AYBABTUİncelemeler

O Yol Bu Yol Mu? – The Mandalorian 3. Sezon İncelemesi

The Mandalorian‘ın 3. Sezonunu SPOILERLI olarak enine boyuna inceliyor, doğrularını ve de yanlışlarını uzun uzun tartışıyoruz.

The MandalorianStar Wars evreninin kurtarıcısı The Mandalorian… Disney dönemi Star Wars’unun parlayan yıldızı The Mandalorian… İlk sezonuyla külliyatın en efsanevi işlerinden biri olmayı başarmıştı dizi. Utanmasak Dave Filoni ve Jon Favreau‘yu omuzlarımızda taşıyacaktık. İkinci sezon bir nebze sönük olsa da keyifliydi, üçüncü sezonsa en azından benim bünyemde fazlaca karışık duyguya yol açtı. Obi-Wan Kenobi dizisi kadar kötü değildi kesinlikle, yanlış anlaşılmasın ama ben istediğim kadar mutlu kalkmadım, kalkamadım dostlar. Söze nereden başlayacağımı bilmiyorum, o yüzden şimdilik artılarla başlayarak ilerleyelim (hoş, zaten bir avuç var).

Diyar Diyar Galaksi

Star Wars geniş bir evren olduğundan mütevellit çok fazla katmanı olan, çok sayıda hikaye anlatılabilecek envaiçeşit gezegen barındırıyor bünyesinde. The Mandalorian, Andor gibi yapımları sevmemi en çok sağlayan yanları da buydu aslında. Sith-Jedi, İmparatorluk-Cumhuriyet hikayesini sayısız defa izledik; neden farklı yanlara da biraz daha derinlemesine bakmayalım? Belki bu sezon çok gezmedi karakterlerimiz ama gezdikleri yerlerde sanat yönetmenliği olsun tasarım olsun fazlasıyla beğendim. Coruscant’a uzun süredir bakmadığımız kadar derinlemesine bakma şansı bulduk, Order 66 anında Naboo ara sokaklarına uzandık (Ahmed Best! Ahmed Best!), sezonun en zayıf bölümüne ev sahipliği yapsa da Plazir-15’le tanıştık; her şeyden önemlisi Mandalore’a gittik yahu! Mandalore Savaşları’nda sıkılan blaster lazeri sayısına varana kadar hatmetmiş bir insan olarak eski ihtişamından uzak olsa da gözlerim ışıl ışıl izledim Mandalore bölümlerini. Gezegen tasarımlarına ayrı ayrı gösterilen özene bayıldım, artısını vereyim.

Daha “Mandalorlu”

Herhalde dizinin ikinci sezonuna ve The Book of Boba Fett‘e yönelik en çok eleştirilen şey yan karakter keşmekeşi ve ana karakterlerden uzaklaşmaydı. Dizinin üçüncü sezonunun en büyük günahı bu, oraya da geleceğim ama adı “Mandalorian” olan bir dizinin içine “cameo” adı altında deus ex machina Jedi Şövalyeleri fırlatmamalarını, aksine Mandalorlular’a odaklanma çabalarını takdir ettim ben. Ha uygulama yanlış mı? Kesinlikle ve kesinlikle evet, şimdi uzun uzun konuşacağız zaten. Yine de bu sezonun Children of the Watch, Nite Owls ve paralı askerliğe kayan ekiplere daha yakından bakma fırsatı sunduğu da bir gerçek. Moff Gideon’ın gezegene gerçekleştirdiği saldırıda neler yaşandığını da nihayet birinci ağızdan dinledik. Sezondan en büyük beklentim buydu ve bu açıdan ortalama düzeyde tatmin oldum diyebilirim.

“Neydim?” Değil “Ne Oldum?” Diyeceksin

Beğenmediklerimi sıra sıra yazmak yerine birazcık eski günlere uzanıp dizinin girdiği “yolu” ortaya koymak, kararı size bırakmak istiyorum bu incelemede. Aksi takdirde çok taraflı olacakmışım, hatta ağzımı bozacakmışım gibi hissediyorum, bu sefer böylesi daha sağlıklı olacak. Hazırsanız 2019 yılına, The Mandalorian’ın ilk sezonuna gidiyoruz…

Disney Lucasfilm‘i satın almış, külliyatın koskoca Expanded Universe’ü tarihin tozlu sayfalarına karışmış, avuçlarımıza çok ama çok kötü bir üçleme bırakarak yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmaya başlamıştı. Seri tekli filmlerle kurtarılmaya çalışılsa da istenen ivme yakalanamıyordu bir türlü. Derken Filoni ve Favreau ikilisi meydana çıktı ve The Mandalorian ilk bölümüyle yayınlandı. Muazzam bir işti, hiçbirimiz Disney’den böyle bir çıkış beklemiyorduk.

Westernlardan aşina olduğumuz “Yalnız Kovboy” konsepti Star Wars sosuna bulanmıştı. Klasik Star Wars formülü değildi bu: Elimizde bir Jedi değil Mandalorian vardı. Yalnız bir savaşçı, yanında gizemli bir “Çocuk” ve toplanmayı bekleyen kelle avları, dinmek bilmeyen bir kovalamaca, uçsuz bucaksız bir galaksi… Gizem dozu tam ayarında, sırtını klasik Star Wars hikayelerine yaslamayan, kendi ayakları üzerinde duran bir diziydi. Her bölüm taze bir hissiyat sunan yepyeni maceralar izledik, yolda dostlar edindik, bu sezon mezarında bile rahat edemeyen IG-11, Kuiil gibi unutulmaz karakterlerle tanıştık. Dehşet bir deneyimdi her anlamda.

İkinci sezona geldiğimizde belki de gereğinden fazla “tanıdık yüz” çıktı ortaya. Ben hikaye bağlamında garip bulmamıştım o dönem bu karakterleri. Ahsoka, Luke veya herhangi bir Jedi zaten Grogu’nun geçmişini öğrenmemiz için elzemdi. Bir Mandalorlu karakterin de Boba Fett, Bo-Katan gibi kader yoldaşlarıyla elbet yolu kesişecekti. Grogu ve Din arasındaki bağı derinleştirmesi, Din’in evladı uğruna her şeyi bir kenara bırakarak ciddi bir karakter gelişimi geçirmesi bu sezonun en güçlü yanıydı. Bu noktada yapılan hata, ilk sezonun kendi ayakları üzerinde duran kendine has hikayesi ve karakterlerinin bir kenara bırakılmasıydı. Bir hikaye anlatmayan, “yan görev” kıvamında geçiştirilen bölüm sayısıysa azımsanacak gibi değildi. İzledik izlemesine, beğendik beğenmesine ama zihinlerimizde ilk sezon kadar iz bırakmadı.

Ya 3. Sezon?

Zaman tünelinden çıkıp önümüze baktığımız zaman diziye dair sevdiğimiz şeylerin bir bir elimizden alındığını net bir şekilde görüyoruz ve üzerine konuşulacak çok bir şey kalmıyor aslında. Bir kere artık o yolculuk hissiyatı yok. “Tamam, yolculuk etmesek de olur, akıllara kazınacak bir hikaye izleyelim, arada güzel yan karakterlerle tanışalım” desek o da yok zira yapımcı ekip Jack Black’i alıp en saçma bölüme koymak ve tek hür irade belirtisi gösteren Mandalorian Paz Viszla‘yı öldürmek dışında bir numara yapmamış bu sezon. Hikayedeki gizem ve keşif hissiyatı desen “Abi mythosaur buldum,” “Ay yoksa İmparatorluk yeniden mi kuruluyor hmm” diyaloglarından öteye gitmedi, gidemedi. Hikayenin inatla Moff Gideon ve Doktor Pershing üzerinden son üçlemedeki klonlama rezaletine ve Yeni İmparatorluk’a bağlanmaya çalışılması da cabası. Niye gül gibi giden diziyi eski rezillikleri kurtarmak için kullanmaya teşebbüs ettiniz? Ne gerek vardı? Bilemiyorum Altan, gerçekten bilemiyorum.

The Book of Bo-katan

Üçüncü sezon Mandalore odaklı bir hikaye izleyeceğimizin bilincindeydik ve kanımca çoğu izleyici sırf bu nedenle sabırsızlıkla bekliyordu diziyi. Birkaç paragraf önce yazdığım gibi beklediğimi aldım evet, ama izleyici olarak tatmin olmadım. Bunun iki ana nedeni var: İlki, bu sezon The Mandalorian değil The Book of Bo-katan izlemiş olmamız. Şahsen ben Bo-katan dizisi olsa çok daha büyük keyif alırdım. Zaten klanları birleştirme görevinin yalnız kurt bir paralı askere değil, bir Mandalore soylusu olan, Clone Wars’tan bu yana bu uğurda mücadele eden Bo-katan’a ait olması doğal, kimse sesini çıkarmazdı. Zaten Bo-katan benim en sevdiğim karakterlerden biri, aşırı mutlu olurdum. Ama klanları birleştirme hikayesi sırasında Din Djarin’e resmen Boba Fett’e yapılan muamelenin aynısı yapıldı: Ana karakter bir anda yan karakter oldu. Bo-katan’ın kendi dizisinde kullanılabilecek bir hikaye bambaşka bir dizide, o dizi kurban edilerek anlatıldı.

İkinci nedense bu hikayenin çok ama çok zayıf anlatılmış olması. Örneğin Bo-katan’ın ekibi Nite Owls’u ele alalım: Sezonun başında görüyoruz ki Darksaber’ı kaybettiği için terk edilmiş Bo-katan, ekibi çaldıkları İmparatorluk silahlarıyla basıp gitmiş. E ama geçen sezon da Bo-katan’a geçmedi ki Darksaber? Ne değişti? Her türlü askeri teçhizata sahip, paralı askerlikten köşeyi dönen Axe Wolf nasıl iki posta dayak yiyip hemen boyun eğiyor? Araya yan görev yerleştirip asıl olayları iki sahneyle kapatmayı seçmişler, müthiş olabilecek bir hikayeyi kolaya kaçarak anlatmışlar ve bu düstur maalesef sezon boyunca devam etti. IG-11’ı tamir ed(e)meme hikayesinin sakız gibi uzamasını da ayrıca örnek olarak verebiliriz bu duruma. Doktor Pershing bölümü Yeni Cumhuriyet ve içindeki İmparatorluk yapılanmasını göstermesi bakımından önemliydi bence ama dizinin hikaye akışı içinde çok anlam ifade etmiyordu, o bölüm de bu kategoriye girer mi hususunda kararı size bırakıyorum o yüzden.

Darksaber Neydi? Yenir Miydi?

Ayrı bir parantezi de Darksaber için açmak istiyorum çünkü sinirlerim çok ama çok bozuk. Koskoca külliyatın en kıymetli yadigarlarından Darksaber’ı, galaksideki tek kara kılıcı çubuk kraker gibi kırma fikri kimden çıktı? Hiç utanmadınız mı, “Biz ne yapıyoruz” demediniz mi? Bir de sonunda Bo-katan’a “Darksaber olmasa da olur, Mandalorluluk ruhtur” monoloğu yazmışlar, The Last Jedi‘ın sonunda Rey’in attığı “Jedi’lık müessesesi yalan, sadece Güç var” tiradını anımsattı bana ve bu hiç hoşuma gitmedi. Darksaber’ın evrendeki rolünü geçtim, gizemleri üzerine koskoca 2 sezon harcanan bir silahı böyle oldu bittiye getirmek ciddi bir senaryo zafiyeti. Yürütücü yapımcı Rick Famuyiwa (ki kendisi geçen sezonun en sevdiğim bölümü The Believer’ın yönetmeniydi, beklentim büyüktü) “Dizi artık Din Djarin değil, topyekün Mandalorlu dizisi” gibi bir açıklama yapmıştı geçenlerde. “Olayı ne kadar yanlış yerden yakalamış” diye düşünmüştüm, sezon finalinde doğrulamış oldum maalesef.

Kötü NPC Düşmanlar

Hikayeyi The Book of Bo-katan kıvamında ilerletmeye çalışan dizi ekibi, bu sezon Din Djarin’e ciddi bir “debuff” basmış ama ne debuff… Bir kere çok güçsüz, sürekli yenilgiler içinde, sürekli yardıma muhtaç. Tamam, yine yenilsin, düşmanlar daha güçlü olsun, galaksinin onun gibi çetin bir savaşçı için bile artık çok daha zorlu bir yer olduğunu görelim mesela. Ama Allah aşkına nerede ilk sezondaki her tarafından ayrı bir gadget çıkaran atik, çevik karakter? Nerede yaratıcı dövüş koreografileri? Tamam, Bo-katan’ı öne çıkarmak için ana karakterimiz zayıflatılmış, bunun bilerek alınan bir karar olduğu belliydi ama koreografiler ciddi manada sorunluydu. Sadece Din’in dövüşleri değil, tüm dövüşlerde bir yavanlık, basitlik, tekdüzelik çarptı gözüme. Düşmanlar resmen yumruk yemeyi bekleyen kötü oyun yapay zekaları gibi öylece dikildi sezon boyunca. Hiç keyif almadım izlerken.

Sonuçta…

Sizi bilmem ama ben iki sezondur The Mandalorian’da iyi-ortalama üstü 2 bölüm izleyeceğim diye zayıf bölümler izlemekten yoruldum. Yanlış anlaşılmasın, dizi hala Disney dönemi Star Wars yapımları içinde ışıldamaya devam ediyor. Ancak her sezon giderek daha da tembelleşmeye başladıklarını görebiliyoruz maalesef. Özensiz iş ortaya koyup son iki bölümde ya da bölüm aralarında izleyicinin ağzına bir parmak bal çalmaları, kanaatimce izleyiciyi ciddiye almadıklarına işaret.

Gayet izlenebilir bir sezondu, Obi-Wan Kenobi kadar yerden yere vurmak aşırıya kaçmak olur kesinlikle. Bu sezon sonu itibariyle de tüm hikayeler iyi kötü sonuçlandı, Din ve Grogu’nun başladıkları ikili yolculuk temasına geri dönmeleri için açık kapı bırakıldı (tabii Pedro Pascal dönmek isterse, zira şu haberimizde bahsettiğim üzere diziden ayrılabileceği konuşuluyor). Belki işler bir noktada özlediğimiz tadına yeniden kavuşur, dördüncü sezonu görmeden bilemeyiz.

Yine de ben şahsen bir avuç bütçeyle Andor gibi bir yapım çıkarılıyorken The Mandalorian gibi sınırsız bütçeli, izleyicide sınırsız krediye sahip bir işin koca bir sezonunun farklı hikayeler anlat(a)mamak uğruna kurban edilmesini affetmeyeceğim dostlar. İlk sezondan sonra bu noktaya itilmese, aşağı yukarı bu kıvamda başlasa beğenebilirdim ancak daha önce yaptıkları, başardıkları, isteseler başarabildikleri şeyleri düşündükçe tembelliklerine kızmadan edemiyorum.

Söylentilere göre bu sezon Kathleen Kennedy’den çok müdahale görmüş, zayıf ilerleyişi buna bağlanıyor. Ama dizide Disney’in en nüfuzlu isimlerinden Favreau varken faturayı sadece Kennedy’ye kesmek, sadece onu günah keçisi ilan etmek ne kadar doğru kestiremiyorum artık, karar sizin. Arkadaşım Farnham 5. ve 6. bölüm incelemesindeSena güzelliklere benden daha iyi odaklanabiliyor” demişti ancak ben dizinin geldiği noktaya sinirlenmekten pek odaklanamadım maalesef…

The Mandalorian 3. sezonuyla Disney+’da. Diziyle ilgili yorumlarınızı bizlerle paylaşmayı unutmayın!

Bu İçeriğe Oy Verin

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Log In

Forgot password?

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.