Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Tavandaki Adam

Tavandaki Adam

Steve Rasnic Tem & Melanie Tem: Tavandaki Adam
 

Korku…

Şartlanmadan mı kaynaklanıyor bilemem ama kelimeyi telaffuz ettiğimde dahi bir ürperti, bir merak sarıyor içimi. Korkuya ucundan kıyısından dokunan her olgu, her yaratım, her anlatım ilgimi çeker kendimi bildim bileli. Edebiyatla haşır neşir olduktan sonra fantazya ve korku dallarına yönelmemin de en büyük sebebi, soyuttaki bu cezp edicilik sanırım…

Tavandaki Adam’ın dilimize çevrildiğini öğrendiğimde kitaba ve kitabın yazarlarına dair hiçbir fikrim yoktu. Kitapla ilgili olarak beni asıl cezbeden, Neil Gaiman’ın tek cümlelik yorumuydu. Kendisini çok sevdiğim için, bu kadar methettiği bir kitabın da kendisininkiler kadar iyi olabileceğine gönülden inandım… Ve kitabın yayınlanmasını merakla bekler oldum.

Kapak, son derece kaliteli ve düşlere hitap eden bir çizimle süslenmiş. Bay Gaiman’ın notu ön kapakta, bize el etmekte. Arka kapakta çeşitli yerlerden alıntılar mevcut ve yazıların içerikleri son derece olumlu. Ayrıca bir not daha düşülmüş: Ayrıca bir not daha düşülmüş: Dünya Fantezi Ödülü, Uluslararası Korku Birliği Ödülü, Brom Stoker Ödülü ve bu üçünü kazanabilmiş tek hikaye! İşte, bunları peş peşe fark ettiğimde kitabı okumamam için hiçbir sebep kalmadı.

Tanıtıma görsel açıdan başladım fakat nasıl devam etmeliyim bilemiyorum. Kitabı anlatmaya başladığım vakit, sizi bekleyen en büyük sürprizi berbat edeceğimi biliyorum. Bu nedenle daha soyut, daha içsel cümleler kurarak; tamamı ile bendeki etkisi üzerine yazacağım. Ancak inanın ki kitabı okuyan herkesin, kitabı bitirdikten sonra kendisine ait bir “Tavandaki Adam”ı olacak; kitap, her okuyucuyla birlikte yeniden yazılacak…

Anlatım o kadar naif ki cümleleri okumuyorsunuz da bir dostunuzu dinliyorsunuz sanki. Öyle içten, öyle yalın… İki ayrı insana veya daha fazlasına kulak kabartmıyorsunuz da yek vücut olmayı başarabilmiş, birbirlerini tamamlayabilmiş kişilikleri dinliyorsunuz sanki… Kurgu her zamankinden çok daha gerçek ve bir o kadar ürkütücü. Gerçeğe bu kadar yakın olduğu için mi ürkütücü yoksa ürkütücü olduğu için mi gerçekmiş izlenimi veriyor, karar veremiyorum. Fakat içimde saklı tuttuğum, çoğu zaman kendime karşı dahi dillendirmekten uzak durduğum tüm korkuları su üzerine çıkarıyor her cümle. Her tasvirde, tavandan beni izleyen adama, kabuslarıma göz ucuyla bakıyorum.

Düşünceden düşünceye, bir kabustan başka bir kabusa, aynı zamanda umut dolu düşlere geçişler yapıyorum eş zamanlı olarak. Bana ait olan, bir zamanlar ben olmuş olan her parçamla yüzleşiyorum. Bir romanın, dahası hiç tanımadığınız başka insanların, sadece bilmem kaç yüz küsurluk sayfadaki anlatımlarıyla bunu size yapmaları mümkün mü?

Edebiyatın gücü bu olsa gerek…

Kitabı herhangi bir türe sığdıramıyorum bu saatten sonra. Nasıl bir korku kurgusu bu, korkunun hangi dalı, herhangi bir başka örneği mevcut mu, açıklayamıyorum. Bir psikiyatrist ve aynı zamanda bir hasta gibi, sizinle sonsuza kadar konuşabilir bu kitap. Hayatınız boyunca aklınızdan çıkmayabilir, size sürekli olarak “Burada anlattığımız her şey gerçek.” diyebilir. Tam da bu yönüyle, korkunun ta kendisi olabilir…

Çünkü, burada anlatılan her şey ve herkes, gerçek!

Gizem “Oceandream” Sarızeybek

Bilimkurgunun Yapısal Çözümlemesi
El Değmemiş Lilith