Anasayfa » Kültür-Sanat » Sinema Haberleri » Joker, Ekim Ayı Açılış Rekoru Kırdı

Joker, Ekim Ayı Açılış Rekoru Kırdı

Türkiye’de 4 Ekim’de 313 sinemada, 435 salonda vizyona giren Joker, 4-6 Ekim tarihleri arasında vizyona girdiği ilk hafta sonunda, 385 bin 468 kişi tarafından izlenerek tüm zamanlar Ekim ayı En iyi Yabancı Film İzleyici açılış rekorunu kırdı.

ABD’de de 4-6 Ekim hafta sonunda yaklaşık 93,5 milyon dolar hasılata ulaşan Joker, tüm zamanlar en iyi Ekim ayı hasılat rekorunun da sahibi oldu.

Joker’in Yapım Notları

Kalabalık içinde bile her an yalnız Arthur Fleck bağ kurma arayışındadır. Yine de, Gotham şehrinin isli sokaklarında yürürken; bölünme ve hoşnutsuzluğun düşmanca bir yer hâline getirdiği şehrin, üzeri grafitilerle dolu toplu taşıtlarına binerken, Arthur yüzünde iki maskeyle dolaşır. Bunlardan birincisi gündüz işi için yüzüne çizdiği palyaço suratıdır. Diğeri ise asla silip çıkaramayacağı bir maskedir: Bu, çevresindeki dünyanın bir parçası gibi hissetmek için ortaya koyduğu boş çabayı yansıtan bir maskedir; hayatı tekrar tekrar yerle bir edilmiş, yanlış anlaşılmış bir adamı gizleme çabasıdır. Babasız büyüyen Arthur’ın annesi kırılgan bir kadındır ve belki de Arthur’ın en iyi arkadaşıdır. Annesi onu “Mutlu/Happy” takma adıyla çağırır; bu lakap Arthur’ın yüzüne içindeki yürek acısını gizleyen bir gülümseme yayar. Fakat, sokakta ergenlerin zorbalığına, metroda takım elbiselilerin sataşmalarına ya da işteki diğer palyaçoların şakalarına maruz kaldığında, topluma aykırı bu adam çevresindeki herkesle gitgide daha da uyumsuz hâle gelir.

Todd Phillips’in ortak yazarı, yapımcısı ve yönetmeni olduğu “Joker”de, yapımcılar, DC evreninin bu ünlü kötü adamının özgün vizyonunu, karakterin daha geleneksel mitolojisinin başlangıç hikayesiyle aşılayarak ama belirgin bir şekilde kendine özgü bir şekilde sunuyorlar. Phillips’in — parçalanmış Gotham şehrinde yolunu bulmaya çabalayan bir adam şeklindeki—Arthur Fleck yorumunu Joaquin Phoenix akıllarda yer edecek şekilde portreliyor: Üzerine herhangi bir sahne ışığının çevrilmesi özlemi içindeki Arthur, stand-up komedide şansını dener ama espriler her zaman onun hakkında gibidir. Duyarsızlık, zalimlik ve nihayetinde ihanet üçgeninde bir varoluş döngüsüne sıkışıp kalan Arthur’ın üst üste kötü kararlar vermesi bu kasvetli ve alegorik karakterin analizinde, tırmanan olayların zincirleme tepkimesini başlatır.

Üç kez Oscar adayı olan Phoenix (“The Master”, “Walk the Line”, “Gladiator”) filmin başrolünü Oscar ödüllü Robert De Niro (“Raging Bull”, “The Godfather: Part II”) ile paylaşıyor. Filmde, ayrıca, Zazie Beetz (TV yapımı “Atlanta”, “Deadpool 2”), Frances Conroy (TV dizisi “American Horror Story”, Hulu yapımı “Castle Rock”), Brett Cullen (“42”, Netflix yapımı “Narcos”), Glenn Fleshler (TV yapımı “Billions”, “Barry”), Bill Camp (“Red Sparrow”, “Molly’s Game”), Shea Whigham (“First Man”, “Kong: Skull Island”), Marc Maron (TV dizisi “Maron”, “GLOW”), Douglas Hodge (“Red Sparrow”, TV dizisi “Penny Dreadful”), Josh Pais yakında gösterilecek “Motherless Brooklyn”, “Going in Style”) ve Leigh Gill (HBO yapımı “Game of Thrones”) rol alıyorlar.

Oscar adayı Phillips (“Borat”, “The Hangover” üçlemesi) filmi yönetmekle kalmadı, senaryoyu da Oscar adayı yazar Scott Silver’la (“The Fighter”) birlikte kaleme aldı. DC karakterlerine dayanan filmin yapımcılığını Emma Tillinger Koskoff’la (“The Wolf of Wall Street”) birlikte Phillips ve Oscar adayı Bradley Cooper (“A Star Is Born”, “American Sniper”) ortak markaları Joint Effort aracılığıyla üstlendiler. Michael E. Uslan, Walter Hamada, Aaron L. Gilbert, Joseph Garner, Richard Baratta ve Bruce Berman da “Joker”in yönetici yapımcılığını gerçekleştirdiler.

Filmin kamera arkası ekibinde Phillips’e eşlik eden kadro şöyle: Görüntü yönetiminde Lawrence Sher (“Godzilla: King of the Monsters”, “The Hangover” üçlemesi), yapım tasarımında Mark Friedberg (“If Beale Street Could Talk”, “Selma”), kurguda Jeff Groth (“War Dogs”, “The Hangover Part III”) ve kostüm tasarımında Oscar ödüllü Mark Bridges (“Phantom Thread”, “The Artist”). Filmin müziğini Hildur Guðnadóttir (HBO’s “Chernobyl”, “Sicario: Day of the Soldado”) yaptı.

Yapım Hakkında

Annem daima bana gülümsememi ve mutlu bir ifade takınmamı söyler…

Arthur Fleck

1980’lerin başında, Gotham şehri çalkantılıdır. Fakat suçun kol gezdiği tekinsiz mahalleler ya da kendi çıkarları için her şeyi tehlikeye atan bir mafya babası yoktur. Yoksullar ile varlıklılar arasında bölünmüş bu distopik topluluk sınırları içinde yaşayan herkes için çok daha elle tutulur olan kaygı nedeni aradaki uçurumun gitgide büyümesidir. Haftalar süren çöp grevi ise gerilimi daha da tırmandırır. Gotham tepetaklak olmanın eşiğindedir; şehri kurtarabilecek olanlar sadece onu denetleyenlerdir ama ihtiyacı olanlara maddi destek sağlayacak fonlardan mahrum her belediyede olduğu gibi, muhtaçların zorluklarını hafifletmek için tasarlanmış hizmetlerde kesintiye gidilmiştir.

Hayır, sayfalarda ya da ekranlarda resmedilen 80 yıllık yerleşik hikayeden tanıdığımız Gotham ya da Joker değil bu. Kötü şöhretli bir karakterin kökenini işleyen, özgün, tek başına ayakta duran bir hikaye bu; içinde yaşadığı şehir gibi —ve muhtemelen o şehirden dolayı— huzursuz bir ortamın uçurumun eşiğine getirdiği bir adamın öyküsü bu: Bu, Arthur Fleck’in hikayesi.

Yapımcı Todd Phillips şunu söylüyor: “Joker’in karmaşıklığını seviyorum. Bu başlangıç hikayesinin irdelemeye değer olduğunu hissettim çünkü daha önce yapılmamıştı ve çizgi romanda bile resmi olarak bir başlangıcı yoktu. Bu yüzden, Scott Silver’la birlikte karmaşık ve girift bir Joker versiyon yazdık; nasıl evrildiğini ve sonra nasıl kötüleştiğini işledik. Benim ilgimi çeken de buydu: Bir Joker hikayesi değil de Joker olmanın hikayesini anlatmak”.

Filmde kasvetli atmosferi içindeki Gotham’ın alameti farikalarına sadece yetecek kadar yer veriliyor. Bundaki amaç hem izleyicilere orada olduklarını hissettirmek, hem de filmin yıldızı Joaquin Phoenix’in hipnotize edici yalın performansında Arthur’la birlikte şehrin —ve sonra karakterinin— karanlık tarafına doğru çıktığı yolculukta gerekli duyguları uyandırmasına imkan vermekti. “Filmde işlemek istediğimiz temalardan biri empati, daha doğrusu Arthur’ın dünyasında fazlasıyla tanık olduğumuz empati eksikliğiydi” diyor Phillips.

Yönetmen şöyle devam ediyor: “Örneğin, filmde küçük çocuklar ile yetişkinlerin Arthur’a tepkileri arasındaki farkı görebiliyorsunuz çünkü çocuklar dünyayı merceksiz görürler; zengin ile fakir olarak görmez, ya da marjinalleşmiş bir bireyi yetişkinlerin anladığı şekilde anlamazlar. Onlar Arthur’ı sadece onları gülümsetmeye çalışan biri olarak görüyorlar. Başkalarını kabul etmemek doğuştan gelen değil, sonradan öğrenilen bir şey ve ne yazık ki bunu genellikle öğreniyoruz”.

Silver ise şunları aktarıyor: “Arthur’ın ilk başta tek istediği insanları güldürmek, yüzlerine bir gülücük yerleştirmeye çalışmak. İşte bu yüzden palyaçoluk yapıyor ama bir yandan da stand-up komedyeni olmayı hayal ediyor. Yegâne arzusu dünyaya birazcık neşe katmak. Fakat sonra, Gotham’ın toksik ortamı onu tüketiyor —şefkat ve empati eksikliği, medeniyetin yitişi… Joker’i yaratan da bu oluyor”.

Phillips ve Silver’ın yarattığı Arthur yanlış değerlendirilmelerden oluşan bir varoluş döngüsünde hapis kalmıştır.  Hatta Arthur’ın kontrol edilemeyen –ve dizginlemeye çalıştığında daha da ivme kazanan— uygunsuz kahkahası bile günlük hayatında karşılaştığı insanlardan sempati toplamadığı gibi, onu Gotham toplumu tarafından daha fazla alaya ve yabancılaşmaya maruz bırakır. “Günümüzde bilinen bir semptom olsa da, hikayemizin geçtiği dönemde bu semptomun tanısı yoktu ama aslında bu gerçek bir hastalık” diye açıklıyor Phillips.

Phoenix çekimler sırasında bile, “Kendimi ona acırken bulduğum anlar oldu; hatta bir an motivasyonunu bile anladığımı hissedip bir an sonra verdiği kararları çok itici bulduğum oldu” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bu karakteri canlandırmak oyuncu olarak benim için bir meydan okumaydı; karakterin izleyiciye ve Joker hakkındaki önceki fikirlerine meydan okuyacağını da biliyordum çünkü bu kurgu dünyada, gerçek dünyamızda da olduğu gibi, kolay cevap diye bir şey yok”.

“Çoğu zaman buzdağının tepesinden söz ederiz ama nadiren altında ne olduğunu konuşuruz —ya da sizi oraya neyin götürdüğünü” diyor Phillips ve ekliyor: “Arthur sokakta görüp yanından ya da üzerinden geçip gittiğiniz adam. Bu filmle yüzeyin altındakine bir göz atabilmeyi umuyoruz”.

Bu konuların yapımcıların sinema tutkusuyla birleşmesi herhangi bir Joker filmi değil, bu Joker filminin olgusunu ortaya çıkardı. “Gençken izlediğim karakter incelemelerinden esinlendim. O filmlerin görüntüleri, havaları, tarzları bu hikaye için mantıklı göründü” diyen Phillips’in sözünü ettiği karakter incelemeleri 1970’lerin ve 80’lerin “Serpico”, “Taxi Driver” ve “Network” gibi filmleriydi. “Çizgi romandan birkaç öğe ekledik ve hikayeyi 1981 yılı civarında harap bir Gotham şehrine oturttuk çünkü sözünü ettiğim filmler o döneme aitti. Ayrıca, bu sayede, çizgi roman dünyasının bugün sinemada çok aşina olduğumuz halinden uzaklaşabilecektik” diyor yönetmen.

Phillips rolü Phoenix’e vermek bir yana, aslında bu rolü onu düşünerek yazdığını belirtiyor. “Joaquin’in önceki çalışmaları beynimde hep yer etti. Fakat onun gerçekten beğendiğim özellikleri tarzı ve öngörülemezliği, ki bunların Arthur-Joker karakterine çok iyi oturacağını hissettim” diyor Phillips ve şöyle devam ediyor: “Başkaları matematik yaparken, Joaquin caz çalıyor. O en iyilerden biri; korkusuz. Performansları cesur ve hassas. Eğer onu projeye dahil edebilirsek gerçekten çok özel bir şey yapabiliriz diye düşündüm”.

Aktör geçmişte ilhamını çizgi romandan alan her türlü projeye direnmiş olsa da, senaryoyu okuduğunda etkilendiğini söylüyor: “Senaryonun cüretkar ve girift olduğunu, daha önce okuduğum hiçbir senaryoya benzemediğini düşündüm. Todd’un eşsiz bir bakış açısı var ki bence film açısından gerçekten mükemmel bir şey bu” diyor Phoenix ve ekliyor: “Bir yönetmenle çalıştığımda, onun malzemeye dair kendine özgü yorumu olan birisi olmasını isterim. Bu filmi Todd’dan başka kimse yapamazdı”.

Arthur’un öyküsü hem zengin hem de ayrıntılarda ölçülü. Öyküyü Silver’la birlikte “bir yıl boyunca New York’ta küçük bir ofiste” şekillendirdiklerini söyleyen Phillips, işe böylesine sıradan bir adamın bu kadar kötü ve ünlü bir karaktere dönüşümüne giden yolu belirlemekle başladıklarını belirtiyor: “Hikayenin bizim anlattığımız versiyonunda, bunun ilginç olduğunu düşünsem de, bir adamı asit fıçısına düşürmek işe yaramazdı; bu yüzden, her şeyi ‘gerçek dünya objektifinden’ yürütmeye çalıştık. Bizim filmimizin dünyasında mantıklı olması için, ‘Pekala, sonunda Joker olduğunda neden bu makyajı yapıyor? Bu makyajı nereden buldu ve nasıl makyaj yapmaya başladı? Acaba palyaço olabilir mi?’ diye düşündük”.

Phillips şöyle devam ediyor: “Sonra tabi ki kendimize neden palyaçoluk yapmıştır, diye sorduk. Böylece annesinin daima ona bu dünyaya kahkaha ve neşe getirmesi gerektiğini söylemesi fikrini bulduk. Bu noktadan sonra her şey bir araya geldi”.

Karakterle birlikte gelen görsel beklentilere ek olarak, çizgi romanların neredeyse 80 yıllık tarihinde ve tüm sinema uyarlamalarında ortak ve belirgin bir kişilik özelliği mevcuttu. Phillips ve Silver bunu kendi hikaye anlatımlarında da kullanmak istediler: Asla tam olarak inanılmaması gereken, güvenilmez, klasik hikaye anlatıcı. Kandırıcılığıyla ünlü Joker’in filmin her karesinde hissedilen, gerçek ile kurguyu harmanlama eğilimi için, “Güvenilmez bir hikaye anlatıcı size olağanüstü miktarda özgürlük sunuyor, hele hele anlatıcı Joker olduğunda” diyor yönetmen ve ekliyor: “Hatta Batman: The Killing Joke başlıklı çizgi romanda, ‘Eğer bir geçmişim olacaksa, çoktan seçmeli olmasını tercih ederim’ diyor. Dolayısıyla, onun gerçekte ne olduğu ve filmin sonunda onun ne olduğuna dair sizin düşünceniz sadece filmi hangi objektiften izlediğinize bağlı. Film bittiğinde bütün sorularınızın cevaplarını almış olmayacaksınız ki bence böyle bir karakterde ilgi çekici olan da bu”.

Phillips ve yapımcı ortağı Bradley Cooper yönetmenin “Joker”le ilgili tüm niyetlerini hayata geçirebilmek için, ana çekimleri Gotham’ın kendisine ilham kaynağı ve Phillips’in memleketi olan New York ile komşusu New Jersey’nin içindeki ve çevresindeki gerçek mekanlarda yürütmeyi seçtiler. Bu seçim doğrultusunda, yapımcı Emma Tillinger Koskoff’u projeye dahil ettiler. Bölgede çekim yapmada uzman ve güçlü bağlantılara sahip Tillinger Koskoff için, “Emma en harika New York yapımcılarındandır. Onunla çalıştığımız için çok şanslıyız” diyor Phillips.

Yapımın fiziksel unsurlarını tüm boyutlarıyla ustaca bir araya getiren ve yöneten Tillinger Koskoff ise şunları söylüyor: “Todd’un filmin nasıl görünmesini ve nasıl bir his uyandırmasını istediğine dair benzersiz ve ilham dolu bir vizyonu vardı. Benim görevim o vizyonun yolunu açmak ve kendisi için destekleyici bir atmosfer yaratmaktı ki oyunculara odaklanıp herhangi bir sahnede olup bitene konsantre olabilsin. Todd’la birlikte muhteşem bir çekim ekibiyle —New York’un en iyisi— çalışma şansına sahip olduk. Setimizdeki güven ve saygı düzeyi Todd’un hızlı ve yaratıcı biçimde çalışmasına olanak tanıdı. Bu nefes kesici filmde Todd ile Joaquin’in birlikte çalışmasını izlemek bir ayrıcalıktı”.

Phillips’in yaratıcı ekibinde şu isimler de yer alıyordu: Altıncı kez birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Lawrence Sher; deneyimli yapım tasarımcısı Mark Friedberg; Phoenix’in birçok kez beraber çalıştığı kostüm tasarımcısı Mark Bridges; yönetmenin düzenli olarak birlikte çalıştığı kurgu ustası Jeff Groth; filmin daha tek bir karesi bile çekilmeden önce, sırf senaryodan yola çıkarak yönetmene parçalar göndermeye başlayan besteci Hildur Guðnadóttir.

“Böylesine parlak yaratıcı ortaklarınız olduğunda, film yapmak her zaman müthiş bir deneyim oluyor” diyor Phillips ve ekliyor: “Ve gerçekten de bu filmde olabilecek en iyi ekiple çalıştık”.

Bu ifade kolaylıkla kamera önündeki yetenekleri betimlemek için de kullanılabilirdi. Oyuncu kadrosunda başı çeken isimlerden biri her sinemacının rüya oyuncusu sayılabilecek Robert De Niro’ydu. Efsanevi aktör filmde gece yarısı televizyon şovu sunucusu Murray Franklin’i canlandırdı. Franklin karakteri Arthur için bir kahramana en yakın şey. Şahsen tanımasa da, Arthur onu bir şekilde komedi yoldaşı olarak görüyor. Komedyen adaylarının pek çoğu şunu biliyordur: Gösterinizden sonra Murray’ninki gibi bir programda konu olmak sadece oyunun kurallarını değil, hayatınızı da değiştirecek bir deneyimdir ve Arthur’ın en büyük dileğidir…

…Annem bir amacım olduğunu söyledi: Dünyaya kahkaha ve neşe getirmek

Arthur Fleck

Oyuncular ve Karakterler

Filmin başlarındaki bir sahnede, Arthur’ın buluştuğu sosyal hizmetler görevlisi ona konuşacak birinin olmasının yararlı olup olmadığını sorar. Ağzından çıkan yanıt her ne olursa olsun, Arthur’ın yüzündeki ifadeden bu görevlinin o kişi olmadığı açıktır. Fakat o kişinin —eğer öyle bir kimse varsa— kim olduğu hiç açık değildir. “Arthur ne söylemek istediği ve bunu nasıl söylemek istediği konusunda hep bocalıyor” diyor Phoenix ve ekliyor: “İçgüdüleri kabul görmüş sohbet ya da etkileşim standartlarıyla… aslında başka herhangi bir standartla örtüşmüyor”.

Neden böyle biri olduğu Arthur için her zaman bir gizem olarak kalmayacaktır ama, Phillips’e göre, Arthur’ı ilk tanıdığımızda, “O fazlasıyla ‘Olmamı istediğiniz kişi olacağım. Uygun davranacağım, otobüse binecek ve sessizce oturup kimseyle etkileşim kurmayacağım’ tarzında biri”. Fakat, sahibi tarafından tekrar tekrar tekmelenen bir köpek gibi, er ya da geç sahibine “bu kez” son kez diyecektir. “İçinde özüne, olmaya başladığı kişiye sadık olmaya çalışan bir yan hep var; ve hikayenin akışı içinde bu kişinin azar azar dışarı çıkmaya başladığını görüyoruz”.

Arthur’ın doğrusu karmaşıktır. Hayali olan stand-up komedi yapmaya; başka komedyenleri izleyerek kendini hazırlamaya çalışırken, onların üslubunu ve zamanlamasını kaparak kendine uyarlamayı ümit eder.  Onlar gibi kendisinin de zekice gözlemlerle seyirciyi yakalayacağını ve alkışlarında daha büyük çaplı bir kabul bulacağını umar. “Ne yazık ki, kendisinin dünyayı görüş şekli, ve dürüst olmak gerekirse, komik olduğunu düşündüğü şeyler pek işe yaramıyor. Onların tarzındaki mizahı ne anlıyor ne de taklit edebiliyor” diyor Phoenix. 

Annesinin ona taktığı “Mutlu” lakabının kendi kendine gerçekleşen kehanetine hizmet eden Arthur, komedi kulübü sahnesinde şansını deneyecek cesareti toplayabilmesinden çok önce, gündüzleri Ha-Ha’lar isminde bir firmada palyaço olarak çalışmaktadır. İşi onu şehrin çeşitli semtlerine götürür ama nereye giderse gitsin, evine dönmek için kaçınılmaz olarak her seferinde sayısız merdiven çıkmak zorundadır. Bunlar hem fiziksel hem de mecazi basamaklardır ve film boyunca kendi özüne dönüşümü için çıkacağı daha nice merdivene işaret ederler.

Bu karakter gelişimi Phoenix’in beyinde başlayıp bedensele çevirdiği hazırlıkların bir sonucuydu. Filmde, sosyal hizmetler görevlisinin tavsiyesi üzerine günlük tutmaya başlayan Arthur günlüğüne çizimler, düzyazı ve düşlemeler de ekler. Phoenix ön yapım boyunca bizzat kendisinin bu günlüğe yazılar yazdığını belirtiyor: “Todd bana hikayedeki merdivenlerle ilgili bir not gönderdiği sırada Arthur’ın günlüğüne bir şeyler yazıyordum. Bu not satırlar ve sayfalar boyu ‘basamak üstüne basamak üstüne basamak’ yazmama ilham kaynağı oldu; ve sonrasında birbirimize mesajla gönderdiğimiz bir slogan hâline geldi ”.

Filmin başında, merdivenleri çıkarken Arthur’ın nasıl bitkin olduğunu görüyoruz. Bu da Phillips’in Phoenix’e bir kez daha ilham dolu bir fikir vermesinin sonucuydu: Arthur, sanki sırtında dünyanın yükünü taşıyormuş gibi, “ağır ayakkabılarla” yürüyecekti. Fakat, daha sonra merdivenleri indiği sırada, sadece çok farklı bir Arthur değil, bambaşka bir duruş da görüyoruz.

Yapılan hazırlık ne olursa olsun, “Tüm hazırlıklar performansın içinde eriyor. Joaquin role hazırlanırken o kadar yöntemsel ki onun Arthur’dan Joker’e dönüştüğü tek bir an görmüyorsunuz, geçişler tamamen ölçülmüş biçilmiş bir tempoyla gerçekleşiyor” diyor Phillips.

Aktörün Arthur sunumuna adanmışlığının bir diğer göstergesi de, günde bir elmadan çok az fazlasını yiyerek yaklaşık 18 kilo vermesiydi. Phillips bunun kendi fikri olduğunu itiraf ediyor: “Karakterin, kötü beslenmiş bir kurt gibi, aç ve sağlıksız görünmesini istedim”.

Birlikte çalışırken aralarında yakın bir dostluk kurulan Phoenix ile Phillips, Arthur’ın çift yönlü mizacının ince noktalarını bulup tanımladılar. Yine de, hikayenin akışını ve Joker gibi güvenilmez bir anlatıcının toplumsal açıdan uyumsuz ve gitgide çaresizleşen bir adamın içinden çıkışını dikkatlice değerlendiren ikili, Arthur Fleck’in hikayesinin esas doğrusunu yoruma açık bıraktılar; tıpkı Arthur’ın kendi deneyiminde olduğu gibi.

 Aktör bu konuda şunları söylüyor: “Bazı anlar vardı ki Arthur’ın, karşısındaki kişinin onun hakkında nasıl hissedeceğine dair yaratacağı etki yüzünden, hikayesini değiştirmekten keyif alacağını düşündüm; ve bazı anlarda da, gerçekten öyle olduğuna inandığı için hikayesini değiştirebileceğini düşündüm. Genelde bu hüsran yaratır çünkü karakterin gerçek amaçlarını anlamazsınız; ama bu karakterin herhangi bir yöne gidebilecek olması özgürleştirici bir şey oldu. Todd’la bir sahne üzerinde çalışırken, o anda bunu işlemenin şaşırtıcı bir yolunu bulamadığımızda, sahneyi doğru işlemiyormuşuz gibi hissediyorduk”.

Bu tartışmalar yapım sırasında ve her gün çekimlerin tamamlanmasından çok sonra bile devam etti. “Günlük çekimleri bitirdikten sonra, saatlerce telefonda konuşuyor ya da mesajlaşıyor, ertesi günkü sahneleri değerlendiriyorduk. Haftasonları ise o hafta çekeceğimiz sahnelerin üzerinden geçmek için bir araya geliyorduk” diye aktarıyor Phoenix ve ekliyor: “Süreç boyunca harika bir birlik oluşturduğumuzu hissettim; içimizden biri ilham hissetmediği noktaya geldiğinde, diğerinin ona ilham vereceğine güveniyorduk. Bu gerçekten tatmin ediciydi”.

Arthur hasta annesi Penny Fleck’le yaşamaktadır ve kendini ona bakmaya adamıştır.  Penny küçük dairesinde, oğluyla birlikte yaşıyor gibi görünse de, aslında kendi dünyasında yaşamaktadır. Odaklandığı iki şey vardır: Televizyon ve Gotham’da yanlış olan her şey. Hatta 30 yıl önce yanında çalıştığı Thomas Wayne’e mektuplar yazar çünkü belediye başkanlığına aday olmayı düşünen bu varlıklı iş insanının, eğer durumunu bilirse, kendisine yardım edeceğini düşünür.

Oldukça hassas bu yaşlı kadını canlandıran emektar aktris Frances Conroy, kendini rolüne adamış Phoenix’e hayran kaldığını ifade ediyor: “Sessiz; aynı anda hem rolüne hem de karşısındaki diğer oyuncuya konsantre. Ben Arthur’ı tanıyorum, Joaquin’i değil. O canlandırdığı karakter oluveriyor; kendini geride bırakıyor ve sahnenin gerçekliğini yaşıyor”.

Nerdeyse yalnızca narsist annesi tarafından yetiştirilen Arthur, görünür olmak için mücadele eder ama çoğu kişi için görünmez olduğunun acı verici ölçüde farkındadır. Hatta annesi için bile görünmezdir; hiçbir zaman öyle olmadığı halde, annesi ona hâlâ Mutlu diye seslenir. Arthur kim olursa olsun biriyle ilişki kurmaya ve değer görebilmek için tanınmaya özlem duyar. O ve Penny her gece beraberce “Murray Franklin’le Canlı” programını izlerler ve Arthur o programda konuk olmanın hayalini kurar. Bir komedyenin Gotham’da ismini duyurmak için tek ihtiyacı olan şey bu adamın takdir dolu bir sözüdür. Fakat Murray gibi deneyimli bir profesyonel her seferinde kahkahayı hedefleyecektir… kimin pahasına olursa olsun.

Joe Franklin’den Johnny Carson’a geçmiş dönemlerin gerçek program sunucularının bir karışımı olan Murray Franklin rolünü Robert De Niro canlandırdı. De Niro’yla uzunca bir sahne paylaşacakları ilk çekim gününü Phoenix şöyle aktarıyor: “Ona bir sürü sorular soracağınız bir fanteziniz var çünkü ne de olsa karşınızdaki kişi Robert De Niro. Böyle bir fırsata kavuşmuş olmaktan ötürü çok heyecanlısınız ama sonra fark ediyorsunuz ki dokuz sayfalık bir sahneniz var; yani ona istediğiniz her şeyi sormaya fırsatınız ve zamanınız yok”.

Phillips sinemanın bu dev ismiyle ilk buluşmasında çok farklı bir yaklaşım benimsediğini aktarıyor: “Çekim yapmadan önce ofisine gittim ve ona çok açık bir dille şöyle dedim: ‘Sana sormak istediğim tüm sorular için on dakika ayırmak zorundayım. Söz veriyorum, ondan sonra profesyonel olacağım’. Sonunda en az 20 dakikayı sorularımla geçirdik. Harikaydı”.

Arthur duygusal bir bağlantı arayışında, komşusu Sophie Dumond hakkında da hayaller kurar. Ona aşıktır ama bu daha çok, onu bir an için bile olsun görmeyi kovaladığı bir ergenlik aşkı gibidir.

Beş yaşında bir kızı olan bekar anne Sophie rolünü üstlenen Zazie Beetz, “Sophie ve kızı, Fleck ailesiyle aynı katta oturuyor ve doğal olarak Arthur’la asansör, koridor gibi yerlerde karşılaşıyorlar. Sophie çocuğunu tek başına büyüttüğü için muhtemelen zor zamanlar yaşıyor. Ama yine de Arthur’ın insanlarla etkileşim kurmakta zorlandığını ve güvensiz göründüğünü fark ediyor. Bu yüzden de ona hoşgörü gösteriyor, kibar davranıyor ve herkesin komşusuna gülümsediği gibi, o da Arthur’a gülümsüyor” diyor.

Beetz, Phoenix’le çalışmaktan büyük keyif aldığını da şu sözlerle ifade ediyor. “Uzun zamandır Joaquin’in çalışmalarının büyük bir hayranıyım. Bence o bu kuşağın en iyi aktörlerinden biri”. Phillips için de aynı ölçüde övgüler düzen aktris, “Daha önce hiç buna benzer bir deneyim yaşamadım gerçekten. Olağanüstü işbirlikçi bir çalışmaydı” diyor.

Brett Cullen, filmde, Arthur’ın bağlantı kurmaya çalıştığı ama onu her noktada geri çeviren, yalnız bir baba figürü olan belediye başkan adayı Thomas Wayne rolünü üstlendi. Douglas Hodge ise Wayne’in malikanenin büyük küçük her türlü çıkarını Arthur gibilerden koruması için tuttuğu Alfred Pennyworth’ü canlandırdı.

Filmin etkileyici oyuncu kadrosunu tamamlayan isimler şöyle sıralanabilir: Gotham Emniyet Teşkilatı dedektifleri Burke ve Garrity rollerinde Shea Whigam ve Bill Camp; Arthur’ın Ha-Ha’daki palyaço meslektaşları Randall ve Gary rollerinde Glenn Fleshler ve Leigh Gill; oradaki patronları Hoyt Vaughn rolünde Josh Pais; Arkham görevlisi Carl rolünde Brian Tyree Henry; ve Murray Franklin Şov’un yapımcısı Gene Ufland rolünde Marc Maron. Gerçek hayatta komedyen olan Gary Gulman ve Sam Morril de bir komedi kulübündeki sahnelerde stand-up’çı olarak rol aldılar.

Sadece bana mı öyle geliyor, yoksa dışarısı daha da çılgın bir yer mi oluyor?

Arthur Fleck

Yapım Tasarımı, Mekanlar ve Kamera

Arthur’ın iç mücadelelerini kendi gerçeklik anlayışıyla pekiştirmek için, Phillips filmin kendisini olabildiğince özgün ve estetik şekilde bu gerçekliğin içine yerleştirerek dengelemeyi hedefledi. “Bir sinemacı olarak, resim yapmak için kullanmak zorunda olduğunuz pek çok araç var; mekanlar ve set tasarımı da bu filmde çok önemli araçlar. Ortamı Arthur’ın hayatındaki çok fazla şeyi temsil ediyor; dolayısıyla, bunu en fazla etkiyi yaratacak şekilde kullanmak istedik”.

Phillips kendisi gibi New Yorklu olan ve yakalamak istediği renk paletini bilen yapım tasarımcısı Mark Friedberg’le yakın bir şekilde çalıştı. “Mark doğru grafiti oranını, doğru çöp miktarını ve istediğimiz film arabalarını bulmak için eski New York fotoğraflarını taradı. Ayrıntılara gösterdiği dikkat inanılmazdı” diyor yönetmen.

Friedberg ise şunları söylüyor: “Todd ve Scott’ın yarattığı Gotham’da en çarpıcı bulduğum şey anladığım bir dünya olması; hayatı en zor olan insanlara karşı zor bir dünya; haşin bir dünya. Mevcut güçlerden kopmuşluk, işlevsizlik… bu benim gençliğimin New York şehriydi. Kirliydi, şehir kurumlarının hepsi sırayla greve gidiyordu; greve gitmeyenler de yozlaşmıştı. Sanırım bu yüzden, senaryoyu ilk okuduğumda projeyi çok çarpıcı buldum; ve ‘Joker’in bu dünyası hakkındaki sohbetlerimizin çıkış noktası şu oldu: New York olmayan ama ortak geçmişimize kök salmış aynı kendine özgü karanlık, kasvetli, çetin şehir atmosferine sahip bir Gotham”.

Phillips ve yaratıcı ekibi ister çizgi romanların geleneğinde ister diğer görsel yorumlardaki Gotham’ın kendileri için ne ifade ettiği konusunu çok kapsamlı konuştular. Friedberg hem bu konuşmaları desteklemek hem de daha sonraki prodüksiyon aşamasında Arthur’ın günlük yolculuklarının onu nerelere ve nasıl götürdüğünü daha iyi aktarabilmek için, bir Gotham şehri transit haritası çizdi. Tıpkı New York şehri metro istasyonlarındakilerine benzeyen bu harita çekimler sırasında aynen bu şekilde göründü.

Yapımcılar çizgi romandan çok fazla öğe almamaya özen gösterdiler ama aldıklarını da kendi tasarladıkları şehri yansıtması için bir miktar değiştirdiler. “Her şey bir şeyin izdüşümü” diyor Friedberg gülümseyerek. Phillips ise bunu, “Arkham Tımarhanesinin bizim filmimizdeki ismi Arkham Devlet Hastanesi çünkü hastaneye aslında bu adı verirlermiş gibi geldi bize” diye açıklıyor.

Harlem’in Metropolitan Hastanesi Arkham’ım iç mekanları olarak ve bir çocuk hastanesi koğuşunun içindeki sahnelerde kullanıldı. Arkham’ın dış mekan çekimleri ise Sunset Park- Brooklyn’de, endüstriyel mimari tarzının 100 yıllık bir örneği olan Brooklyn Ordu Terminali’nde gerçekleştirildi.

1970’lerin ve 80’lerin Gotham şehrinde geçen bir filmin gerektirdiği gerçek mekanları tespit etmenin büyük bir meydan okuma olduğunu belirten Friedberg, bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Resmetmeye çalıştığımız fiziksel dünyaya uygun pek fazla yer yok çünkü şehirlerimizi yavaş yavaş cam gökdelenlere ve alışveriş merkezlerine dönüştürdük. İhtiyacımız olan şehir versiyonunu bulmak için en sonunda Newark’a —Gotham Meydanı’nı buraya inşa ettik—, Jersey şehrine, New Jersey’ye ve ilçelere gitmek zorunda kaldık”.

Newark’ta Gotham Meydanı’nın dekorasyonuna yardımcı olması için genç yerel sanatçı Malcolm A. Rolling yapımcıların dış mekan çekimi yaptıkları cadde boyunca binaların yanlarına resimler yapması için işe alındı. Filmdeki temaları yansıtan bu duvar resimlerinin bazıları neredeyse bütün bir bloğu kaplıyordu.

Yapım ekibi Brooklyn’deki sekansları da ünlü Kings Tiyatrosu’nda çekti. Bu sinema salonu 1929 yılında açılmıştı ama yakın geçmişte yenilenmişti. Salon filmde Wayne Hall oldu. Bronx’un işçi sınıfı semtleri Highbridge ve Kingsbridge ise Arthur’ın annesiyle birlikte yaşadığı muhitin yerine geçti.

Filmde birçok kez görülen, yakındaki bir Bronx mekanı ise Arthur’ın eve gitmek için tekrar tekrar tırmanmak zorunda kaldığı çok basamaklı merdivenlerdi. “Todd’un Arthur’ı tepelikli Güney Bronx’a yerleştirme fikri bu hikayede gerçekten başarılı oldu” diyor Friedberg ve ekliyor: “İnsanlar New York’u düşündüklerinde akıllarına tepeler değil düz bir yer geliyor. Dolayısıyla Güney Bronx bize beklenmedik bir topoğrafya ve kendine özgü bir görsel stil sundu”. Söz konusu görsel stil görüntü yönetmeni Lawrence Sher’in katılımıyla belirlendi. “Lawrence benim muhtemelen en güvendiğim yaratıcı ortağım; film çekerek birlikte dünyayı dolaştık” diyor yönetmen.

Sher ise şunları söylüyor: “Todd gerçekten de birçok açıdan eşsiz becerilere sahip. Yazına, performanslara, görsellere ve kurguya muazzam önem veriyor; üstelik, bu dört öğenin tamamını birini diğerinden daha ön plana çıkarmadan incelikle harmanlamayı biliyor. Todd ve ben birbirimize her gün meydan okuruz; işte bu yüzden, onunla çalışmak gerçekten tatmin edici bir deneyim. Aramızda doğru türde bir itme çekme dengesi, mükemmellik yaratan bir baskı türü var. Günlük çekimin sonunda sonra masada bir şey bırakmışız gibi hissetmeyi asla istemiyoruz”.

Bu yakın çalışma ilişkisi sayesinde ikilinin arasında, doğal olarak, hakiki bir ortaklığın sağladığı konuşmadan anlaşma özelliği gelişti. “Bu bizim birlikte altıncı filmimiz olduğu için, yaptığımız konuşmalar büyük ölçüde münferit sahneler çerçevesindeki fikirler üzerine; ve bu fikirler daha sonrasında büyük resmi geliştiriyor ve oluşturuyor. Bu filmde, bir noktada Todd’un bana gölge benlik, yani kendimizin diğer yanını temsil eden gölge fikrinden ve Arthur’ın Joker’e dönüşümünden söz ettiğini hatırlıyorum. Bu iki terim —dönüşüm ve gölge— Todd’un film boyunca hangi temaları irdeleyeceğine dair beni bilgilendirdi ve imgeleri görsel olarak en iyi nasıl ifade edebileceğime ilişkin bana gerçekten fikir verdi” diyor Sher.

Görüntü yönetmeni şöyle devam ediyor: “Yaklaşımımızın ağırlıklı kısmı, temelde karakter analizi olan şeyi alıp diyaloglara bağımlı olması gerekmeyecek şekilde görsel olarak anlatmaktı; bir başka deyişle, filmi sessiz bile izleyip aynı duygusal etkiyi hissedebileceğiniz bir şekilde yaptık çünkü Joaquin’in performansı o kadar ölçülü ki tek bir kelime etmeden bile çok şey söylüyor”.

65 Alexa kullanma seçiminin bu anlamda kilit unsur olduğunu ifade eden Sher: “Böyle geniş formatlı bir kamera size yüzeysel alan derinliği aracılığıyla bol miktarda ayrışım sağlıyor. Bu sayede Arthur’ı kendi dünyasında ayrıştırma olanağı bulduk ve onu o dünya içinde tek karakter hâline getirerek dışlanmış biri olduğunu, hatta bazen kendisinin bile kendini var olmayan biri gibi gördüğünü vurguladık. Kamera gerek dairesinin mahremiyeti içinde gerek daha geniş sahnelerde bize Arthur’ın hikayesinin o kısmını anlatmada yardımcı oldu çünkü onu arka plandan ayrıştırabiliyorduk” diyor.

Söz konusu daha geniş sahnelerden birçoğu dışarıda geçiyor. Sher şunları aktarıyor: “Todd, Mark ve ben, üçümüz de Manhattan ve çevresinde büyüdük. Bu filmin geçtiği yıllarda oradaydık. Dolayısıyla, orayı çok canlı bir şekilde hatırlayabiliyorduk ve bundan her gün yararlandık. Peki ama şehrin neresine gidersek koca koca binaların kondurulmadığı bir yer bulabilirdik? İlk kareden itibaren, insanların hemencecik bizim 1981 yılı civarındaki Gotham versiyonumuza ışınlanmalarını ve asla “Burası Newark” diye düşünmemelerini istedik. Mark neredeyse el değmemiş ve hâlâ daha erken dönemleri temsil eden mekanlar buldu. Ama elbette, sadece dönem olarak değil atmosfer olarak da şehre dair bir algı oluşturabilmek için mekanlara bol miktarda çöp, tabelalar, vs. ekledi; çok daha kasvetli, pisliğin kol gezdiği, kırılma noktasındaki bir Gotham yansıttı”.

Friedberg ise şunları aktarıyor: “Gotham Meydanı’nın geniş açılı çekiminden bir otobüs koltuğunda oturan ya da Jerome caddesi boyunca küçücük dairesine doğru basamakları çıkan bir adama uzanırken, Larry bu küçük insan ile büyük dünya arasındaki tezadı ve sonrasında da içinde bu kişi varken o küçük dünyayı ortaya koymayı gerçekten istedi. Benim için bu, genel kompozisyondan belirli dokulara, şehrimizin büyük caddelerinde hareket eden küçük bir pireden yanan bir sigaranın anlık ayrıntılarına gitmek anlamına geliyordu. Örneğin, Bronx’un ucuz apartmanlarına girdiğinizde, aşırı doku görürsünüz, aşırı doku koklarsınız; ve bana göre fotografik olarak bu güzeldir. Todd dokudaki aşırı tezadı mekanı çok gerçekçi kılacak şekilde zorlamama izin verdi”.

Buna örnek oluşturan sahnelerden biri Arthur’ın kaçıp saklandığı halk tuvaletindeki kilit sahneydi. Söz konusu sahne, Sher ve “A” kamera-steadicam operatörü Geoff Haley için de kilitti. Sher bunu şöyle açıklıyor: “Görüntü yönetimi felsefesi olarak, ve filmleri görüntüleme şeklimizde Todd için esas olan şudur: Ortamı oyuncuların o çevrenin tamamında var olmasına izin verecek şekilde ışıklandırırız ki bu da oyunculara tam bir hareket özgürlüğü sağlar. Bu filmde, ekibim daha önce hiç olmadığı ölçüde, bir sahneye adım atarken Joaquin’in ne yapacağını hiç bilemedi. Todd ve Joaquin bu konuyu konuşmuşlardı. Operatörüm de ben de sahneyi Joaquin’in her istediğini yapabileceği şekilde kurduk ve çekimi akışına bıraktık. Bu, tuvalet sahnesiyle başladı —Todd da ben de kasvetli tuvaletleri severiz, birlikte yaptığımız altı filmin hepsinde tuvalet ve asansör sahneleri görürsünüz. Karışık ışıklandırmayı, düzeltilmemiş floresanları kurduk, kamera için hiç prova yapmadık, kayda başladık ve sadece Joaquin’le kaldık”.

Görüntü yönetmeni sözlerini şöyle sürdürüyor: “Joaquin tümüyle konsantre ve o ânla muazzam bağlantılı. Dolayısıyla, görüntü yönetmeni ve operatör olarak siz de kendinizi o konsantrasyon seviyesine çıkarmak ve sahnenin nereye gittiğini görmek istiyorsunuz. Operatörüm de ben de birer kameraya geçmiş olayların gelişmesini izliyor, Joaquin sahneyi gerçek zamanlı olarak keşfederken onun etrafında dans ediyorduk. Bu yaklaşım daha sonra pek çok sahnede yaptığımız bir şey hâline geldi; Arthur’ın kendi dairesindeki buzdolabına tırmandığı sahnede olduğu gibi. Bu asla planlanmamış, o anda gelişmiş bir şeydi. Bu şekilde bir film yapmak heyecan ve mutluluk verici bir deneyimdi ve performans anlamında tamamen doğaçlamaydı”.

Kendi gerçekçilik kurallarına sadık kalan Friedberg ve Sher filmin bir diğer kilit setini,  “Murray Franklin’le Canlı” şovunu yaratmak ve ışıklandırmak için beraber çalıştılar. “Mark’ın tasarımları ve bizim seti ışıklandırmak için kullandığımız her şey o döneme özgü malzemelerdi; modern teknolojili hiçbir lamba kullanılmadı” diyor Sher.

“Ben bir sinema züppesiyim ve tüm hayatımı televizyon yapımlarında çalışmaktan kaçınarak geçirdim ama nihayetinde yaptığım filmlerin içinde birkaç kez televizyon şovları tasarlamam gerekti” diyor Friedberg gülerek ve şöyle devam ediyor: “Bu filmdeki önemli setlerden biri Murray Franklin şovunun seti. Belki Carson’ı taklit etmedik ama o formül içinde hareket ettik: Bir masa, bir sandalye, bir tane daha sandalye, bir koltuk, anons yapıp oturan bir adam, canlı seyirciler için koltuklar, bir müzik grubu… tüm bunlar ve bir kontrol odası ile soyunma odaları. Bizim için ilginç olan şey, bu ‘eski’ tarz seti Steiner Stüdyoları’nda ilk kez kullanılıyor olan yepyeni bir platoda inşa etmemizdi”.

Friedberg ve ekibi o sahneler için Rhode Island’daki Yayın Teknolojisi Müzesi’nden o döneme ait televizyon kameraları ödünç aldılar. Eski teknoloji ürünü ama hâlâ çalışan monitörler kameraların üzerlerine monte edildi. Yapımda 1970-80 dönemine ait metro trenleri de kullanıldı. New York Şehri Ulaştırma Müzesi’nden ödünç alınan bu trenler, ehliyetli Metropolitan Ulaşım Dairesi personeli tarafından kullanıldı. Çekimler Brooklyn ve Bronx hatlarında, tünellerin derinliklerinde, yükseltilmiş raylarda ve platformlarda gerçekleştirildi. Trenlerin çoğu halka açık olduğu için, sahnede yer alan oyuncular gerçek yolcular gibi trene binip indiler. Arthur’ı önce seyircilerin arasında gördüğümüz, ardından da stand-up gösterisini izlediğimiz sahneler, Manhattan’ın Yukarı Doğu Yakası’ndaki ünlü komedi kulübü Dangerfield’de çekildi. Adını ünlü komedyen Rodney Dangerfield’den alan kulüp, 1969 yılında açılmış olup, şehirde kendi türünün ayakta kalan en eski mekanı.

Joker Olmak – Kostüm Tasarımı

Phillips, Arthur’ın —ve aşamalar aracılığıyla Joker’in— görünümünü yaratması için, Phoenix için hem “The Master” hem de “Inherent Vice”da kostümler tasarlamış olan Mark Bridges’a başvurdu.

“The Master’da olduğu gibi, çekimler başlayana kadar Phoenix’in bedeni oldukça incelmişti. Bridges, “Dürüst olmak gerekirse, bunu nasıl yaptığını bilmiyorum” diyerek Phoenix’in disiplinini övüyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Fakat provalara çekimlerden altı ay önce başladık, yani bu da benim onunla birlikte çalışmamın bir parçası oldu —kıyafetleri üzerine uyması için düzeltmenin de ötesinde, belli sahnelerde fiziğini de gizledik”. Phillips daha önce Bridges’la hiç çalışmamış olsa da, tasarımlarına büyük hayranlık duyuyordu. Yönetmen bu hayranlığını şu sözlerle aktarıyor: “Mark inanılmaz. Onunla birlikte Robert De Niro’nun takım elbise provasına gitmek bile müthiş bir deneyimdi. Ayrıca, Joaquin’le daha önce birkaç kez çalışmış olduğu için aralarına harika bir iletişim vardı”.

Bridges, Phillips kendisine ulaştığında koltuklarının kabardığını belirtiyor: “Todd çok hoş bir not gönderip bir projeye başlamak üzere olduğunu belirtmiş ve bu projede yer almayı düşünür müyüm, diye sormuş. Todd çapında birinden öyle bir not almışken, tabi ki yanıtım olumluydu… Ve tabi Joaquin gibi eski bir dostla çalışmak benim için gerçekten bir zevkti. Onunla harika bir iletişimimiz var ve ona güveniyorum. Konuşuyoruz; kendisi karakterin içi üzerinde çalışırken, benim karakterin dış görünümüyle o karakteri en iyi nasıl temsil edebileceğimize dair önerilerime açık fikirli yaklaştı. Böylece, Todd’un kişisel talebi doğrultusunda tüm parçaları yerine oturttuk”.

Bridges’ın “Joker”in geçtiği dönem için gözlemleri ise şöyle: “Bir döneme sadık kalmalısınız; örneğin 1981 yılında, mağazalarda belli bir renk yelpazesi ve kombinasyonları mevcuttu. Biz de bu yüzden bol miktarda mavi, kahverengi, bordo, leylak, gri, lacivert ve haki kullandık. Hikayenin gereği olarak birkaç yerde araya serpiştirmekle birlikte, 1970’lerin parlak turuncu ve yeşillerinden uzaklaştık. Sırf bu renk paletine sadık kalmak bile otomatik olarak başka bir dönemde olduğunuz hissini veriyor çünkü mağazalar şu an bunları satmıyorlar”.

Arthur’ın moda anlayışına gelince, Bridges, “Tarzı fazlasıyla John Q. Public. Kıyafetlerinde rahatlığı seçiyor. Ayrıca, bu kıyafetleri bayağı bir süredir giymiş; giysilerinde bir parça da olsa hem çocuksu bir hava hem de bir yaşlı adam havası var. Joaquin söz konusuyken, yaptığım seçimlerle ilgili fazla bir ipucu vermek istemiyorum çünkü onun performansı çok güçlü” diyor.

Fakat filmin açılış karelerinde Arthur’ı işte görüyoruz. Bu da Arthur’ın kendi tasarımı olan parti palyaçosu kostümü içinde olması anlamına geliyordu. “Filmde karakterin hareketlerinden bazılarında Charlie Chaplin’in hareketlerinden ilham alındığını bildiğim için, o siluet üzerinde biraz çalıştım” diyen Bridges, şöyle devam ediyor: “Benim kişisel dokunuşlarımdan biri melon şapkaydı çünkü palyaçolarda melon şapkayı hep sevmişimdir. Ve elbette, Arthur geleneksel büyük palyaço ayakkabıları giyiyor. Phoenix’in birkaç kez onlarla koşması gerekti ki bu hiç kolay bir şey değildir”.

Filmde kullanılan esas Joker kostümü için ise, tasarımın senaryoda, “Arthur’ın yıllardır sahip olduğu pas rengi bir takım” olarak kısmen yazılı olduğunu belirten Bridges, yine de, şunu itiraf ediyor: “Aklınızdan milyonlarca düşünce geçiyor ve tabi hem karakterin hayranlarına hem de yapıma hakkını vermek için hissedilen bir baskı var. Ama sonuçta benim tasarımım kıyafetin karakter için son derece organik olduğu belirli bir hikayeyi anlatıyor: Daha önce Arthur’ın giydiğini gördüğümüz parçalar, şimdi Joker’in giydikleri haline gelmeleri için yeniden bir araya getirilmişler”.

Geriye doğru giderek çalışan Bridges nihai görünümün yapı taşlarının hikaye boyunca ne zaman ve ne ölçüde görüneceklerini belirlemeyi başardı. “Baştan başladım ve sonra komedi kulübündeki o kıyafeti alıp —ve farklı zamanlarda farklı parçalarla nasıl yeniden kombine edildiğini belirleyip—  nihai sonuca ulaşmak için onu bir yolculuğa çıkardım.  Joaquin’le tam kostüm için son provayı yaparken, doğru yelek ve doğru gömlekle tüm kostümü bir araya getirdik… Tipik bir 70’ler kıyafetiydi ama ceket boyu birazcık daha uzundu. Karakter garip, gizli bir özgüven kazandı; Arthur’ken sahip olmadığı bu özgüven Joker’e çok yakıştı. Kendi adıma bu çok tatmin ediciydi”.

Phoenix ise şunu ekliyor: “Joker’ken dimdik yürüyor. Özgüvenli. Onun öncesinde ise, kendi için adeta bir kabuk”. Arthur film boyunca çeşitli performanslar için farklı derecelerde bir palyaço ifadesi takınır. Nihai Joker görünümü Phillips ve Phoenix tarafından Arthur’ın normal makyajının abartılı bir versiyonu olarak tasarlandı ve makyaj departmanı amiri Nicki Lederman ve ekibi tarafından Arthur’ın palyaço karakterinin temel kırmızı ve yeşili kullanılarak mükemmel bir şekilde uygulandı. Lederman’ın kendisi elinde bulunan çeşitli pigmentleri kullanarak Arthur’ın gözyaşı damlası için antik mavi adını verdiği eşsiz bir ton yarattı.

Eskiden hayatımın bir trajedi olduğunu düşünürdüm, ama şimdi fark ediyorum ki aslında bir komedi

Joker

Phillips projenin daha en başlarında film boyunca irdelenen çok sayıdaki temayı yorumlaması besteci Hildur Guðnadóttir’e başvurdu. “Hildur daha ön yapım aşamasında bile bize müzik yapıyordu” diyor Phillips ve ekliyor: “Ona senaryodan sayfalar gönderiyordum ve biz daha çekim yapmadan önce o, filme şarkı yazıyordu; ve inanın bu film için yaptığı müzik gerçekten eşsiz”.

Guðnadóttir ise şunları söylüyor: “Todd senaryoyu okurken duyduğum hislere dayanarak benden müzik yapmamı istedi. Bunu ilham alarak yaptım çünkü senaryo bana gerçekten hitap etti”. Guðnadóttir yönetmene gönderdiği örnek parça için, “Todd filmin atmosferini hakikaten yakaladığımı düşündü” diyor. Besteciye en çarpıcı gelen şey ise, “bir bakıma çok boyutlu bir sadeliğe sahip, açık yürekli, çocuksu ve topluma ayak uydurmak için çok çabalayan Arthur” karakteriydi. Besteci başkarakter için şunları söylüyor: “Fakat içinde bulunduğu şartlar ve insanların ona tepkileri onun uyum sağlamasına olanak tanımıyor. Bunun müzikal anlamda karşılığı basit ve monoton melodilerdi çünkü onun bir şeyleri görme şekli böyle. Sonrasında o sadelik çerçevesinde orkestrasyonu akortlarla ya da karmaşık müzikle değil de karakterin melankolisini yansıttığını düşündüğüm bir dokuyla genişlettim”.

Guðnadóttir’in kompozisyonu müziğin merkezine çelloyu yerleştiriyor ve böylece melodi son derece yaylı enstrüman bazlı oluyor. Guðnadóttir bu konuda şunları söylüyor: “Genellikle aynı şeyi çalan 90 müzisyenlik bir orkestra var ama bu enstrümantasyonu çellonun arkasına gizledik. Bunun karaktere yakıştığını düşündüm: O da belli bir şekilde görünüyor ama ardında kendisinin göremediği bir sürü karmaşıklık var. Orkestrasyonu bu şekilde yaptığımızda enstrümanların her zaman tek tek duyulamayacağını, tek bir çelloyu dinlediğinizi düşüneceğinizi ama ardında katmanlar olacağını öngördüm”.

Guðnadóttir yapım üzerinde çalışmaya o kadar erken başladı ki Phillips yapım sırasında o müziği sunma ve kilit bir sahnede ilham olması için Phoenix’e birkaç hafta öncesinden bir parçayı gönderme fırsatı buldu. “Joaquin’le sette moladaydık. Sahneyle ilgili tam olarak karar verememiştik ama sonra bir gece önce Hildur’un gönderdiği müthiş bir müzik parçasını dinlediğimi hatırladım. Parçayı ona da çaldım; bayıldı. Bunun üzerine yavaş tempolu bir şekilde dans etmeye başlayıverdi; durduk yerde Arthur’dan bir zarafet akmaya, gölgesi ortaya çıkmaya başladı. Hemen kayda başladık ve dönüşümünün başlangıcı bu oldu” diyen yönetmeni Phoenix şöyle tamamlıyor: “Todd çello parçasını çalmaya başladı. Gerçekten çok etkiliydi. ‘Belki de bir hareket vardır’ dedim, ‘Belki senin ayağınla başlamalıyım; bu senin hareketin’ dedim. Tek söylediği buydu ve elimizdeki tek şey de buydu. Hazırlık yaparken hareketi ve dansı incelemiştik. Ama o parçadan çıkan şey karakter için bir dönüm noktasıydı; aynı şekilde, Todd’la birlikte çalışmamız ve Arthur’ı anlamamız açısından da bir dönüm noktasıydı”.