Netflix’te yayınlanan The Sandman 2. sezon 1. kısım, serinin hayranları için oldukça uzun gelen yaklaşık 3 senelik bir aranın ardından yayınlandı. Erkenden izleme şansı bulduğumuz yeni sezonda yine Ebediler Ailesi’nin üyesi Düş’ün (Dream) fantastik rüyalar alemine dalıyoruz.
Bu sezon sonunda The Sandman serisi sona erecek ve son sezon da iki kısım halinde yayınlanacak. Türkiye’de, benim de editörlüğünü yaptığım Sandman çizgi romanı ciltler halinde basıldı ancak Sandman hikayesi, çoğu zaman her fasikülde başka hikayeler sunuyor. Bazı hikayeler birkaç fasikülde devam etse de bazıları ise tek bir fasikülde kısa ve harika bir macera sundu. Orpheus’un Şarkısı, Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi unutulmaz hikayeler ile karşılaştık.

The Sandman 2. sezon 1. kısım, benim en sevdiğim hikayelerden olan Sisler Mevsimi ile başladı. İlk kısımda ve ikinci kısımda izleyeceğimiz hikayeleri burada sunmuştuk; şimdi gelin 1. kısım bölümlerini hikayeleri okumamış kişiler için SPOILER VERMEDEN anlatalım. Anlatacağım kısımları damakta bıraktığı tat, hikayeye uyumluluk ve genel dizi temposu anlamında, bir dizi bölümü incelemesi olarak anlatacağım. Oturup çizgi romanla karşılaştırmalı bir inceleme sunmayacağım.
🔸Sandman’in Rüyalar Lordu Tom Sturridge ile Röportaj
The Sandman – Sisler Mevsimi (Season of Mists)
The Sandman 2. sezon, harika bir aile buluşması ile başlıyor. Ebediler Ailesi, Kader’in daveti ile buluşuyor ve izleyici de her karakteri (tam her karakter olmasa da) tanıma şansı buluyor. Keder, beklediğim kadar karanlık bir görüntüye sahip olmasa da ilk sahnede anlatım ile karanlık yaşam tarzını da görüyoruz. Hezeyan ise resmi kıyafetleri olmasına rağmen renkli görüntüsüyle neşe (!) saçıyor. Yine de saçları daha renkli olabilirmiş sanki…

Aile buluşması, sevgi ve özlem dolu geçmiyor. Aslında buluşmanın neden olduğunu bile kimse bilmiyor ancak herkes yavaş yavaş eteğindeki taşları döktükçe hikaye kurulmaya başlıyor. Gündemi tetikleyen ise tabii ki İhtiras oluyor. Eski, hatta kadim denecek defterler yeniden açılıyor. Sonrasında ise Düş, kadim bir hikayeyi nihayete erdirmek için istenmediği ve kovulduğu, önceki bölümlerden tanıdığımız bir yere dönüyor: Cehennem
Oyunculuklar, replikler çok güzel olmuş. Çizgi romanda da en sevdiğim hikayelerden birisiydi. Yine Gwendoline Christie çok güzel bir iş çıkarmış. Bütün bir bölümün özeti gibi olan sözleri de Düş’ün eski dostu Hob Gadling çok güzel dile getiriyor bölümde.
The Sandman – Cehennemin Efendisi (The Ruler of Hell)

Bu bölümde, beklenen karşılaşma yeniden gerçekleşiyor ve Düş, yeniden Lucifer ile karşılaşıyor. Cehennem’e davet edilen Düş, mazide kalan hesaplaşmalar için geliyor. Lucifer ise kafasında farklı planlarla Düş’ü bekliyor. Martin Luther benzeri bir yaklaşım görüyoruz Lucifer’dan. Sandman serisinin en önemli hikayelerinden birisidir bu. Öyle ki, daha sonra televizyon dizisine de uyarlanan “Lucifer” çizgi romanı, bu hikayeden sonra ortaya çıkmıştır. 2003 yılında bu çizgi roman hikayesini okuduktan sonra, bir mitoloji tutkunu olarak Neil Gaiman’ı aramıştım telefonla. Evet, Türkiye’den ABD’yi aramıştım. Bu hikaye hakkında kısa bir mitolojik sohbet etme şansımız olmuştu ve böyle bir hikayeyi sunduğu için teşekkür etmiştim. Öylesine severim buradaki anlatımı ve olayları.
Dizide de hikayeyi çok güzel işlemişler. Diyarların temsilcileri ve konuklar harika olmuş. Çizgi romanda başka diyarlardan daha çok temsilci vardı ama dizide bazıları gelememiş belli ki. Yine tanışmaların olduğu ama metaforik derinliğiyle çok güzel işlenmiş bir bölüm olmuş.
The Sandman – Cehenneme Bile Sığmayacak Sayıda Şeytan (More Devils Than Vast Hell Can Hold)

Dizinin gergin ve heyecanlı bölümlerinden birisi olmuş. Düş, karar vermek için düşünürken elde etmek istediği şeyi de reddedemeyecek bir noktada buluyor kendisini. Bu sırada da Düş ve Periler Diyarı hakkındaki geçmişe dönük hikayeleri görüyoruz. Bu konuşmalar da “Bir Yaz Gecesi Rüyası” hikayesine göz kırpıyor aslında. Daha önce, A Midsummer Night’s Dream (Bir Yaz Gecesi Rüyası) hikayesinin işleneceği açıklanmıştı ancak bölüm isimleri arasında göremeyince kısaca bahsedecekler herhalde deyip hayıflanmıştım çünkü, World Fantasy Award almış bir hikayedir. Sonrasında hikayeyi bizlere sunan bir flashback görüyoruz. İlk önce “Cehenneme Bile Sığmayacak Sayıda Şeytan” isminin Düş ve Lucifer arasındaki olayı anlatacağını düşünmüştüm ancak sonradan bu sözün William Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası eserinden alıntı olduğunu görünce hoşuma gitti. İki hikaye arasında harika geçiş yapan bir bölüm ismi olmuş.
Bu bölümde, fantastik yapımları sevenlerin tanıyacağı yüzler de görüyoruz. Daha önce açıklanmayan tanıdık isimler güzel bir sürpriz olmuş. Hikayeyi bilenler, Shakespeare’in bu harika gösterisini zaten kimlere sunduğunu biliyor. Dizi, hikayeyi harika işlemiş doğrusu. Çoğunlukla sakin, dingin ama üzerine çokça düşünülecek repliklerle dolu bir bölüm olmuş.
The Sandman – Kısa Hayatlar (Brief Lives)
Düşdiyarı bu kez davetsiz bir misafiri ağırlamaya hazırlanıyor. Düş’ü ziyarete gelen küçük kardeşi, Ebediler ailesini terkeden abilerini bulmak için ısrarcı oluyor. Hezeyan, yine her zamanki gibi canı sıkıldıkça etrafa salça olma huyundan vazgeçmeyerek bu kez de Düş’ü rahatsız etmek için geliyor.

Sonrasında hikaye, ailenin ortalıkta gözükmeyen üyesi Yıkım’ı aramaya dönüşüyor. İpuçlarını ve Yıkım ile bağlantılı olabilecek kişileri bularak ona ulaşmaya çalışma çabası bölümde anlatılıyor. Tabii her zaman olduğu gibi her karakter yeni hikayeleri de kısa da olsa bizlere anlatıyor. Aile bağları, sevgi ve tabii ki hikayenin diğer karakterleri olan İhtiras ve Yıkım da önplanda.
The Sandman – Orpheus’un Şarkısı (The Song of Oprheus)
Düş’ün Yıkım’ı arayışındaki nedenleri ve aslında Yıkım’ın Ebediler’i neden terkettiğini anlamak için Isaac Newton zamanına, 1675 yılına gidiyoruz. Düş ve Yıkım, İngiltere’de bir araya geldiklerinde bu ayrılığın sinyalleri de görülüyor. Sonrasında Düş, bir cenaze törenine gidiyor ve pişmanlıklarını geride bırakmak ve olanları telafi etmek için ablası Ölüm ile birlikte Hezeyan’ın diyarına gidiyor.

Bölümün isminden de anlaşıldığı üzere bölüm, Sandman hikayeleri arasında en önemlilerden birisi olan Orpheus’un Şarkısı ile izleyiciyi tanıştırıyor. Takvimler M.Ö. 1700 yılını gösterirken Düş ve Ebediler, Orpheus’un düğününde bir araya geliyor. Yunan Mitolojisi’nin klasik hikayelerinden Eurydice ve Orpheus’un efsanesine tanık oluyoruz.
The Sandman – Ailemin Kanı (Family Blood)

The Sandman 2. sezon 1. Kısım, Ailemin Kanı bölümüyle sona eriyor. Bu bölümde Düş, 1700’lü yılların sonuna gidiyor ve dizinin ilk sezonundan da hatırladığımız eski bir dost ile konuşuyor. Orpheus’un hikayesi ve tabii ki Düş’ün aile ferdini bulma dertleri devam ediyor. Fransız İhtilali döneminde efsanelere, mitlere ve hatta kadim tanrılara olan inancın yok olduğunu görüyoruz fakat ne demişti Freddie Mercury, “Fairy tales of yesterday will grow but never die,” (Dünün masalları büyüyecek ama asla ölmeyecek).
Detaya inersem bazı şeyleri açık etmekten korkuyorum o nedenle dizinin ilk kısmını bu bölümle sonlandırıyorum.
Kıssadan Hisse
Sandman aslında değişim ile ilgilidir ancak bu sezonun ilk kısmı biraz ölüm ile ilgili gibi olmuş. Hatta biraz da Ebediler’in kendileri, hayat ve geçmişleriyle yüzleşmesi gibi bir sezon ama sonunda yine her şeyin değiştiğini ve her zaman da değişeceğini görüyoruz.
Keder, dizide en az hissedebildiğimiz duygu olmuş ve çizgi romandaki kadar karanlık olmaması ufak bir hayal kırıklığı yarattı bende doğrusu. Hezeyan ise karakter olarak çok benzer olmasına rağmen daha renkli kıyafete ve tipe sahip olabilirdi bence. Yıkım ise dev kasları ve cüssesi ile karşımıza çıkmasa da tip olarak andırıyor diyebilirim. Diğer karakterler ise zaten ilk sezondan bildiğimiz gibi.
İzlediğim her bölümdeki felsefi konuşmalar, harika atmosfer beni yine büyülemeyi başardı. 20 yılı aşkın süre boyunca, “Sandman’in dizisi olsa harika olurdu,” diye düşündüm. Sonunda bu efsaneyi ekranlarda izlemenin tadına varırken dizinin beklediğimden biraz erken sona ermesi her bölümü izlerken içimi burktu. Daha anlatılacak çok şey var diyerek izledim her bölümü.
Kısa süre sonra dizinin 2. kısmı başlayacak. Merhametliler ismini ilk kısımda çok duyduk ve ikinci kısımda da Merhametliler (The Kindly Ones) bölümü var. Harika beş bölüm daha izleyeceğimizden şüphem yok.
Arkanıza yaslanın, soğuk bir içecek alın ve bu mitolojinin tadını çıkarın. İyi seyirler!




