Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Sen Gönlümün Sultanısın, Sen Başımın Tacısın – Pillars of Eternity II: Deadfire İncelemesi

Sen Gönlümün Sultanısın, Sen Başımın Tacısın – Pillars of Eternity II: Deadfire İncelemesi

Pillars of Eternity bundan 3 sene önce oyuncular ile buluştuğunda, büyük bir RPG sever olmama rağmen, hatta genellikle sadece rol yapma ögeleri içeren oyunlar oynamama rağmen, sebepsiz bir ön yargı ile yaklaşmış ve eleştirilerde belirtilen kadar da iyi olamayacağını düşünerek uzun bir süre oynamamıştım. Geçtiğimiz kış, yakın çevremde oyunu oynamış ve aldığı övgülerin ne kadar haklı olduğunu görmüş insanlar bu sebepsiz ön yargıma isyan etti ve takip eden Steam Sale’de bu kadar oyuncu yanılıyor olamaz diyerek oyunu aldım. İyi ki de almışım çünkü oyunun ilk yarım saatinden sonra Eora’ya ve içinde barındırdığı her bir detaya aşık oldum.

Pillars of Eternity, yıllardır özlediğim fakat bir takım “büyük” RPG yapımcılarının yarım yamalak işleri ile yıktığı RPG deneyimini sonuna kadar yaşamamı sağlamıştı. Bu yüzden büyük bir heyecanla beklediğim devam oyunu Pillars of Eternity II: Deadfire’ı inceleme şansı karşıma çıktığında resmen üstüne atladım. Pillars of Eternity II: Deadfire, ilk oyunda oluşturduğu sağlam temelin üzerine inşa ettiği ve geliştirdiği hikayesi ile ilk oyundan da başarılı ve tatmin edici, saatlerinizin nasıl geçtiğini anlamayacağınız bir oyun deneyimi sunuyor. Eğer bu kadar övgünün ardından hala ikna edilmeye ihtiyaç duyuyorsanız, buyurun incelememe.

Neler Olmuştu?

Geliştiriciliğini Obsidian Entertainment’ın üstlendiği, yayıncısının ise Versus Evil olduğu Pillars of Eternity ile aşina olanlar bilirler ki oyunun dünyası bir hayli geniş ve detaylıdır. Ben de PoE II: Deadfire’ın ilk 10 dakikasını, ilk oyunda yaşananları, verdiğim önemli kararları hatırlamaya çalışmakla geçirdim. Bu yüzden incelememe giriş olarak, ilk oyunda neler olduğunu şöyle bir hatırlamamızın faydalı olacağını düşünüyorum.

Pillars of Eternity II: Deadfire’dan yıllar önce, ışığın tanrısı Eothas, bir ölümlünün bedenini ele geçirmiş ve inananlarını da arkasına alarak kutsal bir sefere çıkmıştı. Elbette ki bu durumdan hoşnut olmayan diğer tanrılar, Eothas’ı ortadan kaldırmak için planlar geliştirmekte geç kalmamış ve en sonunda amaçlarına, insan yardımcılarının da katkıları ile hazırlanmış Godhammer adlı bomba sayesinde ulaşmışlardı. Eothas’ın görünürdeki ölümünün ardından, tanrının seferi esnasında işgal ettiği Dyrwood topraklarını, Hollowborn Crisis adı verilen salgın silip süpürmüş, Dyrwood’a dünyaya gelen bebekler ruhları olmadan doğmaya başlamıştı. Salgının sebebi hakkında yerel halk bir çok teori üretmişti ki bu teorilerden en yaygını da tanrı Eothas’ın ruhunun, Dyrwood’dan intikam aldığıydı. Ne var ki Caed Nua’nın Watcher’ı, yani biz, Dyrwood’a adım attığımızda olayların iç yüzünün aslında çok farklı olduğunu ortaya çıkarmıştık. Salgının sebebi aslında Eothas değil, Thaos Ix Arkannon adında, neredeyse ölümsüz bir insandı ve amacı, Eora’nın en büyük sırlarından birini korumaktı: Eora insanlarının taptığı tanrılar da aslında sonradan “tanrılık” statüsüne ulaşmış güçlü varlıklardan başka bir şey değildiler ve görevleri, dünya üzerinde hakimiyet kurarak yaşam ve ölüm çarkının dönüşünün aksamadığından emin olmaktı. Eothas’ın seferinin amacının da tanrıların, insanlar üzerindeki hakimiyetini kırmak olduğunu geç de olsa öğrenmiştik. İkinci oyunda, Eothas geri dönüyor. Caed Nua’daki kalemizin altından kalkıp kaleyi yerle bir ettikten sonra uzun yürüyüşüne başlıyor. Biz de Watcher rolünü bir kez daha üstelenerek onu takip etmeye başlıyoruz.

Bir paragraflık özet bile ne kadar detaylı, değil mi? İşte Pillars of Eternity oyuncularına böyle detaylı ve canlı, gerçek bir RPG dünyası sunuyor. “Ama ben bunları hep unutmuştum, hangi kararları vermiştim ki?” diye düşünüyorsanız endişelenmeyin zira PoE II: Deadfire, yeni bir kayıt dosyası oluştururken oyunculara ilk oyunun önemli olaylarını hatırlatıyor ve seçimlerini gözden geçirme şansı sunuyor. Tabii ki bunun yanı sıra, önceki oyundaki kayıtlarınızı ikinci oyuna aktarmanız da mümkün.

Seçimlerimizi yapıp geçmişimizi oluşturduktan sonra her oyunda olduğu gibi tutorial kısmına başlıyoruz. Bu kısımla ilgili belirtmek istediğim ilk nokta, kesinlikle zorlama bir tutorial olmadığı. “Oraya git ve o adamı öldür. Neden mi? Çünkü…şey…tanrılar böyle buyurdu bi’ de kontrolleri öğrenmen lazım!” anlamsızlığından kaçınılmış ve tutorial dahi hikayeye yedirilmiş. Hatta ve hatta hikayenin içinde öyle bir akıp gitti ki tutorial oynadığımı, bölümü tamamladıktan sonra fark ettim.

Kimsin Sen?

Zihnimizin ışıklı yollarından yürüdük, kim olduğumuzu hatırladık. Sıra geldi her rol yapma oyununun en önemli ve zaman zaman en çok zaman harcanan bölümüne, karakter oluşturmaya. Nasıl bir karakter yaratacağınız, hangi özelliklere ağırlık verip hangilerini geri planda bırakacağınız büyük önem taşıyor. En küçük ve önemsiz random encounter’ın nasıl şekilleneceği dahi karakterinizin, ve ileride partinizin, becerilerine yani Attributes başlığına bağlı.

Karakterimizin temel olarak 6 adet becerisi bulunuyor. Might fiziksel gücü, Dexterity fiziksel denge ve zarafet ustalığını, Constitution dayanıklılığı, Perception duyularınızın keskinliğini, Intellect zekayı ve son olarak Resolve da iradeyi ve kararlılığı belirliyor.

Bu altı özellik büyük ölçüde savaşlardaki yetkinliğimizi etkiliyor fakat diyaloglarda ve ara sahnelerde de etkilerini sık sık görüyoruz. PoE II: Deadfire’ın en sevdiğim yanlarından biri de bu oldu. Verdiğim hiçbir puanın boşa gitmediğini hissettim. Ayrıca geri planda bıraktıklarımın da sonuçlarını somut olarak gördüm, hatta yer yer cezasını çektim bile diyebiliriz. Becerilerimizin yanı sıra bir de Skills adı altında yeteneklerimiz var ki onların oyuna etkisi çok daha yoğun olarak görülüyor. Hemen hemen her diyalogda, ilerlettiğimiz yeteneklerin sağladığı avantajları kullanma şansı sunuluyor. İşte bu yüzden harcadığım hiçbir puanın boşa gitmediğine birçok defa şahit oldum. Oyun, her bir puanın hakkını vermenizi sağlıyor. Örneğin, Arcana yeteneği 7 olan bir büyücüsünüz. Arcana yeteneği 6. seviyede olan bir karakterin sıradan bir obje sandığı kedi biblosunun, aslında büyülü olduğunu siz anlayabiliyorsunuz. Aradaki 1 puanlık fark dahi elle tutulur farklar yaratabiliyor, yeri geldiğinde olayların akışını tamamen değiştirebiliyor. Bu yüzden karakter yaratımı ve ileri aşamalardaki seviye atlama kısımlarında “Ya str’ye bas geç,” ve benzeri tutumlar sergileme gibi bir lüksünüz olmuyor, deyim yerindeyse taktiksel düşünmeniz ve oyunun ilerisini de göz önünde bulundurarak hesap yapmanız gerekiyor.

İlk Pillars of Eternity oyunundan aşina olduğumuz detaylı karakter yaratma bölümü detaylarından hiçbir şey kaybetmemiş, hatta yenileri eklenmiş. Karakterimizin ırkı, nereli olduğu, dış görünüşü gibi temel özelliklerini seçtikten sonra boş dururken vereceği poz gibi küçük detayları dahi belirleyebiliyoruz. Bu detay seviyesi benim çok hoşuma gitti. Karakter yaratma, oyunlarda en sevdiğim kısımlardan biridir ve güzel detaylar ile süslenmiş bir yaratım aşaması karakterinizi benimsemenize, hikayenin içine adım atmanıza büyük ölçüde önayak oluyor. Düşünün, kafası alevler içinde, Godlike olarak anılan bir ırktan olan karakterim ile kendimi özdeşleştirmeyi başarabildim. Pillars of Eternity II: Deadfire, ekranda gördüğünüz ana karakterin gerçekten de siz olduğu hissiyatını daha oyunun ilk aşamalarından oluşturmaya başlıyor ki bence bu, bir RPG oyunun en büyük kazanımlarından biridir.

Gelelim karakter yaratma aşamasında karşımıza çıkan en büyük yeniliğe. PoE II: Deadfire, oyuncuları Çoklu Sınıf seçimi, yani Multiclass seçeneği sunuyor. Tek bir sınıfa yoğunlaşabileceğiniz gibi iki sınıfın kombinasyonunu da yaratabiliyorsunuz. Oyun, deneyimsiz oyuncular için bu seçeneği önermiyor fakat PoE evrenine olan aşinalığım ve RPG oyunları konusundaki deneyimimi göz önünde bulundurarak, Multiclass’ın oyuna nasıl bir renk kattığını görmek adına Paladin olan karakterime ikinci sınıfı olarak Priest seçtim ve nur topu gibi bir Templar’ım oldu.

Oyunun ilerleyen aşamalarında gördüğüm kadarıyla Multiclass, tecrübesiz oyuncular için yetenek puanlarını dağınık harcama ve belli bir çizgide ilerleyemediği için sınıflarının sunduğu alanlardan hiçbirine tam olarak hakim olamama sorunu yaratabilir. Ama eğer ben bu işi yaparım diyorsanız Multiclass’ı denemelisiniz. Ben iki sınıf oynamaktan oldukça keyif aldım. Multiclass gerek karakterinize gerekse oyunun diyalog ve savaş mekaniklerine yeni bir sayfa açıyor. Ayrıca Multiclass sadece sizin için değil, parti üyeleriniz için de kullanılabilir.

Ee Savaşalım

Pillars of Eternity II: Deadfire, sıra tabanlı gerçek zamanlı savaş sistemi kullanıyor. RPG gazileri bu sisteme, Baldur’s Gate gibi klasiklerden aşinadır. Tecrübesiz olsanız dahi gerçek zamanlı savaş sisteminin göz korkutacak bir yanı yok. İlk savaşınızdan sonra sistemin pek çok mekaniğini kapmış oluyorsunuz. Savaşı istediğiniz anda durdurarak partinizin yapmasını istediğiniz hareketleri ayarlayabiliyorsunuz. Oyunu tekrar başlattığınızda da verdiğiniz emirler, karakterlerin savaş sıralamasına göre gerçekleşiyor. Oyunun savaş mekanikleri, taktik yapmak isteyen oyuncular için biçilmiş kaftan. Tabii ki taktik düşünmeyip bir an önce savaşı bitirip yolunuza bakmak istiyorsanız, bu da mümkün zira PoE II: Deadfire’ın savaş mekanikleri, ilk oyuna göre çok daha akıcı bir hal almış. İlk oyunda, savaş esnasında sık sık oyunu durdurup emir vermemiz gerekiyordu. Deadfire’da ise oyuna eklenen “speed-slider” sayesinde hiç durmadan savaşı gerçekleştirebiliyor, geleneksel yollarla işi halletmek isterseniz oyunu durdurup emirlerinizi verebiliyor ya da oyunu yavaşlatarak emirlerinizi gerçek zamanlı verebiliyorsunuz. Elbette ki her savaş oyun için hayati önem taşımadığından, bazı savaşları bir an önce bitirip hikayeye dönmek isteyebilirsiniz. Bu durumda da AI’a, otomatik emirler vererek savaşın hızlıca tamamlanmasını sağlayabilirsiniz.

İkinci bir nokta olarak belirtmek istediğim de AI’ın ilk oyuna göre neredeyse evrim geçirmiş olduğu. Karşımızdaki düşmanlarımız vurup vurup patlatmamız için konmuş kan torbaları olmaktan kurtulmuş. Sadece büyük boss savaşlarında değil, sıradan savaşlarda dahi düşmanlarımızın mantıklı bir düşünce zinciri üzerinden hareket ettiğini görmek mümkün. Bu da savaşlara organik bir katman eklemiş. Düşmanlarımızı, kahramanımız tatmin olsun diye tokatlıyormuş gibi değil de gerçekten savaşmamız gereken, bizlere karşı koyma yetkinliğine sahip gerçek bireyler olarak görmemiz sağlanmış. Artık düşmanlarımız yeteneklerini kullanabileceklerinin farkında ve bol bol da kullanıyorlar. Gelişmiş AI’ın getirdiği bir yeni güzellik de Retargeting sistemi olmuş. Büyü yapabilen karakterlerimiz, büyüyü yapma aşamasındayken hedeflerini değiştirebiliyor. Kalabalık savaşlarda büyünün hedefinin ölmesi ve büyünüzün boşa gitmemesi ya da savaşın gidişatına göre hedefin değişmesi gereken durumlar için harika bir özellik.

Ayrıca parti sayımız altı kişiden beş kişiye düşürülmüş. İlk başta bir kişinin eksikliğinin çok da bir fark yaratmayacağını ister istemez düşünüyorsunuz fakat yeri geldiğinde bu eksiklik kendini fazlasıyla hissettiriyor. Parti sayısının düşürülmesi, kompozisyona daha büyük bir önem kazandırmış. Partiye kimi alacağınız, kimin sizi gemide bekleyeceği (evet, gemi, yazının ilerleyen kısımlarında değineceğiz) daha kritik hale geliyor. Hangi rolün boş kalmasını göze alacaksınız ya da hangi karakter hangi rolü dolduracak, iyi bir hesap yapmanız gerekiyor. Elbette ki deneme-yanılma yöntemi ile bir süre sonra beş kişilik parti kompozisyonuna da hakim oluyorsunuz.

GEMİMİZ VAR

Oyunlarda çok heves ettiğim fakat çoğu zaman da hevesimin kursağında kaldığı bir mekanik de gemiciliktir. Pillars of Eternity II: Deadfire’ın en önemli yeniliklerinden biri de şüphesiz ki bir gemimiz olması. Sevgili gemim The Defiant, oyunlarda aradığım gemi deneyimini bana fazlasıyla yaşatmayı başardı. Gemimizin tek olayı denizde oradan oraya gidip sonra her şeyi yine karadan yürütmek değil. Tayfamızı yönetmemiz, morallerini yüksek tutmamız ve ihtiyaçlarını ihmal etmememiz gerekiyor – eğer ayaklanma ihtimalini dahi göze almak istemiyorsanız. Tayfanın mutluluğu ile kaynak yönetimi arasındaki dengeyi kurmak ilk başlarda biraz zorlasa da oyun gereken yerlerde oyuncuya yol gösteriyor. Eğer bu dengeyi kuramazsanız da tayfanız, beceriksiz kaptanlarına karşı ayaklanabiliyor. Bu, elbette ki kötü bir durum fakat gemiye canlılık ve gerçekçilik katan bir mekanik olduğunu da inkar edemem. Gerektiği zaman isyan etme becerisine sahip, oyuncuyu dünyanın içine çeken ve atmosferi yaşatan NPC’leri, kendilerine köle gibi davranılmasına ses çıkarmayan, boşlukları doldursunlar diye yapılmış olanlara her zaman tercih ederim.

Tabii ki gemimizin sağlıklı bir şekilde işlemesi için doldurulması gereken belli başlı görevler var. Yemeği kim yapacak? Yaralılara kim bakacak? Topçuluk görevini kimler becerebilir? Gemimize parayla alabildiğimiz ya da oyunda karşımıza çıkan özel durumlarda gemimize katabildiğimiz tayfalarımızın yatkın olduğu güçlü yanları olduğu gibi pek de becerikli olmadıkları alanlar da var. Bunu ayarlamak çok basit. Tayfanın küçük profilinde, hangi konularda yetenekli oldukları belirtiliyor. Becerilerine göre dağıtımı yapmak da kaptana, yani bize düşüyor. Basit olmasına rağmen gemiye canlılık hissiyatını katan önemli faktörlerden biri de bu özellik. Gemide gerçekten yaşam olduğunu, içeride gezerken işiyle meşgul tayfamızla karşılaştığımızda hissediyoruz.

Ayrıca gemi savaşlarının ardından, bizimle birlikte tayfamız da deneyim kazanıyor. Örnek vermek gerekirse; şu anki aşçınız pek de marifetli olmayabilir fakat uzun süre mutfakta kalıp gemide yaşanan çeşitli olayların ardından edindiği tecrübeler sayesinde birkaç aya kalmadan gayet becerikli bir aşçıya dönüşebilir.

Gelelim en merak edilen özelliklerden biri olan gemi savaşlarına. Pillars of Eternity II: Deadfire’ın gemi savaşları da normal savaşlar gibi sıra tabanlı. Bu sıralar, kaptanların emir vermesi ve tayfanın, emri ellerinden geldiğince yerine getirdikten sonra sonuçlarının gözlemlenmesi ile geçiyor. Emirlerimizi verirken bir yandan da gemimizin, gövde sağlığı ve yelken sağlığı olarak ikiye ayrılan sağlık seviyesini takip etmemiz gerekiyor. Sağlığımız azaldıkça elbette ki gemimizin yapabileceği manevralar da azılıyor.

Şimdi diyeceksiniz ki “İyi hoş da düşman gemiye şöyle ağız tadıyla kancalarımızı atıp bordalayamıyor muyuz?” Tabii ki yapabiliyoruz. Güvertede savaşın mekanik olarak klasik savaştan bir farkı yok. Farklı olan yanı, iki geminin tayfalarının da savaşa dahil olması. Hal böyle olunca da tayfanızın da yaralanma olasılığı doğuyor. Yaralı tayfaların bir an önce iyileştirilmesi gerekiyor yoksa yaraları ilerledikçe, ciddi moral düşüşlerine sebep olabiliyorlar ki bu durumda onları suçlamak pek mümkün değil. Tayfaların da savaşlara dahil olması, muazzam sahneleri ortaya çıkarabiliyor ve kılıç sesleri ile küfürleşen tayfaların bağırtıları arasında kendinizi gerçekten destansı bir güverte savaşının içinde hissediyorsunuz. Güverte savaşında, düşman gemiyi batırarak elde edebileceğinizden çok daha fazla ganimet ve deneyim elde ediyorsunuz fakat ince görmekte, riski iyi hesaplamakta fayda var zira güverte savaşına bir kez girdiniz mi kaçış yok!

Gemimizin görünümünü kendi zevkimize göre düzenlememiz ve çeşitli yükseltmeler yapmamız da mümkün. Bu değişikliklerin bir kısmı sadece kozmetikken bir kısmı da gemimizin performansını arttıracak önemli özellikler taşıyabiliyor. Bu yüzden uğradığınız limanlardaki tersaneleri es geçmeyin derim.

Biraz da Rol Yapalım

Şimdi gelelim, Pillars of Eternity II: Deadfire’ın, incelememiz gereken en önemli özelliğine. Pillars of Eternity’de rol yapma ögeleri kararındaydı fakat diyalogların tamamen seslendirilmemiş olması ve ana hikayeden bağımsız gelişen olayların sadece aralara serpiştirilmesi oyuncuya yer yer eksik hissettirebiliyordu. PoE II: Deadfire’da bu açık tamamıyla kapatılmış. Diyalogların hepsi seslendirilmiş ve ilk oyunun aksine, seslendirme sanatçılarının rollerini daha gerçekçi ve içten canlandırdıkları her bir sözcükte belli oluyor. Ayrıca Eota’nın canlılığı, Deadfire’da kesinlikle daha başarılı vurgulanmış. Tekinsiz bir mahallede geziniyorsanız ara sokaklarda yolunuza mutlaka en az bir yankesici çıkıyor. Watcher gibi önemli bir figür ile pek çok kişi iletişime geçmek istiyor ve bunu da kendi karakterlerine has yollarla başarıyorlar. Tek tip sokaklar, tek tip NPC’ler ile karşılaşmıyoruz. Oyun açık dünya olmasa da çeşitlilik kesinlikle açık dünya hissiyatını veriyor. En az bir FRP oyunundaymışsınız kadar rol yaptığınızı hissediyorsunuz. Hatta FRP oynayacak ekibi olmayan oyuncular için PoE II: Deadfire bir nimet. Şüphesiz ki bunda, seslendirme ekibinde Critical Role’dan isimlerin olması da büyük rol oynuyor. Seslendirme çalışmalarında kalitenin yükseltilmesi, oyun yazarlarının ortaya koyduğu muazzam işin hakkının verilmesi adına önemli bir kapı aralamış.

Ayrıca diyalog ağacı da oldukça zenginleştirilmiş ki bu da bir RPG oyununa rol ögesini katacak en büyük faktörlerden biri. Oyunun toplam 90 dakika eden ve Obsidian Entertainment’ın Ses Yönetmeni Justin E. Bell tarafından bestelenmiş mükemmel müzikleri bana kalırsa oyuncuyu, oyununun içine çeken ve atmosferi solumasını sağlayan en büyük etkenlerden biri. Ayrıca Tasarım Yönetmeni Josh Sawyver ve Assassin’s Creed: Black Flag’ten tanıdığımız Nils Brown’un, oyunun dünyası Eota’ya uyarladığı 30 dakikalık denizci şarkılarının deniz yolculuklarımız esnasında yarattığı keyfi ise her RPG-severin deneyimlemesi gerektiğini düşünüyorum.

Bunun yanı sıra, partimize katılabilen yoldaşlarımız da çok daha derinlik sahibi çok yönlü hale getirilmiş. Yanımızda gezen konuşabilen maketler olmaktan kurtulmuşlar. Tip yerine gerçek birer karakter olmuşlar. Bu gelişme de parti içerisinde canlı bir etkileşimi doğurmuş. Parti üyelerimiz, bize bir ilah gözü ile bakan takipçiler değil de bizi takip etmek için kendi sebepleri ve dünyaya karşı kendi görüşleri olan bireyler haline gelmişler. Bunun en büyük göstergesi de sadece sizinle ilişki seviyelerinin değil, diğer parti üyeleri de ilişki seviyelerinin olması ve birbirlerinin karakter özelliklerine göre bu ilişkilerin şekillenmesi.

Yoldaşlarımız ile ilişkilerimizi artık daha anlamlı ve derin boyutlara da taşıyabiliyoruz. İlla romantik bir ilişki olmasına gerek yok fakat sevenleri için bu da mümkün. Bioware tadında aşk sahneleri bekleyenler ne yazık ki hayal kırıklığına uğrayacak fakat hangi yönde bir ilişki kurarsanız kurun diyaloglar anlamlı, derin ve içten hissettiriyor, hiçbir yapaylık hissiyatı oluşmuyor.

Hiç mi Sorun Yok?

Var elbette. Objelerle etkileşime geçmek istediğinizde küçük fakat sinir bozucu buglar ile karşılaşmanız mümkün. Bunun yanında, diyalog seslendirmelerinde yer yer kaymalar olabiliyor. Ayrıca partinizde belirli isimler varsa herhangi bir engel olmamasına rağmen bazı görevleri yapamıyorsunuz. Bazı başarımlar ise şartlarını yerine getirmediğiniz halde açılabiliyor. Neyse ki Obsidian Entertainment tüm bu sorunların üzerinde aktif olarak çalışıyor ve bana inceleme sürümü ulaşan oyunun piyasa sürümünde bu sorunların pek çoğunun ortadan kalkmış olacağını düşünüyorum.

Başka Başka Neler Var?

Grafiklerin büyük yol kat ettiğinden bahsetmezsem oyuna haksızlık etmiş olurum. 2D ve 3D entegrasyonunun başarıyla hakkından gelen Obsidian, oyun içi grafikleri de büyük ölçüde elden geçirmiş. İzometrik bir oyun olmasına rağmen kullanılan detay seviyesi ve oluşturduğu estetik kompozisyon ile Pillars of Eternity II: Deadfire, gerçekten de göz dolduruyor. Grafikler o kadar gelişmiş ki göz bebeğim Aloth artık baliciye değil, gerçek bir elfe benziyor!

Onun sanat çizgisi de bir hayli gelişmiş. Basit bir şehir haritasının çizimi dahi oyuncuyu kendine çekmeyi başarıyor. Karakter portreleri, şehir tasarımları da bu sanat çizgisine uydurulmuş ve PoE II: Deadfire bir RPG harikası olmasının yanı sıra bir de görsel şölene dönüşmüş.

Hikayeye geldiğimizde ise övmeye nereden başlasam bilemiyorum. PoE II: Deadfire, ilk oyundaki hikayeyi destansı boyutlara ulaştırmış. Küçük yan görevlerden ana hikayeye kadar tüm yazımlar son derece başarılı ve oyuncuda büyük bir tatmin hissi oluşturuyor. Yeri geldiğinde içiniz parçalanıyor, yeri geldiğinde bir ölümlünün hayal dahi etmemesi gereken sahnelere tanıklık ediyorsunuz fakat bunlar olurken hiçbir zaman bilgisayar ekranında bir sahne izliyormuş gibi hissetmiyorsunuz. Hikaye, bilgisayarı başındaki oyuncuyu da bir parçası haline getiriyor.

PoE’nin halihazırda zengin olan dünyası daha da zenginleştirilmiş. Hangi köşeye elinizi atsanız bir detay yakalıyorsunuz. Açık dünya olmayan bir oyuna böylesine bir canlılık hissi vermenin yolu da buradan geçiyor. Mekanlar, sadece oyuncunun işine yarayacak objelerden oluşmuyor. Gittikleri yerlerde, Watcher ve ekibi dışında da akıp giden bir hayat olduğunu görüyoruz.

Pillars of Eternity II: Deadfire, özellikle RPG-severlerin 2018 cevherlerinden biri, oyun kütüphanelerinin incilerinden olacak muazzamlıkta bir oyun. Eğer bilgisayar oyunları ile içli dışlıysanız ki incelemenin sonuna kadar gelmenizden öyle olduğunuzu tahmin ediyorum, PoE II: Deadfire’ı kesinlikle kaçırmamalısınız. Rahatlıkla diyebilirim ki PoE II: Deadfire, son yılların gördüğü en başarılı RPG oyunlarından biri. 8 Mayıs itibari ile oyuncular ile buluşan oyunun, 2018 içerisinde 3 tane de genişleme paketi çıkacak.

Pillars of Eternity II: Deadfire’ı oynayın, oynattırın, ortamlarda övün. Kendinizi bu deneyimden mahrum bırakmayın zira öyle görünüyor ki kendi kulvarında daha iyisi yapılana kadar en iyisi Pillars of Eternity II: Deadfire.

Pet Sematary, Stephen King'in En Korkunç Filmi Olacakmış
Marvel, Black Widow Filmi İçin 65'ten Fazla Yönetmenle Görüştü