Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » SteamWorld Dig İncelemesi

SteamWorld Dig İncelemesi

SteamWorld Dig Banner

Bir avuç dolusu kum, biraz pas, karanlık madenler ve yolunu bulmaya çalışan eski bir robot kovboy.

Karşınızda SteamWorld Dig!

Bağımsız oyunlar her geçen gün gittikçe artıyor. İlk başlarda neredeyse her çıkan bağımsız oyun bizleri allak bullak ediyordu; Haftalarca etkisinden kurtulamıyorduk. Ancak zamanla türünün kötü örnekleriyle de karşılaştık. Şimdilerde ise bağımsız olarak hazırlanan, eski oyunların ruhunu anımsatan yapımlarla karşı karşıyayız. Bunlardan biri de SteamWorld Dig.

SteamWorld Dig, birçok elementin bir araya getirilmesinden oluşmuş. Biraz sandbox-platform, bilindik bir hikaye, zevkli bölümler ve kafa yormayan bulmacalar SteamWorld Dig’in altyapısını oluşturuyor. Oyunun hikayesi ise oldukça ilham verici. En azından masaüstü rol yapma oyunu oynayanlar için. Vahşi batı konseptinden ve robotlardan hoşlanıyorsanız, SteamWorld Dig içerisinde aradığınızı bulabilirsiniz.SteamWorld Dig

Karakterimiz Rusty, Tumbletown adı verilen ücra bir kasabaya yol almaktadır. Rusty, kasabaya gelip amcasını bulmak ister. Ancak onun madenlerde öldüğünü keşfeder. Bunun üzerine amcasından geri kalan madencilik işine el atar. Ha bu arada Rusty, amcası ve Tumbletown halkının robot olduğunu belirtmek isterim. Sürekli bunu belirtiyorum, farkındayım. Ama napayım, sonuçta ROBOTLAR VAR!

Tumbletown ise nüfusu giderek azalan bir kasabadır. Madencilikle uğraşılmasına rağmen, artık eskisi gibi minerallerin çıkarılmamasından ötürü zenginliğini yitirmiştir. Biz de Rusty olarak hem amcamızın ayakizlerini takip etmeye çalışıyoruz, hem de kasabayı yeniden canlandırmaya çabalıyoruz. İlerledikçe kasabaya yeni robotlar da geliyor. Her yeni robot beraberinde bize madenler ve keşfettiğimiz teknolojiler hakkında bilgi veriyor. Bu sayede Tumbletown’ın tarihini ve amcamızın geçmişini de öğreniyoruz.

Yukarıda da biraz bahsettiğim gibi az da olsa sandbox yapısına sahip. Ancak Minecraft, Terraria ya da StarBound’da gördüğünüz bir özgürlüğe sahip değilsiniz. SteamWorld Dig’e bu açıdan yaklaşırsanız, çok sıkılabilirsiniz. Oyunun platform yapısı daha ağır basıyor. Her yeri kazamıyorsunuz. Bina yapma gibi bir şansınız da yok. Bunun yerine madenleri aydınlatmak için fener koyabiliyor ya da yukarıya çıkabilmek için merdiven inşa edebiliyorsunuz. Zamanla madenlerin gizemlerini araştırdıkça eski teknolojileri bulup çıkarmayı başarıyorsunuz. Böylece yeni silahlara, yeni güçlere ve eşyalara sahip oluyorsunuz.

Mineral çıkartmak için kazmamız ve matkabımız var. Madenlerde envai-çeşit yaratık ve düşman robot bulunuyor. Tuzaklar da cabası. Bu yüzden SuckerPunch adı verilen bir özelliğimiz var. Bu sayede uzaktan ateş edebiliyoruz. Kazmayı sert alanlarda kullanamıyoruz. Gel gelelim, matkap ile sert taşları oyabiliyorsunuz. Ancak su harcıyor. Suyumuz bittiğinde de, tahmin ettiğiniz üzere ilerleme şansınız kalmıyor. Bu sebeple madenlerdeki ufak göllerin yerlerini iyi hatırlamak gerekiyor. Su haznesi boş bir robot, mutlu bir robot değildir!

Bu açıdan baktığımızda oyuncunun elini kolunu bağlayan bir yapıyla karşılaşıyoruz. Ancak SteamWorld Dig’i bir sandbox oyunu olarak nitelendirmemeliyiz. Sadece bu özelliklere sahip eğlenceli bir platform oyunu. Hem de eski oyunların ruhunu yansıtan bir oyun. Bu yüzden 90’lı yıllardaki platform oyunlarından zevk alan arkadaşların hoşuna gidebilecek bir yapısı var.SteamWorld Dig

Derine kazdıkça yeni yerler keşfediyoruz. Tabii daha fazla ilerlemek için mineral toplamak, seviye atlamak ve gidip eşyalarımızı yenilememiz gerekiyor. Ayrıca haritanın çeşitli alanlarında bulacağınız Orblar da sizin için çok önemli. Orblar sayesinde daha yüksek teknolojiye geçiş yapabiliyorsunuz. Sizi ekrana kitleyecek bir yapısı yok. Oynama sürenize bağlı olarak 3-4 saat içerisinde bitirebilirsiniz. Yani bir haftasonunu evde geçirmek istediğinizde, SteamWorld Dig ile kafa dağıtabilirsiniz.

Oyunun kendine has bir espri anlayışı da var. Oynadıkça bunu görebiliyorsunuz. Örneğin, eski madenlere girdiğimizde, fonda yıkık dökük bina tasarımları görüyoruz. Bunlardan birinin üzerinde Half-Life 3 amblemi var. Binanın önünde ise ölmüş insanlar bulunuyor. Yani aslında biraz düşündüğümüzde oyunun altında biraz kıyamet-sonrası senaryo bile var. Zaten madenlerde derinliklerinde çıldırmış, mutanta dönmüş insanlar var. Ayrıca daha da derinlerde inanılmaz bir teknolojiyle karşılaşıyorsunuz. İnsanoğlu yüksek teknoloji ile kendi sonunu getirmeyi başarmış olmalı. Oyunsonu canavarının 2001: A Space Odyssey’e gönderme yapması da parçaları birleştirmenize yarıyor. Ama bu konu hakkında daha fazla konuşmayacağım. Kendiniz oynayın ve görün diyorum.

Tasarım çalışmaları da oldukça başarılı. Rusty, Cranky, Biff Beacon gibi karakterler birebir vahşi batı konseptinden kopyalanmış. Robot olmaları onları da da ilgi çekici kılıyor. Yani bu kadar klişe şeyler kullanmalarına rağmen ortaya başarılı bir iş çıkarttıkları için tebrik etmek gerekiyor kendilerini. Ayrıca oyunun müziklerinden de oldukça keyif alabilirsiniz. Ana menüde Ecstasy of Gold’un bir değişik versiyonu çalıyor ki, tadından yenmiyor hani.

Oyunsonu canavarının konuşmaları oldukça rahatsız edici!
Oyunsonu canavarının konuşmaları oldukça rahatsız edici!

SteamWorld Dig’in bu kadar az oynama süresi olması kötü. Ayrıca sürekli kendisini oynatabilecek bir yapısı yok. Gayet patlamış mısır gibi bitiriyorsunuz ve bir daha bakmak istemiyorsunuz. Her bağımsız oyunda olduğu gibi SteamWorld Dig’in de grafiksel açıdan büyük bir iddiası yok. Herkese hitap etmeyebilir. Ancak onunla beraber geçirdiğiniz dakikalarda eğleneceğiniz garantisini veriyoruz.

Oyunu satın almak isterseniz, Steam sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Steampunk nedir merak ediyorsanız sizi buraya alabiliriz.

Masal Anlatıcılığı Atölyesi
En Çok Çevirilen 50 Yazar