortaya attı.

vampire___the_masquerade___lextalionis___crop_by_z_grimv-d77e5el

Gerçekçilik hissinin peşinden koşan VtM, bu noktada bir detayı daha doğru yakaladı. Oyuncularını kahraman olmaya itmedi. Dünyamız ne yazık ki iyi insanlar kadar kötü insanların da yaşadığı, iyiliğin var olduğu kadar kötülüğün de can bulduğu bir yer ve madem bu oyun bizim dünyamızda geçiyordu, insanlığın gerçeklerini nasıl göz ardı edebilirdi ki?

Vampire: The Masquerade doğru yoldan gitti ve bunu yapmadı. Dünyamızın karanlığını aldı ve onu, kendi kurgusuyla harmanlayarak ortaya daha da karanlık, daha da kötü ve çok daha korkunç bir evren koydu. Vampirleri canlandırdığınız bir dünya ne kadar aydınlık olabilirdi ki?

Şehrin Kötü Çocukları

tumblr_n2ti8sZLJu1s6uy0fo1_1280

Aldığı hazır materyali işleyerek onu baştan yaratan VtM, oyunculara yıllardır yaşadıkları şehirde, her gün geçtikleri sokaklarda bugüne kadar ruhlarının bile duymadığı ve keşfedilmeyi bekleyen gizemler sundu. Hem de bu sefer oyuncular kötü ejderhayı öldürmeye ya da dünyayı kurtarmaya çalışmıyorlardı. Hepsinin kendi amaçları peşinden gitme, kendi planlarını yapma özgürlüğü vardı.

Bu özgürlük, anlatılmayı bekleyen sayısız hikaye ile birleşti ve rol yapma oyunları için yeni bir sayfa açıldı. Artık oyuncular ve oyun yöneticisinin ortaklaşa anlattığı bir hikaye vardı, çok yönlü ve etkileşime açık karakterler vardı. Rol yapma oyunlarına “kötüyü öldürüp hazineyi alma” dışında bir derinlik ve bireysellik gelmişti.

Her kesimden oyuncunun bir anda kapıldığı VtM furyası, tabii ki masa başında kalmadı. 1993 yılında çıkan LARP sistemi Mind’s Eye Theatre ile Vampire: The Masquerade oturduğu yerden kalkarak, gerçek hayata taşındı.

Mind’s Eye Theatre’ın çıkışı, VtM camiası için gerçek bir dönüm noktası oldu. Oyunun sokaklara taşınması, topluluk için hikayeleri masa başında değil de kostümle canlandırmaktan çok daha büyük bir anlam taşıyordu. Yazdıkları hikayeler, yarattıkları karakterler, mekanlar artık kağıt üzerinde kalmayacaktı. Topluluk, gerçekçilik konusunda White Wolf’un bile öngöremediği adımlar atmaya başlamıştı. Basit LARP oturumlarından maskeli balolara, rave partilerinden VtM’den ilham alınarak açılan gece kulüplerine, Vampire: The Masquerade rol yapma oyunlarının özünü yeniden tanımlamaya devam ediyordu.

Succubus_Club_Dance_Floor

Fakat ne yazık ki işler hep iyi gitmedi. Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi White Wolf da zamanla zorluklarla karşılaşmaya başladı ve en sonunda Sony’e açtığı fikir hırsızlığı davasının altından kalkamayan yayın evi, 2006 yılında haklarını CCP’ye devretti. Bir süre World of Darkness Online üzerinde çalışan şirket ne yazık ki hayranların coşkusuna karşılık veremedi ve proje erken aşamalarda rafa kaldırıldı. Projenin iptal olmasıyla birlikte, World of Darkness’ın üzerine yıllar sürecek bir sessizlik çöktü.

world_of_darkness

Bu sessizlik 2015’te, Paradox Interactive’in, World of Darkness’ın yayın haklarını CCP’den satın almasıyla bozuldu. Şirket, markayı satın almasıyla birlikte düzenlediği proje planıyla tüm WoD sevenlerin kalbine bir kez daha çok yakından tanıdıkları fakat yıllar içerisinde uzaklaştıkları heyecanı yaymayı başardı.

Ve geçtiğimiz günlerde, World of Darkness evreninin temeli diyebileceğimiz Vampire: The Masquerade, rol yapma oyunlarını ve modern vampir mitini baştan yazan oyun, New Orleans’ta düzenlenen, görkemli bir etkinlik ile 25. yaşını kutladı. White Wolf ve Paradox Interactive bünyesinden, işin mutfağında yer alan isimlerin de katılacağı muazzam bir maskeli balo ile yıllardır tutkusunu kaybetmeyen camia bir araya geldi.

Bunun yanında Paradox Interactive hayranların yıllara meydan okuyan tutkusunun karşılığını vermeyi de sürdürecek. Eylül ayında gerçekleşecek kutlamanın yanı sıra şirket, hayranları tutkunu oldukları bu dünyanın doğuşunu anlatan bir belgesel ile buluşturmaya da hazırlanıyor.

Vampire: The Masquerade’i gelecekte nelerin beklediğini görmek oldukça heyecan verici olacak. Biz hayranlar için de artık torpordan çıkma vakti yaklaşıyor gibi görünüyor.

Bir nevi aşk mektubu olan yazımı zor da olsa burada noktalıyorum. Nice mutlu yaşlara VtM, gece genç ve daha anlatılacak çok hikayemiz var.

Underworld: Blood Wars Fragmanı Yayınlandı
Büyük Bir Ekip Cyberpunk 2077 Oyunu İçin Çalışmaya Başladı