Anasayfa » İncelemeler » Sarı ve Kahve Bağımlısı – Pokémon: Detective Pikachu Film İncelemesi

Sarı ve Kahve Bağımlısı – Pokémon: Detective Pikachu Film İncelemesi

Dünya’nın en usta Pokémon eğitmeni olmak için mangal gibi yüreğe, bolca Pokémon’a ve iyi bir kadroya ihtiyacınız olacak. Pokémon: Detective Pikachu film incelemesiyle karşınızdayız.

Pokémon markasının yeri benim için çok özel olmuştur. Çocukluğumda çizgi dizisiyle merak saldığım bu dünyayı kart oyunları ve bilgisayar oyunlarıyla takip etmeye çalıştım. Dönem dönem telefona emülatör yükleyip klasik Pokémon oyunlarını farklı takımlarla bitirmeye çalışırım. Hatta meşhur Pokémon GO’yu da uzunca bir süre oynadım.

Bir Pokémon filminin çekileceğini ve yepyeni bir hikayeyle beyaz perdeye yansıtılacağını duyduğumda oldukça heyecanlanmıştım. Fakat son dönemde neye heyecan duysam, hevesimi kursağımda bırakan büyük firmalar oldu.

Pokémon: Detective Pikachu filmi, heyecanımı bastırıp izlediğim bir film oldu (Hayır, yalan söylüyorum. Basın gösterimine giderken Pokémon GO oynuyordum). Film kötü müydü? Açıkçası çok kötü bir film diyemem. Ancak eldeki malzemeyle çıkarabilecekleri en iyi işi çıkarmışlar.

Ryme City’nin Gizemi

Filmin hikayesi, Ryme City isimli bir Pokémon dünyası şehrinde geçiyor. Bu şehir çok ünlü bir iş adamı tarafından inşa edilmiş. Howard Clifford, Pokémonlar’ın ve insanların bir arada yaşayabileceği, savaşların olmadığı, PokeToplar’ın fırlatılmadığı ütopik bir dünya yaratmış. Film de babasının ölüm haberini öğrendikten sonra şehre gelen Tim Goodman’ın macerasını konu alıyor.

Filmin gidişatına ilişkin sürpriz kaçıracak anlar yok. Yine de bazı noktalarda filmin gidişatına yapacağım göndermelerde hikayeye de değinmek zorunda kalabilirim. Şimdiden bilginiz olsun.

Hikayenin ufak bir kısmına geri dönüş yapalım. Goodman’ın amacı, karşılaştığı Pikachu ile birlikte ölen babasının üzerindeki gizemi kaldırmak. Detective Pikachu, hikayeyi anlatırken en büyük günahlardan birini işliyor. Filmin sonraki adımlarını bariz biçimde izleyiciye sunuyor.

Baştan sona bir aile filmi gibi düşünebilirsiniz fakat Ryan Reynolds’ın işin içinde olduğunu unutmayalım. Uçarı kaçarı ufak nüanslarla beni güldürmeyi başardı. Yine de filmi ayakta tutan yegane unsur Ryan Reynolds’ın yetenekli seslendirmesi.

Film hikayecilik konusunda sınıfta kalıyor. Karakterler oradan oraya savrulurken, onlara sürpriz bir biçimde yardım eden başka karakterlerle karşılaşıyorlar. Havadaki beceriksizlik bulutlarını dağıtmayı bu yan karakterler başarıyor fakat onlar da hem derinlik hem de duruş açısından zayıf kalmışlar.

Herkesin Bir Pokémon Partneri Vardır

Oyunculuk açısından Tim Goodman’ı canlandıran Justice Smith ve Howard Clifford’a hayat veren efsanevi aktör Bill Nighy haricinde elle tutulabilir kimse yok. Ryan Reynolds’ın, Pikachu’ya hayat verme şekliyse benzersiz olmuş.

Film aslında kendisiyle aynı ismi taşıyan bir oyundan uyarlama. Bu oyunda da Pikachu’yu, tok sesli bir Japon abimiz seslendiriyor. Absürd mizahın ön plana çıktığı oyunun uyarlamasını bence en iyi Reynolds sırtlayabilirdi zaten.

Hikayenin kopuk geçen kısımlarını dolduran bir diğer önemli unsur ise Pokémonlar’ın tasarımları. Film çekilirken hali hazırda, son iki oyun Sword ve Shield ile birlikte Pokémon sayımız 800’ü aştı. Filmde hepsini görmek mümkün değil. Aşağı yukarı 100 tane sevimli canavarla karşılaşacaksınız. Bunlardan çoğu, genel izleyicinin de hatırlayacağı, ilk 151 orijinal Pokémon’u kapsıyor. Diğerlerine yabancılık çekebilirsiniz. Uyarmadı demeyin!

Zaten ilk başlarda, Pokémonlar’ın modellemeleri gözünüze biraz garip gelecektir. Filme yavaşça ısınmaya başlayınca, Pokémonlar’a da ısınıyorsunuz.

Hepsini Yakalayamadık

Pokémon: Detective Pikachu, seriye benim gibi gönlünü kaptırmışlar için birçok göndermeye de ev sahipliği yapıyor. Pokémon kart oyunları ve el konsolu oyunlarında görmeye aşina olduğumuz ufak detayları filmde görmek güzeldi.

Filmin bir yerinde bir Blastoise ile Gengar kapışması var. Bu sahne, ilk çıkan Pokémon oyununun başlangıç ekranına bir gönderme. Çizgi dizide ve oyunlarda kullanılan müziklerin de tercih edilmesi, gözlerden kaçmıyor.

Bu tespit silsilesiyle filmi genel anlamda özetlemek gerekirse, karşımızda biraz yarım kalmış bir yapım var. Bir yandan serinin sıkı hayranlarına hitap etmek istenmiş. Diğer tarafta ise genel sinema izleyicisinin yakalayabileceği anlar sunulmuş. Bu da ortaya havada kalan bir hikaye çıkarıyor. Bahsettiğim oyuncular haricinde, performans sergileyen kimse yok. Hikaye desen, sizi oradan oraya savuruyor ve mantıklı argümanlar sunamadan, bir başkasının eliyle olayları sonuca bağlıyor.

Kötü adamın amacının filmin başında belli olması, son kısımdaki sürprizlerin de ahengini bozuyor. Ki kötü adamın amacı gerçekten de kötü ama işleyiş biçimi daha da kötü. Yani kötü. Anlatabildim mi?

Yine de Pokémon’un bu farklı yorumunu sinemada izlemek güzeldi. İzlerseniz vakit açısından kaybedeceğiniz bir durum yok. Ama bu dünyaya çok uzaksanız, sinema açısından size hitap edebilecek bir durum da yok. O yüzden orta karar bir film olmuş.

Şimdi ben mahalledeki GYM’e dadanmış, fake GPS kullanan Pokémon GO oyuncularını pataklamaya gidiyorum. Bir-iki hafta sonra oyundan sıkıldığımda, günlük yaşantıma geri dönebilmeyi umuyorum.