Anasayfa » İncelemeler » “Vampyr” Olmak Zannedildiği Kadar Kolay mı?

“Vampyr” Olmak Zannedildiği Kadar Kolay mı?

Vampire The Masquerade oyunun üzerinden epey bir zaman geçti, şöyle ağzımızın tadı ile vampir rol yapma oyunu oynamayalı derken; Dağıtıcılığını Focus Home Interactive’in, yapımcılığını da Life is Strange ve Remember Me’den tanıdığımız, Dontnod Entertainment‘ın üstlendiği Vampyr, 5 Haziran tarihinde piyasaya çıktı. Peki Vampyr bu kadar ertelenmenin ardından bilgisayarlarımıza hoş geldi mi? Bunun cevabını yazının geri kalanında değineceğiz.

Karanlık Londra sokaklarında vampir olmak

İlk önce, cerrah doktor Jonathan Reid‘in yolda yürürken vampire dönüştürülmesi ile başlayan konumuza değinelim. Başlarda klasik bir vampir hikayesi gibi başlayan oyun, hikaye açısından sizi biraz sıkabilir. “Beni kim yarattı? Neden böyle bir yaratık haline dönüştüm? Ben aslında doktorum?” gibi yakınmaların cevabını ararken, bir yandan da İspanyol gribinden sarsılan, Londra halkına doktor kimliğimiz ile şifa olmaya çalışıyoruz. Bir diğer yandan da vampir avcıları ile mücadele ediyoruz.

Oyunu uygun satın alma koşullarıyla Playstore’dan hemen alın

Oyunda tabii sadece kendimiz ya da vampir avcıları ile mücadele etmiyoruz. Londra’nın karanlık sokaklarında bir çok yaratık da kol geziyor. Oyunun hikayesi bu bölümden sonra ilgi çekici hale gelmeye başlıyor. Her vampir hikayesinde olduğu gibi, ana karakterin içindeki iyi ve kötü kavgası bu oyunda yine yüzümüze soğuk bir su gibi çarpıyor. Bu yaz sıcağında sizi serinletir mi bilmem ama ben bu filmi daha önce çok defa izlemiştim gibi oldum.

Oyun RPG türünde, türün sevenleri ile buluşuyor. Tabii ki her hareketimizin bir sonucu mevcut. Hatta oyunun herhangi bir zorluğu yok. Sizin aldığınız her karar ve davranışlarınıza göre oyunun zorluğu değişiyor. Peki bir RPG oyununa göre bu oyunun diyalog ağacı, türün seven oyuncuları tatmin edecek mi? Hem evet, hem hayır. O nasıl oluyor diye soracak olursanız da; Vampyr’in diyalog ağacı, oyunda yol katettikçe çeşitliliği artıyor. Ancak seslendirmeler o kadar ruhsuz ve düz olmuş ki. Diyalog ağacının çeşitliliği bile maalesef yeterli olmuyor. Vampir olmamıza rağmen, oyunun başındaki prolog dışında gündüz vakti bizi tedirgin etmiyor. Keşke bir gün dönümü göstergesi gibi bir şey olsaydı da en azından oyunun heyecanı biraz daha artsaydı demekten kendimi alamadım oyun boyunca.

Lestat mı? Louis mi?

Peki Vampyr’in oynanışı, RPG türünü yansıtıyor mu? Evet. O konuda oyunun hakkını yememek lazım. Yetenek ağacından tutun, saklanma alanlarımızda bulunan atölyelerimize kadar oyun RPG ruhunu yansıtmayı başarmış. Londra sokaklarındaki insanlar için hem iksir hem de kendimiz için iğneler hazırlayabiliyoruz. Ayriyeten silahlarımızı da yine atölyelerimizde geliştirebiliyoruz. Oyun içerisinde tanıştığımız kişiler hakkında ipuçları toparlıyoruz. Yeterli hipnotize seviyesine ulaşabilirsek, insanların kanlarını da sömürebiliyoruz. Kanını sömürdüğümüz insanlar ne kadar sağlıklı ise kanlarından o kadar fazla deneyim puanı kazanıyoruz. Tabii ki insanları öldürüp öldürmemek, sizin kendi vicdanınıza kalıyor. İsterseniz insanları tedavi edip, yolunuza da bakabilirsiniz. Acıktığınızda ise farelerden beslenirsiniz. Yani Lestat olmak da Louis olmak da sizin elinizde.

Oyunun, dövüş mekaniğinde birden fazla silah seçimi mevcut ancak siz tabii ki iki tek el ya da bir adet çift el kullanabiliyorsunuz. Her silahın kendi içerisinde özellikleri değişiyor. Dövüş sırasında, bir büyük, dört adet küçük olmak üzere toplam beş adet yetenek kullanabiliyoruz. Bu yeteneklerimizi oyun menüsü içinden değiştirme imkanımız bulunuyor. Yeteneklerimize de yetenek ağacı içerisinde, oynama şeklimize göre geliştirebiliyoruz. Dövüş esnasında rakiplerimizi belirli silahlar sayesinde sersemletebiliyor, böylece düşmanımızın boynuna rahat bir şekilde yapışıp, hem kendi canımızı yeniliyor, hem de yeteneklerimizi kullanmamıza olanak sağlayan kan barını dolduruyoruz. Ancak oyun içerisinde Reid’i geliştirirken, özellikle Stamina değerine gidin. Çünkü Stamina barı dövüş  esnasında biterse, ne atak yapabiliyorsunuz, ne de savunabiliyorsunuz. Bu kısım sizin ne kadar dikkatli oynadığınıza göre değişebiliyor.

Grafikler…

Oyun grafik açısından çok fazla vaadi yok. Zaten oyunu yüklerken, 15 Gb’lık dosya boyutundan bile çok fazla beklentiye girmemeniz gerektiğini anlıyorsunuz. Ancak mekan tasarımları atmosferi güzel yansıtmayı başarmış. Oyunun haritası da çok büyük değil. Dontnod sanki oyunu 2012 senesinde geliştirmiş de bir köşe unutmuş, “Aa! Bizim böyle bir oyunumuz vardı.” diye piyasa sürmüş gibi. Animasyonların bu denli kasıntı gözükmesi de bu tezimi sanırım biraz destekler nitelikte. Ancak Vampyr, elinin en güçlü kartını müzik kısmında tutuyor. Olivier Derivière tarafından bestelenen müzikler gerçekten çok başarılı olmuş. Hatta aşağıya fragmanda duyduğumuz Blue Öyster Cult’ın sevilen parçası “(Don’t Fear) The Reaper” şarkısından coverlanan şarkıyı aşağıya bırakayım.

Son Karar

Son karar olarak önümüz, Steam yaz indirimleri. Bekleyin. Bu fiyat etiketi, Vampyr için biraz fazla. Güzel bir indirim yakaladığınızda alıp arşivlenecek, belki de birden fazla oynanabilecek bir oyun. Şimdiden herkese oyun dolu günler diliyorum.

Ewan McGregor, Stephen King Uyarlaması Doctor Sleep'in Başrolünü Kaptı
Playstore'dan Üç Yeni Oyun Kampanyası