Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » The Haunting of Hill House İncelemesi – Aile Odaklı Korku Hikayesi

The Haunting of Hill House İncelemesi – Aile Odaklı Korku Hikayesi

Shirley Jackson’ın 1959 yılında basılan The Haunting of Hill House (Tepedeki Ev) romanı, modern hayalet hikâyelerinin temelini oluşturmuş, korku edebiyatında kendine saygın bir yer bulmuştu. Robert Wise ve Jan de Bont’un farklı şekillerde beyazperdeye uyarladığı roman, Netflix dizisi olarak bir kez daha ekranlara taşındı.

Dizinin yaratıcılığını ve yönetmenliğini Netflix filmi Gerald’s Game’i de yöneten Mike Flanagan üstleniyor. Gerald’s Game’in bir Stephen King romanı uyarlaması olduğunu göz önünde bulundurursak Flanagan’ın bu konuda tecrübeli olduğunu söyleyebiliriz.

Mike Flanagan, romandaki her ismi ve olayı kullanarak yepyeni bir anlatı oluşturuyor. Böylece hem romandaki her şeyi seyirciye aktarmış oluyor hem de romandakinden bambaşka bir hikaye anlatıyor.

Shirley Jackson’ın Tepedeki Ev’i, doğaüstü olaylara ilgi duyan Dr. Montegue’nun araştırmaları ile başlar. Hayatını perili bir ev bulmaya adayan Dr. Montague, Tepedeki Ev’i üç aylığına kiralayıp, buradaki psişik olayları inceleyerek en büyük başarısını yakalayacağına inanır. Psişik derneklerin kayıtlarını ve gazete arşivlerini inceleyerek kendisine eşlik etmesi için Eleanor Vance, Theodora ve Tepedeki Ev’in gelecek varisi Luke Sanderson’a ulaşmayı başarır.

Eleanor Vance, Tepedeki Ev’e davet edilir çünkü henüz on iki yaşındayken ve ortada hiçbir sebep yokken yaşadığı evin üstüne taş yağmıştır. Theodora ise bir laboratuvar deneyinde görmediği ve duymadığı bir asistanın kaldırdığı yirmi karttan on sekizini doğru bilmiştir. Luke, evin gelecek varisi olarak Dr. Montague ve yardımcılarına eşlik eder. Mike Flanagan, bu karakterleri aynı ailede buluşturarak izleyicisine korku dolu bir aile draması sunmayı tercih ediyor. Üstelik bunu farklı zaman dilimlerini iç içe geçirerek anlatıyor.

Hayaletli Bir Ev veya Akıl Hastası Bir Aile

“Akıl sağlığı yerinde olmayan Tepedeki Ev, tepelerin karşısında tek başına yükseliyor ve karanlığı içinde tutuyordu. Seksen senedir böyleydi bu, bir seksen sene daha durabilirdi. Sessizlik, Tepedeki Ev’in tahtalarıyla taşlarının üstünde muntazaman uzanıyordu ve orada gezinen her ne ise, tek başınaydı.”

Beş çocuklu Crane ailesi, birkaç ay kalmayı planladıkları Tepedeki Ev’i elden geçirecek, yenilenmiş haliyle yüksek bir fiyata satacak ve hayalini kurdukları ebedi evlerine yerleşeceklerdi. Ancak bu sevgi dolu aile için Tepedeki Ev’in bambaşka planları vardı ve hiçbir güç akıl sağlığı yerinde olmayan bu evi durduramazdı.

Flanagan’ın dizisi ile Shirley Jackson’ın romanı aynı cümle ile başlıyor. Flanagan, diziyi iki farklı zaman dilimini iç içe geçirerek ve her seferinde olayların farklı bir yönünü ele alarak sürdürüyor. Crane ailesini birbirinden koparan ve yeniden birbirine bağlayan iki gece var ve dizi de bu iki geceye kadar gelen süreci ele alıyor.

Aile, yıllar önce yaşanan trajik bir gecede Tepedeki Ev’i terk ediyor ve aradan geçen 20-25 yıllık süreçte birbirlerine duydukları sevginin yerini tahammülsüzlük alıyor. Zaman zaman gerçekleşen zoraki buluşmalar da genellikle zehirli sözlerin püskürtülmesiyle sona eriyor. Beş kardeşin en büyüğü olan Steven, ailede hayaletlerin varlığını kesin olarak reddeden ve ailesinde genetik bir akıl hastalığı bulunduğunu savunan tek kişi. Öyle ki bu hastalığı gelecek nesillere aktarmamak adına tıbbi önlemler dahi alıyor. Hayaletlerin varlığını reddetse de hayatını hayalet hikayeleri anlattığı romanları sayesinde kazanıyor. Hem kendisinin hem de kardeşlerinin yaşadıklarını anlattığı Tepedeki Ev romanı ona küçük çaplı bir ünün yanı sıra, büyük çaplı ailevi dertleri de getiriyor.

Dizinin ilk beş bölümü, beş kardeşin hikayelerine odaklanıyor. Her yeni bölümle birlikte geçmiş bölümlerde seyrettiğimiz olayları farklı bir açıdan yeniden görüyoruz. Böylece bu korku dolu aile dramasının her yönüne ve çocuk yaşta yaşanan sarsıntıların koca hayatları nasıl mahvettiğine tanık oluyoruz.

Dizinin bazı bölümleri korku temasından ziyade ailevi ve toplumsal sorunlara odaklanıyor. Taciz vakasını, madde bağımlısı bireylerin ve ailelerinin yaşadıklarını, birbirini aldatan eşlerin pişmanlığını ve eşcinsel ilişkilere bakış açısını uzun uzadıya seyrediyoruz. Bu da yalnızca korku dizisi izleme beklentisiyle yola çıkanları hayal kırıklığına uğratabilir. Bunun yanı sıra Shirley Jackson, okuyucunun üzerinde psikolojik bir baskı kuruyordu. Romanın her geçen sayfası, okuyucunun huzursuzluğunu artırıyor, kitabı kapatsa dahi etkisinden çıkamıyordu.

Mike Flanagan ise gerilim müziği eşliğinde ortaya çıkardığı hayaletleri  ile izleyicisini korkutmayı tercih ediyor. Bu da bir süre sonra etkisini yitiriyor çünkü biliyorsunuz ki bu sahnede karşınıza mutlaka soluk tenli bir hayalet çıkacak. The Haunting of Hill House eksik yanlarına rağmen düşmeyen temposu, ilgi çeken perili ev anlatısı ve korku ile dramı başa baş sürdüren olay örgüsüyle kendini izlettirmeyi başarıyor.

Joker Filmindeki Batmobile Sahneye Çıktı
Chilling Adventures of Sabrina Oyuncuları Genç Cadıyı Anlattı