İncelemeler

The Bad Sleep Well İncelemesi

Kurosawa maratonunda 1960 yılına geldik ve Akira Kurosawa’nın feodal samuray dönemlerini veya savaş sonrasının derme çatma sokaklarını bırakıp, modern kurumsal dünyaya daldığı The Bad Sleep Well’i izledim. Hani Saklı Kale’deki devasa balondan sonra “Belki modern bir intikam hikayesi, takım elbiseli yozlaşmış adamlar beni biraz kendime getirir” diye umut etmiştim ama ne yazık ki Kurosawa yine beni yanıltmadı: Sıkıntıdan patlamaya devam ettim.
Sinema tarihçileri bu filme “Kurosawa’nın modern Hamlet uyarlaması” ya da “kapitalizm eleştirisinin zirvesi” falan diyorlar ama bence film, o her zamanki Kurosawa hastalığı yüzünden yine hantal, gereksiz uzatılmış ve heyecanını tamamen kaybetmiş ortalama bir işten öteye geçememiş bana göre.

Takım Elbiseli ve Kaplumbağa Hızında İlerleyen Plan

Filmin açılış sahnesi aslında acayip iyi başlıyor, yalan yok. Devasa bir inşaat şirketinin başkanının kızının düğünü var. Ama düğünün tam ortasında polisler içeri girip şirketteki yolsuzluklar yüzünden birilerini tutukluyor, ardından devasa bir düğün pastası geliyor ve pasta, şirketin eski bir çalışanının intihar ettiği binanın şeklinde tasarlanmış! Dedim ki “Tamam, bu sefer harika bir gerilim izleyeceğiz.”
Ama muhteşem açılıştan sonra film resmen bir duvar kaplumbağası hızına düşüyor. Toshiro Mifune’nin oynadığı Nishi karakteri, babasının intikamını almak için kimlik değiştirip bu yozlaşmış şirketin içine sızmış. Adamların bütün pisliklerini, rüşvetlerini, insanları intihara sürükleyen acımasız kurumsal yapısını tek tek ortaya çıkarmaya çalışıyor. Konu çok iyi ama Kurosawa evrakların incelendiği, adamların gizli odalarda saatlerce rüşvet ve yolsuzluk konuştuğu sahneleri o kadar uzun ve temposuz cut’larla çekmiş ki, intikamın vermesi gereken adrenalin ve öfke duygusu bence tamamen kaybolmuş. İntikam filmi dediğin insanı gaza getirir, Kurosawa ise meşhur sündürme tekniğiyle beni yine koltuğa çivileyip esnetmeyi başardı.

Felsefe ve Sembolizm Notları

Film ne kadar hantal ve sıkıcı gelse de, Kurosawa’nın o modern plazaların içine gizlediği bazı toplumsal felsefeleri ve sembolleri şöyle anlamlandırdım:

  • Devasa Düğün Pastası: Düğünün ortasına gelen bina şeklindeki pasta bence filmin en naif ama en tokat gibi sembolüydü. Üst düzey yöneticilerin lüks ve şatafat içinde yedikleri tatlı hayatın, aslında en alttaki insanların ölümleri ve intiharları üzerine inşa edildiğini çok net gösteriyordu. “Siz tatlıyı yiyorsunuz ama hamurunda kan var” mesajını Kurosawa burada çok iyi vermiş diye düşündüm.
  • Beton Fabrikası ve Gri Atmosfer: Filmin büyük bir kısmında arka planda gördüğümüz gri beton binalar, plazalar ve tozlu yollar bence kapitalizmin insan ruhunu nasıl tek tipleştirip griye boyadığının bir simgesiydi. Kurosawa samuray filmlerindeki doğayı, rüzgarı gitmiş; yerine insanı nefessiz bırakan, ruhsuz ve soğuk bir beton çölü koymuş sanki.
  • Nishi’nin Gözlükleri: Nishi’nin (Mifune) film boyunca taktığı kalın çerçeveli gözlükler bana göre bir maskedeydi. Gözlükler onun içindeki o öfkeli, intikam ateşiyle yanan samuray ruhunu gizleyen, onu sıradan ve itaatkar bir kurumsal köle gibi gösteren bir kamuflajdı bence. Ne zaman ki gözlükleri çıkarıyor, işte zaman gerçek yüzü ve nefreti ortaya çıkıyordu gibi hissettim.

Son Söz

Uzun lafın kısası; The Bad Sleep Well, muazzam düğün sahnesi açılışına ve çok güçlü bir kurumsal yozlaşma eleştirisine sahip olmasına rağmen, o bitmek bilmeyen 2,5 saatlik süresiyle beni yine hüsrana uğrattı. Kurosawa’nın o heyecanı ve merakı öldüren, sahneleri sakız gibi uzatan yönetmenlik tarzına gerçekten hâlâ alışamadım ve yine deliler gibi sıkıldım. Filmin adındaki gibi, kötüler bu kurumsal dünyada rahat uyuyor olabilir ama ben bu filmi izlerken sıkıntıdan uyumamak için kendimle büyük bir savaş verdim bana göre.
Kronolojiyi bozmak yok, İmparator (?) dedikleri bu adamın tüm külliyatını bitirme inadım devam ediyor. Sırada 1961 yapımı, sinema tarihinin en meşhur “yalnız samuray” filmlerinden biri olan ve western türünü bile baştan yazan meşhur Yojimbo (Koruyucu) var.
Bakalım bu defa eski kurak kasabada beni biraz olsun heyecanlandıracak bir aksiyon bulabilecek miyim, yoksa esnemeye devam mı edeceğim? Bir sonraki Kurosawa günlüğünde görüşmek üzere.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu