Son Haberler
Anasayfa » Kültür-Sanat » Sinema Haberleri » Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı

Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı

frankenstein-sinema-banner

Bu Cuma bir süredir neye benzediğini merak ettiğim bir film geliyor: Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı (I, Frankenstein).

Edebiyat tarihine adını havalı çocuklarla takılan ve muhtemelen ilk bilimkurgu romanı yazan kadın olarak kazıyan Mary Shelley’nin romanıyla alakasını kuramadığımız bu filme biraz yakından bakalım.

i-frankenstein-new-posterÖncelikle bilmeyenler varsa Frankenstein veya Modern Prometheus romanından kısaca bahsedelim. Victor Frankenstein isimli pek hevesli bir doktor arkadaş, fenni bilimlere olan sevgisinden ötürü bir düşünür ve der ki, “ölü dokuya bassam elektriği, canlanır mı?” Bu düşüncesini uygulamaya koyar, sağdan soldan ceset birleştirir ve bir canavar yaratır. Yarattığı şey Victor’un hoşuna gitmez ve kaçar, Canavar onu takip eder, bu arada ölüm de onların peşinden gelir. Vesair vesair, merak eden kitabını okusun. Sadece önemli bir yerin üzerine basarak söylüyorum: Canavarın adı Frankenstein değil, yaratıcısının adı bu. Genel kültür diye belirtiyorum, ne yazık ki sağda solda Canavar’a böyle sesleniyorlar, yanlış.

Her neyse filme geri dönelim. Başta da dediğim gibi konuyla bağlantısını sadece bir isim üzerinden tutabildiğim filmde yüzü dikişli Adam Frankenstein, bir takım canavarlarla savaşıyor ama neden, bilmiyoruz. Ayrıntıya girersek, Victor’un ölümünden yaklaşık 200 sene sonra Canavar devri alemine devam etmektedir ve bir şekilde Gargoyllar’la İblisler’in arasındaki savaşta kendini bulur. Filmin yapımcıları Karanlıklar Ülkesi’nin  (Underworld) yapımcıları; bu yüzden belli ki uçan iblisler, karanlık bir sahne ve az konuşup düşük gazlı söylevler veren karakterlerin iyi bir fikir olduğunu sanıyorlar. İlk Karanlıklar Ülkesi’nin tutma sebebi bu olabilir fakat şahsen bu serinin başarısını Kate Beckinsale’in çekiciliğine yormayı daha uygun buluyorum. İkibuçuk dakikalık bir fragmandan da filmi yargılamak ne kadar doğru emin değilim fakat Aaron Eckhart? Ya Bill Nighy’e ne demeli? Kendisini sırf biraz daha görebilmek için bu tip filmlere katlanmak zorunda mıyız? Miranda Otto ve Yvonne Strahovski belli ki bayan kotası için filmdeler ama lateks olmadan bu “gotik olmaya çalışan ama sahneleri çok karanlık çekip ne olup bittiği anlaşılamayan Hollywood filmleri” ne kadar çekilir, bilemedim.

Uzatmayayım, belki de iyidir film ve ben abartıyorumdur. Haftasonu canı sıkılan olursa bir gidip izlesin, hatalıysam arasın. Veya yorum yazsa da olur.

Wonder Woman'dan Yeni Haberler!
Middle-Earth: Shadow of Mordor Oyununda Ork Katliamı