Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » 2017’nin En Kötü Fantastik Filmleri

2017’nin En Kötü Fantastik Filmleri

2017 yılını çok iyi geçirdiğimiz söylenemez. Yine pek çok değerli isim aramızdan ayrıldı, Dolar ve Euro aldı başını gitti derken sinemada da çok ses getiren yapımlar izleyiciye bekleneni veremedi.

2017 yılının en iyi filmlerini zaten sizlerin oylarıyla belirliyoruz. Bizler IMDB ve Rotten Tomatoes durumlarına göre 2017 yılının en kötü 10 fantastik ve bilimkurgu türündeki yapımını sizlere gösterelim istedik.

Ghost in the Shell

Başrolünde ünlü aktrist Scarlett Johansson’u izleyeceğiz dediklerinde Lucy ve Under The Skin isimli bilimkurgu filmlerindeki performansından sonra umutlanmıştık. Ünlü manganın 1995 yapımı anime uyarlaması da neredeyse herkesin hayran olduğu bir yapımdı. Hollywood’un bu eseri live-action filme çekecek olması bizi biraz korkutmuştu ama gelişen CGI teknolojisi ile güzel bir film beklentimiz vardı. Maalesef korktuğumuz başımıza geldi ve Ghost in the Shell hayranları sinema salonlarından boynu bükük ayrıldı.

Anime ve mangayı bilmeyenler filmden keyif almışlar duyumlarımıza göre ama Ghost in the Shell hayranları filme kötü puan verdiler.

Justice League

DC Comics’in Avengers’ı olarak tabir edilen; Aquaman, Batman, Flash, Cyborg ve Wonder Woman’ı tek bir filmde bizlere sunan Justice League de izleyicileri memnun edemeyen yapımlardan. Batman v. Superman: Dawn of Justice filmi zaten eleştiri yağmuruna tutulmuştu. Bunun üzerine Warner Bros.’un eleştirilerden dersler çıkarıldığı düşünülmüştü fakat sinema salonlarını dolduran geekler maalesef yaylarını ellerine aldılar ve eleştiri oklarını Justice League ekibine yönelttiler. 

Çizgi romanda Justice League’i takip edenler ise biraz daha acımasızdı. Film aksiyon dolu, yer yer eğlenceli ve sürprizli olmasına rağmen izleyicilerden bile geçer not alamamışken çizgi roman ve DC Comics hayranları filme ateş püskürdüler. Ellerinde Wonder Woman gibi güzel bir yapım vardı. Sonrasında yine serinin çıtasını aşağı çekmeyi başardılar.

King Arthur: Legend of the Sword

Kral Arthur efsanesini çok seven biriyim. Camelot, Excalibur, Yuvarlak Masa Şövalyeleri derken film için oldukça heyecanlıydım. Özellikle kamera arkasında Guy Ritchie’nin olması da beklentimi yükseltti. Filmi izlediğimde ise maalesef beklediğim tadı yakalayamadım. Hikaye bir Camelot ve Arthur Fantezisi alt türünden çok fantastik, Kılıç ve Büyü tarzında bir aksiyon filmiydi. Gençliğinde serserilik ve hırsızlık yapan Arthur’un Camelot’u kötü güçlerden kurtarması işlenmiş lakin film aksiyon filminden pek de öteye gidememiş. 

Bekleyenlerin de salonlardan, “Meh…” sesleriyle ayrıldığı bir fantastik yapım da 2017’nin başarısız yapımları arasında yerini aldı.

Underworld: Blood Wars

Vampirleri beyaz perdede adam gibi görmüş ve mutlu olmuştuk Underworld filmleriyle. İlk film özellikle büyük beğeni toplamıştı. Hatta senaryosu, Vampire FRP oyunundan “ç”alınmıştı ve gerçekten vampir mitolojisine oldukça sadık kalınmıştı. Lakin firmaya para tatlı geldikçe filmin tadı kaçmaya başladı maalesef. Sürekli düşüş gösteren bir seri olarak Underworld serisinin son filmi Underworld: Blood Wars isteneni veremedi ve 2017’nin kötü fantastik yapımları arasında yerini almaktan kurtulamadı.

The Dark Tower

Yılın en dibe batırılan yapımı desek yanlış olmaz herhalde. Stephen King’in, “Benim başyapıtım dediği,” Kara Kule serisinden beyaz perdeye uyarlanan The Dark Tower filmi, uyarlamadan ziyade aynı evrende geçen başka bir hikaye olarak çıktı karşımıza ama ne girişi ne gelişmesi ne sonucu… hiçbir şey doğru dürüst değildi filmde. Hatta Kara Kule serisini bilmeyenler filmden hiçbir şey anlamadı bile. Kara Kule serisini bilenler ise ağzına geleni söyledi.

Stephen King arada sırada filmle ilgili “Ben beğendim,” gibi açıklamalar yapsa da film fiyaskodan öteye gidemedi. Hatta, “Dizi ile konuyu toparlayacağız,” açıklamaları yapan film firması bile yaralara merhem olamadı hatta öfkeli kalabalığın tepkisini daha çok çekti. 

The Mummy

Universal’in Korku Canavarları serisini neredeyse yarım asırlık bir sürenin ardından yeniden sinemaya taşıyacak olması beni çok heyecanlandırdı. 1932 yapımı, başrolünde usta aktör Boris Karloff’un oynadığı filmin yeniden yapımını izlemek için gün saydım. Başrolünde Tom Cruise’un oynadığı film ne yazık ki Korku Canavarları serisine yapılabilecek en kötü başlangıçtı. Gereksiz esprili diyaloglar, korkutucu olmaktan uzak atmosfer, o kadar epik bir varlığın geri dönmesinin sadece aksiyon etkileri… ne ararsanız vardı kötü namına. 

Hatta bazı insanlar filmi Brandon Fraser’ın oynadığı Mumya ile kıyasladılar ama öyle olmadığını anlatmıştık. Filmi izleyince keşke o komedi-aksiyon Mumya devam etse diyor insan.

Transformers: The Last Knight

Transformers serisi de sağıla sağıla işleyecek bir şey kalmamış serilerden bir tanesi haline geliyor yavaş yavaş. Autobotlar’ın Decepticonlar’a karşı efsane savaştan geriye elinde kılıcıyla dolaşan Optimus Prime’dan, robot savaşlarının kötü bir örneği haline gelen savaş sahnelerinden başka bir şey kalmadı desek yeridir. Tamam, ilk birkaç film tuttu ama bu kadar zorlamanın ne anlamı var gerçekten merak ediyoruz. Zorlayınca ortaya çok da iyi eserler çıkmadığını neredeyse her seride gördük. Biz bunu anlamışken Hollywood neyi anlamıyor merak ediyorum. Para kazanmaya da devam ediyorsunuz ama bunlar son mermiler haberiniz olsun.

Transformers artık film olarak değil de klasik animasyonlarıyla geri gelse hepimizi daha çok mutlu edecek sanırım.

Rings

Bir dönemin efsane filmi Halka, artık halka olmaktan çıktı ve kabak tadı verdi. 2002 yılında Samara ile tanıştık ve gerçekten pek çoğumuz etkilenmiştik. 2005 yılında Halka 2 vizyona girdi ve herkes burun kıvırdı. Efsane de yavaş yavaş unutulup gitti. Aradan 12 yıl geçtikten sonra, ikinci filmin kötü olmasına rağmen neden üçüncü bir film yapıldı sorusu aklımıza geliyor. Daha bir öncekinde söyledik, başarılı olmuş bir yapım varsa bunu sağmaya çok gerek yok. Bırak başarılı olsun, efsane olsun. Döndüre döndüre izleyelim, remake de yapmayın ama Rings kadar kötü bir film de olmaz olsun.

Power Rangers

90’lı yılların efsane televizyon yapımı, pek çok ülkede hâlâ televizyonlarda gösterilmeye devam eden Power Rangers da, “Haydi bir de şansımızı sinemada deneyelim,” diyenlerden olsa gerek. 80’lerin çocukları filmi heyecanla bekledi, ne de olsa çocukluk maceralarıydı. İlginçtir ki bazıları beğendi bile ama Power Rangers, eğlenceli bir film bekleyen izleyicilere bunu bile veremeyen bir yapım oldu. Televizyon bölümünün uzatılmışı gibi görünmekten öteye gidemedi. 

Flatliners

Başrollerinde Keifer Sutherland, Julia Roberts ve Kevin Bacon gibi harika oyuncuları barındıran 1990 yapımı Flatliners, bu kadar iyi oyunculara rağmen çok iyi bir film değildi. Kısa süreliğine kalplerini bilimsel yollarla durduran 5 tıp öğrencisinin ölümden sonraki yaşamı görmek için bir çaba göstermesi iyi bir filmin konusu olabilirdi ama 1990 yapımı Flatliners bunu çok iyi başaramamıştı. Aradan 27 yıl geçtikten sonra Hollywood, aynı konuyu bir kez daha işlemeye karar verdi. Bu sefer Diego Luna, Ellen Page gibi isimler vardı. Hatta Keifer Sutherland yeniden filmde boy gösterdi ama bu sefer daha iyi yapalım derken daha kötü bir film yapmayı başarmışlar. 

Bilimkurgu filmi olarak selefinden öteye gidemeyen yapım korku türü olarak da maalesef hiçbir şey vermiyor. Flatliners da bu listede yerini almayı hakediyor.

BONUS: Star Wars: The Last Jedi

Bu sefer IMDB veya Rotten Tomatoes’a göre değil, kendi gözlemlerimize göre bu filmi buraya yazdık. Bonus olmasının sebebi de izleyicilerin birbirleriyle neredeyse kanlı bıçaklı hale gelmiş olmaları. Herhalde hiçbir film bu kadar tartışılmadı. Beğenenler hayranlar beğenmeyenlere, “Sen filmi nerenle izledin?” diye soracak kadar ileri giderken, beğenmeyenler ise beğenenlere, “Sen iyi filmden ne anlarsın!” diyebildiler. İki taraf da birbirini, “Siz Star Wars’tan hiçbir şey anlamıyorsunuz,” laflarına varana kadar eleştirdi. 

Film iyiydi veya kötüydü hâlâ tartışılıyor ve hayranlar tarafından daha yıllarca tartışılacak muhtemelen ama binlerce hayranın imza toplayıp Disney’e Star Wars: The Last Jedi filmini seriden çıkarması için kampanya başlattığı bir olay varken bonus olarak bu filmi de kenara iliştirelim istedik. Biz de şimdi ekstra yorum yapıp polemiğe girmeyelim. Zevkler ve renkler tartışılmaz.

Yeti Efsanesinin Doğru Olmadığı Bilimsel Olarak Kanıtlandı
Bright Filmini 3 Günde 11 Milyon Kişi İzledi